Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 126
A’RÂF SÛRESİ 40-43.AYETLER TEFSİRİ
7.09.2001
2878 Okunma, 0 Yorum

KUR’AN MATEMATİĞİ / 126 SEMİNER                                                                                                                                      07.09.2001

 

بسم الله الرحمن الرحيم

ان الذين كذبوا بأياتنا  و استكبروا عنها لا تفتح لهم أبواب السماء و لا يدخلون الجنة حتى يلج الجمل فى سم الخياط و كذلك نجزى المجرمين (7/40) لهم من جهنم مهاد ومن فوقهم غواش و كذلك نجزى الظالمين (7/41)  والذين أمنوا و عملوا الصالحات لا نكلف الا وسعها أولئك أصحاب الجنة هم فيها خالدون (7/42) و نزعنا ما فى صدورهم من غل تجرى من تحتهم الأنهار و قالوا الحمد لله الذي هدانا لهذا و ما كنا لنهتدي لو لا أن هدينا الله  لقد جاءت رسل ربنا بالحق  و نودوا تلكم الجنة أورثتموها بما كنتم تعملون (7/43)   

 

 ان الذين كذبوا بأياتنا  و استكبروا عنها  “Âyetlerimizi tekzib edip istikbar edenler.” deyimi daha önce geçmişti. Daha sonra Allah üzerine kezib iftira eden veya âyetlerini tekzib edenden  deyimi kullanılmıştır. Burada yeniden âyetlerimizi tekzib eden ve istikbar eden deyimini tekrar etmiştir. “Va” harfi getirmeden tekrar etmiştir. Demek ki yukarıda kastedilenlerle burada zikredilenler aynı kimselerdir. Kur’an’da Allah’a izafe edilen âyetten maksat, Kur’an’ın müsbet ilimle doğrulanmış ifadeleridir. Müsbet ilim demek, deneylerle sağlanmış ilim demektir. Saatte 80 kilometre ile giden bir araba İstanbul’dan Ankara’ya 6 saate varır dersek ve sonra da gerçekten öyle varsak, bu müsbet ilim olur. Eskiden sosyal ilimlerde müsbet ilmin olmayacağı sanılırdı. Oysa bugün istatistik ilmiyle bütün olaylar müsbet ilmin, yani matematiğin merceği altına alınmıştır. Sosyal ilimlerde de pekala müsbet sonuçlar elde edilmektedir. Mesela, tarihte zalim yönetimler olmuş, ömürleri ne olmuş; adil yönetimler olmuş, ömürleri ne olmuş? istatistiği yapılıp Kur’an’da söylenenlerin doğru olup olmadığı saptanabilir.

İstikbar etmek demek, kendini büyük saymak, üstün saymak ve başkalarına eşit hâle gelmemek için uzak kalınmaktadır. Mü’min ile kâfir arasındaki en büyük fark, mü’min zekât vermek için çalışır, kâfir ise başkalarına üstün olmak, onlara hükmetmek için çalışır. Birisi hâkim olmak, diğeri hâdim olmak için çalışır. Biri kendisinin olup komşusunun olmazsa bunun sevincini yaşar. Diğeri ise benim var onun yok diye üzülür. Allah zıt şeyleri de hep dengeli var etmiştir. Sırat köprüsü bıçak sırtı kadar keskindir derler. Îman ile küfür arasındaki fark bıçak sırtı kadardır. Îman sahipleri de kazanmak için, âlim olmak için, güçlü olmak için çalışırlar, ibadet ederler. Kâfirler de benzer işler yaparlar. Sadece maksatları farklıdır. Biri iyilik için, diğeri başkalarından üstün olmak için çalışır.

لا تفتح لهم أبواب السماء Önceki âyette, âyetleri tekzib edip istikbar edenlerin ateş halkı olduklarını zikretmiş, cezalarını sadece âhirete bırakmıştı. Burada ise âyet hem “İnne” ile başlamış hem de onlara semanın kapılarının açılmayacağını ifade etmiştir. Semanın kapılarının açılması da bir deyimdir. Gökten bereket yağmak anlamında mecazi bir tâbirdir. İnsanların rızkı gökten gelmektedir. Güneş gökten gelmektedir. Yağmur gökten gelmektedir. Demek ki bereketi gökten almaktayız. Bunların dünyada da başarıya ulaşamayacaklarını, istedikleri yere varamayacaklarını ifade etmektedir. Başka bir deyişle de yine mecazi olmak üzere gök yükseklik demektir, yükselemeyeceklerini ifade etmektedir. Eğer bu âyeti bu dünya hayatı için anlarsak, onların çalışmalarında bereket olmayacağı, onların yeryüzünde zannettikleri yükselip inanmış olanlara galip gelemeyeceklerini anlatır. Bu mânâsı da doğrudur. Yine tarihte bu tür toplulukların birden çöktükleri, bu tür kazançların birden yok olup gittiğini görmüşlerdir. Aksine îman içinde zekât vermek için çalışanların servetleri asırlarca payidar olmaktadır.

