Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 131
A’RÂF SÛRESİ 65-72.AYETLER TEFSİRİ
19.10.2001
2529 Okunma, 0 Yorum

 

و إلى عاد أخاهم هودا  قال يا قوم اعبدوا الله ما لكم من إله غيره  أفلا تتقون  (7/65)

قال الملأ الذي من قومه إنا لنراك في سفاهة و إنا لنظنك من الكاذبين (7/66)

قال يا قومي ليس بي سفاهة  ولكنى رسول من رب العالمين (7/67)

أبلغكم رسالات ربى و أنا لكم ناصح أمين (7/68) أو عجبتم أن جاءكم ذكر من ربكم على رجل منكم لينذركم و اذكروا إذ جعلكم  خلفاء من بعد قوم نوح و زادكم فى الخلق بصطة فاذكروا آلاء الله لعلكم تفلحون (7/69) قالوا  أجئتنا لنعبد الله وحده ونذر ما كان يعبد وآبائنا فأتنا بما تعدنا إن كنت من الصادقين (7/70) قال قد وقع عليكم من ربكم رجس وغضب أتجادلونني في أسماء سميتموها أنتم و آبائكم ما نزل الله بها منم سلطان فانتظروا أني معكم منتظرين (7/71) فأنجيناه و الذين معه برحمة منا و قطعنا دابر الذين كذبوا بآياتنا وما كانوا مؤمنين (7/72)

 

 

و إلى عاد أخاهم هودا Ad kavmine kardeşleri Hûd’u gönderdik.

Bu sûre bize içtihat ve icma öğretmektedir. Kur’an’ın ilimle nasıl anlaşılacağının esaslarını bildirmektedir. İlk olarak Adem aleyhisselâmın kıssası ile insanın yaratılışı anlatılmış, şeytanın insana nasıl musallat kılındığı, böylece muhalefetin görevini anlatmaktadır. Burada bize öğretilen insanın kendisidir. İnsanın evrimleşmesinde şeytanın görevi bildirilmektedir. Sonra Nuh Peygamber’in kıssası ile, göçebe döneminden yerleşik döneme geçmeleri ile, değişen kişi yönetimi ile şeriat yönetimi, hukuk yönetimi arasındaki fark anlatılmaktadır. Nuh tufanı hikâye edilmektedir. Şimdi de Mezopotamya’da gelişen putperestlik üzerinde Âd kavminde örnek verilerek anlatılacaktır.

“Erselnâ” kelimesini kullanmamakta “ve ilâ Âd” ile başlamaktadır. Çünkü bunlar peş peşe gelen peygamberlerdir. Bir medeniyeti oluşturmaktadır. Bugünkü tarihten çok iyi biliyoruz ki medeniyet Türk kavminden olan Sümerler tarafından Nuh Peygamber zamanında Mezopotamya’da kurulmuştur. Sonra Akat’lar gelmişlerdir. Sonra tekrar Sümerler gelmişlerdir. Sonra Babilliler, daha sonra da Asurlular hüküm sürmüşlerdir. Bu bir silsiledir. Aynı medeniyettir. Hatta ilim dili Sümerce hep devam etmiştir. Hele çivi yazısı hiç değişmemiştir. İşte bu sebeple “erselnâ” kelimesini tekrar etmiyor, “Va ilâ” ile yetiniyor.

“Ad” kelimesi “Ayın” ile başlıyor. Türk dilinde “Gayın” olmadığı için “Gad”i “Ad” olarak söylenmiştir. Ad kavmi Sami kavmidir. Bunu Sümerler “Kad” diye telaffuz etmişlerdir. Başına da “A” ekleyerek “Akad” olmuştur. Bugün Türkler aslı ayınla “ilim” diyoruz. tatarlar “gılım” diyorlar. Sümerler de ikisini birleştirmiş “Akat” yapmışlardır. Yani Kur’an’daki “Ad” kavmi bizim tarihlerde okuduğumuz “Akat”lardır. Mezopotamya tabletleri okunmadan Akatlar bilinmiyordu. Ama Kur’an bildiriyordu. Nuh da efsane sanılıyordu. Ama şimdi herkes biliyor ki gerçekten yerleşik medeniyet orada doğdu. İşte Kur’an’a biz bunun için “Allah’ın Kitabıdır” diyoruz. Ne Kâinat hakkında verdiği bilgilerde ne de tarihi bilgilerde bir yanlışlık görülmedi.

