Süleyman Karagülle
OKUMA/ TİLÂVET EMRİ 04.11.2000
12.02.2025
1648 Okunma, 0 Yorum

بسم الله الرحمن الرحيم

ولا يشرك (تشرك) في أمره أحدا      سورة  الكهف 18/26

و اتل ما أحي اليك  من كتاب ربك  لا مبدل لكلماته  و لن تجد من دونه ملتحدا 18/27

KEHF SÛRESİ – 27 ve 28. ÂYETLER

OKUMA/ TİLÂVET EMRİ

Kur’an okumamızı istemektedir. Arapçada okumak iki şekilde ifade edilmektedir: Biri “KIRAAT” diğeri “TİLÂVET”tir. Kıraat ile tilavet arasındaki farkları şöylece ifade edebiliriz:

KaraaKarya kökünden gelmektedir. Suların toplanıp biriktiği yer anlamına gelen “karye” bellekte biriken sözler olup, daha çok lâfızlarını içermektedir. Tilâvet ise atın kuyruk kısmına denmektedir ki birisinin peşine gitme kökünden gelmektedir. Kıraat, lafızları okumadır. Tilâvet ise ona uyulması için okumadır. Yani daha çok mânâsı için okumadır. Kıraat, lafızları aynen tekrar edip konuşma dilinde ne anlaşılması gerekirse onu anlamadır. Oysa tilavet, okuyup üzerinde düşünmek ve kastedilen mânâyı anlamaktır.

Kıraat ile tilâvet arsındaki fark, kıraatta kendi kendine kendin için okumadır. Oysa tilâvet başkasına başkasının anlaması için okumadır. Başkasına sözleri duyurmanın yanında mânâsına da ulaştırmadır. Ay güneşi tilavet ediyor. Yanı ay güneşin ışığını bize yansıtıyor anlamındadır. “Kamer onu (güneşi) tilâvet ettiğinde” âyeti bunu ifade ediyor.

Biz bugün Kur’an’ın tilâveti üzerinde duracağız.

Âyetin mânâsına geçmeden önce, Kur’an namazı emretmiştir. Kur’an’ın dört adı vardır: Kur’an, zikr, kitab ve furkan. Zikr, okuyup mânâsını konuşma diliyle anlamadır. Furkan, tanımlar yapıp içtihatla Kur’an’dan hükümler çıkarmaktır, mantık diliyle anlamaktır. Kitap, yazılı metindir. Namazda kıraat ve zikr emredilmiştir. Kitabı okumak veya içtihat yapmak namazda emredilmemiştir. Kıraat namaz içinde olacaktır. Tilâvet, namaz dışında namazla birlikte yapılacaktır. Tilâvet zikirdir. Bununla ilgili emirler şöyledir:

1)        “Rabbinin kitabından sana vahy olunanı tilâvet et. Onun kelimelerini değiştirecek yoktur. Onun dışında başkaca tutunacak bir şey bulamazsın.” (18/27)  “Seninle beraber sabah akşam Rablarına dua edenlerle beraber nefsinde sabret. Onlardan gözlerini ayırma.” (18/28) Burada Kur’an’ın tilaveti emredilmekte, arkasından sabah akşam cemaatle kılınan namazlara işaret edilmektedir.

2)        “Rabbinin kitabından sana ne vahyolunmuş ise onu tilavet et ve namazı kıl. Namaz kötülüklerden ve fenalıklardan korur. Allah’ın zikri en büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilmektedir.” Burada da namazla tilâveti birlikte emretmektedir. Namazı zikirle ifade ederek mânâsını anlamadan okumaktansa, mânâsını anlamanın daha büyük olduğunu söylemektedir. Yani, namazda Kur’an farz olduğu gibi namazın arkasında veya namaza başlamadan önce Kur’an’ın mealini okumanın daha yüce olduğunu belirtmektedir.

3)        “Allah’ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcayanlar tükenmez ticaret içindedirler.” Burada kitabı önce okuyan sonra namaz kılan birlikte zikredilmiştir.

4)        “Namazı kaza ettiğinizde kıyamda, kadede ve yaslanarak Allah’ı zikredin. İtmi’nan olduğunuzda namazı kılın.” Allah’ı zikretmek demek, O’nun kitabının mânâsını düşünmek demektir. Bu âyet abdest alma gibi namazdan evvel Kur’an’ın mânâsı üzerinde konuşmamız gerektiğini, bunun şart olduğunu ifade etmektedir.