و لا يدخلون الجنة حتى يلج الجمل فى سم الخياطBununla beraber cennetin gökte olduğunu, cehennemin de yerin içinde olduğunu kabul edecek olursak, o zaman bu ifade âhiret için olup onların cennete gidemeyeceklerini ifade etmiş olur. Nitekim bundan sonraki deyim bunu göstermektedir. “Deve iğnenin deliğinden geçene dek onlar cennete giremezler.” diyerek âhiretteki durumlarını ifade etmektedir. Bundan önceki âyette; “Ateş halkıdırlar, orada hâlittirler.” denmişti. Burada ise göklerin kapılarının açılmayacağını, devenin iğnenin deliğinden geçene dek deyimini kullanarak onlara cennet kapılarını az da olsa aralamıştır. Bugünkü ilimle biliyoruz ki, eğer deve hızlanırsa küçülür ve iğnenin deliğinden geçer. Onların da zor da olsa cennete girme ihtimalleri vardır.

و كذلك نجزى المجرمين “Biz suçluları böyle karşılarız.” deyimi ile de yine bir kolaylığa işaret vardır. Ceza demek işlenen suçun karşılığını vermek demektir. Suç ne kadar büyük olursa olsun sınırlı zamanda işlenmiştir. Cezaları da sınırlı olacaktır. Ya cehennem azabı büyük olacak, zaman kısa olacak; ya da cehennem azabı hafif olacak, zaman uzayacak. Sonra oradan a’rafa, oradan da cennete zor ve uzak olsa da, az muhtemel olsa da, bir delik vardır demektir.

لهم من جهنم مهاد ومن فوقهم غواش  “Onlara cehennemden mihad fevklerinden de ğavaş vardır.” deniyor. Mihad beşikler demektir. Ğavaş da yorganlar demektir. Cehennemden diyerek bunların cennetten değil de cehennemden olduğunu ifade etmektedir. Böylece gerek cennet olsun, gerek cehennem olsun, sadece mânevi bir eziyet veya zevk değil, maddî oluşlardır onlar. Rüya bu dünya ne ise âhirette de bu dünya bir rüya gibi olacaktır. Gerçek hayat odur. Çünkü bu geçici hayattır, o kalıcı hayattır. Geçici hayat rüyadan farklı değildir.

غواش و كذلك نجزى الظالمين “Zalimleri böylece cezalandırırız.” deniyor. Burada “Va” harfi kullanılmıştır. Suçlularla zulmedenler ayrılmış bulunmaktadır. Cürüm, insanların maddî varlıklarına zarar veren, toplulukların düzenini bozan kimse demektir. Zalim ise insanları üzen ve sıkıntıya sokan, onları durup dururken rûhî sıkıntılar içinde bırakan kimseler demektir. Âhirette cezalar böyle verilecektir. Bunun anlamı şudur ki, dünyada insanlara ne tür kötülük yapılmışsa âhirette de Allah onlara benzer cezalarla cezalandıracaktır. Maddi suçlara maddi cezalar, manevi suçlara da manevi cezalar.

Bu bize bu dünyada ceza uygulamasını yaparken benzer sistem içinde olmamız gerektiğini ifade eder. Kısas cezası bu ilkeye dayanır. “Kötülüğün cezası benzeri kötülüktür” kaidesi bunu açıkça ifade eder. Demek ki içtihat yaparken takip edeceğimiz başka bir kuralı da yine bu âyet bize göstermektedir. Âyetin bize anlattığı başka bir husus da, suçlu cezalandırılırken onda daima bir kurtuluş penceresi bırakılmalıdır. Cinayetlerde af müessesesi bu olduğu gibi müebbet mahkumlar için de daima bir ümit bulunmalıdır. Deve için iğne deliği kadar da olsa bir aralık bırakılmalıdır. Fahişe kadınlar için; Allah onlara bir yol yapıncaya kadar evlerinde hapis tutun diyor. O yolun ne olacağını bulmayı da bize bırakıyor. Kur’an kanun değildir. Kanunların nasıl yapılacağını öğreten kitaptır. Yani Kur’an bize içtihadın nasıl yapılacağını öğretiyor. Bir taraftan âhiret hayatını tasvir ederken, diğer taraftan bize bu dünyadaki sistemlerimiz için de örnekler vermektedir.