 

أخاهم هودا Nuh peygamber’den bahsederken kardeşleri Nuh’u dememiştir de Hûd Peygamber için kardeşleri demiştir. Kur’an’ın başka yerinde Nuh için de kardeşleri denmiştir. Buradan Mezopotamya’da o zaman iki kavim yaşadığı anlaşılmaktadır. Kimi Nuh’un kardeşleri idi. Kimi de değildi. Gerçekten Mezopotamya Medeniyeti Sümerler’den önce orada başlayan Fırat ve Dicle kenarındaki sulu ziraatla başlamıştı. Ne var ki, ayrı ayrı ziraat yapan yerli halk başarılı olmuyordu. Buraya kuzeyden Sümerler geldiler. Türk diline yakın dil ile konuşan bu halk bunları hakimiyetleri altına alıp birleştirdiler. Barajlar kurarak artı değerler oluşturdular. Nuh bunların arasından çıkmıştır. Henüz halk kaynaşmış, tek topluluk olmamıştı. Nuh Peygamber bunları birleşmeye ve birlikte olmaya çağırmış ama bunlar buna kulak vermemiştir. Nuh aleyhisselâm sonraları yerli dili değil de Sümerceyi sürdürdüklerine göre demek Nuh aleyhisselâm Mezopotamya’ya gelen halktan idi. Yani Sümerlerden idi.

Sonra ise topluluk oluşmuş artık halk birbirlerine karışmıştı. Ama bu sefer siteler devletinde her site kendi sitesinin tanrısına tapıyordu. Hûd tüm kavme hitap ederek kardeşim demektedir. Anasından bir tarafa babasından diğer tarafa mensup olduğundan hepsini bir kavim saymaktadır.

Nuh Peygamberi anlatırken “Fa Kâle” dendiği halde, burada sadece “Kâle” demiştir. Fa-i tafsiliyeyi burada kaldırmıştır. Çünkü söylenen Nuh’un söyledikleri idi, aynı mesajı veriyordu. Nuh Peygamber inkılâp yapıyordu. Hud Peygamber ise irticaı önlüyordu. Nedir irtica? Tekrara Nuh Peygamber zamanındaki her topluluğun kendi tanrısına tapması, ayrılıkçılık idi. Tufanla bu başarılmıştı ama komşu ülkelerden gelip yerleşen halklar yine putperestliği getirmişlerdi. Hud yeni risaletten çok Nuh’un risaletini teyid ediyordu. İrticaı önlemeye çalışıyordu.

 

قال يا قوم اعبدوا الله ما لكم من إله غيره  أفلا تتقون

“Ey kavmim, Allah’a itaat edin, sizin Allah’tan başka ilâhınız yok” demiştir. Böylece aynı halkı aynı tebliğ ile uyarıyordu. Nuh Peygamber halkına, “Ben sizin için büyük azaptan korkuyorum” demişti. Hud ise, “İttika etmez misiniz?” diyordu. Nuh Tufanı gelmiş ve geçmişti. İnsanlar derslerini almıştı. Artık korunmanız gerekir, diyordu. İttika etmek, kulübeye girip sığınmaktır. Orada korunmaktır. Kulübe bilinmektedir. Örnek var. Bizim için bunun önemi, Kur’an Araplara ilk geldi. Onlar için Nuh Peygamber misali idi. Oysa bizim önümüzde örnek vardır. Onlara bakarak İkinci Kur’an Medeniyeti’ni daha kolay kurabiliriz. Kur’an sarayına girerek Arapların o gün elde ettikleri başarıları bugün biz de elde edebiliriz.

 

قال الملأ الذي من قومه إنا لنراك في سفاهة و إنا لنظنك من الكاذبين (7/66)

Nuh aleyhisselama, “Sen dalâlettesin, şaşkınlıktasın.” demişlerdi. Hud aleyhisselama ise, “Sen sefahattesin” diyorlar. Dalâlet, akıllı insanın dikkatsizlikten dolayı yaptığı yanlışlıklardır. Sefahat ise akıl noksanlığından dolayı yanlışlıktır. Nuh zamanında insanların kültürü ona akılsız diyecek kadar değildi. Onun için ona “dalâl” dediler. Oysa Hud zamanında Sümer Medeniyeti gelişmiş, halk ilim sahibi olmuşlardı. İnanmış insanları doğru yolda olanları sefih sayıyorlardı. Onlara akıl noksanlığı gözü ile bakıyorlardı. Bugün de batıcılar bize öyle bakıyor. İlimlerine güvenerek bizi sefih kabul ediyorlar. İlimde de onları geçince işte o zaman saldırıya geçiyorlar. Necmettin Erbakan’a düşmanlıkları alim dindar olmasından dolayıdır. Sefih diyemiyorlar ama yine de söylüyorlar. Ali Fuat Başgil konferans vermiş bir masonun oğlu bana bu deli diyordu. Çünkü güçler vardır. Sen onlarla nasıl baş edeceksin? Sen aklını kaybetmişsin de onlarla uğraşıyorsun diyorlardı. Bugün biz de hep bunu söylüyorlar. Ama galip gelen hep biz oluyoruz.

