RAHMAN SÛRESİ - 8. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ (9)
Ve ölçmeyi doğru hedefe yönelmeyle yerleşik ve süregen hale getirin ve ölçü sisteminin değerini düşürmeyin. (9)
وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ
Ve ölçmeyi doğru hedefe yönelmeyle yerleşik ve süregen hale getirin.
Fiil cümlesi | Atıf harfi |
Fâil Hâl | Mefûlun bih | Fâil Sahibul hâl | Fiil |
Mecrur | Cârr |
الْقِسْطِ | بِ | الْوَزْنَ | و | أَقِيمُوا | وَ |
وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. Önceki ayetteki لَا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ nehiy cümlesine أَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ emir cümlesini atfetmiştir.
أَقِيمُوا: “İkame edin” demektir. قوم kökünden if’âl bâbından ikinci çoğul şahıs emir fiildir. Birinci bâbdan قَامَ - يَقُومُ şeklinde kalkıp bir hedefe yönelerek dik durmak manasındadır. Lazım fiildir. Birinci bâb if’âl bâbına (أَقَامَ – يُقِيمُ) tadiye etkisi ile gelir. “Doğrulttu, doğru uyguladı, gerektiği gibi yaptı, yerleşik, süregelen ve etkili hale getirdi” anlamlarına gelir. Mukim (مُقِيم) ise “devam eden, süregelen, değişmeden duran, yerleşik” anlamlarındadır.
الْوَزْنَ: “Tartmak” demektir. وزن kökünden ikinci bâbdan mensub marife mimsiz mastardır.
بِ: “İle” demektir. Harf-i cerdir.
الْقِسْطِ: “Kıst, eğrilip bükülmemek” demektir. قسط kökünden ikinci bâbdan mastardır. Bu kök ikinci bâbdan قَسَطَ - يَقْسِطُ şeklinde birbirine zıt iki anlamda gelir. Birinci gelişinde mastar قِسْط dır. Sert, kıvamlı, dik, doğru, şekli değişmeyen, yumuşamayan, eğrilip bükülmeyen hale gelmek manasındadır. Doğru hedefe yönelip o hedeften sapmamak anlamındadır. Kişilerin haklarını vermede, bölüştürmede doğru olup, bu konuda eğilip bükülmemek, sapmamak manasından hakları vermede, bölüştürmede doğru olmak, hak olarak bölüştürme özelliğine sahip olmak manasındadır. İkinci bâbdan قِسْط mastarı if’âl bâbına (أَقْسَطَ – يُقْسِطُ) tadiye etkisi ile gelir. Hak olarak bölüştürmek anlamına gelir. Hak olarak bölüştürme özelliğine sahip olan, hak olarak bölüştüren haline gelir.
İkinci gelişinde mastarlar قَسْط ve قُسُوط dur. Sert, kıvamlı, dik, doğru, şekli değişmeyen, yumuşamayan, eğrilip bükülmeyen hale gelmek manasındadır. Yanlış, hak olmayan hedefe yönelip o hedeften sapmamak anlamındadır. Kişilerin haklarını vermede, bölüştürmede doğru olmayıp, bu konuda eğilip bükülmeyerek yanlış yönde kalıp doğru yöne sapmamak manasından hakları vermede, bölüştürmede doğru olmamak, hak olarak bölüştürmeme özelliğine sahip olmak manasındadır. Bu bâbdan ism-i fâil olarak قَاسِط şeklinde gelir. Haksız olarak bölücü anlamındadır.

بِالْقِسْطِ: “Kıstla, doğru hedefe yönelmeyle, eğrilip bükülmeden” demektir.
أَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ: “Ölçmeyi doğru hedefe yönelmeyle ikame edin, ölçmeyi doğru hedefe yönelmeyle yerleşik ve süregen hale getirin” demektir. İkame etmek (yerleşik hale getirmek) demek bunu sistematik hale getirmek demektir. Salatın ikamesi de böyledir. Toplantı sisteminin kurulmasıdır. Kıstla tartmayı ikame etmek demek kıstla tartma, değerlendirme sistemini yerleşik hale getirmek ve bunun sistematik hale gelmesini sağlamak demektir. Bu tartma sadece cisimlerin ağırlığını tartma demek değildir. Soyut değerlerin tartılması da bu kökle ifade edilir.
وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (8) وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَظْلِمُونَ (9)
Tartı (vezn) o gün haktır da kimin tartımları (mizanları) ağır gelirse onlar, onlar iflah olanlardır ve kimin tartımları (mizanları) hafif gelirse onlar ayetlerimize zulmetmelerinden (yanlış yerde konumlandırmalarından) dolayı kendi değerlerini düşürenlerdir. (Araf 8-9)
Bu ayetlerde insanların iyilikleri ve kötülüklerinin tartımı ifade edilmiştir. Soyut tartımlardır.
أُولَئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَزْنًا (105) ذَلِكَ جَزَاؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُوا آيَاتِي وَرُسُلِي هُزُوًا (106)
Onlar rablerinin ayetlerini ve O’nunla karşılaşmayı görmezden gelenlerdir de amelleri boşa gitmiştir. Bu sebeple onlar için kıyamet yevminde bir vezn ikame etmeyeceğiz. O, görmezden gelmeleri ve ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezasıdır, cehennemdir. (Kehf 105-106)
Bu ayetlerde bir organizasyondan bahsediliyor. Ayetleri ve Allah’la karşılaşmayı görmezden gelmede (küfretmede) organize olmuş bir topluluktur bu topluluk. Bunlar bu küfretmişler ve ayetleri ve elçileri alaya alıp küçük görmüşlerdir. Normalde kötülükler ve iyilikler bir tartıda tartılır ve buna göre insanlar cennete ya da cehenneme giderler. Bu topluluk öyle bir durumdadır ki bir tartıya gerek yoktur. Gidecekleri yer kesin bir şekilde cehennemdir.
Kuran’da الْقِسْطِ (kıst) dışında aynı kökten gelen الْقِسْطَاسِ (kıstas) da vardır. الْقِسْطِ (kıst) mastar olup doğru ölçmeyi ifade ederken الْقِسْطَاسِ (kıstas) ise isim olup ölçmede kullanılan referansı gösterir, ölçüt demektir. Kilogram, gram kıstasa örnektir.
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
Ve dosdoğru kıstasla tartın. (Şuara 182)
Bu ayette kıstasın yani ölçütün dosdoğru olması istenmiştir.
Kıstas (قِسْطَاس) kelimesi yabancı dilden gelen bir kelime olan ius (just) kelimesinin Arapça kıst (قِسْط) kelimesine benzerliği nedeniyle اس ekinin eklenmesiyle elde edilmiştir. اس (-âs) Arapçada kurallı bir ek değildir. Bu ek Arapçaya yabancı dillerden geçmiş kelimenin bir parçasıdır. Bu kelime için en büyük ihtimal Latince iustus (günümüz İngilizcesinde justice) kelimesidir. Arapçadaki kıst kelimesiyle anlam benzerliği nedeniyle kıst kelimesine اس (-âs) eklenerek benzer anlamda benzer sesli bir kelime Arapçaya ithal edilmiştir.
Kuran’da bu ekle gelen bir kelime daha vardır: قِرْطَاس (kâğıt). İkisi de birbirine çok benzer. Sadece bir harf farklıdır. Her ikisi de ticaret, yazı ve ölçü kültürüyle ilgilidir. Bunlar da dış etkileşime açık alanlardır. Bu nedenle Arapçaya yabancı dilden girme ihtimali yüksek olan kelimeler bu alanlarla ilgilidir.
