RAHMAN SÛRESİ - 11. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ (14)
İnsanı Fehhar gibi olan DNA’dan yarattı. (14)
Fiil cümlesi |
Mefûlün bih GS | Mefûlun bih | Fâil | Fiil |
Mecrur | Cârr |
Sıfat | Mevsûf |
Mecrur | Cârr |
الْفَخَّارِ | كَ | صَلْصَالٍ | مِنْ | الْإِنْسَانَ | هُوَ | خَلَقَ |
خَلَقَ: “Yarattı” demektir. خلق kökünden birinci bâbdan üçüncü şahıs eril tekil mazi malum fiildir. Var olan başka bir şeyden yeni bir şey üretmek manasındadır. Fâili müstetir هُوَ dir ve الرَّحْمَنُ a racidir. Kuran’da خَلْق dışında bir de fıtrat (فِطْرَة) vardır. فطر kökünden birinci bâbdan mastar-ı bina-i nev’idir. Yani bir çeşit yaratmadır. Özel bir yaratmadır. Fıtrat bir malzeme kullanarak bu malzemeyi bölmek ve her bölünmede farklılaştırıp farklılaşmaya rağmen birbiriyle ilişkisini sürdüren küçük parçalar halinde oluşturulmuş bir sistem meydana getirmektir. Bunu yalnızca Allah yapabilir. Halk (خَلْق) ise var olan malzemeleri kullanarak yeni bir şey üretmektir. Bunu insanlar da yapabilir.
Kuran’da halik sıfatı Allah dışındakiler için de kullanırken fâtır (فَاطِر) sıfatı yalnızca Allah için kullanılır. Fıtratın Kuran’da fâili sadece Allah iken iki mef’ûlü vardır. Birisi kâinattır (فَاطِرُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ). Diğeri ise insandır. Başka varlıklar için fıtrat Kuran’da kullanılmamaktadır. Kâinat da insan da küçük parçaların birleşmesinden oluşmuştur. İlginç olan bu küçük parçaların önce tek bir parça olup, ayrılıp farklılaşmaları ve sonra da bu farklılaşan parçaların birbirleriyle ilişkili bir şekilde bir bütünü meydana getirmeleridir. İşte bu fıtrattır. İnsan tek hücre ile başlar. Sonra bu hücre ortadan ikiye yarılır. İşte bu yarılma, çatlama fıtratın başlamasıdır. Sonra bu iki hücre yarılarak dört hücreye dönüşür. Bu böyle devam eder. Her bölünmede her hücre başka bir hücreye dönüşür. Kimi kasları oluşturur, kimi kemikleri oluşturur, kimi deriyi oluşturur, kimi sinir sistemini oluşturur. Farklılaşırlar, sınırları bellidir. Arada yarıklar vardır ama aralarında bağlantıları devam etmektedir. Bu da tam olarak فطر köküne (çatlak, yarık) uygundur. Kâinat da böyle oluşmuştur. Büyük patlamadan önce tek bir tür madde vardır. Bu madde başka maddelere dönüşmüş, bunlar birbirleriyle ilişkiler kurarak birbirlerinden ayrılmışlar ama aralarındaki ilişki hiç bitmemiştir. Birbirinden ayrı görünen her parçacık aslında birbirlerine bizim görmediğimiz bir boyuttan bağlanmaktadırlar (dolanıklık ilkesi). Aralarında solucan delikleri vardır ve ilişkileri devam etmektedir. İşte bu özelliği ile kâinat da bir fıtrat üzerinedir.
الْإِنْسَانَ: “İnsan” demektir. الْإِنْسَانَ kelimesinin kökü ءنس‘dir. أَنَس mastarı birisini sosyal, yakın, arkadaşça hissetmek, tanıdık ve alışık olmak manasındadır. Bu mastar manasından sosyal, yakın, arkadaş olarak hissedilen, tanıdık olan manasında إِنْس ıstılahi olarak “insan” anlamında camid isimdir.
