Hüseyin Kayahan
Suç, Ceza ve Cehennem
21.05.2011
3262 Okunma, 4 Yorum

Cennet ve cehennemi, Allah ve Öte Dünya inancı olan herkes bilir. Genel kabul, cennet ve cehennemin bu dünyadan sonra oluşacağı ve sonsuza kadar devam edeceğidir. Acaba bu mümkün mü?

 

SUÇ

Suç nedir? Neleri suç kabul ediyoruz, neleri normal kabul ediyoruz? “Kanunsuz suç olmaz” (pozitif hukuk) ilkesi, bizim ülkemizde de geçerli olan bir kabuldür. Buna göre kanunda yazılı olmayan fiiller suç değildir. Aynı şekilde cezanın da yazılı olması lazımdır. Buna da “kanunsuz ceza olmaz” diyorlar. Tabii Hukuk ilkesine göre ise yazılı olmasa da bazı fiiller suçtur ve işleyene ceza verilmesi gerekir.

Kurandaki suçlarla ilgili olarak da aynı görüşler vardır. “Kuranda yazdığı için suçtur” diyenler, Kuranda yazmadan da suçtu diyenler, ikisi arasında bir yol tutanlar da vardır. Madem ki Maturîdi “nakil olmadan da akıl hakkı bulur, nakil sadece kolaylık içindir” diyor, bunu birazcık değiştirerek şöyle tamamlayalım: Suçların Kuranda yazılı olması, kıyas metodunun işleyebilmesi içindir. Tabii olarak suçlar bellidir ama bir tanesini ve onun cezasını yazmak lazımdır ki, diğerlerini ona kıyaslayabilelim.

 

SUÇ NE ZAMAN OLUŞUR?

Suçun iki unsuru vardır. Birincisi maddi unsuru, yani eylem olarak yapılması, ikincisi ise manevi unsuru, yani o suça kast edilmiş olması. Suçu işlediği iddia edilen kişinin o fiili işlemekten dolayı bir yararı veya karşıdaki kişiye vereceği bir zarar yoksa, suçun manevi unsurları oluşmamış demektir.

 

CEZA

Yasaklanmış bir fiili işleyen kişilere verilen karşılığa ceza diyoruz. Genel olarak iki ana grupta toplayabiliriz. Bedeni cezalar (mali cezaları da burada saymak mümkündür) ve kısıtlama cezaları. Hürriyeti bağlayıcı hapishane cezaları (ev hapsi de burada sayılabilir) ve sürgün veya tam tersi olan terk etmeme cezaları kısıtlama cezalarındandır. İdam, vurma, uzuv kesme, sopa veya kırbaç ile vurma, hatta oruç tutma ise bedene uygulanan cezalardır. Kendisine karşı suç işlenenin zararı her koşulda tazmin edilir. Bu onun mağdur olmaması içindir. Ceza ise suçu işleyenin kamu düzenini çiğnemesinden dolayı kendisine verilen bir karşılıktır. Bu hem onu cezalandırır, hem de başkalarının aynı suçu işlemesine karşı bir caydırıcılıktır.

 

NE KADAR CEZA?

Cezadan maksat, yapanı cezalandırmak ve başlarının gözünde caydırıcılık temin etmektir. Ceza o kadar olmalıdır ki, herkesi caydırmalı ama yapmak zorunda kalana da yaptığından daha fazla bir karşılık verilmemelidir. Mesela kırmızı ışıkta geçmeye koyduğumuz ceza, caydırıcı olmalı ama zorunlu bir sebeple bu suçu işlemek zorunda kalan birinin de ödeyebileceği miktarda olmalıdır. Ülkemizde çoğu suça hem para, hem de hapis cezası verilmektedir. Kural “bir suça bir ceza verileceğidir”.

Bütün insanlıkta en büyük ceza olarak idam (canını kaybetmek) olarak kabul edilmiştir. İdamın olmadığı sistemlerde ise müebbet hapis (ömür boyu hürriyetini kaybetmek) en büyük cezadır. İnsan ne kadar büyük bir suç işlerse işlesin, bu suçu kaç kere işlerse işlesin, karşılığı sadece ömrü boyunca hapis veya idamdır. Bu cezaya başka bir şey ilave edilemez.

 

İŞKENCE

Bir suçun karşılığı olmaksızın yapılan her türlü maddi ve manevi kısıtlama ve eziyet işkencedir ve yasaktır. Bedeni cezalar bir defaya mahsustur ve açıktır, herkesin gözetiminde  ve hatta iştirakiyle yapılır. İşkence ise bir yargı kararı olmaksızın ve gizli olarak ifa edilen eylemlerdir.

 

FİKİR SUÇ OLUR MU?

