Hüseyin Kayahan
ASLAN OĞLUM ve METOD
11.04.2012
4575 Okunma, 13 Yorum

ASLAN OĞLUM ve METOD

Oğlum geldi. Cümlesi, herkes için anlaşılır bir cümledir. Yine de tam anlaşılmaz. Yalnızca bir oğlum var da, o mu geldi; tam belli değildir. Onunla beraber başkalarının da gelp gelmediği belli değildir.

Benim oğlum geldi. Dersem, aslında m iyelik zamiri olduğu için, benim kelimesine gerek yoktu. Öyleyse buradan, başkaları gelmedi, yalnız benim oğlum geldi diye düşünme mümkündür. Ama yerini değiştirsem; Oğlum benim, geldi. Desem o mana anlaşılmaz, tamamen başkalaşır iş.

Uçtu, aslan oğlum benim. Desem, iş tamamen müşkül hale gelir. Yüklem başa geldiği için farklı bir vurgu aramamız gerekir. Hadi bu kolay ama ya aslan kelimesine ne diyeceğiz? Eğer anlatan ben insansam, oğlum aslan olamaz, yok eğer bir aslanın hikayesi anlatılıyorsa, kendi cinsinden bir sıfatla niye anlatsın? Vurguda esas olan, kendi dışındakilerde bulunan vasıflarla anlatmaktır. Aslanın hangi vasfından dolayı bu sıfatı kullanmıştır diye düşünmeye başlarız. Cesareti mi, kuvveti mi, cüssesi mi, sesi mi, hızı mı, sıçraması mı, vs,? Utçuya da bir şey uydururuz elbette. İnsan da, aslan da kuş değildir ki uçsun İşte bu gibi hallerde aslında hemen bütün hallerde- hakiki mana verilemez ve mecaza kaymak gerekir. Sizler zaten bunları bilirsiniz de başka okuyanlar olursa onlar için bir girizgah olsun dedim.

“…yedullahe feka eydiküm…”, Allah’ın ELİ sizin ELLERİNİZİN fevkindedir ibaresiyle karşılaşan insan ne yapacaktır? El, canlılar içinde sadece insana mahsus bir uzuvdur. Bitkilerin (dallarını el, köklerini ayak saymazsanız), hayvanların (bazılarının ön ayaklarını saymazsanız) el, sadece insanda vardır ve nasıl bir şey olduğunu (sınırlarında ihtilaf etsek de) biliyoruz. Peki Allah’ın eli nasıl olacak? Ya burada kast edilen Allah, bizim bildiğimiz Allah değildir, ya da EL, bizim bildiğimiz EL değildir. Eskiler Allah’ı hakiki manasında bırakmışlar ve EL'i tevil etmişler.

“… Akridullahe karden hasenen…” ibaresinde de hakiki manayı verememişler. Allah neredeki ona karz/kredi verelim? Hem de hasen bir kredi vermemiz emir kipi ile ifade edilmiş. Burada ise  karzı hakiki mana da bırakmışlar ama Allah kelimesini tevil etmişler, DEVLET'tir, KAMU'dur, TOPLULUK'ur demişlerdir. Hakiki manadan çıkmak için HAKİKİ MANANIN VERİLEMEMESİ GEREKİR. Hakiki mana verdiğiniz zaman akılla, ilimle, hayatla ve kurduğunuz tüm sistemle çelişen bir mana çıkıyorsa onu tevil etmek zorunda kalırsınız. Yoksa durduk yerde hakiki mana terk edilemez.

Eğer sarik kelimesini hırsız olarak, yani insan olarak anlıyorsak; her insanın nasıl ki iki eli ve iki ayağı varsa, hırsızın da iki eli ve iki ayağı var demektir. Allah’ın eli olamayacağı için, gerçek manada eli olan bir varlık Allah olamayacağı için, orada EL kelimesini mecburen tevil ederiz. Allaha el izafe etmek imkansızdır. O zaman o varlık bizim bildiğimiz Allah olmaz. Zorunlu olarak tevil ederiz. Ama hırsızın iki eli de var olduğuna göre neden hakiki manayı bırakmamız gerekir ki? Çünkü bir defa kata/kesmek kelimesini mecaza cevirdik mi işin sonu gelmez de ondan. Önce Kata/kesmek, ardından yed/el, ardından ricl/ayak, yetmez ardından bi, ardından hilaf/çapraz, aykırı”, ve böylece cümlenin tamamını mecazla çözmek zorunda kalırsınız. Artık iş çığırından çıkmıştır. Gerçek manayı vermeye bir mani olmadığı halde, gerekçesini bilemediğim bir sebeple bir kelimeyle oynadınız mı, artık diğerleri de orada tutunamazlar. Bu ayet yetmez arkasından diğerleri de sıraya girer. Firavunun sihirbazlarına, iki yerde söylediği; ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ile kat edeceğim, sonra da sizi asacağım…” cümlelerini de tevil edersiniz. Sihirbazların cevaplarını da tevil edersiniz. Birinci de hangi argümanları bulduysanız diğerlerinde de -tutarlılık adına- aynısını söylersiniz; uysa da, uymasa da Sümerlilerin 3-4-5 bin yıllık yazılı tabletlerinde biradan, dolayısıyla içkiden bahsedilirken, 4 bin yıllık Firavunların hiyerogliflerinde içki betimlemeleri varken, her iki uygarlık arasında kervanlarla seferler yapıp, mal alıp, mal satan Arapların, kendileri bilmiyor olsalar bile ki bana göre mümkün görünmüyor-, onlardan bunu satın almış olmamaları, bir isim koymamış olmaları, içmiyor olmaları muhaldir. Lügatte hamr karşılığı olarak; şarapta vardır, maya da vardır, filan da vardır ama ben mayayı tercih ediyorum demek, yine bir nebze anlaşılır bir şeydir. Başkası da hamrı tercih edebilir, ama sadece budur, demek bence doğru değildir.

Kuran yabancı kelimeler de kullanır. Mesela,üstadın bulduğu bir kelime benim çok hoşuma gider. Mısırdan çıktıktan sonra Ben-i İsraile hitaben “…kulü hıttatün…”  ibaresi vardır. İsrail Oğulları Mısır’ı terk etmişler, Hatti veya Hitit ülkesinin sınırına gelmişlerdir. Onların kurallarını, kanunlarını kabul ettiklerinin bir işareti ve ikrarı olmak üzere, onlara böyle demelerini söylüyor. Yani, biz de Hattiyiz, Hattiliyiz, Hititiz veya Hititliyiz, Hatti veya Hitit kanunlarını kabul ediyoruz ve kapınızdan içeriye böyle giriyoruz deyin demektedir. Bu giriş; misafir, mülteci veya vatandaşlık şeklinde olabilir. Esas olan; sizin yönetiminizi, kanunlarınızı, kurallarınızı kabul ediyoruz, demektedirler. Onların dilinde bu kelime barış” manasında da olabilir. Hatti ile Hititlerin tarihlerine bakarak, Mete bey Musanın bu ülkeye girişini detaylandırabilir.

Şahsım adına, Üstad Karagüllenin de dediği gibi, şunu söylemek istiyorum: Eğer bir meod/usul üzerinde uzlaşamıyorsak, tartışmak boşunadır, demogoji yapmış oluruz. Dilin bilinen, yani üzerinde icma ve ittifak edilmiş kurallarını uygulayacaksak, tartışmalara devam edelim. Kuran Allah’ın kitabıdır, bir dili vardır, o dilin kuralları henüz yozlaşmamışken tespit edilmiştir. Sübjektif değil, objektiftir. Lügatçiler ve gramerciler kuralları tamamen objektif olarak koymuşlardır.

Başta üstad Karagülle olmak üzere, önce uygulayacağımız usulü deklare edelim. Bu konuda anlaşamıyorsak, yine tartışırız ama aynı şeyleri tartışmış olmayız.

Saygılarımla.

