Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1182
Ankebut Suresi Tefsiri 56. Ayet
10.09.2022
79 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 52. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَاعِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ (56)

Ey iman eden kullarım, kesinlikle yerim geniştir bundan dolayı bana, ibadet edin bana. (56)

 

يَا: “Ey” demektir. Nida edatıdır. Nida varsa münada da vardır.

Bir konuşmaya başlamadan önce nidâ harfleri kullanılarak konuşulmak istenen kimseye nida edilen anlamında münâdâ (الْمُنَادَى) denir. Münâdânın önüne getirilen harflere ise nidâ harfleri (أَحْرُفُ النِّدَاءِ) denir. Arapçada kullanılan yedi nida harfi olmasına rağmen Kuran’daki tek nida harfi يَا dır.

عِبَادَ: “Kullar” demektir. Tekili عَبْد dır. عبد kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan عِبَادَةٌ mastarı birisinin varlığını ve gücünü kabul edip onun için çalışmak manasındadır. Bu mastar manasından عَبْد “kul” anlamında isimdir.

ي: “Ben” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. Mütekellim ya’sı olarak isimlendirilir. Nida eden Allah olduğu için buradaki “Ben” Allah’tır.

عِبَادِيَ: “Kullarım” demektir. Burada aslında عِبَادَ kelimesinin sonundaki fetha mütekellim ya’sı nedeniyle kesreye dönüşmüştür.

عِبَادَ + ي

عِبَادِي

Mütekellim ya’sının üstündeki fetha (عِبَادِيَ) ise kendisinden sonra gelen الَّذِينَ nin ilk harfi olan hemze-i vaslın harekesiz olması nedeniyle okuma kolaylığı içindir.

الَّذِينَ: “Kimseler” demektir. Eril çoğul has ism-i mevsuldür.

آمَنُوا: “İman ettiler, güvendiler” demektir. Üçüncü şahıs eril çoğul mazi fiildir. İçindeki merfu muttasıl zamir olan cem vâvı (آمَنُوا) fiilin fâilidir ve has ism-i mevsulün aid zamiridir.

الَّذِينَ آمَنُوا: “İman edenler” demektir. عِبَادِيَ nin sıfatıdır. Has ism-i mevsulle geldiği için iman edenler de bellidir, iman ediş şekilleri de bellidir. Bu nedenle bir amel üzerine organize olmuş topluluklar has ism-i mevsulle ifade edilirler. آمَنُوا mazi fiil olduğu için iman organizasyonu oluşmuş ve yerleşiktir.

عِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا: “İman eden kullarım” demektir. Nida edilendir yani münadadır.

يَاعِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا: “Ey iman eden kullarım” demektir. Nida cümlesidir. Nida cümlesinden sonra ise nida edilene söylenen cümle gelir.

إِنَّ: “Kesinlikle” demektir. Huruf-u müşebbehe bi-l fiildendir. Te’kîd için gelir.

أَرْضَ: “Yer” demektir. ءرض kökünden gelmiştir. Dördüncü bâbdan أَرَضٌ mastarı bir mekânın bereketli, verimli olması, hayrının çok olması ve yerleşme ve ikamet için uygun olması manasındadır. Bu mastar manasından yerleşme için uygun olan manasında أَرْضٌ “yer” anlamındadır. “Yeryüzü” manasına da gelir. Yerleşme için uygun olan her yer arzdır. Ay’a yerleşirsiniz, orası arz olur. Mars’a yerleşirsiniz, orası arz olur. Uzay istasyonuna yerleşirsiniz, orası arz olur. Arzı yerküre olarak sınırlandırmak yanlıştır. Yerküre içindeki herhangi bir alan da arzdır. Türkçeye geçen arsa ve arazi kelimeleri, İngilizcedeki earth kelimesi buradan gelmektedir.

ي: “Ben” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. Mütekellim ya’sıdır. Allah’ı işaret etmektedir.