Kur’an’da ءنس kökü ile geçen ve ‘insan’ olarak çevrilen kelimelerin aralarında farklar vardır.
Arapçada “ism-i cem-i cins” denen bir isim çeşidi vardır. Kelime hem topluluğu hem de cinsi bildirir. Eğer bu kelime ile ilgili zamir, işaret ismi ya da fiil müzekker ise cinsi, müennes ise topluluğu bildirir. Bu kelimenin sonuna يّ veya ة getirilirse kelimenin müfredi (tekili) elde edilir. Bu tekil kelime tekrar çoğullaştırılabilir.
Öncelikle إِنْس kelimesini incelersek:
وَأَنَّا ظَنَنَّا أَنْ لَنْ تَقُولَ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا
“İnsan ve cin topluluğunun Allah üzerine yalan söylemeyeceğini zannettik.” (Cin, 72/5)
الْإِنْسُ وَالْجِنُّ fâilken cümlenin fiili تَقُولَ şeklinde müennes (dişil) gelmiştir. Bu ayette bu nedenle insan ve cin cinsini değil, topluluklarını ifade etmektedir.
قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنَّـهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ
“Onlardan önce cin ve insan topluluğundan geçenler oldu. Onlar kaybedenler oldular.” (Fussilet, 41/25)
Bu ayette de fiil خَلَتْ şeklinde müennes gelmiş ve cins değil, topluluk olduğunu göstermiştir. Buna ilaveten sonrasında إِنَّـهُمْ şeklinde gelen هُمْ ise bu kuralın topluluğu gösterdiğinin delilidir.
لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
“Onlardan önce onlara (kadınlara) ne bir insan ne de cin türü temas etmiştir.” (Rahman, 55/74)
Bu ayette ise يَطْمِثْ müzekker fiili getirilerek bunların topluluk değil tür olduğunu göstermiştir.
Bu şekliyle bu kelimenin ism-i cem-i cins olduğu anlaşılmaktadır.
Bu kelime sonuna يّ gelerek müfredleşir. Bu şekliyle إِنْسِيّ ins cinsinden bir varlığın adı olur ve nekre çoğulu da أُنَاس dır. Marife çoğulu aslında الْأُنَاس dır ancak çok kullanılınca hemze düşmüş ve النَّاس şekline dönüşmüştür.
| Camid isim müfred | Camid isim cem | İsm-i cem-i cins | İsm-i cem-i cinsten müfred | İsm-i cem-i cins müfredden cem |
Nekre | إِنْسَان | أَنَاسِيّ | إِنْس | إِنْسِيّ | أُنَاس |
Marife | الْإِنْسَان | - | الْإِنْس | - | النَّاس |
إِنْس kelimesi وَحْش kelimesinin zıttı olarak kullanılır. Okun okçuya yakın olan ucuna إِنْس, sivri ucuna ise وَحْش denir. إِنْس insana yakınlıkla ilişkilendirildiği için sosyal insanı ifade eder.
إِنْسَان kelimesi ise insanın türsel özellikleri, yaratılışsal özellikleriyle ilgilidir. Biyolojik insanı ifade eder. Eğer kastedilen Homo Sapiens ise الْإِنْسَان şeklinde gelir. Eğer kastedilen başka bir insan türü ise nekre olarak إِنْسَان şeklinde gelir. Nekre gelişin çoğulu olan أَنَاسِيّ ise biyolojik insan türlerini ifade eder.
İnsan türünün davranışları türsel özelliği, yaratılışı gereği ise Kuran’da الْإِنْسَان şeklinde gelir.