Nuh Peygamberin kıssasında “mübin dalâlet” denmişti. Burada “seni yalancı zannediyoruz” diyorlar. Bir taraftan “sefihsin” diyorlar, diğer taraftan da “yalancısın” diyorlar. Oysa sefahat ile yalan pek bir araya gelmez. Çünkü yalancı demek zeki kimse demektir. Ama onlar karşı tarafı yıkmak için aklına gelen vasıfları yakıştırıyorlar. Bir doğru iş yaptığınız zaman size şunu söylerler, bunu söylerler. Onlar ne der deyip de iş yaptığınız anda sizin İslâmlığınız biter. Her işte Allah ne der diyecek ve ona göre konuşacaksınız. Allah’tan başka kimseden korkmayacaksınız. İşi ona buna kulak vererek diyerek değil, hak ne ise ona göre hareket ederek yapacaksınız. Başkasının hakkını yemeyeceksiniz, düzeni bozmayacaksınız. Ama ondan sonra kendi aklınızla, kendi içtihadınızla hareket edeceksiniz ve bunda direneceksiniz. İşte cihat budur. Cihatla içtihat aynı kökten gelir. İçtihat kendi nefsine cihattır.

 

قال يا قومي ليس بي سفاهة  ولكنى رسول من رب العالمين (7/67)

Ey kavmim bende sefahat yoktur, ben âlemlerin Rabb’inden resulüm diyor. 

Nuh’un söylediğinin benzerini söylüyor. Burada “Âlemlerin Rabbi” derken tüm putları reddediyor. İnsanların heva ve heveslerini de ilâh yapıyorlar. O halde bütün ideolojiler birer puttur. Her sistemde, her düzende doğru taraflar vardır, yanlış taraflar vardır. Doğru taraflar ilâhidir. Yanlış taraflar şeytanidir. Bir ideolojiye saplanmak değil, her ideolojinin hak tarafını alıp yanlış tarafını atmak gerekmektedir. Başka bir ifade ile ideolojiye göre hak değil de hakka gör ideoloji yolunu tutmak gerekir.

 

أبلغكم رسالات ربى و أنا لكم ناصح أمين (7/68)

Hud aleyhisselam da Nuh aleyhisselam gibi “Rabb’imin risaletini tebliğ ediyorum” diyor. Çünkü ikisi aynı medeniyeti oluşturuyorlar. Nuh peygamber ve size nasihat ediyorum demişti. Hud aleyhisselam, “Ben size emin nasihatçiyim” diye cevap vermiştir. Nasihati teyid etmiştir. Nuh aleyhisselam onlara “Ben sizin bildiklerinizi biliyorum” dediği halde, Hud böyle bir şey söylemiyor. Çünkü onlar da Hud kadar ilim sahibi olmuşlardır. Bizim için bunun verdiği ders Avrupalılara; “Biz sizden daha çok biliyoruz.” Yerine; “Gelin sizin de bildiğiniz ilme uyalım.” diyeceğiz. Demek ki peygamberlerin kıssalarını okuyacağız ve çağımıza uyanları uygulayacağız. Gerçek şudur ki, bugün ilimleri biz Avrupalılardan öğreniyoruz. Onlara ders veremeyiz ama onları doğru yola çağırabiliriz. Kendi ilimleri ile çağırırız.

