RAHMAN SÛRESİ - 26. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ (46) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (47)
Rabbinin makamından korkanlar için iki cennet vardır. Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz? (46-47)
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
Rabbinin makamından korkanlar için iki cennet vardır.
İsim cümlesi | Vâv-u isti’nâfiye |
Mübteda | Haber |
Mecrur | Cârr |
Sıla cümlesi Fiil cümlesi | İsm-i mevsûl |
Mefûlun bih | Fâil | Fiil |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
جَنَّتَانِ | هُ | رَبِّ | مَقَامَ | هُوَ | خَافَ | مَنْ | لِ | وَ |
وَ: Vâv-u isti’nâfiyedir. (الْوَاوُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ) Cümle başında bulunur. Kendisinden önce inşa cümlesi (emir, nehiy, istifhâm), sonrasında haber cümlesi olursa veya öncesinde haber cümlesi sonrasında inşa cümlesi olursa bu durumlarda atıf harfi olamayan bu harf isti’nâfiye edatı olur. Kendisinden sonraki cümle yeni cümle olacağından bu edata isti’nâfiye (başlangıç) edatı denir. İsim cümlesi ve fiil cümlesi anlamsal yakınlık durumunda birbirine atfolunabilir. Eğer ilk anda anlaşılamayan anlamsal bir yakınlık varsa bu iki cümle arasındaki vâv harfi isti’nâfiye edatıdır. Fiil cümleleri hem zaman hem de anlam bakımından birbirine uymuyorsa yani mazi ile muzari veya muzari ile mazi fiil cümlesi arasında vâv harfi varsa ve ilk anda anlaşılamayan anlamsal bir yakınlık varsa bu durumda bu vâv harfi isti’nâfiye edatıdır. Zamansal olarak cümleler uysa bile konular arasında uyumsuzluk varsa, yani vâv harfinden sonraki cümle ile önceki cümle arasında anlamsal bakımdan yakın bir irtibat yoksa yine bu durumda vâv harfi isti’nâfiye edatıdır.
Arkasından öncesindeki cümle ile i’râb yönünden ilişkisi olmayan yeni bir cümle başlatır. İ’râbsal ilişki olmamasına rağmen öncekisindeki cümle ile sonrasındaki cümle arasında ilk anda anlaşılamayabilen uzak bir anlamsal irtibat olabilir. Bu irtibat açıklama, karşılaştırma, ek bilgi verme veya bağlamın devamı şeklinde ortaya çıkabilir. İlk anda anlaşılmayan, düşününce arada bağın kurulduğu bir anlamsal ilişki olabilir. “Bununla beraber”, “buna ilaveten” şeklinde anlamlandırılabilir.
Bu ayetten önceki cümle cehennem ve hamîm ân’ı ifade eden fiil cümlesidir. Bu ayet ise isim cümlesidir. İkisi de haber cümlesidir ve atfolunabilir. Öncesinde mücrimlerin durumu ifade edilip burada cennete gidenlerin durumu anlatılmaktadır. İki zıt durum arasında bir karşılaştırma yapılmıştır. Yeni bir konuya bir karşılaştırma yaparak başlanmıştır ve vâv-ı isti’nafiye getirilmiştir.
لِ: “İçin” demektir. Harf-i cerdir.
مَنْ: “Kimse” demektir. Umumi ism-i mevsuldür. Şuurlu varlıklar için kullanılır. Arkasından sıla cümlesi gelir. Sıla cümlesinde bu ism-i mevsule dönen bir aid zamiri vardır. Eril tekil zamir döner. هُوَ veya هُ zamiri döner. Eril zamir dönmesi sadece erkekleri ilgilendirdiği anlamında değildir. Hem erkek hem de kadınları kapsar. Tekil zamir dönmesi de tek bir kişiyi ilgilendirdiği anlamında değildir. Hem tek kişiyi hem iki kişiyi hem de çok kişiyi kapsar. Bu nedenle umumi ism-i mevsuldür. Eril tekil zamir dönmesi gramatik bir kuraldır. Bazen de eril çoğul zamir döner. مَا da مَنْ gibi umumi ism-i mevsuldür, şuursuz varlıklar için kullanılır. Hem şuursuz hem şuurlu varlıklar bir aradaysa مَا kullanılır.