إِنْسَان kelimesinin kalıbı فِعْلَان dır. فِعْلَان kalıbında elif ve nun ziyadedir. Elif (ا) etimolojik olarak güç ifade eder. Nun (ن) da filizlenmiş tohumdur. İçeriden dışarıya çıkma ifade eder. İkisi bir arada (ان) güçlü bir dışarıya çıkma ifade eder. Yani فعل kökünün ifade ettiği özelliğin güçlü bir şekilde dışarıya etki ettiğini gösterir. İlk harfin harekesi kesredir (فِعْلَان). Etki bakımından en güçlü hareke kesredir (ِ). Sonra zamme (ُ), ondan sonra da fetha (َ) gelir. Burada da kesre vardır ve insanın güçlü bir varlık olduğunu ifade eder. إِنْس kelimesi sosyal insandır. Sonuna gelen ان ile dış görünüşü ifade edilmiş olur. Bu nedenle إِنْسَان biyolojik insandır. İnsan türüdür.
مِنْ: “-den” demektir. Harf-i cerdir.
صَلْصَالٍ: “DNA” demektir. صلصل kökünden gelmiştir. Rubâi babdan صَلْصَلَة mastarı sulanma ya da sel sonrası sular çekildikten sonra nemli ve az miktarda suyun üzerinde kalması manasındadır. Bu mastar manasından üzerinde su olan manasında صَلْصَال ıstılahi olarak üzerini saran ona yapışık olan su molekülleri nedeniyle “DNA” anlamında isimdir.
(صل) الصاد واللام أصلان: أحدهما يدلُّ على ندىً وماء قليل، والآخر على صوت .فأمَّا الأول فالصَّلّة، وهي الأرضُ تسمَّى الثَّرَى لِنداها. على أنَّ من العرب من يسمِّي الصَّلّة التُّرابَ الندِيّ. ولذلك تُسمَّى بقيَّةُ الماء في الغدير صُلْصُلة.
İki köken vardır. Birincisi ıslaklık ve az su anlamında, diğeri ses anlamındadır. İlkine gelince, Salla nemli toprak yüzeyi olarak isimlendirilen arazidir. Araplar nemli toprağı salla olarak isimlendirirler. Bundan dolayı akıntıdan suyun kalanı sulsule olarak isimlendirilir. (Makayisu-l Luga)




DNA çevresindeki su molekülleri
كَ: “Gibi” demektir. Harf-i cerdir.
الْفَخَّارِ: “Büyük hacimli ve çok boşluklu olan” demektir. فخر kökünden üçüncü şahıs eril tekil marife mecrur mübalağalı ism-i fâildir. الْفَخَّار muhtevasının değil de içindeki boşlukların artması nedeniyle hacmi artan anlamındadır.
فَخَّار içindeki boşluğun abartılı olduğu cisimlerdir. Bu nedenle çömlek, çanak, sürahi gibi nesnelere فَخَّار denmektedir.
Yine bu kökten gelen فَخُور kelimesi sıfat-ı müşebbehedir ve “övünücü” anlamındadır.
إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا
Kesinlikle Allah kendini bir şey zanneden övünücü kimseyi sevmez. (Nisa 36)
وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
Allah her kendini bir şey zanneden övünücüyü sevmez. (Hadid 23)
إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
Kesinlikle Allah her kendini bir şey zanneden övünücüyü sevmez. (Lokman 18)
اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ
Bilin ki dünya hayatı yalnızca bir oyun ve eğlence ve aranızda övünme ve mallarda ve veledlerde çoğalmadır. (Hadid 20)
فَخُور فخر kökünden üçüncü bâbdan sıfat-ı müşebbehedir. Bir cismin muhtevasının değil de içindeki boşlukların artması nedeniyle hacminin artması manasından dolayı içi boş olduğu halde kendini büyütmek manasından övünmek anlamına gelmiştir. مُخْتَال ise “kendini bir şey zanneden” demektir. Kuran’da 3 kere فَخُور ile beraber gelir. Dördüncü bâbdan (خَالَ – يَخَالُ) “bir şeyi uygun olmadığı halde kendi arzu ve eğilimlerine uygun bir şey zannetmek” demektir. İfti’âl bâbına gelince mutavaat etkisiyle (اخْتَالَ – يَخْتَالُ) “kendisi hakkında gerçek olmayan hayali bir görüntü oluşturmak ve bununla kibir ve zevkini tatmin etmek” demektir. Bu bâbdan ism-i fâil olduğunda (مُخْتَالٍ) “kendi zevkini ve gururunu tatmin etmek için kendisini özel bir kişi olarak hayal eden” anlamına gelmektedir. “Kendini bir şey zanneden kimse” olan مُخْتَال kelimesi فَخُور yani içi boş olduğu halde kendini dolu gösteren övünücü ile beraber kullanılır. مُخْتَال فَخُور olan kimsenin içi boştur ama dışarıya dolu gibi görünür, daha da ilginci kendisini çok akıllı, bilge zanneder. Bu kökün anlamı açısından burada not olarak açıklamak uygundur.