 

أو عجبتم أن جاءكم ذكر من ربكم على رجل منكم لينذركم و اذكروا إذ جعلكم  خلفاء من بعد قوم نوح و زادكم فى الخلق بصطة فاذكروا آلاء الله لعلكم تفلحون (7/69)

Hud Peygamber de Nuh Peygamber gibi Allah’tan bir zikrin sizden birine gelmesi acaibinize mi gidiyor demiştir. İnsanlar geçmişte olanları kabullenirler de çağdaşlarını adam yerine saymazlar. Evdeki buzağı öküz olmaz. Nuh örneği geçmiş olduğu halde Hud için de aynı şeyi söylüyorlar. Peygamberler örneği gelip geçtiği halde bugünkü uyarıcılar onların acaibine gidiyor. Oysa Allah insanlara değişik imkanlar vermiştir. Kimini zengin etmiş, kimini makam sahibi yapmış, kimine cemaat vermiş, kimine de ilim vermiş. Her nendense halk diğerlerine ses çıkarmaz da ilim adamlarına hasım olur, onları kıskanır. Acaibine gider. Çünkü ilimde ilâhilik görür ve onu insana yakıştırmaz. Oysa ilmi veren de zenginliği veren de Allah’tır. Kimsenin üstünlük iddia etmeye hakkı yoktur. Biri “benim cemaatim var” dese ayıp olmaz, “param var” dese ayıp olmaz, “ben generalim” dese, “profesörüm” dese ayıp olmaz da; “ben alimim” dese ayıp sayılır.

Nuh da ittika etmeniz ve rahmet olsanız diye inzara geldiği halde burada, “Sizi Nuh kavminden sonra halife yaptı ve sizi daha çok ziyade etti.” Mezopotamya Medeniyeti Akatların katkısı ile gelişti ve ileri safhalara ulaştı. “Bunu hatırlayın.” diyor. Bizim burada alacağımız ders, Allah bizi Araplardan sonra İslâmiyet’e halife yaptı. Bizim gücümüz onlardan çok daha fazla yaptı.  Mezopotamya’da peygamberlik Türklerde başladı, Araplar geliştirdiler. İslâmiyet’te ise medeniyet Araplarda başladı, Türkler geliştirdiler. Bu sözler Mekke’de söyleniyor. Gelecek hakkında haberler veriliyor. Tâ sûrenin başında buna işaret edilmiştir.

Yine Nuh aleyhisselamda söylenmeyen bir şey söyleniyor. “Allah’ın âlâını zikredin felaha erersiniz, refaha erersiniz.” Nuh aleyhisselam zamanında henüz medeniyet doğmamıştı. İlimler bilinmiyor ve ondan yararlanma imkanı yoktu. Oysa Ad kavminde artık matematik, geometri, astronomi ve tip ilimler gelişmişti. Seramik ve baraj teknolojileri oluşmuştu. Artık insanlara kendilerinin düşünerek bunları değerlendirilmeleri isteniyor. Bunlar söylendiğinde arkeolojik kazılar yapılmamıştı.

Nuh aleyhisselamın kıssasında sadece onu tekzib ettiler diyor. Burada ise tekzibin şeklini açıyor. Bunda iki hikmet olabilir. Biri Nuh’u tekzipleri artık geçerli değil, Nuh Tufanı gibi tarih olmuştur. Oysa Hud’u tekzip kıyamete kadar sürecek tekziptir. Onun için burada açıyor. Diğeri ise benzer olayları değişik peygamberlerde hikâye diyor, kıyasla öbürleri de anlatılmış oluyor. Böylece İslâmiyet’teki meşhur kıyasın örneğini vermiş oluyor.

Nuh zamanında kavimler arasında ayrılık vardı. Herkes kendi dilinde Allah’a tapıyordu. Herkes Allah’ı kendilerinin olduğunu kabul ediyordu. Henüz şirk başlamamıştı. Ad kavminde ise kabileler birleşmiş ve sulh yapmışlar, aslında tek tanrı ayrı ayrı adlarla çağrıldığı için ayrı ayrı tanrılar imiş gibi ibadet etmeye başlamışlardır. Her topluluk Allah’a isim verirken şerefli saydığı varlığın adına benzer ad verir. Biz tanrı=ışıklı diye adlandırırız. Farslar Huda diyorlar. Hod kendisi demektir. Yani kendi kendine olan anlamında.  Bunlar çivi yazısından önce şekillerle gösterilirdi. Seramik gelişince yazının yanında heykeller yapmaya başladılar. Sonra onlara ibadet eder oldular. Yani putperestlik böyle başlar.

