Süleyman Karagülle
VARSAYIM-2
2.05.2018
5773 Okunma, 4 Yorum

Bu yazı Fehmi Koru’nun 02.05.2018 tarihli yazısına yorum olarak kaleme alınmıştır. Yazının linki aşağıda yer almaktadır.

http://fehmikoru.com/heyecanli-bir-gerilim-romani-gibi-biz-secime-giderken-etrafimizdaki-sular-isiniyor/

 

Sermaye faiz tıkanıklığını cihan savaşlarıyla gidermektedir. Dünyayı iki bloğa ayırmakta, bunları çatıştırmaktadır. Sonunda yenileni destekleyip yenen yapmakta ve ikisine de cetvelle haritada yer çizmektedir. Böylece bombalarla tahrip ettiği dünyaya kredi sağlayarak faize iş bulabilmektir.

Erbakan’ın Akevler’le iş birliği sonunda dünyaya anlatılan Sermaye’nin bu oyunu, bu sayede şimdiye kadar başarıya ulaşamadı Öncelikle İslam alemini bölmeden savaşa girse İslam aleminin beraber olduğu cephe hemen galip gelecek ve sonunda Sermaye hedefine ulaşamayacaktı. O yüzden önce Şii-Sünni ayırımı ile Müslümanları birbirleri ile savaştırmak istemiştir. Humeyni ve Erbakan sayesinde bunu başaramayınca Arap-Acem cephesini kurmuş ve şimdi onu faaliyete geçirmiştir.

Osmanlılara isyan eden Araplar şimdi İsrail ile birlikte Sermaye ile bir olup İran’a saldırmaya hazırlanmaktadır. Şimdilik Çin’i bu çatışmadan uzak tutup sonunda kullanabilmek için Vietnam ile barış görüşmeleri yapmaktadır. Rusya ve İran birleşmiştir. Türkiye de onların yanında ama başlangıçta Türkiye devreye girmeyecek. İran çökertildikten sonra Türkiye’ye sıra gelecektir.

Çok çetin günler geçirmekteyiz. Türkiye’de de iki cephe oluşturulmuştur. Yani şimdi Sermaye tam üçüncü cihan savaşı başlatma hazırlığını içte ve dışta tamamlamıştır. Bu gerçekleri gören Ordumuz, Gül’e ricada bulunmuş, o da kabul etmiştir. Her iki tarafı da tebrik ederim.

Yeni planı; Erdoğan’ı başkan yapmak, muhalefeti mecliste hakim kılıp Erdoğan’ı Yüce Divan’a göndermektir. Ondan sonra ise Türkiye’ye saldırmaktır.

Ben oyumu Erdoğan’a vereceğim, sözüm var ancak partiye gelecek olursak adayına bakacaktım. Bu oyunlar karşısında oyumu AK Parti’ye vereceğim çünkü güçlü iktidara ihtiyacımız vardır.

Üçüncü cihan savaşı belasını atlatalım. Demokrasiyi yeniden kurarız. İstiklal Savaşı’nda Mustafa Kemal’i kimse sevmiyordu ama devletimizin kurtulması için ona biat gerekiyordu. Sermaye öyle istiyordu. Sonunda bugün nüfusu yüz milyona yaklaşan büyük bir Türkiye var. Yetkiler tek elde toplanarak İran’ın yanında yer alınmalıdır.

 


YorumcuYorum
mmehmetu76
02.05.2018
12:54

bu söylediklerinizin hepsi paronaya. tayyipi kazandirmak icin uydurulmus safsatalardan ibaret.

bugün abdüllatif sener benim dediklerimin tipkisinin aynisini acikladi. gülü cati adayi yapmak tayyipin planiydi, bu desifre olunca sanki güle karsiymis gibi akari gönderdi. biz bu plani yutmadik ama yutanlar yutmus.

Allahin izni inayeti ve keremiyle Türkiyeye hic bir sey olmaz. tayyipten bin kat degerli ne cevherlerimiz var. tutturmusunuz tayyip tayyip diye. bu kadar taassup, asiriliktir ve bütün ilahi dinlerde asiriklar yasaklanmistir ve toplumlar yaptigi asiriliklar yüzünden helak olmuslardir. 

