Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1339
Rahman Suresi Tefsiri 41-42. Ayetler
3.10.2026
31 Okunma, 0 Yorum

RAHMAN SÛRESİ - 24. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ (41) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (42)

Mücrimler onların simasıyla tanınır, nasiyeler ve ayaklar tutulur. Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz? (41-42)

 

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ

Mücrimler onların simasıyla tanınır.

 

Fiil cümlesi

Mefûlün bih GS

Nâib-i
fâil

Fiil

Mecrur

Cârr

Muzâfun ileyh

Muzâf

هُمْ

سِيمَى

بِ

الْمُجْرِمُونَ

يُعْرَفُ

 

يُعْرَفُ: “Tanınır” demektir. عرف kökünden üçüncü şahıs eril tekil merfu muzari meçhul fiildir. Bir kimse, bir şey veya mesele hakkında, duyular yoluyla (işitme, görme ve diğer duyular) bilgi elde ettikten sonra, zihnî işlemleri yürütüp onun önceden bilinen ve hafızada saklı olan birisinin, bir meselenin veya bir şeyin tam olarak aynısı mı, ona benzer mi, ondan farklı mı olduğunu karara bağlamaktır.

الْمُجْرِمُونَ: “Suçlular” demektir. جرم kökünden if’âl bâbından üçüncü şahıs eril çoğul marife merfu ism-i fâildir. İkinci bâbdan جَرْم mastarı kök mana olarak “kesmek” demektir. Hurma ağacını kesmek, koyunun yününü kesmek, hurmanın meyvesini kesip toplamak manasına gelmektedir. Istılahi olarak birisine karşı suç işlemek manasındadır. İf’âl bâbında (أَجْرَمَ – يُجْرِمُ) sayruret etkisi vardır. Suç sahibi olmak, suç işler halde olmak anlamındadır. İsm-i fâili olan مُجْرِم de “suçlu” demektir. Muhtemelen İngilizcedeki suç anlamındaki “crime” kelimesi ile aynı kökten gelmektedir.

لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ

Hakkı ihkâk etmesi ve batılı iptal etmesi için(dir) mücrimler hoşlanmasa bile. (Enfal 8)

Hak gerçek, geçerli olan demektir, batıl ise gerçek olmayan, geçersiz olan demektir. Allah geçerliyi geçerli kılar, geçersizi geçersiz kılar. Mücrimler hakkın hak, batılın batıl olmasından hoşlanmazlar. Burada geçerlilik Allah’a göre geçerlilik, geçersizlik de Allah’a göre geçersizliktir. Hak dediğimizde de batıl dediğimizde de Allah’a göre olandır.

وَيُحِقُّ اللَّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ

Allah hakkı kelimeleriyle hak kılar, mücrimler hoşlanmasa bile. (Yunus 82)

Kelime sözcüğü “anlam” demektir. Türkçede kullanıldığı şekilde bir anlamı yoktur. Mücrimler Allah’ın anlamlarını (kelimelerini) sevmezler. Anlamları başka yere çekerler ve hakkın hak olmasını istemezler.

Mücrimler hakkı batıl, batılı hak kılanlardır. Hakkın hak, batılın batıl olmasından hoşlanmayanlardır. Mücrimlerle الَّذِينَ أَجْرَمُوا yu ayırmak gereklidir. Mücrimlik çok belirgindir. الَّذِينَ أَجْرَمُوا içinde olan bir kimse ise Allah’a, kitabına inanabilir, namazlarını kılabilir, hacca gidebilir, gece namazı bile kılabilir. الَّذِينَ أَجْرَمُوا mücrimlerin kurdukları sistemi kanıksamış ve o sistem içinde çaba gösteren kimsedir. Çünkü o sistem hakkı batıl, batılı hak haline getirmiştir.

Günümüz mücrimler kavmi dönemidir. Geçmişte bu kavimler helak edilmişlerdir. Kimse kendisini güvende sanmasın. Yaşadığınız topluluğun kuralları batılı hak yapıyor diye siz o batılı uygulayarak o topluluk içinde suçsuz olabilirsiniz ama o durumda mücrimsiniz. Allah’ın batıl kıldıklarını yasalar izin veriyor, hak olarak görüyor diye yapsanız da mücrimsiniz. Eğer yasalar batılı hak kılıyor, hakkı batıl kılıyorsa o kavim mücrim bir kavimdir.

