Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021
1875 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 8. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ (9)

İman eden ve salihatı amel edenler, onları salihlerin içine girdireceğiz. (9)

وَ: Vâv-u isti’nâfiyedir. (الْوَاوُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ) Öncesinde fiil cümlesi vardır, sonrasında isim cümlesi vardır. İkisi de haber cümlesidir. Ancak aralarında anlamsal ilişki uzaktır. Size amellerinizi haber vereceğim demekte, sonrasında ise iman eden ve salihatı amel edenlerden bahsetmektedir. Haber verilen amellerden salih olanlar, seyyie olanlar vardır. Burada salih amel edenlerin durumu anlatılmaktadır. Bu şekilde ilk anda anlaşılmayan, düşününce arada bağın kurulduğu bir anlamsal ilişki vardır. Bu nedenle buradaki vâv isti’nâfiyedir.

الَّذِينَ: Has ism-i mevsuldür. Arkasından sıla cümlesi gelir ve sıla cümlesinde şahıs ve çoğulluk açısından has ism-i mevsulle uyumlu bir zamir bulunur. Buna aid zamiri denir. الَّذِينَ ile uyumlu olan هُمْ (onlar) veya و (onlar) zamiridir. Has ism-i mevsullerde aid zamirinin raci olduğu fâil ya da mef’ûl de marifedir, fiilin işleniş şekli de bilinmektedir. Bu nedenle organize işler has ism-i mevsullerle ifade edilirler.

آمَنُوا: “İman ettiler” demektir. ءمن kökünden if’âl bâbındandır. İf’âl bâbından harf-i cersiz gelmiştir. “Güven verdiler” demektir. Daha önceden bahsettiğimiz gibi “inanma” anlamında değildir. Güven inanmayı gerektirir. İnanmadan güven olmaz.

وَ: Atıf harfidir. عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesini آمَنُوا cümlesine atfeder.

عَمِلُوا: “Amel ettiler” demektir. Mazi fiildir. Amel hukuki sonuç doğuran fiildir.

الصَّالِحَاتِ: “Uyumlular” demektir. Birinci babdan صَلَحَ - يَصْلُحُ şeklinde amellerinin yaratılışına, yapısına uyumlu olması manasındadır.

عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ: “Salihatı amel ettiler” yani “uyumlu ameller yaptılar” demektir. Salihatı amel etmek proje içinde hareket etmek demektir.

آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ: “İman ettiler ve salihatı amel ettiler” demektir.

الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ: “İman eden ve salihatı amel edenler” demektir.

الَّذِينَ ile imanın mazi çekimi olan آمَنُوا ve muzari çekimi olan يُؤْمِنُونَ Kuran’da çok sayıda geçmektedir.

Kuran’da الَّذِينَ آمَنُوا mef’ûl almadan çok sayıda geçmektedir ancak الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ mef’ûlsüz geçmemektedir.

آمَنُوا mazi fiildir ve normalde fiilin geçmişte yapıldığını gösterir. الَّذِينَ has ism-i mevsulünden sonra gelince fiilin yapılıp bittiğini değil, fiilin tamamlanıp fiildeki vasfın artık o toplulukta organize bir şekilde yerleşik olduğunu gösterir. يُؤْمِنُونَ muzari fiildir, normalde fiilin şimdi yapıldığını veya gelecekte yapılacağını gösterir. الَّذِينَ’ den sonra gelirse fiilin şimdiki zamanda yapıldığını ve halen organize bir şekilde yapıldığını gösterir.

الَّذِينَ آمَنُوا, الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ’ den daha belirgindir. الَّذِينَ آمَنُوا’ da iman yani güvenlik organize bir şekilde yerleşiktir ve tamamlanmıştır. الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ’ de ise iman organize olma aşamasındadır, organizasyon tamamlanmamıştır. Bu nedenle Kuran’da bu şekilde muzari fiille mef’ûl almadan geçmemektedir.

الَّذِينَ ile geldiği için iki şart da organizasyon şeklinde gerçekleşmelidir. Tek الَّذِينَ ile geldiği için iki şart da aynı organizasyon içinde olmalıdır, birbirinden bağımsız olmamalıdır.

 

1.Şart: İmandır yani güvenliğin sağlanmasıdır. (آمَنُوا)

2.Şart: Projeli ortak üretim veya iş yapmaktır. (عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ)

Bu nedenle الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ organize bir şekilde güvenliği sağlayıp projeli ortak üretim ve iş yapanlardır.