Allah, batmis bir osmanli topraklari üzerine icinize sindirmediginiz bir mustafayi bir günes gibi dogurduysa, korkmayin tayyip gidince ondan on  kat iyisini bu topraklar üstüne günes gibi dogurur. yeterki kalplerde iman inanc ve Allah korkusu eksik olmasin. 

milleti karamsarliga sevketmeyin. Allah bunu sevmez. bir seyin degismesi gerekiyorsa degismeli. kötüde israr aptallarin isidir.dis gücler, sermaye falan filan savas cikacak aman tayyipe sarilalaim laflari milletin karnini doyurmayan bir kocakari tesellemelerinden baska bir sey degil.

Av.FarukKaradag
02.05.2018
20:58

Saygıdeğer hocam,

Bence çözüm, milletvekili seçimlerinde adil düzeni benimsemeye en yakın Saadet Partisi’ni desteklemek, Başkan adayı olarak da Temel Karamollaoğlu’na destek vermektir. Zaten ikinci tura kalmayacaksa ve Erdoğan ilk turda seçilecekse sorun yok demektir. Bizler de mesuliyetten kurtulmuş oluruz. Eğer ikinci tura “bizim” diyebileceğimiz 2 aday kalırsa o zaman tekrar bir değerlendirme yapmak icap eder. AKP 16 yıldır iktidarda, faizli düzeni zina düzenini değiştirmeye bir ucundan başlamadı bile. Ya samimi değiller, ya güçleri yetmiyor... Her iki durumda da tekrar oy vermek vebaldir. Ayrıca bozuk düzenden ötürü yaptıkları zaruri yanlışları da olağan ve meşru gördükleri de bir gerçek. Hepsi hallerinden memnun.

Belki dediğiniz gibi Erdoğan samimidir ama çevresindeki kuşatmayı yarıp sizinle dahi görüşemiyor, ara sıra yaptığı çıkışlar sosyal medyada 2 saatte harcanıp gidiyor. Mesela “zina konusunda AB’ye uyduk, hata ettik” dedi, hemen işi bir kısım alaya aldı, bir kesim bak Reis ne kadar haklı falan dediler.. Herhangi müspet bir adım atıldı mı? Hayır... Canları istediği zaman hemen icraata geçebiliyorlar, TEOG kalksın dedi, ertesi gün sınav sistemi değişti; yardımcı doçentlik ne ya, dünyada bir tek bizde var dedi, hemen yasasını değiştirdiler. Demek ki sermayeye dokunmayan, vatana millete zararlı -ya da faydasız- iş oldu mu derhal yapmaya kudretleri var, ama müspet meselelerde bir türlü güçleri yetmiyor. 

Geçmiş tarihli bir yazıyı okudum, bence günümüze de ışık tutuyor. Değerlendirmenize sunmak istedim. Saygılarımla.


KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-537/ADİL DÜZEN DERSLERİ-367   21 Kasım 2009


“ADİL DÜZEN”DE EKMEK;

‘BİZ EKMEK PARTİSİNDENİZ!’


Saadet Partisi’nin Çorlu İlçe Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Dağdeviren, Reşat Nuri Erol’a yazıyor: Halk ekmek partisini istiyor... Bize bir konferansla çözümü anlat...


[Reşat bey, Tekirdağ-Çorlu Saadet Partisi Gençlik Kolları Başkanlığı görevini ifa etmeye çalışmaktayım. Halkımızı partimize üye yapma çalışmalarımızda ortak bir cümle açığa çıkıyor; BİZ EKMEK PARTİSİNDENİZ… Bu noktadan hareketle Çorlu’da Millî Görüş’ün ekmeğe dair politikalarını EKONOMİK KRİZE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ adı altında bir konferansla açıklamak istiyoruz. Zat-ı alinizin uzmanlık alanı olan bu konuda konuşma yapmak için davet etsek icabet eder misiniz? En derin saygılarımızla...]


Türkiye dünyanın en verimli topraklarına sahiptir. Yeter derecede yağışı ve yeraltı suları olan bir ülkedir. Orta kuşaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrilidir. Dağları, ovaları, ormanları, madenleri ile dünyanın en zengin ülkelerindendir. Petrolü azdır, ama buna mukabil enerji üretilebilecek bol akarsuları, rüzgarı, güneşi ve linyit yatakları vardır. Türkiye tarım bakımından Hollanda’dan çok daha verimli bir ülkedir; bu ülkenin nüfus yoğunluğunda olsak 500 milyon insan oluruz. Yani Türkiye değil yetmiş milyon, bunun yedi misli daha fazla nüfusu yaşatabilir.