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ نُؤْمِنَ بِهَذَا الْقُرْآنِ وَلَا بِالَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ الْقَوْلَ يَقُولُ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا لَوْلَا أَنْتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنِينَ (31) قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا أَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدَى بَعْدَ إِذْ جَاءَكُمْ بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِمِينَ (32) وَقَالَ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ إِذْ تَأْمُرُونَنَا أَنْ نَكْفُرَ بِاللَّهِ وَنَجْعَلَ لَهُ أَنْدَادًا

Küfredenler “bu Kuran’a ve öncesinde olana asla iman etmeyeceğiz” dediler. Zalimleri rablerinin indinde tutuklanmış halde bazısı bazısına laf atarken görseydin. Zayıf olanlar büyük olanlara “siz olmasaydınız biz müminler olurduk” dediler. Büyük olanlar zayıf olanlara “size geldikten sonra sizi hüdadan biz mi engelledik, aksine siz mücrimlersiniz” dediler. Zayıf olanlar büyük olanlara “Allah’ı görmezden gelmemizi ve ona denkler kılmamızı bize emrediyor olduğunuz zaman gece gündüz planlar (yapıyordunuz)” dediler. (Sebe 31-33)

Ben güçsüzdüm, üstlerimin emrine uydum diyerek kimse kurtulamaz. O durumda da mücrimler olunduğu bu ayetlerde gösterilmiştir. Hatta bunu zayıf olanlara büyük olanlar söylemektedir.

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ (123) وَإِذَا جَاءَتْهُمْ آيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ (124)

Böylece her karyede ekberleri orada planlar yapsınlar diye oraların mücrimleri kıldık. Şuurunda olmadan yalnızca kendilerine plan yapıyorlar. Onlara bir ayet geldiğinde “Allah’ın resullerine verilenin misli bize verilene kadar asla iman etmeyeceğiz.” derler. Allah O’nun risaletini nerede kılacağını daha iyi bilendir. Yakında suç işleyenlere Allah’ın indinde küçüklük ve şiddetli bir azap plan yapmalarından dolayı isabet edecektir. (Enam 123-124)

Her yerde mücrimler içinde ekberler yani daha büyükler vardır. Yanlış anlaşılmaması gereken nokta her ekberin mücrim olmadığıdır. Her mücrim de ekber değildir. Anlaşılması gereken her karyede mücrimler içinde mutlaka ekberler olduğudur. Bunun sebebi “yalnızca ekberler” diye istisna edilmemiş olması ve ekberlerin nekre gelmesidir.

Mücrimler içinde mutlaka ekberlerin olması gerekliliği çok önemlidir. Çünkü bir yerde hakkı batıl, batılı hak kılmak için oranın büyüklerine ihtiyaç vardır. Kural koyucu olarak onların otoriteleri gereklidir.

Mücrimlik müşriklikle ve kâfirlikle birliktedir. Müşrikler Allah’ın kurallarına aykırı kural koyan şerikleri seçerler ve müşrik mücrim olurlar. Batılın hak, hakkın batıl olması kurallar dahilindedir. Küfürde ise kural olmadan hakkı batıl, batılı hak kabul edersin. Bu durumda kâfir mücrim olurlar.

بِ: “İle” demektir. Harf-i cerdir.

سِيمَى: “Sima” demektir. سوم kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan سَوْم mastarı birisine onu başkalarından ayırt eden bir yara, bere, damga, iz ya da nedbe bırakan bir şeye maruz bırakarak işaretleyip tanınmasını sağlamak manasındadır. Bu mastar manasından tanınmasını sağlayan araç olan işaret, belirti, iz, yara, bere, damga manasında سِيمَى ıstılahi olarak birisinin tanınmasını sağlayan yüz görünümü olarak “sima” anlamında ism-i alet manasında isimdir.

Bu kelimenin çoğulu klasik sözlüklerde yoktur. Kuran’da 6 kere geçmektedir ve hepsi tekildir. Bu kelimenin kökünün وسم olduğu, birinci ve ikinci harflerinin yer değiştirdiği şeklinde görüşler de vardır. Ancak o durumda da çoğulu yoktur. Bunun nedeni şudur: “Ortak bir özelliğe sahip bir topluluğu bu özelliği ile tanınabilir kılan tekil bir سِيمَا (sima) vardır; bu سِيمَا (sima) ortak özelliği olan o topluluğun fertleri üzerinde tezahür eder.”

لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمَاهُمْ لَا يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ

Allah’ın yolunda kuşatılmış, yerde darbetmeye güç yetiremeyen, cahilin onları iffetlerinden dolayı zenginler sandığı, onların simasından onları tanıdığın, insanlardan bıktırarak istemeyen fakirler içindir. Hayırdan ne harcarsanız kesinlikle Allah onu bilicidir. (Bakara 273)

İffetleri sebebiyle istemekten kaçınan ihtiyaç sahiplerini tanımayı sağlayan bir sima vardır. Cahil yani akletmeyen onları zenginler sanır. Âkil yani akleden onların fakirler olduğunu bilir.

وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الْأَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسِيمَاهُمْ وَنَادَوْا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ (46) وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَارُهُمْ تِلْقَاءَ أَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (47) وَنَادَى أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسِيمَاهُمْ قَالُوا مَا أَغْنَى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ (48)

İkisinin arasında bir perde vardır ve a’râfın üzerinde hepsini onların simasından tanıyan, cennet ashabına “selamun aleyküm” diyerek nida eden, ümit eder halde hiç oraya (cennete) girmemiş olan adamlar vardır. Görmeleri ateş ashabı ile karşılaşmaya çevrildiğinde “rabbimiz, bizi zalimler kavmi ile beraber kılma” derler ve a’râf ashabı onların simasıyla tanıdığı adamlara nida etti. “Sizin topluluğunuz ve büyüklenmeniz sizi korumadı” dediler. (Araf 46-48)

Bu ayetlerde cennet ve cehennem ehlinin ayırt edilmesini sağlayan simaları olduğu ifade edilmiştir.

أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ أَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللَّهُ أَضْغَانَهُمْ (29) وَلَوْ نَشَاءُ لَأَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمَاهُمْ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِي لَحْنِ الْقَوْلِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَعْمَالَكُمْ (30)

Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın onların kinlerini asla çıkarmayacağını mı sandılar. İsteseydik onları sana gösterirdik de onları onların simasıyla tanırdın ve kesinlikle onları sözün lahnı ile tanıyacaksın ve Allah amellerinizi bilir. (Muhammed 29-30)

Kalplerinde hastalık olanlar onların simasından daha çok sözün lahnıyla tanınırlar.

Sözün lahn’ı (لَحْنِ الْقَوْلِ) “yalan söylemesine rağmen muhatabı doğru söylediğine ikna etmek için veya muhatabın duygusal olarak etkilenmesini sağlamak amacıyla sesin tonunda ve nağmesinde meydana gelen değişiklik” demektir. Türkçede yapmacık konuşma şeklinde ifade edilmektedir. Kalplerinde hastalık olanlar iman ettik dedikleri halde iman etmeyenlerdir. Öyle konuşurlar ki imanın en güçlüsü onlardaymış gibidirler. Günümüzde en çok karşılaştığımız durumdur. En çok barıştan söz edenlerin terörizmi desteklemesi, en çok dürüstlükten bahsedenlerin aslında dolandırıcı olması, en çok ahlaktan bahsedenlerin aslında ahlaksız olması çok yaygın bir durumdur. Bunun en tipik örneklerinin günümüzde vesenlerin içinde olduğu son dönemde çok net bir şekilde görülmektedir. Kesinlikle bu işi yapmayacağım diye beyanat verenlerin kısa bir süre sonra o işi yapmaları artık rutin bir hal almıştır. Kesinlikle yapmayacağım derken sözün lahnıyla aslında kendilerini ele vermektedirler. Kendilerinin dürüstlüğünden, diğer vesenlerin hırsızlıklarından bahsedenlerin sözlerindeki lahn kendilerini ele vermektedir. Görünüşlerinin ve davranışlarının son derece ahlaklı bir görüntü vermesi nedeniyle simalarından bunu anlamamızın zor olduğu bu ayette ifade edilmiş olmaktadır.

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَرِ السُّجُودِ

Muhammed Allah’ın resulüdür ve onunla beraber olanlar kâfirlere karşı şiddetlidirler, aralarında rahîmlerdir. Onları rüku edenler, secde edenler olarak görürsün. Allah’tan bir fazl ve O’nun rızasını ararlar. Onların yüzlerindeki onların siması secde izindendir. (Fetih 29)

Bu ayette secde amelinin insan üzerinde meydana getirdiği ve yüzünden/halinden tanınabilir hale gelen etki secde izi olarak ifade edilen simadır.

Ortak özellikteki toplulukların ortak bir siması vardır. Bu simayı cahiller (akletmeyenler) anlamaz. Akil olanlar insanları simalarından tanırlar. Kıyamet yevminde ise cehennemlik ve cennetlik olanları herkes simalarından tanıyabilecektir.

هُمْ: “Onlar” demektir. Eril çoğul üçüncü şahıs mecrur muttasıl zamirdir. الْمُجْرِمُونَ ye racidir.

سِيمَاهُمْ: “Onların siması” demektir. Onların ortak tek bir simasıdır.

بِسِيمَاهُمْ: “Onların simasıyla” demektir.

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ: “Mücrimler onların simasıyla tanınır” demektir.

Cümle meçhuldür. Mücrimleri simasıyla tanıyan söylenmemiştir. Bunun sebebi herkesin onları tanımasıdır. Cennetlikler de simalarıyla tanınmaktadırlar. Kıyamet yevminde bir insan başka bir insana, bir cin başka bir cine bakar bakmaz onun cennetlik mi cehennemlik mi olduğunu anında anlayacaktır.

Bazı insanlar vardır, simalarını görür görmez herkes onları anlar. Onun kötü olduğunu, zarar verici bir insan olduğunu hemen anlarız. Onun iyi bir insan olduğunu da herkesin hemen anladığı insanlar vardır. Ancak pek çok insanın simalarından onların nasıl insanlar olduğunu ancak az sayıda insan anlar. Kıyamet yevminde ise artık çok açık ve net simalar vardır.

