Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1322
Rahman Suresi Tefsiri 7-8. Ayetler
11.04.2026
1568 Okunma, 0 Yorum

RAHMAN SÛRESİ - 7. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ (7) أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ (8)

Ve gök, onu yükseltti ve denge ve ölçü sistemi içinde ölçüyü kaçırmayın diye denge ve ölçü sistemini koydu. (7-8)

 

وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا

Ve gök, onu yükseltti.

 

Fiil cümlesi

Atıf
harfi

Mefûlun bih
Meşgulun bih

Fâil

Fiil
Meşgul

Mefûlun bih
Meşgulun anh

هَا

هُوَ

رَفَعَ

السَّمَاءَ

وَ

 

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. Önceki ayetteki النَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ cümlesine السَّمَاءَ رَفَعَهَا cümlesini atfetmektedir.

السَّمَاءَ: “Gök, sema” demektir. سمو kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan سُمُوّ mastarı bütün seviyelerin üstüne çıkmak, en üst seviyeye yükselmek manasındadır. Bu mastar manasından bütün seviyelerin üstüne çıkan manasında سَمَاء her şeyin en üstü olarak “gök” anlamında camid isimdir. İsm-i cem-i cinstir. Yani hem cinsi ifade eder hem de topluluğu ifade eder. Yani gök cinsi veya gök topluluğu demektir. Cins ifade ettiği zaman eril, cem ifade ettiği zaman dişildir. İsm-i cemi cinsler sonuna ة alarak müfredleşirler. Yani tekili سَمَاوَة veya سَمَاءَة dir. İsm-i cemi cins bu şekilde ة alarak müfredleştikten sonra çoğulu سَمَوَات dır. Ancak Kuran’da سَمَاوَة veya سَمَاءَة şeklinde kullanımı yoktur. Kuran tekil olarak da yine سَمَاء yı kullanmaktadır.

وقوله عز وجل: ثم استوى إلى السَّماءِ؛ قال أَبو إسحق: لفظُه لفظُ الواحد ومعناهُ مَعنى الجمع، قال: والدليل على ذلك قوله: فسَوَّاهُنَّ سبْعَ سَمَواتٍ، فيجب أَن تكون السماءُ جمعاً كالسموات كأَن الواحدَ سَماءَةٌ وسَماوَة

Azze ve Celle’ni sözü: Sonra semaya istiva etti; Ebu İshak dedi ki: Onun lafzı tekil lafızdır ve onun manası çoğul manasıdır, dedi ki: Ve bunun delili O’nun sözüdür: Onları yedi sema olarak tesviye etti, bu da semanın tekilinin سَماءَةٌ ve سَماوَة gibi olan semavat gibi çoğul olmasını icab ettirir. (Lisanu-l A’rab)

Kuran’da arz ile beraber yaygın kullanımı vardır.

هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

O yerde olanları topluca sizin için yaratan sonra semaya istiva eden ardından onları yedi sema olarak tesviye edendir. O her şeyi bilendir. (Bakara 29)

Bu ayette السَّمَاءِ kelimesine dişil çoğul zamir olan هُنَّ (onlar) dönmektedir. Bu da ism-i cem-i cins olarak ve burada da cem manasında kullanıldığını göstermektedir.

أَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللَّهُ سَبْعَ سَمَوَاتٍ طِبَاقًا

Görmediniz mi Allah’ın yedi semayı tabakalar halinde nasıl yarattığını? (Nuh 15)

Sema yedi semadan oluşmuştur. Yedi sema tabakalar halindedir.

İlginç olan gördüğümüz uzayın üç boyutlu, görmediğimiz semanın tabakalarının iki boyutlu olmasıdır. Bununla ilgili olarak Einstein tarafından ileri sürülen ve fizikçiler tarafından kabul edilen uzay zaman dokusu ve bunun bükülmesi tabakalı yapıya bir delildir. Baktığınız zaman güneş sistemimiz ve diğer yıldız sistemleri ve galaksiler bir yüzey üzerine dizilmiş cisimlerden oluşmaktadır. Dağılım küresel veya üç boyutta dağınık değildir. Hatta yer çekiminin sebebi de bu uzay zaman dokusudur.

Sema kelimesine ism-i cem-i cins olmasından dolayı Kuran’da değişik zamirler döner.

Fussilet 12, Cin 8, Naziat 27 ve Kaf 6 da هَا döner. Fussilet 11 de هِيَ döner. Duhan 10, Tur 9, Rahman 37, Hakka 16, Mearic 8, Mürselat 9, Nebe 19, Tekvir 11, İnfitar 1, İnşikak 1, Gaşiye 18, Hud 44 de müennes fiille gelir. Müzzemmil 18 de müzekker ism-i fâil haberi olarak gelir.

رَفَعَ: “Yükseltti” demektir. رفع kökünden üçüncü bâbdan üçüncü şahıs eril tekil mazi malum fiildir. Fâili müsterir هُوَ dir ve Rahman’a racidir. Birisini, bir şeyi veya bir işi yukarıda yerleşmesi için yukarıya doğru itmek demektir. Ona “aşağı” kabul edilen bir konumdan “yukarı” kabul edilen bir konuma nakletmesine sebep olan bir kuvvetle etki ederek hareket ettirmesidir. Hem خفض (indirmek) kökünün hem de وضع (koymak) kökünün zıttıdır. Türkçede irtifa (yükselmek) şeklinde ifti’âl bâbı kullanılır.