Türk halkı kör müdür, aptal mıdır, sakat mıdır, cahil midir, hasta mıdır? Neden bu kadar bol imkanlara sahip olduğumuz halde ekmek derdine düşmüş bulunuyoruz. Türk halkının beceriksiz olmadığı gittiği dünya ülkelerindeki başarıları ile bellidir. Avrupa ekonomisi Türk işçisi ile ayaktadır. Avrupa’da yüz binlere varan Türk firmaları faaliyettedir.


Verimli toprağımız var...


Becerikli yetişmiş halkımız var...


O halde ne diye hâlâ halkımız ekmek partisinden olmak zorundadır?


Türk halkı bunu iyi öğrenmeli, bilmeli ve değerlendirmelidir.


Bunun iki sebebi vardır.


1-      Türkiye’nin birinci sorunu işsizliktir. Türk halkının üçte ikisi işsizdir. Kadınlarımızın yarısı çalışmaz. Erkeklerimiz ortalama olarak 25 yaşına kadar okuma ve askerlik derdindedir, iş yapmaz. 50 yaşında emekli olur. Hâsılı, halkımızın yarısı iş aramayan işsizdir. İş arayan işsizlerle gizli işsizler de hesaba katılırsa, bu miktar üçte ikiye çıkar. Türkiye’de bir aile iş yapıyor, üç aile geçiniyor. O halde Türkiye’nin ekmek sorununu çözmek demek, işsizlik sorununu çözmek demektir. 


2-      Türkiye’nin ikinci sorunu faiz sorunudur. 600 kuruşluk ekmeğin 200 kuruşu faiz, 200 kuruşu vergidir; yani üçte biri faiz, üçte biri de vergidir. Kâr ve işçilik dahil geri kalan 200 kuruştur. Başka bir şekilde ifade edersek; biz üç ekmek parası veriyor ama sadece bir ekmek alabiliyoruz. Devlete verilen 200 kuruşun yarısı yine dışarıya faiz olarak gitmektedir. Yani biz ürettiğimizin yarısını tekel sermayeye faiz olarak ödüyoruz. Üçte bir çalışıyoruz, onun da yarısı faize gidiyor! Etti altıda bir. Onunla geçiniyoruz. Borçlanarak yaşıyoruz. Her gün borcumuz artıyor da artıyor.  Ülke ve devlet olarak adım adım ölüme doğru yol alıyoruz...


Biz kırk senedir Millî Görüş ve Adil Ekonomik Düzen’de bunları anlattık.


Bizi bu hâle getiren faizdir dedik…


Faizden kurtulmamız gerekir dedik...


Dış borçlar mutlaka ödenecek dedik…


Bunun çıkış yollarını daima gösterdik...


Ne oldu?


Tüm partiler birleşti ve bize saldırdı!


Bizzat bazı sözde veya gömlek çıkaran Millî Görüşçüler bile bize karşı cephe aldı; söyletmediler! Televizyonlar ve gazeteler başta olmak üzere her türlü medya bize kapatıldı! Halkımız da maalesef bizi susturan partilere oy vermektedir!


‘Biz ekmek partisindeniz’ diyorlar!


Şaşkınlar...


Ekmeğinizi, sizi sömürenlerin talimatı ile hareket eden partiler değil, “Adil Ekonomik Düzen”i, Allah’ın düzenini uygulayanlar temin edecektir.


Faizi meşru gören ve uygulayan partilerin peşinden gitmeyeceksiniz; “Adil Düzen”i, “Adil Ekonomik Düzen”i kabul eden partinin peşinden gideceksiniz.


Yoksa, siz Adil Düzen Partisi’ni kuracaksınız.


Bir başkaları da; Adil Düzen karışık, anlatamayız diyor!


Adil Düzen size ekmeği nasıl verecek, ben size yarım sayfalık yazıda anlatacağım.


Biri çıksın da desin ki; sizin söylediğiniz hayal.


Diyemez, çünkü ağzı ve dili tutulur.