Müçtehitler namazda mânasını anlayarak Kur’an’ın okunması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Mânâsını bilmediği bir Kur’an yerine meali ile namazın kılınmasını yeğleyenler olmuştur. Ebû Hanife bunlardandır. Sonraki fakihler mealin Kur’an olmadığında ittifak ederek Ebû Hanife’nin bu kavlini kabul etmemişlerdir. Ben de bunların görüşlerine katılıyorum. Ancak ben namaz kılmadan önce Kur’an’ın mealinden bir şeyler okunmalıdır veya biri sûrelerden birinin mealini vermelidir. Yukarıda belirtilen âyetlerden bu farz açıkça ortaya çıkmaktadır. O halde şu hükmü ortaya koyuyoruz: “Farz namazları kılmadan önce sünnet namazı kılmak Araplar için geçerli olabilir. O da zikirdir. Ancak Arap olmayanlar ve Arapçayı bilmeyenler için sünnet namazı kılma yerine Kur’an’ın mealinden bir parça okumaları gerekir. Meal üzerinde müzakere etseler daha iyi olur. Hazreti Peygamber Arap olmayanlara namaz kıldırmamıştır. Bu sebeple bu âyetlerdeki emirleri uygulama bize aittir. Âyete uymak bid’at değildir. Bize itiraz edecekler diyecekler ki; hem sünnet kılınsın, hem de meal okunsun. Tek başlarına ibadetlerde isteyen istediğini yapsın. Ancak cemaatlarda artırmak eksiltmek kadar günahtır. Namazlar çoğaldıkça insanlar bıkıyorlar veya işten alıkonuyorlar dolayısıyla cemaata gelmekten vazgeçiyorlar. Oysa beş vakit namaz cemaatla kılmak farzdır. Bugün kıldığımız namazlar bu sebepledir ki sahabelerin kıldığı namazların yüzde birler derecesindedir. Dünyada da âhirette de o kadar yararları olmaktadır. Kur’an’da namaz şöyle yapar, namaz böyle yapar, deniyor ama bizde yapmıyor. Yapmıyor çünkü biz Kur’an’ın emrettiği ve peygamberin kıldığı gibi namaz kılmıyoruz.

Şimdi bir âyeti size furkan olarak yani hükümleri ile açıklamak istiyorum:

و Va: Atıf harfidir. Cümleyi daha önceki cümleye bağlar. Daha önce pek çok emir ve nehiyler geçmiştir. Biz en yakınına atfediyoruz. “Hükmünde ona kimseyi ortak etme.” Nehyinden sonra gelmiştir. (Bu mânâ “Yuşrikü” yerine “Tüşrik” kıraatına göre verilmiştir. Cumhurun kıraatına göre hükmüne kimseyi ortak etmez şeklinde tercüme edilir.) Her şeyi Allah yapmıştır. O hükmetmiş ve ‘ol’ demiş, o da olmuştur. Kötülük de iyilik de O’ndandır. Geçmişi ele alıp de irdeleyerek onu bunu çekiştirme. Birisi kötülük yapmışsa, yapabilmiş ise; Allah’ın ona izin vermesi ile yapmıştır. İzin vermesinin sebebi bizim eksikliğimizdir. Bizim onu düzeltmemiz içindir. Yapanlar yaptıklarının hesabını kendileri verirler. Biz bizim işimize bakmalıyız. 28 Şubat’ta Kur’an Kursları kapatılmış, İmam Hatip okulları felç edilmiştir. Yapanlar kendi günahlarının hesabını kendileri vereceklerdir. Bizi  ilgilendirmez. Ama, bizde bir eksik vardı ki Allah onlara bu işleri yapmaya izin verdi. Acaba eksiğimiz ne idi? Onu düşünmemiz ve kendimizi düzeltmemiz gerekir. Yoksa Allah’ın hükümlerine 28 Şubatçıları ortak etmiş oluruz. Eksiğimiz ne olabilir? Kur’an’ı mânâsını anlayarak okumuyoruz, İslâmiyet’i uygulayarak yaşamıyoruz. Kur’an’ın sadece sözlerini ezberliyor ve okuyoruz. İslâmiyet’i de 1000 yıl önceki içtihatları öğrenmekle yetiniyoruz. O günkü içtihatlar bugünkü sorunlarımızı çözmediği için uygulayamıyoruz. Din hayali birtakım varsayımlardan ibaret kalıyor. Osmanlı İmparatorluğu bundan yıkıldı. Cumhuriyet döneminde Müslümanların başlarına bundan dolayı gelenler geldi. Bununla ben 28 Şubatçıları ve ondan öncekileri ibra etmiyorum. Onlar kendi hesaplarını kendileri vereceklerdir. Niyetlerine göre cennete veya cehenneme gideceklerdir. Kimin ne niyet taşıdığını da yalnız Allah bilir. Bizim görevimiz onları muhakeme edip ceza kesmek değildir. Buna da yetkimiz yoktur. Biz kendi eksikliklerimizi gidermeye çalışalım. İşte Allah bu hükmü ortaya koyduktan sonra ne yapmamız gerektiğini bundan sonraki âyette açıklamıştır. “Ve” harfiyle de oraya atıf yapmıştır. “Va” harfinin özelliği, iki şeyi birbirine bağladığında ikisi arasında bir ilişki olmasıdır. Ama ikisi aynı olmamalıdır. Demek ki Allah’ın işine başkalarını ortak etmemekle Kur’an’ı tilâvet etmek arasında ilişki var ama birbirinden farklıdır. Bir tarlayı ekmek için önce dikenlerden ve çalılardan temizlemeniz gerekir. Sonra da tohum atar büyütürsünüz. Kur’an’ı okuyup anlamağa başlamadan önce Allah’ın işlerine başkalarını karıştırıp şirkten uzaklaşmamız gerekmektedir. Aradaki ilişki budur. Diğer taraftan “Va” sırayı veya bitişikliği ifade etmez. Yani, Allah’ın işlerine başkalarını karıştırmakla, Kur’an okumanın öncelik ve sonralığı yoktur. Biz şirki attıktan sonra Kur’an okumaya başlarız veya Kur’an okumaya başlayarak şirki atarız. Yani, “önce şirki atalım sonra Kur’an okuyalım” diyemeyiz; ikisini birlikte götürmek zorundayız. Bakınız bir “Va” harfinden ne mânâlar çıkmaktadır. İşte böylece fıkıh usûlü kuralları ile Kur’an’ı anlamaya çalışmak “Furkan”dır. Cumhurun kıraatine göre ise; “Sen ona buna  bakma, Rabbin kimseyi işine karıştırmaz, sen sana vahyolunanı tilâvet et” olur.