H.Kayahan

 

 


YorumcuYorum
Sam Adian
12.04.2012
00:32

Sayın üstat

Dil konusunda çok şey söylenebilir elbette. Ancak öncelikle bir iki hatırlatma yapmak istiyorum. 1. HMR: Bu kelimenin lugat manası “Maya”dır. Şarap manası ise Istılahi dir. Lütfen kelimenin geçmişine bakınız. Benim Maya manasını tercih etmemin bazı gerekçeleri var bunları yazdım. Şarap olarak algılayanlar için de bir sorun yoktur. Çünkü neticede Ayet buna doğrudan “Haram” demez. Zaten bizim asıl anlatmak istediğimiz de budur. Alah’ın “ism” dediği şeye (ister şarap olsun ister maya) niçin haram deniliyor? Sorusundan hareket ederek ayetin asıl işaret etmek istediği noktanın göz ardı edildiğini söyledim.. Sanırım burada dil ile ilgili bir problem yok. Eğer “ism” aslında “Haram”dır deniliyorsa o ayrı bir şeydir. Bana göre Allah isteseydi “haram” derdi. Niçin “ism” desin.

2. KAT’A: Bu kelimenin manası ile ilgili tereddütleri de yazdım. Ancak sizin bahsettiğimiz şey, yani “insanın iki eli vardır” ifadesi reel bir ifadedir. Ancak ayete dikkat ederseniz oradaki manada en az üç elin olması gerektiğini de anlarız. Ama insanın sadece iki eli vardır.

Kurallar ile ilgili olarak dedim ki: 1. Kelimenin anlaşılan manasına bakarız (yani lugat) 2. Kur’an da başka yerde kullanılıp kullanılmadığına, kullanıldıysa hangi manada kullanıldığına bakarız. 3. Sonra da döneriz kelimenin zahiri manasını teyit eden illetlerine bakarız. Ve böylece ayetin ifade ettiği manayı buluruz. (bizim yöntemimiz budur)

Sizin de bildiğiniz gibi, Kur’an ın sembolik anlatım uslübü vardır. Burada Kat’a ile ilgili detay söymeyeceğim. Ancak yukarıda bu uslüba uygun olarak bizim yaptığımız şeyi yazdım. Sizde konuyu araştırır ve kendi kararınızı verirsiniz. Beis yok.

Ancak şu eleştirinize katılmıyorum: Biz dilin yerleşik kurallarına manada itiraz etmiyoruz. (Gerekli olup olmadığı tartışılır) Bizim itiraz ettiğimiz şey, ISTILAH tır. Bunu da kullanmamaya gayret ediyoruz. Bu bir kuralsızlık değildir. Eğer Gramer ile ilgili ise, o halde Kat’a kavramındaki çoğulluğu açıklamalısınız. Ben açıklayamıyorum. Bir insanın üç eli yoktur ama ayet üç veya daha çok el demektedir. (eğer erkek ve kadından bahsettiği için derseniz, o halde hırsızlık suçunun oluşması için hem erkeğin hem de kadının aynı anda eylemi yapmış olmaları gerekmiyor mu? Ayrıca diğer ayetlerdeki kullanımı niçin göz ardı ettiğinizi de anlamadım. Yusuf 31. Ayet de dahil.)

Neticede biz kendimize göre anlıyoruz. Mananın orjinalini tercih ediyoruz. (HMR’de olduğu gibi) Ama siz buna itiraz ediyor ve kuralsız diyorsunuz. Peki ne yapmalıyız? Kat’a da ise Kur’an ın kullanış biçimine uyuyoruz. Bu da normaldir çünkü “Allah biz açıkladık” diyor.

Dilin kuralları böyledir deyip Istılah’a teslim mi olalım? Böylece Kur’an ı anlamaktan vazgeçip anlaşılmış olanın içinde dolanalım mı? Böyle yapacaksak zaten tartışmaya gerek yoktur. Çünkü zaten yeni bir şey çıkması mümkün olmaz bize göre. Çünkü mana bellidir, nasıl anlaşılması gerektiği de bellidir.

(Bu arada Araplar içkiyi biliyorlardı –sizin bira dediğiniz-, onun adına da “Nebiz” diyorlardı, tarihi kayıtlar açıktır. Biz bu noktaya da temas etmiştik.)

Karagüllenin bulduğu kelimeyi, yani Arapça olmayan kelimeyi örnek gösteriyorsunuz “…kulü hıttatün…” diyorsunuz. İçki meselesinde değil ama Hımar ile ilgili olarak bu kelimenin Sanskritçe olduğu bilinmektedir. (Khomar, bihamra …) Şimdi ne yapmalıyız? Buna da itiraz edildi.

Son olarak sizin itiraz ettiğiniz Kat’a kelimesinin manasına ilişkin olarak her şeyden önce Kur’an ın verdiği manayı dikkate almak gerekmiyor mu? Çünkü Allah “biz ayetlerimizi açıkladık” diyor. Böyle diyorsa açıklaması Kur’an da olması gerekmiyor mu?

Firavn ayetinde de bir sorun vardır kelime أَيْدِيَكُمْ فَلَأُقَطِّعَنَّ (Taha 71) ve أَيْدِيَكُمْ لَأُقَطِّعَنَّ (Şuara 49) aynen budur. Dilin kurallarını burada da uygulamak gerekir diye düşünüyorum. Kök olarak aynı olduğu açıktır. Maide 33 te ise أَيْدِيهِمْ تُقَطَّعَ böyledir. Şimdi ism-i fail olmasının sonucu nasıl değiştirdiğini merak ediyorum? İsm-i Fail oması yani sarik ve sarike olmasının manası, “Suçu işleyenin kendisi” değil midir? Burda bir ihtilafımız yok ki. Ceza suçu kim işlediyse ona verilir. İhtilaf olan şey, cezanın şekline ilişkin manadadır. Burda bizim ciddi tereddütlerimiz var, Kur'an ın yöntemleri ile örtüşmüyor.

Bana göre sadece kelimenin manasından yola çıkarak ceza ihdas edersek, Kur'an ın Ceza usulu'nu, Ceza nın ölçüsüne ilişkin hükümlerini ve uslubunu tamamen görmezden gelmemiz gerekiyor. Bir bakıma reddetmek gerekiyor. Açıkçası kendi adıma ben bunu yapamam. Başkası yaparsa ona da karışamam.

İkinci husus yusuf kıssasında ….şehid… kelimesi bizim referans aldığımız ayetlerde yok. Burda anlatmak istediğiniz şey nedir? (diğer yazının yorumunda yazmıştınız)

Siz beni ISTILAH kullanmakla eleştiriştiniz. Onun cevabını vermiştim. Okuyup okumadığınızı bilimyorum. Diğer yazının yorumlarında var. Orda da Istılah kullanmadık.

Son olarak, Vahiy geldiğinde Gramer de yoktu, Istılah da yoktu. Sarf da yoktu nahiv de yoktu. Onların nasıl anladıklarını düşünüyorsunuz?

Vesselam

Sam Adian
12.04.2012
00:39

Sayın Üstat

Biz Te'vil yapmadık (bize göre) sizTe'vil dediniz. Bu da mümkündür. Ama biz gerekçelerimizi, ayetlerle ortaya koyduk. Kur'an ın Cezalandırma hükümleri, prensipleri ve anlatım biçimleriyle birlikte.

Eğer siz bizim anladığımız şeyi yanlış buluyorsanız, bunu sadece gramer sebebiyle değil, delillerle ortaya koymanız gerekmiyor mu?

Biz ölçüsüz ceza olmaz dedik, ayet böyle söylüyor dedik. Misliyle ceza olamalıdır dedik, mali suça mali ceza olmalıdır, fiziksel suça kısas olmalıdır dedik. Çünkü öyetler böyle söylüyor. Hepsini yazdık. Buna itiraz eden çıkmadı. Kelimenin manasını eli koparıp atmak olarak alsak bile, bu çelişkileri ortada kaldırmıyor. Bunları nasıl anlamalıyız?

Ancak şöyle de anlaşılmasın: Hırsızlık suç değildir demedim. Hırsızlık suçtur. Ama cezası klasik anayışta olduğu gibi değildir.