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ (106) وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ (107)

Yüzlerin beyazlaştığı ve yüzlerin siyahlaştığı yevm… Yüzleri siyahlaşanlara gelince, “İmanınızdan sonra küfür mü ettiniz? Öyleyse küfretmeniz sebebiyle tadın azabı.”. Ve yüzleri beyazlaşanlara gelince, Allah’ın rahmetinin içinde, onlar, onun içinde kalıcıdırlar. (Ali İmran 106-107)

Kuran simadan tanınmayı yüzlerin siyahlaşması ve beyazlaşması ile ifade etmektedir. Bu gerçekten bembeyaz veya simsiyah olma değildir.

وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالْأُنْثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ

Onlardan birisi kızla müjdelendiğinde onun yüzü yutkunur halde iken simsiyah olur. (Nahl 58)

Bu ayette de görüldüğü gibi bu renk olarak gerçek bir siyahlık değildir. Yüzün siyahlaşması mutsuz insanların yüz halini ifade eder. Yüzün beyazlaşması da mutlu insanların yüz halini ifade eder.

Kıyamet yevminde cennetlikler mutlu, cehennemlikler mutsuzdur ve bu durum simalarından hemen anlaşılmaktadır. Böylece her gören o kimsenin cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olduğunu anlamaktadır.

 

فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ

Nasiyeler ve ayaklar tutulur.

 

Fiil cümlesi

Atıf
harfi

Nâib-i fâil

Fiil

Mecrur

Cârr

Ma'tûf

Atıf harfi

Ma'tûfun aleyh

الْأَقْدَامِ

وَ

النَّوَاصِي

بِ

يُؤْخَذُ

فَ

 

فَ: Atıf harfidir. Takip ve tertip için gelir. يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ cümlesine يُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ cümlesini atfetmiştir.

يُؤْخَذُ: “Alınır” demektir. ءخذ kökünden birinci bâbdan üçüncü şahıs eril tekil merfu muzari meçhul fiildir. Bir şeyi, birisini tutup almak veya etkisi altına almak, kontrolü altına almak manasındadır. Birisini veya bir şeyi yakalamak, tutmak ve kendi otoritesi ve emri altında muhafaza ederek ele geçirmek, özgürlüğünü kısıtlamak, kendisine tâbi kılmak, onu kendi tasarrufu, mülkiyeti ve hâkimiyeti altına sokmak demektir. Artık alınan ancak alanın izni ve isteğiyle hareket edebilir ve yer değiştirebilir.

بِ: Harf-i cerdir. Eğer ءخذ kökünün fiilinin mef’ûlü cümlede varsa “sebebiyle” demektir. Mef’ûlü cümlede yoksa mef’ûl bu harf-i cerden sonradır. İlsakla beraber tazmin meydana gelir ve anlam “tutmak, yakalamak” anlamına gelir.

النَّوَاصِي: “Nasiyeler” demektir. Tekili نَاصِيَة dir. نصو kökünden sonuna ة gelerek ism-i fâilden isimleşmiştir. İsm-i fâil manası “başkasına göre belirgin, yükselmiş ve yüksek olan, başkasının üzerine yukarıdan bakan” iken “özel olarak belirgin ve yüksek olan” manasından terim olarak başın ön tarafındaki bölgenin üst kısmının adıdır. Alın ve kafatasının ön kısmını içerir.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. النَّوَاصِي ye الْأَقْدَامِ yi atfetmektedir.

الْأَقْدَامِ: “Ayaklar” demektir. قدم kökünden isimdir. Tekili قَدَم dir. Birinci bâbdan قَدْم mastarı birisinin, birilerinin, bir şeyin önünde olmak, öncüsü olmak manasındadır. Bu manadan gelerek قَدَم önde olmayı sağlayan araç manasında “ayak” anlamında ism-i alet manasında camid isimdir.

النَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ: “Nasiyeler ve ayaklar” demektir.

بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ: “Nasiyeleri ve ayakları” demektir.

يُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ: “Nasiyeler ve ayaklar tutulur” demektir.

Genellikle bu cümle يُؤْخَذُونَ نَوَاصِيهِمْ وَأَقْدَامِهِمْ (Onlar nasiyelerinden ve ayaklarından alınır) şeklinde anlamlandırılmaktadır. Oysa أَخَذَ fiili أَخَذَ الشَّيْءَ şeklinde doğrudan mef’ûl aldığında “şeyi aldı, ele geçirdi” anlamına gelmektedir. Kuran’da bu fiil doğrudan mef’ûl aldığı gibi doğrudan mef’ûl almadan أَخَذَ بِ şeklinde de بِ harf-i cerinden sonra mef’ûl almış şekilde kullanılır.

لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي

Sakalımı ve başımı tutma. (Taha 94)

Harun’un Musa’ya söylediği bu sözdeki بِلِحْيَتِي ve بِرَأْسِي “sakalım ve başım vasıtasıyla” anlamında değildir. Doğrudan bir mef’ûl yoktur. Mef’ûl بِ harf-i cerinden sonradır. Anlam “sakalımı ve başımı tutma” şeklindedir. Bu nedenle Rahman suresinin bu ayetindeki بِ Taha 94’deki gibi ilsak ve tazmin içindir. Açık mef’ûlü olan cümlelerde بِ istiane içindir.

وَأْمُرْ قَوْمَكَ يَأْخُذُوا بِـأَحْسَنِهَا

Kavmine emret, onun en iyisini tutsunlar. (Araf 145)

Buradaki mana “onun en güzelini bir araç olarak almak” değil, “onun en güzeline tutunmak, onu esas almak” şeklindedir.

Rahman suresinin bu ayetinde de النَّوَاصِي ve الْأَقْدَامِ doğrudan nâib-i fâil değildir. Alınan değillerdir. بِ harf-i ceriyle tutulanlardır. Bu nedenle “nasiyelerden ve ayaklardan tutularak yakalanırlar” anlamındadır.

Bu ayette fiil يُؤْخَذُ şeklinde meçhul gelmiştir. Fiilin fâili cümlede yoktur. Yakalayanların kim olduğu önemli değildir. Önemli olan yakalananlardır. Daha da ilginci يُؤْخَذُونَ şeklinde cem vâvı ile önceki cümledeki mücrimlere giden bir nâib-i fâil yoktur. Böylece dikkatin “kim tutuluyor?” sorusundan ziyade “neyin/nere­nin tutulduğu” noktasına yönelmesi sağlanmaktadır. Buna ilaveten burada النَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ doğrudan nâib-i fâil değildir. Çünkü bunlar بِ ile mecrûrdur. Böylece önceki cümlede açıkça zikredilen الْمُجْرِمُونَ kelimesine ikinci cümlede zamir döndürülmemiş ve anlamın merkezine alınmamıştır.

Cümle فَيُؤْخَذُ بِنَوَاصِهِمْ وَأَقْدَامِهِمْ (onların nasiyeleri ve onların ayakları tutulur) şeklinde gelebilirdi. Bu durumda هُمْ zamiri doğrudan önceki الْمُجْرِمُونَ ye raci olurdu ve anlam “onların nasiyelerinden ve ayaklarından tutulur” şeklinde olur ve tutulma sadece mücrimlere tahsis edilmiş olurdu. Ayette بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ şeklinde gelmiştir. Bu iki kelimenin önündeki harf-i tarifler (ال) yalnızca önceki mücrimlerin nasiyelerini ve ayaklarını zamir yoluyla belirlemek yerine, النَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ ifadesini genel kapsam olarak marife hale getirmektedir. Böylece ifade yalnızca “mücrimlerin nasiyeleri ve ayakları” ile sınırlandırılmamaktadır. Nasiyeler ve ayaklar genel olarak, tutulma/yakalanma eyleminin yöneldiği unsurlar olarak zikredilmektedir. Mücrimler de bu genel kapsamın içinde yer almaktadır. Böylece lafzın kapsamı genişletilmiştir. Sadece mücrimler nasiyeler ve ayaklardan tutulmamakta, cehennemliklerin hepsi oralardan tutulmaktadır.

كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ (15) نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ (16)

Hayır, eğer son vermezse nasiyeyi tokatlayacağız, yalancı, bilerek yanlış yapan bir nasiyeyi. (Alak 15-16)

Bu ayette nasiye çok ilginç iki özelliği ile ifade edilmiştir: yalancı (كَاذِبَةٍ) ve bilerek yanlış yapan (خَاطِئَةٍ). Bu durumda insanın “yalan söylemesi, bilerek yanlış işler yapması” nasiyesine ait bir özelliktir.

Nasiye (النَّاصِيَة) anatomik olarak başın ön kısmı/alın bölgesini ifade eder. Frontal kemik bunun altında yer alır. Bunun altında da frontal lobun prefrontal korteksi yer alır.

Frontal lob “ne yapacağım, nasıl yapacağım ve yaptığımı nasıl denetleyeceğim” işlevlerinin önemli merkezidir. Frontal lobun özellikle prefrontal korteksi, kişinin karar verme, davranış kontrolü, planlama ve hata/uygunsuz davranışın engellenmesi gibi işlevleriyle ilişkilidir.