Yunanca χάρτης (khártēs), modern Yunancada “harita” anlamına gelen ve antik çağda “papirüs yaprağı, yazı malzemesi veya kâğıt” anlamını taşıyan bir kelimedir. Latince charta kelimesine kökenlik etmiş olup, Türkçe dahil birçok dile giren “harita”, “kart”, “karton” gibi sözcüklerin etimolojik kökenidir. Kırtasiye kelimesi de Arapçalaşan bu kelimenin Türkçede kullanılan ism-i mensub formudur.
kh (خ/χ) → q (ق) (boğaz/arka damak sesine kayma)
-rt- yapısı korunmuştur (iki kelimede de merkezde “r-t” var)
-ēs (η/ης) → -âs (اس) (Arapçaya uyarlanmış son)
Kıstas (قِسْطَاس) kelimesinde iustus’daki sondaki s harfi اس şekline dönüşmüştür. Ancak kırtas (قِرْطَاس) da kelime doğrudan ses değişiklikleri ile Arapçaya ithal edilmiştir. Kıstas da ise Arapçadaki kıst kelimesine اس eki eklenmiştir. İkisi de Arapçada kolay söylenebilen bir formla Arapçaya girmiştir.
İster soyut ister somut tartma yapın, her zaman doğru bir ölçme ile eğilip bükülme olmayan bir ölçme ile doğru hedefe yönlenmiş bir ölçme ile bu tartmayı yapın ve bunu da ikame edin yani yerleşik ve süregen hale getirin denmektedir. Bu da bunun sistem haline getirilip girdilerin ve çıktıların bir denge oluşturacak şekilde gerçekleşmesi ile olur.
Bu emir cümlesini örneklendirecek olursak:
“Öyle bir sınav sistemi kurun ki sorular rastgele değil ölçülebilir kriterlere dayansın ve her öğrencinin gerçek bilgi seviyesi otomatik olarak ortaya çıksın.”
“Öyle bir değerlendirme mekanizması kurun ki notlar kişisel kanaate göre değil, önceden belirlenmiş objektif ölçütlere göre oluşsun.”
“Öyle bir işe alım sistemi kurun ki adayların kimliği değil, yetkinlikleri standart test ve performans ölçümleriyle belirleyici olsun.”
“Öyle bir ücretlendirme düzeni kurun ki her çalışanın kazancı katkısının büyüklüğüyle orantılı olarak sistem tarafından otomatik hesaplansın.”
“Öyle bir hukuk sistemi kurun ki kararlar kişilere, yer ve zamana göre değişmesin; her olay aynı ölçü standardına göre değerlendirilsin.”
“Öyle bir üretim ve ticaret düzeni kurun ki ürünün değeri etikete değil, gerçek kalite ve ölçü standardına göre belirlensin.”
“Öyle bir bilgi değerlendirme sistemi kurun ki bilginin değeri doğruluk ve uygulanabilirlik kriterleriyle ölçülsün.”
“Öyle bir kamu dağıtım sistemi kurun ki, kaynaklar kişisel yakınlığa göre değil, ihtiyaç ve hak ediş ölçüsüne göre paylaştırılsın.”
“Öyle bir eğitim sistemi kurun ki başarı kişisel takdire göre değil, standartlaştırılmış ölçüm araçlarına dayansın.”
“Öyle bir denetim mekanizması kurun ki hiçbir alan keyfi değerlendirmeye açık kalmasın; her şey bir ölçü sistemiyle kendi kendini denetleyerek dengelensin.”
“Öyle bir para çıkarın ki üzerinde yazan onun gerçek değeri olsun”
Bunun gibi pek çok örnek oluşturulabilir. Önemli olan soyut ve somut ağırlıkların ölçülmesinin (vezn) doğru hedefe varmak (kıst) için ikame edilmesidir (yerleşik ve süregen hale getirilmesidir). Bunu sağladığınız her alanda bu emrin gereğini yerine getirmiş olursunuz.
وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ
Ve ölçü sisteminin değerini düşürmeyin.