خَافَ: “Korktu” demektir. خوف kökünden dördüncü bâbdan üçüncü şahıs eril tekil mazi malum fiildir. Fâili müstetir هُوَ dir ve مَنْ in aid zamiridir. Bu kök genel korkuyu ifade eden köktür. İki mastarı vardır. Birisi خَوْفًا, diğeri خِيفَةً dir. خَوْفًا korkmak anlamında mastardır. Kur’an’da korku manasına yakın başka kökler de vardır. Bunlar; وجل, رعب, فزز, فزع, شفق, روع ve خشي kökleridir.
KÖK | ANLAM |
وجل | Tam olarak anlayamamak, zihnen tatmin olamadığı için tasalanmak |
رعب | Panik demektir. Ani olarak gelen ve kişinin mantıklı düşünmesini engelleyen korku halidir. Kuran’da 3 şekilde gelir: ru’bun ilkası, kazfı ve ru’bla dolma. Paniğin geliş hızının en az olanı ilka sonra kazf sonra da meli yani dolmasıdır. |
فزز | Korkuyla uzaklaşmak demektir. ف ayrılığı, ز ise titreşim ve gerilimi ifade eder. Kur’an’da İstif’al babında tadiye etkisiyle ‘tedirgin etmek’ manasında gelmiştir. |
فزع | Gerçekleşen bir olay sonucunda oluşan korkudur. (Tedirginlik) |
شفق | Gerçekleşme ihtimali olan bir olay sonucunda oluşan korkudur. (Kaygı) |
روع | Korkunun bedensel tezahürüdür. Dışarıdan bakılınca kişinin korku hissinde olduğu anlaşılmaktadır. |
خشي | Çekinme demektir. |
خِيفَةً de “korkmak” anlamında mastardır. فِعْلَةً kalıbından mastar-ı bina-i nev’idir. Bu durumda “genel korku” anlamı yerine “bir çeşit korku” anlamı ortaya çıkmaktadır.
مَقَامَ: “Makam” demektir. Üç ayrı anlamı vardır. قوم kökünden birinci bâbdan مَفْعَل kalıbından mimli mastar, ism-i zaman ve ism-i mekândır. Üçü de olabilir. Kalkıp bir hedefe yönelerek dik durmak manasındaki fiilden mimli mastar olduğu zaman “bir hedef için harekete geçmek, bir işi/işleri veya birisini/birilerini gözetme, yürütme, denetleme”, ism-i mekân olduğu zaman “bir hedef için harekete geçme yeri, bir işi/işleri veya birisini/birilerini gözetme, yürütme, denetleme yeri”, ism-i zaman olduğu zaman “bir hedef için harekete geçme zamanı, bir işi/işleri veya birisini/birilerini gözetme, yürütme, denetleme zamanı” manalarına gelmiştir.
رَبِّ: “Rab, terbiyeci” demektir. ربب kökünden isimdir. Alemlerin rabbi olan Allah’tır.
هِ: “O” demektir. Eril tekil üçüncü şahıs mecrur muttasıl zamirdir. Bu da مَنْ in aid zamiridir.
رَبِّهِ: “Onun rabbi” demektir.
مَقَامَ رَبِّهِ: “Onun rabbinin makamı” demektir.
خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ: “Rabbinin makamından korktu” demektir.
مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ: “Rabbinin makamından korkan” demektir.
لِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ: “Rabbinin makamından korkan için” demektir.
جَنَّتَانِ: “İki cennet, iki bahçe” demektir. İkil, nekre, merfu isimdir. Tekili جَنَّة dir. جنن kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan جَنّ mastarı birisini veya bir şeyi görünemeyecek bir yerde saklayıp gizlemek manasındadır. Bu mastar manasından saklayıp gizleyen manasında جَنَّة ıstılahi olarak ağaçları, ağaçlarının yaprakları ile gövdelerini gizleyen olarak “cennet, bahçe” anlamında isimdir. Çoğulu جَنَّات dır. Aynı kökten جِنّ (cin), جُنَّة (kalkan) ve جَنِين (cenin) kelimeleri de gizlenme özelliği nedeniyle gelmektedir.
Kuran’da cennet kelimesi tekil, ikil, çoğul olarak ve izafetlerle toplam 147 kere geçer.