1-      Türkiye’nin birinci sorunu işsizliktir dedik. Önce işsizliği nasıl çözeceğimizi anlatalım. Merkez Bankası’na emir vereceğiz; parayı bas ve bankalara ‘faizsiz kredi’ olarak ver. Bankalara da; işletmelerle anlaş, cirodan masraflarını al, krediyi faizsiz olarak ver diyeceğiz. Şöyle ki; işletmede çalışan işçinin resmi ücretini banka ödüyor. Aldığı ham maddenin bedelini de resmi fiyattan banka ödüyor. Mamul ambara konuyor. Ambarın iki kilidi ve iki anahtarı var; biri işletmede, biri de bankada duruyor. Mamulü işletme istediği fiyatla satıyor. Banka verdiği krediyi tahsil ediyor ve kalan işletmeye kâr kalıyor. Kredinin günü doldu, ödeyemedin, icra gelsin diye bir şey yok. İşletme üretilen malı ne zaman satarsa banka alacağını o zaman tahsil ediyor. Banka faiz almıyor, satılan mamulden bir defaya mahsus olmak üzere hizmet payını alıyor. Ambarda duran mal faiz sebebiyle pahalanmıyor. Dolayısıyla her zaman satılma şansı vardır. İşçi bulamayan işletme ham madde kredisini de alamıyor. İşletme ise sermayem yok, pazarım yok diye işletmesini durdurmuyor. Sermaye faizsiz olarak istediğin kadar var. Pazarın yoksa üret ve stok yap. Nasılsa faiz ödemiyorsun. Enflasyon da olmuyor. Çünkü piyasada ne kadar para çoğalmışsa ambarlarda da o kadar satılık mal çoğalmıştır.


2-      Dış borçları kapatıp faizsiz hâle getirmek için dış borç iç borca çevrilecek, para borcu mal borcuna çevrilecek, borç iştirake çevrilecek ve faizli borç kredileşme borcuna çevrilecek. Bunların hepsini daha önce çok kere açıkladık. Böylece ülkemiz ve halkımız faizden kurtulacak, çalışanın geliri üç misli artacak. Ayrıca mallara faiz yükü yüklenmeyeceği için üretilen mallar yarı yarıya ucuzlayacaktır. Yani, sen vatandaşım altı misli daha zengin olacaksın. Bu modeli kabul eden partiye gideceksin. Kabul eden parti yoksa yeni parti kuracaksın.


İşte sana ekmek partisi.


Halk Partisi’ne ve diğerlerine oy verirken ekmek partisi olmadığı halde veriyorsun da; Saadet Partisi’nde neden ekmek partisi şartını koşuyorsun? Böyle diyorsun, böyle bir bahane söylüyorsun; çünkü sen samimi değilsin


“ADİL DÜZEN”DE EKMEK;

‘BİZ EKMEK PARTİSİNDENİZ!’

Saadet Partisi’nin Çorlu İlçe Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Dağdeviren, Reşat Nuri Erol’a yazıyor: Halk ekmek partisini istiyor... Bize bir konferansla çözümü anlat...

[Reşat bey, Tekirdağ-Çorlu Saadet Partisi Gençlik Kolları Başkanlığı görevini ifa etmeye çalışmaktayım. Halkımızı partimize üye yapma çalışmalarımızda ortak bir cümle açığa çıkıyor; BİZ EKMEK PARTİSİNDENİZ… Bu noktadan hareketle Çorlu’da Millî Görüş’ün ekmeğe dair politikalarını EKONOMİK KRİZE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ adı altında bir konferansla açıklamak istiyoruz. Zat-ı alinizin uzmanlık alanı olan bu konuda konuşma yapmak için davet etsek icabet eder misiniz? En derin saygılarımızla...]

Türkiye dünyanın en verimli topraklarına sahiptir. Yeter derecede yağışı ve yeraltı suları olan bir ülkedir. Orta kuşaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrilidir. Dağları, ovaları, ormanları, madenleri ile dünyanın en zengin ülkelerindendir. Petrolü azdır, ama buna mukabil enerji üretilebilecek bol akarsuları, rüzgarı, güneşi ve linyit yatakları vardır. Türkiye tarım bakımından Hollanda’dan çok daha verimli bir ülkedir; bu ülkenin nüfus yoğunluğunda olsak 500 milyon insan oluruz. Yani Türkiye değil yetmiş milyon, bunun yedi misli daha fazla nüfusu yaşatabilir.

Türk halkı kör müdür, aptal mıdır, sakat mıdır, cahil midir, hasta mıdır? Neden bu kadar bol imkanlara sahip olduğumuz halde ekmek derdine düşmüş bulunuyoruz. Türk halkının beceriksiz olmadığı gittiği dünya ülkelerindeki başarıları ile bellidir. Avrupa ekonomisi Türk işçisi ile ayaktadır. Avrupa’da yüz binlere varan Türk firmaları faaliyettedir.