Fiil cümlesi | Atıf harfi |
Mefûlun bih | Fâil | Fiil | Olumsuzluk edatı |
الْمِيزَانَ | و | تُخْسِرُوا | لَا | وَ |
وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. أَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ cümlesine لَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ cümlesini atfetmektedir.
لَا: “Değil” demektir. Olumsuzluk edatıdır. Sonrasında gelen muzari fiili cezm etmiş ve nehiy edatı olmuştur.
تُخْسِرُوا: “Değeri eksiltirsiniz” demektir. خسر kökünden if’âl bâbından ikinci şahıs eril çoğul meczum muzari malum fiildir. Başına gelen لَا ile cezm olmuştur. Nehiy fiile dönüşmüştür. خَسَار olması beklenen fonksiyonel özelliğin olmamasıdır (güç ve kuvvet kaybı). خُسْر olması beklenen maddi veya fonksiyonel özelliğin olmamasıdır (güç kuvvet kaybı, mal kaybı). خُسْرَان, خُسْر un mübalağalısıdır. خُسْر‘da kişi veya varlık kendi potansiyel gücünün (maddi/manevi) altındadır. Bu güce çıkıp düşmüş de olabilir, hiç ulaşmamış da olabilir.
Olması gereken özelliklerden birinin veya daha fazlasının olmaması ve o özelliğin ya da özelliklerin eksilmesi de bu kökle ifade edilir.
Maddi veya manevi değer kaybı, potansiyel varken onu gerçekleştirememek, sahip olunan imkânı boşa harcamak bu kökle ifade edilir. Potansiyelinin veya değerinin altında olanlar خُسْر dadırlar.
خسر kökü “olması gereken ile gerçekleşen” arasındaki farkı ifade eder. İnsanın husrda veya hüsranda olması demek olması gereken değerinin altında yaşıyor, sahip olduğu “zaman, akıl, imkân” değerini gerçekleştiremiyor olması demektir. Ticari zarar da bu kökle ifade edilir. Beklenen kâr iken kâr olmaması hatta zarar edilmesi husr veya hasardır.
خسر = değer kaybı + potansiyelin altında kalma + bunun doğurduğu zarar
İki farklı eksilme türü vardır.
a) Niceliksel eksilme: mal azalır, zaman gider, güç kaybolur. Bu basit “eksilme”dir.
b) Niteliksel eksilme (خسر köküyle ifade edilir): insanın değeri düşer, potansiyel gerçekleşmez, hak ettiği seviyeye çıkamaz.

Potansiyel güç (olması gereken / mümkün olan değer) ile mevcut güç (gerçekleşen değer) arasındaki fark: خُسْر dur.
خسر = Potansiyel – Gerçekleşen
خسر = Olması gereken değer – Verilen değer
Eğer potansiyel zaten düşükse خسر küçük olur, eğer potansiyel çok yüksek ama gerçekleşen düşükse büyük hüsran olur. خسر sadece eksilme değil, potansiyele göre, olması gerekene göre olan eksilmedir.

Her eksilme خسر değildir, potansiyele göre eksilme خسر dur.
وَالْعَصْرِ (1) إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ (2) إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ (3)
Her çağa yemin olsun, örgütlü bir şekilde güvenliği sağlayanlar ve projeli ortak iş yapanlar ve hakka dayalı hukuk sistemini kuranlar ve dayanışma sistemini kuranlar dışında insan türü potansiyelinin altındadır. (Asr Suresi)
İnsan tür olarak yüksek potansiyelli bir varlıktır ama gerçekleşen durum bu yüksek potansiyelin altında kalırsa خُسْر dadır. Bunu önlemenin yolu Kuran’da Asr suresinde ifade edilmiştir.
خُسْر “az olmak” değil, “olması gerekenden az olmak”dır.