Prefrontal korteks şu fonksiyonlardan sorumludur:

Prefrontal korteks görevi

Açıklama

Planlama

Gelecekte yapılacak eylemleri tasarlama ve sıralama

Karar verme

Alternatifler arasından seçim yapma ve sonuçlarını değerlendirme

Çalışma belleği

Bilgiyi kısa süreli olarak zihinde tutup üzerinde işlem yapma

Dürtü kontrolü

Anlık dürtüleri ve otomatik tepkileri baskılama

Davranışın denetlenmesi

Davranışı mevcut kurallara ve hedeflere göre düzenleme

Hedef yönelimli davranış

Davranışı belirlenmiş bir amaca yöneltme ve sürdürme

Problem çözme

Karmaşık sorunları analiz etme ve çözüm stratejileri oluşturma

Bilişsel esneklik

Koşullar değiştiğinde düşünce veya davranış stratejisini değiştirme

Hata/sonuç değerlendirmesi

Bir davranışın sonuçlarını değerlendirerek sonraki davranışı düzenleme

Sosyal davranışın düzenlenmesi

Toplumsal kurallara ve bağlama uygun davranmayı sağlama

Duyguların bilişsel düzenlenmesi

Duygusal tepkileri bağlama ve hedeflere göre kontrol etme

Ahlaki/kuralsal muhakeme

Kurallar, değerler ve sonuçlar arasında değerlendirme yapma

Gerçeğin davranışa uygulanması

Bilinen bilgi ile yapılacak davranış arasındaki çatışmayı yönetme

Frontal lobun, özellikle orbitofrontal/ventromedial bölgelerinin hasarıyla ilişkilendirilen nörolojik bir davranış sendromu olan Moria sendromunda uygunsuz neşe ve neşeli ruh hâli, şakacılık, anlamsız veya aşırı espriler, ciddiyet duygusunun azalması, sosyal açıdan uygunsuz davranışlar (küfürlü konuşmalar gibi), dürtüsellik ve davranışların frenlenmesinde azalma, yargılama ve sosyal sınırların bozulması, bazen aşırı konuşkanlık ve amaçsız davranışlar görülür.

مَا مِنْ دَابَّةٍ إِلَّا هُوَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا

Hiçbir dabbe yoktur ki yalnızca O onun nasiyesini tutandır. (Hud 56)

Nasiye için insanda prefrontal kortekstir diyebiliriz. Ancak tüm dabbelerde bu ayette görüldüğü gibi bir nasiye olduğuna göre tüm dabbeler için bunu diyemeyiz. Karınca veya örümcek de dabbedir, inek de maymun da aslan da dabbedir.

نَاصِيَة (nasiye) canlının ön/baş bölgesindeki davranışın yönlendirilmesiyle ilişkili bölgedir. İnsan için frontal bölgede prefrontal korteks, memeliler için frontal/prefrontal bölgeler, böcekler için farklı sinirsel ön-beyin yapılarıdır.

İşte bu nedenle nasiyeden ve ayaklardan yakalanma çok önemlidir. Nâsiye yönlendirme/karar verme, ayaklar ise hareket/eyleme geçirme ile ilişkili olduğu için النَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ (nasiyeler ve ayaklar) sembolik olarak davranışın yönlendirilmesi + davranışın gerçekleştirilmesi demektir. Kıyamet yevminde artık mücrimler davranışlarını yönlendirme ve davranışlarını gerçekleştirme özelliğini kaybetmişlerdir. Bu nörolojik olabileceği gibi gerçekten fiziksel olarak alınlarından ve ayaklarından tutulup hareketsiz bırakılmaları şeklinde de olabilir.

 

فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?

 

Soru cümlesi
Fiil cümlesi

Fâ-u
isti’nâfiye

Fâil

Fiil

Mefûlün bih GS

Mecrur

Cârr

Muzâfun ileyh

Muzâf
İstifhâm
edatı

Muzâfun ileyh

Muzâf

Muzâfun ileyh

Muzâf

ا

تُكَذِّبَانِ

كُمَا

رَبِّ

آلَاءِ

أَيِّ

بِ

فَ

 

فَ: İsti’nafiyye edatıdır (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ).

بِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ: “İkinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?” demektir.

Buradaki آلَاءِ “olgular” demektir. ءلي kökünden isimdir. Tekili إِلًى veya أَلًى dir. Kuran’da tekil geçişi yoktur. İkinci bâbdan (أَلا - يَأْلِي) birisinin bir işi veya bir şeyi titizlikle ve çaba sarf ederek derinlemesine araştırıp etraflıca incelemesi anlamındadır. Bu bâbdan إِلًى veya أَلًى ism-i mef’ûl anlamında camid isimdir. Hakkında araştırma yapılan ve incelenen şeydir. Araştırmayı, incelemeyi ve titiz sorgulamayı gerektiren kozmik olgu veya düşündürücü meseledir. Allah’ın kâinattaki âyetleri (kozmik olgular) إِلًى dir. Kitabında anlattığı tarihsel olgular إِلًى dir. Kuran’da okuyup da anında ne olduğunu anlayamadığımız, anlamak için derin bir araştırma, bir alt yapı ve bilgi gerektiren her türlü olgu إِلًى dir. Bir şey, bir iş, gerçekleşen bir durum آلَاءِ dan ise onun olduğunu görürsün ama nasıl olduğunu anlaman için çok derin araştırma yapman, o iş üzerinde kafa yorman, incelemen gerekir. Rahman suresinde 31 kere tekrarlanan bu ayetlerin arasında geçen tüm cümleler derin araştırma yapılması, kafa yorulması ve incelenmesi gereken durumlardır.