أَرْضِي: “Yerim” demektir. Allah’ın yeridir.

وَاسِعَةٌ: “Geniş olan” demektir. Dişil tekil ism-i fâildir. أَرْضَ dişil olduğu için onunla uyumlu olarak bu da dişildir. وسع kökünden gelmiştir. Dördüncü bâbdan سَعَةٌ mastarı bir mekânın hacminin veya bir kimsenin gücünün rahatlık, ferahlık için yeterli olması manasındadır. Bir mekânın hacminin gerekli olandan fazla olarak yeterli olması, bir malın miktarının gerekli olandan fazla olması, bir kimsenin kuvvetinin gerekli olandan fazla olması demektir.

إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ: “Kesinlikle benim yerim geniştir” demektir.

فَ: İsti’nafiyye edatıdır. Buna Fâ-u isti’nâfiye (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ) denir. Cümle başında bulunur. Kendisinden önce inşa cümlesi (emir, nehiy, istifhâm), sonrasında haber cümlesi olursa veya öncesinde haber cümlesi sonrasında inşa cümlesi olursa bu durumlarda atıf harfi olamayan bu harf isti’nâfiye edatı olur. Kendisinden sonraki cümle yeni cümle olacağından bu edata isti’nâfiye (başlangıç) edatı denir. İsim cümlesi fiil cümlesine (tersi de geçerli) anlamsal yakınlık olursa atfolunabilir. Anlamsal yakınlık yoksa aradaki fâ isti’nâfiye edatıdır. Fiil cümleleri arasında zaman yönünden uyum olmasına rağmen manasal olarak takip ve tertip ifade etmiyorsa bu durumda da isti’nâfiye edatıdır.

Arkasından öncesindeki cümle ile i’râb yönünden ilişkisi olmayan yeni bir cümle başlatır. İ’râbsal ilişki olmamasına rağmen öncekisindeki cümle ile sonrasındaki cümle arasında anlamsal irtibat vardır. Bu irtibata göre fâ-u isti’nâfiye şu şekilde sınıflandırlır:

  1. Fâ-u ta’liliyye
  2. Fâ-u tafsiliyye
  3. Netice Fâsı
  4. İrtibat Fâsı

1.Sebepsel ilişki için gelen isti’nâf fâsı (Fâ-u ta’liliyye) (الفَاءُ التَّعْلِيلِيَّةُ): Öncesi ile sonrasında sebep sonuç ilişkisi vardır. Öncesi sonrasının sebebidir. Türkçeye çevrilirken “bundan dolayı”, “bu sebeple” şeklinde çevrilmelidir.

آمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ

Fiil cümlesi

Fâ-u isti’nâfiye

Fiil cümlesi

مَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ

فَ

آمَنُوا

Onları bir süreye kadar metalandırdık

Bu sebeple

İman ettiler

İman ettiler. Bu sebeple onları bir süreye kadar metalandırdık

Burada fâ harfi iki mazi fiil cümlesi arasında gelmiştir. Ancak manasal olarak tertip ve takip ifade etmemektedir. Bu nedenle isti’nâf fâsıdır. Fâ-u ta’liliyyedir. Onların bir süreye kadar metalandırılma sebebi iman etmeleridir.

2.Açıklama için gelen isti’nâf fâsı (Fâ-u tafsiliyye) (الفَاءُ التَّفْصِيِلِيَّةُ أَوِ التَّفْسِيرِيَّةُ): Öncesindeki cümle kapalı, tam olarak anlaşılmayan bir cümledir (Mücmel bir ifade). Sonrasındaki cümle ise mücmeli açıklayan, kapalılığı gideren bir cümledir (Mufassal bir ifade).