تلي TeLeVe: Atın kuyruk tarafıdır. Bineğin arkasına binmek demektir. Arabanın şoförü var, aradaki binicileri var. Şoför arabayı gideceği yere götürür. “Kur’an’ı tilâvet etmek” demek, Kur’an arabasının şoförlüğünü yapmak demektir. Bir arabaya bindiğiniz zaman onu bir şoför götürür. Kur’an arabasına binmiş isek onu bir imam götürür. Arabayı usûlüne göre sürmekle mükelleftir. Araba yolcuların gideceği yere gitmelidir. Kur’an’ı tilâvet eden de doğru mânâlar verebilmeli ve Kur’an’ı dinleyenlerin arzuladıkları hedefe götürmelidir. Buradaki emir şoföredir, imamadır. Ama ikinci âyette imamın cemaata karşı görevleri anlatılmakta, gözlerin onlardan ayrılmaması gerektiğini bildirmektedir. Şimdi size İslâm düzeninde teşkilatlanma hususunda bir bilgi vereyim:

1)      Bir merkez kişi vardır. Bu imamdır. Kişi kendi başına kalmışsa kendisinin imamıdır.

2)      10’a yakın cemaat oluşacaktır. Bunlar imamın etrafında toplanan ve birlikte beş vakit namaz kılan kimselerdir. Bunlara “mukarrebûn, sâbıkûn, evvelûn, mücahidûn” denmektedir. İmam yalnız bunlarla istişare eder. Bunları kimse atamaz. Bunlara beş vakit namaza devam etmekle kendi kendilerini atarlar. Sabah namazına kim önce gelir safa oturursa o evvelûndur, mukarrebûndur, sâbıktır.

3)      Bunlar etrafa yayılarak İslâmiyet’e dâvet ederler ve İslâm cemaatı oluşur. Bunlar Cuma cemaatıdır ve yemin ashâbıdır. Sağ halkıdır. Sâbikûnlara tâbi olanlardır.

4)      Dördüncü grup ise, bunlar Kur’an’a inanmayabilir, İslâm’ın inançlarına katılmayabilirler, ancak ashâb-ı yemin aracılığı ile işbirliği içinde olurlar. Böylece merkez etrafında bir hâle oluşur. Merkezde başkan, etrafında mukarrabûn, etrafında ashâb-ı yemin, etrafında müellefûn.

Bundan sonra gelen âyet burada mertebe silsilesine uyulmasını emrediyor. Yani imam yemin ashâbı doğrudan iş yapmaz, yemin ehli de doğrudan müelleflerle iş yapamaz. Elektrikteki trafo gibi ilişkiler kurulur. “Sen tilâvet et” deniyor. Buradaki muhatap yani sen kimdir. Çoğu buradaki “sen” “Hazreti Muhammet”tir diyorlar. Kur’an’da “sen” Hazreti Peygamber’e özel olarak yalnız birkaç yerde hitap etmektedir. “Sen”in dört mânâsı vardır:

1-   Ey kişi olarak sen insan, anne - babana ‘uf’ bile deme. Bu emir peygambere olamaz, çünkü onun anne babası çocukken ölmüşlerdi.

2-   Ey müçtehit olarak sen insan. Çünkü herkes içtihat etmekle ve içtihadına göre amel etmekle yükümlüdür. İçtihat etmediği hususlarda bir müçtehide tâbi olacaktır. Ama müçtehidini kendisi seçeceği için yine de içtihat etmiş olacaktır. Seçerken içtihat edecektir. İşte “Ke”nin ikinci mânâsı bu mü’min muhataptır. Peygamber bu vasfıyla “nebi”dir. Yani, ilk müçtehittir. Ne var ki, o vahiy aldığı için içtihadında ya hata yapmamıştır, yahut hata yapsa bile Allah tarafından düzeltilmiştir. Biz ise içtihatlarımızda hata ederiz.

3-   Ey imam, başkan demektir. İnsanlar topluluk halinde yaşarlar. İki kişi bir araya gelince biri imam olur. İmamın topluluğa karşı görevleri vardır. Yetkileri vardır. Kur’an bazı yerlerde; “sen ey başkan böyle yap, şöyle yap”denmiş olur. İlk başkan Hazreti Muhammed’dir, resuldür. Demek ki “müçtehitler” “Nebi Muhammed”in yerindedirler, “başkanlar” da “Resul Muhammed”in yerindedirler. Başkanlar da iki derecededir. Biri, toplulukların başkanı olmaktır. Mekke’de Hazreti Muhammed böyle bir başkandı. Diğeri de, silâhlı güce sahip komutan başkanlardır, ki Medine’de böyle bir başkan idi. Bu âyette Mekke’deki başkanlar da dahil olmak üzere hitap edilmektedir.