Toplam | Mecrur | Mensub | Merfu | Cennet Kelimesi Geçişleri |
9 | جَنَّةٍ 5 | جَنَّةً 1 | جَنَّةٌ 3 | Nekre | Tekil | Müfred |
52 | الْجَنَّةِ 28 | الْجَنَّةَ 18 | الْجَنَّةُ 6 | Marife |
5 | جَنَّتَيْنِ 1 | جَنَّتَيْنِ 1 | جَنَّتَانِ 3 | Nekre | İkil |
2 | الْجَنَّتَيْنِ 2 | 0 | 0 | Marife |
48 | جَنَّاتٍ 14 | جَنَّاتٍ 27 | جَنَّاتٌ 7 | Nekre | Çoğul |
0 | 0 | 0 | 0 | Marife |
1 | الْجَنَّاتِ 1 | 0 | 0 | Çoğul | Muzafun ileyh | İzafet |
9 | جَنَّةِ 2 | جَنَّةَ 4 | جَنَّةُ 3 | Tekil | Muzaf |
1 | 0 | جَنَّتَيْ 1 | 0 | İkil |
20 | جَنَّاتِ ... 7 | جَنَّاتِ ... 4 | جَنَّاتُ ... 9 | Çoğul |
147 | 60 | 56 | 31 | Toplam |
Burada ikil ve nekre gelmiştir.
Kuran’da جَنَّات yani bahçelerin muzaf olduğu dört durum vardır.
Geçiş | Sayı |
جَنَّاتُ الْمَأْوَى | 1 |
جَنَّاتُ النَّعِيمِ | 7 |
جَنَّاتُ عَدْنٍ | 11 |
جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ | 1 |
جَنَّاتُ النَّعِيمِ “Nimet bahçeleri” demektir. نَعِيم noksansız ve kesintiye uğramadan sürekli olarak devam eden nimettir. Kuran’da 17 kere geçmekte, sadece bir tanesi dünya hayatıyla ilgiliyken 16 tanesi ahiretle ilgilidir. نَعِيم ism-i cemdir. Birbiriyle sistematik ilişki içindeki nimetler topluluğudur. Bu sistematik ilişki içinde nimetler sürekli ve eksiksiz olarak vardır. جَنَّاتُ النَّعِيمِ izafeti beyaniyye olan izafettir. الْجَنَّاتُ مِنَ النَّعِيمِ (Nimetten olan bahçeler) anlamındadır.
جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ “Firdevs bahçeleri” demektir. فِرْدَوْس yabancı dilden Arapçaya girmiş bir isimdir. Yunanca’daki “Parádeisos” kelimesinden gelmiştir. İngilizceye “Paradise”, Arapçaya “Firdevs” şeklinde girmiştir. Bu kelimeden gelen فَرْدَسَة mastarı bir şeyi yeşilliklerle, bitkilerle, çiçeklerle dolu kılmak manasındadır.
جَنَّاتُ عَدْنٍ “Değerli maden bahçeleri” demektir. İkinci bâbdan عَدَنَ - يَعْدِنُ “bir yeri en değerli madenler, mücevherler ve altınlarla süslemek” demektir. Bu kökten ism-i mekân olan مَعْدِن Türkçede “maden” olarak kullanılmaktadır. İsm-i mekândır ve değerli maden yeri demektir. عَدْن ise özellikle altın gibi değerli madenlerle, mücevherlerle süslenmiş yer demektir. جَنَّات yani bahçelerin muzaf olduğu diğer üç durumda muzafun ileyhler marife gelirken sadece burada muzafun ileyh olan عَدْنٍ nekre gelmiştir. Kuran’daki 11 geçişinde de nekredir. Marife olsaydı جَنَّاتُ الْعَدْنِ şeklinde gelirdi. Bu şekilde marife gelseydi “spesifik, bilinen, özel bir yer” anlamına gelirdi. Nekre gelmesinin bazı sebepleri vardır. Bu değerli madenlerle süslü bahçeler insanın hayal edemeyeceği kadar güzeldir. Marife gelseydi hayal edebilirdik ve gözümüzde canlandırabilirdik. Nekre olduğu için, oranın tam mahiyetini insanların tam olarak anlayamayacağı muazzam bir yer olduğu anlatılmış olmaktadır.
Geçiş | Fonksiyon |
جَنَّاتُ الْمَأْوَى | Barınma |
جَنَّاتُ النَّعِيمِ | Nimet (besin) |
جَنَّاتُ عَدْنٍ | Değerli maden süsü (inorganik süs) |
جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ | Yeşillik ve bitki süsü (organik süs) |
Bu çoğul geçişler dışında Kuran’da bir kere جَنَّةُ الْخُلْدِ, bir kere جَنَّةُ الْمَأْوَى, bir kere جَنَّةُ نَعِيمٍ, bir kere de جَنَّةِ النَّعِيمِ şeklinde tekil geçişler de vardır.