Bir şeyi daha merak ediyoru, sizin açıklayabileceğinizi umuyoru. GASP suçunun fıkıhta cezası yoktur, sadece tazmin ettirilir. Bunun sebeb-i hikmmetini de yine delillerle açıklayabilir misiniz? (ben bunu da açıklayamıyorum)

Vesselam

Lütfi Hocaoğlu
12.04.2012
09:32

Sayın Sam maalesef yine aynı şeyi yapıyorsunuz. Hüseyin bey sonuna kadar haklı. HMR: Bu kelimenin lugat manası “Maya”dır. Şarap manası ise Istılahi dir. Kurallar ile ilgili olarak dedim ki: 1. Kelimenin anlaşılan manasına bakarız (yani lugat) 2. Kur’an da başka yerde kullanılıp kullanılmadığına, kullanıldıysa hangi manada kullanıldığına bakarız. 3. Sonra da döneriz kelimenin zahiri manasını teyit eden illetlerine bakarız. Ve böylece ayetin ifade ettiği manayı buluruz. (bizim yöntemimiz budur) O zaman maya anlamı verdiniz, lütfen bir zahmet ayetlerde yerlerine koyun, bakın ne kadar anlamsız oluyor:

Bakara 219: Sana mayayı ve meysiri soruyorlar. Deki: İkisinde de büyük bir kötülük ve insanlar için faydalar vardır. İkisinin de kötülüğü faydalarından büyüktür. Maide 90: Ey iman edenler maya, meysir, ensab ve ezlam şeytanın amelinden ricsdir. Öyleyse ondan kaçının. Maide 91: Şeytan maya ve meysir içinde aranıza adavet ve bağdayı koymayı irade eder. Yusuf 36: Ben kendimi maya sıkıyor gördüm. Yusuf 41: İkinizden birine gelince, efendisini maya ile sulayacak. Muhammed 15: Mayadan nehirler Ne kadar saçma mana ortaya çıktı. İlla da hamr’a şarap dememek için şimdi mayaya döndünüz. Ama ayetlerde yerine koyunca büyük bir saçmalık ortaya çıktı. Bundan sonra vereceğiniz anlamı lütfen önce bu ayetlerde yerleştirin yerine, mantıklı bir şey çıksın da bir tutarlılık görelim. Ancak sizin bahsettiğimiz şey, yani “insanın iki eli vardır” ifadesi reel bir ifadedir. Ancak ayete dikkat ederseniz oradaki manada en az üç elin olması gerektiğini de anlarız. Eğer Gramer ile ilgili ise, o halde Kat’a kavramındaki çoğulluğu açıklamalısınız. Ben açıklayamıyorum. Bir insanın üç eli yoktur ama ayet üç veya daha çok el demektedir. (eğer erkek ve kadından bahsettiği için derseniz, o halde hırsızlık suçunun oluşması için hem erkeğin hem de kadının aynı anda eylemi yapmış olmaları gerekmiyor mu? Ayrıca diğer ayetlerdeki kullanımı niçin göz ardı ettiğinizi de anlamadım. Yusuf 31. Ayet de dahil.) Yine Arapça gramer kuralları ile hareket etmeyince böyle sonuçlara varıyorsunuz.

Orada eydiyehüma demektedir. Arapça bilmeyen bir kimse için sanki iki hırsızın en az 3 eli, iki kişi oldukları için ikisinin dört elinin kesilmesi gibi durmaktadır. Oysa öyle değildir. Burada esSarik ve EsSarika iki kişi değildir. Sarik ve sarika olan herkestir. Yani iki gruptaki çok insanlardır, bu nedenle onlarında elleri çoğul gelir. Bunun yine ispatı zina ayetidir. Zina ayetinde EzZaniye ve EzZani dedikten sonra eğer bunlar sadece iki kişi olsalardı arkasından Kileyhuma (Her ikisine) demesi gerekirdi, oysa Küllü vahidin minhuma (İkisinden her birine) denmektedir. Çünkü EzZaniye ve EzZani iki kişi değil, bu şartı sağlayan iki gruptaki herkestir, çok kimselerdir. Bu nedenle orada zaten eller çoğul gelmeliydi ve zaten öyle gelmektedir.

Sam Adian
12.04.2012
12:26

Sayın hocaoğlu

Benim soruduğum soruların hiç birine cevap vermediniz.

Tekrar HMR konusunu tartışmak istemiyorum ama özetle Dedik ki: MAYA anlamı lugattir, Şarap Istılah tır. Her ikisinin de geçmişi yoktur. İncelerseniz bulursunuz. Ancak, ister şarap olarak kabul edin ister Maya olarak kabul edin Kur’an buna doğrudan HARAM demiyor, ISM diyor, O halde niçin haramlaştırılıyor? Allah "Haram" demeyi bilmiyor muydu? Yoksa "İsm" diyerek başka bir şeye mi dikkat etmemizi istiyor? Soru buydu. bu sorunun cevabını gramere sıkıştırıp boğamazsınız. Boğarsanız da sizin bileceğiniz iş.

Siz şarap olarak anlarsınız ona göre kural geliştirirsiniz, Biz maya olarak anlarız ve bunun neye işaret ettiğini bulmaya çalışırız. Çünkü bizim bunu “Şarap” olarak anlamamak için delillerimiz vardır ve bunları yazdık. Kur’an daki mana gramerden önce gelir (bize göre elbette). Pek çok gerekçesi ve delili vardır. Ancak bu işin detay kısmıdır. Asıl soruya cevap teşkil etmez. Bunları daha önce yazmıştık ve zaten siz de itiraz etmiştiniz, Hüseyin bey dillendirdiği için yeniden sordum sadece. Biz Tutarsızlığı “şarap” manasında görüyoruz. Siz de maya da görün sakıncası yok.

Eydiyehuma ifadesi ile ilgili ikişey sordum. Birincisi bu çoğuldur o halde en az 3 el olması gerekir dedim. Parantez içinde de bunu iki kişi olarak alamayacağımızı yazdım. Çünkü iki kişi olarak aldığımız zaman başka sorunlar çıkıyor. Ama siz sanki iki kişi olarak almamız gerekiyormuş gibi cevap veriyorsunuz. Siz şunu açıklayın Niçin EYDIYEHUMA? Ben bunu anlamak istiyorum,

Yani siz şunu mu demek istiyorsunuz, hem ism-i faildir ama hem de çok kişidir böyle midir? Fiil marife değil midir? Yoksa sarik veya sarika olan kişinin kendisi midir?

Zina ayetinden söz etmiyoruz. Zina ayeti ile kıyasladığımız zaman başka sorunlar çıkar ve siz onları da reddediyorsunuz.

Başka şeyler de söyledik dedik ki Böyle mana vermek kur’an ın ceza usulunu reddetmek manasına gelir Böyle mana vermek, Ayetlerin ortaya koyduğu suç kadar ceza kavramını reddetmek olur Böyle mana vermek ceza hukuku açısından da mümkün değildir Ve hepsinin delillerini ayetler ile koyduk. Siz bunları da görmezden geldiniz. Bu ayetlerin karşısına bir delil de getirmediniz. Sadece Gramere sığındınız. Bu size göre doğru ise bizim için problem yok, sizin fikrinizdir.

Ama şunu da yapmamalısınız, “Biz böyle anlıyoruz” ama anlaşamıyoruz. diyorsunuz.

Nasıl anlaşalım? Biz Kur’an ın manası ve kuralları önde ise grameri takmayız. Usule de dikkat eteyiz. Kur'an da farklı anlıyorsak yanlış olan kur'an değil diğerleridir. Bize göreböyledir. Değilse gramere de dikkat ederiz. Gramer ne zamandan beri delil haline geldi onu da anlamış değilim ayrıca.

Peki, bu konuda anlaşamıyoruz, siz “elini ayağını keseriz” diyosunuz, bu sizin görüşünüzdür kesin. Bizi ilgilendirmez. Kestirecek birileri varsa niye olmasın.

Biz de kesmeyiz, biz başka türlü bakarız. Biz başka cezalar buluruz.

Vesselam

Sam Adian
12.04.2012
12:30

Sayın Hocaoğlu

Siz "hırsız"ı "hırsızlar" haline getirdiniz ve böylece çok el olması gerektiğini normal kabul ettiniz. Bu da bir fikir.