نَادَى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابْنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنْتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ

Fiil cümlesi

Fâ-u isti’nâfiye

Fiil cümlesi

قَالَ رَبِّ إِنَّ ابْنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنْتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ

فَ

نَادَى نُوحٌ رَبَّهُ

“Rabbim, kesinlikle oğlum benim ehlimdendir ve kesinlikle vaadin haktır ve sen hakimlerin en hakimisin” dedi

,

Nuh rabbine nida etti

Nuh rabbine nida etti,“rabbim, kesinlikle oğlum benim ehlimdendir ve kesinlikle vaadin haktır ve sen hakimlerin en hakimisin” dedi

Burada Nuh’un rabbine nida etmesi mücmel bir ifadedir. Ne söylediği belirtilmemiştir. Sonra fâ ile arkadan gelen ifade bu mücmel ifadeyi tafsil etmiştir. Nida ettiğinde ne söylediğini açıklamıştır. Mufassal mücmele atfedilmiştir. Bu fâ-u tafsiliyyedir.

3.Sonuçlandırma için gelen isti’nâf fâsı (Netice Fâsı) (فَاءُ النَّتِيجَةِ): Önceki cümle/cümleler açıklanmış cümle/cümlelerdir. Sonraki cümle ise bu açıklanmış cümle/cümlelerin sonucunu gösteren, bir nevi özetleyen cümledir. Fâ-u tafsiliyyenin tersidir. “Sonuç olarak”, “neticede” şeklinde Türkçeye çevrilir.

آتَيْنَاهُ آيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ

Fiil cümlesi

Fâ-u isti’nâfiye

Ma'tûf
Fiil cümlesi

Atıf
harfi

Ma'tûf
Fiil cümlesi

Atıf
harfi

Ma'tûfun aleyh
Fiil cümlesi

كَانَ مِنَ الْغَاوِينَ

فَ

أَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ

فَ

انْسَلَخَ مِنْهَا

فَ

آتَيْنَاهُ آيَاتِنَا

Azanlardan oldu

Sonuç olarak

Şeytan onu tabi etti

Hemen

Onlardan sıyrıldı

Hemen

Ona ayetlerimizi verdik

Ona ayetlerimizi verdik, hemen onlardan sıyrıldı, hemen şeytan onu tabi etti, sonuç olarak azanlardan oldu

Burada ilk iki fâ tertib ve takip fâsıdır, atıf harfleridir. Üçüncü fâ ise netice fâsıdır. Önceki durumları, olayları sonuçlandırmaktadır. Ayetlerin gelmesi, onlardan uzaklaşması ve şeytanın onu kendine tabi etmesi neticesinde o azanlardan olmuştur.

4.Zikrin tertibi için gelen isti’nâf fâsı (İrtibat Fâsı) (فَاءُ الْاِرْتِبَاطِ): Öncesindeki cümle ile sonrasındaki cümle arasında zamansal ya da sebepsel ilişki yoktur ama aralarında bağlantı vardır. Cümleler arasındaki fâ tertip ve takip için değil, sebep için değil, tafsil için değil, neticelendirme için değilse ve cümleler arasında konu bağlantısı olduğu zaman gelen fâ irtibât fâsıdır.

لِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا

Emir fiil cümlesi

Fâ-u isti’nâfiye

İsim cümlesi

Fâ-u isti’nâfiye

Mensuh fiil cümlesi

لَهُ أَسْلِمُوا

فَ

إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ

فَ

لِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ

Ona islam olun

,

İlahınız tek ilahtır

,

Her ümmet için geviş getiren çiftlik hayvanlarından onları rızıklandırdıklarımız üzerine Allah’ın ismini zikretsinler diye mensek kıldık

Her ümmet için geviş getiren çiftlik hayvanlarından onları rızıklandırdıklarımız üzerine Allah’ın ismini zikretsinler diye mensek kıldık, ilahınız tek ilahtır, ona islam olun

Burada üç cümle birbiri ile bağlanmıştır. Ancak zaman veya sebep veya tafsil veya neticelenme ilişkisi yoktur. Konu bağlantısı vardır. Bu nedenle bu fâlar irtibât fâsıdır.

إِيَّايَ: “Bana” demektir. Mensub munfasıl zamirdir.