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

İbrahim beytten temelleri ve İsmail yükseltmişti. Rabbimiz bizden kabul et. Kesinlikle Sen, Sen işiticisin, bilicisin. (Bakara 127)

وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ

Anne-babasını tahtın üzerine yükseltti. (Yusuf 100)

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ

Ey iman edenler, seslerinizi nebinin sesinin üstüne yükseltmeyin. (Hucurat 2)

Bu ayetlerdeki yükseltme somut, fiziksel bir yükseltmedir.

وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا بَلْ رَفَعَهُ اللَّهُ إِلَيْهِ

Onu (İsa’yı) yakinen öldürmediler, aksine Allah onu O’na yükseltti. (Nisa 157-158)

إِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

Allah “Ey İsa, kesinlikle ben seni vefat ettirenim ve seni Bana yükseltenim ve seni küfredenlerden temizleyenim ve sana uyanları kıyamet yevmine kadar küfredenlerin üzerinde kılanım” demişti. (Ali İmran 55)

Bu ayetlerden İsa Peygamberin vefat eder halde bedensel olarak yükseltildiğini, ölmediğini anlıyoruz.

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللَّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ

O resuller, bazısının üzerine bazısını tafdil ettik. Onlardan Allah’ın konuştuğu ve onların bazısını dereceler olarak yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa’ya beyyineleri verdik ve onu Ruhu-l Kudüs’le destekledik. (Bakara 253)

وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ

Sizi yerin halifeleri kılan ve sizi size verdikleri içinde denemesi için bazınıza bazınızın üzerine dereceler kılandır. (Enam 165)

Bu ayetlerde derecelerin yükseltilmesi vardır ki soyut bir yükseltmedir.

هَا: “O” demektir. Üçüncü şahıs dişil tekil mensub muttasıl zamirdir. السَّمَاءَ ya racidir.

رَفَعَهَا: “Onu yükseltti” demektir. “Semayı yükseltti”, “Göğü yükseltti” demektir.

السَّمَاءَ رَفَعَهَا: “Gök, onu yükseltti” demektir. Bu cümlede iştigâl (الاِشْتِغَال) vardır.

Mef’ûlün fiilden önce gelip fiilden sonra da bu mef’ûle raci bir zamirin olması durumuna iştigâl denir.

İştigâl üç öğeden oluşur:

  1. Meşgûlûn anh (مَشْغُولٌ عَنْهُ): Fiilden önce gelen mef’ûlun bihtir.
  2. Meşgûl (مَشْغُولٌ): Fiildir.
  3. Meşgûlûn bih (مَشْغُولٌ بِهِ): Fiilden sonra gelen ve fiilden önceki mef’ûlun bihe dönen zamirdir.
  4. Bu ayetin bu cümlesinde iştigâl olmasaydı cümle şu iki şekilden biri olabilirdi:

رَفَعَ السَّمَاءَ

Fiil cümlesi

Mefûlun bih

Fâil

Fiil

السَّمَاءَ

هُوَ

رَفَعَ

Bu durumda mef’ûlün bih olan السَّمَاءَ doğrudan fiilden sonra gelecek ve onunla ilgili bir zamir olmayacaktı.

السَّمَاءُ رَفَعَهَا

İsim cümlesi

Haber
Fiil cümlesi

Mübteda

Mefûlun bih

Fâil

Fiil

هَا

هُوَ

رَفَعَ

السَّمَاءُ

Bu durumda isim cümlesidir ve السَّمَاءُ merfu (sonu zammeli) olarak mübtedadır. Haber cümlesindeki هَا zamiri meşgulün bih değil rabıt zamiridir.

Bu iki şekil yerine iştigâl ile gelmesinin sebebi nedir?

Cümle

Tipi

Geliş nedeni

رَفَعَ السَّمَاءَ

Fiil cümlesi

Göğün yükseltilmesi gökte daha önemli

السَّمَاءُ رَفَعَهَا

İsim cümlesi

Gök, yükseltilmesinden daha önemli

السَّمَاءَ رَفَعَهَا

İştigâlle fiil cümlesi

Gök ve yükseltilme eşit önemde

İştigâlle gelmesinin sebebi gök ve göğün yükseltilmesinin eşit önemde olmasıdır.

Sema nasıl yükseltilmiştir. Semanın yükseltilmesi ile ilgili 3 ayet daha vardır.

أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ (17) وَإِلَى السَّمَاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ (18) وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ (19) وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ (20)

Bakmıyorlar mı deveye, nasıl yaratıldı ve göğe, nasıl yükseltildi ve dağlara, nasıl dikildi ve yere, nasıl düzleştirildi? (Gaşiye 17-20)

Bu ayetlerde göğe nazar ederek yükseltildiğini görebildiğimiz ifade edilmiştir. Bu da bizim astronomik gözlemlerle göğün yüksekliğini bilebileceğimizi ifade etmiş olmaktadır.

أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا (27) رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا (28)

Siz mi yaradılışça daha şiddetlisiniz yoksa bina ettiği gök mü? Onun semkini (yüksekliğini) yükseltti de onu tesviye etti. (Naziat 27-28)

Semk hacimsel bir yapının yüksekliğidir. Bu ayette göğün semkini yükseltti demiştir. Buradan göğün aslında yüzeyinin aynı olduğunu, yüksekliğinin ince olduğunu ve bu yüksekliğin artırıldığını anlıyoruz.

Yedi tabaka halinde kılınan göğün yüksekliği (سَمْكَ السَّمَاءِ) artırılmış ve böylece gök yükseltilmiştir. Bu da gözle veya astronomik gözlemlerle fark edilebilen bir yükseklik olmasıyla uyum içindedir.

اللَّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ

Allah gökleri gördüğünüz direklerin gayrısıyla yükselten sonra arşa istiva edendir. (Rad 2)

Lokman suresi 10. ayette خَلَقَ السَّمَوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَاGökleri gördüğünüz direklerin gayrısıyla yarattı” denmiştir. Burada ise “Gökleri gördüğünüz direklerin gayrısıyla yükseltti” denmiştir.

Hem Lokman 10 hem de Rad 2 de تَرَوْنَهَا daki هَا zamiri عَمَدٍ e (direklere) mi yoksa السَّمَوَاتِ ye (göklere) mi racidir?

Göklere raci olunca تَرَوْنَهَا cümle olduğu için gökler de marife olduğu için hâl olur. Direklere raci olursa تَرَوْنَهَا cümle olduğu için direkler de nekre olduğu için sıfat olur. Göklere raci olduğu zaman anlam “gördüğünüz gökleri direklersiz yarattı/yükseltti” şeklinde olur ki bu durumda görmediğimiz göklerin varlığını düşünmemiz gerekir. Diğer taraftan hâl olduğu için yarattığı/yükselttiği sırada bizim görmemiz gerekir ki bu da olmayacağından göklere raci olması durumu yoktur. Eğer gördüğünüz gökler anlamı verilmek istenseydi cümle خَلَقَ\رَفَعَ السَّمَوَاتِ تَرَوْنَهَا بِغَيْرِ عَمَدٍ şeklinde gelirdi. Bu durumda direklerin sıfatı olma ihtimali yok edilmiş olurdu. Bu nedenle direklerin sıfatı olmaya uygundur.

Gördüğümüz direklerin gayrısıyla yaratmak/yükseltmek ne demektir? Görmediğimiz direklerle mi yaratmış/yükseltmiş yoksa direkler olmadan mı yaratmış/yükseltmiş?

Eğer direkler olmadan yarattı/yükseltti denseydi cümle خَلَقَ\رَفَعَ السَّمَوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ şeklinde olurdu. تَرَوْنَهَا ya gerek kalmazdı.

Eğer görmediğiniz direklerle yarattı/yükseltti deseydi cümle خَلَقَ\رَفَعَ السَّمَوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ لَمْ تَرَوْهَا şeklinde olurdu.

Oysa cümle gördüğünüz direklerin gayrısıyla yarattı/yükseltti şeklinde gelmiştir. Bu durumda ikisi de geçerlidir. Hem direkler olmadan hem de görmediğiniz direklerle yarattı denmiştir. Bunu matematiksel olarak gösterebiliriz:

Niçin iki durum da geçerlidir? Çünkü gökler çoğuldur. Göklerin bir kısmı direksiz, bir kısmı görmediğimiz direklerle yaratılmıştır/yükseltilmiştir.

Peki bu görmediğimiz direkler nedir? Bu direklerle hem yaratılmış ve yaratılırken de eş zamanlı olarak yükseltilmiştir. Kara delikler gibi kara direkler var mıdır? Günümüzde henüz böyle bir şey keşfedilmemiştir ama Kuran’da bu ifade olduğuna göre bir gün keşfedilebilir.

 

وَوَضَعَ الْمِيزَانَ أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ

Ve denge ve ölçü sistemi içinde ölçüyü kaçırmayın diye denge ve ölçü sistemini koydu.

 

Fiil cümlesi

Atıf
harfi

Mefûlun lieclih

Mefûlun
bih

Fâil

Fiil

Sıla cümlesi
Nehiy cümlesi

Harf-i
mevsûl

Mefûlün bih GS

Fâil

Fiil

Olumsuzluk
edatı

Mecrur

Cârr

الْمِيزَانِ

فِي

و

تَطْغَوْا

لَا

أَنْ

الْمِيزَانَ

هُوَ

وَضَعَ

وَ

 

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. السَّمَاءَ رَفَعَهَا cümlesine وَضَعَ الْمِيزَانَ أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ cümlesini atfetmektedir.

وَضَعَ: “Koydu” demektir. وضع kökünden üçüncü bâbdan üçüncü şahıs eril tekil mazi malum fiildir. Fâili müsterir هُوَ dir ve Rahman’a racidir. Kendisiyle irtibatlı olan veya taşıdığı bir şeyi kendinden ayırarak bir mekân içinde yerleşmesini sağlamak demektir. رفع kökünün zıttıdır. Türkçede kullanılan mevduat, mevzi, mevzu kelimeleri bu kökten gelmektedir. Gebe bir kadının çocuğunu doğurması da bu kökle ifade edilir.

فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّي وَضَعْتُهَا أُنْثَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ

Onu doğurunca Allah doğurduğunu daha iyi bilirken “Rabbim, onu kız doğurdum” dedi. (Ali İmran 36)

وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَانًا حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا

İnsana anne-babasına iyiliği vasiyet ettik. Annesi onu zorlukla taşıdı ve onu zorlukla doğurdu. (Ahkaf 15)

وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنْثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ

Hiçbir dişi O’nun ilmi olmadan ne taşıyabilir ne de doğurabilir. (Fatır 11, Fussilet 47)

Bu ayetlere وَضْع in doğurma anlamına geldiği görülmektedir. Çünkü gebe kadın kendisi ile taşıdığı bebeği kendisinden ayırarak başka bir mekâna koymaktadır.

وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ (2) الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ (3)

Sırtını büken yükünü senden alıp koyduk. (İnşirah 2-3)

Burada عَنْ harf-i ceri kullanılmıştır. Bu harf-i cerden sonra gelen kendisinden bir şey alınıp başka bir mekâna konulan kimsedir.

يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ

Anlamı konulmalarından sonra kaydırırlar. (Maide 41)

مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ

Yahudilerden anlamı konulduğu yerden kaydıranlar vardır. (Nisa 46)

يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ

Anlamı konulduğu yerlerden kaydırırlar. (Maide 13)

Burada geçen الْكَلِمَ ism-i cem-i cinstir. Kendisine eril zamir (مَوَاضِعِهِ) döndüğü için cins anlamındadır. Bir sözün veya cümlenin anlamı Arapçada “kelime” (كَلِمَة) ile ifade edilir. Türkçede “sözcük” anlamında kullanılmaktadır ama bu kullanım Kuran’a uymaz. Anlamı kaydırmaktadırlar. Tamamen başka anlama çevirmemekte ama o sözcüğün, cümlenin konulduğu yerle uyuşmayan en uç anlamını vermektedirler. Günümüzde de Yahudilerin Tevrat’a yaptıkları gibi Kuran da bu şekilde metin olarak değil, mana olarak tahrif edilmektedir.

Bu ayetlerde soyut bir koyma vardır. Konulan anlamdır. Bir sözcüğe veya cümleye verilen anlam koyulma ile ifade edilmektedir.

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ

Kesinlikle insanlar için konulan bir tür beytin ilki alemler için mübarek ve hüda olan Bekke’de olandır. (Ali İmran 96)

Burada Kâbe ifade edilmiştir. Bina edilen denmemiş, konulan denmiştir. Bunun sebebi Allah’ın emriyle bina edilmesiyle Allah tarafından oraya doğrudan koyulmuş gibi olmasıdır. Burada da somut bir koyma vardır.

حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا

Harb yüklerini koyana kadar. (Muhammed 4)

Burada mecazi bir anlatım vardır. Soyut bir kavram olan savaş şuurlu bir varlıkmış gibi, silahlar da yükler olarak ifade edilmiştir. Buradaki durum savaşın bitmesidir.

حِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّهِيرَةِ

Öğlenden dolayı elbiselerinizi koyduğunuz zaman… (Nur 58)

Burada elbiselerin çıkarılması koyma ile ifade edilmiştir. Somut bir koymadır.

الْمِيزَانَ: “Tartı, tartma, tartı aracı, denge ve ölçü sistemi” demektir. وزن kökünden ikinci bâbdan mensub marife ism-i alet ve mimli mastardır. Normalde mimli mastar kalıbı olmayan مِفْعَال kalıbı söylenme kolaylığı nedeniyle و ile başlayan köklerde mimli mastar olarak da kullanılır. Normalde mimli mastar kalıbıyla geldiğinde مَوْزِن şeklindedir ve söylenmesi zordur. Dil kolaylığı açısından bazı misalu-l vâvi (و ile başlayan) köklerde mimli mastar olarak bu kalıp yerine مِفْعَال kalıbı kullanılır. Tartı aracı olan terazinin iki kefesi vardır ve bir şey tartılırken bir kefeye tartılan konulur, diğer kefeye ölçmede kullanılan araç konulur ve o şey için bir tartı değeri belirlenir. Bu nedenle الْمِيزَانَ bir şeyin değerini, miktarını belirleyen araçtır. Mimli mastar olarak kullanıldığında değeri, miktarı belirleyen denge ve ölçü sistemini ifade eder. Bu değer belirleme somut veya soyut olabilir.

Bu kalıpta kökün ilk harfi olan و i’lâle uğramış ve ي harfine dönüşmüşür.

Nekre

 

Çoğul

İkil

Tekil

مَوَازِينُ

مِوْزَانَانِ مِيزَانَانِ

مِوْزَانٌ مِيزَانٌ

Merfu

مَوَازِينَ

مِوْزَانَيْنِ مِيزَانَيْنِ

مِوْزَانًا مِيزَانًا

Mensub

مَوَازِينَ

مِوْزَانَيْنِ مِيزَانَيْنِ

مِوْزَانٍ مِيزَانٍ

Mecrur

Marife

 

Çoğul

İkil

Tekil

الْمَوَازِينُ

الْمِوْزَانَانِ الْمِيزَانَانِ

الْمِوْزَانُ الْمِيزَانُ

Merfu

الْمَوَازِينَ

الْمِوْزَانَيْنِ الْمِيزَانَيْنِ

الْمِوْزَانَ الْمِيزَانَ

Mensub

الْمَوَازِينِ

الْمِوْزَانَيْنِ الْمِيزَانَيْنِ

الْمِوْزَانِ الْمِيزَانِ

Mecrur

Burada tekil ve ikil çekimlerde “Sakin vav harfinin önceki harfi kesreli ise vav harfi ya’ya kalp edilir. Ancak bu sakin vav harfi zamirse yani cem vavıysa, zamir değişemeyeceğinden bu durumda önceki kesre zammeye dönüştürülür.” kuralı gereği vav harfi ya’ya kalp edilmiştir.