4-   Doğrudan Muhammed’e hitap vardır. Bu çok azdır. Zeyd’den boşandıktan sonra “Biz seni Zeynep ile evlendirdik âyeti buna misaldir. Bir de, “zevcelerin mü’minlerin anneleridir.” Buradaki kişi Hazreti Muhammed’dir. Maamafih her ikisinde de genellik vardır. Zeynep de mü’minlere örnek olsun demesi, Hz. Peygamber’e emredilen her şey bütün mü’minlere emredilmiş olduğunu belirtir. Başkanların dul kadınları ile öldükten sonra o bucakta evlenmeleri men edilmiş olabilir. Bu takdirde de bu “sen” yine çok az kullanılır. Cebrail’in Kur’an’ı yalnız Muhammed’e öğrettiği kesindir. Bizim kalbimize ise kurralar indirmiştir. Burada “kalb” “beyin” demektir. Kalb, merkez demektir. Sinir merkezi de olabilir, kan merkezi de olabilir. İnsanda iki kalb vardır. Bunu “Kulubeküma”dan öğreniyoruz. “İkinizin ikiden fazla kalbiniz” denmektedir.

Demek burada emredilmiş olan tilavet emri her mü’min için geçerlidir. Cemaat oluşturmadan herkes kendisi kendi başına tilavet edecektir. Cemaat oluştuktan sonra imam meali okuyacak, cemaat da dinleyecektir. Müzakere edeceklerdir. Burada tilavete denmiştir. Yani emir sigası kullanılmıştır. O halde Kur’an’ı tilâvet etmek veya tilâveti dinlemek her mü’mine farzdır. Çünkü emir siğası farzlığı ifade eder. Oruç nasıl farzsa, Hac nasıl farzsa, Kur’an’ı tilâvet etmek de farzdır. Namaz kılınacak, secde, kıyam, kıraat olunacak, bir de Kur’an’ın meâli namaza başlamadan önce tilâvet edilecek. Mânâsı üzerinde düşünülecektir. Bu farzdır. Hele Arap olmayanlara kesin olarak farzdır. Tilâvet, peşinden gitmek anlamındadır. Bu takdirde sana ne vahy olunuyorsa onu uygula yani Kur’an okurken içinden ne geliyorsa ne anlıyorsan ona uy, ona göre hareket et anlamındadır. İşte mü’min olmak demek devamlı Kur’an’ı tilâvet ederek ondan anladıklarına göre hareket eden kimse demektir.

ما Mâ: İsm-i mevsuldür. Sana vahyolunanı deniyor. Arapçada bu mânâyı ifadede dört kelime kullanılır:

a) İsm-i fail veya mef’ul kullanılır. Metluv şeklinde seni bu da nekire olabilir. “Utlu Metluvven” denmiş olsaydı, bilinmeyen bir vahyi bilinmeyen şekilde tilâvet et olmuş olur.

b) “Utlu el Metluvva” şeklinde söylenebilirdi. Yani ism-i mef’ula harf-i tarif getirilirdi. Bu takdirde bilinen bir şeyi bilinmeyen bir tarzda tilâvet et anlamı çıkardı.

c) “Utlu ellezi Uxıye İleyKa” de denebilirdi. Bu takdirde bilinen bir vahyi bilinen bir şekilde tilâvet mânâsı çıkardı. Bunlardan hiç birisi söylenmemiştir.

d) “Mâ Uxıye İleyk” denmiş, burada bilinmeyen bir vahyin bilinen bir şekilde tilâvet edilmesi emredilmiştir. İşte buradaki “mâ” bize gösteriyor ki buradaki vahiy Kur’an’ın lafzı değildir. Nekiredir. Herhangi bir vahiydir. Peygambere olan vahiy değil insana içtihat ederken gelen vahiydir. Yani mânâsıdır. Herkes Kur’an’ı okur ve bir mânâ anlar. Eğer bu okumada samimi ise yani Allah ne söylüyorsa ben onu anlayayım diyorsa Allah da ona doğru mânâsını vahy eder. “Nefse fücuru da takvayı da ilham etti” âyeti ile “Biz bizim için cihat edenlere mutlaka yolumuzu gösteririz” âyeti göz önüne getirilirse, buradaki sana vahy olunanın ne olduğu anlaşılır. Ne var ki, vahy olunan nekiredir, ama vahy marifedir. Yani Allah’ın mü’mine olan ilhamıdır. Kur’an Allah ile insan arasında irtibat sağlayan bir araçtır. Bir televizyon ekranıdır. Kur’an’a baktığımız zaman Allah ile konuşmuş oluruz. Biz düşüncelerimizi, sorularımızı beynimizden geçiririz, o da bize vahiy veya ilham yoluyla cevabını verir. Her rekatta fatihada bu mükâlemeyi tekrarlarız. “Bize doğru yolu göster” deriz, O da bize gösterir. Sûreleri okurken gösterir.