فَ: Rabıt fâ’sıdır.

اعْبُدُوا: “İbadet edin” demektir. İkinci şahıs çoğul emir cümlesidir. Buradaki siz anlamındaki cem vâvı (اعْبُدُوا) Allah’ın iman eden kullarıdır.

ي: “Ben” demektir. Mensub muttasıl zamirdir. Mütekellim ya’sıdır. Allah’ı ifade etmektedir.

اعْبُدُونِ: “Bana ibadet edin” demektir. Burada mütekellim ya’sı hazf edilmiş, onu temsilen bir kesre (اعْبُدُونِ) getirilmiştir. Burada fazladan bir nun harfi vardır. Bu nun’a vikaye nun’u denir. İkinci şahıs çoğul emir fiil cümlesinin sonuna mütekellim ya’sı eklendiğinde okuma kolaylığı için getirilir. Türkçedeki kaynaştırma harfi gibidir.

اعْبُدُوا + ي

اعْبُدُونِي

اعْبُدُونِ

Allah “varlığımı ve gücümü kabul edip benim için çalışın” demektedir. “Benim dinim yani düzenim için çalışın, benim kurallarımın geçerli kurallar olması için çalışın” demektedir. İbadet edilen hükümleri uygulanandır. Allah yalnızca kendisinin hükümlerinin uygulanmasını istemektedir. İşte Allah’ın hükümlerini uygulamak doğru dindir. Doğru olmayan dinler Allah’ın hükümlerinin uygulanmadığı dinlerdir. İnsanlar ise kapitalizm, komünizm, ekseriyet demokrasisi gibi isimler uydururlar ve onlara ibadet ederler.

Allah’a ibadet etmek Allah’ın kurallarını koymak, korumak ve uygulamaktır. Allah’ın kuralları dışında kuralları getirmek, o kuralları uygulamak, o kuralları korumak, o kuralların iyi olduğunu iddia etmek Allah’tan başkasına ibadet etmektir. Allah Kuran’da defalarca yalnızca O’na ibadet etmemiz gerektiğini yani yalnızca O’nun kurallarını geçerli kurallar haline getirmemiz ve o kurallar için çalışmamız gerektiğini söylemektedir.

إِيَّايَ فَاعْبُدُونِ: “Bana, ibadet edin bana” demektir. Burada iki adet “ben” zamiri vardır. Birincisi إِيَّايَ mensub munfasıl zamiri, ikincisi ي mensub muttasıl zamiridir. Buradaki gibi mef’ûlün fiilden önce gelip fiilden sonra da bu mef’ûle raci bir zamirin olması durumuna iştigâl (الاِشْتِغَال) denir.

İştigâl üç öğeden oluşur:

  1. Meşgûlûn anh (مَشْغُولٌ عَنْهُ): Fiilden önce gelen mef’ûlun bihtir.
  2. Meşgûl (مَشْغُولٌ): Fiildir.
  3. Meşgûlûn bih (مَشْغُولٌ بِهِ): Fiilden sonra gelen ve önceki mef’ûlun bihe dönen zamirdir.

الْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا

Fiil cümlesi

Mefûlun bih
Meşgulun bih

Mensub muttasıl zamir

Fâil

Merfu muttasıl zamir

Fiil
Meşgul

Mefûlun bih
Meşgulun anh

Mensub

هَا

نَا

مَدَدْنَا

الْأَرْضَ

O

Biz

Uzattık

Yer

Yeri, uzattık onu

Burada meşgulün anh الْأَرْضَ dır. Meşgulün bih de bu arza dönen هَا mensub muttasıl zamiridir.

Eğer iştigâl olan cümle Ankebût’un bu ayetindeki gibi emir cümlesi ise emir fiilinden önce bir فَ gelir. Buna rabıt fa’sı denir.