Bir fikri söylemek veya yazmakla hakaret, iftira, bir olaya sebep olma, kandırma gibi olayları ihtiva etmiyorsa suç değildir. Fikir özgürlüğü esastır. Bu olmadan gelişme olmaz. Söylenen bir fikirden dolayı mağdur olanın mağduriyeti kadar bir hak talep etmesi doğaldır. Bu durumda verilen ceza hakaret, iftira ve benzeri bir sucun cezası olur, fikir beyan etmenin değil.

 

CEHENNEM CEZA MIDIR?

Evet, cezadır. Peki nasıl bir cezadır? Kısıtlayıcı bir ceza mıdır, bedeni bir ceza mıdır? Sınırları olduğuna, terk edilemediğine, hareket, yeme, içme serbestliği olmadığına göre hürriyeti bağlayıcı cezalar sınıfındandır. Derileri soyulduğuna, yerlerine yenilerinin geldiği söylendiğine göre aynı zamanda bedeni bir ceza da söz konusudur. Eğer bir suça bir ceza verilmesini ilke olarak kabul ediyorsak cehennemde ya bedeni ceza var, diğerini doğru anlamıyoruz diyeceğiz; ya da kısıtlama cezası var, diğer anlatılan bedeni cezaları doğru anlamıyoruz diyeceğiz.

Cehennemin “sonsuz” olduğu hep söylenegeldiğine göre, bu akıl alır bir karşılık gibi de görülmemektedir. Sadist nefislerimiz, bunun gerekli ve haklı bir karşılık olduğunu söylese de aklımız bunu doğrulayabilecek midir?

 

SONSUZ

Sayı nedir, sonsuz nedir? Çok matematiğe girmeden kısaca anlamaya çalışalım. Sayıları biliyoruz. Bir, iki, üç, … milyon, … milyar, …. diye giden dizi. Peki sonsuz nedir? Peki çoğumuzun hemen hiçi düşünmeden kabul ettiğimiz “en büyük sayıdan bir sonraki sayı değildir sonsuz”. Tekrar vurgulayalım: Mümkün, mutasavver, muhayyel en büyük sayıdan bir sonraki sayı değildir sonsuz. Mümkün, mutasavver, muhayyel en büyük sayı dahi sonsuzun yanında “sıfır”dır. Sonsuz+sayı=sonsuzdur. Hatta sonsuz+sonsuz=sonsuzdur. Sonsuza bir şey eklemekle büyümez, ondan bir şey almakla da küçülmez. Sonsuz sayı cinsinden değildir. Sonsuz herhangi bir şeyin katı veya herhangi bir şey onun cüzü, parçası değildir. Bu aynı zamanda “TEK” olan, “BİRİCİK” olan demektir. Sonsuz sadece Allah’tır ve Kurandaki “TEK” karşılığı olan kelime “ehad”tır. “SONSUZ” karşılığı olarak da zaman bakımından “evvel=ahir”, mekan bakımından ise “zahir=batın”dır.

 

Allah’ın dışında sonsuz yoktur, sadece ona mahsustur, onun vasfıdır. Sonsuzluk sayılabilen ve benzetilebilen bir vasıf da değildir. Sıfır’ın da buna benzer bir hali vardır. Muhayyel en küçük sayıdan bir sonraki sayı değildir sıfır. En küçük sayı dahi sıfırın yanında sonsuz gibidir. Sıfır da sayıların bir cüzü, parçası değildir. Sayılar da sıfırın bir katı değildir. Onun için matematikteki sıfır ve sonsuzla yapılan bazı işlemler “belirsizdir”, yani müteşâbihtir.

 

CEHENNEM SONSUZ OLUR MU?

 

Eğer yukarıdaki kabulümüz doğru ise sonsuz sadece Allah’tır. Yaratıklarının hiç biri ona denk olan bir vasfa sahip olamazlar. Herhangi bir varlığın Allah’ta olan bir sıfata aynen sahip  olduğunu varsayarsak o zaman Allah tanımımızı değiştirmemiz gerekir. Halbuki o tektir, eşi ve benzeri yoktur. Böyle olan varlık Allah’tır. Öyleyse cehennem sonsuz olamaz. Diğer yandan başlangıcı olan her şeyin bir ömrü olması zorunludur. Başlangıcı olmadığı için sonu da olmayan tek varlık Allah’tır. Allah’ın dışındaki her şey mahluktur. Her mahlukun bir başlangıcı, bir sonu ve bu arada süreceği bir ömrü olması Allah’ın sünnetullahındandır.

 

Ayrıca Arapça’daki ebed, halid ve ebka kelimelerinin tamamını Türkçe’deki sonsuz kelimesi ile karşılamak hatalıdır. “Sonsuz” kelimesi karşılığı sadece Allah’a mahsus söylenen “ahir” kelimesi kullanılabilir. Bunların hiç birini Türkçe’deki sonsuz kelimesi karşılığı kullanamayız.