كَالْفَخَّارِ: “Fehhar gibi” demektir.
صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ: “Fehhar gibi DNA” demektir.
مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ: “Fehhar gibi olan DNA’dan” demektir.
خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ: “İnsanı Fehhar gibi olan DNA’dan yarattı” demektir. Çanak, çömlek, sürahi gibi içi boş silindirik cisimler Fehhardır. DNA nasıl Fehhar gibidir? DNA içinde boşluk olan bir boru mudur?

DNA yapısı
DNA’nın dış çapı yaklaşık 2 nm’dir. İç merkez boşluğu yaklaşık 0.2–0.6 nm (ort. 0.4 nm) civarıdır.
Ortadaki boşluğun oranı %4 civarıdır. Bu Fehhar için küçük bir orandır. Ancak DNA kapalı durmaz. Protein sentezinde, kendisinin kopyasının oluşmasında DNA zincirleri açılır ve ortadaki boşluk genişler.

DNA replikasyonu (kopyalanması) sırasında çift sarmalın yerel olarak açılmasıyla oluşan şişkin/açılmış bölgelere “replikasyon balonu” denir. DNA normalde kapalı çift sarmal hâlindedir. Replikasyon başlayınca helikaz enzimi iki zinciri birbirinden ayırır. Böylece DNA’nın belirli bir kısmında iki zincir açılır ve ortada açık bir bölge oluşur. Bu açık bölgeye “replikasyon balonu” denir.
Başlangıçta DNA yaklaşık %4’ü boşluk olan yaklaşık dolu bir silindir gibidir. Açıldıktan sonra iki zincir arasında geniş bir su dolu hacim oluşur. Açılmış bölgenin kapladığı hacim, kapalı çift sarmal hacminden yaklaşık 2–5 kat daha büyük olabilir. Bunun önemli kısmı yeni oluşan boşluktur. Sonuçta çift sarmal kapalı durumda boşluk oranı düşükken açılmış durumda toplam hacmin yaklaşık %50-90’ı su/boş alan hâline gelebilir. Açılma sonrası oluşan ek boşluk, başlangıç DNA hacmine yakın hatta ondan birkaç kat fazla olabilir. Bu durumda bir Fehhar gibidir. DNA Fehhar değildir, Fehhar gibidir.