Bu kalıptan gelen diğer mastar mimsiz mastar olan وَزْن dir. Mimli mastarın mimsizlerden farkı mimli mastarın belirli bir zaman dilimi içinde olması ve ikil ve çoğul yapılabilmesidir. Mimsiz mastarlar ise zamansızdır, ikil ve çoğul yapılmazlar. Türkçede de bu kural geçerlidir. “Yürümemiz iyi oldu” dediğinizde belli bir zaman dilimi içindeki yürüme mastarını ifade edersiniz. “Yürümelerimiz” şeklinde çoğul hale getirebilirsiniz. Ancak “yürümek güzeldir” dediğinizde ki bu Arapçadaki mimsiz mastara karşılık gelir, “yürümekler” şeklinde çoğul hale gelemez ve belli bir zaman diliminde gerçekleşen fiili ifade etmez, zamansızdır.

Mastar

Tipi

Anlamı

Zamanı

Tesniye ve cem

وَزْن

Mimsiz mastar

Tartmak

Zamansız

İkili ve çoğulu olmaz

مِيزَان

Mimli mastar

Tartma

Belli bir zaman dilimi içinde tartma

İkili ve çoğulu olur

كَيْل ile وَزْن genelde birlikte kullanılır. كَيْل hacimsel ölçüyü ifade ederken وَزْن ağırlıkla ölçüyü ifade eder.

Kavram

Ölçü türü

Araç

كَيْل

Hacim

Ölçek kabı

وَزْن

Ağırlık

Terazi, tartı

 

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ

Resullerimizi beyyinelerle göndermiştik ve onlarla beraber insanlar ölçütlerle kıyam etsinler diye kitabı ve mizanı indirmiştik. (Hadid 25)

Kitap kurallar, mizan ise denge ve ölçü sistemi demektir. Kıst ise ölçüt demektir. İnsanların ölçütle hareket etmesini sağlayan kitap ve mizandır. Kitap kuralları, mizan ise denge sistemini ifade eder.

أَنْ: Harf-i mevsuldür. Mastar harfi olarak kendisinden sonraki cümleyi mastar yapar ve bulunduğu cümledeki ana fiilin sebebi olur (Mef’ûlün lieclih).

لَا: “Değil” demektir. Olumsuzluk edatıdır. Muzari fiili cezm ettiği zaman nehiy manası kazandırır.

تَطْغَوْا: “Sınırı aşarsınız, taşarsınız, ölçüyü kaçırırsınız” demektir. طغي kökünden üçüncü bâbdan ikinci şahıs eril çoğul meczum muzari fiildir. Öncesindeki لَا ile meczum olmuştur. Bir şeyin miktarının veya bir şeyin, bir kimsenin etkisinin kabul edilebilir sınırı aşması, taşması, taşkınlaşması demektir. Bu kökten طَغْوَى mastarı ve onun mübalağalısı olan طُغْيَان mastarı vardır. Bu kökten gelen طَاغُوت ise “taşkınlık sistemi”, “sınırı aşma sistemi”, “ölçüyü kaçırma sistemi” demektir. طَاغُوت insanları taşkın, sınır tanımayan, sınırları aşan hale getiren ve bunun normal olarak görüldüğü sistemin adıdır. Bu sistemde bazı insanlar aşırı derecede ön plandadır, pek çok insan önemsiz ve değersizdir. Bu kökün zıttı olan فرط önemsiz hale getirilen bu insanları ifade eder. Birisini, bir şeyi, bir işi ihmal etmek, onunla ilgilenmemek, umursamamak, yanından uzaklaştırmak manasından فُرُط umursanmayan demektir. Ön planda olup taşkın hale gelenler طَاغُون dur, umursanmayan, uzak tutulan, değersiz kimseler ise فُرُط dur.

اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى

Firavun’a git. Kesinlikle o ölçüyü kaçırdı. (Taha 24)

قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَنْ يَطْغَى

İkisi “Rabbimiz, kesinlikle biz bizi uzak tutmasından (değersiz görüp) veya ölçüyü kaçırmasından (sınırı aşmasından) korkuyoruz” dedi. (Taha 45)

Firavun sınırı aşmıştı, ölçüyü kaçırmıştı. Bir grup insanlar taşkın, sınır tanımaz halde iken bir grup insan umursanmayan, değersiz insanlardı.

كَلَّا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَيَطْغَى (6) أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى (7)

Hayır, kesinlikle insan kendini müstağni görmekle ölçüyü kaçırır (sınırı aşar). (Alak 6-7)

İnsan türünün özelliği burada ifade edilmiştir. Kendisini zengin ve hiçbir şeye muhtaç değilmiş olarak kabul ettiğinde ölçüyü kaçırmaya başlar.

طَاغُوت “taşkınlık sistemi”, “sınırı aşma sistemi”, “ölçüyü kaçırma sistemi” demektir. طَاغُوت günümüzde Yahudiler tarafından icat edilmiş, Allah’ın kurallarına aykırı olan ve insanlar tarafından kutsallaştırılmış, hatta bazılarının içindeki mücadeleyi cihat kabul ettiği tüm yönetim sistemleridir.

