Süleyman Karagülle
FAİZSİZ İŞLETME 14.10.2000
12.02.2025
255 Okunma, 0 Yorum

FAİZSİZ İŞLETME

 

بسم الله الرحمن الرحيم

الشيطان يعدكم الفقر  و يأمركم بالفحشاء

“Şeytan sizi yoksulluk ile korkutur ve size fahşayı emreder.”  (Bakara, 2/268)

Açıklama: İnsanlar zanneder ki; “biz haram işlemezsek aç kalırız!” Ayrıca iş yaparken; “buna halk ne der?” diye düşünürler. Oysa; “buna şeriat ne diyor?” diye düşünmek gerekir. Eğer şeriata göre iş yaparsak Allah halka ilham eder, onlar bizim yanımızda olurlar ve zengin oluruz. Tam tersine, “halk böyle istiyor” der de şeriata aykırı hareket edersek Allah insanlara bize karşı kötülüğü telkin eder ve biz fakir oluruz. Unutmayalım ki; sabırla karşılanan fakirlik, israfa daldıran zenginlikten çok iyidir. Son otuz yıl içinde Müslümanlar zengin oldular ama israfa da dalmaya başladılar. Madde israfı ve zaman israfı moda oldu. İbadetlerin yerini eğlenme aldı. Zekâtın yerini moda gösterileri aldı. Biz fakir isek şükredelim. Allah bizi onlardan ve onların yaptıklarından korudu.

 

الذين يأكلون الربوا  لايقومون الا كما يقوم الذى يتخبطه  الشيطان  من المس

“Riba yiyenler şeytanın kendisine çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.” (Bakara, 2/275)

Açıklama: Veresiye satış halkı israfa alıştırır. Gizli de olsa fiyat farkları ile faiz alınmış olur. Bakkallar veresiye satış yaparlar; Marketler peşin satış yaparlar. Bakkallık iflas ediyor, Marketler gün geçtikçe gelişiyor. Göreceksiniz; gelecekte kartla çalışan marketler iflas edecek, peşin çalışan marketler gelişecektir. Biz kendi kartımızı yerleştirdikten sonar bankaların kartları ile çalışmayacağız. Biz faiz yerine kredileşme sistemini getireceğiz. Yahut selem farkını getireceğiz.

 

انما ذلكم الشيطان يخوف اوليائه فلا تخافوهم  وخافون  ان كنتم موئمنين

“İşte bu şeytan yalnız kendisine dost olanları korkutur.

Siz şeytandan korkmayın, Ben’den korkun.” (Âl-i İmrân 3/175)

Açıklama: Böylece açlıktan korkarak şeriata aykırı hareket edenler, içki satanlar, rüşvet verenler, hile yapanlar, alışverişte yalan söyleyenler, Allah’a güvenmeyip sabit ücretlere inananlar hep şeytanın dostlarıdır demektir. Faizin dört çeşit olduğunu tekrar hatırlatalım:

a)    Zarara iştirak etmeden kârına ortak olan sermaye sahipleri.

b)     Zamanla artan bir borcu verenler.

c)    Sabit kira ile işyerlerini kiralayanlar.

d)    Sabit ücretle iş yerlerinde ücretle çalışanlar.

Bunlar faiz almış olurlar. “Karz-ı Hasen ve Zekât Müesseseleri”ni kurduktan sonra bu faizlerden kurtulacağız. Şimdilik faiz haramlığı gelmemiştir. Faiz en sonunda haram kılındı. Bizim üzerimize farz olan faizsiz iş yapmak, faizli işlemleri zorunlu olmaktan çıkaran müesseseler kurmaktır. Akevler Tüketim Kooperatifi bunun için kuruldu. Akevler Konut Yapı Kooperatifi bunun için kuruldu. Her biriniz faizli işlemler yaparak yaşayabilirsiniz. Ama faizsiz bir işletmeyi kurmak için katkıda bulunmak  bize farzdır. Biz şimdi onu yapıyoruz. Bu müessesemizi faize bulaştırmaya çalışmayın.