خَلَقَ الْإِنْسَانَ “insanı yarattı” demektir. “İnsan türünü yarattı” demektir. “Homo sapiensi yarattı” demektir. İnsanı yarattı demek ilk insanı yarattı demektir. Çünkü tüm insanlar o insandan geldiğine göre insanı yarattı ifadesi ilk insan içindir. Kuran’daki tüm insanı yaratma ayetlerinde “neyden yaratıldığı” ifade edilen her şey ilk insan için geçerlidir. Ayetleri bu şekilde okumak gereklidir. Yani ilk insan da DNA’dan yaratılmalıdır. Kuran’da insanın yaratıldığı çok şey vardır. Bu nedenle hepsi insanın yaratılmasında bir aşama veya bir aşamanın bir parçasıdır.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ
İnsanı dizilmiş Hama’dan Salsal’dan yarattık. (Hicr 26)
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ
Rabbin meleklere “Kesinlikle ben dizilmiş Hama’dan Salsal’dan bir beşer yaratanım” demişti. (Hicr 28)
قَالَ لَمْ أَكُنْ لِأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ مَسْنُونٍ
“Dizilmiş Hama’dan Salsal’dan yarattığın bir beşere secde eden olmam” dedi. (Hicr 33)
Salsal (صَلْصَالٍ) kelimesi Kuran’da 4 kere geçmektedir. İnsanın yaratılma aşamalarından biri değildir. Hiçbir ayette “sonra, sonra, sonra” şeklinde gelmemektedir. Doğrudan insanın Salsal’dan yaratıldığı söylenmektedir. Bu nedenle kendi başına bir aşama değil, her aşamada bulunan bir yapı olmalıdır. Salsalın Hama’dan (حَمَأٍ) olduğu belirtilmiştir. Ancak arkasından gelen Hama’nın sıfatı vardır. Hama’nın dizili olduğu söylenmektedir.
حَمَأٌ “gen” demektir. حمء kökünden gelmiştir. Dördüncü bâbdan حَمْء mastarı içine karışan toprak, çamur veya başka yabancı maddeler nedeniyle bir sıvının bulanıklaşması manasındadır. Bu mastar manasından حَمَأٌ ıstılahi olarak yabancı madde olarak anne ve babadan gelerek onu değiştiren anlamında “gen” anlamında ism-i alet manasında isimdir. Fertleştirilmiş hali حَمَأَةٌ dür.
İsm-i cem-i cinstir. Sıfatı “dizilmiş”tir. Bu nedenle ism-i cem-i cins olmaya uygundur. Yani حَمَأٌ çoğuldur, حَمَأَةٌ tekildir ve حَمَأٌ dizilmiş حَمَأَةٌ’lardan oluşmuştur. Buradaki dizilme önemlidir. Bu da DNA üzerindeki genlerin dizili olmasından ileri gelmektedir.


Genler
Genler protein sentezinde kullanılır. Bir hücrenin bölünmesi yani o hücreden yeni bir hücre doğması için o hücrenin kopyasının oluşması ve bu nedenle DNA’sının da kopyasının oluşması gereklidir. DNA’nın kendini kopyalaması belirli enzimlerle olur:
Enzim | Görevi |
Helikaz | DNA çift sarmalını açar. İki zincir arasındaki hidrojen bağlarını kırar. |
Primaz | Kısa RNA primerleri üretir. DNA polimeraz başlangıç yapamadığı için buna ihtiyaç vardır. |
DNA polimeraz | Yeni DNA zincirini sentezler. |
DNA ligaz | Özellikle geciken zincirde oluşan Okazaki parçalarını birleştirir. |
Topoizomeraz | DNA açılırken oluşan burulma ve süper sarmalı azaltır. Bakterilerdeki özel tipi DNA gyrase dır. |
Single-strand binding protein | Açılmış DNA zincirlerinin tekrar birleşmesini önler. |
RNase H | RNA primerlerini kaldırır. |
Telomeraz | Ökaryotlarda kromozom uçlarını uzatır. |
DNA replikasyonunun gerçekleşebilmesi için bu bileşenlerin büyük kısmının aynı anda hücrede hazır bulunması gerekir. Süreç zincirleme ve eşzamanlı çalışır. Helikaz DNA’yı açarken, Single-strand binding protein açık zincirini stabilize eder, Primaz primer üretir, DNA polimeraz yeni zinciri uzatır, DNA ligaz parçaları birleştirir, Topoizomeraz mekanik gerilimi azaltır. Bunlar “replikasyon kompleksi” içinde koordineli çalışan bir sistemdir. Bu proteinlerin hepsinin aynı anda “aktif” olması şart değildir, fakat hücrede mevcut olmaları, doğru zamanda doğru yere gelmeleri ve birbirleriyle uyumlu çalışmaları gereklidir.