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ

Yemin olsun, her ümmetin içine Allah’a ibadet edin ve Tağut’tan kaçının diye bir resul baas ettik. (Nahl 36)

الَّذِينَ آمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ

İman edenler Allah’ın sebilinde, küfredenler Tağut’un sebilinde savaşırlar. (Nisa 76)

فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا

Kim Tağut’a küfreder ve Allah’a iman ederse onda hiçbir kopma olmayan sağlam bir kulpu sımsıkı tutmuştur. (Bakara 256)

Bu ayetlerde Tağut’tan kaçınma emredilmiştir. Resullerin gönderilme sebebinin birinin bu olduğu diğerinin Allah’a ibadet olduğu ifade edilmiştir. Buna göre Tağut öyle nadir görülen bir şey değildir. Allah’ın kurallarının geçerli olmadığı ve insanların bir kısmının ölçüyü kaçıran bir kısmının ise değersiz ve umursanmayan kimseler haline geldiği sistemlerdir. Bu ayetlerde Tağut’un sebili kavramı vardır. Tağut’un yöntemleri, araçları demektir. Tağut’un araçlarını araç edinerek savaştıkları ifade edilmektedir. Allah’ın yolu, yöntemleri savaşırken bile kurallar içindedir. Masuma dokunmaz, gereksiz yere cana kıymaz. Tağut’un sebilinde savaşmaya örnek ise İsrail’in ve ABD’nin savaşma şekilleridir. Bakara 256’da Tağut’a küfretme ve beraberinde Allah’a iman etme vardır. Tâğut’a küfretme yani onu görmezden gelme yapılması istenen bir ameldir. Tağut ölçüyü kaçırmayı, taşkınlığı teşvik edendir. Onun emirlerini, önerilerini görmezden gelmek gerekir. Allah’a da iman etmek yani güvenmek gerekir. Bu da en sağlam kulpu sımsıkı tutmadır. Tağut’un sebili yani yöntemleri, araçları Allah’ın sebiline terstir. Allah çoğunluğa uyma der, Tağut çoğunluğa uy der. Allah çoğunluk seni Allah’ın yolundan saptırır der, Tağut çoğunluk doğruyu bilir der. Allah ondan kaçınmayı emrederken tüm dünya bu sistemleri uygarlık olarak kabul eder. Tuhaf olan bunun yanlış olduğunu bilen ve “biz Müslümanlarız” diyenlerin de Tağut’un araçlarını, yöntemlerini (sebilini) benimseyip o uğurda ömrünü harcamalarıdır.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا هَؤُلَاءِ أَهْدَى مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا سَبِيلًا

Kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Cibte ve Tağut’a iman ediyorlar. Küfredenlere “Bunlar iman edenlerden yöntem olarak daha iyi rehberdir” diyorlar. (Nisa 51)

جِبْت “hayırsız şeriat” demektir. جبت kökünden gelmiştir.

لاجتماع الجيم والتاء في كلمة واحدة، من غير حرف ذولقي

(Tacu-l Arus)

Saf Arapçada cim (ج) ve te (ت) harfleri aynı kelimede birleşmezler. Ancak bir zevleki harf ile birlikte bir araya gelirler (تجر gibi). Zevleki harfler nun (ن), lam (ل) ve re (ر) harfleridir. Bu nedenle bu kelime saf Arapça değildir. Sondaki te (ت) harfi sin (س) harfinden ibdal olmuştur.

Kelimenin aslı جِبْس dir. جِبْس latince gypsum (jips) kelimesi ile aynı etimolojik kökenden gelmiştir. Jips alçı, sıva demektir. جِبْس alçıdan yapılmış dayanaksız, faydasız, hayırsız heykeldir. Buradaki sin harfi te harfine ibdal olmuştur (جِبْس جِبْت).

جِبْت de جِبْس e benzerliği ile faydası, hayrı olmayan, birisinin/birilerinin menfaat, heva, şehveti ile çıkarılmış kurallar, kanunlar, şeriattır.

Kitaptan nasip verilenler kural, kanun çıkarma hakkı kazananlar demektir. Cibt ise Allah’ın kurallarına dayanmayan, heva, heves, moda ile çıkarılan kanunlardır. Cibt’in kural olarak konulduğu sistem ise Tağut’tur.

لَا تَطْغَوْا: “Ölçüyü kaçırmayın” demektir.

فِي: “İçinde” demektir. Harf-i cerdir.

الْمِيزَانِ: “Denge ve ölçü sistemi” demektir.

فِي الْمِيزَانِ: “Denge ve ölçü sistemi içinde” demektir.

لَا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ: “Denge ve ölçü sistemi içinde ölçüyü kaçırmayın” demektir.

أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ: “Denge ve ölçü sistemi içinde ölçüyü kaçırmayın diye” demektir.

وَضَعَ الْمِيزَانَ أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ: “Denge ve ölçü sistemi içinde ölçüyü kaçırmayın diye denge ve ölçü sistemini koydu” demektir.

Burada iki tür denge söz konusudur. Çünkü ilk الْمِيزَانَ a zamir dönmemiş, izhar edilmiştir yani الْمِيزَانِ şeklinde tekrar edilmiştir.

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي

Sizi rızıklandırdığımızın tayyibelerinden yiyin ve size gazabımın helal olacak olması sebebiyle onun (rızıklandırdığımızın) içinde ölçüyü kaçırmayın. (Taha 81)

Bu ayette ise مَا رَزَقْنَاكُمْ tekrarlanmamış ve ona zamir dönmüştür (فِيهِ).

Bu durumda Rahman suresinin bu ayetlerindeki mizan kelimeleri iki farklı anlamdadır ve ilkinin koyulması ikincisi içinde ölçüyü kaçırmamanın sebebidir. Eğer ikisi de aynı mizan olsaydı Taha 81’deki gibi zamir dönerdi ve وَضَعَ الْمِيزَانَ أَلَّا تَطْغَوْا فِيهِ (onun içinde ölçüyü kaçırmayın diye denge ve ölçü sistemini koydu) şeklinde olurdu.

