Bir yöneticinin çok bilgili olması gerekmez. Bugün ilimler zaten o kadar çoğalmışlardır ki kimse her şeyi bilemez. Bu sebepledir ki başkanlar yönetmez. Sorumlu bakanlar vardır, işleri onlar yönetir. Hatta onlar da yönetmez, müsteşarlar yönetir.
O halde kimler başkanlığa layıktır?
a) Başkanların birinci görevi bilenleri bulmak ve görevi onlara tevdi etmektir. Bu işi en iyi kim yapar, mesela bugünlerdeki Dolar yükselişini en iyi kim dizginler, onu bulup görevi ona vermek ve Merkez Bankası’na onu yerleştirmek başkanın görevi olmalıdır. Bu kolay bir iştir. Önce yetecek kadar bilgin olacak, sonra da çevrende tanıdığın iş adamları bulunacak. Sermaye bunu bildiği için belli kadrodan başkan olacakları uzak tutar, sonra da kimseyi ona yaklaştırmaz. Kendisi kimi isterse onu getirir. O halde Türkiye’de başkanlık yapmak çok kolaydır. Sen hiçbir şeye karışmazsın. Listeyi o yapar, sen izlersin, sen gelip başkan olursun. Var mı içimizde gölge başkan olmayacağını söyleyen ve kadrosu olan birisi? Erdoğan isterse söyleyebilir ama diğerlerinin kadrosu yoktur, bilgisi ve deneyi de yoktur. Salla başını, al maaşını kabilinden bir başkanlığa talipler gibi geliyor. Birisi içinizden çıksın da ben varım, kadrom da vardır desin. Başkanları tanıyalım da onlara oy verelim. Temel Bey örnek olarak bunu istese yapabilir, Akevler kadrosu ile çıkabilir ama yapmıyor!
b) Başkanların ikinci vasfı şudur. Birisi bir şey söyledi mi onu anlayacak seviyede olmalıdır yani bu doğru söylüyor diyebilmelidir. Herkese kulak vermeli ve onların içinden kendi içtihadı ile doğrusunu seçmeli ve ona göre uygulamanın yapılmasını istemelidir. Bu hususta en yetenekliler olmalı. Demirel ve Özal’da bu yetenek kısmen vardı. Erdoğan başlangıçta güçlü kadro kurdu, şimdi ise tasfiye etmekte! Adaylar arasında bu yeteneğe sahip birini maalesef göremiyorum.
c) Başkan adil olmalıdır, tarafsız olmalıdır. Tebaa onun adaletine inanmalıdır. Kendisi adil olmasa bile halk onu adil bilmelidir. Bu hususta diğer adayları bilemiyoruz. Erdoğan aslında adildir ama adı kötüye çıkmıştır. Parti başkanlığını da yüklenince görünürde adaleti bırakmıştır. Adalete dayalı olarak bir tercih imkânı bugün maalesef elimizde yoktur.
d) Başkan azim sahibi olmalıdır. Başkan karar alırken çok düşünmelidir ama karar aldıktan sonra artık geri dönüş yoktur, o mutlaka gerçekleşmelidir. ‘Başkan söyledi’ dendiği zamanlar sular durmalıdır. O zaman herkes onun kararını ciddiye alır ve onu gerçekleştirir. Bu sebepledir ki başkanlar çok az konuşurlar. Bir söylerler pir söylerler. Ben konuşkan biriyim, olur olmaz teklifler getiririm, onun için başkan olamam. Bu hususta askerler en uygun kimselerdir, konuşmazlar yaparlar.
e) Başkanlar sade hayat yaşarlar. Hatta Kur’an asgari hayat şartları içinde yaşamaları gerektiğini söyler. Muhammed Peygamber öyle yaşamıştır. Devlet, çalışsın çalışmasın insanların asgari geçim imkânlarını sağlamakla yükümlüdür. Bu seviyeyi yükseltmek yönetimin işidir. Kendisi o şartlar içinde yaşayacak ki halkından fedakârlık istesin.
İşte, bir aşiret başkanlığında bile gözü olan kimse kendisini buna göre yetiştirmelidir. Bir bucak başkanı böyle başkan olmalıdır. Devlet başkanı da kendi bucağında böyle yaşamalıdır. Ben bu özelliğin bir kısmını taşımadığım için hiçbir zaman başkanlık istemedim. Ben alim olmak istedim. Borçlu okuduğum için üniversitede kalmadım. Allah nasip etti Akevler’i kurduk ve orada Ar-Ge çalışmasını yaptık, Allah da bize ilim verdi.
Çevremde kendimden daha âlim birisini bulamayınca sıkıntı basar. Dr. Mete Firidin ve Sam Adian da olmasa hepten yalnız kalacağım. Diğer çalışma arkadaşlarım var, benden daha bilgili olanları var ama onlar benden daha âlim olduklarını iddia etmiyorlar. Bunlar ise benden daha âlim oldukları görüşündedirler, ben de rahat ediyorum.
Ve meydan okuyorum. Ekonomiyi benden daha iyi bilen varsa çıksın da karşımda faizi savunsun. ‘Evet, yeryüzünde ekonomiyi en iyi bilen benim’ diyorum. Olmadığımı biliyorum ama beni muhatap kabul etmeyenlere de böyle meydan okuyorum.