Canlılar, aralarında ya barış içinde işbirliği yaparak ortak üretim ve savunma yaparlar, ya da saldırı içinde birbirlerini yiyerek yaşarlar. Saldır doğaldır. Çünkü tüm canlılar Güneş enerjisini kullanarak yaşarlar. Başka enerji yoktur. Malzeme olarak da Yer’in yani dünyanın maddelerini kullanırlar. Birbirine besin olmazsa canlılık gelişemez ve çoğalamaz.
İnsanlar da birbirleriyle barış içinde yaşarlar. Yahut savaşarak karşı tarafları yenip geçinirler. İkisi de doğaldır. Bir topluluk içte ne kadar dayanışma içindeyse, dışa karşı da ne kadar güçlüyse o topluluğun hayatı o kadar uzun olur. İçte çekişmelere başlarsa, dışa karşı da çatışmalarda güçsüz olunursa o topluluğu doğa yaşatmaz. Bugün birileri koruyabilir.
Osmanlı İmparatorluğu’nu da birileri korudu ama koruyanlar sonunda yuttular. Kimse babasının hayrı için korumaz, yarın ben kendi başıma yutayım diye korur.
Bugün Doğu’da kırk yıldır süregelmekte olan bir terör olayı vardır. Bu içimizin bozuk olduğunu ifade eder. Bugün ordumuz bölünmüştür. Her rütbeden subay hapishanededir. Kararlarını beklemektedirler. Ya mahkûmdurlar ya da mahkûm olacaklardır.
Askerler suçlu değil midir?
Bunu biz bilemeyiz.
Suçlu olduklarını varsayalım; adil yargı sistemi ile yargılandıklarını ve hak ettikleri cezaya çarptırıldıklarını varsayalım. Bu durum içimizde çatışmanın olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine; demek kitle olarak suç işleniyor ve kitle hâlinde bugün hapisteler.
Ceza intikam amacı ile yapılmaz. Ceza adaletin tesisi için de yapılmaz. Ceza caydırıcılık için yapılır.
Türkiye’de 1960’tan beri askeri müdahaleler olmaktadır. Bunların hiçbirisi içte oluşmuş bir sosyal hareket değildir. Hep dışarıda planlanmış ve harekete geçirilmiş, sonunda komutanların maharetli müdahaleleri ile askeri darbeler önlenmiş, müdahaleye çevrilmiştir.
Bunun böyle sonuçlanmasının iki sebebi vardı.
Biri; asker zaten kendisi müdahale yapmamış, dıştan gelen darbeleri müdahalelere çevirmiştir. Bunlar kolay olmamış, bazı zayiatlarımız olmuştur.
Şimdiki Balyoz, Ergenekon ve 28 Şubat’tan istenen darbelerin müdahaleye dönüştürülmesini önlemektir. Caydırıcı değil kışkırtıcıdır. Bugün her subay endişe içindedir. Bugün darbeyi önleyenler de muhakeme edilmektedir. Darbeyi Hilmi Özkök önledi diyorlar. Özkök kendi başına darbeyi nasıl önleyecekti? Demek ki onu yanında yer alan subaylarımız vardır. Hani onlar nerede? Madem ihtilalleri Hilmi Özkök önledi, ona şu paşa sizinle miydi diye sorunuz; o zaman askeri muhakeme usulü ile mahkûm edersiniz.
Bu davalarda mevcut hukuksuzlukları şöyle sayabiliriz.
1- Dava Türk mağdurlar tarafından tahrik edilmedi, Türk düşmanları tarafından tahrik edildi. Müşteki belgeleri verip kaçtı. Müştekisi olmayan belgelerin iddialarının hukuki değeri yoktur. Çünkü müddei ispat edemezse kendisi cezalanacaktır. Bu dava bunun için davacısı olmayan davadır. Savcılar arasındaki bu koordineyi kim sağlıyor? Nasıl oluyor da hâkimler ve savcılar ittifak etmiş olarak askerleri mahkûm etmeğe çalışıyorlar. Davacısı olmayan bir dava nasıl yürütülüyor? Bu hukuki bakımından temelden yanlıştır. Tek kişi de olsa bir davacı çıkar ve tüm savcıları harekete geçirir ama iftira olduğu anlaşıldığında o kişi mahkûm olur. Bugün bu müşteki kimdir, muhbir kimdir, belli değildir.
2- Nakıs teşebbüs hâlinde teşebbüsü önleyen görevli davacı olabilir. Mademki Hilmi Özkök bu teşebbüsü önledi, o zaman onun şikâyetçi ve davacı olması gerekir. Tam teşebbüs olsa, olayı önlemek veya olaya suçlu bulmak savcının görevidir. Olmayan olayı savcı nerden bilecek? Biri ihbar veya şikâyet edecek. Onun da sorumluğu alacak. Bu ihbar eden de nakıs teşebbüsü önleyen yetkili olacak. Bu bakımdan bu davalarda temel usul hatası yapılmaktadır.
3- Asıl fahiş hata ise şudur. Askeri yargı ile hukuk yargısı tamamen farklıdır. Hukukta amiri emretmiş olsa bile memur suç olan fiili işlerse sorumlu kendisidir. Oysa askerlikte emri ast düşünmeden yerine getirecektir. Sorumlu üsttür, suçlu üsttür. Genelkurmay Başkanı’dır. Astlara ceza verme işi Hilmi Özkök’e aitti. Vermediği için suçlayabilir ve muhakeme edebiliriz. Yahut o veya ondan sonra gelen Genelkurmay Başkanı cezalandırır. Askeri mahkeme kara mercii değildir. Danışmandır. Karar komutana aittir. O halde bugün en yüksek rütbede olanın dışındakilerin muhakemesi yanlıştır. Ancak onlar yani askeri mahkeme muhakeme edebilir.
4- Yurt dışına kaçma tehlikesi çok az ve suç delillerini gizleme zaten imkânsız olan bir durumda tutuklu yargılama hukuka aykırıdır. Muhakeme edilir, mahkûm edildikten sonra cezasını çeker. Nakıs darbe teşebbüsü fikrî suçtur. Fikrî suçlarda yurt dışına gidenler takip edilmez. Demek ki tutuklu muhakeme de hukuka aykırıdır.
Bu dört maddede hâkimlerin ve savcıların bir kusurları yoktur. Kusurlu olan Adalet Bakanı’dır. Bir genelge yayınlayarak tüm yargı mensuplarını ikaz etmesi gerekir. Çünkü burada münferit bir olay yoktur. Kişisel davranış yoktur. Bir savcı, bir hâkim bu gidişe dur diyemez. Ancak siyasi güç bu gidişatı önleyebilir.
Tek çıkar yol vardır. Bu konuda genel af. Başka çıkış yol yoktur.
SÜLEYMAN KARAGÜLLE
Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL
www.akevler.org (0532) 246 68 92