Hüseyin Kayahan
1400 yıllık bir öykünme
1.08.2009
2793 Okunma, 0 Yorum

 

Hz. MUHAMMED

MİRAC

İSRA

HZ. YAKUP (İSRAİL)

 

 

“küllü hizbin bima ledeyhim ferihun”

“Her hizib kendisinde olanla ferahlanır.”

 

Yukarıdaki ayet Kuran’da iki defa geçmektedir. Arapça “küllü” kelimesi bize gösteriyor ki, bu olayın istisnası yoktur. Büyüklüğü, yeri, zamanı, özellikleri ne olursa olsun bütün topluluklar kendilerinde olanla, kendilerinin kabul ettikleri ile öğünürler. Bu sosyolojik bir kanundur. Hepimiz ailemizle, semtimizle, köyümüzle, şehrimizle, okulumuzla, takımımızla, derneğimizle, bayrağımızla, yurdumuzla, devletimizle, ulusumuzla, erkekliğimizle, daha aklınıza gelebilecek her türlü grubumuzla övünürüz. TV’deki bir belgeselde; dünya üzerinde konuşulmakta olan binlerce dillerden birinin son beş temsilcisinden biri olan yaşlı kadın da, dili ile övünüyordu; “atalarından kalan ve gerçek dil kabul ettiği kendi dili ile konuştuğu için”.

Bazen de öykünürüz ve başkasınınkini de kendimize mal ederiz, ve ona sahip çıkarız. Ortak kahramanlar, ortak destanlar, ortak kültürel değerler de bu yüzden bir türlü topluluklar tarafından paylaşılamaz. Balkanlarda, Kafkaslarda ve özellikle Anadolu’da başta yemekler, giyimler ve oyunlar olmak üzere pek çok kültürel birikim bu topraklarda yaşamış ve yaşamakta olan topluluklarca kendilerine mal edilerek, sahiplenilir.

Müslümanlar da bu sosyolojik kanundan kurtulamayarak öğünmüşler, bazen öykünerek öğünmüşlerdir. Aşağıdaki inceleme bunlardan sadece biridir.

 

İsra Suresi 1-4. ayetler

بسم الله الرحمن الرحيم

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنْ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ(1)وَآتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَنِي إِسْرَائِيلَ أَلَّا تَتَّخِذُوا مِنْ دُونِي وَكِيلًا(2)ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا(3) وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إسْرائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا(4)

 

 

Kuran’da  anlatılan peygamber kıssalarının bazılarında, o peygamberlere, sünnetullah dışı mucizeler, yani bilenen fizik yasalarının dışında cereyan eden olaylar verildiği, bununla da, ya peygamberlere inanmayı temin etmek, ya da Allah’ı inkar etmelerinden dolayı cezalandırmak üzere olağan üstü olaylar meydana getirildiği anlatılmaktadır. Hz. Muhammed’e ait olarak anlatılan, mucize niteliğinde bir olay Kur’an’da geçmemektedir.

Son peygamber olan Hz. Muhammed’in ismi ise Kuran’da dört kere geçmektedir. Birinci Al-i İmran suresi 144. ayettedir (3/144). “Muhammed bir resulden (elçiden) başkası değildir; onun öncesinden de Resuller (Elçiler) geçmiştir; ölür ya da katl olunursa (öldürülürse)….” Burada resul kelimesi belirsizdir (nekiredir), yani elçilerden bir elçi demektir. Ölür  ya da öldürülürse diyerek de onun bizim gibi ölümlü, normal bir insan olduğu vurgulanmıştır.

İkincisi ise Muhammed suresi 2. ayette (47/2)olup, onun tek mucizesi olan Kuran’a atfen “Muhammed’e indirilene” diyerek, Kuran’ın onun vasıtasıyla, ona indirildiğini belirtmek için “Muhammed” ismi zikredilmiştir. (Ayet meali: “İman eden, Salihatı amel eden ve rablerinden Hak olarak Muhammed’e inzal olana iman eden Kimseler; onların…”, yani “Güvenen, uygunları işleyen ve yetiştiricilerinden Gerçek olarak Muhammed’e indirilene güvenen Kimseler; onların… )

Üçüncüsü   Ahzab süresi (33) 40. ayetinde (33/40), “Muhammed  ricalinizden birisinin babası değildir. Lakin Allah’ın resulüdür ve Nebilerin hatemidir. Eşyanın küllünü alîm Allah’tır.” denmektedir.

Dördüncüsü ise  Fetih süresinde olup; (48/29) “Muhammed Allah’ın resulüdür. Onunla beraber olanlar küffara eşiddâdır ve beyinlerinde ruhamâdır; ….”

Bunların dışında peygamberin ismi, daha doğrusu Muhammed ismi yoktur. İsa peygamberi anlatırken  Saf (61/6) ayetinde “…. benden sonra gelecek, Ahmed isminde bir resulü mübeşşir olarak…..” denmektedir. Ahmed; Muhammed gibi, H-M-D harflerinin farklı bir  kalıbıdır.

Kuran’da mucizeleri anlatılan diğer peygamberlerin isimleri kendilerine ait mucize ile birlikte zikredilir. Ama yukarıda Muhammed isminin geçtiği dört yer ve onun farklı bir versiyonu olan Ahmed isminin geçtiği yerlerde herhangi bir mucize ve harika anlatılmamaktadır. Aksine, defalarca peygamberin normal bir insan olduğu, ona sadece vahiy geldiği tekrar tekrar zikredilir.

Kuran’da her yer zamir doludur. Zamirlerle söylenen cümleler edebîdir, belîğdir ama çözülmeleri ise son derece zordur. Atıf zamirlerinin, kime ve nereye gittiğini bulmak adeta bulmaca çözmek gibidir. Çoğu zaman da çok farklı anlamlar bu zamirlerden çıkar. Zamirlerin her zaman okuyana, peygambere, olayın anlatıldığı şahıslara gitmesi mümkündür. Bu da olaylara, hükümlere yeni boyutlar kazandırır.