Verimli toprağımız var...

Becerikli yetişmiş halkımız var...

O halde ne diye hâlâ halkımız ekmek partisinden olmak zorundadır?

Türk halkı bunu iyi öğrenmeli, bilmeli ve değerlendirmelidir.

Bunun iki sebebi vardır.

1-      Türkiye’nin birinci sorunu işsizliktir. Türk halkının üçte ikisi işsizdir. Kadınlarımızın yarısı çalışmaz. Erkeklerimiz ortalama olarak 25 yaşına kadar okuma ve askerlik derdindedir, iş yapmaz. 50 yaşında emekli olur. Hâsılı, halkımızın yarısı iş aramayan işsizdir. İş arayan işsizlerle gizli işsizler de hesaba katılırsa, bu miktar üçte ikiye çıkar. Türkiye’de bir aile iş yapıyor, üç aile geçiniyor. O halde Türkiye’nin ekmek sorununu çözmek demek, işsizlik sorununu çözmek demektir. 

2-      Türkiye’nin ikinci sorunu faiz sorunudur. 600 kuruşluk ekmeğin 200 kuruşu faiz, 200 kuruşu vergidir; yani üçte biri faiz, üçte biri de vergidir. Kâr ve işçilik dahil geri kalan 200 kuruştur. Başka bir şekilde ifade edersek; biz üç ekmek parası veriyor ama sadece bir ekmek alabiliyoruz. Devlete verilen 200 kuruşun yarısı yine dışarıya faiz olarak gitmektedir. Yani biz ürettiğimizin yarısını tekel sermayeye faiz olarak ödüyoruz. Üçte bir çalışıyoruz, onun da yarısı faize gidiyor! Etti altıda bir. Onunla geçiniyoruz. Borçlanarak yaşıyoruz. Her gün borcumuz artıyor da artıyor.  Ülke ve devlet olarak adım adım ölüme doğru yol alıyoruz...

Biz kırk senedir Millî Görüş ve Adil Ekonomik Düzen’de bunları anlattık.

Bizi bu hâle getiren faizdir dedik…

Faizden kurtulmamız gerekir dedik...

Dış borçlar mutlaka ödenecek dedik…

Bunun çıkış yollarını daima gösterdik...

Ne oldu?

Tüm partiler birleşti ve bize saldırdı!

Bizzat bazı sözde veya gömlek çıkaran Millî Görüşçüler bile bize karşı cephe aldı; söyletmediler! Televizyonlar ve gazeteler başta olmak üzere her türlü medya bize kapatıldı! Halkımız da maalesef bizi susturan partilere oy vermektedir!

‘Biz ekmek partisindeniz’ diyorlar!

Şaşkınlar...

Ekmeğinizi, sizi sömürenlerin talimatı ile hareket eden partiler değil, “Adil Ekonomik Düzen”i, Allah’ın düzenini uygulayanlar temin edecektir.

Faizi meşru gören ve uygulayan partilerin peşinden gitmeyeceksiniz; “Adil Düzen”i, “Adil Ekonomik Düzen”i kabul eden partinin peşinden gideceksiniz.

Yoksa, siz Adil Düzen Partisi’ni kuracaksınız.

Bir başkaları da; Adil Düzen karışık, anlatamayız diyor!

Adil Düzen size ekmeği nasıl verecek, ben size yarım sayfalık yazıda anlatacağım.

Biri çıksın da desin ki; sizin söylediğiniz hayal.

Diyemez, çünkü ağzı ve dili tutulur.