Kuran’da izafetle gelen çoğul cennetlerin kimler için olduğuna Kuran’dan bakalım.
Bahçeler | Kimler için | Anlam ve geçtiği ayetler |
جَنَّاتُ النَّعِيمِ | الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ | İman edip salih amel edenler (Yunus 9, Hac 56, Lokman 8) |
الَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّقَوْا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ | Ehli kitaptan iman edip ittika edenler olsaydı (Maide 65) |
عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ | Allah’ın muhlis kulları (Saffat 39-43) |
السَّابِقُونَ الْمُقَرَّبُونَ | Yarışanlar, yaklaştırılanlar (Vakıa 10-12) |
الْمُتَّقِينَ | Muttakiler (Kalem 34) |
جَنَّاتُ عَدْنٍ | الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ | Mümin erkekler ve mümin kadınlar (Tevbe 72) |
الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ | İman edip salih amel edenler (Kehf 30-31, Beyyine 7-8) |
أُولُو الْأَلْبَابِ الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْمِيثَاقَ وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ وَالَّذِينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ | Allah’a ahitlerine vefa edip misaklarından dönmeyen ve Allah’ın birleştirmeyi emrettiğini birleştirip rablerine saygı duyup hesabın kötüsünden korkan ve rablerinin vechini arayarak sabredip salatı ikame edip onları rızıklandırdığımızdan gizli ve açık olarak harcayıp kötülüğü iyilikle savan akıl sahipleri (Rad 19-22) |
الْمُتَّقِينَ | Muttakiler (Nahl 31, Sad 49-50) |
مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا | Tevbe edip iman edip salih amel eden (Meryem 59-61) |
عِبَادَ الرَّحْمَنِ | Rahmanın kulları (Meryem 61) |
مَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ | Salihatı amel eder haldeyken O’na mümin olarak gelen (Taha 75) |
سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِإِذْنِ اللَّهِ | Allah’ın izniyle hayırlarda yarışan (Fatır 32-33) |
الَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَ اللهِ | İman edenler, tevbe edip Allah’ın yoluna uyanlar (Mümin 7-8) |
الَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَيُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ | İman edenler, Allah ve resulüne iman edip Allah’ın yolunda malları ve canlarıyla cihad edenler (Saff 10-12) |
جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ | الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ | İman edip salih amel edenler (Kehf 7) |
جَنَّاتُ الْمَأْوَى | الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ | İman edip salih amel edenler (Secde 19) |
لِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ: “Rabbinin makamından korkanlar için iki cennet vardır” demektir.
Bu ayet dışında iki ayette daha Allah’ın makamından korkma vardır.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ أَرْضِنَا أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمِينَ (13) وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ ذَلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ (14)
Küfredenler resullerine kesinlikle sizi arzımızdan çıkaracağız veya kesinlikle sizi milletimizin içine döndüreceğiz dedi. Rableri onlara kesinlikle zalimleri helak edeceğiz diye vahyetti. Kesinlikle sizi onlardan sonrasında arzda iskân edeceğiz. Bu makamımdan korkan ve vaîdimden korkan içindir. (İbrahim 13-14)
فَأَمَّا مَنْ طَغَى (37) وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (38) فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى (39) وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى (40) فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى (41)
Taşkınlaşan ve dünya hayatını yeğleyene gelince kesinlikle Cehîm, o barınaktır. Rabbinin makamından korkan ve nefsi hevadan nehyedene gelince kesinlikle Cennet, o barınaktır. (Naziat 37-41)
Bu ki ayette de Allah’ın makamından korkma vardır.
فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ
Kuran’ı vaîdimden korkana tezkîr et. (Kaf 45)
Bu ayette Allah’ın vaîdinden korkma vardır.
إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
O şeytan yalnızca velilerini çokça korkutur da onlardan korkmayın ve benden korkun eğer müminlerseniz. (Ali İmran 175)
لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَا بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Eğer beni öldürmek için bana elini uzatırsan ben seni öldürmek için sana elimi uzatan değilim. Kesinlikle ben alemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım. (Maide 28)
لِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ
Allah’ın gaybda O’ndan korkanı bilmesi için … (Maide 94)
إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ
Kesinlikle ben Allah’tan korkarım. (Enfal 48)
كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Şeytanın örneği gibi … İnsana “küfret” demişti. Küfredince “kesinlikle ben senden uzağım, kesinlikle ben alemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım” dedi. (Haşr 16)
Bu ayetlerde direk olarak Allah’tan korkma vardır.