Fakat yaklaşık 1400 yıldır Müslümanlar bu kitabın ne büyük bir mucize olduğunu yeterince kavrayamamışlar, hala önceki peygamberlerin mucizeleri gibi Hz. Muhammed’in de mucizeleri olması gerektiği kabulüyle ona da mucizeler atfetmişler ve bunların bazılarında ise önceki peygamberlerin mucizelerinden esinlenmişlerdir. Diğer pek çok surede olduğu gibi İsra suresinin 88. ayetinde, bu kitabın bir benzerinin yazılamayacağına dair meydan okunduktan sonra, 89-93. ayetlerde bu kitabı yeterli bir mucize olarak görmeyenlerin itirazlarını sıralamaktadır. 94. ayette de sonuç cümlesini söylemektedir: “…Allah elçi olarak bir beşer (insan) mi gönderdi?”… Ne yazık ki, Müslümanlar da bu hitapları sadece inkar edenler için anlamışlar, kendilerinin de aynı beklenti içinde olduklarını hiç düşünmemişlerdir. Ellerindeki kitabın kıyamete kadar kalacak sürekli, dinamik, enteraktif  bir mucize olduğunu yeterince anlayamamışlar, diğer peygamberlerde madem ki var, son peygamberin de mucizeleri olmalı diyerek, ona da başka mucizeler atfetmişlerdir.

Bu yazıda bunlardan yalnızca birini, geçtiğimiz günlerde sonuncusunu kutladığımız Miraç kandili vesilesiyle okuduğum İsra suresinden çıkardığımız sonuçları inceleyeceğiz.

İsra suresi 17. sure olup, 281. sayfadan başlar. 111 ayettir. Mekkî olduğu kabul edilir. Ben-i İsrail’den, yani İsrail oğullarından bahsederek başlamakta ve yine sonlarına doğru onlardan bahsetmekte ve sureyi bitirmektedir.

İsra Suresi 1. ayet (17/1):

Mescid-i Haram’dan, ayetlerimiz(le)den onu iraye etmek için havlini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya leylen abdiy(ni)le isra eden kimse sübhandır; Basîr Semî’ odur.” Şimdi sadeleştirelim:

Mesid-i Haram’dan (Yasaklı Tapınaktan), kanıtlarımızla, onu aydınlatmak için çevresini arttırdığımız Aksa Tapınağa (En Kısa Tapınağa) kuluyla geceleyin götürten kimse arınandır (arınmıştır); Görücü İşitici odur.

Sera, yürüdü; (geçişsiz fiil)

sera biabdihi, abdi ile birlikte yürüdü; (“bi” ile geçişli fiil)

esra abdehu, abdini yürüttü/götürdü/götürtdü; (if’al babı ile geçişli fiil)

esra bi abdihi, abdi ile götürdü / abdini götürttürdü. (çift geçişli fiil görünüyor)

Yani kulunu meleklere götürttü. Yahut “(Yakub’a) kölesini(abdini) götürttü/(Yakub’u) kölesi ile beraber götürttü” manaları çıkmaktadır. Burada melekler ya da Yakup ismi hazf olunmuş görünmektedir. Bizce en uygun mana; “bi” Türkçedeki “ile/beraber” manasında olup, “esra” ise “götürdü/yürüttü” şeklindedir. Abdi ile onu esra eden kimse sübhandır.

Birinci ayette gece yolculuğu yaptırılan (isra eden) bir kimseden;

ikinci ayette Ben-i İsrail’e hidayet kılınmak üzere Hz. Musa’ya verilen Kitap’tan (Tevrat);

üçüncü ayette söz konusu kişinin Hz. Nuh’la beraber haml olunanların (yüklenilenlerin)  soyundan olduğundan;

dördüncü ayette de “Kitap’ta İsrailoğullarına Arzda iki kere fesad çıkaracaksınız ve büyük bir yükselişle yükseleceksiniz diye kaza ettik” diyerek, yine Ben-i İsrail’den bahsetmektedir.

Beşinci ayette birinci yükselişten sonra birinci sürgün geldiğini, ülkelere dağıldıklarını ve bunun gerçekleşmiş bir olay olduğunu;

altıncı ayette tekrar toparlandıklarını, mal ve nüfusça çoğaldıklarını ve askeri bakımdan da güçlendiklerini;

yedinci ayette “iyilik ederseniz kendinize iyilik edersiniz, kötülük ederseniz o da kendinizedir deyip, ikinci vaat geldiğinde yüzleriniz utansın, ilk girişlerinde olduğu gibi Mescide girsinler ve yükselttiklerinizi ters yüz etsinler diye…” demekte, ve hatta cümleyi de bitirmemektedir.

Sekizinci ayette ise, “Rabbinizin size merhamet etmesi umulur, siz dönerseniz biz de döneriz, inkar edenler için Cehennem kılmışızdır” diyerek bu konuyu burada bitirmektedir. (Anti parantez, öyle anlaşılıyor ki, ikinci vaad geldiğinde neyle karşılaşacakları tamamen onların tercihine bırakılmış görünüyor. Birincisi gibi yine darmadağın olabilirler, ya da yapmakta oldukları şeylerden dönerlerse bu felaketin olmayacağı anlaşılmaktadır. Bizim bu vaadi, fırsatı olara anlatmamız gerekiyor.)

Surenin sonlarına doğru 101, 102 ve 103. ayette Hz. Musa’dan bahsetmekte ve 104. ayette, baştaki konuya dönerek, “Onu ardından İsrail oğullarına Arz’da oturun, ikinci vaat gelince hepinizi toplayacağız dedik” demektedir.

Hz. Muhammed’e atfedilen Miraç olayı, ilk ayetten çıkarılmıştır. Cümlenin (mefulü) nesnesi, yani götürülen kimse hazf olunmuş görünmektedir. Ya Miraç hadislerindeki gibi (onun abdi) Hz. Muhammed melekler vasıtasıyla götürülmüştür, ya da bir başkası kölesi (biabdihi) ile beraber götürülmüştür.

Eğer klasik manayı verip bu yolculuğu yapan kimsenin Hz. Muhammed olduğunu kabul edersek bazı zorluklar çıkacaktır. Şöyleki;

İsra, gece yolculuğu demektir ve Hz. Muhammed’in bir gece yolculuk yaptığına dair haberler yetersiz ve çelişkilidir. “Abdihi” kelimesindeki abd, kul demektir. Peygamber eğer o zaman peygamber idiyse ayette, “resulihi” veya “nebiyihi” denmesi gerekirdi. Bazı kaynaklarda Hz. Muhammed’in küçükken yaptığı ticari seyahatlerden bahsedilmektedir, ancak bunlar kervanlarla yapılan seyahatler olup, geceleri değil, gündüzleri yapılan yolculuklardı.

Eğer kastedildiği gibi peygamberin yaptığı Mirac bu gece olsaydı “leyl” kelimesi belirsiz (nekire) değil, belirli (marife) gelirdi. Çünkü o gece özel ve tek olan bir gece olurdu, bilinen bir gece olurdu; bunun da marife olarak belirtilmesi gerekirdi.