“Benî Âdem” başlığıyla başlayan bu bölümde Kur’an’ın nuzûlünden sonra peygamberden gelen resullerden bahsetmiş ki, bunlar yönetici kimselerdir. Onlara uyanlar için korku yoktur, üzülme yoktur, denmişti. O âyetin ifadesi bir İslâm topluluğunu ifade ediyordu. İslâm düzeni öyle bir düzendir ki, orada düzene uyan kimse için korku ve üzüntü sözkonusu değildir. Sokakta yürüyen insan huzur içindedir. Benim devletim var, her bakımdan beni görür, diyor. Bana aş verir, bana iş verir, saldıranlardan beni korur, der. Böyle bir düzeni kurmayıp şer düzeni kurup halk cürüm işlerse , yöneticileri de zulmederse onların başlarına nelerin geleceğini anlatmıştır bundan önceki âyetlerde. Yani şeriat düzeninin yöneticileri resuller gibidir; adaleti dağıtır, halka hizmet ederler, halk da şeriata uyar ve dünyaları cennet olur. Oysa şeriatı kabul etmeyen topluluklarda yöneticiler zulmetmekte, halk da suç işlemektedir. İşte dengesiz düzen böyle yaşayabilerek denge oluşmaktadır. Burada yöneticiler halkı suçlamakta, halk da yöneticileri suçlamaktadır.

والذين أمنوا و عملوا الصالحات لا نكلف الا وسعها أولئك أصحاب الجنة هم فيها خالدون      Suçlular için dünya ve âhiret sıkıntılarını anlatmıştır. Şimdi de müminlere tekrar dönerek onlar için bu dünya hayatı ile ilgili gene usulle ilgili çok önemli bir hüküm getirmektedir. “Îman etmiş ve iyi işer işlemiş kimseler.” deyimini kullanmıştır. Daha önce, “Kim ittika eder ve ıslah ederse.” denmiştir. Burada ittika yerine îmanı, ıslah yerine amel-i sâlihi getirmiştir. Bunlar birbirini beyan etmektedir. İttika, kulübeye girme, fırtınalardan korunmadır. Îman ise dayanışma içine girmedir. Devletin temeli buna göre atılmaktadır. Biz müslim olarak barış içinde yaşayacağız. Aramızda çıkan nizaları hakemler halledecektir. Hakem kararlarına uymayanlara karşı dayanışma içine girip onların kötülüklerini önleyeceğiz. Îman budur. Allah’a îman, topluğa îmandır. Çünkü Allah’ın yeryüzündeki halifesi Allah’tır. Resule îman da başkana îmandır. Çünkü onun da bizdeki halifesi odur.

Sâlih amel etmek demek, kurallı hareket etmek demektir. O kurallar öyle olmalıdır ki eksiksiz proje olmalıdır. Yani düzen öyle kurulmalıdır. Kişi kendi isteğiyle kurallara uygun işler yaparsa düzen bozulmamaktadır. İşte müsbet ilmin hakemliği buradadır. Ne diye kavga ediyoruz. İsteyen, kapitalist, isteyen sosyalist, isteyen faşist, isteyen komünist, isteyen Hanefi, isteyen Budist, isteyen Katolik siteler kursun. Biz de Adil Düzen sitesini kuralım. Orada deneyelim. Bakalım işler nasıl yürüyor? Ondan sonra zaten her şey ortaya çıkar. Siteler yavaş yavaş elenir. İsrail’de böyle 22 çeşit site kurdular. Sonunda dört çeşit site kaldı. Şimdi bilmiyorum, belki de iki çeşide inmiştir. İşte müsbet ilim budur. İlmin hakemliği budur. Değişik tür bucaklar kurulacak, bunlar tamamen bağımsız olacaktır. Bize asker verecek, vergi verecektir. Giriş ve çıkışlar belli olacaktır. Bakalım düzen nedir. Başarıları sonra ölçeriz. Bugün artık başarıyı ölçebiliyoruz.

