AKEVLER KUR'AN MEÂLİ
Süleyman Karagülle
4526 Okunma
TEBBET SURESİ MEALİ

 

111 - TEBBET SURESİ

 

Rahman Rahim Allah’ın ismine

 

Tebab : Tebab, pişirilmiş et parçaları demektir. “Te” ve “Ke” mahreçleri birbirine yakın süreksiz yumuşak harflerdir. Arapça’da aralarında başka harf yoktur. “Sen” anlamına gelen te ve ke Arapça’da kullanılmaktadır. Tebbe kelimesi “elin çolaklaşması, işe yaramaz hale gelmesi” anlamına gelir. İslam düzeni kurulmadan evvel fitne ehli, zür ehli faaliyette iken doğru ve iyi kimseler sinmiş durumdaydı. İslam düzeni gelince onlar yok olmadılar. Ama iş yapamaz hale geldiler. Kur’an İslam düzeninin gelmesini öğrettikten ve bunlar başarıldıktan sonra fetih gerçekleşmiştir. Bunun müjdesi Nasr Suresi’nde verilmiştir. Bu sure de onun devamıdır. “İza” tekrar edilmemiştir. Ama “izen”, “o zaman” demektir, artık fitne ehlinin etkisiz hale geldiğini veya geleceğini ifade etmiş olmaktadır.

 

Yed : El ve kol demektir. İnsanı hayvanlardan ayıran özelliklerin başında elini sanat için ve yazmak için kullanabilmesidir. Bu tür işlerde yetenekler iki el ile ifade edilir. İki elin de, çolaklaşmış olduğunu ifade ederek artık iş yapamaz hale geldiklerini veya geleceklerini ifade etmektedir.                                       

 

Ebv : Oluşmaya sebep olan kimselere veya hayvanlara baba denmektedir.

 

Leheb : Alev demektir. Toplumun içine fitne sokup tansiyonunu yükseltmek leheb kelimesi ile ifade edilmiştir. Bir takım asılsız haberleri uydurup yaymak, büyütmek, değiştirmek suretiyle halkı kışkırtmak, alevlendirmek olarak geçmektedir. Türkçe’de “yangına körükle gitmek” tabiri böyledir. Düzenin olmadığı ve hukukun bulunmadığı topluluklarda herkes kendi hakkını kendisi korumak zorunda kalır. Söylenen her söze kulak vermek ve değerlendirmek zorunluluğu vardır. Bu da ister istemez topluluğu alevler içine atar. “Leheb” burada belirsizdir. Dolayısıyla “Ebi” kelimesi de belirsizdir. Bu kelime ile belli bir kişi kastedilmez, genel olarak bu tür fiilleri yapan kimseler kastedilir.

 

Ve tebbe : Kendisi de çolaklaştı, anlamına gelir. Yani artık bir iş yapıp kimseyi kışkırtamaz hale geldi, demektir. Bir toplulukta o topluğun inandığı, doğruları söyleyen birileri bulunursa halk, ortaya çıkan söylentileri onların yorumları ile değerlendirir ve bu tür kimselere inanmaz. İşte İslam düzeni kötülerin bulunmadığı değil, kötülerin itibar görmediği bir düzendir.

 

Ma : Olumsuzluk edatıdır. Geçmişteki olumsuzluğu ifade eder. Süreklilik şartı yoktur.

 

Ğaniy : Ğanem, koyun sürüsü demektir. Ğanimet kelimesi buradan gelir. Sonra “m” harfi “y” harfine dönüşmüş ve zenginlik anlamı kazanmıştır. Kurtarmak, savmak anlamında if’al babı kullanılır. Kelime olarak “zengin etti” manasınadır. Ama kullanışta “savdı, kurtardı” anlamlarına gelir.  

 

An hu : Harfi cerdir. “Ala” karşılığı fiilin başlangıcı için kullanılır. Fiilin isme etkisi vardır. “Eğna anhu” dersek kişide değişiklik yapmış olur, yani kişiyi kurtarmış olur. O zamiri Ebi Leheb’e gider.

