CİN SÛRESİ - 19. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قُلْ إِنِّي لَنْ يُجِيرَنِي مِنَ اللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا (22)
“Kesinlikle ben, asla birisi beni Allah’tan koruyamayacaktır ve asla O’nun dûnundan bir sığınak bulamayacağım” de. (22)
Emir fiil cümlesi |
Mefûlun bih Mensuh isim cümlesi | Fâil | Fiil |
Haberi | İsmi | İnne |
Ma'tûf Mensuh fiil cümlesi | Atıf harfi | Ma'tûfun aleyh Fiil cümlesi |
Mef'ûlun bih evvel | Mef'ûlun bih sâni | Fâil | Nâsih Fiil | Olumsuzluk edatı | Fâil | Mefûlün bih GS | Mefûlun bih | Fiil | Olumsuzluk edatı |
Mecrur | Cârr | Mecrur | Cârr |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
مُلْتَحَدًا | هُ | دُونِ | مِنْ | أَنَا | أَجِدَ | لَنْ | وَ | أَحَدٌ | اللَّهِ | مِنْ | ي | يُجِيرَ | لَنْ | ي | إِنَّ | أَنْتَ | قُلْ |
قُلْ: “Söyle, de” demektir. قول kökünden ikinci tekil şahıs emir fiildir.
إِنَّ: “Kesinlikle” demektir. Huruf-u müşebbehe bi-l fiildendir. Te’kîd için gelir.
ي: “Ben” demektir. Birinci tekil şahıs mensub muttasıl zamirdir. Mütekellim ya’sı olarak isimlendirilir. إِنَّ nin ismidir.
İnne ile mütekellim ya’sı birleşince إِنِّي şekline dönüşür.
لَنْ: “Asla …mayacak” demektir. Olumsuzluk edatıdır. Gelecek zamanda te’kîdli bir şekilde mutlak olumsuzluk ifade eder. Kendisinden sonra gelen muzari fiili nasb eder.
يُجِيرَ: “Korur” demektir. جور kökünden if’âl bâbından üçüncü şahıs eril tekil mensub muzari malum fiildir. جور kökü قصد kökünün zıttıdır. Birinci babdan جَارَ - يَجُورُ şeklinde kastedilen bir yönde ilerlerken yana kayarak yolundan sapmak, yolun yanında olmak manasındadır. Birinci bab if’âl bâbına (يُجِيرُ – أَجَارَ) tadiye etkisi ile gelir. Kendi kendine yanda olmak anlamından başka birini yanında bulundurmak anlamına gelir. Yanında bulundurmak manasından yanında bulundurduğu kimseyi tehlikelerden korumak, himaye etmek anlamındadır. جَار da “komşu” demektir. Türkçede bu kök civar ve mücavir şeklinde kullanılmaktadır.
وَإِنْ أَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ
Eğer müşriklerden birisi senden koruma isterse onu Allah’ın kelamını işitene kadar koru sonra onu onun emniyetli yerine ulaştır. (Tevbe 6)
اسْتَجَارَ “koruma istedi” demektir. İstif’âl bâbının talep etkisiyle bu manaya gelmiştir.
قُلْ مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
“O korurken ve korunamazken her şeyin melekûtu eliyle olan kimdir eğer biliyor idiyseniz?” de. (Müminun 88)
Allah istediğini korur ama O’nun korunmaya ihtiyacı yoktur.
يَاقَوْمَنَا أَجِيبُوا دَاعِيَ اللَّهِ وَآمِنُوا بِهِ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
Ey kavmimiz Allah’a çağırana icabet edin ve O’na iman edin ki suçlarınızdan sizi bağışlasın ve sizi elim azaptan korusun. (Ahkaf 31)
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِيَ اللَّهُ وَمَنْ مَعِيَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَنْ يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
“Gördünüz mü, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları helak ederse veya bize rahmet ederse kim kâfirleri elim azaptan korur?” de. (Mülk 28)
Bu iki ayette مِنْ harf-i ceri ile neyden korunacağı ifade edilmiştir.
ي: “Ben” demektir. Tekil birinci şahıs mensub muttasıl zamirdir. Mütekellim ya’sı olarak isimlendirilir. Kendisinden önceki fiille arasına okuma kolaylığı için ن getirilmiştir (يُجِيرَنـِي).