لَنُدْخِلَنَّ: “Kesinlikle girdireceğiz” demektir. Te’kîd lâmı ve şeddeli te’kîd nûnuyla (لَنُدْخِلَنَّ) gelmiştir. Üç kere te’kîd vardır ve her zaman gelecek zaman ifade eder. İf’âl bâbından gelmiştir. Sülasi (دَخَلَ يَدْخُلُ) anlamı “girmek” iken if’âl bâbında (أَدْخَلَ يُدْخِلُ) “girdirmek” anlamındadır.

هُمْ: “Onlar” demektir. Fiilin mef’ûlü olduğu ve fiile bitişik olduğu için mensub muttasıl zamirdir. الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ (İman eden ve salihatı amel edenler) ye racidir.

لَنُدْخِلَنَّهُمْ: “Kesinlikle onları girdireceğiz” demektir.

فِي: “İçinde” demektir. Harf-i cerdir. Zarfiyet için kullanılmıştır.

الصَّالِحِينَ: “Salihler” demektir. Kurallı eril çoğuldur (Cem-i müzekker salim). Kurallı eril çoğullar âkil varlıklar için kullanılır. Burada الصَّالِحِينَ âkil varlıklar için kullanılmakta iken ayetin başında sıla cümlesi içinde ameller için الصَّالِحَاتِ şeklinde kurallı dişil çoğul gelmiştir. الصَّالِحِينَ ism-i fâildir. Marife mensub ve mecrur hali bu şekildedir. Marife merfu hali الصَّالِحُونَ şeklindedir. صلح kökünün zıttı birisinin veya bir şeyin veya bir işin yapısının bozulması anlamını ifade eden فسد köküdür. صَالِح’in zıttı فَاسِد’dir. Bu iki kök if’âl bâbından da gelir.

Sülasi

صَالِح

Uyumlu

Kuran’da var

فَاسِد

Bozuk

Kuran’da yok

İf’âl

مُصْلِح

Uyumlulaştıran

Kuran’da var

مُفْسِد

Bozuklaştıran

Kuran’da var

الصَّالِحِينَ kelimesinin zıttı olan الْفَاسِدِينَ kelimesi Kuran’da yoktur. İnsanların kendileri topluluk olarak bozuk yani uyumsuz olmazlar. O zaman topluluk olmazlar. Topluluklar bozguncu olabilirler.

الصَّالِحِينَ’in Kuran’da geçişlerine bakarsak Araf 168. ayette مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَلِكَ “onlardan salihler vardır ve onlardan bunun aşağısında olanlar vardır” denmektedir. Aynı şekilde Cin suresinde cinler أَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَلِكَ “bizden salihler vardır ve bunun aşağısında olanlar vardır” demektedirler. İki ayette de “salihler ve bunu aşağısında olanlar vardır” denirken “salihler vardır ve fasidler/müfsidler vardır” denmemektedir. دَانَ - يَدُونُ  fiili miktarında, hacminde, gücünde, fonksiyonunda azalma demektir. Bu fiille aynı kökten gelen دُون ise kendisinden sonra gelenden kelimenin ifade ettiği varlıktan, durumdan daha aşağıda, daha zayıf, daha düşük fonksiyonlu olan anlamındadır. Böylece salihlerin en üst mertebede olduğu gösterilmiş olmakta, diğerleri de دُونَ ذَلِكَ içine dahil edilmiş olmaktadır. Buna göre salihler dışındakiler fasidler değildir. Salihlerden daha aşağıda olanlardır. الصَّالِحُونَ eril çoğul olduğu için أُولَئِكَ ya da هُمْ ile ifade edilmesi beklenilir. Oysa burada دُونَ ذَلِكَ şeklinde “onun aşağısında” denmektedir. دُونَ أُولَئِكَ veya دُونَهُمْ denmemektedir. Eril çoğul bir kelimeye eril tekil ism-i işaret dönmesi topluluğun ism-i cem manasında olduğunu gösterir. Ordu kelimesi gibi olur. Ordu kelimesi tekildir ama çok kimseyi ifade eder. Burada da الصَّالِحُونَ kelimesine tekil işaret ismi döndüğü için topluluğun tekil kişiliğini ifade eder.