Benim bir sorum daha var: diyelim ki biz El kesme değil de, başka bir ceza verdik, bu durumda Ayetin çerçevesinden çıkmış olur muyuz?

Ayet affedin diyor, siz de diyorsunuz ki yakaladığımız zaman tövbe etmesi için fırsat veririz.

Bir hırsız yakalndığı zaman muhtemelen "çok pişmanım bir daha yapmayacam" der. İnsan psikolojisi.

Siz de muhtemelen "E o zaman ispat et" dersiniz. Ama zaten adamı yakalamışsınızdır, elini keseceksiniz.

Hırsız da zaten bunu ispatlayaaz çünkü eli gider.

Kolay gelsin

Vesselam

Lütfi Hocaoğlu
12.04.2012
14:43

Hamr’ın haramlığı ile ilgili çok detaylı makale yazdım. Söylediğiniz şeylerin cevabı orada var. Daha bir çok tartışmada var.

Ama siz hamr bana göre mayadır demiyorsunuz. Her seferinde başka anlamlar buluyor ve budur diyorsunuz. Biz de diyoruz ki ayetlerde yerine koyun. Koyuyoruz ve saçma ifadeler ortaya çıkıyor.

Israrla ben böyle anlamak istiyorum diyorsunuz. Anlayın. Ama sizinki yanlış demeyin. Sürekli sizinki yanlış ve bin yıldır yanlış anlaşılmış diye iddia ediyorsunuz.

Sonra daha ilginci mana gramerden önce gelir diyorsunuz. Gramer olmadan nasıl mana veriyorsunuz? O zaman istediğiniz manayı verin, ayetin gramersel olarak ne dediğinin bir önemi yok. Eydiyehuma ifadesi ile ilgili ikişey sordum. Birincisi bu çoğuldur o halde en az 3 el olması gerekir dedim. Parantez içinde de bunu iki kişi olarak alamayacağımızı yazdım. Çünkü iki kişi olarak aldığımız zaman başka sorunlar çıkıyor. Ama siz sanki iki kişi olarak almamız gerekiyormuş gibi cevap veriyorsunuz. Siz şunu açıklayın Niçin EYDIYEHUMA? Ben bunu anlamak istiyorum, Yani siz şunu mu demek istiyorsunuz, hem ism-i faildir ama hem de çok kişidir böyle midir? Fiil marife değil midir? Yoksa sarik veya sarika olan kişinin kendisi midir? Zina ayetinden söz etmiyoruz. Zina ayeti ile kıyasladığımız zaman başka sorunlar çıkar ve siz onları da reddediyorsunuz. Yukarıda anlattım. Tekrar anlatayım. Arapça’da bazı ifadeler vardır. Tekil gelir ama çoğul anlamlıdır. Örneğin Ma ve Men ism-i mevsulleri böyledir. Onlara her zaman hüve veya hu zamirleri döner ama ifadenin kapsamı çoğuldur.

EsSarik ve EsSarika’da, EzZaniye ve EzZani’de her biri ayrı ayrı çoğuldur. Açıklayayım:

"El" yani harf-i tarif tekil isimlerin önüne değişik amaçlarla gelir. Ahd için gelir. Yani zihinde bilinen bir varlığı ifade eder. İstiğrak için gelir. Yani o varlık türünün tamamı için gelir. Cins için gelir. Yani o varlık türünün cinsini ifade eder. Bir de ism-i failin başına gelirse Ellezi gibi anlamlandırılır. Yani o işi yapan kimse demektir. Ama Ellezi’den farkı o işi kim yaparsa yapsın tamamı demektir ve tıpkı Men ve Ma gibi çoğul ifadeyi barındırır.

Zina ayetinin de gramersel olarak böyle olduğunun ispatı olarak verdim. Çünkü orada EzZaniye ve EzZani tekil olsalardı arkadan gelen Külle vahidin minhuma (İkisinden her birine) değil Kileyhuma (Her ikisine) şeklinde olmalıydı.

Buna bağlı olarak EsSarik ve EsSarika umumu ifade eder. Çoğuldur ve bunlara ait Huma veya tek tek gelirlerse Hu ve Ha zamirlerine yapılan izafetler de çoğul olur.

Yine gramerden konuşalım. Eğer ceza bedensel olmasaydı o zaman sadece EsSarik demesi gerekirdi. Çünkü Arapçada tağlib vardır. Müzakker müennese galiptir. Yani bir ifade sadece eril getirilince dişili de kapsar. Bu nedenle burada yapılan hem erkek hem de dişil gelme cezanın kişinin bedeniyle ilgili olduğuna dairdir.

Bu nedenle gramer önemlidir. Ama eğer manayı veririm, gramerin önemi yok diyorsanız zaten istediğiniz sonuçları üretirsiniz.

Sam Adian
12.04.2012
16:01

Sayın Hocaoğlu

Biz USUL ile ilgili olarak şu şudur bu budur diye bir şey henüz düşünmemiştik. Ama anlaşılan o ki, bunu oturup yazmamız gerekiyor. Zor değildir. Çünkü Kur'an ın usulu vardır ve bunu yazıyya dökmek de kolaydır.

Israrla bildiğinizi okuyorsunuz. Haklısınız.

1. "Sürekli başka mana" ile ilgili olarak HMR kelimesine MAYA bizim için daha uygundur veya sözük manası Maya'dır ıstılahta ise Şaraptır ifadesinden başka kullandığımız bir manayı gösterir misiniz lütfen? Bütün yazılarımızı yeniden inceleyin. hiç bir yerde İlla da budur demedik. Sözlükte budur dedik. Çok farklı şeyler.

2. Gramerle ne anlatmak istediğinizi anlıorum. Sizin anlamadığınız şey ise Kur'an ın lafzen manayı da açıklıyor olduğudur. (Allah biz açıkladık diyorsa açıklamıştır) Kur'an bir kural ortaya koyuyor ise, her şeyi o kurala göre anlamak zorundayız. Siz diyorsunuz ki bedensel ceza olmasaydı şöyle gelirdi. Bu sizin yorumunuzdur. Böyle anlayabilmek için ne vasıta vardır ne delil vardır. Altını çizerek tabii ki bize göre.

3. Eydiyehuma ifadesine verdiğiniz mana da yeterli değildir. Tek başına buna e bu çoğuldur demek yetmiyor. 3 tane eli nasıl keseceğinizi açıklamıyor. Soruma da cevap vermemiş oluyorsunuz. Soru şuydu: Eğer el kesmek yerine başka bir ceza versek ne olur, ayetin çerçevesinin dışına çıkmış olur muyuz diye de sormuştum. Açıklamadınız.

Diğerlerine de cevap vermediniz. Ayetlerin usul konusuda koyduğu hükümleri nereye götürüyorsunuz? Kur'an ın usulu ne olacak? Kur'an ın, ayetlerin ortaya koyduğu usul hüküm çıkarmak için yeterli değil midir? veya manada ona uymak gerekmiyor mu?

Kendinize göre anlamak istediğiniz zaman her türlü Te'vil edersiniz. dedik ki size, Kur'an bir şeyi açıklıyor ve ona mana veriyorsa, gramer falan önemli değildir. Bu ne demektir?

Şu demektir:

"Fektau Eydiyehuma" ifadesine mana verebilmemiz için, yani bunun "Fiziksel olarak kesmek" şeklinde anlayabilmemiz için

1. Kur'an ın Ceza usulune göre hareket etmek gerekir

2. Kur'an ın Ceza hukuku için koyduğu ölçülere göre hareket etmek gerekir

3. Kur'an ın kelimeyi hangi anlamlarda kulandığını tahlil etmek gerekir

4. Vasıtalarına, illetlerine bakmak gerekir

Dedik ve bunları da ayetlerle delilendirdik. Siz ısrarla bunları görmezden geliyorsunuz. Ve Gramer daha önemlidir diyorsunuz. Bu sizin fikrinizdir. Saygı duyarız.

Tekraren soru şudur: Kur'an ın bütün hükümlerine rağmen nasıl el keseceksiniz? (Kur'an ın manası önde ise grameri takmayız ifadesinin sebebi budur) Gramer önemli midir, olabilir, ama Kur'an diyorsa, "İlla da cezalandıracaksanız suçun eşiti ile cezalandırın" "bir kötülüğün cezası benzer bir kötülüktür" Bunlar varken bize göre gramerin hiç önemi yoktur.