 

Halid kelimesi, Hadid-Demir kelimesine akraba görünmektedir. Demirin elementler arasındaki en önemli özelliği kararlı yapısıdır. Demirden önceki elementler birleşerek; demirden sonraki elementler de ayrışarak demire yaklaşırlar. Yani cehennem de demir gibi kararlıdır manası çıkarılabilir…

 

Ebka kelimesi Türkçe’de çok kullandığımız “kalan” kelimesi karşılığı olmalıdır. Cari hesaplarda bir önceki işlemden sonra kalan miktara “bakiye” diyoruz. Geçici dünya hayatından sonra geriye kalacak olan, yani bakiye, sadece öte yaşamdır, ahirettir. Ebed ise çok çok uzun zaman karşılığı olabilir. Nasıl ki, bir kamyonu tartarken gramlar ihmal edilir, nasıl ki yıllarla ifade ettiğimiz bir süreyi söylerken saniyeleri ihmal ederiz, vs. Olsa olsa öte dünya yaşamı süresi göz önüne alındığında, dünya hayatı adeta, (tabirimi mazur görürseniz) “devede kulak kalır”. Nasıl ki bir bardak su ile kıyasladığınızda okyanus suları sonsuz gibidir, ama sonsuz değildir. Burada da öte yaşam süresi, dünya yaşamı ile kıyaslandığında sonsuz gibidir ama sonsuz değildir. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi sonsuz ancak Allah’tır.

 

BAŞLANGICI OLANIN SONU DA OLUR

Evren de var olan esas kurallardan biri de bir varlığın bir başlangıcı varsa, onun mutlaka sürmesi gereken bir nominal ömrü ve bu ömrün sonunda da bir ölümü vardır. Bu, yaratıcı olan ve başlangıcı olmayana Allah’ın dışındaki tüm varlıklar için geçerli kuraldır. İnsanlar ölümlü, dünya ölümlü, evren ölümlüdür. Zira onların bir başlangıcı vardı. Cennet ve cehennem de ister bu evrenle beraber başlasın, isterse bu evrenden sonra var olacak olsun, madem ki bir başlangıç, bir var olma noktası vardır; öyleyse onular için de bir ömür süresi ve bunun sonunda da bir ölüm Allah’ın sünnetullahındandır. Kuranda “şeyin küllüne fan vardır” denilmiştir. Bu ifade mutlak olup, her ne olursa olsun hepsinin mutlaka bir sonu var demektir.

 

ZAMANDA SONSUZLUK

 

Madde ve mekanda sonsuzluk dediğimiz zaman insanın aklına hemen o kadar çok, o kadar çok ki, sonu yok diye bir fikir gelir. Evrendeki madde miktarı sabit/sayılabilir, evrenin çapı da sabit/ölçülebilir olmasına karşılık yine de insan sonsuzluk kavramını böyle düşünür. Zamana gelince biraz farklılık oluşur, bunun tersi bir çelişki var görünür. Zamandaki sonsuzluk olsa olsa binlerce, milyonlarca, trilyonlarca ve böylece geçen zaman değil, tam aksine duran ve akmayan zamandır. Bir insan için zamanın durması, o kişi için zamanın sonsuz olmasıdır. Üzerinden zaman akan kimse ihtiyarlar, üzerinde zaman akmayan kimse ise olduğu yaşta kalır. Eğer zaman onun için tekrar başlamazsa adeta sonsuz zaman yaşamış gibi olur. Zaman ne kadar yavaş akarsa süre o zaman uzar, teşbihte hata olmazsa sonsuza doğru gider. Zamanın hızı sıfırsa, zamanın süresi sonsuzdur. Bugün bilinmektedir ki, ışık hızına yaklaşan bir varlığın zamanı yavaşlar, mutlak ışık hızında zaman durur. Işık hızındaki varlık bu hızda aldığı sürece, bugün bilinen fizik kuralları da geçerli oldukça sonsuz zaman yaşar. Ama yine de böyle olmaz…

 

Eğer cennet ve cehennemde zaman akmayacaksa, o zaman herkes aynı yaşta kalacak demektir ve adeta sonsuz zaman yaşanmış olacaktır. Allah ne zaman yeniden zamanı başlatırsa ömürler azalmaya başlar. Şöyle de düşünmek mümkündür. Öte yaşamdaki varlıklar eğer ışık hızında olacaklarsa onlar için zaman akmaz, sonsuz gibi olurlar, ya da ışık hızına çok yakındırlar ve onlar için zaman çok çok yavaş akacaktır, onlar da çok çok uzun yaşacaklardır. Bizim hızımız ışık hızına göre kıyaslandığında adeta sıfıra çok yakındır. Onun için zaman bizim için şu an yaşadığımız hızda akmaktadır.