 

ان المبذرين كانوا اخوان الشياطين

“Saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir.” (İsrâ, 17/27)

Açıklama: “Tüketim ekonomisi”nden “üretim ekonomisi”ne geçeceğiz. Üretim ekonomisi “selem ekonomisi”dir. “Veresiye” ise “tüketim ekonomisi”dir. Tüketim ekonomisinde gittikçe borç artar ve sonu iflasa varır. Tüketim ekonomisi esarettir ve Türkiye için intihardır. Türkler için intihardır.

FAİZİ BATI MEDENİYETİ MEŞRULAŞTIRDI

Faizin haramlığında hem peygamberler hem de filozoflar ittifak etmişlerdir. Tarih boyunca daima faizle mücadele edilmiştir. Faizin meşruluğu sadece Ateist Avrupa Medeniyeti’nde meşru görülmüştür. İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesiyle Avrupa doğudan ümidini kesmiş, batıya yönelmişti. Avrupa Müslümanlardan;

a)    Astronomiyi ve coğrafyayı,

b)    Pusulayı ve haritacılığı,

c)    Barutu ve topu,

d)    Kâğıdı ve matbaayı öğrenmişti.

Bunları kullanarak açık denizlere açıldı ve Amerika’yı keşfetti. Amerikanın keşfiyle;

a)    Amerika’da bâkir topraklar ve zenginler buluştu.

b)    Para olarak kullanılmayan altın stokları buldular.

c)    Avrupa kenarda iken merkez hâline dönüştü.

d)    İlmin pratikteki sonuçlarını gördüler ve inandılar.

Bu gelişmelerin sonucu olarak dünyanın çehresi değişti. Önceleri “toprak” ekonominin esasını teşkil ederken, şimdi ekonominin kalbi “ticaret” oldu. Ticareti ellerinde bulunduran Yahudiler daha önce horlanırken, sonraları üst sınıfa geçtiler. El sanatlarında acemi olan Avrupalılar makine sanayiine geçtiler. Doğu geriledi, Batı ilerledi. Yahudilik ırkî bir dindir. Başkalarını kendi dinlerine almazlar. Yahudilerin dünyaya hükmetmeleri için ateist bir medeniyet kurdular. Dünyayı sömürebilmek için de faizi meşru gördüler. Böylece dünyayı yönetimlerine aldılar. Dünyadaki ordular şimdi onların emrindedir. İstediklerine saldırtır, istediklerini iktidar ederler. “Faizin meşruluğu” insanlık için gerekli idi. Faiz meşru olmasaydı, sermaye terakümü (birikimi) olmaz, büyük fabrikalar kurulamazdı. Allah onun için “kuvvet medeniyetleri”ni de var etmiştir. Onlar “karanlık medeniyetler”in hizmetini yaptılar ve tarih oluyorlar. Biz “aydınlık medeniyeti”ne doğru yol alıyoruz. Geleceğin tarihi olacağız. Batı Medeniyeti çöküyor. Yahudi saltanatı sona ermek üzeredir. Dünyadaki sosyo-ekonomik sancıların sebebi budur.

a)    Tarım dönemi”nde yalnız küçük bir azınlık ilim yapma imkanını bulurdu. Diğerlerinin okumaya ihtiyacı yoktu. “Sanayi dönemi”nde ise herkes okumak zorunda kaldı. Çünkü okumadan ekmek kazanmak imkansızlaştı. Sömürücü sermaye de yetişmiş eleman bulmak için okumayı teşvik etti. Ama okumuşlar şimdi kendileri iş kuruyor ve sömürü sermayesine karşı geliyorlar.

b)    Ulaşım imkânları arttı ve gelişti. Sömürücü sermaye de bunu istemiştir. Ham maddeyi Avrupa’ya taşımak ve Avrupa’dan mamul maddeyi dünyaya ulaştırmak için ulaşıma ihtiyaç vardır. Ne var ki, bu imkânlar büyük sermayeyi devreden çıkardı ve halk kendi aralarında alış-verişe başladılar. Gerçi bunu gümrük ve vize kayıtları ile önlemeye çalıştılar ise de, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sınırları açmak zorunda kaldılar. Hitler yenilmiş ama hedefine ulaşmıştır. Almanları da dünya piyasasına ortak etmiştir.  İki savaş da Almanların açık denizlere çıkamaması sebebiyle çıkmıştır.