Diyelim ki, ictihad ettik ama yanıldık. Allah belki bizi affeder. Peki eli kesilen adam niçin affetsin? Bunun hesabını bizden sormayacak mı? Allah bizim ictihadımızdan dolayı bizi affedebilir belki ama, bir başkasının hakkından dolayı niçin affetsin?

Gramer iyidir tamam da adamın eli gitti. Yerine nasıl takacaksınız? E hırsızlık yapmasın. Tamam da hırsız bir hata yaptı ve çaldı, biz daha büyük hata yaptık ve onun hayatını kararttık. Adalet nerde? Hakkaniyet nerde? Ölçü nerde?

İşte gramer dediğiniz şey bunu açıklamaya yetmiyor. (biz anlayamıyoruz)

Küçük bir noktayı hatırlatmak isterim, İbn-i kesir ve Taberani de burada tıkanmışlar ve onlar bir yol bulmuşlar. Demişler ki bu kelime aslında "eymanehum" dür. Çünkü sizin gramer diye ısrarla üzeride durduğunuz şey burada vardır. ONlar da bu ifadedeki sıkıntıyı aşabilmek için böyle düşünmüşler.

Efendim saygılar

Sam Adian
12.04.2012
16:05

Bir sorum daha var

Vahiy geldiğinde GRAMER ortalıkta yoktu. Şu halde sahabe ve resulullah ayetleri anlaamıştı. doğru mu?

Gramer olmadan mana olmuyorsa, onların da anlamış olmaları imkansızdır

Vesselam

Lütfi Hocaoğlu
12.04.2012
17:18

Yine aynı şeyi yapıyorsunuz. (Demogoji)

Bizim anlattıklarımız gayet açıktır. Hırsızsa, hırsız hükmü verildikten sonra eli gider. Hüküm verilmeden tövbe ederse, bu mesleği bırakırsa affedilir.

Oradaki çoğulluğu açıklamam da gayet açıktır, anlamak isteyen gayet güzel anlar. Siz ise hala 3 tane el diyorsunuz. Çok kimselerin tek elleri yine çok eldir ve bu nedenle eller çoğuldur. 3 el değildir, kaç kişi ise o kişilerin sayısı kadar eldir oradaki. 100 kişi ise 100 el, 500 kişi ise 500 el. Gayet açıktır.

Ayetler geldiğinde gramer yoktu da ne demek? Gramer vardı ve onlar da bu gramere göre anlıyorlardı. Anlamadıklarını nereden çıkardınız. Sadece gramer onların anladıklarının kurallarının ortaya konmasıdır. Onlar da bu gramer kurallarına göre anlamış ve uygulamışlardır. Eğer hatalı anlamışlarsa Cebrail düzeltmiş ve doğru uygulamalarını sağlamıştır. Bu nedenle Kuran'ı anlamada sünnet son derece önemlidir.

Sam Adian
12.04.2012
19:22

:))

Ben çıkarmıyoru siz söylüyorsunuz, Gramerin icad edildiği tarih ile vahiy arasında oldukça uzun bir süre var

Nediyelim siz kendi yorumunuzda haklısınız, bizim de gerekçelerimiz var deek ki biz de kendi yorumumuzda haklıyız.

Vesselam

Süleyman Karagülle
12.04.2012
21:02

Doğu anlayışında Kuran’dan kıyasla hükümler çıkarılamaz. Domuz etinden başka haram olan hiç bir eşya yoktur. Kuran yalnız domuz etini haram kılmıştır. Diğerlerini ise insanlar kendi akılları ile tespit ederler. Onlara helal veya haram diyemeyiz. Topluluk kendi istediklerini yasaklar, istediklerini de yasaklamaz. Bunlara Allah karışmıştır. Onun için Kuranda anlatılmamıştır. Biz diyoruz ki Kuran bütün hükümleri bildirmiştir. Her konuda sadece, birer örnek vermiş diğerini bunları ona kıyaslayın ona göre haram ve helalleri tespit edin diyor. Yani Kuran’da nass veya kısas yoluyla bildirilmeyen hiçbir şeyi helal veya haram yapamıyoruz. Kuran bize nass veya kıyas yoluyla her şeyi bildirmiştir. Bunun dışında her hangi yasak koymak veya yasağı kaldırmak şirktir. Kendini tanrının yerine koymak demektir. Adian diyor ki tam tersine Kuran’da nass olarak bildirilmeyen şeylere biz Allah haram etti veya helal etti diyemeyiz, ama aklımızla uygun olanı yasaklarız, olanı da serbest bırakılır. Bu usulde temel ayrılıktır. Akıl da Kuranın kabul ettiği bir delil olduğuna göre Kuran’ı bu şekilde anlamak Kuran’ı inkâr değildir. Dolayısıyla bize alternatif bir mezheptir. Yani biz mutlaka akıl yerine kıyası koyuyoruz Adian ise mutlak aklı koyuyor, örnek aramaya gerek yoktur, diyoruz. Hangimizin yolunun hak olduğunu gösterecek olan içtihatlarla sitelerin ortaya konması değişik sitelerin kurulması ile deneyerek sonuçları görmemiz gerekir. ******** Erbakan’ın Akevler dışında bir Adil Düzeni yoktur. Erbakan Adil Düzeni Akevlerle oluşturdu. Onu geçici olarak siyaset için kullandı. Başbakan oldu. Kokusunu uyguladı. Yeniden iktidar olduğu zaman nasıl bir düzen uygulayacağı belli değildir. Milli görüşçüler Akevler’den farklı bir Adil Düzen getirebilirler. Bize göre bu Erbakan’ın Adil Düzen’i olmaz. Çünkü onun Akevler dışında bir Adil Düzen ortaya koymamıştır. Sadece siyasi uygulama kendisine özeldir. Milli Görüşçüler Adil Düzeni bıraktılar. Cengiz sahip çıkmaktadır. Ben Cengiz’in istediğine dayanarak Erbakan’ın Adil Düzeninin yanında bizim görüşlerimizi ekledik. Geliştirdik, değiştirmedik. ***** 1- Bilgisayarlarda bir program geliştirmeliyiz. Bütün dünya yazıları dört yazı türüne çevrilmelidir: Latince, Arapça, Çince ve şekil yazılarına çevrilmelidir. 2- Kuran bütün insanlığın ortak metni olmalıdır. Bin dile güncelleştirilerek tercüme edilmelidir. İnternette her dilden tercümesi bulunmalıdır. 3- Bütün ilkimler ortak kentinde toplanmalıdır. Bu 600 sahife kadar olmalıdır. Yüz ilim 600’er sayfadan 60.000 sahifelik külliyatımız olmalıdır. Bir bilgiye ulaşabilmek için o konuyu ilgilendiren Kurandaki kelimeler ile ilgili yerler bulunacak, onunla ilgili ilimlere gidilecek. İlgili ilmin metninden o ilmin şerhin edilecektir. Oradan da ilgili çalışmalar bulunacaktır. 4- Araştırma yapan herkes bu kitaplardaki yerine yerleştirecektir. Yani bizim büyük bir internet sitesini kurmamız gerekir. Bunun için internet sitemizin üye sayısını genişletmemiz gerekmektedir.