Kuran’da salihlerle ilgili ayetleri incelersek:

  • Yere varis olanlar salih kullardır (Enbiya 105).
  • İbrahim ahirette salihlerdendir (Bakara 130, Nahl 122, Ankebut 27).
  • Yahya salihlerdendir (Ali İmran 39).
  • İsa salihlerdendir (Ali İmran 46).
  • Lût salihlerdendir (Enbiya 75)
  • İbrahim, İshak, Yakup, Nuh, Davud, Süleyman, Eyüp, Yusuf, Musa, Harun, Zekeriya, Yahya, İsa, İlyas salihlerdendir (En’am 83-85).
  • İsmail, İdris, Zülkifl salihlerdendir (Enbiya 85-86).
  • Kitap ehlinin hepsi bir değildir. Onlardan gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini secde ederek okuyan, Allah’a ve ahir güne iman eden, marufu emreden, münkeri nehyeden, hayırlarda yarışanlar salihlerdendir (Ali İmran 113-114).
  • Biz Hıristiyanlarız diyenlerin içindeki ruhbanlar ve keşişler salihler kavmi ile beraber olmayı isterler (Maide 82-84).
  • Allah salihlere veli olur (Araf 196)
  • Süleyman Allah’tan rahmetiyle kendisini salih kullarının içine girdirmesini ister (Neml 19).
  • Musa’nın kayınpederi Musa’ya 8 yıl ve 10 yıl şeklinde anlaşma teklif ettikten sonra Allah isterse beni salihlerden bulacaksın demektedir (Kasas 27).
  • İman eden ve salihatı amel edenler salihlerin içine girdirilecektir (Ankebut 9).
  • İbrahim salihlerden olan bir çocuk (İsmail) hibe edilmesini Allah’tan dua eder (Saffat 100).
  • İbrahim salihlerden olan İshak ile müjdelenir (Saffat 112).
  • Yunus rabbi tarafından seçilir ve salihlerden kılınır (Kalem 50).
  • Yusuf rabbine dua ederek beni salihlere kat der (Yusuf 101).
  • İbrahim rabbine dua ederek beni salihlere kat der (Şuara 83).

فِي الصَّالِحِينَ: “Salihlerin içi” demektir.

لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ: “Kesinlikle onları salihlerin içine girdireceğiz” demektir.

Ayette وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ هُمُ الصَّالِحُونَ “İman eden ve salih amel edenler, onlar salihlerdir” demiyor da وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ  “İman eden ve salih amel edenler, onları salihlerin içine girdireceğiz” diyor. Yine وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الصَّالِحِينَ  “İman eden ve salih amel edenler salihlerdendir” demiyor da salihlerin içine girdireceğiz diyor.

Yani salih amel edenler oldukları halde salihlerin içinde değiller. Salih amel ettikleri halde de henüz salihler değildirler. Bu durumda salihlerin içinde olmak özel bir durum demektir. Daha sonra salihlerin içine girdirilecekler demektir. Amelinizin salih olması sizi salih yapmaz. Amelin salih olması ile insanın salih olması ayrı şeylerdir. Amellerin imanla beraber organize bir şekilde gerçekleştirilmesi salihlere dahil olmanın sebebidir.

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا أَثْقَلَتْ دَعَوَا اللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ (189) فَلَمَّا آتَاهُمَا صَالِحًا جَعَلَا لَهُ شُرَكَاءَ فِيمَا آتَاهُمَا فَتَعَالَى اللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ (190)

O, sizi bir nefisten yaratan ve onunla sükûn bulsun diye zevcini ondan kılandır. Onu kaplayınca hafif bir yük yüklendi. Onunla (yükle) tekrarladı (dönemler geçirdi). (Kadın) Ağırlaşınca ikisi ikisinin rabbi olan Allah’a dua ettiler. Eğer bize bir salih verirsen kesinlikle şükredenlerden olacağız. İkisine bir salih verince ikisi O’na ikisine verdiği hakkında şerikler (ortaklar) kıldı. Allah onların ortak ettiklerinden uludur. (Araf 189-190)