c)    Haberleşme imkânları gelişmiştir. Radyo, televizyon, bilgisayar, video, sinema gibi araçlar her türlü olayları insanların gözleri önüne sermiş ve insanlık uyanmağa başlamıştır. Bu da sömürüye dur şeklinde ortaya çıkmıştır.

d)    Dünyayı sömürmek için sömürücü sermaye devlet içinde “gizli istihbarat servisleri”ni kurdurmuş ve provokasyonlarla dünyadaki ayaklanmaları bastırmıştır. Ancak gizli istihbarat zamanla güç olmuş ve onların emrinden çıkmaya başlamıştır. Bunu dengelemek için “mafya teşkilatı”nı finanse etmiştir. Ne var ki, mafya yer altında gizli istihbaratla birleşmiş ve şimdi dünyayı inletmektedirler. Bu durum sermayenin hakimiyetini sona erdirmektedir.

Görülüyor ki, nereden bakarsak bakalım Batının Ateist Medeniyeti kendi içinde çöküp gitmektedir. Avrupa Medeniyeti’ni “faiz” ayağa kaldırmıştır; “faiz” çökertip gidecektir...

Bugün Amerika’da ne kadar dolar varsa, dünyada da o kadar dolar vardır. Demek ki Amerika’nın yarısı satılmıştır. Dünyada “yeni bir para” çıkarsa “Amerikan Doları” geri dönmeye başlayacaktır. Ani olarak Amerika’da %50’den fazla enflasyon olacaktır. Amerika’nın yarısı dışarıya verilmiş olacaktır. Amerika buna dayanamayacak ve federe devletler bağımsızlık kazanarak dağılacaktır. Bu da sömürücü sermayenin Amerika’daki hakimiyetinin sonu demektir. Bunu bilen sömürücü sermaye kendisine Avrupa’da merkez hazırlamaktadır. İçimizde bu gelişmeleri görecekler olacaktır, sanırım.

 

GELECEĞİN PARASI

Her medeniyetin parası vardır. Toplayıcılık döneminin parası “ceviz” gibi “kuru meyveler” idi. Avcılık döneminde para olarak “deri” kullanıldı. Çobanlık döneminde “yün” veya “koyun” para oldu. “Çift para” gelişti. Tarım döneminde “tahıl” para olmaya başladı. Pazar mübadelesi döneminde “gümüş” veya “bakır” gibi “madeni paralar” doğdu. Tüccar  mübadelesi döneminde “altın” para oldu. Böylece altın ve gümüş çift parası tedavül etti. Sanayi döneminde “banknot”, “kâğıt para” revaçtadır. Ortaklık döneminde “senet para” veya “kaydi para” revaçta olacaktır. Zaten bugünkü kart usûlü “senet para”ya doğru akışı başlatmıştır.

Bugün “banka kartları” merkezi sistemle çalışmaktadır. Araya nakit girmektedir. Gelecekte nakit devreden çıkacaktır. Herkes kartla mübadelede bulunacaktır. Yani yine altın ve gümüş değer olarak tedavül edecektir. Bu değer kartta görülecektir.

Bugünün para kaynağı nedir? “Kâğıt paralar”ın kaynağı “faiz”dir. Ülkemizi ele alalım. Farzedelim ki ülkemiz 100 katrilyon TL tedavül etmektedir. Bu yılki faiz de %50 olsun. Yıl sonunda bütün paralar bankaya verilmiş %50 faiz istihkak etmiştir. Kredi alanlar bunlardan yararlanarak üretim yapmışlardır. Bunlar faizleri ile birlikte bu parayı bankaya iade edeceklerdir. %50 fazla parayı nereden bulacaklardır. Devlet %50 para basıp piyasaya sürecektir. İşte böyle para-faiz oranında artmış olacaktır. Bugünkü para işte böylece faizi birike birike bu hâle gelmiştir. Türk Lirasını veya Doları kullananlar faizin içindedirler demektir. Devlet bu parayı piyasaya nasıl sürer. Bunun dört yolu vardır:

a)    Bankalar bono senetlerini Merkez Bankası’na götürerek karşılığında nakit alırlar. Bu nakdi Merkez Bankası matbaada basarak verir. Geri dönenler olsa da eksik döner. Fazlası bankada senet olarak kalır ve karşılığı piyasada para olarak hareket eder. 