 

Meyl, hu : Eyik ağaç anlamındadır. Yönelmek anlamında “meyl etmek” yani insanın o tarafa içini meyletmesi şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. “Mal” da insanların değer verdiği şeylerdir. Bu değer işe yaraması yanında az olması sebebiyle de doğmuş olabilir. Mal piyasada değeri olan eşyadır. Buradaki zamir yine Ebi Leheb’e gitmektedir.

 

Ve ma : Buradaki “ve”, “ma”yı “mal”a bağlamaktadır. “Ellezi” anlamındadır. Fiil belli fail belli değildir. Yahut fiil belli meful belli değildir.

 

Kesb :Küsbe, küme, yığın demektir. İnsanlar kazandıkları malları ve değerleri bir yerde yığarlar. Bu faaliyete Türkçe’de “kazanma” denir. “Kesbettiği  şeyler” anlamındadır. “Yaptıkları” anlamında genişlemiştir. Bugün dünya sermaye sahiplerinin ortaya attığı fesat ve fitne ile kaynamaktadır. İlaç fabrikaları ilaçları ile insanları zehirlemektedirler. Silah fabrikaları bombalarıyla dünyayı ateşe vermektedirler. İşte bunlar dünyanın bugün cahiliye dönemi yaşadığını gösterir. Cahiliye demek, hukuk düzeninin olmadığı, mahkemelerin kuvvetliyi ve zengini koruduğu ve avukatların sömürdüğü bir dünyadır. İslam düzeni geldiği zaman düzenin gereği olarak bütün bunlar çolaklaşacak, sinecek ve yeryüzü adaletle dolacaktır.

 

Sin : “Sin”, fiili muzarinin başına gelen bir harftir. Arapça’da gelecek zaman sığası yoktur. Fiili muzarinin başına “sin” gelirse yakın gelecek zamana dönüşür. Uzak gelecek için “sevfe” kullanılır. Burada “yakında ateşe ulaşacaktır” ifadesi ile “cehenneme gidecektir” anlamını verebiliriz veya “dünyada ateşe düşecektir” anlamı çıkar. Sevfe demeyip de s  demesiyle dünyaya işaret etmektedir. Kendisi aleve düşecek diyor. Böylece Türkçe’deki “kendi kazdığı kuyuya kendisi düşecek”, sözüne bir işarettir. Tebbet kelimesinde mazi kullanılmış, burada ise gelecek sigası kullanılmıştır. İktidardan düşenler artık aranmaz olurlar ve yaptıklarının acılarını duymaya başlarlar.

 

Sıliy : Sıliye, çölde Arapların güneşte et pişirdikleri taşın adıdır. Sonra pişirmek mastarına dönüşmüştür. “Ateşte pişecektir” denmektedir. Terbiye olacaktır, anlamındadır. Salat kelimesi de buradan gelmektedir. Cehennem dünyada terbiye olmayan insanları ahirette terbiye etmek için vardır. Zaten cehennem de fırın demektir.  

 

Nar : Ateş demektir. Nur da bu kökten türemiştir.

 

Zate : Zate dişidir. Bir isim başka bir ismin özelliğini taşıyorsa o ismin başına gelir. “Zil kurba” yakınlığı olan demektir. Karib yakın demektir. Karib devamlı yakınlığı olan kimse için kullanılır. Zil kurba ise o anda yakınlığı olan kimse için kullanılır. Burada “alevli ateşe” şeklinde kullanılmıştır. Kendisi alev saçmış olduğundan o da alevli ateşin içinde kendisini bulacaktır. Rüşvet verenler önce yararlanmış olurlar. Ama düzen bozulduğunda artık o kimseler rüşvet verme gücünü de bulamazlar ve bozdukları düzen içinde boğulurlar. Meşru hareket etmeyenlerin ortaya çıkardıkları durum sonunda kendi aleyhlerine döner. Tüm topluluk batar, ondan sonra yeni düzen kurulur. Peygamberler mevcut düzeni batırmazlar, batmış olan düzen üzerine yeni düzen kurarlar. Peygamberlerin varisi olan alimler de böyle yapmalıdırlar. Düzenin batmakta olduğunu gördüklerinde hazırlıklarını yaparak batınca el koyarlar.  