Emir fiil cümlesi

Mefûlun bih
Meşgulun bih

Mensub muttasıl zamir

Fâil

Merfu muttasıl zamir

Fiil

Meşgul

Rabıt
fa'sı

Mefûlun bih
Meşgulun anh

Mensub munfasıl zamir

ي

و

اعْبُدُوا

فَ

إِيَّايَ

Ben

Siz

İbadet edin

 

Ben

Bana, ibadet edin bana

Meşgulün anh إِيَّايَ mensub munfasıl zamiridir. Meşgulün bih de tekrar bu zamire dönen ي mensub muttasıl zamiridir.

Burada iştigalle sağlanan tahsiste te’kîddir. “Yalnızca bana ibadet edin, yalnızca bana, kesinlikle başkasına değil” şeklinde de tercüme edilebilir.

إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ: “Kesinlikle yerim geniştir bundan dolayı bana, ibadet edin bana” demektir. Nidanın cevap cümlesidir. Nida edilene söylenendir.

يَاعِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ: “Ey iman eden kullarım, kesinlikle yerim geniştir bundan dolayı bana, ibadet edin bana” demektir. İlk فَ harfi ta’liliyyedir. Bu nedenle “bundan dolayı” şeklinde tercüme ediyoruz. Allah yerim geniştir bundan dolayı bana, yalnızca bana ibadet edin demektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta arz (الْأَرْضَ) geniştir denmeyip arzım (أَرْضِي) geniştir denmesidir. Zaten arz Allah’ındır. Arz yerleşme ve ikamet için uygun olan yer demektir. Bu yer uzayda bile olabilir. Benim arzım demek, Allah’ın kurallarının uygulama imkânı olan yer demektir. Allah bu imkânı her zaman sağlayacağını söylemiş olmaktadır.

إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا فَأُولَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصِيرًا

Kesinlikle kendilerine zulmederken meleklerin vefat ettirdiği kimseler, (melekler) “nerede idiniz” dediler. “Biz yerde zayıf görülenler idik” dediler. (Melekler) “içinde hicret edesiniz diye Allah’ın arzı geniş değil miydi?” dediler. Onlar, yuvaları cehennemdir ve ne kötü dönüş yeridir. (Nisa 97)

Bu ayette de aynı durum görülmektedir. Zayıf görülenler (mustazaflar) arzda zayıf görülenlerdik demektedirler. Vefat ettiren melekler ise Allah’ın arzı geniştir diyerek iki arzı farklılaştırmaktadırlar. Allah’ın arzı Allah’ın kurallarının uygulanabileceği, O’nun kurallarının geçerli olduğu yer demektir. Biz zayıfız, gücümüz yetmez deyip mevcut kurallar içinde yaşayan bu kimselere kendilerine zulmeder halde iken denmiştir. Kendine zulmetmek kendini olması gereken konumda değil, başka konumda bulundurmak demektir. Sonu çok tehlikelidir, cehennemdir. Günümüz şartlarında Allah’ın kurallarını geçerli kurallar kılamayız, bunun tek yolu mevcut düzen içinde para kazanıp güçlenmek veya adamları çoğaltıp güçlenerek isyan etmek veya çoğunluğu ele geçirip iktidar olmaya çalışmak demek kendine zulmetmek demektir. Allah’ın arzını dar görmektir. Burada “yerim geniştir” cümlesi inne ile gelmiştir. Te’kîd vardır. Kafalardaki şüphe kesinlikle giderilmektedir. Gidecek yerim yok, başka imkân yok, tek yolu bu diyenlere veya bunu düşünenlere cevaptır. Başka yolu yok, merkezi ele geçirip merkezden dayatacağız demek Allah’ın arzını dar görmektir. Bunun için Kuran’da müthiş bir kıssa anlatılır: Ashab-ı Kehf. Mekânda hicret edecek yerleri olmayan bu gençleri Allah zamanda hicret ettirmiştir. Yeter ki siz Allah’ın kurallarının geçerli kurallar olması için çalışın, yalnızca Allah’a ibadet etmeye çaba gösterin, O size yol açacaktır. Arzı geniştir. O imkânları sağlayacaktır. Aradaki فَ bu nedenle çok önemlidir. Allah’ın arzı geniştir. O her imkânı sağlar. Bu arz uzay, ay, mars bile olabilir. Bundan dolayı yalnızca O’na, yalnızca ve yalnızca O’na ibadet edin, O’nun kuralları için çalışın. Mevcut cari düzen içinde başarılar aramak Allah’tan başkası için çalışmak demektir, Allah’tan başkasına ibadet etmek demektir.