b)    Merkez bankası piyasaya tahvilleri sürer. Sonra onları faizle gerisin geriye alır. Tahvillerin faizleri piyasaya nakit olarak sürülmüş olur.

c)    Devlet yatırımlar yapar ve bu yatırımlar piyasaya çıkmış olur.

d)    Devlet özel sektöre inşaat kredisini açar. Bu suretle nakit piyasaya sürülmüş olur.

Hangi yoldan sürülürse sürülsün, sonunda artan para kadar enflasyon olur. Eğer üretimde artış varsa ki %5 civarındadır, bu kadar miktarda paranın artması faydalıdır. Bunun üstünde paranın artması zararlıdır. Genel kural şudur:

a)    Eğer enflasyon %10’dan az ise bu üretimi teşvik edeceği için faydalıdır. İslâmiyet’teki zekât gibidir. Halk para saklayacağına iş yapmayı tercih eder. Ekonomik canlılık olur. Gelişmiş ülkeler faizi, dolayısıyla enflasyonu bu seviyede tutarlar.

b)    Eğer enflasyon %100’den az ise ve yaklaşık olarak her yıl sabit kalıyorsa, sıkıntılı olmakla beraber ekonomi döngüsü devem eder. Herkes enflasyona göre ayarlama yapar, ona göre ücretlendirir ve fiyatlandırır. Türkiye 1930’lardan bu yana bu enflasyon ile yaşıyor. Kalkınamıyor, ama ölmüyor da.

c)    Enflasyon %100’ün üstüne çıktığı zaman artık fiyat anarşisi olur. Ne ücretler ne de fiyatlar bilinir. Artık kimse hiçbir şey üretemez. Borç alamaz - veremez. Artık ekonomik çöküş olur. Dış ülkeler müdahale eder. Ya öldürür ya da düzeltirler. Osmanlı İmparatorluğu’nu böyle öldürdüler. Dış borçlara boğdular. Sonunda leşini paylaştılar. Türkiye’de dış borçlar artıyor. Faizi ödeyemez hâle gelince ne olacaktır?!.

d)    Bütün bu faizli sistemin tanımı şudur: “Önce tüketim” – “sonra üretim” olursa stoklar erir ve sonunda fiyat anarşisi oluşur. Bu da “veresiyecilik” demektir. Bunun tek tedavisi vardır. “Önce üretim” – “sonra tüketim”. Bunun yegâne yolu da “selem sistemi”dir.

 

FAİZLİ SİSTEM ÇÖKECEKTİR

Faizli sistem çökmeye mahkumdur. Düzgün ekonomide halkın elinde servet vardır, satın alma gücü vardır. Faiz zamanla halkın elinden bu gücü alır. Serveti tekellerde toplar. Krizler olur. Tarihte;

a)    Tarım dönemine geçildikten sonra halk topraklarını elden çıkarmak zorunda kalmış ve “toprak ağalarının kölesi” hâline gelmiştir. Halk kendisine yetecek kadar gıda temin edemeyince borçlanmaya başlamıştır. Zamanla borcu da ödeyemeyince kredisi kesilmiş ve isyan etmiştir.

b)    Tarımdan vazgeçmiş, şehre taşınmış ve “işçi” olmuştur. Ama ürettiği malı satın alacak ücret kendisine verilmediği için sonunda yine borçlanmaya başlamıştır. “Veresiyecilik” doğmuştur. Halk önce veresiye malları satın alır, sonra çalışır ve borcunu öder. Böylece bu mekanizma sürüp gider. Halkın malı satın alması için stokların bulunması gerekir. Bu stoklar bankadan alınan faizli kredilerle sağlanmaktadır. Ne var ki, üretici ürettiklerini satamaz olur. Çünkü halkın elinde satın alma gücü yoktur. Bunun sonucunda “ekonomik kriz” olur. 1930’larda böyle krizler olmuştu.