مِنَ: “-den” demektir. Harf-i cerdir.
اللَّهِ: “Allah” demektir. Alemlerin rabbinin özel ismidir.
مِنَ اللَّهِ: “Allah’tan” demektir.
أَحَدٌ: “Bir, birisi” demektir. وحد kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan حِدَةٌ mastarı “bir olmak” manasındadır. Bu mastar manasından أَحَدٌ “bir” anlamında isimdir. Ancak isim tamlamasında kullanıldığı zaman “bir” manasında iken tamlama olmadan kullanıldığında “birisi” anlamındadır. Yanında kimse olmayan, yalnız başına olan kimse anlamındadır. Erildir. Dişil karşılığı إِحْدَى dır.
İbdal olmuş, vâv harfi hemzeye dönüşmüştür.
لَنْ يُجِيرَنِي مِنَ اللَّهِ أَحَدٌ: “Asla birisi beni Allah’tan koruyamayacaktır” demektir.
وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. لَنْ يُجِيرَنِي مِنَ اللَّهِ أَحَدٌ cümlesine لَنْ أَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا cümlesini atfetmektedir.
لَنْ: “Asla …mayacak” demektir.
أَجِدَ: “Bulurum” demektir. وجد kökünden ikinci bâbdan birinci tekil şahıs mensub muzari malum fiildir. İkinci bâbdan وُجُود mastarı kaybedilen veya ihtiyacı olunan bir şeyi, bir kimseyi, bir işi arayıp bulmak, ona ulaşmak manasındadır. فقد kökünün zıttıdır. فقد kökünün anlamı kaybedilen bir şeyi arayıp bulamamak, yerinde bulunmaması ya da yerinin bilinmemesi nedeniyle bir şeyi bulamamak, varlığı bilinen ve belirli bir yerde muhafaza edilen bir şeye ulaşmaya çalışmak, ancak ona ulaşamamak anlamlarındadır.
وَجَدَ tek mef’ûlün bih aldığı zaman tam fiildir. İki mef’ûlün bih aldığı zaman nâsih fiildir. Tek mef’ûlün bih aldığı zaman bir şeyi bulma anlamında iken, iki mef’ûlün bih aldığı zaman mef’ûlün bih evveli mübtedadan, sâniyi haberden alır. Bir şeyi bir şey olarak ya da bir halde bulma anlamına gelir.
Burada iki mef’ûlün bih almıştır. Birinci mef’ûlü muahhar مُلْتَحَدًا iken ikinci mef’ûlü mukaddem مِنْ دُونِهِ dir.
مِنْ: “-den” demektir. Harf-i cerdir.
دُونِ: “Dûn” demektir. Bu zarf Kuran’da 144 kere geçmektedir. Bu kadar çok geçen bir zarfın önemli bir anlamı vardır. Bu zarfın manasını anlamak için غَيْر, لَدَى, لَدُنْ ve عَنْدَ nin manalarını anlamamız gereklidir.
لَدَى: Mekân zarfıdır. “Yanında” anlamındadır. Öncesinde harf-i cer gelmez. İbtidau-l gaye (başlangıç noktası) bildirmez.
لَدُنْ: Mekân zarfıdır. “Yanında” anlamına gelir. Öncesinde her zaman مِنْ harf-i cerini alır. Bu harf-i cerle beraber ibtidau-l gaye (başlangıç noktası) bildirir.
عِنْدَ: Mekân zarfıdır. Harf-i cer almadan da gelir مِنْ harf-i ceriyle de gelir. Hakiki zarfiyet yanında mecazi zarfiyet de bildirir. Muzafun ileyhini referans olarak gösterir. Muzafun ileyhini referans noktası yapar ve ona göre olan durumu anlatır. “Etkileşim alanında, -e göre” anlamındadır.
لَدَى, لَدُنْ ve عِنْدَ farkı: لَدَى üç boyutlu uzayda zarfiyet bildirirken لَدُنْ dört ve beş boyutlu uzay içinde zarfiyet bildirir. لَدَى nın muzafun ileyhinin üç boyutlu uzayda fiziksel olarak yanı belirtilmektedir. لَدُنْ ün muzafun ileyhinin ise dört ve beş boyutlu uzaydaki yanı belirtilmektedir. Her ikisi de hakiki ve mecazi zarfiyet için gelebilir.