Bu yolculuk Hz. Peygambere ait ise, ki peygambere ait rivayetlerde bu olayın bir kere vukuu geldiği anlatılmaktadır, o zaman esra fiilinden sonra leylen kelimesini söylemesi gerekmezdi. Belki zor da olsa bütün gece değil de gecenin bir kısmında demek için böyle söylendi denilebilir ama o zaman da hiç olmazsa bir “min” harfi gerekirdi.

Buradaki olayda gecenin bir önemi yoktur, isra’nın önemi vardır, nereden nereye ve ne amaçla yapıldığının önemi vardır. Konuyu uzatmadan kısaca ifade edelim ki, bu ayetin gramatik tahlilinden Hz. Muhammed’e delalet edecek  bir mana çıkarmak oldukça zor görünmektedir.

İsra zaten gece yolculuğu demektir, onun için tekraren “leylen” demesi gerekmezdi. Leylen dendiğine göre bu ancak hâl olur ve birden çok geceyi kapsayan ve sadece geceleri yapılan uzun bir yolculuğu vurgulamış olur. Gece gece, gecelerce manasına gelir.

Öte yandan konunun başlangıç ve devamına topluca bakıldığında ise bu yolculuğun en azından Hz. Musa’dan önceki birine ait olduğu kolayca anlaşılır. Nuh ile beraber gemiye binenlerin soyundan biri. Üzerinde İCMA olan Kuran’ın bu tertibini esas alır ve sureler arasında boşluk yok diye kabul ederseniz, önceki Nahl suresinin sonlarında 120. ayette ismen Hz. İbrahim anılmaktadır. 124. ayette de “Sebt (Cumartesi), onda ihtilafa düşen Kimselere kılındı” diyerek Yahudilere atıf yapılmaktadır. Bu ayet, sibakından (geçmişinden) ve çok açık bir şekilde siyakından (geleceğinden), İsrail Oğullarının ilk üyesi olan İsrail’in, yani Yakup peygamberin yapmış olduğu isra’yı (gece yolculuğunu) anlatmaktadır. Bu yolculuk (isra), Yakup peygambere İsrail adının verilmesine sebep olan gece yolculuğudur. Yakup peygamberin bir gece (/geceler) yolculuğu yaptığı ve bundan dolayı bu olaydan sonra kendisine artık Yakup değil İsrail dendiği mütevatiren sabittir. Kuran onları “Ben-i İsrail”, yani “İsrail Oğulları” diye adlandırmaktadır. Tüm insanlık da böyle adlandırmaktadır. Bunda insanlığın icması vardır. Tevrat’ta açıkça Yakup’un adının İsrail olarak değiştirildiği belirtilmektedir. (Bab:32; 27- Ve ona dedi: Adın nedir? Ve o dedi: Yakub. 28- Ve dedi: Artık sana Yakub değil, ancak İsrail denilecek; çünkü Allah ile ve insanlarla uğraşıp yendin.)

Bu adlandırış, insanlık tarihinin kilometre taşlarından biridir ve Kuran da bu konuyu, bu ayette ele almaktadır. Kuran’ın ifadesinden anlaşılmaktadır ki, Hz. Yakup, Tevrat’taki gibi, Allah ve insanlarla uğraşıp yenmesinden değil, bir gece yolculuğu (İSRA) yapmasından dolayı, kelimenin tam sözlük anlamına da uygun olarak “İSRAİL” ismini almıştır.

Hz. Muhammed’in Arabistan’ın dışında nereler gittiği kesin değildir. Buna karşılık Hz. İbrahim, oğlu İsmail ve İshak, İshak’ın oğlu Esav ve Yakup’un yaptığı yolculuklar Tevrat’ta yazılıdır. Şimdi bunları Tevrat’tan biraz incelemeye çalışalım. İsra yapan kişi “İsrail” olarak, Allah’ın/Kur’anın tanıklığı/şehadeti ile tek kişi olarak tespit edilmiş ya da Hz Muhammed de dahil, varsa diğer isra yapanların isrası Kur’anla tespit edilecek derecede önemli görülmemiş ve Kurana alınmamıştır. Bunda yerinecek bir durum da yoktur. Çünkü tüm inananlar için “la nüferriku beyne ahadin mirrusülüh/elçilerin birini (bile) tefrik/ayırt etmeyiz” kuralı geçerlidir. Hz. Yakub’un israsi bizim için Hz. Muhammed yapmış gibi aziz, makbul ve muteberdir.

Hz. İsmail’in, bugün Mekke diye bilinen yere çocukken geldiği, orada yerleştiği tevatür olarak sabittir. Bunda ittifak vardır.

 

Tekvin/BAP 21

Ve RAB demiş olduğu gibi Sarayı ziyaret etti, ve RAB Saraya söylemiş olduğu gibi etti. 2- Ve Sara gebe kaldı, ve İbrahim’e ihtiyarlığında, Allah’ın ona söylemiş olduğu muayyen vakitte, bir oğul doğurdu. 3- Ve İbrahim, kendisine doğan ,Saranın kendisine doğurduğu oğlunun adını İshak koydu. 4- Ve İbrahim, Allahın kendisine emretmiş olduğu üzere, oğlu İshak’ı sekiz günlükken sünnet etti. 5- Ve İbrahim, oğlu İshak kendisine doğduğu zaman, yüz yaşında idi. 6- Ve Sara dedi: Allah beni güldürdü, her işiten benimle beraber gülecektir. 7- Ve dedi: Saranın çocuklar emzireceğini İbrahim’e kim derdi? çünkü onun ihtiyarlığında kendisine bir oğul doğurdum.