 

FİKRİ SUÇA SONSUZ CEZA…

En büyük günahın küfür (Allah’ı inkar) ve şirk (Allah’a ortak koşma) olduğu kabul ediliyor. Nifak (iki yüzlülük) ve dalalet (boş vermişlik) de büyük günahlardandır. Peki şimdi sormak istiyorum: Allah’ı inkar eden kimse Allah’a bir zarar vermiş olur mu bu inkarıyla, ya da kendisine bir menfaat sağlamış olur mu? Allah’a kimse bir zarar veremez, buna hiçbir varlığın gücü yetmez. Salt inkarı ile de kendisine ne gibi bir menfaat sağlamış olabilir? Bu durumda suçun manevi unsuru oluşmamış demektir…? Ne dersiniz? Ayrıca aklı ermediği için inkar eden kimse kafir de olmaz, var olduğunu bildiği halde, bir başka maksat için var olanı yok sayan kimsedir kafir.

 

Bir suça iki ceza olmaz demiştik. Cezası burada verilen adam öldürme, hırsızlık, zina, sarhoşluk gibi suçların öte dünyada bir kere daha cezalandırılmaması gerekir. Olsa olsa olması gereken cezadan daha az ceza verilmişse eksiğin tamamlanmasından bahsedilebilir. Bunu anlamak kolaydır, ama iki kere ceza biraz ağır gibi geliyor… Bir suça iki ceza adalet prensibine aykırıdır. Bu suçlar kamu düzenini bozan, sosyal yaşantıyı zedeleyen suçlar olarak görünmektedir.

 

ALLAH’A KARŞI SUÇ MÜMKÜN MÜ?

Kişinin kendisine bir fayda temin etmesine rağmen, herhangi bir muhatabına (ikinci kişiye) veya topluluğa (üçüncü kişilere) bir zararı dokunmasa işlediği eyleme “suç” diyebilir miyiz? Gerçek kişilere, tüzel kişilere ki, devlet bunların en büyüğüdür, bir zarar vermeyen eylemler suç olarak nitelendirilemez. Hatta bu zarar maddi de olabilir, manevi de olabilir. Birinin malını çalsanız, eksilen malı tazmin edersiniz ve devlet otoritesi, devlet güvenliğini ihlal ettiğiniz cezalandırılırsınız, kamu güvenliğini bozdunuz.

 

Havayı alsanız ve onu kullansanız, eğer onda bir bozulma ve eksilme meydana getirmiyorsanız, topluluğun malını azaltıyorsunuz diye hiç kimse sizi hırsızlıkla suçlamaz. Ama birisine hakaret etseniz, küfretseniz onu toplumdaki saygınlığını eksilttiğiniz için mağdur etmiş olursunuz ve suçtur.

 

Allah mutlak sonsuzdur. Hiçbir kimse ne yaparsa yapsın onda herhangi bir eksiltme, herhangi azaltma, herhangi bir artma da meydana getiremez. Allah’ın varlığı ne artar ne de azalır. Öyleyse teorik olan şu suç kriterini Allah için düşünelim. Bir insan ne yaparsa yapsın, ister inkar etsin, ister şirk koşsun Allah’a bir zarar veremeyeceği aşikardır. Zira Allah’ta ne maddi olarak ne de manevi olarak bir azalma meydana gelmemiştir. Öyleyse buradaki suçun ve cezanın mantığı nedir?

 

KÜFÜR (tanımama) ve ŞİRK (ortaklama) Küfür ve şirk de sosyal düzeni, kamu düzenini, yani devlet otoritesini bozan suçlardan olmasın sakın…? Allah lafzının pek çok yerde “kamu-devlet” manasında söylendiği bilinen bir gerçektir. Hukukullah, kamu hukuku demektir.

 

Bir sosyolog gibi olaya bakıp; Allah’ı inkar devleti inkardır, devleti tanımamadır, anarşi ve isyandır. Arapça “kafir” kelimesini Türkçe’de kullandığımız eşkıya, terörist, anarşist anlamlarında almalıyız. Zira anarşist kural tanımayan demektir ki topluluk halinde yaşabilmenin, kamu düzeni oluşturmanın ilk şartı herkesin belirlenen kurallara uymasıdır. Böylece herkes ne yaparsa ne ile karşılaşacağını bilebilir ve düzen oluşur. Buradaki küfür sırasıyla Allah’ı yani kamuyu/topluluğu ve onun tezahür eden şekli olan devleti tanımaktır. Böylece kelimenin sözlük manasına da tam uygun olarak; zira kefere kelimesi var olduğunu bildiği halde yok saymak demektir, bir anlam kazanılmış olur.