Burada ilk koyulan mizan doğal denge ve ölçü sistemidir (وَضَعَ الْمِيزَانَ أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ). Mimli mastar olduğu için sınırlı bir zaman dilimindedir. Kıyamet yevmine kadar olan zaman içindedir. Allah’ın koyduğu doğa kuralları içindeki dengedir. İkinci mizan ise sosyal denge ve ölçü sistemidir (وَضَعَ الْمِيزَانَ أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ). Bu da sınırlı bir zaman dilimi içindedir. İnsanlar bunu her çağda, her dönemde yenileyebilirler. İlk mizan ikinci mizanın sebebidir. Bu da bizim analoji yapmamız gerektiğini göstermektedir. Doğal dengeyi örnek alıp sosyal dengeyi ona göre kurmamız gereklidir. Öyle bir düzen kurmamız gereklidir ki sosyal denge içinde ölçü kaçmasın. Bunun için bize emredilen en önemli şey Tağut denen sistemden uzak durmaktır. Onun sebilini yani araçlarını, yöntemlerini kullanmamaktır. Tağut kelimesi kendi köküyle ilişkili olarak ölçüyü kaçırtır. Tağut içinde artık ölçü yoktur. Tağiler (ölçüyü kaçıranlar, taşkınlaşanlar) ve furutlar (önemsizler, umursanmayanlar) vardır. İstenilen herkes suçlu hale getirilebilir. İstenilen herkes ödüllendirilebilir, zengin edilebilir. İstenilen herkesin başına her şey getirilebilir. İşte bu bozulmuş sosyal dengedir. Tağut’un mahkemeleri bile göstermeliktir.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا

Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Onlara onu görmezden gelmeleri emredilmişken Tağut’un muhakemesini irade ederler. Şeytan onları uzak bir sapkınlıkla saptırmayı irade eder. (Nisa 60)

Burada iman ettiklerini iddia edenlerin durumu çok güzel ifade edilmiştir. Hakemliği değil Tağut’un muhakemesini istemektedirler. Tağut’un muhakemesi adaletsizdir. İstediği kimseye istediği hükmü verir. Masumiyet karinesine de bakmaz, delillerle de ilgilenmez. Delile ihtiyacı olmadığı halde isterse istediği delilleri göstermelik olarak üretir de. Sen suçlusun der, suçsuzluğunu ispat et der. İşine geldiği an kendi koyduğu kurala uymaz veya kuralı anında değiştirir ve bir müddet sonra tekrar eski haline getirebilir.

Sosyal denge içinde ölçüyü kaçırmamak için sosyal dengeyi sağlayan Allah’ın kitabı ve mizanına dayalı Allah’ın dini (düzeni) dışında bir çıkış yolu yoktur.

 