8- Ve çocuk büyüdü, ve sütten kesildi; ve İshak’ın sütten kesildiği günde, İbrahim büyük bir ziyafet yaptı 9- Ve Sara Mısırlı Hacar’ın İbrahim’e doğurmuş olduğu oğlunun güldüğünü gördü. 10- Ve İbrahime dedi: Bu cariyeyi ve oğlunu dışarı at; çünkü bu cariyenin oğlu benim oğlumla, İshakla, beraber mirasçı olmıyacaktır. 11- Ve oğlundan dolayı bu şey İbrahimin gözüne çok kötü  göründü. 12- Ve Allah ibrahime dedi: Çocuktan dolayı ve cariyenden dolayı gözünde kötü olmasın; Saranın sana söylediği her şeyde onun sözünü dinle; çünkü senin zürriyetin İshakta çağırılacaktır. 13- Ve cariyenin oğlunu da bir millet edeceğim, çünkü o senin zürriyetindir. 14- Ve İbrahim sabahleyin erken kalktı, ve ekmekle bir su tulumu aldı, ve omuzu üzerine koyarak Hacara verdi, çocuğu da verip onu gönderdi; ve Hacar gidip Beer-şeba çölünde dolaştı. 15- Ve tulumdan su tükendi, ve çocuğu bir çalı altına attı. 16- Ve gidip karşıda bir ok atımı kadar uzakta oturdu; çünkü; Çocuğun ölümünü görmiyeyim, dedi. Ve karşıda oturdu, ve sesini yükseltip ağladı. 17- Ve Allah çocuğun sesini işitti; ve Allahın meleği göklerden Hacara çağırıp kendisine dedi: Nen var Hacar? korkma; çünkü bulunduğu yerden çocuğun sesini Allah işitti. 18- Kalk, çocuğu kaldır, ve onu kendi elinde tut, çünkü onu büyük millet yapacağım. 19- Ve Allah Hacarın gözlerini açtı, ve bir su kuyusu gördü; ve tulumu su ile doldurdu, ve çocuğa içirdi. 20- Ve Allah çocukla beraberdi, ve o büyüdü; ve çölde oturdu, ve büyüyerek okçu oldu. 21- Ve Paran çölünde oturdu; ve anası ona Mısır diyarından bir kadın aldı.

 

Babın 14. ayetindeki “Beer şeba” kelimesine dikkat ediniz. Beer kuyu demektir. Şeba kelimesi ise muhtemelen şeribe kelimesindendir ve içme demektir. Böylece bu deyimin anlamı içme kuyusu olur. Bu da bugün bilinen “zemzem” suyudur ve Mekke’dedir ve yaklaşık 4500 yıllık bir geçmişi vardır. Hz. İbrahim’in  (tekrar) inşa ettiği Kabe’nin (Mescid-i Haram’ın) yanındadır. İslamî kaynakların anlatıları Tevrat’ın anlatımıyla örtüşmektedir. Paran kelimesi de Arapça’daki haram kelimesine benzemektedir. O zaman Mescid-i Haram, Paran Mescidi olur, yine manası da yasaklı tapınak olur.

Acaba Yakup peygamber Mekke’ye (Mescid-i Haram’a) gitmiş miydi? Yine Tevrat’ın aşağıdaki bölümlerini okuyalım:

Bap 26

18- Ve İshak, babası İbrahimin günlerinde kazdıklar su kuyularını tekrar kazdı; çünkü Filistiler İbrahimin ölümünden sonra onları kapamışlardı; ve babasının onlara koyduğu adlara göre onlara ad koydu. 19- Ve İshakın köleleri vadide kazdılar, ve orada bir diri su kuyusu buldular. 20- Ve Gerar çobanları: Su bizimdir, diyerek İshakın çobanları ile kavga ettiler; ve kuyunun adını Esek koydu, çünkü kendisile çekişmişlerdi. 21- Ve başka bir kuyu kazdılar, onun için de kavga ettiler; ve onun adını Sitna* koydu. 22- Ve oradan göç edip başka bir kuyu kazdı; ve bunun için kavga etmediler; ve bunun adını Rehobot* koydu; ve dedi: Çünkü şimdi RAB bize genişlik verdi, ve memlekette semereli olacağız.

23- Ve oradan Ber-şebaya çıktı. 24- Ve o gecede RAB ona görünüp dedi: Ben baban İbrahimin Allahıyım; korkma, çünkü ben seninle beraberim, ve seni mubarek kılacağım, ve kulum İbrahimin yüzünden senin zürriyetin çoğaltacağım. 25- Ve orada bir mezbah yaptı, ve RABBİN ismini çağırdı, ve orada çadırını kurdu, ve İshakın kölelelir orada bir kuyu kazdılar.

32- Ve o günde vaki oldu ki, İshakın köleleri geldiler, ve kazdıkları kuyu hakkında ona bildirdiler, ve kendisine: Su bulduk, dediler. 33- Ve onun adını Şiba koydu; bunun için şehrin adı bugüne kadar Beer-şebadır.

Yukarıdaki 21. bölümde Beer-şeba’yı tarif etmiş ve onun Mekke’deki Zemzem kuyusu olduğunu anlatmıştı. Yakup’un da buraya (Beer-şeba’ya) geldiğini, Allah’ın orada ona göründüğünü zikretmektedir. Devam edersek yalnızca Yakup’un değil Esav’ın da evlenmek için, amcası İsmail’in kızını almak için buraya geldiğini görürüz.

 

BAP 28

Ve İshak Yakubu  çağırdı, ve onu mubarek kıldı, ve tenbih edip ona dedi: 2- Kalk, Paddan-arama, ananın babası Betuelin evine git; ve oradan ananın kardeşi Labanın kızlarından kendine kadın al. 3- Ve Kadir olan Allah seni mubarek kılsın, ve seni semereli etsin, ve seni çoğaltsın, ta ki, kavmlar cümhuru olasın; ve sana İbrahimin bereketini, 4- sana, ve seninle beraber zürriyetine versin; ta ki, Allahın İbrahime verdiği senin gurbet diyarını miras alasın. 5- Ve İshak Yakubu gönderdi; ve Paddan-arama, Yakub ve Esavın anası Rebekanın kardeşi, Aramî Betuel oğlu Labana gitti.

6- Ve Esav gördü ki, İshak Yakubu mubarek kıldı, ve onu Paddan-arama, kendisine oradan kadın almak için gönderdi; ve onu mubarek kıldığı zaman: Kenan kızlarından kadın almıyacaksın, diyerek kendisine tenbih etti; 7- ve Yakub babasını ve anasını dinledi, ve Paddan-arama gitt; 8- ve Esav gördü ki, Kenan kızları babası İshakın gözünde kötü idiler; 9- ve Esav İsmaile gitti, ve İbrahim oğlu İsmailin kızı Nebayotun kızkardeşi Mahalatı, karıları üzerine, karı olarak aldı.