c)    Bankalar “kredi”yi üreticiye değil de tüccara vermeye başladılar. Böylece riziko üretici ve tüketiciden başka bir sınıfa geçti. Bunlar ucuza ürettiler, pahalıya sattılar. Denge oluştu. Ancak nâkıs istihdam oluştuğu için “sosyal krizler” doğdu.

d)    Bugün “borçlandırma ekonomisi” vardır. “Sömürücü sermaye” para basıyor, borç olarak ülkelere veriyor, onlar da halka dağıtıyor. Halk malları satın almaya başlıyor. Böylece halkın borcu faiz kadar artıyor, zenginlerin alacağı da faiz kadar artıyor. Ne var ki, enflasyon da arttığı için otomatikman borç ve alacak reel değeri ile sabit kalıyor. Ancak zenginler halka bu yolla hükmediyor.

Şimdi halk bu tahakkümden kurtulma savaşı veriyor. Çünkü Batı “Herkese İş - Herkese Aş Düzeni”ni sağlayamamıştır. Gerçi iyi bir kapitalizmde ve iyi bir sosyalizmde bunlar sağlanabilir. Ama artık Allah bunların düzenini sona erdirmekte olduğu için onların aklını başlarından almış ve yanlış istikamete sürüklemiştir. Yanlış yollar nelerdir?

a)    Sömürebilmek için “dinin gücü”nü kırmak istiyorlar, bu sebeple “din düşmanlığı” yapıyorlar. Kur’an Kursu ve İmam - Hatip Okulu düşmanlığı buradan gelir.

b)    Sömürebilmek için “aile düşmanlığı” yapıyorlar. Gençleri ailelerinden koparmak istiyorlar. “Başörtüsü düşmanlığı” budur.

c)    Sömürebilmek için “ulus düşmanlığı” yapıyorlar. Ülkeyi Lâik-Mürteci, Kemalist-Anti Kemalist, Kürt-Türk, Alevi-Sünni bölücülüğünü bunun için yapıyorlar. Her iki tarafı finanse ederek ülkemizi parçalamak istiyorlar.

d)    Sömürebilmek için “halk mülkiyeti düşmanlığı” yapıyorlar. Halk işsiz olmalıdır ki kendilerine “köle” olsun. Bunun için enflasyonist sistem, ağır vergi, sendika ve sosyal sigorta, sık askeri müdahaleler yoluyla halkı aç bırakma politikaları vardır.

 

FAİZ” YERİNE “”SELEM SİSTEMİ” GELECEKTİR

İşte biz hayatta kalmak istiyorsak, bu “sosyal tufan”dan korunmak için kendi “sosyal gemimiz”i yapmak zorundayız. Biz bunun için yola çıkıyoruz. “Veresiyecilik” yerine “Ön Ödemeli Sipariş Sistemi”ni getirmeliyiz. “Veresiye” “faiz”in kaynağıdır; “üretme”den “tüketme”dir. “Selem” ise önceden üretip sonra tüketmedir. “Veresiye” önce malı verip sonra parayı almak; “selem” ise önceden parayı ödeyip sonra malı almadır. Şimdi “Selem Sistemi”nin yararlarını anlatalım:

Bir işte çalıştınız. Mesela buğday ektiniz. Buğday şimdi yoktur. Üç ay sonra olacaktır. Size üç ay sonra kullanabileceğiniz “selem senedi” veriliyor. Bu “selem senedi”ni piyasada şimdi satarsınız ve ihtiyacınızı giderirsiniz. Ama size “peşin para” ödenir. Bunun anlamı şudur. O kimse satın almaktan vazgeçmiştir. Şimdi mağazada olan malını vermiş, ilerde ambarda olacak olan buğdayı almıştır. Bu sebeple kâr etmiştir. Oysa “veresiye satan” başkalarının mallarını size satmıştır. Sonra o kimseler gelince de “fiyatı yükseltmek” suretiyle hakkını ödememiştir. Sizin buğday mı, yoksa pirinç mi üreteceğinize kararı kim versin? Halk ne istiyorsa onun siparişini verecek ve siz de onu üreteceksiniz.