 

Ve : Buradaki vav, “imre etuhu” kelimesini Ebu Leheb’e bağlamaktadır. Ebu Leheb mecaz olduğuna göre bundan sonra gelen “imre etuhu” kelimesi de mecaz olmalıdır. Böylece sosyal olaylar da biyolojik aile olaylarına benzetilmiş olur. Yukarıdaki Ebu Leheb’in erkek olma şartı yoktur. O fiili yapan kadın da olabilir. Burada da “imree” fonksiyon olarak erkek olabilir. Bu sebepledir ki, mecaz ifadelerde hakiki mana ortadan kalkar.  

 

Mer’e : Mer’, “merve”den dönüşmüştür. Sert taş demektir. İnsanın kişiliğine işaret etmek için istiare edilmiştir. Mer’e kadın kişi demektir. Merve ve mer’e çocukları da içine alır. Ama recul sadece savaşçı erkekler için kullanılır. Mer’etuhu eşi demektir, mer’uha da eşi demektir. Burada Ebu Leheb’in eşi olarak zikredilmiştir. Ebu Leheb burada kafir birisi olarak takdim edilmektedir. Ona “eşi” diyor. Fıkıhçılar bu ifade ile müslüman olmayanların evliliklerinin sahih olduğunu, karı koca hukukunun doğduğunu, nesebin ve diğer aile hukukunun geçerli olduğunu, müslüman olduklarında yeniden nikah yapmalarına gerek kalmadığını ve din farkının aile hukukunu nesh etmediğini bu ayetin ifadesi ile istidlal etmişlerdir. Kadın müslüman olsa veya erkek müslüman olsa Şafii’ye göre boşanma meydana gelir. Çünkü mü’minle müşrik bir arada olmaz. Ebu Hanife birinin müslüman olması ile nikah sona ermez, diğerine teklif edilir, kabul etmezse kabul etmediği tarihte nikah fesh olur.

 

Haml : Yük demektir. Eşeklere yüklenen yüktür. Vizr de yüklemektir ama insanların sırtına aldıkları yüktür. Daha çok sorumluluk yükü anlamına gelir. Haml daha çok maddi yüktür. Hammal, mubalağa ismi faildir ve imre’nin sıfatıdır. Hetabe izafe edildiği için de marifedir. Ama bu marifelik lafzi marifeliktir. Çünkü “vemreetuhu”daki zamir nekreye gitmektedir.

 

Hatab : Odun demektir. Fitnenin kaynağına mecazdır. Gizli haber alma teşkilatları daha çok kadınları kullanarak haber toplarlar. Sonra o haberleri değerlendirerek fitne çıkarırlar ve o fitne ile topluluklarını çökertirler. Bu sebepledir ki, İslamiyet’te gizli haber alma teşkilatı yoktur. Çünkü, Kur’an “Vela tecessesü” demektedir. Askeri hukukta ise durum farklıdır. İslamiyet’te herkes duyduğu önemli haberi yaymadan ve başkalarına anlatmadan başkana anlatır. Böylece bütün halk haber alma teşkilatının doğal üyesidir. Başkan da bu haberleri kurduğu bir hey’ete vererek değerlendirir. O heyet doğrudan doğruya istihbarat yapamaz. Bu heyet Genelkurmay’dır.

 

Fi : Zarf harfi ceridir. Olayın içinde cereyan ettiği yer ve zamandır. Yerin ve zamanın tamamını kaplaması gerekmez.

 

Ceyd : Omuzla boğaz arasındaki boyun demektir. Hamallar sardıkları ipi bir omuzlarına atarak öbür kısmını koltuk altlarından geçirerek gezerlerdi. Bu onların iş aradığını gösterirdi. Ajanlar, dedikoduları bulup toplamak için insanların arasında dolaşırlar. Kendilerini de belli ederler. Gizli haber merkezine haber ulaştırmak isteyenler onları tanıdıklarından haberlerini çaktırmadan verirler.

 

Min : Cinsin açıklanması içindir. İpin neden yapıldığını anlatmaktadır. Ağaç kabuğundan alınan lifler veya hurma dallarından alınan lifler bükülerek ip haline getirilir. Değişik kaynaklardan toplanan haberler birbirlerine bağlanarak ip haline getirilir.

 

Mesed : İp yapımında kullanılan lif demektir.