 

Şimdi de Hz. Yakup’un yaptığı yolculuğu (İsrayı, Miracı) inceleyelim:

 

10- Ve Yakub Beer-şebadan çıktı, ve Harana doğru gitti. 11- Ve bir yere erişip orada geceledi, çünkü güneş batmıştı; ve o yerin taşlarından birin alıp başı altına koydu, ve o yerde yattı. 12- Ve ruya gördü, ve işte, yer üzerine bir merdiven dikilmiş ve başı göklere ermişti; ve işte, onda Allahın melekleri çıkmakta ve inmekte idiler. 13- Ve işte, RAB onun üzerinde durup dedi: Baban, İbrahimin Allahı ve İshakın Allahı RAB ben im; üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve senin zürriyetine vereceğim; 14- ve senin zürriyetin yerin tozu gibi olacak, ve garba, ve şarka, ve şimale, ve cenuba  yayılacaksın; ve yerin bütün kabileleri sende ve zürriyetinde mubarek kılınacaktır. 15- Ve işte, ben seninle beraberim, ve gireceğin her yerde seni tutacağım, ve seni bu diyara geri getireceğim; çünkü  sana söylediğimi yapıncıya kadar seni bırakmıyacağım. 16- Ve Yakub uykusundan uyanıp dedi: Gerçek RAB bu yerdedir; ve ben onu bilmedi. 17- Ve korkup dedi: Bu yer ne heybetli! Bu başka bir şey değil, ancak Allahın evidir, ve bu, göklerin kapısıdır.

18- Ve Yakub sabahlayın erken kalktı, ve başı altına koymuş olduğu taşı aldı, ve onu direk olarak dikti, ve tepesine zeytin yağı döktü. 19- Ve o yerin adını Beyt-el[1] koydu; fakat başlangıçta şehrin adı Luz idi. 20- Ve Yakub adak adayıp dedi: Eğer Allah benimle olursa, ve gitmekte olduğum bu yolda beni tutarsa, ve bana yemek için ekmek ve giymek için esvap verirse, 21- ve direk olarak diktiğim bu taş Allahın evi olacaktır, ve bana vereceğin her şeyin mutlaka ondalığını sana vereceğim.

BAP 35

9- Ve Paddan-aramdan geldiği zaman, Yakuba Allah yine göründü, ve onu mubarek kıldı. 10- Ve Allah ona dedi: Senin adın Yakubudur; artık adın Yakub çağırılmıyacak, fakat adın İsrail olacaktır, ve onun adını İsrail koydu. 11- Ve Allah ona dedi: Ben Kadir Allahım; semereli ol ve çoğal; senden bir millet ve milletler cümhuru olacak, 12- ve İbrahime ve İshaka  verdiğim diyarı sana vereceğim, ve senden sonra diyarı senin zürriyetin vereceğim. 13- Ve Allah onunla söyleştiği yerde, onun yanından yukarı çıktı. 14- Ve Yakub onunla söyleştiği yerde bir direk, bir taş direk, dikti; ve üzerine yağ döktü. 15- Ve Yakub Allahın kendisile söyleştiği yerin adını Beyt-el koydu.

16- Ve Beyt-elden göç ettiler; ve Efrata varmak için daha bir az mesafe vardı; ve Rahel doğurdu, ve doğurmasında çok ağrı çekti. 17- Ve vaki oldu ki, doğurmasında çok ağrı çektiği zaman, ebe ona dedi: Korkma; çünkü bu da sana bir oğuldur. 18- Ve vaki oldu ki, can verirken (çünkü öldü), onun adını Ben-oni koydu; fakat babası onun adını Benyamin koydu. 19- Ve Rahel öldü, ve Efrat yolunda gömüldü (o Beyt-lehemdir). 20- Ve Yakub onun kabri üzerine bir taş dikti; o, bugüne kadar Rahelin mezar taşıdır. 21- Ve İsrail göç etti,

Yukarıdaki bölümlerde açıkça görülüyor ki Hz. Yakup Beer-şeba’dan yani Mekke’den, Mescid-i Haram’dan ayrılmış, ve bir yere erişmiştir. Güneş batmış ve o da yatmıştır. Bu yerin neresi olduğu şimdilik meçhuldür. Orada bir rüya görmüş ve rüyasında manevi bir yolculuk yapmıştır. Bu yolculuk bedeniyle değil, rüyada yapılan bir yolculuktur. Yerden göğe bir merdiven dikilmiş, (Yakup’un veya merdivenin başı) göklere erişmiş ve bu merdivenden melekler çıkıp, inmektedir.

 

BAP 32

…… 22- Ve o gece kalkıp iki karısını, ve iki cariyesini, ve on bir çocuğunu aldı, ve Yabbok geçidini geçti. 23- Ve onları alıp çayı geçirdir, kendisine ait olan şeyleri de geçirdi. 24- Ve Yakub yalnız başına kaldı; ve seher sökünciye kadar, bir adam onunla güreşti.25- Ve onu yenmediğini görünce, uyluğunun başına dokundu, ve onunla güreşirken Yakubun uyluk başı incidi. 26- Ve dedi: Bırak gideyim, çünkü seher vakti oluyor. Ve dedi: Beni mubarek kılmadıkça seni bırakmam. 27- Ve ona dedi: Adın nedir? Ve o dedi: Yakub. 28- Ve dedi: Artık sana Yakub değil, ancak İsrail denilecek; çünkü Allah ile ve insanlarla uğraşıp yendin. 29- Ve Yakub sorup dedi: Rica ederim, adını bildir. Ve dedi: Adımı niçin soruyorsun? Ve orada onu mubarek kıldı. 30- Ve Yakub o yerin adını Peniel koydu; çünkü: Allahı yüz yüze gördüm, ve canım sağ kaldı, dedi. 31- Ve Penueli geçtiği zaman, güneş üzerine doğdu, ve uyluğu üzerinde aksıyordu. 32- Bunun için bugüne kadar İsrail oğulları uyluk başı üzerindeki kalça adalesini yemezler; çünkü Yakubun uyluk başına kalça adalesine dokundu

Peygamberin Miracına ait çok uzun hadisler vardır. Destanımsı bir havada göklerin katlarının aşılması, her katta derecelenmiş peygamberlerle görüşmeler ve sonunda meleklerin bile giremediği yere ulaşmadan bahsedilir. Geri gelişinde ise 50 vakit farz namazın nasıl diğer peygamberlerin ikazı ile kırka, otuza, yirmiye, ona ve nihayet beşe indirilişi anlatılır. Buradaki sıkı ve bitmeyen pazarlık muhtemelen yukarıdaki Hz. Yakup’un sabaha kadar Allah’la yaptığı güreşin, yani hadisteki versiyonuyla namaz pazarlığının değişik yansımalarıdır. Bu namaz indirimlerinin/pazarlıklarının muhtemel bir versiyonu da Hz. İbrahim ile Sodom’u yok etmeye giden melekler arasında geçen konuşmada geçmektedir. İbrahim başlangıçta orada 50 salih insan bulursanız yine de ülkeyi harap edecek misiniz diye başladığı pazarlığı, 50 salih bulursak harap etmeyeceğiz sözünü aldıktan sonra kırka düşürür, 40 kabul edilince otuza, otuz kabul edilince yirmiye, yirmi kabul olunca da ona düşürtür. Uzun bir pazarlıktır.  Tevrat’taki bu anlatımlardan biri veya her ikisi birden Mirac hadisinde namaz pazarlığına dönüşmüş görünüyor.

