Anayasa topluluğu oluşturan yasadır. Topluluğun iki görevi vardır. Biri insanların özgürlüklerini korumaktır. İkincisi ise özgürlükleri kullanma imkânlarını ortaya çıkarmadır. Ben özgürüm. Balık avlamak istiyorum ama Galata Köprüsü’ne gidip oltamı atmak istediğimde birileri yaklaşıp “Hişt, burası bize aittir, burada balık avlama!” dese; işte o zaman ben polisi çağırırım. Polis gelir, onun kulağından tutar ve uzaklaştırır. Ben de balık avlamaya devam ederim. İşte topluluk bunun için vardır. Anayasalar bu toplulukları oluşturmak için yapılır.
Topluluğun ikinci görevi özgürlüğümü kullanma imkânını sağlamasıdır. Torunlarıma Ankara’ya gitmek istiyorum ama ben tek başıma gidemem. Topluluk oluştururuz, o yol yapar, araba imal eder, benzin çıkarır ve ben 30 TL verince Ankara’da olurum. Topluluğun ve devletin bu görevleri vardır.
Topluluk oluşturmak için insanların anlaşması yeterli değildir. Bu görevlerin yapılması için de teknolojiye ve bilgiye ihtiyaç vardır. Bu da ancak ilimle elde edilebilir.
Demek ki anayasanın iki kolu vardır. Nasıl bir topluluk istiyoruz? Bu husus milletvekilleri tarafından tesbit edilir. Siyasi partiler bu hususta söz söyleyebilirler. Bunun nasıl gerçekleşeceği ise tamamen teknik işidir, ilim işidir. O hususta karar verecek kimseler âlimlerdir. O sebeple askerler anayasayı kendileri yapmadı, ilim adamlarından bir heyet kurdular, anayasayı onlara yaptırdılar.
Milletvekilleri diyebilirler ki; biz hukukçuyuz! Başta yapacakları hata budur. Anayasa yalnız hukukçuların kitabı değildir. Kaldı ki siz mecliste hukukçu olarak değil milletvekili olarak bulunuyorsunuz. Sizin resmi ehliyetiniz ilköğretim seviyesindedir.
O halde Anayasa Alt Komisyonu ne yapacak?
Halktan aldıkları talepleri ve partilerinin görüşlerini ortaya koyarak ne yapılması isteniyorsa o tesbit edilecektir. Örnek olarak bir parti der ki; ülkemiz çok kritik yerdedir, bu merkeziliğin bir bedeli olmalıdır. Özgürlüğümüzden fedakârlık edelim ama devletimiz güçlü olsun. CHP ve askeri yönetim ile MHP bu görüşleri savunmuşlardır.
İkinci görüş ise; biz merkezi yerdeyiz, dünyada kim güçlü ise güvenliğimizi ona ısmarlarız. O bizi nasılsa savunur. Biz özgürlüğümüze ve refahımıza önem verelim. Mesela bu AB olabilir yahut ABD olabilir. Solculara göre de Sovyetler olabilir. Demokrat Parti, Adalet Partisi, DYP ve ANAP’ın görüşü budur.
Bizim görüşümüz şudur: Türkiye güçlü savunma ordusuna sahip olmalıdır. Düşman saldırınca kendisini koruyabilmelidir. Türkiye tarafsız olmalıdır. Yani başka devletlerin himayesini kabul etmemeli, yandaş olmamalı ama süper güç iddiasında da bulunmamalıdır. Ülkemiz tarafsız olursa ve savunma gücü bulunursa özgürlüğümüzü genişletebiliriz. Demek ki bize göre sistematik orta yol tutulmalıdır.
İşte, Meclis Alt Komisyonu bu tür prensiplerde anlaşacaktır. Ondan sonra partiler aldıkları oy nisbetinde her yüzde 5 oy karşılığı bir âlimi görevlendirmelidirler. Ne yapacakları üzerinde değil, nasıl yapacakları üzerinde tartışmalıdırlar. Sonunda alt komisyondan gelen isteği gerçekleştirecek anayasa bulunmalıdır.
Anayasa taslağı Uzlaşma Komisyonu’ndan Anayasa Komisyonu’na gelmeli, orada taleplerle çözümlerin uygunluğu tartışılmalıdır. Sonra Meclis’e gelinmeli ve orada tartışılmalı. Genel Kurul’da kabul edildikten sonra halk oylamasına gidilerek halktan yüzde 92’den fazla oy alınmalıdır. Bu takdirde istenen ilerleme kaydedilmiş olacaktır.
Uzlaşmanın sağlanması için hakemlik sistemi geliştirilmelidir. Her komisyon kendisine sıralama usulü ile başkanını seçer, son söz başkanın olur. İstişare ve tartışmalardan sonra komisyon başkanının dediği kaydedilir. Ne var ki diğer üyelerin hakemlere giderek kararı değiştirme yetkileri vardır. Böylece her komisyondan metin ittifakla çıkar. Hakem kararları ile son şeklini alır. Bu usul uzlaşma komisyonunda, ilim komisyonunda, anayasa komisyonunda, meclis müzakereleri döneminde uygulanır. Halka gidilmesi sadece kendimizi yoklamak, Evren’den daha çok başarılı olup olmadığını ortaya koymak içindir.
Gayemiz anayasa yapmak değil, dostlar alışverişte görsün diye yapılıyorsa elbette zararsızdır. Varsın Evren’e caka satılsın. Kâinatı var eden Allah onun yaptıklarını ve sizin ne yapmak istediğinizi çok iyi bilmektedir. Gerekeni o yapar.
Benim korkum bu anayasanın dışarıdan gelip ceza kanununun Türkiye’de gece yarılarında Meclis’ten geçtiği gibi uzlaştıkları için değil, talimata uydukları için aralarında uzlaşmış olacaklardır. Böylece devletimizi yıkan ve özgürlüğümüzü kısıtlayan anayasanın gelmesidir. Bundan da korkumuz yoktur. Bu anayasa bu devleti yıkar ama daha güçlü devlet kurulmasına izin verir.
Yani Adil Düzen Çalışanlarının hiçbir endişeleri olmasın. İyi anayasa yaparlarsa lehimize, kötü anayasa yaparlarsa yine lehimize; bunlar gider biz geliriz.
SÜLEYMAN KARAGÜLLE
Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL
www.akevler.org (0532) 246 68 92