 

Allah’a şirk koşmak ise devlet gücüne güvenmeyip, başka güçleri ona ortak etme demektir. Mesela mafya ile iş yapma veya parasına güvenerek rüşvet ile iş yapma demektir, diyebilir miyiz? Evet, ihkak-ı hak, yani kendi hakkını kendisi almak, devlet otoritesi ile değil de mafya aracılığı ile iş yapmak, rüşvet veya iltimas ile, kayırma ile iş bitirmek gibi eylemler devletin gücünün yanında başka güçler tanımak ve onlara tapmak demektir. En büyük suçlardandır. Düzenin tam ifsadıdır. Bu şekildeki gizli bir şirk, belki de açık olan bir küfürden daha tehlikelidir. Zira açık olanla mücadele etmek daha kolaydır. Biri devleti yok sayma, diğeri de devlete ortak koşmadır. Bu her iki fiil, her düzende kesin suçtur. Devleti tanımamanın cezası kesin ölümdür. Şirkin (devletin yanında başka otoriteler tanımanın) de bundan kalır bir tarafı yoktur. Devlet mekanizmasını tamamen bozan bir eylemdir.

 

Buradan anlarız ki Kuran ayetlerinin pek çok manaları vardır. Dünyevi manaları, uhrevi manaları, bilimsel manaları, şeriat ve tarikat manaları gibi pek çok manaları vardır. Bir ayet bunların pek çoğuna delalet edebilir, çok yönlüdür. O zaman şöyle bir genelleme çok da yanlış olmaz. Küfür ve şirk de dahil olmak üzere zikredilen bütün suçlar ve cezalar hep (ya da aynı zamanda) kamu hukukunu (devlet)  düzenlemek içindir. Böyle bir kabul, takdir edersiniz ki, diğer manaları yok kılmaz. Mahiyetini hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimiz ve bazı insanlara olan öfke ve hıncımızı teskin ettirecek ve adeta onlardan öcümüzü alacak bir yer olarak görmek istediğimiz cehennemi bırakıp, günlük ihtiyaçlarımızla ilgili konuları incelememiz çok daha uygundur.

 

 


YorumcuYorum
Mete Firidin
22.05.2011
11:25

Güzel bir yazı.

Fakat sizin de bildiğiniz gibi her şey rölatiftir. Cezayı çekerken zaman algılayışınız sonsuz olacaktır. Yahudilerin dediği gibi"ateş bize birkaç gün değecektir"kabulu şeklinde değildir. Beş dakika kızgın sobanın üzerinde oturun bakalım zaman algılamanız nasıl olacak?

Ayrıca zaman ve mekan yaratılan bir şeydir.Allah bunlardan münezzehtir. Zaten cezada biz bir şekilde varolduğumuz evrenin yaşı ile ilgilidir.

Gelelim şirk ve kafirlik suçlarına . Burada kafirlik ve şirk ile işlenen bir suç vardır. O da Allahın İlahlığına zulüm ve haksızlık yapmaktadır. Gercek olarak burada Allaha bir zarar verme söz konusu olamaz fakat bir hakaret ve gerçeğin dışına çıkmak, yalancı şahitlik yapmak, bilerek iftira atmak suçu işlenmiştir. Kölenin sahibini inkar etmesi demektir.

Köle sahibinin emeklerini inkar etmiş. Hiç bir yararı olmamış olanı ise sahibine ortak saymıştır. Bütün bunların hukuksal cezası vardır.

Allah kullarını O na ibadet etsin diye yaratmıştır. Suçun cezası, sucun büyüklüğü ile doğru orantılı olmalıdır. Sonsuz güçler sahibi ve tek olan ve herşeyin yaratıcısı olana zulmetmenin cezasıda herhalde az bir şey olamaz.

Vatandaşa hakaret etsen az bir ceza alırsın ,memura hakaret etsen daha fazla ceza alırsın, cumhurbaşkanına hakaret etsen çok -daha fazla ceza alırsı. Seni ve herşeyin sahibi olana hakaret etsen elbette bu ceza sonsuz kadar olur.,

Mete Firidin
22.05.2011
11:27

yaklaşımızı biraz fazla homo ekonomikus olmuş.

Mete Firidin
22.05.2011
20:28

Sen atmadın Allah attı konulu ayet hakkında anlayabildiklerimi anlatmaya çalışacağım.

Okudunuz ise Hud 7. ayetile ilgili yazımda:arşını değişken hal üzere yeri ve göğü 6 devirde yarattı hanginizin daha güzel amel işlediğini bilmek için . mealinde bir meal yapmıştım. Oradan da Anlaşılacağı üzere Allah kendi hükümranlığını(arş):proto-sinaik anlamlandırmada istek,birşeyi kendi isteği ile baskı ,kontrolün de bulundurmak olduğu anlaşılıyor.) değişken yani diğer iradelere musade edecek şekilde yaratım şeklinde yorumlamıştım. Bu anlamda Allah resule kendi iradeleri ile değil Allahın iradesi ile olağan dışı bir zafer yani mucize verdiği anlaşılıyor. Yani bir lutufta bulunuyor. Ben bunu bu şekilde anlıyorum.