 

 






Son Eklenen Makaleler
Süleyman Karagülle
SEÇKİN SAYILAR VE 19 MUCİZESİ 05.01.2001
12.02.2025 391 Okunma
Süleyman Karagülle
BORÇLARIN TASFİYESİ KANUNU 22.12.2000
12.02.2025 184 Okunma
Süleyman Karagülle
BORÇLAR 22.12.2000
12.02.2025 194 Okunma
Süleyman Karagülle
DIŞ BORÇ(BAKARA278-279) 22.12.2000
12.02.2025 246 Okunma
Süleyman Karagülle
AHŞAP ARALIK ÇALIŞMALARI 15.12.2000
12.02.2025 304 Okunma
Süleyman Karagülle
GENEL ÇALIŞMA KURALLARI: 15.12.2000
12.02.2025 207 Okunma
Süleyman Karagülle
MUKASSİMÂT(zariyat4.ayet) 15.12.2000
12.02.2025 239 Okunma
Süleyman Karagülle
GENEL DURUM VE ÇÖZÜM 08.12.2000
12.02.2025 301 Okunma
Süleyman Karagülle
AKEVLER DENGE KULÜBÜ SÖZLEŞMESİ 08.12.2000
12.02.2025 198 Okunma
Süleyman Karagülle
C Â R İ Y Â T (ZARİYAT3.AYET) 08.12.2000
12.02.2025 215 Okunma
Süleyman Karagülle
K Ü R T Ç E 01.12.2000
12.02.2025 208 Okunma
Süleyman Karagülle
ORUÇ BABA 01.12.2000
12.02.2025 239 Okunma
Süleyman Karagülle
M E S İ H 01.12.2000
12.02.2025 288 Okunma
Süleyman Karagülle
HÂMİLÂT (YÜKLER) 01.12.2000
12.02.2025 237 Okunma
Süleyman Karagülle
“ZÂRİYÂT-1- ÂYETİ”Nİ AÇIKLAYALIM: 24.11.2000
12.02.2025 226 Okunma
Süleyman Karagülle
TESİR ÇİFTİ 24.11.2000
12.02.2025 239 Okunma
Süleyman Karagülle
AHŞAP EVE GETİRİLEN YENİLİKLER 18.11.2000
12.02.2025 320 Okunma
Süleyman Karagülle
DEVLETİN AF YETKİSİ VAR MIDIR? 18.11.2000
12.02.2025 321 Okunma
Süleyman Karagülle
İFRAT VE TEFRİT(KEHF28) 18.11.2000
12.02.2025 291 Okunma
Süleyman Karagülle
MATEMATİK İLE İfrat ve tefrit nedir? 11.11.2000
12.02.2025 243 Okunma
Süleyman Karagülle
KUR’AN MATEMATİĞİ TARİKATI 11.112000
12.02.2025 217 Okunma
Süleyman Karagülle
NEFİSTE SABIR(kehf28) 11.11.2000
12.02.2025 230 Okunma
Süleyman Karagülle
OKUMA/ TİLÂVET EMRİ 04.11.2000
12.02.2025 253 Okunma
Süleyman Karagülle
SÖMÜRÜ VE ÇARE 04.11.2000
12.02.2025 188 Okunma
Süleyman Karagülle
AKEVLERDEN HABERLER 28.10.2000
12.02.2025 223 Okunma
Süleyman Karagülle
MESKENLER VE İŞYERLERİ AYETİ 28.10.2000
12.02.2025 303 Okunma
Süleyman Karagülle
BOZULMA (ENTROPİ) 28.10.2000
12.02.2025 316 Okunma
Süleyman Karagülle
ERMENİ KATLİAMI 14.10.2000
12.02.2025 177 Okunma
Süleyman Karagülle
MARKETTE SELEM UYGULAMASI 14.10.2000
12.02.2025 226 Okunma
Süleyman Karagülle
FAİZSİZ İŞLETME 14.10.2000
12.02.2025 255 Okunma
Süleyman Karagülle
BELGRAD OLAYI 07.10.2000
12.02.2025 223 Okunma
Süleyman Karagülle
MÜTEŞÂBİH ÂYETLER 07.10.2000
12.02.2025 432 Okunma
Süleyman Karagülle
MEDENİYETLERİN ÖMRÜ 30.09.200
12.02.2025 368 Okunma
Süleyman Karagülle
AHMET BÜLBÜL’ÜN ÖLÜMÜ VESİLESİYLE; 30.09.2000
12.02.2025 227 Okunma
Süleyman Karagülle
Rektör Ethem Ruhi Fığlalıya cevap 23.09.2000
12.02.2025 227 Okunma