وحي VaXYVaXY bir şeyi anlatmak için konan işarettir. Mesela, yolun kenarına bir kurt resmi yapsanız, gören buralarda kurt tehlikesi vardır şeklinde anlar. İşaretten farkı, işarette mânâsı önceden bilinmektedir. Vahiyde ise işaretin mânâsını kişi düşünerek çıkarmaktadır. Kur’an’ın mânâsını biz daha önce öğretilenlere göre değil o anda düşünerek anlarız. Fıkıhta daha önce belirlenmiş kurallara göre mânâ çıkarırız. Oysa vahiyde o anda aklımızla koyacağımız bir kuralla mânâlandırırız. Bu sebepledir ki vahiy içtihattan farklıdır. İçtihatta başkalarından yaralanıyorsun, onların verdiği mânâları veriyorsun. Oysa vahiyde Kur’an’ın o anda sana gelen ilhamla Kur’an’ı anlıyorsun. Allah bize vahye kulak vermemizi istemektedir. Yani bir mesele üzerinde gerekli çalışmalar yaptıktan sonra Kur’an’ın âyetlerini okuyacak, o esnada içimize ne doğarsa onu anlayacağız ve anlatacağız. Mahkeme bütün belge ve bilgileri toplar, sonunda içinden bir ses ona şuna karar ver der, o da ona karar verir. İnsan da herhangi bir hüküm vermeden önce tüm araştırmaları yapar ve sonra devamlı Kur’an tilâvet ettiği için beyninde şimşek gibi çözümler çıkar, işte sen onu tilâvet et diyor Kur’an.

BU söylediklerimi sizin anlayabilmeniz için devamlı olarak Kur’an’ı tilâvet etmeye başlamanız gerekir. İlkin acemilik dönemi vardır. Bir anlamazsınız, size ilhamlar gelmez. Ama değişik mealleri devamlı okursanız, ara sıra tefsirlere bakarsınız. Yavaş yavaş artık Kur’an’ın dilini öğrenmiş olursunuz. Arapça bilmeseniz de öğrenmiş olursunuz. Önce Kur’an’ın meâlini sonra âyet âyet Kur’an’ın lâfzını okursanız artık Arapça bilmeseniz de Kur’an’ı anlamaya başlarsınız. Yani artık Allah size ilham etmeye başlar. Yani Allah’la direkt irtibat kurmuş olursun. Aracı artık Kur’an’dır.

Burada vahiy kelimesi meçhul olarak kullanılmıştır. Yani Allah ne vahy etmişse değil de ne vahy olunmuşsa sözü kullanılmıştır. Bu Kur’an’ın bâtınî mânâlarına göre değil de fıkhî mânâlarıyla anlaşılması gerektiğini ifade etmek içindir. Çünkü insan Allah’la doğrudan ilişki kuramaz. Nasıl biz televizyon merkezinin dalgalarını doğrudan alıp seyredemeyiz, ekranda ne görünüyorsa onu algılarız. Biz Allah’ın vahyini doğrudan alamayız. Kur’an’da ne çıkıyorsa ancak onu görür ve anlarız. Buna işaret etmek için meçhul sigası kullanılmıştır. Burada bazı tarikat ehlinin doğrudan ilham aldıklarını Kur’an dışında araçlarla Allah’a ulaştıklarını söylemelerini reddetmektedir. Nitekim bu âyetin sonunda işaret edilecektir.

الي İLâ: Son sıra için kullanılır. Böylece vahyi bir yolcu gibi kabul edilmiş, Allah’tan Kur’an’a ve Kur’an’dan sana gelinmiştir. Burada önemli bir hususa daha işaret etmemiz gerekir. Biz merkezdeki neşriyatı televizyonda seyrederiz. O da Kur’an’dır. Ne var ki, televizyonun çalışması için elektriğe ihtiyaç vardır. Cereyan yoksa televizyon da karanlık bir ekrandan ibarettir. Kur’an televizyonun elektriği ilimdir, müsbet ilimdir, lisan ilmidir, ilimsiz onu anlamamız imkânsızdır. İşte bu sebeple vahiy kelimesi meçhul olarak kullanılmış arada aracıların olduğuna işaret etmek için de “ileyke” kelimesi kullanılmıştır. Burada “aleyke” kelimesi kullanılmayıp “ileyke” kelimesinin kullanılması da vahyin icbar edici olmamasına işaret içindir. Yani Allah vahy etmektedir, ama zorla anlatmamaktadır. Siz istiyorsanız, siz talip iseniz, size mânâsını bildirir. Yoksa anlamak istemezseniz veya ters mânâ vermek isterseniz o zaman da Kur’an sizde sadece küfrü ve nifakı artırmaktadır. Kur’an böyle diyor. “Alâ” bunun için kullanılmamıştır.

ك Ka: Buradaki “Ke” “Utlu”daki “Ka”dir. Yani, “Sen ey içtihat yapmakla mükellef olan kimse” veya “Cemaat başkanı sen tilavet et. Oku, anla ve anladığına uy. İçtihat yap ve ona göre amel et.”

