RAHMAN SÛRESİ - 19. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ (31) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (32)
Yakında yalnızca sizinle ilgileneceğiz ey iki ağırlık. Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz? (31-32)
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ
Yakında yalnızca sizinle ilgileneceğiz ey iki ağırlık.
Nida cümlesi Fiil cümlesi | Cevap cümlesi Fiil cümlesi |
Mefûlun bih | Fiil | Mefûlün bih GS | Fâil | Fiil | İstikbal edatı |
Münada | Nida edatı | Mecrur | Cârr |
Bedel | Mübdelün minh |
الثَّقَلَانِ | أَيُّهَا | يَا | أُنَادِي | كُمْ | لِ | نَحْنُ | نَفْرُغُ | سَ |
سَ: “Yakında, kısa bir zaman sonra” demektir. İstikbâl (gelecek zaman) edatıdır (حَرْفُ الاِسْتِقْبَالِ). Yakın gelecek zaman için kullanılır. İstikbal edatları sadece muzari fiillerin başına gelirler. سَ istikbal edatı arkasından gelen fiilin yakın bir zamanda gerçekleşeceğini gösterir. سَوْفَ de istikbal edatıdır ve arkasından gelen fiilin uzak bir zamanda gerçekleşeceğini gösterir. “İleride, uzun bir zaman sonra” demektir.
نَفْرُغُ: “Boş kalırız” demektir. فرغ kökünden birinci bâbdan birinci çoğul şahıs merfu muzari malum fiildir. Birinci bâbdan فَرَغَ - يَفْرُغُ şeklinde fiziksel olarak içi dolu bir şeyin içinin boşalması veya bir işle meşgul olan birisinin o işinin bitip boş kalması manasındadır. Lazım fiildir. Birinci bâb if’âl bâbına (أَفْرَغَ – يُفْرِغُ) tadiye etkisi ile gelir. Boşaltmak anlamına gelir.
(فرغ) الفاء والراء والغين أصلٌ صحيح يدلُّ على خُلوٍّ [وَسَعةِ] ذَرْع. من ذلك الفَرَاغ: خِلاف الشُّغل.
(فرغ) الفاء ve الراء ve الغين: sahih bir asıldır. Boşluğa [ve geniş] imkâna delâlet eder. Bundan الفَرَاغ: meşguliyetin zıddıdır. (Makayisu-l Luga)
فرغ kökünün zıttı شغل köküdür.
وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Câlût ve ordusu için onlar bariz olunca “rabbimiz, üzerimize sabır boşalt ve ayaklarımızı sabitle ve kâfirler kavmine karşı yardım et” dediler. (Bakara 250)
لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ (124) قَالُوا إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ (125) وَمَا تَنْقِمُ مِنَّا إِلَّا أَنْ آمَنَّا بِآيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ (126)
Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim sonra sizi topluca astıracağım. “Kesinlikle biz rabbimize dönenleriz ve bizden yalnızca rabbimizin ayetlerine bize gelince iman ettiğimiz için intikam alıyorsun, rabbimiz üzerimize sabır boşalt ve bizi müslimler olarak vefat ettir” dediler. (Araf 124-126)
قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا
“Bana getirin, üzerine erimiş bakır boşaltayım” dedi. (Kehf 96)
وَأَصْبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَى فَارِغًا
Musa’nın annesinin gönlü boş oldu. (Kasas 10)
فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ
Boş kaldığında nasbet. (İnşirah 7)
Bu ayetlerde boş kalma ve boşaltma anlamları açıkça görülmektedir. Meşguliyetin bitmesi boş kalmanın başlamasıdır. Boş kaldığında demek meşguliyetin bittiğinde demektir.
لِ: “İçin” demektir. Harf-i cerdir.
كُمْ: “Siz” demektir. İkinci çoğul şahıs mecrur muttasıl zamirdir.
لَكُمْ: “Sizin için” demektir.
سَنَفْرُغُ لَكُمْ: “Yakında sizin için boş kalacağız” demektir.