İşte bu enzimler de protein yapısındadır. Yani bu enzimlerin sentezlenmesi için yine DNA’ya ihtiyaç vardır. Yani DNA olmadan onlar olmaz, onlar olmadan DNA kendini kopyalayamadığından DNA olmaz. Buna göre ilk hücrede bunların hepsinin bir arada olması gereklidir. Yani ilk hücre, hücre olarak var edilmelidir. İlk hücre var olmaları birbirine bağlı olan ayrı ayrı parçaların birleşmesinden oluşamaz. Tesadüfi evrimcilerin iddiaları sadece bununla bile çürümektedir.
DNA bizim bilgisayar programımızdır. İlginç olan insanın ilk hücresinde ve ilk insanın ilk hücresinde insan vücudunda gerçekleşecek olan tüm olaylar kodludur. İlk hücre tüm hücrelere dönüşebilir. Bir hücre spesifik bir hücre haline geldiğinde artık sadece o hücrenin görevleriyle ilgili DNA kısmını okur. DNA’yı bir üretim merkezinin kılavuz kitabı gibi görürsek herkes kendi departmanıyla ilgili kısmını okur. Karaciğer hücresi toksinleri atmak için gerekli maddeleri üretmek için gerekli DNA kısmını okur ve kullanır. Kas hücresi hareketi sağlamak için gerekli proteinlerin sentezi için onunla ilgili kısmı okur ve kullanır. Kemik iliği hücreleri kan hücrelerini üretmeyle ilgili kısımları okur ve kullanır. O kadar komplekstir ki hala tam olarak çözülememiştir.
Hücrenin şekli, görevi, insan vücudunda ne yapacağı, her şey DNA içinde programlanmıştır ve tüm hücreler bir uyum içindedir. Hatta alt neslin oluşması için üreme hücreleri ona göre 46 kromozom değil 23 kromozomlu olarak üretilir ki doğacak çocukta anne ve babanın karışımı olsun.
Bu komplekslikle ilgili bir örnek verecek olursak “entero-mammary-pathway” örnek olarak verilebilir. Anne sütünde probiyotik bakteriler bulunur ve bu bakteriler emzirdiği bebeğin bağırsağına gider ve bebeğin sağlığı açısından çok önemlidir. Sorun bu bakterilerin anne sütünde nasıl olduğudur. İşte bunun için yaratılan ve DNA mıza kodlanan yol “entero-mammary-pathway” olarak adlandırılır. Dendritik hücreler denen hücreler vardır. Kanda olan bu hücreler bağırsak duvarından uzantısını uzatarak bağırsağın içinden probiyotiği, faydalı bakteriyi alır ve kanda taşıyarak annenin süt üreten hücrelerine götürür ve sütün içine bu bakteriyi koyar. Bebek sütü emer ve bu bakteriyi bağırsağına göndermiş olur.

Entero-Mammary-Pathway

Dentritik hücre

Entero-Mammary-Pathway
Bu bile tek başına DNA mucizesidir. Dendritik hücrenin bu görevi DNA’da kodlanmıştır. Başka hücre o görevi yapmaz. Dendritik hücrenin ahtapot gibi kolları bunun için yaratılmıştır. Onun o şekilde olması da o görevi yapacak olması da DNA’da daha ilk hücrede bellidir. Süt üreten hücre de onu alacak ve sütün içine koyacak şekilde DNA’da programlanmıştır. Bunun gibi örnekleri saymakla bitiremeyiz. DNA işte bu kadar mükemmel programlanmış bir yazılımdır. Hem de kendini kopyalayan ve her hücrede kendisi ile ilgili kısmın okunmasını sağlayan bir koda sahip olan bir yazılımdır. Sonsuz kudret sahibi olan Allah dışında kimse böyle bir program yazamaz. Bunu da gözle görünür moleküllerde kodlamıştır. Gözümüzün önündeki bu kodu hala tam olarak çözemiyoruz.
Teşvikiye, Yalova
09 Mayıs 2026
M. Lütfi Hocaoğlu