Maen kelimesinin başka anlamlarını google da bible cc yazıp genesis bölümü 2. ayet? hebrew konkordans bölümünde de görebilirsiniz

Mete Firidin
22.05.2011
20:39

tevrat genesis(yaradılış) bölüm 1 ayet? 2 hebrew Konkordans: Dark Darkness Deep Empty Existed Face Fluttering Form Formless God's Hovered Hovering Moved Moving Spirit Surface Unformed Void Waste Waters





Çok Yorumlanan Makaleler
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.05.2012 12420 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.07.2012 9347 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.08.2012 8228 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 9948 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.06.2014 6911 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Hüseyin Kayahan
MÜTEŞEBBİSE DAİR / GELECEĞİN MÜTEŞEBBİSİ
21.02.2013 12942 Okunma
13 Yorum 18.03.2013 21:10
Hüseyin Kayahan
ASLAN OĞLUM ve METOD
11.04.2012 4575 Okunma
13 Yorum 13.04.2012 17:42
Hüseyin Kayahan
YENİ BİR PAVLUS ARANIYOR
25.04.2012 4353 Okunma
13 Yorum 04.05.2012 18:47
Hüseyin Kayahan
HARUT ve MARUT, FİRİDİN ve RASYONALİZM
25.03.2012 8145 Okunma
11 Yorum 27.03.2012 08:38
Hüseyin Kayahan
FECR / ALACAKARANLIK ve GÜNEŞ TAYFI
16.07.2015 10706 Okunma
11 Yorum 28.07.2015 00:04
Hüseyin Kayahan
KELİME, MUTASYON; TURAB VE TOPRAK
29.04.2012 5018 Okunma
10 Yorum 01.05.2012 11:38
Hüseyin Kayahan
ÖZGÜRLÜKÇÜLÜK NASIL ANLAŞILIR?
27.03.2012 4360 Okunma
9 Yorum 29.03.2012 17:53
Hüseyin Kayahan
NUH TUFANI (kısa bir özet)
4.10.2013 10604 Okunma
9 Yorum 18.10.2013 14:55
Hüseyin Kayahan
İZLENİMLER-2
25.09.2013 4607 Okunma
8 Yorum 28.09.2013 07:31
Hüseyin Kayahan
ÜSTAD KARAGÜLLEYE AÇIK ARZIMDIR
25.06.2013 4628 Okunma
8 Yorum 02.11.2013 05:43
Hüseyin Kayahan
İLK (ve TEK) SOSYAL/KOLEKTİF KİTAP: KUR’AN
12.06.2016 5552 Okunma
8 Yorum 15.06.2016 23:36
Hüseyin Kayahan
RUH-ÜL KUDÜS
15.05.2012 5511 Okunma
8 Yorum 17.05.2012 00:58
Hüseyin Kayahan
KRAL ÇIPLAK (MI?)
28.01.2013 4428 Okunma
7 Yorum 07.02.2013 17:00
Hüseyin Kayahan
ALLAH ve DEVLET
13.07.2014 4888 Okunma
7 Yorum 09.08.2014 20:59
Hüseyin Kayahan
HUKUK ve TAŞKINLIK; MUSA ve HIZIR
7.05.2014 5334 Okunma
7 Yorum 12.05.2014 20:13
Hüseyin Kayahan
FIKIH ve KELAM
30.10.2016 6388 Okunma
7 Yorum 18.11.2016 04:58
Hüseyin Kayahan
ÂDEM'İN DİLİ
27.07.2020 1310 Okunma
6 Yorum 30.07.2020 09:04
Hüseyin Kayahan
SOSYOLOJİK KURAN MEALİNE BAŞLARKEN-2
31.07.2013 5238 Okunma
6 Yorum 03.03.2018 15:53
Hüseyin Kayahan
DİLİN CİLVELERİ
27.03.2012 3284 Okunma
6 Yorum 29.03.2012 17:18
Hüseyin Kayahan
YORUMSUZ ve BİR SEZİ ve BİR SORU
17.04.2012 4137 Okunma
5 Yorum 19.06.2012 11:35
Hüseyin Kayahan
KÖLELİK-1
10.03.2013 4903 Okunma
5 Yorum 14.03.2013 19:54
Hüseyin Kayahan
SÖYLEMEK ve YAPMAK
15.11.2013 7657 Okunma
5 Yorum 22.11.2013 21:08
Hüseyin Kayahan
BAŞKANLIK, YARI BAŞKANLIK YA DA...
27.08.2014 4785 Okunma
5 Yorum 01.09.2014 08:02
Hüseyin Kayahan
SESSİZ ve SESLİ NAMAZLAR
13.11.2016 6624 Okunma
5 Yorum 01.08.2017 18:04
Hüseyin Kayahan
HACCIN ZAMANI
23.08.2015 5942 Okunma