Bu ayetten önceki ayette يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ (Mücrimler onların simasıyla tanınır, nasiyeler ve ayaklar tutulur) denmektedir. Bu da bir olgudur. Sima kavramı, nasiye kavramı ve ayakla ilişkisi, insan ve hayvan davranışında bu yapıların fonksiyonlarını bilmek, kıyamet yevminde de bu yapılara sahip olduğumuzu, dünya hayatındaki bedenimize ve duygularımıza sahip olduğumuzu ve davranışlarımızla nasiye arasındaki ilişkiyi bilmek ancak derin bir araştırma, bilgi birikimi ve inceleme gerektirmektedir. Kıyamet yevmindeki durumlarımızı anlamak için de Kuran’ı ilmi olarak inceleyip oradaki bedensel yapıları anlamak da derin bir inceleme gerektirmektedir. Bu nedenle bu da bir olgudur.

 

 

Teşvikiye, Yalova

03 Ekim 2026

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Tüm Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1339
Rahman Suresi Tefsiri 41-42. Ayetler
3.10.2026 31 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1338
Rahman Suresi Tefsiri 39-40. Ayetler
29.08.2026 2336 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1337
Rahman Suresi Tefsiri 37-38. Ayetler
22.08.2026 2457 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1336
Rahman Suresi Tefsiri 35-36. Ayetler
15.08.2026 2524 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1335
Rahman Suresi Tefsiri 33-34. Ayetler
9.08.2026 2394 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1334
Rahman Suresi Tefsiri 31-32. Ayetler
1.08.2026 2265 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1333
Rahman Suresi Tefsiri 29-30. Ayetler
25.07.2026 2208 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1332
Rahman Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
18.07.2026 2210 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1331
Rahman Suresi Tefsiri 24-25. Ayetler
11.07.2026 2318 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1330
Rahman Suresi Tefsiri 22-23. Ayetler
4.07.2026 2286 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1329
Rahman Suresi Tefsiri 19-21. Ayetler
20.06.2026 2466 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1328
Rahman Suresi Tefsiri 17-18. Ayetler
13.06.2026 2339 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1327
Rahman Suresi Tefsiri 15-16. Ayetler
23.05.2026 2592 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1326
Rahman Suresi Tefsiri 14. Ayet
9.05.2026 2572 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1325
Rahman Suresi Tefsiri 13. Ayet
2.05.2026 2515 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1324
Rahman Suresi Tefsiri 10-12. Ayetler
25.04.2026 2460 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1323
Rahman Suresi Tefsiri 9. Ayet
18.04.2026 2450 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1322
Rahman Suresi Tefsiri 7-8. Ayetler
11.04.2026 3035 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1321
Rahman Suresi Tefsiri 6. Ayet
4.04.2026 2473 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1320
Rahman Suresi Tefsiri 5. Ayet
28.03.2026 2606 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1319
Rahman Suresi Tefsiri 4. Ayet
7.03.2026 2562 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1318
Rahman Suresi Tefsiri 3. Ayet
28.02.2026 3072 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1317
Rahman Suresi Tefsiri 2. Ayet
21.02.2026 2499 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1316
Rahman Suresi Tefsiri 1. Ayet
14.02.2026 2811 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1315
Cin Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
7.02.2026 2613 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1314
Cin Suresi Tefsiri 25. Ayet
24.01.2026 2567 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1313
Cin Suresi Tefsiri 24. Ayet
17.01.2026 2567 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1312
Cin Suresi Tefsiri 23. Ayet
10.01.2026 2501 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1311
Cin Suresi Tefsiri 22. Ayet
3.01.2026 2528 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1310
Cin Suresi Tefsiri 21. Ayet
27.12.2025 2635 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1309
Cin Suresi Tefsiri 20. Ayet
20.12.2025 2538 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1308
Cin Suresi Tefsiri 19. Ayet
13.12.2025 2660 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1307
Cin Suresi Tefsiri 18. Ayet
6.12.2025 2611 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1306
Cin Suresi Tefsiri 16-17. Ayetler
29.11.2025 2428 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1305
Cin Suresi Tefsiri 14-15. Ayetler
22.11.2025 2461 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1304
Cin Suresi Tefsiri 13. Ayet
15.11.2025 2526 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1303
Cin Suresi Tefsiri 12. Ayet
8.11.2025 2488 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1302
Cin Suresi Tefsiri 11. Ayet
1.11.2025 2502 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1301
Cin Suresi Tefsiri 10. Ayet
25.10.2025 2484 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1300
Cin Suresi Tefsiri 9. Ayet
18.10.2025 2552 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1299
Cin Suresi Tefsiri 8. Ayet
4.10.2025 2288 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1298
Cin Suresi Tefsiri 7. Ayet
27.09.2025 2383 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1297
Cin Suresi Tefsiri 6. Ayet
20.09.2025 2643 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1296
Cin Suresi Tefsiri 5. Ayet
13.09.2025 2269 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1295
Cin Suresi Tefsiri 4. Ayet
6.09.2025 2429 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1294
Cin Suresi Tefsiri 3. Ayet
30.08.2025 1923 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1293
Cin Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