Mesela, bir çevrede devamlı oksijen üretilip tüketilir. Oksijenli hava o ülkenin refahta olduğunu gösterir. Oksijen tüketim miktarı o ülkedeki gelişmeyi gösterir. Bu tüketim miktarını da sabah ölçülen oksijen miktarı ile akşam ölçülen oksijen miktarıdır. Uygun işler yapılacak, birinin yaptığı diğerinin yaptığını tamamlayacak. Birinin yaptığını diğeri bozmayacak.

لا نكلف الا وسعهاBurada konan en önemli usûl kaidesi, kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemeyiz ilkesidir. Herkes gücüne göre yükümlü olacaktır. Bir işte çalışan zararlara katılmaz. O sadece ücret almaz. Çünkü onun zararları karşılayacak nakdi yoktur. Zarar eden bir müessesede çalışanlara da ücret ödenmez, çünkü onun da çalışacak gücü yoktur. Faiz yasağı da buna dayanır. İçtihat yapacağımız herhangi bir konuda herkese ancak yapabileceği yükü yüklemek gerekir. Burada bize büyük hitap vardır. Biz elimizden geleni yapacağız. Ondan sonrasından biz sorumlu değiliz. Kişi içtihat edecektir. İçtihadına göre elinden geleni yapacaktır. Sonrası yalnız Allah’a aittir. Bazı kimseler biz içtihat yapamayız deyip içtihattan vazgeçiyor ve başkalarının yollarına sapıyorlar. Şirk yapıyorlar. İçtihadı inkâr eden İslâmiyet’i inkâr etmiş olur.

أولئك أصحاب الجنة هم فيها خالدون “Onlar cennet halkıdır orada daim kalırlar.” deniyor. Yani bu dünya hayatını cennet yapmak isteyenler âhirette cennette olacaklardır.

و نزعنا ما فى صدورهم من غل    “Onların sadırlarında ğıllı nez’ ettik.” Selasil zincir, eğlal da tasmalar, kayıştan yapılmış bağlar demektir. Onların yularlarını çözmüş bulunuyoruz. Onlar serbesttir, istediklerini yaparlar demektir. İnsanların bir kısmı düzene uymaz, hukuka riayet etmez. Onlar cezalandırılır. Ama hukuka, kurallara uyan kimseler de serbest bırakılır, şeriat içinde her şeyi yaparlar. Cennette insanlar hür hâle getirilmişlerdir. Birbirine kötülük etmek istemezler. Başkalarını ezmek ve sıkmak arzusunu duymazlar.

تجرى من تحتهم الأنهار “Altlarında ırmaklar akar.” Diyor. Bahçelerinde değil de kendilerinin altında ırmakların aktığını belirtmektedir. Suların faydası, bahçeleri sulamanın dışında serinlik yapar. Yani iklimi düzenler, orada yaşayan canlılar oksijen üretir. Diğer taraftan pislikleri de alır götürür. Burada çoğula bağlanmıştır. Onların ırmakları denmiştir. Yani her birinin akar suları vardır. Suların borularda ve çeşmelerde değil de açıkta olması gerekir. Pis sular temiz sulara karışmamalıdır. Suların açık olması havalanmalarını sağlar. Ayrıca serinliği de ona göre olur. Bugünkü sulama tekniği cennetteki sulama tekniğine uymuyor.

و قالوا الحمد لله الذي هدانا لهذا و ما كنا لنهتدي لو لا أن هدينا الله “Bizi buraya getiren Allah’a hamd olsun, Allah getirmeseydi biz gelemezdik derler.” deniyor. Demek ki orada da hamd vardır, ibadet vardır. İyi işler işleyenler cennetteki derecelerini artıracaklar, kötü işler yapmayacaklar, ibadet etmezlerse ceza görmeyecekler. Buna işaret etmektedir.

Mü’minlerin bu dünyada hallerine şükretmeleri gerekir. Sadece îman etmiş olmaları onların şükretmeleri için yeterlidir. İyi durumlarına kendilerinin geldiklerini sanmamalıdırlar. Onları buralara tesadüfleri getirdi sanmasınlar, hepsini Allah yapmıştır. Devamlı hamd ve hadlerini bilmede olmamız gerekir.