أَيُّهَا: Münadanın (nida edilenin) mübdelin minhidir. Nida edatı (يَا) ile harf-i tarifli marife isimler ve has ism-i mevsûller olan münadası arasına getirilir. Nida harfi ile münâdâ arasına erilse أَيُّهَا dişilse أَيَّتُهَا getirilir. Bundan sonra artık bu getirilenlerle birlikte münâdâ olurlar. Münâdâ أَيُّهَا ya da أَيَّتُهَا nın bedeli olur. İkisinin sonundaki هَا ism-i işaretlerdeki gibi tenbih هَا sıdır. Bunun getirilmesinin sebebi nida edatının harf-i tarif etkisini yapmasındandır. Eğer nida edatından sonra doğrudan harf-i tarif gelirse iki harf-i tarif cümlede yan yana gelmiş gibi olmaktadır.
Ayette geçiş | Ayet No |
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ | Bakara 21 |
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا | Bakara 104 |
يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ | Maide 67 |
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ حَسْبُكَ اللَّهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ | Enfal 64 |
قَالُوا يَاأَيُّهَا الْعَزِيزُ إِنَّ لَهُ أَبًا شَيْخًا كَبِيرًا فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ | Yusuf 78 |
وَقَالُوا يَاأَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ | Hicr 6 |
يَاأَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا | Müminun 51 |
قَالَتْ نَمْلَةٌ يَاأَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ | Neml 18 |
قَالَتْ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ إِنِّي أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ | Neml 29 |
وَقَالُوا يَاأَيُّهَا السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ | Zuhruf 49 |
يَاأَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ | İnfitar 6 |
قُلْ يَاأَيُّهَا الْكَافِرُونَ | Kafirun 1 |
يَاأَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ | Fecr 27 |
Bu ayetlerde nida edatından sonra gelen münadalar harf-i tarifle veya has ism-i mevsulle başladığından أَيُّهَا ile beraber gelmiştir.
Ayette geçiş | Ayet No |
يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ | Bakara 47 |
يَاقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ | Bakara 54 |
يَامُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَهْرَةً | Bakara 55 |
Bu ayetlerde nida cümlenin başındadır ve nida edatından sonra gelen münadalar harf-i tarifle veya has ism-i mevsulle başlamadığından أَيُّهَا ile beraber gelmemiştir.
Ayette geçiş | Ayet No |
وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ | Bakara 179 |
وَاتَّقُونِ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ | Bakara 197 |
فَاتَّقُوا اللَّهَ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ | Maide 100 |
لَنُخْرِجَنَّكَ يَاشُعَيْبُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا | Araf 88 |
وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَافِرْعَوْنُ مَثْبُورًا | İsra 102 |
أَرَاغِبٌ أَنْتَ عَنْ آلِهَتِي يَاإِبْرَاهِيمُ | Meryem 46 |
وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَامُوسَى | Taha 17 |
قَالَ أَلْقِهَا يَامُوسَى | Taha 19 |
قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَامُوسَى | Taha 36 |
جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَامُوسَى | Taha 40 |
قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى | Taha 49 |
قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَامُوسَى | Taha 57 |
وَمَا أَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَامُوسَى | Taha 83 |
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَاسَامِرِيُّ | Taha 95 |
قَالُوا أَأَنْتَ فَعَلْتَ هَذَا بِآلِهَتِنَا يَاإِبْرَاهِيمُ | Enbiya 62 |
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَانُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ | Şuara 116 |
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَالُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ | Şuara 167 |
فَاتَّقُوا اللَّهَ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ الَّذِينَ آمَنُوا | Talak 10 |
Bu ayetlerde nida cümlenin başında değildir, içinde veya sonundadır. Nida edatından sonra gelen münadalar harf-i tarifle veya has ism-i mevsulle başlamadığından أَيُّهَا ile beraber gelmemiştir.
Burada أَيُّهَا nida edatı (يَا) olmadan gelmiştir. Kuran’ı incelediğimizde cümlenin başlarında nida edatı (يَا) ve أَيُّهَا beraber gelir. Cümlenin içinde geldiğinde (nida cümlesi cevap cümlesinden sonra geldiğinde veya parantez cümlesi olarak geldiğinde) يَاأَيُّهَا şeklinde birlikte gelmemektedir. أَيُّهَا harfi nida edatı (يَا) olmadan münada ile birlikte gelmektedir.
إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِآخَرِينَ
Eğer isterse sizi giderir ey insanlar ve başkalarını getirir. (Nisa 133)
Burada nida cümlenin başında değildir. Başında olsaydı يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِآخَرِينَ şeklinde gelirdi. Başında olmadığı için يَا hazfedilmiştir.
فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
Amacınız nedir ey gönderilenler? (Hicr 57, Zariyat 31)
Nida cümlenin başında olsaydı يَاأَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ مَا خَطْبُكُمْ şeklinde gelirdi. Başında olmadığı için يَا hazfedilmiştir.
وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ
Ayrılın bugün ey mücrimler. (Yasin 59)
Nida cümlenin başında olsaydı يَاأَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ امْتَازُوا الْيَوْمَ şeklinde gelirdi. Başında olmadığı için يَا hazfedilmiştir.
قُلْ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَأْمُرُونِّي أَعْبُدُ أَيُّهَا الْجَاهِلُونَ
“Allah’tan gayrısına mı ibadet etmemi bana emrediyorsunuz ey cahiller” de. (Zümer 64)
Nida cümlenin başında olsaydı قُلْ يَاأَيُّهَا الْجَاهِلُونَ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَأْمُرُونِّي أَعْبُدُ şeklinde gelirdi. Başında olmadığı için يَا hazfedilmiştir.
Kuran’ın üslubu incelendiğinde şu sonuca varılabilir:
إذا وقع النداء في أثناء الكلام، فإن كان المنادى مما يحتاج إلى "أيها"، حُذِفَتْ "يا" وبقيت "أيها". وإن كان المنادى لا يحتاج إلى "أيها"، بقيت "يا" على أصلها.
Nidâ cümle içinde gerçekleştiğinde, münâdâ 'أيها' gerektiren türdense 'يا' hazfedilir ve 'أيها' bırakılır; 'أيها' gerektirmeyen türdense 'يا' aslî hâliyle korunur.
Değişik bir ifadeyle: Nida cümlenin başında değilse ve “أيها” gerektiriyorsa “يا” hazfedilir; “أيها” gerektirmiyorsa “يا” korunur.
الثَّقَلَانِ: “İki ağırlık” demektir. ثقل kökünden ikil isimdir. Tekili الثَّقَلُ dir. “Ağırlık” anlamında isimdir. Istılahi olarak değerli, önemli, korunmuş şeyler için ve bundan dolayı ağırlığı ve gücü olan insan veya cin topluluğu için kullanılır. ثِقْل ise “ağır yük, ağırlık” demektir. Çoğulu أَثْقَال dır. Buradaki “iki ağırlık” cin ve insanları ifade etmektedir. İnsan ve cin topluluklarının fiziksel olarak ağır olma niteliğine sahip olmalarından değil, evrenin en önemli yükü, en değerli sakinleri, sorumluluk taşıyan iki topluluğu olmalarındandır.
أَيُّهَا الثَّقَلَانِ: “Ey iki ağırlık” demektir.
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ: “Yakında sizin için boş kalacağız ey iki ağırlık” demektir.
Bu ayette bir kıraat daha vardır.
Şerh | Kelime | Ravi | Kari |
(سَنَفْرُغُ) بالنون | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | نافع المدني |
(سَنَفْرُغُ) بالنون | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | ابن كثير المكي |
(سَنَفْرُغُ) بالنون | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | أبو عمرو بن العلاء |
(سَنَفْرُغُ) بالنون | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | ابن عامر الدمشقي |
(سَنَفْرُغُ) بالنون | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | عاصم الكوفي |
(سَيَفْرُغُ) بالياء | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | حمزة الكوفي |
(سَيَفْرُغُ) بالياء | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | الكسائي الكوفي |
(سَنَفْرُغُ) بالنون | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | أبو جعفر |
(سَيَفْرُغُ) بالياء | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | يعقوب |
(سَنَفْرُغُ) بالنون | سَنَفْرُغُ | متفق عليه | خلف العاشر |
Diğer kıraat سَيَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ (Yakında sizin için O boş kalacak ey iki ağırlık) şeklindedir. Fâili Rahman veya ikinizin rabbidir.