Mustafa Kemal heykel sanatının ülkeye gelmesi ve kendi adının duyurulması için heykeli zorla Türkiye’ye getirmişti. Ama sonraları onun heykeline tapacaklarını aklına bile getirmemişti. Çünkü müsbet ilimle donanmış Türk aydınları hiç taşa tapar mı? Ama bugün ona zorla taptırıyorlar. İşte topluluk putperestliğe böyle dönüşür. Türkler Şamanizmde atalara tapıyorlardı, şimdi evliyalara tapıyorlar. Onlar evliyaların mezarına giderken öbürleri de zorla anıtkabire götürüyorlar. Mustafa Kemal’in “Gençlik Hitabesi”ni okuyacaklarına ölümüne saygı duruşu yapıyorlar. Lenin’e de Mao’ya da öyle yapıyorlar. Ama bunlara sorarsanız öldükten sonra hayat yoktur. O halde neye tapıyorsunuz? Önemli değil. Önemli olan Allah’a tapmamak. Ad kavmi de bugünkü kavmin aynısı. Allah’ı inkâr etmiyor ama putlarını O’ndan daha yüce yapıyorlar. Bunlar bazan siyasi kahraman, bazan da peygamber veya evliya olur. Tabii ki burada tapılanın bir günahı yok. Hazreti İsa elbette sorumlu değil. Tapanlar sorumlu.

 

قالوا  أجئتنا لنعبد الله وحده ونذر ما كان يعبد وآبائنا فأتنا بما تعدنا إن كنت من الصادقين (7/70)

Babalarımızın yaptıklarından biz vaz mı geçeceğiz? İşte burada da yine tutuculuk sözkonusu. Nasıl insan çocukken büyür gelişirse, medeniyetler de doğar, büyür ve gelişirler. Ama bir türlü yaşının hakkını vermezler. Ad kavmi Sümerlerin mirasçısı olarak daha üst seviyeye çıktı. Çünkü ona varis oldu. Batı da İslâm Medeniyeti’nin üstüne çıktı, çünkü ona varis oldu. Ama sosyal yapı bakımından geri kaldı. İşte bugünkü batının durumu budur. Teknolojide ve ilimde çok ileri giden batı hukukta ve dinde ise orta çağın da gerisinde. Çünkü ilme göre değil geleneğe göre hukukları var.

Bu değişecek. Tav’an veya kerhen bu değişecek, kanla da olsa kansız da olsa bu değişecek. Başka türlü ilerleme olmaz. O gün de Hud aleyhisselam bunları söyledi.

Bugün bizim söylediklerimize, Kur’an’ın haber verdiğine, ilmin verilerine kulaklarını tıkamış olanlar senin hikâye ne zaman diyorlar. Haydi gelsin diyorlar, gelecekse. O gün de Hud aleyhisselama aynı şeyleri söylediler. Çünkü onu söyleten, bunları söyleten Allah. İnkılâp böyle olacak, gelişme böyle olacak. Tesir aksi tesir birbirine eşittir.

 

قال قد وقع عليكم من ربكم رجس وغضب أتجادلونني في أسماء سميتموها أنتم و آبائكم ما نزل الله بها منم سلطان فانتظروا أني معكم منتظرين (7/71)

Hud size Rabb’inizden ricz ve gadap vuku bulmuştur. 

Nuh aleyhisselamın kavmi yerleşik düzene intibak edememiş ve göçebe düzeninde direniyordu. Ad kavmi ise yerleşik düzeni ifsat ettiklerinden dolayı bazı sıkıntılara giriyorlardı. Asıl ceza gelmeden önce Allah toplulukları uyarır, onlara başlarına geleceklerini haber verir. Türkiye’nin başına gelen sıkıntılar hatırlatılmaktadır. Gadab ve ricz iki çeşit âfetten zikrediliyor. Gadab maddî yani bedene gelen cezalardır. Ricz ise ekonomik bozukluklar veya iç isyanlardır. Türkiye 28 Şubat’tan sonra bunları hep görmektedir ama uyanmak istememektedir. Hud bunları uyarmış ama bunlar bunda uyanmamışlardır. Ad kavmi putlara tapıyor ve onunla kendilerinin ve atalarının koyduğu adlar adına mücadele ediyorlar. Mustafa Kemal adına lâikliği, üniter devleti icad edip bölücülük yapıyorsun diye minareden bahsedeni hapse atıyorlar. Türkiye’yi toptan düşmana teslim ediyorlar, o suç olmuyor da; biri bir temennide bulunmuş, o hapse atılıyor. Uçuruma sürüklenen topluluklar böyle boğulup giderler. “Bekleyin, biz de bekleyeceğiz.” demişti Hud kavmine. Ne istemişti Hud? Allah’a ibadet edin başkasına etmeyin. Allah’a ibadet etmek ne demek? Müsbet ilim ne diyorsa onu yapmak demektir. Onların zamanında müsbet ilmin ne olduğunu bilmiyorlardı. Peygamberler olacakları söylüyordu. Bugün ise peygamber yok, onun yerine ilim var. Biz ne diyoruz? Adil Düzene gelin diyoruz. Yani müsbet ilme gelin diyoruz. Bizimle ilim içinde tartışacağına, başörtüsü gibi bahanelerle meclisleri basıyorlar. Ondan sonra da her gün sıkıntının üstüne sıkıntı içine giriyorlar. Ama hâlâ da uyanan yok.