Bu ayette Âdem ile Havva’nın gebelik sona yaklaşırken salih bir çocuk istemeleri anlatılmaktadır. Doğduğu zaman salih olduğunu görmektedirler. Yeni doğan bir çocuğun salih olması demek o çocuğun topluluk içinde sosyal olarak uyumlu olması demek değildir. Bu durumda salih olma sağlıklı olma demektir. Biyolojik yaşam ile uyumlu olması demektir. Bu ayete göre çocuk sağlıklı doğunca anne babası onun hakkında Allah’a şerikler yani ortaklar kılmışlar. Arkasından Allah onların ortak ettiklerinden uludur demektedir. Devamında “onlar” denmektedir ki “onlar” Arapçada en az üç kişiyi ifade eder. Öncesinde hep “ikisi” denmektedir, “onlar” denmemektedir. Devamındaki “onlar” ifadesi Âdem ile Havva değildir. Daha önceki ayetlerde geçen topluluklardır. Bu iki ayette “ikisi ortak etti” denmemektedir. Salih çocuk hakkında “ikisi şerikler kıldı” denmektedir. Bu çocuğun salih olması iyi beslenmenden oldu, yürümenden oldu, şu hareketinden oldu diye gerekçeler üretmişlerdir. Şirk ise şeriklerin Allah’ın kurallarına aykırı olan uyulması zorunlu kurallar koymasıdır. Âdem ile Havva ilk aşamada kalmışlardır. Şerikler kılmışlar, şeriklerin koyduğu kurallar kısmı gerçekleşmemiştir. Etselerdi ayet فَلَمَّا آتَاهُمَا صَالِحًا أَشْرَكَاهُ فِيمَا آتَاهُمَا “İkisine bir salih verince ikisine verdikleri hakkında O’na ortak ettiler” şeklinde olurdu.

Bunlara göre salih vasfı hem amellerin hem insanların vasfıdır.

  1. Salih amel: Uyumlu amel demektir. Diğer amellerle uyum içindedir. Tek başına salih şeklinde gelirken, ameller olduğunda الصَّالِحَاتِ şeklinde gelir. Ameller birbiri ile uyumludur. Birinin çıktısı diğerinin girdisidir. Ameller bir sistem içinde uyumludurlar. Salih olmayan ameller gayr-i salih amellerdir. Gayr-i salih ameller içinde seyyie ameller vardır.
  2. Salih insan: İkiye ayrılır.
    1. Sosyolojik olarak salih insan: Kuran’da salihlerden olma şeklinde ifade edilir. Topluluk içinde uyumludur. Topluluğa zarar vermediği gibi topluluğun uyumunu bozmayan, uyumu sürdüren davranışlar sergiler. Kurallara uyar. Topluluğun gerçek uyumunu sağlayan da yalnızca Allah’ın kuralları olduğu için sosyolojik olarak salih insan ancak Allah’ın kuralları içinde yaşayarak salih insan kalabilir. Sosyolojik olarak salih insan için Kuran’da “o salihtir” şeklinde bir ifade yoktur. “Salihlerdendir” şeklinde ifade vardır ve salihler için tekil ism-i işaret kullanılması tek başına sosyolojik olarak salih olunmayacağını, ancak topluluk içinde salih olunacağını göstermektedir. Çünkü salih olma uyumluluk gerektirir ve uyumluluk ancak topluluk içinde gerçekleşecek bir durumdur. Sosyolojik olarak salih olmayan insan toplulukları için دُونَ ذَلِكَ “onun aşağısında olanlar” ifadesi kullanılmıştır. İnsanın kendisi değil de topluluğu salih olmanın daha aşağı seviyesindedir.
    2. Biyolojik olarak salih insan: Biyolojik olarak sistemleri, organları, hücreleri kendi aralarında ve dış çevre ile uyumludur. Herhangi bir kronik hastalığı yoktur, genetik hastalığı yoktur. Dışarıdan gelen toksinleri, zararlı maddeleri temizleme potansiyeline sahiptir. Biyolojik olarak salih insan olabilmek için dış çevrenin de temiz olması gereklidir. Besinlerin de salihliği sağlaması gerekir. Havanın da salihliği sağlaması gerekir. Günümüzde artık o kadar kötü hale gelmiştir ki besinler, çevre ve hava kirliliği biyolojik olarak salih insan olmayı da kalabilmeyi de çok çok zor bir hale getirmiştir.

Bu ayette cümle isim cümlesi şeklinde kurulmuştur. Eğer fiil cümlesi şeklinde gelseydi لَنُدْخِلَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فِي الصَّالِحِينَ şeklinde gelirdi. “İman eden ve salih amel edenleri salihlerin içine girdireceğiz” anlamında olurdu. Fiil cümlesi ile gelebilecek bir cümle isim cümlesine dönüştürüldüğünde iki sebebi vardır. Biri tahsis diğeri te’kîddir. Tahsis yalnızca ona özel kılar, te’kîd kafalardaki şüpheleri giderir. Tahsis durumunda salihlerin içine girdirme yalnızca iman eden ve salih amel edenleredir. Te’kîd durumunda iman eden ve salih amel edenler için salihlerin içine girmede kafalardaki şüpheleri giderme durumu vardır.