Allah’tan korkma ifadesi zaten Kuran’da varken bu ayette ve başka iki ayette neden Allah’ın makamından korkma ifadesi vardır.
Allah’ın makamından korkma ne demektir? Bu durumda makam kelimesini incelemek gereklidir. Makam Türkçede tek anlamda kullanılmaktadır ama Arapça da hem mimli mastar hem ism-i zaman hem ism-i mekândır.
Burada izafetin türü üzerinde de inceleme yapmak lazımdır.
İzafet sınıflandırması: 1. Manevi izafet: Hakiki izafet de denir. İzafet denince manevi izafet anlaşılır. Muzafun ileyh marife ise muzaf marifedir, nekre ise hususilik kazanmış nekredir. Burada dikkat edilmesi gereken muzafın muzafun ileyhten dolayı marifelik kazanmadığı, zaten marife olduğu ve izafete girdiğinde muzafun ileyhi marife olduğu için marifelik alametini göstermediğidir. Yoksa muzafun ileyh muzafa marifelik kazandırmamıştır. Bu nedenle muzaf hiçbir zaman harf-i tarif ve tenvin almaz. Muzaf tesniye ise veya cem-i müzekkeri sâlim ise sondaki nûn düşer. Muzaf merfu, mensub, mecrur şeklinde i’râblanabilirken muzafun ileyh daima mecrurdur. Manevi izafet temelde üç şekilde olur: Muzaf ile muzafun ileyh arasındaلِ , مِنْ , فِي harf-i cerlerinden biri var kabul edilir. a. İzafet-i lâmiye (الإِضَافَةُ بِمَعْنَى اللاَّمِ): Muzaf ile muzafun ileyhin arasında sankiلِ harf-i ceri var da hazf edilmiş kabul edilir. İkiye ayrılır: - Mülkiyet için izafet (الإِضَافَةُ لِلتَّمْلِيكِ): Muzaf, muzafun ileyhin mülkü, özelliği ya da fiilidir.
فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ Onların kalplerinde hastalık vardır. | Buradakiقُلُوبِهِمْ manevi izafettir, izafeti lamiyyedir. Mülkiyet için izafettir. القُلُوبِ لَهُمْ (Onlara ait olan kalpler) anlamındadır. |
- Tahsis için izafet (الإِضَافَةُ لِلتَّخْصِيصِ): Muzaf, muzafun ileyhe bir yönüyle tahsis edilmiştir.
اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ Rabbinizden mağfiret isteyin. | Buradakiرَبَّكُمْ manevi izafettir, izafeti lamiyyedir. Tahsis için izafettir. الرَّبَّ لَكُمْ (Sizin için rab) anlamındadır. |
b. İzafeti beyâniyye (الإِضَافَةُ لِلْبَيَانِيَّةِ): Muzafun ileyh, muzafın cinsindense veya onun hangi maddeden yapıldığını belirtiyorsa veya bulunduğu topluluğu gösteriyorsa buna izafet-i beyâniyye denir. Muzaf ile muzafun ileyhin arasında sankiمِنْ harf-i ceri var da hazf edilmiş kabul edilir.
اسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ Adamlarınızdan iki şehid şehid getirin. | Buradakiرِجَالِكُمْ manevi izafettir, izafeti beyaniyyedir. الرِّجَالِ مِنْكُمْ (Sizden olan adamlar) anlamındadır. |
c. İzafeti zarfiyye (الإِضَافَةُ لِلظَّرْفِيَّةِ): Muzafun ileyh, muzafın zarfını, yani muzafın yerini veya zamanını bildiriyorsa, buna izafet-i zarfiyye denir. Muzaf ile muzafun ileyhin arasında sanki فِي harf-i ceri var da hazf edilmiş kabul edilir.
جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ Sizi yerin halifeleri kıldı. | Buradaki خَلَائِفَ الْأَرْضِ manevi izafettir, izafeti zarfiyyedir. الْخَلَائِفَ فِي الْأَرْضِ (Yerdeki halifeler) anlamındadır. |
2. Lafzi izafet (الإِضَافَةُ اللَّفْظِيَّةُ) Daha önceden izafet olmayan iki ismin dilde kolaylık olması için (lafzın hafifliği için) izafet haline gelmeleridir. Bu tür izafette muzafun ileyhin marifeliği muzâfın marife olduğunu göstermez. Muzaf harfi tarfi almazsa nekredir, harf-i tarif alırsa marifedir. Bunun dışında muzaf ve muzafun ileyh için manevi izafetteki kurallar bu tür izafette de geçerlidir. Dilde hafiflik sağlamak amacıyla şibh-i fiilin muzaf, bu şibh-i fiilin fâilinin veya mef’ûlün bihlerinden birinin veya mef’ûlün fihinin muzafun ileyh haline getirilmesine lafzi izafet denir. Ancak izafete muzaf olarak giren her müştak isim (ism-i fâil, ism-i mef’ûl, mübalağalı ism-i fâil ...) lafzi izafet için değildir. Manevi izafet için de gelebilir. Lafzi izafette muzafın tenvini düşürülerek dilde kolaylık sağlandığı gibi cemi müzekker salimin nunu ve müzekker tesniyelerin nunu düşerek dile kolaylık sağlanır. Muzaf olan şibh-i fiilin mastar olduğu durumlarda muzafun ileyh mef’ûlün bih ise nâib-i fâil olarak da değerlendirilebilir. Mastarlar hem ma’lum hem de meçhul olabildiklerinden dolayı bu şekilde yapılabilir.
يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ Kesinlikle onlar rableriyle karşılaşmayı ve O’na dönenler olmayı zannederler. | Buradaki مُلَاقُو رَبِّهِمْ lafzi izafettir. Şibh-i fiilin mef’ûlün bihine izafetidir. Burada şibh-i fiil ism-i fâildir. Aslı مُلَاقُونَ رَبَّهُمْ şeklindedir. Dilde hafiflik sağlamak için izafet haline getirilmiş, şibh-i fiil olan ism-i fâilin muzaf olmasından dolayı nunu düşmüştür (مُلَاقُونَ → مُلَاقُو). Bu nedenle nekreliği devam etmektedir. Mef’ûlün bih de muzafun ileyh haline geldiği için mecrur olmuştur (رَبَّهُمْ → رَبِّهِمْ). Böylece lafızda hafiflik sağlanmıştır. Muzaf lafzen merfu, muzafun ileyh lafzen mecrurdur. Muzaf nekredir, muzafun ileyh ise marifedir. |
بَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ Allah zikredildiği zaman kalpleri ürperen saygıyla meyledenleri ve onlara isabet edene sabredenleri ve salatı ikame edenleri müjdele. | Buradaki الْمُقِيمِي الصَّلَاةِ lafzi izafettir. Şibh-i fiilin mef’ûlün bihine izafetidir. Burada şibh-i fiil ism-i fâildir. Aslı الْمُقِيمِينَ الصَّلَاةَ şeklindedir. Dilde hafiflik sağlamak için izafet haline getirilmiş, şibh-i fiil olan ism-i fâilin muzaf olmasından dolayı nunu düşmüştür (الْمُقِيمِينَ → الْمُقِيمِي). Lafzi izafet olduğu için harf-i tarif düşmemiştir. Mef’ûlün bih de muzafun ileyh haline geldiği için mecrur olmuştur (الصَّلَاةَ → الصَّلَاةِ). Böylece lafızda hafiflik sağlanmıştır. Muzaf lafzen mensub, muzafun ileyh de lafzen mecrurdur. Muzaf marifedir, muzafun ileyh de marifedir. |
Lafzi ve manevi izafetin farkları şu şekildedir:
Lafzi izafet | Manevi izafet | |
M.İleyh | Muzaf | M.İleyh | Muzaf |
Mecrur | Merfu Mensub Mecrur | Mecrur | Merfu Mensub Mecrur | İ’rab |
Marife Nekre | M.ileyhten bağımsız olarak marife, nekre | Marife Nekre | M.İleyh marife ise marife, nekre ise nekre | Marifelik/ Nekrelik |
Alır | Alır | Alır | Almaz | Harf-i tarif |
Alır | Almaz | Alır | Almaz | Tenvin |
|
مَقَامَ رَبِّهِ yi bu açıdan değerlendirelim.