Süleyman Karagülle
KURANDA MUCİZE-1 23.09.2000
12.02.2025 225 Okunma
Süleyman Karagülle
BİR YETKİLİ YÜKSEK HAKİM DEDİ Kİ: 09.09.2000
23.03.2024 597 Okunma
Süleyman Karagülle
AHŞAP EV ÇALIŞMALARI 09 EYLÜL 2000
23.03.2024 538 Okunma
Süleyman Karagülle
Sana ruhtan soruyorlar 09 EYLÜL 2000
23.03.2024 604 Okunma
Süleyman Karagülle
SİSTEMATİK HATA 09 EYLÜL 2000
23.03.2024 484 Okunma
Süleyman Karagülle
ŞERİAT VE MEMUR KARARNAMESİ 02.09.2000
23.03.2024 466 Okunma
Süleyman Karagülle
Heisenberg’in meşhur “kuvantum teorisi” 02.09.2000
23.03.2024 706 Okunma
Süleyman Karagülle
DEPREMİN FIKHI 26 AĞUSTOS 2000
23.03.2024 504 Okunma
Süleyman Karagülle
Z E L Z E L E 26 ağustos 2000
23.03.2024 436 Okunma
Süleyman Karagülle
(AHŞAP)İŞLETME HAKKINDA BİLGİ-19.08.2000
14.03.2024 472 Okunma
Süleyman Karagülle
Bir ülke hırsıza hapis cezasını vermektedir-12082000
14.03.2024 525 Okunma
Süleyman Karagülle
MEMUR KARARNAMESİ 12.08.2000
14.03.2024 449 Okunma
Süleyman Karagülle
HÜKÜMET,REKTÖR ATAMALARI..05.08.2000
14.03.2024 489 Okunma
Süleyman Karagülle
İNSANIN GÖREVİ 05.08.2000
14.03.2024 432 Okunma
Süleyman Karagülle
EKONOMİDE ZELZELE 22.07.2000
14.03.2024 479 Okunma
Süleyman Karagülle
REKTÖRLERİN ATANMASI 22.07.2000
14.03.2024 457 Okunma
Süleyman Karagülle
312 inci MADDE 22.07.2000
14.03.2024 397 Okunma
Süleyman Karagülle
BANDIRMA HATTI 22.07.2000
14.03.2024 464 Okunma
Süleyman Karagülle
F İ Z İ K 29.07.2000
14.03.2024 524 Okunma
Süleyman Karagülle
İSLÂM VE DEMOKRASİ 29.07.2000
14.03.2024 486 Okunma
Süleyman Karagülle
REKTÖRLERİN SEÇİMİ 22.07.2000
14.03.2024 421 Okunma
Süleyman Karagülle
ABANT TOPLANTISI 22.07.2000
14.03.2024 502 Okunma
Süleyman Karagülle
HAK VE KUVVET MEDENİYETLERİ 22.07.2000
14.03.2024 462 Okunma
Süleyman Karagülle
DAYANIŞMA SİSTEMİ 01.07.2000
14.03.2024 417 Okunma
Süleyman Karagülle
“HERKESE İŞ - HERKESE AŞ” 24.06.2000
14.03.2024 486 Okunma
Süleyman Karagülle
KİTLERİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ 17.06.2000
14.03.2024 494 Okunma
Süleyman Karagülle
KUR’ÂN VE MANTIK İLE MATEMATİK 17.04.1999
14.03.2024 502 Okunma
Süleyman Karagülle
“ADİL DÜZEN” DERGİ PLANI (2)17.04.1999
14.03.2024 507 Okunma
Süleyman Karagülle
“ADİL DÜZEN” DERGİ PLANI 17.04.1999
14.03.2024 536 Okunma
Süleyman Karagülle
Süleyman Karagüllenin girilmeyen MAKALELERİ-17.04.1999
14.03.2024 488 Okunma
Süleyman Karagülle
MUSA’YA VERİLEN DOKUZ MUCİZENİN GÜNÜMÜZDEKİ MANASI
19.05.2022 3129 Okunma
1 Yorum 20.05.2022 06:41
Süleyman Karagülle
Elveda
21.08.2021 3151 Okunma
2 Yorum 24.08.2021 15:36
Süleyman Karagülle
İÇKİ YASAĞI
3.05.2021 2419 Okunma
Süleyman Karagülle
Türkiye ve Dünya
30.04.2021 2268 Okunma
Süleyman Karagülle