لَا تُخْسِرُوا: “Değeri eksiltmeyin” demektir. خسر kökünden if’âl bâbından nehiy fiildir. “Olması gereken değerin altında değer vermeyin” demektir.
الْمِيزَانَ: “Tartı, tartım, tartma, tartı aracı, denge ve ölçü sistemi” demektir. وزن kökünden ikinci bâbdan mensub marife ism-i alet ve mimli mastardır. Normalde mimli mastar kalıbı olmayan مِفْعَال kalıbı söylenme kolaylığı nedeniyle و ile başlayan köklerde mimli mastar olarak da kullanılır. Normalde mimli mastar kalıbıyla geldiğinde مَوْزِن şeklindedir ve söylenmesi zordur. Dil kolaylığı açısından bazı misalu-l vâvi (و ile başlayan) köklerde mimli mastar olarak bu kalıp yerine مِفْعَال kalıbı kullanılır. Tartı aracı olan terazinin iki kefesi vardır ve bir şey tartılırken bir kefeye tartılan konulur, diğer kefeye ölçmede kullanılan araç konulur ve o şey için bir tartı değeri belirlenir. Bu nedenle الْمِيزَانَ bir şeyin değerini, miktarını belirleyen araçtır. Mimli mastar olarak kullanıldığında değeri, miktarı belirleyen denge ve ölçü sistemini ifade eder. Bu değer belirleme somut veya soyut olabilir.
Bu kalıpta kökün ilk harfi olan و i’lâle uğramış ve ي harfine dönüşmüştür.
Nekre | |
Çoğul | İkil | Tekil |
مَوَازِينُ | مِوْزَانَانِ ← مِيزَانَانِ | مِوْزَانٌ ← مِيزَانٌ | Merfu |
مَوَازِينَ | مِوْزَانَيْنِ ← مِيزَانَيْنِ | مِوْزَانًا ← مِيزَانًا | Mensub |
مَوَازِينَ | مِوْزَانَيْنِ ← مِيزَانَيْنِ | مِوْزَانٍ ← مِيزَانٍ | Mecrur |
Marife | |
Çoğul | İkil | Tekil |
الْمَوَازِينُ | الْمِوْزَانَانِ ← الْمِيزَانَانِ | الْمِوْزَانُ ← الْمِيزَانُ | Merfu |
الْمَوَازِينَ | الْمِوْزَانَيْنِ ← الْمِيزَانَيْنِ | الْمِوْزَانَ ← الْمِيزَانَ | Mensub |
الْمَوَازِينِ | الْمِوْزَانَيْنِ ← الْمِيزَانَيْنِ | الْمِوْزَانِ ← الْمِيزَانِ | Mecrur |
Burada tekil ve ikil çekimlerde “Sakin vav harfinin önceki harfi kesreli ise vav harfi ya’ya kalp edilir. Ancak bu sakin vav harfi zamirse yani cem vavıysa, zamir değişemeyeceğinden bu durumda önceki kesre zammeye dönüştürülür.” kuralı gereği vav harfi ya’ya kalp edilmiştir.
Bu kalıptan gelen diğer mastar mimsiz mastar olan وَزْن dir. Mimli mastarın mimsizlerden farkı mimli mastarın belirli bir zaman dilimi içinde olması ve ikil ve çoğul yapılabilmesidir. Mimsiz mastarlar ise zamansızdır, ikil ve çoğul yapılmazlar. Türkçede de bu kural geçerlidir. “Yürümemiz iyi oldu” dediğinizde belli bir zaman dilimi içindeki yürüme mastarını ifade edersiniz. “Yürümelerimiz” şeklinde çoğul hale getirebilirsiniz. Ancak “yürümek güzeldir” dediğinizde ki bu Arapçadaki mimsiz mastara karşılık gelir, “yürümekler” şeklinde çoğul hale gelemez ve belli bir zaman diliminde gerçekleşen fiili ifade etmez, zamansızdır.