 

Ebi Lehebin yedleri tebbetti, kendisi de tebbetti. Ne malı ne de kesbettikleri ondan iğna etti. Yakında lehebli bir nara sıliy edecek. Mesedden bir habl ciydinde iken hatebin hammalı imreesi de.

 

Alev babasının elleri çolaklaştı, kendisi de çolak oldu. Ne varı ne de yaptıkları onu kurtardı. Yakında alevli bir ateşte pişecek. Boynunda liften bir iple odun taşıyan eşi de.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


AKEVLER KUR'AN MEÂLİ
1-FATİHA SURESİ-1-
7000 Okunma
2-bakara suresi-meal yok-tefsirden çıkıyor
4856 Okunma
3-ali imran-meal yok-tefsirden çıkacak
2443 Okunma
4-nisa suresi-meal yok-tefsirden çıkacak
3508 Okunma
5-maide suresi-meal yok-tefsirden çıkacak
2962 Okunma
6-enam suresi-meal yok-tefsir yok-123teberrük
3356 Okunma
7-araf suresi-meal yok-tefsirden çıkacak
2540 Okunma
8-ENFAL SURESİ-MEAL YOK-TEFSİRDEN ÇIKACAK
2504 Okunma
9-TEVBE SURESİ-MEAL YOK-TEFSİR YOK- TEBERRÜK
2973 Okunma
10-YUNUS SURESİ-MEAL YOK-TEFSİR YOK-TEBERRÜK
2497 Okunma
11-HUD SURESİ-MEAL YOK-TEFSİR YOK-TEBERRÜK
2732 Okunma
12-YUSUF SURESİ-MEAL YOK-TEFSİRDEN ÇIKACAK
2847 Okunma
13-rad suresi meali
3274 Okunma
14-İBRAHİM SURESİ MEALİ
2794 Okunma
15-hicr suresi meali
3242 Okunma
16-nahl suresi meali
4265 Okunma
17-İSRA SURESİ MEALİ
3928 Okunma
18-KEHF SURESİ MEALİ
3840 Okunma
19-meryem suresi- meal yok-tefsir yok-teberrük
2607 Okunma
20-taha suresi meali
4176 Okunma
21-ENBİYA SURESİ MEALİ
3753 Okunma
22-hacc suresi meali
3266 Okunma
23-MÜ'MİN'UN SURESİ MEALİ
3358 Okunma
24-nur suresi meali
3753 Okunma
25-furkan suresi meali
3138 Okunma
26-ŞUARA SURESİ MEALİ
3592 Okunma
27-neml suresi meali
3869 Okunma
28-kasas suresi meali
3285 Okunma
29-ankebut suresi meali
3488 Okunma
30-rum suresi meali
3141 Okunma
31-LOKMAN SURESİ MEALİ
3157 Okunma
32-SECDE SURESİ MEALİ
2784 Okunma
33-AHZAB SURESİ MEALİ
3164 Okunma
34-SEBE SURESİ MEALİ
3654 Okunma
35-FATIR SURESİ MEALİ
3257 Okunma
36-YASİN SURESİ MEALİ
4398 Okunma
37-SAFFAT SURESİ MEALİ
4350 Okunma
38-SAD SURESİ MEALİ
3603 Okunma
39-ZÜMER SURESİ meal tefsir yok TEBERRÜK
3851 Okunma
40-MÜ'MİN SURESİ MEAL TEFSİR YOK teberrük
3338 Okunma
41-fussilet suresi meali
3217 Okunma
42-şura suresi meali
2783 Okunma
43-zuhruf suresi meali
3339 Okunma
44-DUHAN SURESİ MEALİ
3339 Okunma
45-CASİYE SURESİ MEALİ
2548 Okunma
46-AHKAF SURESİ MEALİ
3039 Okunma
47-MUHAMMED SURESİ MEALİ
2887 Okunma
48-FETİH SURESİ MEALİ
3180 Okunma
49-HUCURAT SURESİ MEALİ
3365 Okunma