Burada isim cümlesinde mübteda olarak gelen organize bir şekilde güvenliği sağlayıp, projeli ortak üretim ve iş yapanların durumu te’kîd edilmektedir. Onlar salihlerin içine girdirileceklerdir.

Bu salihlerin içine girdirilme ne zaman olacaktır? Te’kîd lâmlı ve nûnlu geldiği için gelecek zamandadır. Ayeti ne zaman okursanız okuyun gelecek zamandadır. Buna göre salihlerin içine girdirme ahirette olacaktır. Diğer taraftan salih amelin yapıldığı zamana göre düşünürseniz salih amelin yapıldığı zamandan sonrasını içermektedir ki salihlerin içine girdirme bu dünyada ileride olacak şeklindedir. Ancak salihlerin içine girdirme fiilinin dünyada olması da akla yatkındır, ahirette salihlerin bulunduğu yerde bulunma şeklinde olması da akla yatkındır. İbrahim Peygamber için ahirette salihlerden olacağı söylenmektedir.

Diğer taraftan biz girdireceğiz şeklinde birinci çoğul şahısla gelmiştir. Bu durumda yapılan işler melekler, ruhlar, diğer insanlar veya doğal kanunlar içinde gerçekleşecek demektir. Melekler ve ruhlarla gerçekleşecek olması ahirette gerçekleşmesini veya bu dünyada onların eliyle yapılacağını gösterirken diğer insanlar ve doğal kanunlar ile gerçekleşmesi bu dünyada olacağını gösterir. Ancak salihlerin içine girdirme önemli bir karinedir ve bu dünyada olması daha fazla beklenen bir durumdur. Buna ilaveten “biz” ifadesinin ahirette melekler vasıtasıyla gerçekleşeceğini ifade etmesi de uygun görünmektedir.

إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ

Eğer ikiniz Allah’a tevbe ederse ikinizin kalpleri eğrilmişti. Eğer ikiniz onun aleyhine yardımlaşırsanız kesinlikle Allah onun mevlasıdır. Cibril, müminlerin salihi ve melekler bundan sonra destekçidir. (Tahrim 4)

Bu ayette peygamberin iki hanımının onun aleyhine yardımlaşması durumunda Allah’ın onun mevlası olduğu söylenmekte ve ardından da üç destekçi söylenmektedir. Birisi Cibril, birisi melekler ve diğeri de müminlerin salihidir. Burada ilginç olan صَالِحُو الْمُؤْمِنِينَ şeklinde müminlerin salih olanları denmemekte, tekil gelmektedir. Bunu manevi izafet olarak kabul edersek الصَّالِحُ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ “müminlerden salih olan” demektir. Buradaki salih olanı istiğrak kabul edersek müminlerden salih olanların hepsi demektir. Eğer صَالِحُو الْمُؤْمِنِينَ şeklinde gelseydi müminlerin içinden salih olanların belli bir kısmı topluluk olarak destekçidir anlamına gelecektir. Ayetteki şekil müminlerden salih olanların hepsi bireysel olarak destekçidir anlamındadır. Burada daha ilginç olanı müminlerden salih olan ifadesinin geçmesidir. Müminler destekçidir denmemiş müminlerin salihi destekçidir denmiştir. Müminlerin salih olanı her yönüyle tam olarak uyumlu olanı, en üst mertebede olanı demektir. Diğerleri bu mertebenin aşağısındadır. Müminlerin salihi Cibril ve meleklerle beraber sayılmıştır. Çok önemli bir mertebedir.

Kuran’da sadece İbrahim Peygamber için ahirette salihlerdendir diyor. Diğerleri için dememektedir. Bunun nedeni nedir? Ahirette salihlerden olma ne demektir? Ahirette salihlerden olmayanlar kimlerdir? Cennettekiler salihlerden de cehennemdekiler salihlerden değildir şeklinde düşünülebilir mi? Yoksa cennette salihlerden olmayan da var mıdır? Bu sorular üzerinde düşünülmelidir.

Kuran’da Salih Peygamber için salihlerdendir demiyor? İsmi zaten Salih olduğu için bunu demeye gerek yok mudur? Bunun üzerinde çalışılmalıdır.