4 Yorum 23.08.2015 22:10
Hüseyin Kayahan
DİYET TAŞI
30.01.2016 4975 Okunma
4 Yorum 16.02.2016 18:06
Hüseyin Kayahan
SALGINLAR ve PROJEKSİYONLAR
14.04.2020 1654 Okunma
4 Yorum 14.04.2020 16:25
Hüseyin Kayahan
FATİHA ve YENİ KOMÜNİZM
4.09.2014 5236 Okunma
4 Yorum 24.09.2014 08:17
Hüseyin Kayahan
PARALELE DAİR
18.03.2014 4951 Okunma
4 Yorum 19.03.2014 13:13
Hüseyin Kayahan
BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP
6.06.2013 5191 Okunma
4 Yorum 09.06.2013 18:33
Hüseyin Kayahan
BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP-2
10.06.2013 4973 Okunma
4 Yorum 25.06.2013 14:51
Hüseyin Kayahan
Suç, Ceza ve Cehennem
21.05.2011 3262 Okunma
4 Yorum 22.05.2011 20:39
Hüseyin Kayahan
YARATILIŞ-DİRİLİŞ ve FELSEFE
6.07.2012 4370 Okunma
4 Yorum 07.07.2012 15:08
Hüseyin Kayahan
KURAN'I TANIMAK-2, MUCİZELER
29.10.2012 4662 Okunma
3 Yorum 30.10.2012 07:15
Hüseyin Kayahan
KURAN'I TANIMAK-1, KURAN'IN MÜŞKÜLLERİ
7.08.2012 4349 Okunma
3 Yorum 09.08.2012 16:49
Hüseyin Kayahan
EVREN ve NOKTA
23.04.2012 3238 Okunma
3 Yorum 29.04.2012 18:11
Hüseyin Kayahan
MUSA, FETASI ve BULUŞMA YERİ
30.03.2012 3187 Okunma
3 Yorum 08.04.2012 18:07
Hüseyin Kayahan
BELKİ DE İSTİHBARAT ZAAFI YOKTU.!?
24.07.2016 5391 Okunma
3 Yorum 26.07.2016 21:04
Hüseyin Kayahan
İSLAM EKONOMİ SİSTEM,-ZEKAT BANKASI
12.09.2014 7028 Okunma
3 Yorum 14.09.2014 22:42
Hüseyin Kayahan
ISTILAHİ DİLLER, MECAZ ve HAKİKİ MANALAR
20.10.2019 2156 Okunma
3 Yorum 29.10.2019 11:19
Hüseyin Kayahan
KURANDA METAFORLAR
13.04.2020 1943 Okunma
3 Yorum 15.04.2020 09:19
Hüseyin Kayahan
LİSANE SIDKIN sadık lisan ve İBRAHİM PEYGAMBER
11.02.2018 2882 Okunma
3 Yorum 28.10.2019 21:50
Hüseyin Kayahan
AD SEMUD İREM ve ARAFTAKİLER
11.02.2018 3291 Okunma
2 Yorum 24.02.2018 17:11
Hüseyin Kayahan
HURUF-U MUKATTAA
17.02.2018 2873 Okunma
2 Yorum 21.02.2018 13:02
Hüseyin Kayahan
MÜLK ve MAKAM
23.10.2016 4775 Okunma
2 Yorum 24.10.2016 15:38
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN-ZEKAT BANKASI (ÖZET)
13.09.2014 4970 Okunma
2 Yorum 17.09.2014 15:32
Hüseyin Kayahan
2013-2014 KIŞ DÖNEMİ İLK İZLENİMLER
9.09.2013 4990 Okunma
2 Yorum 09.09.2013 11:39
Hüseyin Kayahan
KARAGÜLLE'YE MUHALEFET NASIL OLMALI?
4.04.2012 3404 Okunma
2 Yorum 05.04.2012 19:58
Hüseyin Kayahan
DÜŞÜNME VE ANLAMA/FIKH ÜZERİNE
23.03.2012 2343 Okunma
2 Yorum 23.03.2012 11:30
Hüseyin Kayahan
SÖZ KESTİK, SÜT DE KESİLDİ...
13.04.2012 3512 Okunma
2 Yorum 14.04.2012 08:56
Hüseyin Kayahan
DİLLER; NELER ANLATIRLAR, NELER...
6.05.2012 3357 Okunma
1 Yorum 07.05.2012 01:01
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-3 KURAN ARKEOLOJİSİ
6.08.2012 3867 Okunma
1 Yorum 07.08.2012 07:50
Hüseyin Kayahan
NAMAZI TANIMAK-1
2.11.2012 4594 Okunma
1 Yorum 03.11.2012 09:33
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ BİR HOŞGELDİNİZ
23.03.2012 1928 Okunma
1 Yorum 23.03.2012 04:08
Hüseyin Kayahan
4x4 ve HIZIR
12.09.2013 4668 Okunma
1 Yorum 17.09.2013 17:13
Hüseyin Kayahan
PARALEL OKUMALAR-MUHKEM ve MÜTEŞABİH
17.04.2014 4693 Okunma
1 Yorum 19.04.2014 09:21