من Min: Marifede bir parça ifade eder. Biz kitabın tamamını okuyup anlayamayız. Ona bizim gücümüz yetmez. Denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa yine bitiremeyiz. Biz ondan bir parçasını anlayacak ve uyacağız, bize lâzım olan kadarını anlayacak ve onları yapacağız. İşte burada emredilen Kur’an’ın tamamını okuyup anlamak değildir. Oysa biz Kur’an’ın bir harfini inkâr etsek bütün kitabı inkâr etmiş oluruz. Çok açık olarak görülüyor ki burada kastedilen vahiy Cebrail’in Peygamber’e ulaştırdığı vahiy değildir. Yoksa bu “Min” harfinin bir mânâsı olmazdı. “Min” iptidai gaye içindir. Yani vahiy Kur’an’dan başlayacaktır. Araya müsbet ilimler girecek ve dil ilimleri girecek, bizdeki sorunlar girecek ve sonunda bizde bir mânâ oluşacaktır. O sebeple “Min” harfi kullanılmıştır. “Fi” yerine “Min” Kullanılması Kur’an’ın başlangıç olduğunu ifade etmesi içindir. Bu sebepledir ki içtihat yapmadan Kur’an’da bir âyet okuyup amel edilmesi caiz değildir. Çünkü bir âyet değişik hükümleri içerir, bu tefsirdir. Oysa bütün Kur’an birlikte değerlendirilerek bir sorun çözülür, bu içtihattır ve hükümdür. Biz tefsirlere göre değil, içtihatlara göre, tefakkuha göre amel ederiz. Tefsir tefakkuha yardımcıdır.

 

 