Salihlerden olma, salihlerden kılınma, salihlerin içine girdirilme ve salihlere katılma kavramları vardır. Bunlar üzerinde de çalışılmalıdır.

 

 

Yalova, Teşvikiye; 16 Ekim 2021

M. Lütfi Hocaoğlu

 

 






Tüm Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1184
Ankebut Suresi Tefsiri 58-59. Ayetler
24.09.2022 25 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1183
Ankebut Suresi Tefsiri 57. Ayet
17.09.2022 43 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1182
Ankebut Suresi Tefsiri 56. Ayet
10.09.2022 64 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1181
Ankebut Suresi Tefsiri 54-55. Ayetler
3.09.2022 101 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1180
Ankebut Suresi Tefsiri 53. Ayet
27.08.2022 134 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1179
Ankebut Suresi Tefsiri 52. Ayet
20.08.2022 182 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1178
Ankebut Suresi Tefsiri 51. Ayet
13.08.2022 194 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1177
Ankebut Suresi Tefsiri 50. Ayet
6.08.2022 233 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1176
Ankebut Suresi Tefsiri 48-49. Ayetler
30.07.2022 291 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1175
Ankebut Suresi Tefsiri 47. Ayet
23.07.2022 262 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1174
Ankebut Suresi Tefsiri 46. Ayet
16.07.2022 348 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1173
Ankebut Suresi Tefsiri 45. Ayet
2.07.2022 346 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1172
Ankebut Suresi Tefsiri 44. Ayet
25.06.2022 4766 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1171
Ankebut Suresi Tefsiri 43. Ayet
18.06.2022 480 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1170
Ankebut Suresi Tefsiri 42. Ayet
11.06.2022 425 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1169
Ankebut Suresi Tefsiri 41. Ayet
4.06.2022 481 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1168
Ankebut Suresi Tefsiri 40. Ayet
28.05.2022 1333 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1167
Ankebut Suresi Tefsiri 39. Ayet
14.05.2022 1083 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1166
Ankebut Suresi Tefsiri 38. Ayet
7.05.2022 1276 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1165
Ankebut Suresi Tefsiri 37. Ayet
30.04.2022 1440 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1164
Ankebut Suresi Tefsiri 36. Ayet
23.04.2022 1727 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1163
Ankebut Suresi Tefsiri 35. Ayet
16.04.2022 6590 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1162
Ankebut Suresi Tefsiri 34. Ayet
9.04.2022 1645 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1161
Ankebut Suresi Tefsiri 33. Ayet
2.04.2022 1423 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1160
Ankebut Suresi Tefsiri 32. Ayet
26.03.2022 1205 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1159
Ankebut Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
19.03.2022 1506 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1158
Ankebut Suresi Tefsiri 29. Ayet
12.03.2022 1655 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1157
Ankebut Suresi Tefsiri 28. Ayet
5.03.2022 1347 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1156
Ankebut Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.02.2022 2391 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1155
Ankebut Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.02.2022 1343 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1154
Ankebut Suresi Tefsiri 25. Ayet
12.02.2022 1995 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1153
Ankebut Suresi Tefsiri 24. Ayet
5.02.2022 1655 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1152
Ankebut Suresi Tefsiri 23. Ayet
29.01.2022 1597 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1151
Ankebut Suresi Tefsiri 22. Ayet
22.01.2022 6636 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1150
Ankebut Suresi Tefsiri 21. Ayet
15.01.2022 1776 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1149
Ankebut Suresi Tefsiri 20. Ayet
1.01.2022 1789 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1148
Ankebut Suresi Tefsiri 19. Ayet
25.12.2021 1919 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021 1877 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1146
Ankebut Suresi Tefsiri 17. Ayet
11.12.2021 1400 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1145
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 1595 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 1897 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.11.2021 1775 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1142
Ankebut Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.11.2021 1953 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1141
Ankebut Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.11.2021 1991 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1140
Ankebut Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.10.2021 2073 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1139
Ankebut Suresi Tefsiri 10. Ayet
23.10.2021 2013 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021 1875 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1137
Ankebut Suresi Tefsiri 8. Ayet
9.10.2021 2374 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1136
Ankebut Suresi Tefsiri 7. Ayet
2.10.2021 2104 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021 2156 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1134
Ankebut Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.09.2021 1593 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1133
Ankebut Suresi Tefsiri 4. Ayet
11.09.2021 2272 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1132
Ankebut Suresi Tefsiri 3. Ayet
4.09.2021 1663 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1131
Ankebut Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
28.08.2021 1538 Okunma