Aykırı bir not: (Ayetin başındaki “ellezi” ism-i mevsulünü, Allah’a değil de İsra yapan birine, bir insana, yani Hz. Yakub’a gönderirsek, ayetten yepyeni ve çok önemli başka manalar da çıkacaktır. Meleklere (Muhammed’i) yürüttürdü yerine (Yakup’a) kölesini yürüttürdü manasını verirsek, bu durumda bu iki kişi daha kolay tanınır. Zira, Hz. Yakup, Tevrat’ta anlatılan gece yolculuğunu, kölesi ile beraber yapmıştı. O zaman ayet şöyle anlaşılır: “..... kulu (kölesi) ile beraber isra eden kişi (Hz. Yakup) süphandır (arınmıştır).  Genelde Allah’a giden “süphan” ifadesi, eğer bu savımız doğru ise, Hz. Yakup’un ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu da gösterir. Yaklaşık 4000 yıllık dünya tarihi de bunun kanıtıdır. Yakup oğulları, yani İsrail Oğulları müspet de olsa, menfi de olsa dünya tarihini derinden etkilemişler ve etkilemeye de devam edecek görünüyor. Ayrıca burada kölesinden bahsetmesinden, kölesinin de bu seyahatte etkin olduğu anlaşılmış olur. Fakat “sübhanellezi, veya sadece sübhan kelimesinin geçtiği diğer ayetlere bakarsak buralarda kastedilen kişi, hep Allahtır. Dolayısıyla ellezi yine Allah’a gitmekle beraber, orada mahzuf olan bir kişi vardır görüşü en doğrusudur. Böylece bundan da Kuran’ın icazı ortaya çıkar. Zira böylece, isim zikredilmeyince ve gerçekten varsa her ikisinin yapmış olduğu israyı tek bir cümle ile söylemiş olur.

Özetlersek; İsra suresindeki Miraç yolculuğu, öncelikle Yakup peygamberin yaptığı bir gece yolculuğu olup, bedenen değil, rüyada yapılan bir yolculuktur ve yerden göklere kadar olan bazı şeyler Hz. Yakub’a gösterilmiştir. Hz. Muhammed’e atfedilen Mirac olayı ise ya –ayetin zorlanarak da olsa yorumlanmasıyla ikinci bir miraçtır ya da tamamen bir öykünmedir.

Leylen kelimesinin ifadesi, bu miracın tüm yolculuğunda değil de, sadece bir gecede olduğunu belirtmek için de olabilir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi israda leyl zaten vardır. Bir daha demesine gerek olmazdı. Belirtmekte fayda vardır ki; bu icazlar ile Kuran, bir taraftan Hz. Yakub’un miracını, diğer taraftan da yine Hazreti Muhammed’in miracını anlatmış olabilir. İki olay da ayrı ayrı geçmiş ama bir ifade ile anlatılmış olabilir. Nasıl matematikte bir  formülü  bir çok yere tatbik edebiliyoruz. Peygamberin yolculuğu da bir rüya olabilir.

Müntesiplerince bile inanılması zor olmasına karşılık Kuran, daha önce meydana gelen mucizelerin en üstünüdür. Hatta onlarla kıyaslamak bile zaittir. Önceki mucizeler mevzidir, yer, zaman ve o toplulukla sınırlıdır. Fakat Kuran yazıldığı günden kıyamete kadar devam edecek aktif bir mucizedir. Bu kitap meydan okumaktadır. Canlı bir varlığın, bir insanın, bir hayvanın, bir grubun meydan okuması her zaman görülen bir olaydır. Gücüne güvenen, karşılaşma gününe kadar hazırlık yapar, eksiklerini tamamlar ve karşılaşır. Fakat cansız bir varlığın, değişmeyen ve kendini geliştiremeyecek bir varlığın meydan okuması ne kadar garip görünüyor değil mi? Şaşırtıcı mı? Eğer söz konusu olan Kuran ise hiç de şaşırtıcı değildir. Zira bu kitap canlıdır ve her an kendini yenilemektedir. Onu okuyanlara hep yeni anlamlar, ilhamlar, vermektedir. İşte bu özelliğine güvenerek meydan okumaktadır. Bu öyle bir meydan okumadır ki, ne bugüne kadar cevap verilebilmiş, ne bundan sonra verilebilecektir. Onu Allah indirdi, ve onun muhafızı da yine Allah’tır. Ne mutlu onunla meşgul olup, anlamaya  ve uygulamaya çalışanlara.

Hz. Yakub’un rüyası ve Hz. Muhammed’in miracı  o gün için mucize değildi. Ama gaybden haber verdiği için bu ayet şimdi mucizedir. Gelecekte de mucize olacaktır. Çünkü orası dünyanın en mamur beldesi olacaktır. Belki de Fırat ve Dicle üzerinde kurulacak bir su vakfı orasını sulayacak, değişecek iklimi ve araştırmacı İsrail oğulları sayesinde orası mübarek olacaktır.

Mevla diğer mucizeleri de incelemeyi kısmet ve nasip eyleye…


 

[1] Allahın evi

 