Süleyman Karagülle
12.04.2012
21:28

Tartışma uygun mecraya doğru gitmektedir. Adian şu soruları sormaktadır:

1- Niye hamr için haram denmedi de ism dendi? 2- Niye yedeyhuma demedi de eydiyehuma dedi? 3- Ceza misli olmalıdır, malın cezası nasıl oluyor da kol kesme oluyor? 4- Gasb suç değil de neden sikar suçtur? Bu dört soru da yerinde sorulardır. Açıklanması gereken sorulardır. Ben sadece cevapların ilkelerini yazacağım, sizler tartışmaya devam ederseniz insanlık aydınlanır. Cevap-1 İsmdir demek, haram değildir demek değildir. İsm de haramdır. Haramlığın illetlerindendir. İsm habisattan biridir. Bunu ifade eder. Kuranda haram vardır, münha anh vardır. Yani yasak vardır. Münhanın dünyevi cezası var, haramın ise dünyevi cezası yok. Sadece hukuk onu korumaz. Burada haram denmemiş olmasının sebebi hamrın sadece haram olması değil, aynı zamanda yasak olması sebebiyledir. Cevap-2 Bu ayetin zahiri dalaleti dört elin kesilmesidir. Ne var ki hırsızlıktan çok ağır olan soygunculukta çaprazlama el ve ayak kesilmektedir. Çünkü iki elin kesilmesi kişiyi yaşayamaz hale getirir. Hırsızlığın cezası bundan aşağı olmalıdır. O halde el tek kesilmelidir. Bundan dolayı Hocaoğlu’nun el harfi tarifine Ma manasını vermesi doğrudur. Tek el kesilir. Neden bu şekilde ifade etti. Bunun iki sebebi var. Biri sağ el kesilmesine işarettir. Aslında iki, el kesilmelidir. Ama soygunculuktan az olması için bir el kesiliyor. O halde daha zayıf olan sol değil sağ elin kesilmesidir. İkinci sebebi de Adian’ın dediği gibi gaye hırsızı bir daha hırsız hale getirmemektir. Buna zaten nekalen kelimesi ile işaret etmektedir. Yani burada eyd deyince hırsızların gücünü kırın anlamındadır. Bu da el kesme ile mümkündür. Böylece bu şekilde çoğul gelmekle kesmenin illeti izah edilmektedir. Caydırıcılıkta da etkili olması için, yani bu yolla toplulukta hırsızlığı önleyin denmiş olur. İki el kesilmesinden bir el kesilmesine zaten eydiyehuma’daki eydi güç anlamına anladığımız için veriyoruz. Cezada tereddüt cezayı düşürdüğü için bunu yapıyoruz. Sonra Arapçada huma zamiri iki ve ikiden fazlasına da delalet eder. Miras ayetlerine bakabilirsiniz. Cevap-3 Ceza misli olmalıdır. Malın cezası el kesme olamaz. Mal olur sözü de misli ile ilgilidir. Misli demek aynı demek değildir. Suça denk bir ceza olmalıdır. Yoksa zinanın cezası dayak olamaz. Burada ceza kişinin malına karşı işlenen suç olduğu için ceza verilmeyen hırsızlık gizli yapılmıştır. Suçlu bulunamazsa kamu onu ödeyecektir. Kamunun yüklendiği güvenliği sağlama ihlal edildiği için hırsız bulununca kolu kesilmektedir. Mal karşılığı değil. Hatta davacı aldı derse kol kesilmez yalnız tazmin edilir. Çaldı derse kol kesilir, tazmin edilmez. Böylece davacıyı aldı demeye zorlamakla hırsız korunmaktadır. İslam’da suçlar çok azdır. Bunlar; zina hırsızlık, iftira ve soygundur. Bunlar kamuya karşı işlenmiş suçlardır. Kimse af edemez. Suçun sabit olması için çok ağır şartlar getirilmelidir. Dört adil soruşturmacının şehadeti gerekir. Meçhullerin bile şehadeti kabul edilmez. Cevap-4 Gasb aleni olduğu için kamuya karşı işlenmiş suç değildir. Kişinin alacağıdır. Mala zarar verilmiştir, cezası da maldır. Kişi gasptan dolayı zarara uğratmışsa onu da tazmin eder. Kamuya ait olan suçlar gizli yapılan suçlardır. Zinada durum böyledir. Biz evliyiz dediklerinde zina düşer. Eğer aralarında evlilik imkanı yoksa bunu hükmen gizli yapmış olurlar Sorular züeirnde atrtışmazsanız akebler ekolunde oılamyanlar söyledikelkrimizi anlayamzlar.

Sam Adian
13.04.2012
17:42

Karagüllenin açıklamalarına göre:

Hırsızlığın bir suç olduğu konusunda hemfikiriz. Bu açıdan bir problem görünmüyor

“eydiyehuma’daki eydi güç anlamına anladığımız için veriyoruz.” Buna göre Ayetin kastının “gücü kesmek” olduğu (Disconnect the power) konusunda anlaşıyoruz.

Kur’an “Yed” kelimesini “Güç” manasında kullanır. Dolayısıyla “faktau eydiyehuma” ifadesini en yalın haliyle “gücü kesmek” olarak anlamamız normaldir. Dolayısıyla “Hırsızlık” suçu sebebiyle verilecek “cezanın ölçüsü” de böylece ortaya çıkmış olur.

“el” harf-i tarifine “ma” manası vermek, müşkülden kurtulma çabasıdır. Eydiyehuma ifadesi doğrudur. Çok olmalıdır. “Yed” kelimesini “güç” manasında alıyorsak o halde üçten fazla olarak ifade edilmesi son derece normaldir. Çünkü, bir insanın suç işlemesi kolay değildir. Bunun için pek çok neden olmalıdır. Pek çok gerekçenin bir araya gelmesi gerekir. Zorlayıcı unsurlar olmalıdır. Sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, psikoljik vs. pek çok neden bira raya geldikten sonra ancak insan suç işleyebilir. Organik faktörler, Psikolojik durum, Kişinin içinde bulunduğu çevre koşulları, Geçmiş yaşantı ve deneyimler, Toplumsal tutum ve beklentiler gibi pek çok etken sebebiyle insan suça yönelir.

Dolayısıyla ayetteki “eydiyehuma” ifadesini, kişiyi suça iten nedenler olarak anlamak gerekir. İnsan psikolojisini ve davranış bilimleri hakkında fikir sahibi olmadan bu konuda verilecek karar veya hüküm doğru olmayacaktır. Bu çerçevede, hırsızlığa etken olan nedenlerin ortada kaldırılması ve kişinin normale döndürülmesini anlamı ortaya çıkar. Kontrollü normalleşme anlamına gelir. Aslında “el kesmek” kişiyi daha çok suça itmek ademektir. Fıtrat böyledir. Size bir kişi tokat atarsa siz de tokat atmak istersiniz. Bir kişinin eini keserseniz o da buna karşılık vermek ister. Peki “güç nasıl kesilir”? Suç bir irade ile gerçekleşir. Dolayısıyla suçu ortada kaldırmak için iradeyi ortadan kaldırmak lazım. El ise sadece bir araçtır. Eli kesmek iradeyi kesmek anlamına gelmez. Kişinin iradesi ile eylemi arasındaki bağlantıyı kesmek için “eli kesmek” yeterli değildir. Aslında anlamsızdır. Suç iradesi ile kişi arasındaki bağlantıyı kesebilmek için suça iten sebepler ile kişi arasındaki bağlantıyı izole etmek gerekir. Suçu işleyen şey “el” değildir. Eli harekete geçiren iradedir. Kaldı ki, ayetteki mana da ele işaret etmez. O halde niçin eli kesiyoruz?

Bugün artık biliyoruz ki, şiddet ve tazyik yoluyla “suçu önlemek” mümkün değildir. Genel anlayış, “güvenlik ihlali” sebebiyle hırsızlık suçunun topluluğa karşı işlenmiş olarak kabul edilmesidir. Ancak bu doğru değildir, çünkü topluluk suç gerekçelerini ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Eğer suç gerekçeleri ortadan kaldırılamamış ise bunun sorumlusu topluluktur ve güvenlik ihlali gerekçe gösterilerek ceza verilemez. Topluluğun kendi kendine ceza vermesi de söz konusu olamayacağına göre burada ikinci bir problem ortaya çıkmaktadır. Niçin topluluk kendi eksiğinin bedelini kişiye yüklüyor?