Burada ilginç olan “Allah’ın boş kalması” durumunun abes olmasıdır. Boş kalma meşguliyet bitince olur. Bu durumda şu soru sorulur: Allah meşgul olur mu ki boş kalsın?
Burada Arapçadaki tazmin kavramı görülmektedir. Bir fiilin manasını kendisinden sonra gelen harf-i cer değiştirir. Aslında fiilin manası ile harf-i cerin manası birleşmiş olur. Bu ayette de bu durum görülmektedir.
كقول القائل الذي يتهدّد غيره ويتوعده، ولا شغل له يشغله عن عقابه، لأتفرغنّ لك، وسأتفرّغ لك، بمعنى: سأجدّ في أمرك وأعاقبك، وقد يقول القائل للذي لا شغل له، قد فرغت لي، وقد فرغت لشتمي: أي أخذت فيه وأقبلت عليه
Bir başkasını tehdit eden ve ona vaîdde bulunan, üstelik onu cezalandırmaktan alıkoyacak başka bir işi de bulunmayan kimsenin, "Seninle mutlaka tefarruğ edeceğim (لأتفرغنّ لك)" ve "Seninle meşgul olacağım (سأتفرّغ لك)" demesi gibidir; yani: "Senin işine ciddiyetle yöneleceğim ve seni cezalandıracağım" anlamında. Kişi, bazen başka işi olmayan birine "Bana ferağ ettin / benimle uğraşmaya koyuldun (قد فرغت لي)", "Bana sövmeye koyuldun (قد فرغت لشتمي)" der; yani: o işe başladın ve bütünüyle ona yöneldin. (Taberi - Câmiʿu'l-Beyân Rahmân 31 tefsiri)
قوله تعالى: { سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا ٱلثَّقَلاَنِ } يقال: فَرَغت من الشغل أفرغُ فُروغاً وفَرَاغاً وتفرّغت لكذا واستفرغت مجهودي في كذا أي بذلته. والله تعالى ليس له شغل يفرغ منه، إنما المعنى سنقصد لمجازاتكم أو محاسبتكم، وهذا وعيد وتهديد لهم كما يقول القائل لمن يريد تهديده: إذاً أتفرغ لك أي أقصدك. وفرغ بمعنى قصد؛ وأنشد ٱبن الأنباري في مثل هذا لجرير:ألاَن وقَدْ فَرَغْتُ إلى نُمَيْرٍ فهذا حينَ كُنْتُ لها عَذابَا
Yüce Allah'ın sözü: {سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا ٱلثَّقَلاَنِ}. Denir ki: feragtu mine'ş-şuğli, efruğu, furûğan ve ferâğan – “işten fâriğ oldum, fâriğ olurum”; ve teferragtu li-kezâ; ve istefragtu mechûdî fî kezâ, yani onu bezl ettim (bol bol verdim). Allah Teâlâ'nın ise kendisinden fâriğ olacağı bir meşguliyeti yoktur. Mana ancak şudur: “Mücâzâtınıza yahut muhâsebenize kasdedeceğiz.” Bu da onlar için bir vaîd ve tehdittir; nitekim söyleyen kimse, tehdit etmek istediğine: “O halde sana teferruğ ederim”, yani “seni kasdederim” der. Feraga, kasade manasındadır. İbnü'l-Enbârî bunun bir benzerinde Cerîr'den şunu inşâd etmiştir (kaynak göstermiştir, delil getirmiştir): “Şimdi mi? — Nümeyr'e yönelmiş (fâriğ olmuş) iken / İşte bu, ona azap olduğum vakittir.” (Kurtubi - el-Câmiʿ li-Ahkâmi'l-Kur'ân Rahman 31 tefsiri)
قال الزجاج: الفراغ في اللغة على ضربين. أحدهما: الفراغ من شغل، والآخر القصد لشيء ... وتقول: سأتفرغ لفلان أي سأجعله قصدي.