Teşvikiye, Yalova

11 Nisan 2026

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Tüm Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1322
Rahman Suresi Tefsiri 7-8. Ayetler
11.04.2026 1568 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1321
Rahman Suresi Tefsiri 6. Ayet
4.04.2026 1885 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1320
Rahman Suresi Tefsiri 5. Ayet
28.03.2026 2026 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1319
Rahman Suresi Tefsiri 4. Ayet
7.03.2026 2019 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1318
Rahman Suresi Tefsiri 3. Ayet
28.02.2026 2086 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1317
Rahman Suresi Tefsiri 2. Ayet
21.02.2026 1928 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1316
Rahman Suresi Tefsiri 1. Ayet
14.02.2026 2129 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1315
Cin Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
7.02.2026 2084 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1314
Cin Suresi Tefsiri 25. Ayet
24.01.2026 2086 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1313
Cin Suresi Tefsiri 24. Ayet
17.01.2026 2064 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1312
Cin Suresi Tefsiri 23. Ayet
10.01.2026 2019 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1311
Cin Suresi Tefsiri 22. Ayet
3.01.2026 2043 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1310
Cin Suresi Tefsiri 21. Ayet
27.12.2025 2146 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1309
Cin Suresi Tefsiri 20. Ayet
20.12.2025 2073 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1308
Cin Suresi Tefsiri 19. Ayet
13.12.2025 2089 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1307
Cin Suresi Tefsiri 18. Ayet
6.12.2025 2078 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1306
Cin Suresi Tefsiri 16-17. Ayetler
29.11.2025 1989 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1305
Cin Suresi Tefsiri 14-15. Ayetler
22.11.2025 1965 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1304
Cin Suresi Tefsiri 13. Ayet
15.11.2025 2007 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1303
Cin Suresi Tefsiri 12. Ayet
8.11.2025 2031 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1302
Cin Suresi Tefsiri 11. Ayet
1.11.2025 1985 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1301
Cin Suresi Tefsiri 10. Ayet
25.10.2025 2000 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1300
Cin Suresi Tefsiri 9. Ayet
18.10.2025 2092 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1299
Cin Suresi Tefsiri 8. Ayet
4.10.2025 1827 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1298
Cin Suresi Tefsiri 7. Ayet
27.09.2025 1859 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1297
Cin Suresi Tefsiri 6. Ayet
20.09.2025 1997 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1296
Cin Suresi Tefsiri 5. Ayet
13.09.2025 1789 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1295
Cin Suresi Tefsiri 4. Ayet
6.09.2025 1942 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1294
Cin Suresi Tefsiri 3. Ayet
30.08.2025 1474 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1293
Cin Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
23.08.2025 1314 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1292
Secde Suresi Tefsiri 30. Ayet
9.08.2025 1343 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1291
Secde Suresi Tefsiri 28-29. Ayetler
2.08.2025 1235 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1290
Secde Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.07.2025 959 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1289
Secde Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.07.2025 938 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1288
Secde Suresi Tefsiri 25. Ayet
12.07.2025 944 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1287
Secde Suresi Tefsiri 24. Ayet
28.06.2025 917 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1286
Secde Suresi Tefsiri 23. Ayet
14.06.2025 1111 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1285
Secde Suresi Tefsiri 22. Ayet
31.05.2025 983 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1284
Secde Suresi Tefsiri 21. Ayet
24.05.2025 938 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1283
Secde Suresi Tefsiri 20. Ayet
10.05.2025 1105 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1282
Secde Suresi Tefsiri 19. Ayet
3.05.2025 1052 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1281
Secde Suresi Tefsiri 18. Ayet
26.04.2025 1181 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1280
Secde Suresi Tefsiri 17. Ayet
19.04.2025 1172 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1279
Secde Suresi Tefsiri 16. Ayet
12.04.2025 1224 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1278
Secde Suresi Tefsiri 15. Ayet
5.04.2025 1144 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1277
Secde Suresi Tefsiri 14. Ayet
22.03.2025 1062 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1276
Secde Suresi Tefsiri 13. Ayet
8.03.2025 1182 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1275
Secde Suresi Tefsiri 12. Ayet
1.03.2025 1112 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1274
Secde Suresi Tefsiri 11. Ayet
22.02.2025 1207 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1273
Secde Suresi Tefsiri 10. Ayet
8.02.2025 1271 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1272
Secde Suresi Tefsiri 6-9. Ayetler
1.02.2025 1564 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1271
Secde Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.01.2025 2147 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1270
Secde Suresi Tefsiri 4. Ayet
28.12.2024 1642 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1269
Secde Suresi Tefsiri 3. Ayet
14.12.2024 1162 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1268
Secde Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
7.12.2024 1340 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1267
Lokman Suresi Tefsiri 34. Ayet
30.11.2024 1287 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1266
Lokman Suresi Tefsiri 33. Ayet
16.11.2024 1368 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1265
Lokman Suresi Tefsiri 32. Ayet
9.11.2024 1258 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1264
Lokman Suresi Tefsiri 31. Ayet
26.10.2024 1433 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1263
Lokman Suresi Tefsiri 30. Ayet
12.10.2024 1264 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1262
Lokman Suresi Tefsiri 29. Ayet
5.10.2024 1675 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1261
Lokman Suresi Tefsiri 28. Ayet
7.09.2024 1425 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1260
Lokman Suresi Tefsiri 27. Ayet
31.08.2024 1373 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1259
Lokman Suresi Tefsiri 25-26. Ayetler
24.08.2024 1331 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1258
Lokman Suresi Tefsiri 24. Ayet
17.08.2024 1276 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1257
Lokman Suresi Tefsiri 23. Ayet
3.08.2024 1248 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1256
Lokman Suresi Tefsiri 22. Ayet
27.07.2024 1193 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1255
Lokman Suresi Tefsiri 21. Ayet
20.07.2024 1242 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1254
Lokman Suresi Tefsiri 20. Ayet
13.07.2024 1238 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1253
Lokman Suresi Tefsiri 19. Ayet
29.06.2024 1416 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1252
Lokman Suresi Tefsiri 18. Ayet
22.06.2024 1198 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1251
Lokman Suresi Tefsiri 17. Ayet
25.05.2024 1356 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1250
Lokman Suresi Tefsiri 16. Ayet
18.05.2024 1312 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1249
Lokman Suresi Tefsiri 15. Ayet
11.05.2024 1252 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1248
Lokman Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.04.2024 1453 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1247
Lokman Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.04.2024 1396 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1246
Lokman Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.04.2024 1220 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1245
Lokman Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.03.2024 1307 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1244
Lokman Suresi Tefsiri 10. Ayet
16.03.2024 1161 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1243
Lokman Suresi Tefsiri 8-9. Ayetler
9.03.2024 1253 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1242
Lokman Suresi Tefsiri 7. Ayet
24.02.2024 1178 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1241
Lokman Suresi Tefsiri 6. Ayet
17.02.2024 1161 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1240
Lokman Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
10.02.2024 1425 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1239
Rum Suresi Tefsiri 60. Ayet
27.01.2024 1205 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1238
Rum Suresi Tefsiri 59. Ayet
20.01.2024 1236 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1237
Rum Suresi Tefsiri 58. Ayet
6.01.2024 1291 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1236
Rum Suresi Tefsiri 57. Ayet
30.12.2023 1161 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1235
Rum Suresi Tefsiri 56. Ayet
16.12.2023 1273 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1234
Rum Suresi Tefsiri 55. Ayet
25.11.2023 1532 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1233
Rum Suresi Tefsiri 54. Ayet
11.11.2023 1413 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1232
Rum Suresi Tefsiri 53. Ayet
4.11.2023 1164 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1231
Rum Suresi Tefsiri 51-52. Ayetler
21.10.2023 1408 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1230
Rum Suresi Tefsiri 50. Ayet
14.10.2023 1233 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1229
Rum Suresi Tefsiri 48-49. Ayetler
30.09.2023 1219 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1228
Rum Suresi Tefsiri 47. Ayet
16.09.2023 1216 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1227
Rum Suresi Tefsiri 46. Ayet
9.09.2023 1460 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1226
Rum Suresi Tefsiri 44-45. Ayetler
2.09.2023 1185 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1225
Rum Suresi Tefsiri 43. Ayet
19.08.2023 1266 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1224
Rum Suresi Tefsiri 42. Ayet
12.08.2023 1241 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1223
Rum Suresi Tefsiri 41. Ayet
5.08.2023 1385 Okunma


© 2026 - Akevler