مَقَامَ mimli mastar kalıbından olduğu için şibh-i fiil olarak lafzi izafet olmaya uygundur. Manevi izafet olmaya da uygundur.
مَقَامَ رَبِّهِ lafzi izafet olursa “rabbinin kıyam etmesi” anlamındadır.
Manevi izafet olursa
İzafet-i lâmiyye olursa الْمَقَامَ لِرَبِّهِ anlamındadır. İzafet-i beyaniyye ve izafet-i zarfiyye olmaya muzafun ileyhin Allah olmasından dolayı uygun değildir. İzafet-i lâmiyye olduğunda makam kelimesinin üç anlamı üzerinde değerlendirme yapmak lazımdır. Mimli mastar olduğunda anlam rabbine ait kıyam etmek, ism-i mekân olduğunda rabbine ait kıyam yeri, ism-i zaman olduğunda rabbine ait kıyam zamanı anlamındadır.
Allah nasıl kıyam eder?
أَفَمَنْ هُوَ قَائِمٌ عَلَى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ
Her nefsin üzerine kazandığıyla kıyam eden mi? (Rad 33)
Allah her nefis üzerine kıyam eder.
اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allah, O’ndan başka ilah yoktur, hayydır, kayyumdur. (Bakara 255, Ali İmran 2)
Allah’ın kıyam etmesi mübalağalıdır.
Kıyam “bir işi/işleri veya birisini/birilerini gözetme, yürütme, denetleme” demektir.
Bu nedenle “rabbinin kıyam etmesi” şeklinde lafzi izafet en uygunu olmaktadır.
Rahmân suresinin bu ayetindeki مَقَامَ رَبِّهِ izafetindeki مَقَام kelimesinin قِيَام anlamında mimli mastar olması en uygun olanıdır. “Rabbinin kıyam etmesi” şeklinde her nefsi gözetmesi, denetlemesi ve yaptıklarını kuşatmasıdır. Mimli mastarlar normal mastarlardan farklı olarak zaman bakımından sınırsız ve soyut bir eylemi değil, belirli bir zaman aralığında gerçekleşen somut eylemi ifade eder. Normal mastar, fiili zaman kaydından bağımsız biçimde ifade edebilirken mimli mastar, fiilin gerçekleştiği belirli zaman aralığını ifade eder. Türkçede de mimli mastar vardır. Normal mastar -mek, -mak ekiyle sağlanırken mimli mastar -me, -ma ekiyle sağlanır. Normal mastar çoğul hale gelmezken mimli mastar çoğul hale gelebilir. Türkçede “yürümek güzeldir” dersin ama “yürümeklerim güzel oldu” denilmez, “yürümelerim güzel oldu” denilir. “Yürümek” belirli bir zamanı ifade etmezken “yürüme” belirli bir zaman aralığını ifade eder. Arapçada da mimli mastarlar belirli bir zaman aralığını ifade ederken normal mastarlar zaman aralığını ifade etmezler. Böylece mimli mastar olan makamın kullanılması ile مَقَامَ رَبِّهِ, rabbin kıyam etmesi belirli bir zaman dilimi içindedir.
Buna göre خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ “rabbinin kıyam etmesinden korktu” demektir. Buradaki korku, yalnızca Allah’tan genel olarak korkmak değil, kişinin herhangi bir zaman aralığı içinde gerçekleşen herhangi bir fiilinde rabbinin kendisini gözettiğinin bilincinde olması, davranışlarını bu bilinçle değerlendirmesi ve bu gözetimi hiçbir hareketinde göz ardı etmemesidir. Böylece rabbinin makamından korkma ifadesi, kişinin yalnızca belli bir anda duyduğu korkuyu değil, her davranışına eşlik eden sürekli bir gözetilme bilincini ifade eder. Aynı zamanda yanlış bir şey yaptığında rabbinin onun başına bir musibetin gelmesinden korumayacağını da bilmesini ifade eder.