Yanında bulunan لَدَى da gerçekten yanında bulunabilme imkânına sahiptir. لَدُنْ de ise bu imkân yoktur. Çünkü kendi boyutunun dışındadır. Bu nedenle her zaman مِنْ harf-i ceriyle gelir. Ancak ledünde bulunamaz, ledüne gidemez, ledünden ona gelebilir.

عِنْدَ ise diğer ikisinden farklı olarak referans noktası bildirir. Gerçek bir yanındalık bildirmez. Etki alanını ifade eder. Muzafun ileyhi referans noktası olarak gösterir. Etki edebildiği ya da etkileşimde bulunabildiği her yer onun indidir. Bu yüzden görecelik ve görüş de bildirir. Ona göre, onun görüşüne göre anlamına da gelir.

غَيْرِ: “Dışında” demektir. Matematikteki “değil” anlamına gelmektedir.

Dûn (دُون) gayri (غَيْر) ile karıştırılmaktadır. Genellikle aynı anlam verilmektedir. Dûn “başka, dışında” demek değildir. O anlama gelen kelime غَيْر’dır.
دُونَهُ = غَيْرَهُ وَغَيْرَ عِنْدِهِ
Onun dûnu = Onun ve onun indinin gayrısı
Doğru tanım “onun ve onun indinin gayrısı” şeklindedir. Bunu şekille ifade edersek:

Birisinin dûnunda demek hem onun dışında olan hem de onun etki veya etkileşim alanının dışında olan demektir.
هِ: “O” demektir. Allah’a racidir.
دُونِهِ: “O’nun dûnu” demektir.
مِنْ دُونِهِ: “O’nun dûnundan” demektir.
مُلْتَحَدًا: “Sığınak, sığınılan yer, sığınma” demektir. لحد kökünden ifti’âl bâbından üçüncü şahıs eril tekil ism-i mef’ûl, veya ism-i mekândır. Üçüncü bâbdan (لَحَدَ – يَلْحَدُ) birisinin veya bir şeyin yönünü çevirip gittiği yönden uzaklaştırmak anlamındadır. Bu, onun önceki güzergâhına göre hareket etmesini engelleyen bir engel oluşturmak suretiyledir. İf’âl bâbında (أَلْحَدَ – يُلْحِدُ) tasyir etkisi ile gelir. Sülasi anlamı gittiği yönden engelleyip başka yöne yöneltmek iken if’âl bâbında onu başka yöne yönelmiş hale getirmek anlamındadır. İfti’âl bâbında (الْتَحَدَ – يَلْتَحِدُ) ise felâket veya zarar içeren bir hedefe doğru yönelmiş olan önceki hareket yolundan zarar ve musibetten kaçınmak için bilerek sapmaya özen göstermektir. مُلْتَحَدًا de ifti’âl bâbından mimli mastar, ism-i mef’ûl, ism-i zaman veya ism-i mekân manasına gelir. Zarar vermek için hareket eden bir şeyi hedefinden saptıran, yönünü değiştiren veya durduran şey ya da yer anlamından sığınak, sığınılan yer veya sığınma demektir.

| اللَّحْد واللُّحْد: الشَّقُّ الذي يكون في جانب القبر موضِع الميت لأَنه قد أُمِيل عن وسَط إِلى جانبه Lahd ve Luhd (اللَّحْد واللُّحْد): Kabrin yan tarafında bulunan, ölünün konulduğu yarıktır. Çünkü kabrin ortasından yan tarafına doğru eğilmiştir. (Lisanu-l Arab) Yana doğru kaymadan dolayı bu açılan yarığa lahit denmiştir. |
لَنْ أَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا: “Asla O’nun dûnundan bir sığınak bulamayacağım” demektir.
لَنْ يُجِيرَنِي مِنَ اللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا: “Asla birisi beni Allah’tan koruyamayacaktır ve asla O’nun dûnundan bir sığınak bulamayacağım” demektir.
إِنِّي لَنْ يُجِيرَنِي مِنَ اللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا: “Kesinlikle ben, asla birisi beni Allah’tan koruyamayacaktır ve asla O’nun dûnundan bir sığınak bulamayacağım” demektir.