 

فأنجيناه و الذين معه برحمة منا و قطعنا دابر الذين كذبوا بآياتنا وما كانوا مؤمنين (7/72)

“Onu ve onunla beraber olanları kurtardık,  bizden rahmet olmak üzere kurtardık.” diyor Allah. Biz de bunları söylüyoruz, uyarıyoruz. Gelin ilmin dediklerini yapalım diyoruz. Türkiye’yi borçtan kurtaralım diyoruz. Savaş maceralarına girişmeyelim diyoruz. Bizi dinlemiyor ve söyletmiyorlar bile. Biz O’nun takdirine rıza gösteriyoruz. Çünkü herkes ölecek. Kurtuluş Allah’ın yanında olmaktır.

“İnanmamış olarak âyetlerimizi yani ilmin gösterdiği gerçekleri tekzib edenlerin kökünü kestik.” diyor. Gerçekten Ad kavmi gitmiş, yerine Semud kavmi gelmişti.

 

Allah İstiklâl Savaşı ile bizi uçurumun kenarından kurtarmıştı. Eğer İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da yenilseydik, şimdi biz değil bizim yendiklerimizin çocukları oturacaktı. İlmin gösterdiği yoldan yapacaklarımızı yapmaz da düşmanlarımızdan medet umarsak akıbetimiz benzer olur. Allah Kur2an’daki bu kıssaları sadece hikâye olsun diye anlatmıyor. Bizim ibret almamız için anlatıyor.

Nuh kavmi için “kör kavim idiler” diyor. Hud kavmi için “inanmamışlardı” diyor. Onlar cehaletten, bunlar küfürden gark olup gittiler.

 

 

19 EKİM 2001

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

 

 

 






Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 113
A'RAF SURESİ 6-7.AYETLER TEFSİRİ
8.06.2001 2541 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 112
A'RAF SURESİ 4-5.AYETLER TEFSİRİ
2.06.2001 5836 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 112
ADİL DÜZENDE GENEL HİZMETLER – XVII-HABERLEŞME HİZMETİ
1.06.2001 2808 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 111
A'RAF SURESİ 1-3.AYETLER TEFSİRİ
25.05.2001 9820 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 110
MEARİC SURESİ 43 .AYETLER TEFSİRİ
18.05.2001 2944 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 109
ZÜMER SÛRESİ-18 VE AHZAB SURESİ 39.AYET TEFSİRİ
11.05.2001 2611 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 108
NİSÂ SÛRESİ 65.AYETLER -ÖZEL TAHKİM TEFSİRİ
4.05.2001 2856 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 107
MÜDDESİR SURESİ 42-44.AYETLER TEFSİRİ
27.04.2001 2868 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 106
TEFSİR YOK-TİCARET (BEY’ ve SELEM)
20.04.2001 2205 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 105
TEFSİR YOK-ÇOCUK ALDIRMANIN HÜKMÜ
13.04.2001 3078 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 104
NİSA SURESİ59.AYET ÖZEL TEFSİRİ
6.04.2001 1509 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 103
R U H AYETLERİ TEFSİRİ - 2
30.03.2001 1451 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 102
RUH AYETLERİ TEFSİRİ-1
23.03.2001 2232 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 101
BAKARA SURESİ 283.AYET ÖZEL TEFSİRİ-2-EMANET-2
16.03.2001 2461 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 100
BAKARA SURESİ 283.AYET ÖZEL TEFSİRİ-1-EMANET-1
2.03.2001 3359 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 99
ALİ İMRAN 186.AYET ÖZEL TEFSİRİ-İBTİLA(SINAV)
23.02.2001 3447 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 98
ARAF SURESİ 96.AYET ÖZEL TEFSİRİ-BEREKAT
16.02.2001 3851 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 97
TEKASÜR SURESİ TEFSİRİ-SORUMLULUK
9.02.2001 3139 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 96
BEYYİNE SURESİ TEFSİRİ-KUR’AN’DA SOSYAL GRUPLAR
2.02.2001 3054 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 95
HACC SURESİ -8. LOKMAN SURESİ -20.AYETLER TEFSİRİ
26.01.2001 1974 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 94
FATİHA SÛRESİNİN DEMOKRATİK YORUMU
19.01.2001 1667 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 93
KADİR SURESİ TEFSİRİ-3
12.01.2001 2838 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 92
TEVBE SURESİ 128-129AYETLER ÖZEL TEFSİR
5.01.2001 2640 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 91
BAKARA SURESİ 278-279.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ-DIŞBORÇ
22.12.2000 4768 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 90
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-4-MUKASSİMAT
15.12.2000 2570 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 89
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-3-CARİYAT
8.12.2000 2861 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 88
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-2-HAMİLAT(YÜKLER)
1.12.2000 3342 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 87
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-1-TESİR ÇİFTİ
24.11.2000 2983 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 86
KEHF SURESİ 28.AYET ÖZEL TEFSİRİ-1-İFRAT VE TEFRİT
18.11.2000 4289 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 85
KEHF SURESİ 28.AYET ÖZEL TEFSİRİ-2-NEFİSTE SABIR
11.11.2000 2820 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 84
KEHF SÛRESİ – 27 -28. ÂYET ÖZEL TEFSİRİ-OKUMA/ TİLÂVET
4.11.2000 3096 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 83
NAHL SURESİ 80.AYET ÖZEL TEFSİRİ -BOZULMA/ENTROPİ
28.10.2000 2434 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 81
BAKARA268-275-ALİİMRAN175-İSRA27 AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
14.10.2000 3094 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 80
NECM SURESİ19-21.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
7.10.2000 3407 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 79
HACC SURESİ 47-SECDE SURESİ 5. AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
30.09.2000 2672 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 78
NAHL SURESİ 72 ve 73.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
23.09.2000 3053 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 76
iSRA SURESİ 85.AYET ÖZEL TEFSİRİ
9.09.2000 3854 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 75
TALAK-65,HİCR-21,KAMER-49,RAD-8.AYETLER ÖZEL YORUMU
2.09.2000 2359 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 74
ZİLZAL -1,BAKARA -214,HACC-1.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
26.08.2000 3478 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 73
NİSÂ SÛRESİ 34-B-AYET ÖZEL TEFSİRİ
19.08.2000 2635 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 72
NİSÂ SÛRESİ 34-A-AYET ÖZEL TEFSİRİ
12.08.2000 3109 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 71
FECR SURESİ 1-5.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ
5.08.2000 4148 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 70
FATİHA SURESİ ÖZEL TEFSİRİ-İSLAM VE DEMOKRASİ
29.07.2000 2275 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 69
İSRA SURESİ 84.AYET ÖZEL TEFSİRİ-ŞÂKİLE/ÖZ TİTREŞİM
22.07.2000 4130 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 68
BAKARA SURESİ 1-4.AYETLER ÖZEL TEFSİRİ-GAYBE İMAN
15.07.2000 3354 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 67
KURAN SURELERİNİ SINIFLANMA VE ÖZELLİKLERİ
8.07.2000 2350 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 66