Karagülle diyor ki: Suçun cezası misliyle olmalıdır, Suça denk bir ceza olmalıdır. (Biz de böyle diyoruz.) Hırsızlığa verilen el kesme cezası, topluluğun sorumluluğu olan güvenlik ihlali sebebiyledir. Mal sebebiyle değildir. Herşeyden önce topluluğa karşı suçun nasıl işleneceğinin tanımlanabilmesi gerekir. Bu dolaylı suç ihdas etmek anlamına gelir. Çünkü bir fiili, subjektif bir sonuca bağlamış oluruz. Eğer suçun unsurları içerisinde topluluğa ait bir zarar söz konusu ise, yine zarar kadar ceza uygulanabilir. Mesela kişi hırsızlık yaparken trafik lambalarına da zarar vermiş ise bunun hesabı sorulabilir ve tazmin ettirilir. Ama “güvenlik ihlali” subjektif bir kavramdır. Çaldı yerine aldı demekle cezayı düşürmek, bu subjektif olguya dayanır. Oysa Kur’an ın ceza usulu, subjektif nedenleri kabul etmez. (bu konu terör ile karıştırılmamalıdır, yani bozgunculuk fitne gibi kavramlar tamamen farklıdır)

Kamuya karşı işlenmiş suçlar subjektif bir kavramdır. Mesela hırsızlık sebebiyle kamunun zarar görmüş olması düşünülemez. Ancak çeşitli subjektif kavramlarla kamuya mal edilebilir. Kamu suçlara karşı kendini korumak değil, adaleti sağlamakla yükümlüdür. Çünkü Kur’an ın anladığı suç bireyseldir. Dolayısıyla ceza da buna göre olmalıdır. Suçun kamuyla ilişkisi, yargı ve cezanın infazı ile sınırlıdır. Kur’an ın bu konudaki tanımlamalarını dikkatlice incelemek gerekir.

Mesela, kişi bir başkasının evine girdi, eşyaları tahrip etti ama hiçbir şey almadan ve çıktı ise, bunu nasıl değerlendirmek gerekir? Gasp kavramı da bu çerçevede yeniden değerlendirilmelidir. Çünkü, kişi yoldaki birinin eşyalarını veya parasını silah zoruyla alsa bile hırsızlığa uygulanan ceza öngörülmemektedir. Sadece tazmin ile yetinmektedir. Şu halde niçin hırsızlık yapsın? Gasp daha kolay ve daha tercih edilebilir bir eylem haline dönüşmüş olur.