Çok Yorumlanan Makaleler
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.05.2012 12420 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.07.2012 9347 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.08.2012 8227 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 9948 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.06.2014 6911 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Hüseyin Kayahan
MÜTEŞEBBİSE DAİR / GELECEĞİN MÜTEŞEBBİSİ
21.02.2013 12940 Okunma
13 Yorum 18.03.2013 21:10
Hüseyin Kayahan
ASLAN OĞLUM ve METOD
11.04.2012 4575 Okunma
13 Yorum 13.04.2012 17:42
Hüseyin Kayahan
YENİ BİR PAVLUS ARANIYOR
25.04.2012 4353 Okunma
13 Yorum 04.05.2012 18:47
Hüseyin Kayahan
HARUT ve MARUT, FİRİDİN ve RASYONALİZM
25.03.2012 8145 Okunma
11 Yorum 27.03.2012 08:38
Hüseyin Kayahan
FECR / ALACAKARANLIK ve GÜNEŞ TAYFI
16.07.2015 10706 Okunma
11 Yorum 28.07.2015 00:04
Hüseyin Kayahan
KELİME, MUTASYON; TURAB VE TOPRAK
29.04.2012 5018 Okunma
10 Yorum 01.05.2012 11:38
Hüseyin Kayahan
ÖZGÜRLÜKÇÜLÜK NASIL ANLAŞILIR?
27.03.2012 4359 Okunma
9 Yorum 29.03.2012 17:53
Hüseyin Kayahan
NUH TUFANI (kısa bir özet)
4.10.2013 10603 Okunma
9 Yorum 18.10.2013 14:55
Hüseyin Kayahan
İZLENİMLER-2
25.09.2013 4607 Okunma
8 Yorum 28.09.2013 07:31
Hüseyin Kayahan
ÜSTAD KARAGÜLLEYE AÇIK ARZIMDIR
25.06.2013 4628 Okunma
8 Yorum 02.11.2013 05:43
Hüseyin Kayahan
İLK (ve TEK) SOSYAL/KOLEKTİF KİTAP: KUR’AN
12.06.2016 5551 Okunma
8 Yorum 15.06.2016 23:36
Hüseyin Kayahan
RUH-ÜL KUDÜS
15.05.2012 5511 Okunma
8 Yorum 17.05.2012 00:58
Hüseyin Kayahan
KRAL ÇIPLAK (MI?)
28.01.2013 4428 Okunma
7 Yorum 07.02.2013 17:00
Hüseyin Kayahan
ALLAH ve DEVLET
13.07.2014 4888 Okunma
7 Yorum 09.08.2014 20:59
Hüseyin Kayahan
HUKUK ve TAŞKINLIK; MUSA ve HIZIR
7.05.2014 5334 Okunma
7 Yorum 12.05.2014 20:13
Hüseyin Kayahan
FIKIH ve KELAM
30.10.2016 6388 Okunma
7 Yorum 18.11.2016 04:58
Hüseyin Kayahan
ÂDEM'İN DİLİ
27.07.2020 1310 Okunma
6 Yorum 30.07.2020 09:04
Hüseyin Kayahan
SOSYOLOJİK KURAN MEALİNE BAŞLARKEN-2
31.07.2013 5238 Okunma
6 Yorum 03.03.2018 15:53
Hüseyin Kayahan
DİLİN CİLVELERİ
27.03.2012 3284 Okunma
6 Yorum 29.03.2012 17:18
Hüseyin Kayahan
YORUMSUZ ve BİR SEZİ ve BİR SORU
17.04.2012 4136 Okunma
5 Yorum 19.06.2012 11:35
Hüseyin Kayahan
KÖLELİK-1
10.03.2013 4903 Okunma
5 Yorum 14.03.2013 19:54
Hüseyin Kayahan
SÖYLEMEK ve YAPMAK
15.11.2013 7657 Okunma
5 Yorum 22.11.2013 21:08
Hüseyin Kayahan
BAŞKANLIK, YARI BAŞKANLIK YA DA...
27.08.2014 4785 Okunma
5 Yorum 01.09.2014 08:02
Hüseyin Kayahan
SESSİZ ve SESLİ NAMAZLAR
13.11.2016 6624 Okunma
5 Yorum 01.08.2017 18:04
Hüseyin Kayahan
HACCIN ZAMANI
23.08.2015 5942 Okunma
4 Yorum 23.08.2015 22:10
Hüseyin Kayahan
DİYET TAŞI
30.01.2016 4975 Okunma
4 Yorum 16.02.2016 18:06
Hüseyin Kayahan
SALGINLAR ve PROJEKSİYONLAR
14.04.2020 1654 Okunma
4 Yorum 14.04.2020 16:25
Hüseyin Kayahan
FATİHA ve YENİ KOMÜNİZM
4.09.2014 5236 Okunma
4 Yorum 24.09.2014 08:17
Hüseyin Kayahan
PARALELE DAİR
18.03.2014 4951 Okunma
4 Yorum 19.03.2014 13:13
Hüseyin Kayahan
BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP
6.06.2013 5191 Okunma
4 Yorum 09.06.2013 18:33
Hüseyin Kayahan
BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP-2
10.06.2013 4973 Okunma
4 Yorum 25.06.2013 14:51
Hüseyin Kayahan
Suç, Ceza ve Cehennem
21.05.2011 3261 Okunma
4 Yorum 22.05.2011 20:39
Hüseyin Kayahan
YARATILIŞ-DİRİLİŞ ve FELSEFE
6.07.2012 4370 Okunma
4 Yorum 07.07.2012 15:08
Hüseyin Kayahan
KURAN'I TANIMAK-2, MUCİZELER
29.10.2012 4662 Okunma
3 Yorum 30.10.2012 07:15
Hüseyin Kayahan
KURAN'I TANIMAK-1, KURAN'IN MÜŞKÜLLERİ
7.08.2012 4349 Okunma
3 Yorum 09.08.2012 16:49
Hüseyin Kayahan
EVREN ve NOKTA
23.04.2012 3236 Okunma
3 Yorum 29.04.2012 18:11
Hüseyin Kayahan
MUSA, FETASI ve BULUŞMA YERİ
30.03.2012 3187 Okunma
3 Yorum 08.04.2012 18:07
Hüseyin Kayahan
BELKİ DE İSTİHBARAT ZAAFI YOKTU.!?
24.07.2016 5391 Okunma
3 Yorum 26.07.2016 21:04
Hüseyin Kayahan
İSLAM EKONOMİ SİSTEM,-ZEKAT BANKASI
12.09.2014 7026 Okunma
3 Yorum 14.09.2014 22:42
Hüseyin Kayahan
ISTILAHİ DİLLER, MECAZ ve HAKİKİ MANALAR
20.10.2019 2156 Okunma
3 Yorum 29.10.2019 11:19
Hüseyin Kayahan
KURANDA METAFORLAR
13.04.2020 1942 Okunma
3 Yorum 15.04.2020 09:19
Hüseyin Kayahan
LİSANE SIDKIN sadık lisan ve İBRAHİM PEYGAMBER
11.02.2018 2882 Okunma
3 Yorum 28.10.2019 21:50
Hüseyin Kayahan