Buradaki en çok dikkat edilmesi gereken Allah’ın yalnızca kendisine ibadet edilmesini iştigal ile üzerine bastıra bastıra söylediği, nida ettiği iman edenlerdir. Kafirler değildir, müşrikler değildir, insanlar değildir. Zaten iman etmişlerdir ama Allah’tan başkasına da ibadet etmekte olanları vardır. Bu nedenle bu emir gelmiştir. İman etmişlerdir. Hem de آمَنُوا mazi fiil geldiği için iman yerleşiktir. Allah’a güvenmektedirler ama başkasına da ibadet etmektedirler. الَّذِينَ ile geldiği için organizedirler. Cemaattirler, partidirler veya başka bir organize topluluklardır. Allah’a iman etmekte, çoğunluk sistemine, kapitalizme, komünizme, başka -izm’lere ibadet etmektedirler. Onlar için çalışmaktadırlar. İktidar olma, gücü ele geçirme, çoğalma, çok malı olma, çok adamı olma derdindedirler. İmanları vardır, ibadetleri yanlış yeredir. Yanlış yerde çalışmaktadırlar. Bu ayet bahanelerini de yok etmektedir. Ne yapalım günümüzde başka seçenek yok, bu sistem içinde iktidar olup merkezden Allah’ın düzenini getireceğiz demelerinin cevabı buradadır: Allah’ın arzı geniştir, böyle yapmayın.

Daha da ilginci burada nida edatı kullanılmıştır. إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَلْيَعْبُدُونِ عِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا (Kesinlikle arzım geniştir, bundan dolayı bana, iman eden kullarım bana ibadet etsinler) şeklinde nida olmadan da gelebilirdi. Nidada nida eden de bellidir, nida edilen de bellidir. Nida eden Allah’tır, nida edilen iman eden kullardır. Günümüzdeki iman eden kullara seslenilmektedir. Geçmişte bunu okuyana da gelecekte de bunu okuyana nida etmektedir. Doğrudan ey iman edenler dememiş, ey iman eden kullarım demiştir. Bu olayı daha da şiddetlendirmektedir. Yani hayatını Allah için çalışmaya adamış iman edenlere söylenilmektedir. Hem de aracısız Allah nida ile doğrudan söylemektedir. Kullarıdır, Allah için çalışmaktadırlar, iman edenlerdir, organize olmuşlardır ama Allah onlara tahsisli te’kîdle bana, yalnızca bana ibadet edin demektedir. Onlardan Allah’tan başkasına ibadet edenler vardır. Ekseriyet demokrasisinde iktidar olma çabası, çok zengin olup Allah’ın düzenini getirme çabası, çoğalma derdi Allah’tan başkasına çalışmaya sebebiyet verir ki bu da Allah’ın yanında başka şeylere de ibadettir. Çok tehlikelidir. Bu ayetle Allah doğrudan, aracısız bir şekilde uyarıyı yapmaktadır.