لقد جاءت رسل ربنا بالحق “Resullerimiz bize hakkı getirdi.” Bir şeyin hak olup olmadığını ayıran tek kaynak vardır. O da içtihattır, icmadır, yani ilimdir. Yoksa herkes benim yaptığım hidayettir der. İlimde hakka teslim olan ilim olmalıdır. Varsayımları hak olmalıdır. Yoksa varsayımları yanlış olan veya kullanma hedefi kötü olan ilim ya ilim olmaz, ya da faydalı olma yerine zararlı olur. Onun için imna ihtiyaç vardır. Onun için peygamberlere ve kitaplara ihtiyacımız vardır. İcma budur. Son Peygamber’den sonra da resuller gelecektir. Onlar adaletle yöneteceklerdir. Zalim yöneticiler de gelecektir. Aradaki fark nedir? Resuller hakkı söylerler. Hak nedir? İcma ile sabit olandır. İlimle sabit olandır.  İlmin ne söylediğini kim tesbit edecek? Hakemler tesbit edecektir. Demek ki İslâmiyet’in bir ayağı içtihattır, yani yerinden yönetimdir. Eğer biz içtihat sistemini, yerinden yönetim sistemini, hakemler sistemini benimsemezsek Kur’an’ı mânâlandırmak ve sorunları gidermek imkânına sahip olmayız.

 و نودوا تلكم الجنة أورثتموها بما كنتم تعملون   “Onlara işte size cennet. Yaptıklarınızın karşılığı oraya varis oldunuz.” Bir ağacı diker büyütürsünüz. Meyve vermeye başlar,i ondan sonra da size o bakar. Dünya âhiretin tarlasıdır. Burada ekeceğiz, orada biçeceğiz. Âhiret dünya amellerinin bir ürünü olacaktır. Allah en az bire on verecektir.

Bu âyetler de bize içtihat ve icmalarla yaşamamızı, elimizden geleni yapmamızı, ondan sonra da karşılığını Allah’tan beklememizi emrediyor.

 

 

 

 






Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 113
A'RAF SURESİ 6-7.AYETLER TEFSİRİ
8.06.2001 2541 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 112
A'RAF SURESİ 4-5.AYETLER TEFSİRİ
2.06.2001 5836 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 112
ADİL DÜZENDE GENEL HİZMETLER – XVII-HABERLEŞME HİZMETİ
1.06.2001 2807 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 111
A'RAF SURESİ 1-3.AYETLER TEFSİRİ
25.05.2001 9818 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 110
MEARİC SURESİ 43 .AYETLER TEFSİRİ
18.05.2001 2944 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 109
ZÜMER SÛRESİ-18 VE AHZAB SURESİ 39.AYET TEFSİRİ
11.05.2001 2611 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 108
NİSÂ SÛRESİ 65.AYETLER -ÖZEL TAHKİM TEFSİRİ
4.05.2001 2856 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 107
MÜDDESİR SURESİ 42-44.AYETLER TEFSİRİ
27.04.2001 2868 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 106
TEFSİR YOK-TİCARET (BEY’ ve SELEM)
20.04.2001 2205 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 105
TEFSİR YOK-ÇOCUK ALDIRMANIN HÜKMÜ
13.04.2001 3077 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 104
NİSA SURESİ59.AYET ÖZEL TEFSİRİ
6.04.2001 1509 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 103
R U H AYETLERİ TEFSİRİ - 2
30.03.2001 1451 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 102
RUH AYETLERİ TEFSİRİ-1
23.03.2001 2230 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 101
BAKARA SURESİ 283.AYET ÖZEL TEFSİRİ-2-EMANET-2
16.03.2001 2460 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 100
BAKARA SURESİ 283.AYET ÖZEL TEFSİRİ-1-EMANET-1
2.03.2001 3359 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 99
ALİ İMRAN 186.AYET ÖZEL TEFSİRİ-İBTİLA(SINAV)
23.02.2001 3446 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 98
ARAF SURESİ 96.AYET ÖZEL TEFSİRİ-BEREKAT
16.02.2001 3851 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 97
TEKASÜR SURESİ TEFSİRİ-SORUMLULUK
9.02.2001 3139 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 96
BEYYİNE SURESİ TEFSİRİ-KUR’AN’DA SOSYAL GRUPLAR
2.02.2001 3054 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 95
HACC SURESİ -8. LOKMAN SURESİ -20.AYETLER TEFSİRİ
26.01.2001 1974 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 94
FATİHA SÛRESİNİN DEMOKRATİK YORUMU
19.01.2001 1666 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 93
KADİR SURESİ TEFSİRİ-3
12.01.2001 2838 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 92
TEVBE SURESİ 128-129AYETLER ÖZEL TEFSİR
5.01.2001 2640 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 91
BAKARA SURESİ 278-279.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ-DIŞBORÇ
22.12.2000 4767 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 90
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-4-MUKASSİMAT
15.12.2000 2569 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 89
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-3-CARİYAT
8.12.2000 2860 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 88
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-2-HAMİLAT(YÜKLER)
1.12.2000 3341 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 87
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-1-TESİR ÇİFTİ
24.11.2000 2982 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 86
KEHF SURESİ 28.AYET ÖZEL TEFSİRİ-1-İFRAT VE TEFRİT
18.11.2000 4289 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 85
KEHF SURESİ 28.AYET ÖZEL TEFSİRİ-2-NEFİSTE SABIR
11.11.2000 2820 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 84
KEHF SÛRESİ – 27 -28. ÂYET ÖZEL TEFSİRİ-OKUMA/ TİLÂVET
4.11.2000 3096 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 83
NAHL SURESİ 80.AYET ÖZEL TEFSİRİ -BOZULMA/ENTROPİ
28.10.2000 2434 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 81
BAKARA268-275-ALİİMRAN175-İSRA27 AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
14.10.2000 3094 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 80
NECM SURESİ19-21.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
7.10.2000 3407 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 79
HACC SURESİ 47-SECDE SURESİ 5. AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
30.09.2000 2672 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 78
NAHL SURESİ 72 ve 73.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
23.09.2000 3052 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 76
iSRA SURESİ 85.AYET ÖZEL TEFSİRİ
9.09.2000 3854 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 75
TALAK-65,HİCR-21,KAMER-49,RAD-8.AYETLER ÖZEL YORUMU
2.09.2000 2359 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 74
ZİLZAL -1,BAKARA -214,HACC-1.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
26.08.2000 3477 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 73
NİSÂ SÛRESİ 34-B-AYET ÖZEL TEFSİRİ
19.08.2000 2632 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 72
NİSÂ SÛRESİ 34-A-AYET ÖZEL TEFSİRİ
12.08.2000 3109 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 71
FECR SURESİ 1-5.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
5.08.2000 4148 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 70
FATİHA SURESİ ÖZEL TEFSİRİ-İSLAM VE DEMOKRASİ
29.07.2000 2274 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 69
İSRA SURESİ 84.AYET ÖZEL TEFSİRİ-ŞÂKİLE/ÖZ TİTREŞİM
22.07.2000 4129 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 68
BAKARA SURESİ 1-4.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ-GAYBE İMAN
15.07.2000 3354 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 67
KURAN SURELERİNİ SINIFLANMA VE ÖZELLİKLERİ
8.07.2000 2350 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 66
YAASİN SURESİ 47.AYET ÖZEL TEFSİRİ-DAYANIŞMA SİSTEMİ