Mastar | Tipi | Anlamı | Zamanı | Tesniye ve cem |
وَزْن | Mimsiz mastar | Tartmak | Zamansız | İkili ve çoğulu olmaz |
مِيزَان | Mimli mastar | Tartma | Belli bir zaman dilimi içinde tartma | İkili ve çoğulu olur |
كَيْل ile وَزْن genelde birlikte kullanılır. كَيْل hacimsel ölçüyü ifade ederken وَزْن ağırlıkla ölçüyü ifade eder.
Kavram | Ölçü türü | Araç |
كَيْل | Hacim | Ölçek kabı |
وَزْن | Ağırlık | Terazi, tartı |
لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ
Resullerimizi beyyinelerle göndermiştik ve onlarla beraber insanlar ölçütlerle kıyam etsinler diye kitabı ve mizanı indirmiştik. (Hadid 25)
Kitap kurallar, mizan ise denge ve ölçü sistemi demektir. Kıst ise ölçüm demektir. İnsanların ölçütle hareket etmesini sağlayan kitap ve mizandır. Kitap kuralları, mizan ise denge ve ölçü sistemini ifade eder.
لَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ: “Ölçü sisteminin değerini düşürmeyin”, “ölçü sisteminin değerini olması gerekenin altına indirmeyin” demektir.
الْمِيزَانَ | وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا | الْمِيزَانِ | أَلَّا تَطْغَوْا فِي | الْمِيزَانَ | وَوَضَعَ |
Değer hesaplamasında kullanılan denge ve ölçü sistemi | | Sosyal denge ve ölçü sistemi | | Doğal denge ve ölçü sistemi | |
Bundan önceki iki mizandan ilki doğal denge ve ölçü sistemi, ikincisi sosyal denge ve ölçü sistemi iken bu mizan değer hesaplamasında kullanılan denge ve ölçü sistemidir.
Bu ayetteki iki cümle aslında önceki ayetteki وَضَعَ الْمِيزَانَ cümlesinin mef’ûlün lieclihi içindedir.
Fiil cümlesi |
Mefûlun lieclih | Mefûlun bih | Fâil | Fiil |
Sıla cümlesi | Harf-i mevsûl |
Ma'tûf Nehiy fiil cümlesi | Atıf harfi | Ma'tûf Nehiy fiil cümlesi | Atıf harfi | Ma'tûfun aleyh Nehiy fiil cümlesi |
لَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ | وَ | أَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ | وَ | لَا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ | أَنْ | الْمِيزَانَ | هُوَ | وَضَعَ |
Denge ve ölçü sistemi içinde ölçüyü kaçırmayın ve ölçmeyi doğru hedefe yönelmeyle yerleşik ve süregen hale getirin ve ölçü sisteminin değerini düşürmeyin diye denge ve ölçü sistemini koydu. |
Burada “ölçülen şeyin değerini eksiltmeyin” (لَا تُخْسِرُوا الْمَوْزُونَ) denmiyor “ölçü sisteminin (مِيزَان) değerini eksiltmeyin” (لَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ) deniyor. Ölçü sistemini potansiyelinin altına indirmeyin deniyor. Ölçü sistemini gerçek potansiyelinde kullanın deniyor.
Bu emirden şu maddeleri çıkarabiliriz:
- Ölçü sisteminin standartları düşürmeyin
- Ölçü kriterlerini keyfileştirmeyin
- Ölçüm referansları olan kıstasları bozmayın
Bunun sonucunda şu durumlar meydana gelir:
- Ölçü sisteminin güvenilirliği düşer.
- Ölçü sisteminin doğruluk oranı azalır.
- Ölçülen değer ile gerçek değer arasındaki bağ kopar.
- Ölçü sistemi değersizleşir.



Günümüz ölçü sistemlerinin değerinin düşürüldüğü dönemdir.