Çok Okunan Makaleler
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 46096 Okunma
28 Yorum 19.12.2016 21:41
Süleyman Karagülle
KABİR AZABI
25.02.2014 32355 Okunma
8 Yorum 05.03.2014 21:24
Süleyman Karagülle
Görevimiz
22.02.2014 30325 Okunma
12 Yorum 05.02.2016 21:44
Süleyman Karagülle
Adil Düzen Partisi'nin kuruluş tartışması
6.08.2011 21681 Okunma
9 Yorum 06.02.2016 17:34
Süleyman Karagülle
Akevler
14.07.2013 21228 Okunma
6 Yorum 22.07.2017 20:36
Süleyman Karagülle
Devlete faiz haram mıdır?
9.11.2013 19447 Okunma
Süleyman Karagülle
İlmîlik Demek “Usul” Demektir
3.10.2015 18184 Okunma
Süleyman Karagülle
Neden Arapça; Neden Kuran Arapçası
9.02.2013 17315 Okunma
1 Yorum 10.02.2013 15:18
Süleyman Karagülle
Fıkha Göre Yeni Hükümet
14.06.2015 15848 Okunma
5 Yorum 28.06.2015 16:16
Süleyman Karagülle
Putin Müslüman Oldu
21.03.2015 15814 Okunma
5 Yorum 24.03.2015 11:50
Süleyman Karagülle
Tesviye mi Tasfiye mi?
1.09.2016 15500 Okunma
3 Yorum 22.09.2016 19:58
Süleyman Karagülle
Akit ve Ahit (Tekrar)
12.04.2012 15304 Okunma
1 Yorum 13.04.2012 17:57
Süleyman Karagülle
İnsanlık anayasası - Sam Adian'a cevap
24.02.2016 15154 Okunma
10 Yorum 26.02.2016 00:34
Süleyman Karagülle
Kuran'ı Doğru Anlamak
30.05.2015 15107 Okunma
3 Yorum 27.11.2016 18:52
Süleyman Karagülle
R.T.Erdoğan ve F.Gülen
8.02.2014 15060 Okunma
2 Yorum 27.07.2017 01:05
Süleyman Karagülle
Ahmet Davutoğlu’nun Hatası
14.05.2016 15002 Okunma
3 Yorum 17.05.2016 07:37
Süleyman Karagülle
15 Temmuz 2016 Neden Yapıldı?
17.07.2016 14867 Okunma
3 Yorum 19.07.2016 19:47
Süleyman Karagülle
Evlilik ve Kanun Önerisi
5.03.2016 14832 Okunma
1 Yorum 06.03.2016 01:18
Süleyman Karagülle
Akhan ve Tokul Ailelerine Açık Mektup!
5.09.2015 14149 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 18:43
Süleyman Karagülle
Düşen Uçak ve Suriye Meselesi
29.11.2015 14003 Okunma
4 Yorum 08.12.2015 06:11
Süleyman Karagülle
Yeniden Seçim
25.07.2015 13772 Okunma
3 Yorum 29.07.2015 03:01
Süleyman Karagülle
İdam ve Öcalan
25.06.2016 13536 Okunma
6 Yorum 02.07.2016 12:02
Süleyman Karagülle
Başkanlık Sisteminin Delilleri
21.05.2016 13529 Okunma
4 Yorum 22.05.2016 18:44
Süleyman Karagülle
Kesilen Hayvanlar (Mete Firidin’in görüşü üzerine)
14.04.2015 13445 Okunma
1 Yorum 16.04.2015 20:19
Süleyman Karagülle
Türkiye Cumhuriyeti Devleti
20.09.2015 13341 Okunma
4 Yorum 23.09.2015 18:43
Süleyman Karagülle
Darbeyi Kim Yaptı?
8.10.2016 13249 Okunma
6 Yorum 11.10.2016 13:15
Süleyman Karagülle
Davet
25.04.2015 13137 Okunma
6 Yorum 27.04.2015 10:03
Süleyman Karagülle
Adil Düzen, N.Erbakan - S.Karagülle-1
1.10.2011 13006 Okunma
Süleyman Karagülle
Koalisyon ve Çözüm
4.07.2015 12978 Okunma
3 Yorum 24.07.2015 23:29
Süleyman Karagülle
Kur’an Ekonomisi
3.12.2016 12974 Okunma
3 Yorum 05.12.2016 13:19
Süleyman Karagülle
Sam'a cevap: Kuran'daki müşküller, müteşabihler
3.01.2016 12804 Okunma
1 Yorum 16.01.2016 14:15
Süleyman Karagülle
AK Parti’ye Tuzak!
11.04.2015 12650 Okunma
3 Yorum 13.04.2015 12:32
Süleyman Karagülle
Üçüncü Binyıl Uygarlığı
31.10.2015 12577 Okunma
3 Yorum 11.11.2015 11:54
Süleyman Karagülle
İstihare; “EVET/HAYIR” manası nedir?
26.02.2017 12563 Okunma
9 Yorum 04.08.2017 21:52
Süleyman Karagülle
AK Parti’nin Kötülük ve İyilikleri
25.06.2016 12554 Okunma
Süleyman Karagülle
Sam Adian'a cevap
15.11.2015 12478 Okunma
2 Yorum 19.11.2015 21:27
Süleyman Karagülle
EKONOMİDE TAM İSTİHDAM
3.10.2016 12418 Okunma
Süleyman Karagülle
Riba/Faiz ve Katılım Bankaları
24.01.2015 12412 Okunma
Süleyman Karagülle
İran'da zelzele ve teklif
20.04.2013 12370 Okunma
4 Yorum 25.04.2013 18:26
Süleyman Karagülle
İki Merkez; Sermaye ve Kur’an
3.10.2015 12359 Okunma
2 Yorum 05.10.2015 08:11
Süleyman Karagülle
Mümin-Müslim Hakkında Sorular
25.05.2010 12324 Okunma
4 Yorum 07.06.2010 22:20
Süleyman Karagülle
Türkiye’nin Yeri ve Görevi
27.06.2015 12323 Okunma
1 Yorum 29.06.2015 14:04
Süleyman Karagülle
Mümin kimdir?
9.05.2015 12275 Okunma
Süleyman Karagülle
Çözüm Süreci ve PKK sorununun çözümü
8.08.2015 12247 Okunma
2 Yorum 10.08.2015 12:00
Süleyman Karagülle
Çağımızda Cihad
7.07.2015 12244 Okunma
3 Yorum 20.07.2015 09:31
Süleyman Karagülle
Başkanlık Sistemi
26.11.2016 12201 Okunma
4 Yorum 29.11.2016 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran'ın değeri, Muhammed'in varlığına dair cevaplar
11.06.2016 12179 Okunma
1 Yorum 12.06.2016 17:31
Süleyman Karagülle
Çağımızın sorunları
4.05.2013 12159 Okunma
1 Yorum 05.05.2013 09:10
Süleyman Karagülle
Dershaneler
7.12.2013 12121 Okunma
8 Yorum 08.04.2014 09:25