Saygılar





Çok Yorumlanan Makaleler
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.05.2012 12420 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.07.2012 9347 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.08.2012 8227 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 9948 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.06.2014 6911 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Hüseyin Kayahan
MÜTEŞEBBİSE DAİR / GELECEĞİN MÜTEŞEBBİSİ
21.02.2013 12940 Okunma
13 Yorum 18.03.2013 21:10
Hüseyin Kayahan
ASLAN OĞLUM ve METOD
11.04.2012 4575 Okunma
13 Yorum 13.04.2012 17:42
Hüseyin Kayahan
YENİ BİR PAVLUS ARANIYOR
25.04.2012 4353 Okunma
13 Yorum 04.05.2012 18:47
Hüseyin Kayahan
HARUT ve MARUT, FİRİDİN ve RASYONALİZM
25.03.2012 8145 Okunma
11 Yorum 27.03.2012 08:38
Hüseyin Kayahan
FECR / ALACAKARANLIK ve GÜNEŞ TAYFI
16.07.2015 10706 Okunma
11 Yorum 28.07.2015 00:04
Hüseyin Kayahan
KELİME, MUTASYON; TURAB VE TOPRAK
29.04.2012 5018 Okunma
10 Yorum 01.05.2012 11:38
Hüseyin Kayahan
ÖZGÜRLÜKÇÜLÜK NASIL ANLAŞILIR?
27.03.2012 4359 Okunma
9 Yorum 29.03.2012 17:53
Hüseyin Kayahan
NUH TUFANI (kısa bir özet)
4.10.2013 10603 Okunma
9 Yorum 18.10.2013 14:55
Hüseyin Kayahan
İZLENİMLER-2
25.09.2013 4607 Okunma
8 Yorum 28.09.2013 07:31
Hüseyin Kayahan
ÜSTAD KARAGÜLLEYE AÇIK ARZIMDIR
25.06.2013 4628 Okunma
8 Yorum 02.11.2013 05:43
Hüseyin Kayahan
İLK (ve TEK) SOSYAL/KOLEKTİF KİTAP: KUR’AN
12.06.2016 5551 Okunma
8 Yorum 15.06.2016 23:36
Hüseyin Kayahan
RUH-ÜL KUDÜS
15.05.2012 5511 Okunma
8 Yorum 17.05.2012 00:58
Hüseyin Kayahan
KRAL ÇIPLAK (MI?)
28.01.2013 4427 Okunma
7 Yorum 07.02.2013 17:00
Hüseyin Kayahan
ALLAH ve DEVLET
13.07.2014 4887 Okunma
7 Yorum 09.08.2014 20:59
Hüseyin Kayahan
HUKUK ve TAŞKINLIK; MUSA ve HIZIR
7.05.2014 5334 Okunma
7 Yorum 12.05.2014 20:13
Hüseyin Kayahan
FIKIH ve KELAM
30.10.2016 6388 Okunma
7 Yorum 18.11.2016 04:58
Hüseyin Kayahan
ÂDEM'İN DİLİ
27.07.2020 1310 Okunma
6 Yorum 30.07.2020 09:04
Hüseyin Kayahan
SOSYOLOJİK KURAN MEALİNE BAŞLARKEN-2
31.07.2013 5238 Okunma
6 Yorum 03.03.2018 15:53
Hüseyin Kayahan
DİLİN CİLVELERİ
27.03.2012 3284 Okunma
6 Yorum 29.03.2012 17:18
Hüseyin Kayahan
YORUMSUZ ve BİR SEZİ ve BİR SORU
17.04.2012 4136 Okunma
5 Yorum 19.06.2012 11:35
Hüseyin Kayahan
KÖLELİK-1
10.03.2013 4903 Okunma
5 Yorum 14.03.2013 19:54
Hüseyin Kayahan
SÖYLEMEK ve YAPMAK
15.11.2013 7657 Okunma
5 Yorum 22.11.2013 21:08
Hüseyin Kayahan
BAŞKANLIK, YARI BAŞKANLIK YA DA...
27.08.2014 4785 Okunma
5 Yorum 01.09.2014 08:02
Hüseyin Kayahan
SESSİZ ve SESLİ NAMAZLAR
13.11.2016 6624 Okunma
5 Yorum 01.08.2017 18:04
Hüseyin Kayahan
HACCIN ZAMANI
23.08.2015 5942 Okunma
4 Yorum 23.08.2015 22:10
Hüseyin Kayahan
DİYET TAŞI
30.01.2016 4975 Okunma
4 Yorum 16.02.2016 18:06
Hüseyin Kayahan
SALGINLAR ve PROJEKSİYONLAR
14.04.2020 1654 Okunma
4 Yorum 14.04.2020 16:25
Hüseyin Kayahan
FATİHA ve YENİ KOMÜNİZM
4.09.2014 5236 Okunma
4 Yorum 24.09.2014 08:17
Hüseyin Kayahan
PARALELE DAİR
18.03.2014 4951 Okunma
4 Yorum 19.03.2014 13:13
Hüseyin Kayahan
BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP
6.06.2013 5191 Okunma
4 Yorum 09.06.2013 18:33
Hüseyin Kayahan
BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP-2
10.06.2013 4973 Okunma
4 Yorum 25.06.2013 14:51
Hüseyin Kayahan
Suç, Ceza ve Cehennem
21.05.2011 3261 Okunma
4 Yorum 22.05.2011 20:39
Hüseyin Kayahan
YARATILIŞ-DİRİLİŞ ve FELSEFE
6.07.2012 4370 Okunma
4 Yorum 07.07.2012 15:08
Hüseyin Kayahan
KURAN'I TANIMAK-2, MUCİZELER
29.10.2012 4662 Okunma
3 Yorum 30.10.2012 07:15
Hüseyin Kayahan
KURAN'I TANIMAK-1, KURAN'IN MÜŞKÜLLERİ
7.08.2012 4349 Okunma
3 Yorum 09.08.2012 16:49
Hüseyin Kayahan
EVREN ve NOKTA
23.04.2012 3236 Okunma
3 Yorum 29.04.2012 18:11
Hüseyin Kayahan
MUSA, FETASI ve BULUŞMA YERİ
30.03.2012 3187 Okunma
3 Yorum 08.04.2012 18:07
Hüseyin Kayahan
BELKİ DE İSTİHBARAT ZAAFI YOKTU.!?
24.07.2016 5391 Okunma
3 Yorum 26.07.2016 21:04
Hüseyin Kayahan
İSLAM EKONOMİ SİSTEM,-ZEKAT BANKASI
12.09.2014 7026 Okunma
3 Yorum 14.09.2014 22:42
Hüseyin Kayahan
ISTILAHİ DİLLER, MECAZ ve HAKİKİ MANALAR
20.10.2019 2156 Okunma
3 Yorum 29.10.2019 11:19
Hüseyin Kayahan
KURANDA METAFORLAR
13.04.2020 1942 Okunma
3 Yorum 15.04.2020 09:19
Hüseyin Kayahan
LİSANE SIDKIN sadık lisan ve İBRAHİM PEYGAMBER
11.02.2018 2882 Okunma
3 Yorum 28.10.2019 21:50
Hüseyin Kayahan
AD SEMUD İREM ve ARAFTAKİLER
11.02.2018 3291 Okunma
2 Yorum 24.02.2018 17:11
Hüseyin Kayahan
HURUF-U MUKATTAA
17.02.2018 2873 Okunma
2 Yorum 21.02.2018 13:02
Hüseyin Kayahan
MÜLK ve MAKAM
23.10.2016 4774 Okunma
2 Yorum 24.10.2016 15:38
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN-ZEKAT BANKASI (ÖZET)
13.09.2014 4970 Okunma
2 Yorum 17.09.2014 15:32
Hüseyin Kayahan
2013-2014 KIŞ DÖNEMİ İLK İZLENİMLER
9.09.2013 4990 Okunma
2 Yorum 09.09.2013 11:39
Hüseyin Kayahan
KARAGÜLLE'YE MUHALEFET NASIL OLMALI?
4.04.2012 3404 Okunma
2 Yorum 05.04.2012 19:58
Hüseyin Kayahan
DÜŞÜNME VE ANLAMA/FIKH ÜZERİNE
23.03.2012 2343 Okunma
2 Yorum 23.03.2012 11:30
Hüseyin Kayahan
SÖZ KESTİK, SÜT DE KESİLDİ...
13.04.2012 3512 Okunma
2 Yorum 14.04.2012 08:56
Hüseyin Kayahan
DİLLER; NELER ANLATIRLAR, NELER...
6.05.2012 3357 Okunma
1 Yorum 07.05.2012 01:01
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-3 KURAN ARKEOLOJİSİ
6.08.2012 3867 Okunma
1 Yorum 07.08.2012 07:50
Hüseyin Kayahan
NAMAZI TANIMAK-1
2.11.2012 4593 Okunma
1 Yorum 03.11.2012 09:33
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ BİR HOŞGELDİNİZ
23.03.2012 1928 Okunma
1 Yorum 23.03.2012 04:08
Hüseyin Kayahan
4x4 ve HIZIR
12.09.2013 4667 Okunma
1 Yorum 17.09.2013 17:13
Hüseyin Kayahan
PARALEL OKUMALAR-MUHKEM ve MÜTEŞABİH
17.04.2014 4693 Okunma
1 Yorum 19.04.2014 09:21
Hüseyin Kayahan
DEVİ YOKETMEK
13.10.2013 3059 Okunma
1 Yorum 14.10.2013 16:22
Hüseyin Kayahan
CEBELLEŞMEK-1
4.08.2013 3307 Okunma
1 Yorum 15.08.2013 12:39
Hüseyin Kayahan
KEVSER
4.08.2013 4575 Okunma
1 Yorum 05.08.2013 05:12
Hüseyin Kayahan
SOSYOLOJİK KURAN MEALİNE GİRİŞ-1
30.07.2013 4661 Okunma
1 Yorum 10.08.2013 17:54
Hüseyin Kayahan
YENİ (TÜRK TİPİ) BAŞKANLIK
18.03.2015 4668 Okunma
1 Yorum 20.03.2015 11:03
Hüseyin Kayahan
ONA ÜFLEDİ - NEFEHA FİHA, NEFEHA FİHİ
14.06.2015 7507 Okunma
1 Yorum 18.06.2015 09:29
Hüseyin Kayahan
HİKMET ve UYGULAMA (PRATİK)
9.07.2015 5455 Okunma
1 Yorum 09.07.2015 12:13
Hüseyin Kayahan
PARA VE BONO
5.02.2017 2999 Okunma
1 Yorum 13.02.2017 08:43
Hüseyin Kayahan
ALFABELER
11.02.2018 2364 Okunma
1 Yorum 18.02.2018 01:19
Hüseyin Kayahan
MUHKEM ve MÜTEŞABİH
20.10.2019 2147 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 14:39
Hüseyin Kayahan
KUŞ DİLİ ve Hz. SÜLEYMAN
19.12.2019 1411 Okunma
1 Yorum 18.02.2020 16:07
Hüseyin Kayahan
MÜŞRİKLER ve STK (sivil toplum kuruluşları)
19.04.2020 1161 Okunma
1 Yorum 19.04.2020 13:16
Hüseyin Kayahan
ÂDEM'İN DİLİ-2
9.08.2020 997 Okunma
1 Yorum 12.08.2020 15:51
Hüseyin Kayahan
ZÜNNÛN – bir muamma
19.05.2020 1098 Okunma
1 Yorum 21.05.2020 18:19
Hüseyin Kayahan
AYASOFYA CUMA MESCİDİ OLMALIDIR.
20.07.2020 947 Okunma
1 Yorum 20.07.2020 16:51
Hüseyin Kayahan
BAĞIMLILIK-TUTKU
31.05.2020 615 Okunma
Hüseyin Kayahan
MUTAHHERÛN-“koş abla koş, bir metaforcu geldi!”
1.05.2020 711 Okunma
Hüseyin Kayahan
METAFOR ≡ ANALOJİ (sistem benzeşimi) ≡≤ MÜTEŞÂBİHAT
15.04.2020 773 Okunma
Hüseyin Kayahan
ABDEST ve TOPLUM SAĞLIĞI
15.04.2020 734 Okunma
Hüseyin Kayahan
MÜZEKKER MÜENNES ve HÜNSA
2.02.2020 1035 Okunma
Hüseyin Kayahan
KUL HAKKI ve MUHASEBE
8.04.2020 853 Okunma
Hüseyin Kayahan
YENİ DİJİTAL UYGARLIK (“4'üncü ON BİN YIL UYGARLIĞI”)
12.04.2020 803 Okunma
Hüseyin Kayahan
MÜŞRİK ve KAFİR
1.11.2019 1369 Okunma
Hüseyin Kayahan
Hakiki, mecazi, ıstılahi MANALAR
12.02.2018 1880 Okunma
Hüseyin Kayahan
AKIL SATMALAR
11.07.2019 1067 Okunma
Hüseyin Kayahan
Yeni dünya düzeni
18.07.2019 979 Okunma
Hüseyin Kayahan
KURAN ve SENARYO
20.10.2019 1687 Okunma
Hüseyin Kayahan
ŞURA ve Hz. ALİ'nin YAŞI
5.02.2017 5444 Okunma
Hüseyin Kayahan
BELKİ DE İSTİHBARAT ZAAFİYETİ YOKTU-2
4.08.2016 2607 Okunma
Hüseyin Kayahan
FİTNE ve KATL
23.10.2016 2194 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - RANT ve ÖZEL MÜLKİYET
7.09.2014 2271 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - ZEKAT ve BANKA
7.09.2014 2535 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - ZEKAT SADAK ve FONLAR
7.09.2014 2509 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - XEKAT ve KAVRAMLAR
7.09.2014 2111 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - DUYURU ve DAVET
7.09.2014 2254 Okunma
Hüseyin Kayahan
KUNUT ve HUŞÛ
29.08.2014 3154 Okunma
Hüseyin Kayahan
yorumların çetelesi
26.03.2012 1191 Okunma
Hüseyin Kayahan
Oku kim attı?
23.05.2011 2515 Okunma
Hüseyin Kayahan
1400 yıllık bir öykünme
1.08.2009 2792 Okunma