50-KAF SURESİ MEALİ
3675 Okunma
51-ZARİYAT SURESİ MEALİ
3435 Okunma
52-TUR SURESİ TEFSİR MEAL YOK teberrük
2709 Okunma
53-necm suresi tefsir ve meal yok teberrük
2691 Okunma
54-KAMER SURESİ TEFSİ MEAL YOK teberrük
3550 Okunma
55-RAHMAN SURESİ MEALİ
4111 Okunma
56-VAKIA SURESİ MEALİ
4007 Okunma
57-HADİD SURESİ MEALİ
3176 Okunma
58-MÜCADELE SURESİ MEALİ
2987 Okunma
59-HAŞR SURESİ MEALİ
3006 Okunma
60-MÜMTEHİNE SURESİ MEALİ
2520 Okunma
61-SAF SURESİ MEALİ
2748 Okunma
62-CUMA SURESİ MEALİ
3013 Okunma
63-MÜNAFİKUN SURESİ MEALİ
2677 Okunma
64-TEGABUN SURESİ MEALİ
2808 Okunma
65-TALAK SURESİ MEALİ
2896 Okunma
66-TAHRİM SURESİ MEALİ
2911 Okunma
67-MÜLK SURESİ MEALİ
3495 Okunma
68-KALEM suresi MEALi
3675 Okunma
69-HAKKA SURESİ MEALİ
3231 Okunma
70-MEARİC SURESİ MEALİ
3149 Okunma
71-NUH SURESİ MEALİ
3000 Okunma
72-CİN SURESİ MEALİ
3678 Okunma
73-MÜZZEMMİL SURESİ MEALİ
3946 Okunma
74-MÜDDESSİR SURESİ MEALİ
4007 Okunma
75-KIYAMET SURESİ MEALİ
3173 Okunma
76-İNSAN SURESİ MEALİ
3809 Okunma
77-MÜRSELAT SURESİ MEALİ
2906 Okunma
78-NEBE SURESİ MEALİ
3552 Okunma
79-NAZİAT SURESİ MEALİ
3206 Okunma
80-ABESE SURESİ MEALİ
3449 Okunma
81-TEKVİR SURESİ MEALİ
3243 Okunma
82-İNFİTAR SURESİ MEALİ
3099 Okunma
83-MUTAFFİFİN SURESİ MEALİ
3601 Okunma
84-İNŞİKAK SURESİ MEALİ
2952 Okunma
85-BÜRUC SURESİ MEALİ
2568 Okunma
86-TARIK SURESİ MEALİ
2983 Okunma
87-A'LA SURESİ MEALİ
3357 Okunma
88-ĞAŞİYE SURESİ MEALİ
3325 Okunma
89-FECR SURESİ MEALİ
3281 Okunma
90-BELED SURESİ MEALİ
2889 Okunma
91-ŞEMS SURESİ MEALİ
3617 Okunma
92-LEYL SURESİ MEALİ
3512 Okunma
93-DUHA SURESİ MEALİ
3015 Okunma
94-İNŞİRAH SURESİ MEALİ
3297 Okunma
95-TİN SURESİ MEALİ
3589 Okunma
96-A'LAK SURESİ MEALİ
3898 Okunma
97-KADR SURESİ MEALİ
3947 Okunma
98-BEYYİNE SURESİ MEALİ
3310 Okunma
99-ZİLZAL SURES MEAL TEFSİRYOK teberrük
2265 Okunma
100-adiyat suresi meali
2839 Okunma
101-karia suresi meali
3719 Okunma
102-TEKASÜR SURESİ MEALİ
3864 Okunma
103-ASR SURESİ MEALİ
2976 Okunma
104-HÜMEZE SURESİ MEALİ
3780 Okunma
105-FİL SURESİ MEALİ
4939 Okunma
106-KUREYŞ SURESİ MEALİ
2985 Okunma
107-MAUN SURESİ MEALİ
3321 Okunma
108-KEVSER SURESİ MEALİ
5399 Okunma
109-KAFİRUN SURESİ MEALİ
3356 Okunma
110-NASR SURESİ MEALİ
3833 Okunma
111-TEBBET SURESİ MEALİ
4526 Okunma
112-İHLAS SURESİ MEALİ
3600 Okunma
113-FELAK SURESİ MEALİ
2900 Okunma
114-NAS SURESİ MEALİ
3187 Okunma
115-KURAN KÖK HARFLER LÜGATI-LATİN HARFLERİYLE
43720 Okunma

© 2026 - Akevler