Süleyman Karagülle
Türkiye’yi bekleyen tehlike; uçurum!
6.06.2015 12119 Okunma
2 Yorum 09.06.2015 08:56
Süleyman Karagülle
Akit Yorumcularına
21.07.2015 12085 Okunma
1 Yorum 22.07.2015 13:24
Süleyman Karagülle
Söz ver, oy vereyim
9.05.2015 12058 Okunma
1 Yorum 11.05.2015 09:51
Süleyman Karagülle
Kiralar Neden Yüksek?
31.01.2015 12042 Okunma
Süleyman Karagülle
Korkunç Kriz ve Çaresi
16.05.2015 11979 Okunma
3 Yorum 22.05.2015 11:29
Süleyman Karagülle
Çözüm 100 lojmanlı işyerleri
30.03.2013 11837 Okunma
9 Yorum 13.04.2013 08:44
Süleyman Karagülle
Medine Vesikası-Taha Akyol’a Cevaplar-2
25.07.2015 11815 Okunma
Süleyman Karagülle
Avrasya Ekonomik Birliği
3.01.2015 11705 Okunma
3 Yorum 14.01.2015 08:18
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.04.2017 11684 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Süleyman Karagülle
F. Gülen ve İbtihal
26.03.2016 11637 Okunma
Süleyman Karagülle
İstişare
2.11.2013 11600 Okunma
8 Yorum 13.11.2013 11:10
Süleyman Karagülle
Vergisiz Devlet
26.12.2015 11523 Okunma
2 Yorum 26.12.2015 20:11
Süleyman Karagülle
Vadeli satış, taksit ve murabaha
22.12.2012 11511 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran'a İman ve Uymamız Gereken Dört İlke
5.11.2016 11489 Okunma
3 Yorum 13.11.2016 13:12
Süleyman Karagülle
Milletvekili Yemini
14.03.2015 11420 Okunma
Süleyman Karagülle
Çanlar kimin için çalıyor?
19.07.2014 11392 Okunma
5 Yorum 22.07.2014 09:12
Süleyman Karagülle
Mısır’daki İdamlar ve Yapılması Gerekenler
23.05.2015 11375 Okunma
1 Yorum 25.05.2015 10:09
Süleyman Karagülle
PKK, Kürtler ve Yapılması Gereken
7.11.2015 11358 Okunma
3 Yorum 11.11.2015 11:52
Süleyman Karagülle
GİRİŞİM/Cİ (Bir Tartışma Konusu)
31.12.2011 11342 Okunma
3 Yorum 05.01.2012 13:32
Süleyman Karagülle
Akevler ve AK Parti
14.06.2015 11253 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an ve İki Lider; Putin ve Erdoğan
2.01.2016 11228 Okunma
4 Yorum 08.01.2016 15:13
Süleyman Karagülle
Kenan Evren
16.05.2015 11130 Okunma
1 Yorum 20.07.2015 09:30
Süleyman Karagülle
Elektrik Kesintisi ve Çözüm Önerisi
4.04.2015 11112 Okunma
Süleyman Karagülle
Ruslar ve Türkler
20.12.2015 11087 Okunma
2 Yorum 25.12.2015 14:57
Süleyman Karagülle
Kıssadan hisse ve devlet yönetimi
17.05.2014 10978 Okunma
Süleyman Karagülle
Ayı öldürmek yasak
4.05.2013 10940 Okunma
1 Yorum 05.05.2013 09:25
Süleyman Karagülle
Yeni Bir Dünya İçin Yapılması Gerekenler
19.11.2016 10939 Okunma
1 Yorum 19.11.2016 22:39
Süleyman Karagülle
IŞİD ve PKK ile Neler Oluyor?
1.08.2015 10932 Okunma
Süleyman Karagülle
Altın Bono
17.12.2016 10907 Okunma
2 Yorum 19.12.2016 21:21
Süleyman Karagülle
KUR’ANÎ ÇÖZÜM
18.04.2016 10849 Okunma
1 Yorum 18.04.2016 10:52
Süleyman Karagülle
Sermaye ve siyasi güç, para ve silah
24.05.2014 10832 Okunma
Süleyman Karagülle
Son Ümit!
4.07.2015 10791 Okunma
Süleyman Karagülle
Neden matematik?
16.02.2013 10756 Okunma
1 Yorum 17.02.2013 00:40
Süleyman Karagülle
Türkiye ve Çin
1.08.2015 10666 Okunma
1 Yorum 03.08.2015 09:13
Süleyman Karagülle
Vergi indirimi ve vergi iadesi
22.02.2014 10536 Okunma
Süleyman Karagülle
İslâm Hukuku-Taha Akyol’a Cevaplar-1
25.07.2015 10501 Okunma
Süleyman Karagülle
Partilere Tavsiye
30.05.2015 10445 Okunma
1 Yorum 01.06.2015 08:08
Süleyman Karagülle
Adil Kur’an Düzeni ve çağımızın sorunları
5.09.2015 10430 Okunma
2 Yorum 07.09.2015 17:54
Süleyman Karagülle
Rockefeller Ailesi ve Hidrojen Enerjisi
2.04.2016 10364 Okunma
2 Yorum 11.04.2016 08:19
Süleyman Karagülle
Rüya
20.02.2016 10359 Okunma
2 Yorum 21.02.2016 11:34
Süleyman Karagülle
Yeni Hükümet ve Devlet Başkanı
20.06.2015 10289 Okunma
2 Yorum 23.06.2015 14:03
Süleyman Karagülle
Kur’an Düzeninde Başkanlık
21.05.2016 10279 Okunma
1 Yorum 23.05.2016 08:10
Süleyman Karagülle
Mehmet Hikmetumut, Ölüm ve Ötesi
5.07.2015 10231 Okunma
1 Yorum 20.07.2015 09:31
Süleyman Karagülle
PKK Mikrobu Üreten Sebepler ve TEDAVİ
6.02.2016 10172 Okunma
1 Yorum 06.02.2016 23:11
Süleyman Karagülle
Akevler ve Araştırmacı
12.01.2013 10116 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Düzeni; Çözümü Halk Üretebilir
14.11.2015 10115 Okunma
1 Yorum 16.11.2015 08:32
Süleyman Karagülle
Erbakan ve Adil Düzen
14.11.2009 9996 Okunma
Süleyman Karagülle
Akevler Ekolü ve ...
18.04.2015 9978 Okunma
2 Yorum 20.04.2015 17:09
Süleyman Karagülle
Bir Adil Düzen Eleştirisi ve Cevabı
15.11.2011 9969 Okunma
Süleyman Karagülle
AK Partinin başarıları
16.11.2013 9954 Okunma
Süleyman Karagülle
Tanrı ve Olasılık
3.10.2015 9931 Okunma


© 2026 - Akevler