Hüseyin Kayahan
DEVİ YOKETMEK
13.10.2013 3059 Okunma
1 Yorum 14.10.2013 16:22
Hüseyin Kayahan
CEBELLEŞMEK-1
4.08.2013 3307 Okunma
1 Yorum 15.08.2013 12:39
Hüseyin Kayahan
KEVSER
4.08.2013 4575 Okunma
1 Yorum 05.08.2013 05:12
Hüseyin Kayahan
SOSYOLOJİK KURAN MEALİNE GİRİŞ-1
30.07.2013 4661 Okunma
1 Yorum 10.08.2013 17:54
Hüseyin Kayahan
YENİ (TÜRK TİPİ) BAŞKANLIK
18.03.2015 4668 Okunma
1 Yorum 20.03.2015 11:03
Hüseyin Kayahan
ONA ÜFLEDİ - NEFEHA FİHA, NEFEHA FİHİ
14.06.2015 7507 Okunma
1 Yorum 18.06.2015 09:29
Hüseyin Kayahan
HİKMET ve UYGULAMA (PRATİK)
9.07.2015 5456 Okunma
1 Yorum 09.07.2015 12:13
Hüseyin Kayahan
PARA VE BONO
5.02.2017 3000 Okunma
1 Yorum 13.02.2017 08:43
Hüseyin Kayahan
ALFABELER
11.02.2018 2365 Okunma
1 Yorum 18.02.2018 01:19
Hüseyin Kayahan
MUHKEM ve MÜTEŞABİH
20.10.2019 2148 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 14:39
Hüseyin Kayahan
KUŞ DİLİ ve Hz. SÜLEYMAN
19.12.2019 1411 Okunma
1 Yorum 18.02.2020 16:07
Hüseyin Kayahan
MÜŞRİKLER ve STK (sivil toplum kuruluşları)
19.04.2020 1161 Okunma
1 Yorum 19.04.2020 13:16
Hüseyin Kayahan
ÂDEM'İN DİLİ-2
9.08.2020 997 Okunma
1 Yorum 12.08.2020 15:51
Hüseyin Kayahan
ZÜNNÛN – bir muamma
19.05.2020 1098 Okunma
1 Yorum 21.05.2020 18:19
Hüseyin Kayahan
AYASOFYA CUMA MESCİDİ OLMALIDIR.
20.07.2020 947 Okunma
1 Yorum 20.07.2020 16:51
Hüseyin Kayahan
BAĞIMLILIK-TUTKU
31.05.2020 615 Okunma
Hüseyin Kayahan
MUTAHHERÛN-“koş abla koş, bir metaforcu geldi!”
1.05.2020 711 Okunma
Hüseyin Kayahan
METAFOR ≡ ANALOJİ (sistem benzeşimi) ≡≤ MÜTEŞÂBİHAT
15.04.2020 774 Okunma
Hüseyin Kayahan
ABDEST ve TOPLUM SAĞLIĞI
15.04.2020 735 Okunma
Hüseyin Kayahan
MÜZEKKER MÜENNES ve HÜNSA
2.02.2020 1035 Okunma
Hüseyin Kayahan
KUL HAKKI ve MUHASEBE
8.04.2020 853 Okunma
Hüseyin Kayahan
YENİ DİJİTAL UYGARLIK (“4'üncü ON BİN YIL UYGARLIĞI”)
12.04.2020 804 Okunma
Hüseyin Kayahan
MÜŞRİK ve KAFİR
1.11.2019 1369 Okunma
Hüseyin Kayahan
Hakiki, mecazi, ıstılahi MANALAR
12.02.2018 1881 Okunma
Hüseyin Kayahan
AKIL SATMALAR
11.07.2019 1067 Okunma
Hüseyin Kayahan
Yeni dünya düzeni
18.07.2019 980 Okunma
Hüseyin Kayahan
KURAN ve SENARYO
20.10.2019 1687 Okunma
Hüseyin Kayahan
ŞURA ve Hz. ALİ'nin YAŞI
5.02.2017 5444 Okunma
Hüseyin Kayahan
BELKİ DE İSTİHBARAT ZAAFİYETİ YOKTU-2
4.08.2016 2607 Okunma
Hüseyin Kayahan
FİTNE ve KATL
23.10.2016 2194 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - RANT ve ÖZEL MÜLKİYET
7.09.2014 2271 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - ZEKAT ve BANKA
7.09.2014 2536 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - ZEKAT SADAK ve FONLAR
7.09.2014 2510 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - XEKAT ve KAVRAMLAR
7.09.2014 2111 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - DUYURU ve DAVET
7.09.2014 2254 Okunma
Hüseyin Kayahan
KUNUT ve HUŞÛ
29.08.2014 3155 Okunma
Hüseyin Kayahan
yorumların çetelesi
26.03.2012 1192 Okunma
Hüseyin Kayahan
Oku kim attı?
23.05.2011 2515 Okunma
Hüseyin Kayahan
1400 yıllık bir öykünme
1.08.2009 2793 Okunma