Bu ayetteki iki cennet ifadesine gelelim. Neden iki cennettir ve neden nekredir (جَنَّتَانِ). Rahman suresi insan ve cinler için ortak suredir. İkiller suresidir. 31 kere tekrarlanan ayet “ikinizin rabbi” ifadesiyle ve “ikiniz tekzib ediyorsunuz” fiiliyle ikil olarak süregelmektedir. Buradaki iki cennet de insan ve cinlerin cennetleridir. İnsan ve cinlerin ayrı cennetlerde olduğunu anlıyoruz. Surenin devamında başka iki cennet daha ifade edilmektedir. Sonraki ayetlerde bu cennetlerin özellikleri anlatılmaktadır. Nekre gelmesinin sebebi müfred olarak (izafet olmadan) iki cennet ve cennetler ifadesinin marife gelmemesidir. Harf-i tarifle birisi bu surede olmak üzere iki kere ikil olarak gelmektedir (الْجَنَّتَيْنِ). İkisinde de öncesinde nekre ikil olarak gelen iki cennet (جَنَّتَانِ ve جَنَّتَيْنِ) ifadesinin ahd-i zikrisinden dolayıdır. Yani cümle öncesinde ifade edilen nekre kelimeyi işaret etmek üzere harf-i tarifle tekrar edilmesindendir. Buradaki harf-i tarif marife yapmayıp önceki ifadeyi işaret etmek üzere lafzi bir marifelik yapıp mana olarak nekreliği sürdürmektedir. Kuran’da cennet müfred (izafet dışı) geldiğinde tekil olarak marife gelir. Cennet ahiret yurdu olan cenneti ifade edebildiği gibi dünyadaki bahçeyi de ifade eder.
Cennetin nekre gelmesi bizim için henüz tam olarak bilinmez oluşudur. Onu görmedik, sadece Kuran’daki verilen bilgilerden hayal ediyoruz. Tekil olarak geldiğinde marife gelebilmesi onu bir kavram olarak ifade etmesi, ahd veya cins için olmasından dolayıdır.
Buradaki iki cennet insanlar ve cinler arasından, rablerinin kendilerini sürekli gözettiğinin bilincinde olan, davranışlarını bu bilinçle değerlendiren, bu gözetimin sorumluluğunu hissederek fiillerini O’nun istediği şekilde gerçekleştiren, O’nun istemediği işleri yapmayan ve rızasını kazanmak için gereken amelleri yapanlar içindir.
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?
Soru cümlesi Fiil cümlesi | Fâ-u isti’nâfiye |
Fâil | Fiil | Mefûlün bih GS |
Mecrur | Cârr |
Muzâfun ileyh | Muzâf İstifhâm edatı |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
ا | تُكَذِّبَانِ | كُمَا | رَبِّ | آلَاءِ | أَيِّ | بِ | فَ |
فَ: İsti’nafiyye edatıdır (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ).
بِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ: “İkinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?” demektir.
Buradaki آلَاءِ “olgular” demektir. ءلي kökünden isimdir. Tekili إِلًى veya أَلًى dir. Kuran’da tekil geçişi yoktur. İkinci bâbdan (أَلا - يَأْلِي) birisinin bir işi veya bir şeyi titizlikle ve çaba sarf ederek derinlemesine araştırıp etraflıca incelemesi anlamındadır. Bu bâbdan إِلًى veya أَلًى ism-i mef’ûl anlamında camid isimdir. Hakkında araştırma yapılan ve incelenen şeydir. Araştırmayı, incelemeyi ve titiz sorgulamayı gerektiren kozmik olgu veya düşündürücü meseledir. Allah’ın kâinattaki âyetleri (kozmik olgular) إِلًى dir. Kitabında anlattığı tarihsel olgular إِلًى dir. Kuran’da okuyup da anında ne olduğunu anlayamadığımız, anlamak için derin bir araştırma, bir alt yapı ve bilgi gerektiren her türlü olgu إِلًى dir. Bir şey, bir iş, gerçekleşen bir durum آلَاءِ dan ise onun olduğunu görürsün ama nasıl olduğunu anlaman için çok derin araştırma yapman, o iş üzerinde kafa yorman, incelemen gerekir. Rahman suresinde 31 kere tekrarlanan bu ayetlerin arasında geçen tüm cümleler derin araştırma yapılması, kafa yorulması ve incelenmesi gereken durumlardır.
Bu ayetten önceki ayette وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ (Rabbinin makamından korkanlar için iki cennet vardır) denmektedir. Bu da bir olgudur. Makamın ne olduğunu anlamak, makamdan korkmanın ne olduğunu, neden iki cennet dendiğini anlamak, çözmek için derin bir araştırma, bilgi birikimi ve Kuran’ı derinlemesine inceleme gerektirmektedir. Bu nedenle bu da bir olgudur.
Teşvikiye, Yalova
17 Ekim 2026
M. Lütfi Hocaoğlu