1.07.2000 3551 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 65
MÂUN SÛRESİ 3.AYET ÖZEL TEFSİRİ-HERKESE İŞ - HERKESE AŞ
24.06.2000 3774 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 64
KİT'LERİN(KAMU İKTİSADİ TEŞEKKÜLLERİ)ÖZELLEŞTİRİLMESİ
17.06.2000 2756 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 63
HİCR SURESİ 21.AYET ÖZEL TEFSİRİ
10.06.2000 4008 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 59
RAHMAN SURESİ 33.AYET ÖZEL TEFSİRİ-MÂŞERİ SİSTEM
13.05.2000 5445 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 56
NUR SURESİ 32.AYET ÖZEL TEFSİRİ -EŞLİK ANLAŞMALARI
22.04.2000 4573 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 55
ŞERİAT VE DEVLET BAŞKANLIĞI -TEFSİR YOK
15.04.2000 3317 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 54
NECM-39,NİSA SURESİ 29.AYETLER TEFSİRİ-KUR’AN VE İNŞAAT
8.04.2000 3108 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 53
NUR SURESİ 54.AYET TEFSİRİ-KUR'ANDA İTAAT
1.04.2000 3928 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 52
NİSA SURESİ-58 ve 6.AYET TEFSİRİ -CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ
25.03.2000 3016 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 51
BAKARA SURESİ 282.AYET ÖZEL TEFSİRİ-TEDAYÜN AYETİ
11.03.2000 3847 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 50
AKEVLER İSTANBUL TÜKETİM KOOP. -BİLGİSAYARLI MUHASEBE
4.03.2000 1336 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 49
AKEVLER İSTANBUL TÜKETİM KOOPERATİFİ UYGULAMA YÖNETMELİ
26.02.2000 1119 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 48
MAL - SENET - PARA DOLAŞIMI-TEFSİR YOK
19.02.2000 1903 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 46
ÂYET PROJESİ-AĞAÇ EVLER PROJESİ
5.02.2000 2744 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 45
MÜZZEMMİL 6.AYET -E N T E G R A L-T Ü R E V
29.01.2000 2474 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 44
SAĞLIKTA ONLU VE İKİLİ SİSTEMİN UYGULANIŞI
22.01.2000 2386 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 43
2000 YILINA GİRERKEN GEÇEN BİR YILIN MUHASEBESİ-AHŞAP
15.01.2000 2305 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 41
AVRUPA BİRLİĞİ VE İSLÂM
25.12.1999 2998 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 40
RAMAZAN VE KUR’ÂN-ASTRONOMİ İLMİ
18.12.1999 2605 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 38
RAHMAN SURESİ 1.AYET ÖZEL TEFSİRİ-CEBİR
4.12.1999 2375 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 37
ZELZELE RUHİYATI-ORTAKLIK DEĞERLERİNİ BÖLÜŞTÜRME
27.11.1999 2802 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 36
DÖNÜŞLÜ EŞİTLİKLER-MATEMATİĞİN SARSICI SONUÇLARI
20.11.1999 1400 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 35
BİLGİSAYAR PROGRAMI-BAZİK PROGRAMLAR
13.11.1999 2621 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 32
YUNUS 5.AYET-İSRA 12.AYET TEFSİRİ-MATEMATİK-2-
23.10.1999 2546 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 31
LOKMAN 34.AYET TEFSİRİ-HİSABİ VE GAYBİ OLUŞLAR
16.10.1999 2105 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 30
MATEMATİK-1-ADİL DÜZEN EKONOMİSİNDE DENGE-RAHMAN1-9
9.10.1999 2835 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 28
ADİL DÜZENDE İŞLETMELER-TEFSİR YOK
25.09.1999 1495 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 27
MATEMATİK-MATEMATİĞİN MÜRSELÂTI
18.09.1999 2761 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 25
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -ORTAK VE ORTA DEĞERLER
4.09.1999 1174 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 24
ZARİYAT SURE TEFSİRİ-1-6-AYET-F Â R İ K Â T
28.08.1999 1296 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 23
ZARİYATSURE TEFSİRİ1-6AYET-ÂSIFÂT VE NÂŞİRÂT DÖRTLÜLERİ
21.08.1999 1371 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 22
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-1-6-AYET-ÂSIFÂT VE NÂŞİRÂT
14.08.1999 1498 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 21
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-1-6-AYET-MÜRSELÂT VE MÜLKIYÂT-2
7.08.1999 1613 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 20
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-1-6-AYETLER-MÜRSELÂT VE MÜLKIYÂT
31.07.1999 1696 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 19
MÜRSELAT SURESİ1-6.AYETLER-İNSAN - KAİNAT İLİŞKİSİ
24.07.1999 2097 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 18
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -ÇARPMA
17.07.1999 3684 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 17
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -SAYMA
3.07.1999 1262 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 16
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -HARFLER
26.06.1999 1929 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 15
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -MATEMATİK
19.06.1999 3361 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 14
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -ZARİYAT49-ÂYETTE ÂYET / MUCİZE
12.06.1999 1701 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 13
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -TEFSİR- “TaZakKuR"KELİMESİ
5.06.1999 1524 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 12
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -TEFSİR-“LaGalLa” kelimesi
29.05.1999 1261 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 11
KUR'AN MATEMATİĞİ -U S Û L
22.05.1999 3506 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 10
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -TEFSİR
15.05.1999 2670 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1
KUR’ÂN MATEMATİĞİ- TEFSİR-I -ZARİYAT 49.AYET
17.04.1999 5553 Okunma


© 2026 - Akevler