DIŞ POLİTİKA
29.04.2021 2133 Okunma
Süleyman Karagülle
HEDEF
29.04.2021 2129 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve SON DURUM… (16)
18.04.2021 3359 Okunma
4 Yorum 26.05.2021 00:43
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve son uyarılarım… (15)
11.04.2021 2288 Okunma
Süleyman Karagülle
SOYLU'NUN BEYANI
7.04.2021 2830 Okunma
Süleyman Karagülle
BUNDAN BÖYLE
6.04.2021 2063 Okunma
Süleyman Karagülle
UYARI
6.04.2021 2014 Okunma
Süleyman Karagülle
MÜDAHALE
4.04.2021 2038 Okunma
Süleyman Karagülle
Seminerler; kendinize görev vereceksiniz (14)
4.04.2021 2079 Okunma
Süleyman Karagülle
TEK ÇIKAR YOL
3.04.2021 2297 Okunma
Süleyman Karagülle
PARTİ KAPATMAK
3.04.2021 2317 Okunma
Süleyman Karagülle
ANAYASA MAHKEMESİ
1.04.2021 2278 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve İ Ç T İ H A D (13)
31.03.2021 3135 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 22:37
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve Akevler Usulü (12)
31.03.2021 2969 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 22:27
Süleyman Karagülle
Muhterem Abdurrahman Dilipak’a Açık Mektup
31.03.2021 2481 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve DAVET… (11)
31.03.2021 2834 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 22:13
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerlerinin başlangıcı ve (10)
31.03.2021 2095 Okunma
Süleyman Karagülle
EMİN SARAÇ HOCA HAKKINDA
31.03.2021 2650 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve Kur’an Düzeni
31.03.2021 2861 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 22:01
Süleyman Karagülle
Akevler Kur’an Seminerleri ve GÖREV
31.03.2021 2881 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 21:52
Süleyman Karagülle
KUR’AN VE TARİH
31.03.2021 2869 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 21:47
Süleyman Karagülle
KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİMİZ-5
31.03.2021 2870 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 21:37
Süleyman Karagülle
KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİMİZ-3
31.03.2021 1905 Okunma
Süleyman Karagülle
KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİMİZ-2
31.03.2021 1849 Okunma
Süleyman Karagülle
KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİMİZ
31.03.2021 2060 Okunma
Süleyman Karagülle
TEK PROBLEM VE ÇÖZÜM
31.03.2021 2066 Okunma
Süleyman Karagülle
RAKAMLAR
31.03.2021 2053 Okunma
Süleyman Karagülle
YASTIK ALTI
30.03.2021 2177 Okunma
Süleyman Karagülle
TEMİZLİK
29.03.2021 2495 Okunma
Süleyman Karagülle
MEŞGALE
28.03.2021 2262 Okunma
Süleyman Karagülle
BAKAN OLMAK
27.03.2021 2327 Okunma


© 2025 - Akevler