23.08.2025 1761 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1292
Secde Suresi Tefsiri 30. Ayet
9.08.2025 1829 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1291
Secde Suresi Tefsiri 28-29. Ayetler
2.08.2025 1696 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1290
Secde Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.07.2025 1416 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1289
Secde Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.07.2025 1455 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1288
Secde Suresi Tefsiri 25. Ayet
12.07.2025 1401 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1287
Secde Suresi Tefsiri 24. Ayet
28.06.2025 1377 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1286
Secde Suresi Tefsiri 23. Ayet
14.06.2025 1566 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1285
Secde Suresi Tefsiri 22. Ayet
31.05.2025 1448 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1284
Secde Suresi Tefsiri 21. Ayet
24.05.2025 1397 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1283
Secde Suresi Tefsiri 20. Ayet
10.05.2025 1536 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1282
Secde Suresi Tefsiri 19. Ayet
3.05.2025 1489 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1281
Secde Suresi Tefsiri 18. Ayet
26.04.2025 1694 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1280
Secde Suresi Tefsiri 17. Ayet
19.04.2025 1628 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1279
Secde Suresi Tefsiri 16. Ayet
12.04.2025 1763 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1278
Secde Suresi Tefsiri 15. Ayet
5.04.2025 1561 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1277
Secde Suresi Tefsiri 14. Ayet
22.03.2025 1471 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1276
Secde Suresi Tefsiri 13. Ayet
8.03.2025 1579 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1275
Secde Suresi Tefsiri 12. Ayet
1.03.2025 1485 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1274
Secde Suresi Tefsiri 11. Ayet
22.02.2025 1631 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1273
Secde Suresi Tefsiri 10. Ayet
8.02.2025 1659 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1272
Secde Suresi Tefsiri 6-9. Ayetler
1.02.2025 2059 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1271
Secde Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.01.2025 2603 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1270
Secde Suresi Tefsiri 4. Ayet
28.12.2024 1991 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1269
Secde Suresi Tefsiri 3. Ayet
14.12.2024 1504 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1268
Secde Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
7.12.2024 1683 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1267
Lokman Suresi Tefsiri 34. Ayet
30.11.2024 1627 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1266
Lokman Suresi Tefsiri 33. Ayet
16.11.2024 1717 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1265
Lokman Suresi Tefsiri 32. Ayet
9.11.2024 1582 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1264
Lokman Suresi Tefsiri 31. Ayet
26.10.2024 1802 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1263
Lokman Suresi Tefsiri 30. Ayet
12.10.2024 1604 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1262
Lokman Suresi Tefsiri 29. Ayet
5.10.2024 2057 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1261
Lokman Suresi Tefsiri 28. Ayet
7.09.2024 1770 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1260
Lokman Suresi Tefsiri 27. Ayet
31.08.2024 1778 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1259
Lokman Suresi Tefsiri 25-26. Ayetler
24.08.2024 1662 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1258
Lokman Suresi Tefsiri 24. Ayet
17.08.2024 1639 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1257
Lokman Suresi Tefsiri 23. Ayet
3.08.2024 1565 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1256
Lokman Suresi Tefsiri 22. Ayet
27.07.2024 1611 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1255
Lokman Suresi Tefsiri 21. Ayet
20.07.2024 1589 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1254
Lokman Suresi Tefsiri 20. Ayet
13.07.2024 1578 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1253
Lokman Suresi Tefsiri 19. Ayet
29.06.2024 1867 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1252
Lokman Suresi Tefsiri 18. Ayet
22.06.2024 1528 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1251
Lokman Suresi Tefsiri 17. Ayet
25.05.2024 1732 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1250
Lokman Suresi Tefsiri 16. Ayet
18.05.2024 1669 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1249
Lokman Suresi Tefsiri 15. Ayet
11.05.2024 1582 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1248
Lokman Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.04.2024 1817 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1247
Lokman Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.04.2024 1744 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1246
Lokman Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.04.2024 1519 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1245
Lokman Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.03.2024 1619 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1244
Lokman Suresi Tefsiri 10. Ayet
16.03.2024 1479 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1243
Lokman Suresi Tefsiri 8-9. Ayetler
9.03.2024 1611 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1242
Lokman Suresi Tefsiri 7. Ayet
24.02.2024 1492 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1241
Lokman Suresi Tefsiri 6. Ayet
17.02.2024 1481 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1240
Lokman Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
10.02.2024 1746 Okunma


© 2026 - Akevler