Ferâğ kelimesinin Arapçada iki kullanımı vardır. Birisi bir meşguliyetten boşalmak, diğeri bir şeye kastetmek (yönelmek) … Dersin ki: yakında falana boş kalacağım yani kasdımı ona kılacağım. (Zeccac)
لِ harf-i ceri tazmin yapmıştır. Manayı “sizin için boş kalmak” değil “yalnızca sizinle ilgilenmek” şekline dönüştürmüştür. 29. ayette كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ (Her yevm O önemli bir işin içindedir) denmiştir. Bu ayetle o dönemlerin bittiği dönem ifade edilmektedir. Bütün önemli işler bitecek sadece ikinizle ilgileneceğiz denmektedir. Hitap edilen insan ve cin topluluklarıdır. Öyle bir dönem gelecek ki artık hesap vereceksiniz. İkiniz dışındakiler hesap vermeyecek demektir. Şuur sahibi olmayan varlıklar hesap vermeyecek. Allah’ın emri dışında hareket etmeyen melekler ve ruhlar hesap vermeyecek. Yalnız ikiniz, insanlar ve cinler olarak hesap vereceksiniz. Siz iki ağırlıksınız. İkinizin ağır sorumluluğu var. Şuur sahibi olmayanların sorumluluğu yok. Bu nedenle siz yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz. Burada سَنَفْرُغُ لَكُمَا أَيُّهَا الثَّقَلَانِ (Yakında yalnızca ikinizle ilgileneceğiz ey iki ağırlık) denmemiştir. Bunun sebebi insan ve cin topluluklarının topluluk olarak değil tek tek hesap verecek olmaları ve insan veya cin olmanın hesap vermede bir farklılık doğurmayacağındandır. Bu nedenle كُمْ şeklinde ortak bir “siz” ifadesinde birleştirilmişlerdir ve sonrasında ey iki ağırlık denerek iki grubun da birey birey eşit şekilde hesap vereceği ifade edilmiş olmaktadır.
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ: “Yakında yalnızca sizinle ilgileneceğiz ey iki ağırlık” demektir.
Burada ilginç olan yakın gelecek zaman için kullanılan istikbal edatı olan سَ kullanılmasıdır. Bu edat yakın gelecek zamanı gösterir. سَوْفَ ise uzak gelecek zamanı gösterir. Bu ayeti 1000 yıl önce de okusak, bugün de okusak, 1000 yıl sonra da okusak “yakında” diyor. Hesap vermeniz yakın diyor. Bunun sebebi herkesin hesap vermesinin kendisi için yakın olmasıdır. İnsan veya cin ölünce tekrar dirilinceye kadar hissettiği zaman bir gün veya bir günden azdır.
أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ
Veya arşları çökmüş halde olan kasabaya uğrayan gibi. “Allah ölümünden sonra bunu (karyeyi) nasıl diriltecek” dedi. Allah onu 100 yıl öldürdü sonra onu baas etti. “Ne kadar kaldın?” dedi. “Bir gün veya bir günün bir kısmı” dedi. “Hayır, 100 yıl kaldın” dedi. (Bakara 259)
Bu ayette 100 yıl ölü kalan kimse geçen süreyi bir gün kadar sanmaktadır. Ölüm sırasında vefat gerçekleştiği için zamansızlık başlamıştır ve artık zamanı anlama şansı ortadan kalkmıştır. Milyar yıl bile ölü olarak kalsa insan bunu bir gün veya daha azı sanacaktır. Aynı uyku gibidir. 8-10 saat deliksiz uyuduğunuzda uyuma sürenizi anlayamazsınız. Yıllarca komada kalıp uyanan insanlar da geçen süreyi anlayamazlar. Bu durumlar vefat halleridir.
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ
Saatin kıyam ettiği gün mücrimler bir saatin dışında kalmadıklarına yemin ederler. Bunun gibi onlarda yanlış algı oluşturuluyordu. (Rum 55)
Bu ayette mücrimlerin bir saatin dışında kalmadıklarına yemin ettikleri yer merkadlarıdır, öldükleri zamandaki öldükleri mekândır. Mücrimler merkadlarında baas yevmine kadar kalmışlardır. Çok uzun bir süreyi sadece bir saat olarak algılamışlardır.