 

 

Yalova, Teşvikiye

10 Eylül 2022

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Tüm Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1185
Ankebut Suresi Tefsiri 60. Ayet
1.10.2022 19 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1184
Ankebut Suresi Tefsiri 58-59. Ayetler
24.09.2022 59 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1183
Ankebut Suresi Tefsiri 57. Ayet
17.09.2022 62 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1182
Ankebut Suresi Tefsiri 56. Ayet
10.09.2022 79 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1181
Ankebut Suresi Tefsiri 54-55. Ayetler
3.09.2022 142 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1180
Ankebut Suresi Tefsiri 53. Ayet
27.08.2022 160 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1179
Ankebut Suresi Tefsiri 52. Ayet
20.08.2022 235 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1178
Ankebut Suresi Tefsiri 51. Ayet
13.08.2022 244 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1177
Ankebut Suresi Tefsiri 50. Ayet
6.08.2022 277 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1176
Ankebut Suresi Tefsiri 48-49. Ayetler
30.07.2022 335 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1175
Ankebut Suresi Tefsiri 47. Ayet
23.07.2022 299 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1174
Ankebut Suresi Tefsiri 46. Ayet
16.07.2022 407 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1173
Ankebut Suresi Tefsiri 45. Ayet
2.07.2022 388 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1172
Ankebut Suresi Tefsiri 44. Ayet
25.06.2022 4884 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1171
Ankebut Suresi Tefsiri 43. Ayet
18.06.2022 523 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1170
Ankebut Suresi Tefsiri 42. Ayet
11.06.2022 464 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1169
Ankebut Suresi Tefsiri 41. Ayet
4.06.2022 1117 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1168
Ankebut Suresi Tefsiri 40. Ayet
28.05.2022 1385 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1167
Ankebut Suresi Tefsiri 39. Ayet
14.05.2022 1128 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1166
Ankebut Suresi Tefsiri 38. Ayet
7.05.2022 1315 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1165
Ankebut Suresi Tefsiri 37. Ayet
30.04.2022 1487 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1164
Ankebut Suresi Tefsiri 36. Ayet
23.04.2022 1777 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1163
Ankebut Suresi Tefsiri 35. Ayet
16.04.2022 6735 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1162
Ankebut Suresi Tefsiri 34. Ayet
9.04.2022 1691 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1161
Ankebut Suresi Tefsiri 33. Ayet
2.04.2022 1467 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1160
Ankebut Suresi Tefsiri 32. Ayet
26.03.2022 1249 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1159
Ankebut Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
19.03.2022 1549 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1158
Ankebut Suresi Tefsiri 29. Ayet
12.03.2022 1699 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1157
Ankebut Suresi Tefsiri 28. Ayet
5.03.2022 1383 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1156
Ankebut Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.02.2022 2437 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1155
Ankebut Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.02.2022 1384 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1154
Ankebut Suresi Tefsiri 25. Ayet
12.02.2022 2049 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1153
Ankebut Suresi Tefsiri 24. Ayet
5.02.2022 1700 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1152
Ankebut Suresi Tefsiri 23. Ayet
29.01.2022 1646 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1151
Ankebut Suresi Tefsiri 22. Ayet
22.01.2022 6767 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1150
Ankebut Suresi Tefsiri 21. Ayet
15.01.2022 1820 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1149
Ankebut Suresi Tefsiri 20. Ayet
1.01.2022 1839 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1148
Ankebut Suresi Tefsiri 19. Ayet
25.12.2021 1973 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021 1933 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1146
Ankebut Suresi Tefsiri 17. Ayet
11.12.2021 1467 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1145
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 1662 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 1957 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.11.2021 1839 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1142
Ankebut Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.11.2021 1989 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1141
Ankebut Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.11.2021 2026 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1140
Ankebut Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.10.2021 2097 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1139
Ankebut Suresi Tefsiri 10. Ayet
23.10.2021 2045 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021 1905 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1137
Ankebut Suresi Tefsiri 8. Ayet
9.10.2021 2418 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1136
Ankebut Suresi Tefsiri 7. Ayet
2.10.2021 2131 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021 2191 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1134
Ankebut Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.09.2021 1623 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1133
Ankebut Suresi Tefsiri 4. Ayet
11.09.2021 2303 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1132
Ankebut Suresi Tefsiri 3. Ayet
4.09.2021 1696 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1131
Ankebut Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
28.08.2021 1565 Okunma