Paranın karşılığı olmayan şekilde sürekli basılması, fiyatların gerçek maliyet yerine manipülasyonla belirlenmesi, enflasyonun gizlenmesi parayı gerçek bir değer ölçüsü olmaktan çıkarır ve böylece paraya olan güven kaybolur, para değersiz hale gelir ve böylece mizanın değeri düşürülmüş olur.
Aynı suçlara farklı kişiler için farklı cezalar verilirse, hâkim kararları standarda değil kişisel etkiye ve sosyal medyanın etkisine dayanırsa, suçun ispatı yerine suçsuzluğun ispatı istenirse hukuk sistemi adaleti ölçemez hale gelir ve böylece adalete güven kalmaz, hukuk sisteminin değeri düşerek mizanın değeri düşürülmüş olur.
Herkes zorla lise mezunu yapılır. Seviyesi düşük olanlar bile zorunluluk nedeniyle liseden mezun olur. Yüzlerce üniversite açılır. Bu üniversitelere ilkokulu bile zorla bitirecek olanlar girer. Çok üniversite olduğu için hoca bulunmakta zorluk başlar. Kapasitesi düşük insanlar hoca olurlar. Kapasitesi düşük öğrenciler bu kapasitesi düşük hocaların eğitimiyle mezun olurlar. Böylece eğitim sistemine güven kaybolur. Üniversite diplomasının ve eğitimin değeri düşerek mizanın değeri düşürülmüş olur.
Medya siyasilerin eline geçer. İlgili medya hangi siyasinin kontrolünde ise onun istediği şekilde haberler üretir veya onun istediği bakış açısından bakar. Bir süre sonra artık kimse duyduğu habere güvenemez olur. Böylece medyanın değeri düşerek mizanın değeri düşürülmüş olur.
Hekimler hastalarını kendi hekimlik sanatları ile değerlendirirken bir gün malpraktis yasası çıkarılır. Artık hekimler kendi düşüncelerine göre değil belirlenmiş uluslararası konvansiyonel tıp standartlarına göre hastalarını değerlendirmek zorunda kalırlar. Aksi halde hasta için iyi olanı yapsalar bile standartlara uymadıkları için cezalandırılabilirler. Bunun sonucunda tüm hekimler aynı tedaviyi uygular hale gelir. Oysa daha tıp fakültesinin hemen başında “hastalık yok, hasta vardır” cümlesi zihinlere yerleştirilmiştir. Her hasta farklıdır. Ancak hekimin malpraktis cezasından kurtulmasının yolu hastalığı tedavi etmesidir, hastayı değil. Bunun sonucunda hastalar iyileşemez hale gelir. Hekime ve sağlık sistemine olan güven kaybolur. Hasta ile hekim birbirine hasım hale gelir. Hekim artık muayenesi ile değil laboratuvar ve görüntüleme sistemlerinin sonuçları ile hastayı değil hastalığı adlandırır. Kişisel kanaatini kullanamaz hale gelir. Defansif tıp ortaya çıkar, hastanın iyileşmesi önemli değildir, doktorun hukuki olarak kendini koruması önemlidir artık. Sonunda doktor sayısı, hastane sayısı yetmez hale gelir. Ne kadar çok hastane açılırsa ne kadar çok doktor olursa olsun yetmez hale gelir. Sonuçta sağlık sisteminin değeri düşürülerek mizanın değeri düşürülmüş olur.
Kurallar Allah’ın kurallarına aykırı ise ve Allah’ın kurallarına aykırı olan bu kuralları koyanlar kendi koydukları kurallara bile uymuyor veya işlerine geldiklerinde uyguluyor, işlerine gelmediğinde uygulanmıyorsa, bu kurallar herkese eşit şekilde uygulanmıyorsa, değerlendirme için yapılan ölçümler var ama gerçeği yansıtmıyorsa artık o sisteme güven kalmaz ve değeri düşerek mizanın değeri düşürülmüş olur.
Teşvikiye, Yalova
18 Nisan 2026
M. Lütfi Hocaoğlu