قُلْ إِنِّي لَنْ يُجِيرَنِي مِنَ اللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا: “‘Kesinlikle ben, asla birisi beni Allah’tan koruyamayacaktır ve asla O’nun dûnundan bir sığınak bulamayacağım’ de” demektir.
Bu ayette korumayı ifade eden kelime إِجَارَة (أَجَارَ - يُجِيْرُ) iken Kuran’da bunun için en yaygın olarak kullanılan kök وقي dir.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Onlardan “rabbimiz, bize dünyada iyilik ve ahirette iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru” diyen vardır. (Bakara 201)
رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Rabbimiz, kesinlikle biz iman ettik de bizin suçlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru. (Ali İmran 16)
وَقِهِمُ السَّيِّئَاتِ وَمَنْ تَقِ السَّيِّئَاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Onları kötülüklerden koru ve kimi kötülüklerden korursan o gün ona rahmet etmiş olursun ve o, o büyük kurtuluştur. (Mümin 9)
الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Arşı taşıyanlar ve onun çevresinde olanlar rablerini hamd ile tesbih ederler ve O’na iman ederler ve iman edenler için bağışlanma isterler. Rabbimiz, her şeyi rahmet ve ilimle kuşattın da tevbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları Cehîm’in azabından koru. (Mümin 7)
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan, üzerinde Allah’a, onlara emrettiğine isyan etmeyen ve emrolunduklarını yapan şiddetli haşin melekler olan ateşten koruyun. (Tahrim 6)
وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ أَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابِيلَ تَقِيكُمْ بَأْسَكُمْ
Allah, sizin için yarattığından gölgeler kıldı ve sizin için dağlardan kınlar kıldı ve sizin için sizi sıcaktan koruyan koruyucu giysiler ve sizi zorluğunuzdan koruyan koruyucu giysiler kıldı. (Nahl 81)
إِجَارَة daha çok zarar meydana gelmeden hemen önce veya zarar meydana geldiği sırada korumaktır. وقي ise zarar gelmeden önce korumaktır. Önleyici ve çoğunlukla manevi bir korunmadır.
Kuran’da مُلْتَحَدًا dışında sığınak anlamında bir kelime olan مَلْجَأً vardır.
اسْتَجِيبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَأٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكِيرٍ
Allah’tan gelen, onu hiçbir döndürmenin olmadığı bir gün gelmeden öncesinde rabbinize icabet edin. O gün sizin için hiçbir sığınak yoktur ve sizin için hiçbir tanınmama yoktur. (Şura 47)
مَلْجَأً genel anlamda sığınılan, korunulan yerdir. Türkçede bu kök iltica, mülteci olarak kullanılmaktadır. مُلْتَحَدًا ise gelen tehlikeyi veya zarar vericiyi başka yöne yönlendiren bir sığınma yeridir.
Öncesindeki ayette zarar veya reşede mülküm yok demek emrediliyor, bu ayette ise “asla birisi beni Allah’tan koruyamayacaktır ve asla O’nun dûnundan bir sığınak bulamayacağım” demek emredilmektedir. İki cümle arasında bir bağ vardır. Birinci cümlede mülküm yok denmiş sonra Allah’tan gelene karşı kimsenin koruyamayacağını ve O’nun dûnundan bir sığınak olmayacağı söylenmiştir. Eğer ben sizin için zarar veya reşed yönetmeye kalkarsam Allah’tan başıma gelecek var demektir. O sıkıntıdan beni kimse koruyamaz. O’nun dûnundan sığınak da yoktur. O’nun indinden sığınak olabilir. Haddi aşarsam, insanlara zarar vermeyi veya onları doğru davranmaya iten baskıcı, zorlayıcı yöneticilik yaparsam Allah’tan başıma bela gelecek demektir. Bu ayet önceki ayetin devamıdır.
Kimde mülk var ve yönettiği insanlara baskı yapıyorsa, onları kendi istediği gibi olmaya zorluyorsa bu ayetlerin muhatabıdır. Kendine dikkat etmesi gerekir. Mülk elinde olmayıp da bu şekilde bir mülk ile yönetmek isteyenler de bu ayetlerin muhatabıdır. Onların da kendilerine gelip Allah’ın ayetleri ile ilgilenmeleri gerekir.
Teşvikiye, Yalova
03 Ocak 2026
M. Lütfi Hocaoğlu