AD SEMUD İREM ve ARAFTAKİLER
11.02.2018 3291 Okunma
2 Yorum 24.02.2018 17:11
Hüseyin Kayahan
HURUF-U MUKATTAA
17.02.2018 2873 Okunma
2 Yorum 21.02.2018 13:02
Hüseyin Kayahan
MÜLK ve MAKAM
23.10.2016 4774 Okunma
2 Yorum 24.10.2016 15:38
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN-ZEKAT BANKASI (ÖZET)
13.09.2014 4970 Okunma
2 Yorum 17.09.2014 15:32
Hüseyin Kayahan
2013-2014 KIŞ DÖNEMİ İLK İZLENİMLER
9.09.2013 4990 Okunma
2 Yorum 09.09.2013 11:39
Hüseyin Kayahan
KARAGÜLLE'YE MUHALEFET NASIL OLMALI?
4.04.2012 3404 Okunma
2 Yorum 05.04.2012 19:58
Hüseyin Kayahan
DÜŞÜNME VE ANLAMA/FIKH ÜZERİNE
23.03.2012 2343 Okunma
2 Yorum 23.03.2012 11:30
Hüseyin Kayahan
SÖZ KESTİK, SÜT DE KESİLDİ...
13.04.2012 3512 Okunma
2 Yorum 14.04.2012 08:56
Hüseyin Kayahan
DİLLER; NELER ANLATIRLAR, NELER...
6.05.2012 3357 Okunma
1 Yorum 07.05.2012 01:01
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-3 KURAN ARKEOLOJİSİ
6.08.2012 3867 Okunma
1 Yorum 07.08.2012 07:50
Hüseyin Kayahan
NAMAZI TANIMAK-1
2.11.2012 4593 Okunma
1 Yorum 03.11.2012 09:33
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ BİR HOŞGELDİNİZ
23.03.2012 1928 Okunma
1 Yorum 23.03.2012 04:08
Hüseyin Kayahan
4x4 ve HIZIR
12.09.2013 4667 Okunma
1 Yorum 17.09.2013 17:13
Hüseyin Kayahan
PARALEL OKUMALAR-MUHKEM ve MÜTEŞABİH
17.04.2014 4693 Okunma
1 Yorum 19.04.2014 09:21
Hüseyin Kayahan
DEVİ YOKETMEK
13.10.2013 3059 Okunma
1 Yorum 14.10.2013 16:22
Hüseyin Kayahan
CEBELLEŞMEK-1
4.08.2013 3307 Okunma
1 Yorum 15.08.2013 12:39
Hüseyin Kayahan
KEVSER
4.08.2013 4575 Okunma
1 Yorum 05.08.2013 05:12
Hüseyin Kayahan
SOSYOLOJİK KURAN MEALİNE GİRİŞ-1
30.07.2013 4661 Okunma
1 Yorum 10.08.2013 17:54
Hüseyin Kayahan
YENİ (TÜRK TİPİ) BAŞKANLIK
18.03.2015 4668 Okunma
1 Yorum 20.03.2015 11:03
Hüseyin Kayahan
ONA ÜFLEDİ - NEFEHA FİHA, NEFEHA FİHİ
14.06.2015 7507 Okunma
1 Yorum 18.06.2015 09:29
Hüseyin Kayahan
HİKMET ve UYGULAMA (PRATİK)
9.07.2015 5455 Okunma
1 Yorum 09.07.2015 12:13
Hüseyin Kayahan
PARA VE BONO
5.02.2017 2999 Okunma
1 Yorum 13.02.2017 08:43
Hüseyin Kayahan
ALFABELER
11.02.2018 2364 Okunma
1 Yorum 18.02.2018 01:19
Hüseyin Kayahan
MUHKEM ve MÜTEŞABİH
20.10.2019 2147 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 14:39
Hüseyin Kayahan
KUŞ DİLİ ve Hz. SÜLEYMAN
19.12.2019 1411 Okunma
1 Yorum 18.02.2020 16:07
Hüseyin Kayahan
MÜŞRİKLER ve STK (sivil toplum kuruluşları)
19.04.2020 1161 Okunma
1 Yorum 19.04.2020 13:16
Hüseyin Kayahan
ÂDEM'İN DİLİ-2
9.08.2020 997 Okunma
1 Yorum 12.08.2020 15:51
Hüseyin Kayahan
ZÜNNÛN – bir muamma
19.05.2020 1098 Okunma
1 Yorum 21.05.2020 18:19
Hüseyin Kayahan
AYASOFYA CUMA MESCİDİ OLMALIDIR.
20.07.2020 947 Okunma
1 Yorum 20.07.2020 16:51
Hüseyin Kayahan
BAĞIMLILIK-TUTKU
31.05.2020 615 Okunma
Hüseyin Kayahan
MUTAHHERÛN-“koş abla koş, bir metaforcu geldi!”
1.05.2020 711 Okunma
Hüseyin Kayahan
METAFOR ≡ ANALOJİ (sistem benzeşimi) ≡≤ MÜTEŞÂBİHAT
15.04.2020 773 Okunma
Hüseyin Kayahan
ABDEST ve TOPLUM SAĞLIĞI
15.04.2020 734 Okunma
Hüseyin Kayahan
MÜZEKKER MÜENNES ve HÜNSA
2.02.2020 1035 Okunma
Hüseyin Kayahan
KUL HAKKI ve MUHASEBE
8.04.2020 853 Okunma
Hüseyin Kayahan
YENİ DİJİTAL UYGARLIK (“4'üncü ON BİN YIL UYGARLIĞI”)
12.04.2020 803 Okunma
Hüseyin Kayahan
MÜŞRİK ve KAFİR
1.11.2019 1369 Okunma
Hüseyin Kayahan
Hakiki, mecazi, ıstılahi MANALAR
12.02.2018 1881 Okunma
Hüseyin Kayahan
AKIL SATMALAR
11.07.2019 1067 Okunma
Hüseyin Kayahan
Yeni dünya düzeni
18.07.2019 979 Okunma
Hüseyin Kayahan
KURAN ve SENARYO
20.10.2019 1687 Okunma
Hüseyin Kayahan
ŞURA ve Hz. ALİ'nin YAŞI
5.02.2017 5444 Okunma
Hüseyin Kayahan
BELKİ DE İSTİHBARAT ZAAFİYETİ YOKTU-2
4.08.2016 2607 Okunma
Hüseyin Kayahan
FİTNE ve KATL
23.10.2016 2194 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - RANT ve ÖZEL MÜLKİYET
7.09.2014 2271 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - ZEKAT ve BANKA
7.09.2014 2535 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - ZEKAT SADAK ve FONLAR
7.09.2014 2509 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - XEKAT ve KAVRAMLAR
7.09.2014 2111 Okunma
Hüseyin Kayahan
SAM ADIAN - DUYURU ve DAVET
7.09.2014 2254 Okunma
Hüseyin Kayahan
KUNUT ve HUŞÛ
29.08.2014 3154 Okunma
Hüseyin Kayahan
yorumların çetelesi
26.03.2012 1191 Okunma
Hüseyin Kayahan
Oku kim attı?
23.05.2011 2515 Okunma
Hüseyin Kayahan
1400 yıllık bir öykünme
1.08.2009 2793 Okunma