Bu nedenle yakın gelecek olan istikbal edatı سَ kullanılmıştır. Herkes için hesap vereceği zaman yakındır. Milyarlarca yıllık evrenin içinde 100 yıl nedir ki? İnsanlar ve cinler ölümlerinden bir gün sonra (kendi hisleriyle) hesap vereceklerdir. Bu nedenle herkesin hesap vereceği yevm çok yakındır.
Diğer dikkat edilmesi gereken nokta nida cümlesinin cevap cümlesinden sonra gelmesidir. Devrik bir cümle vardır. Devrik olmayan cümle olsaydı cümle يَاأَيُّهَا الثَّقَلَانِ سَنَفْرُغُ لَكُمْ (Ey iki ağırlık, yakında yalnızca sizinle ilgileneceğiz) şeklinde olurdu. Devrik cümle olarak gelmesiyle hitap geciktiriliyor. Kuran’ı okuyanda veya dinleyende “kime söylüyor” merakı oluşturuyor. Sonra nida cümlesi geliyor ve bunun iki ağırlık olan insanlar ve cinler olduğu anlaşılıyor. Bu aynı zamanda ilgilenme fiilinin nida edilenlerden daha önemli olduğunu gösteriyor. İnsan ve cinlere hitaptan daha çok onların hesap vermesi daha önemlidir.
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?
Soru cümlesi Fiil cümlesi | Fâ-u isti’nâfiye |
Fâil | Fiil | Mefûlün bih GS |
Mecrur | Cârr |
Muzâfun ileyh | Muzâf İstifhâm edatı |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
ا | تُكَذِّبَانِ | كُمَا | رَبِّ | آلَاءِ | أَيِّ | بِ | فَ |
فَ: İsti’nafiyye edatıdır (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ).
بِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ: “İkinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?” demektir.
Buradaki آلَاءِ “olgular” demektir. ءلي kökünden isimdir. Tekili إِلًى veya أَلًى dir. Kuran’da tekil geçişi yoktur. İkinci bâbdan (أَلا - يَأْلِي) birisinin bir işi veya bir şeyi titizlikle ve çaba sarf ederek derinlemesine araştırıp etraflıca incelemesi anlamındadır. Bu bâbdan إِلًى veya أَلًى ism-i mef’ûl anlamında camid isimdir. Hakkında araştırma yapılan ve incelenen şeydir. Araştırmayı, incelemeyi ve titiz sorgulamayı gerektiren kozmik olgu veya düşündürücü meseledir. Allah’ın kâinattaki âyetleri (kozmik olgular) إِلًى dir. Kitabında anlattığı tarihsel olgular إِلًى dir. Kuran’da okuyup da anında ne olduğunu anlayamadığımız, anlamak için derin bir araştırma, bir alt yapı ve bilgi gerektiren her türlü olgu إِلًى dir. Bir şey, bir iş, gerçekleşen bir durum آلَاءِ dan ise onun olduğunu görürsün ama nasıl olduğunu anlaman için çok derin araştırma yapman, o iş üzerinde kafa yorman, incelemen gerekir. Rahman suresinde 31 kere tekrarlanan bu ayetlerin arasında geçen tüm cümleler derin araştırma yapılması, kafa yorulması ve incelenmesi gereken durumlardır.
Bu ayetten önceki ayette سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ (Yakında yalnızca sizinle ilgileneceğiz ey iki ağırlık) denmektedir. Bu da bir olgudur. Buradaki “yakında” ifadesini anlamak için zamanın izafiliğini bilmek gerekir. Şuur anını, şuursuzluk anını bilmek gerekir. Allah için “boş kalma” ifadesinin olmayacağını bunun da sonrasındaki لِ harf-i ceri ile anlam değiştirdiğinin bilgisini bilmemiz gerekir. Hesap günü olacağı olgusunu anlamamız gerekir. Her şeyin nasıl var olup da hepsinin yok olduğunu, bunun da nasıl programlı bir şekilde gerçekleşen bir ilme dayandığını ve bunun mekanizmasını derin araştırmalarla anlamamız gerekir. Bu nedenle bunlar da olgudur. Bu tekrarlayan ayet de kendinden öncesindeki olgulara işaret etmektedir.
Teşvikiye, Yalova
01 Ağustos 2026
M. Lütfi Hocaoğlu