YAASİN SURESİ 47.AYET ÖZEL TEFSİRİ-DAYANIŞMA SİSTEMİ
1.07.2000 3552 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 65
MÂUN SÛRESİ 3.AYET ÖZEL TEFSİRİ-HERKESE İŞ - HERKESE AŞ
24.06.2000 3776 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 64
KİT'LERİN(KAMU İKTİSADİ TEŞEKKÜLLERİ)ÖZELLEŞTİRİLMESİ
17.06.2000 2756 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 63
HİCR SURESİ 21.AYET ÖZEL TEFSİRİ
10.06.2000 4009 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 59
RAHMAN SURESİ 33.AYET ÖZEL TEFSİRİ-MÂŞERİ SİSTEM
13.05.2000 5447 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 56
NUR SURESİ 32.AYET ÖZEL TEFSİRİ -EŞLİK ANLAŞMALARI
22.04.2000 4579 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 55
ŞERİAT VE DEVLET BAŞKANLIĞI -TEFSİR YOK
15.04.2000 3317 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 54
NECM-39,NİSA SURESİ 29.AYETLER TEFSİRİ-KUR’AN VE İNŞAAT
8.04.2000 3108 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 53
NUR SURESİ 54.AYET TEFSİRİ-KUR'ANDA İTAAT
1.04.2000 3928 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 52
NİSA SURESİ-58 ve 6.AYET TEFSİRİ -CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ
25.03.2000 3016 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 51
BAKARA SURESİ 282.AYET ÖZEL TEFSİRİ-TEDAYÜN AYETİ
11.03.2000 3849 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 50
AKEVLER İSTANBUL TÜKETİM KOOP. -BİLGİSAYARLI MUHASEBE
4.03.2000 1337 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 49
AKEVLER İSTANBUL TÜKETİM KOOPERATİFİ UYGULAMA YÖNETMELİ
26.02.2000 1120 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 48
MAL - SENET - PARA DOLAŞIMI-TEFSİR YOK
19.02.2000 1903 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 46
ÂYET PROJESİ-AĞAÇ EVLER PROJESİ
5.02.2000 2744 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 45
MÜZZEMMİL 6.AYET -E N T E G R A L-T Ü R E V
29.01.2000 2474 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 44
SAĞLIKTA ONLU VE İKİLİ SİSTEMİN UYGULANIŞI
22.01.2000 2387 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 43
2000 YILINA GİRERKEN GEÇEN BİR YILIN MUHASEBESİ-AHŞAP
15.01.2000 2305 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 41
AVRUPA BİRLİĞİ VE İSLÂM
25.12.1999 2998 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 40
RAMAZAN VE KUR’ÂN-ASTRONOMİ İLMİ
18.12.1999 2605 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 38
RAHMAN SURESİ 1.AYET ÖZEL TEFSİRİ-CEBİR
4.12.1999 2375 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 37
ZELZELE RUHİYATI-ORTAKLIK DEĞERLERİNİ BÖLÜŞTÜRME
27.11.1999 2803 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 36
DÖNÜŞLÜ EŞİTLİKLER-MATEMATİĞİN SARSICI SONUÇLARI
20.11.1999 1400 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 35
BİLGİSAYAR PROGRAMI-BAZİK PROGRAMLAR
13.11.1999 2622 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 32
YUNUS 5.AYET-İSRA 12.AYET TEFSİRİ-MATEMATİK-2-
23.10.1999 2546 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 31
LOKMAN 34.AYET TEFSİRİ-HİSABİ VE GAYBİ OLUŞLAR
16.10.1999 2105 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 30
MATEMATİK-1-ADİL DÜZEN EKONOMİSİNDE DENGE-RAHMAN1-9
9.10.1999 2835 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 28
ADİL DÜZENDE İŞLETMELER-TEFSİR YOK
25.09.1999 1495 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 27
MATEMATİK-MATEMATİĞİN MÜRSELÂTI
18.09.1999 2761 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 25
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -ORTAK VE ORTA DEĞERLER
4.09.1999 1175 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 24
ZARİYAT SURE TEFSİRİ-1-6-AYET-F Â R İ K Â T
28.08.1999 1296 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 23
ZARİYATSURE TEFSİRİ1-6AYET-ÂSIFÂT VE NÂŞİRÂT DÖRTLÜLERİ
21.08.1999 1373 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 22
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-1-6-AYET-ÂSIFÂT VE NÂŞİRÂT
14.08.1999 1498 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 21
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-1-6-AYET-MÜRSELÂT VE MÜLKIYÂT-2
7.08.1999 1617 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 20
ZARİYAT SURESİ TEFSİRİ-1-6-AYETLER-MÜRSELÂT VE MÜLKIYÂT
31.07.1999 1699 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 19
MÜRSELAT SURESİ1-6.AYETLER-İNSAN - KAİNAT İLİŞKİSİ
24.07.1999 2097 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 18
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -ÇARPMA
17.07.1999 3687 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 17
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -SAYMA
3.07.1999 1263 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 16
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -HARFLER
26.06.1999 1929 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 15
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -MATEMATİK
19.06.1999 3364 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 14
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -ZARİYAT49-ÂYETTE ÂYET / MUCİZE
12.06.1999 1702 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 13
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -TEFSİR- “TaZakKuR"KELİMESİ
5.06.1999 1525 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 12
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -TEFSİR-“LaGalLa” kelimesi
29.05.1999 1261 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 11
KUR'AN MATEMATİĞİ -U S Û L
22.05.1999 3506 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 10
KUR’ÂN MATEMATİĞİ -TEFSİR
15.05.1999 2671 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1
KUR’ÂN MATEMATİĞİ- TEFSİR-I -ZARİYAT 49.AYET
17.04.1999 5554 Okunma


© 2026 - Akevler