1-      Türkiye’nin birinci sorunu işsizliktir dedik. Önce işsizliği nasıl çözeceğimizi anlatalım. Merkez Bankası’na emir vereceğiz; parayı bas ve bankalara ‘faizsiz kredi’ olarak ver. Bankalara da; işletmelerle anlaş, cirodan masraflarını al, krediyi faizsiz olarak ver diyeceğiz. Şöyle ki; işletmede çalışan işçinin resmi ücretini banka ödüyor. Aldığı ham maddenin bedelini de resmi fiyattan banka ödüyor. Mamul ambara konuyor. Ambarın iki kilidi ve iki anahtarı var; biri işletmede, biri de bankada duruyor. Mamulü işletme istediği fiyatla satıyor. Banka verdiği krediyi tahsil ediyor ve kalan işletmeye kâr kalıyor. Kredinin günü doldu, ödeyemedin, icra gelsin diye bir şey yok. İşletme üretilen malı ne zaman satarsa banka alacağını o zaman tahsil ediyor. Banka faiz almıyor, satılan mamulden bir defaya mahsus olmak üzere hizmet payını alıyor. Ambarda duran mal faiz sebebiyle pahalanmıyor. Dolayısıyla her zaman satılma şansı vardır. İşçi bulamayan işletme ham madde kredisini de alamıyor. İşletme ise sermayem yok, pazarım yok diye işletmesini durdurmuyor. Sermaye faizsiz olarak istediğin kadar var. Pazarın yoksa üret ve stok yap. Nasılsa faiz ödemiyorsun. Enflasyon da olmuyor. Çünkü piyasada ne kadar para çoğalmışsa ambarlarda da o kadar satılık mal çoğalmıştır.

2-      Dış borçları kapatıp faizsiz hâle getirmek için dış borç iç borca çevrilecek, para borcu mal borcuna çevrilecek, borç iştirake çevrilecek ve faizli borç kredileşme borcuna çevrilecek. Bunların hepsini daha önce çok kere açıkladık. Böylece ülkemiz ve halkımız faizden kurtulacak, çalışanın geliri üç misli artacak. Ayrıca mallara faiz yükü yüklenmeyeceği için üretilen mallar yarı yarıya ucuzlayacaktır. Yani, sen vatandaşım altı misli daha zengin olacaksın. Bu modeli kabul eden partiye gideceksin. Kabul eden parti yoksa yeni parti kuracaksın.

İşte sana ekmek partisi.

Halk Partisi’ne ve diğerlerine oy verirken ekmek partisi olmadığı halde veriyorsun da; Saadet Partisi’nde neden ekmek partisi şartını koşuyorsun? Böyle diyorsun, böyle bir bahane söylüyorsun; çünkü sen samimi değilsin

Ahmet Yücel
02.05.2018
22:52

Sayın Karadağ, Saadet Partisi ilkesel olarak daha iyi bir parti olarak görünmekle birlikte eğer Ak Partiyi düşürüp SP ni iktidar edebiliyorsan vebal yoktur fakat Ak Partinin yerine sol partiyi iktidar yapmaya vesile olacaksak ki bu parti kuruluşundan bu yana inanç düşmanlığı yapmıştır, o zaman Ak Partiye oy vermemek vebal olmaz mı? Biz sayın Erdoğan'ın elini zayıflatmamak için oy kullanacağız. Faiz ve zina serbestisini Erdoğan kaldırmazsa, yerine gelecek partiler hiç kaldırmayacaktır. Bu durumda müslüman bir lideri tercih ederim. SP nin iktidara gelme ihtimali bugün için yok. Farzedelim Ak Parti gitti sol iyi SP ve DP ittifakı iktidar oldu. 5-20 vekil SP nin olsa bile, CHP faizi ve zinayı sonlandırabilir mi?


Merkez Bankası para basarak faizsiz krediler verse, mal ve hizmet arzı sabit olduğu sürece artan para arzı nedeniyle fiyatlar artacak ve enflasyon yükselecektir.


Ahmet Yücel
02.05.2018
23:12

Gelirler üç misli arttı diyelim, aklımda kalan bir ekonomi kuralı, ""Antispasyon konjektürü" Gelirlerin artma ihtimalinin fiyatları artırması diye bir kural vardı.

Bu durumda krediler yatırım amaçlı faizsiz olarak verilmeli. Benim borcum var, ev alacağım, araba alacağım faizsiz kredi istiyorum, dersem, kredi verilmemeli. Yatırımlara faizsiz kredi verilmeli, üretim artışı sağlanmalı, bu şekilde ucuzluk sağlanacak, enflasyon düşecek, vatandaşın cebinde daha çok rahatlama olacak, böylece geliri artmış gibi olacaktır.

Bunları bir şeyler biliyor iddiasıyla değil, kişisel düşüncelerim olarak yazdım. Belki biraz haklılık payım vardır belki yanılıyorum. Siz değerli büyüklerimizin yazı ve yorumlarınızı takip etmeye devam edeceğim. Saygılar, selamlar.





Son Eklenen Makaleler
Süleyman Karagülle
ADİLDÜZENDE GENELHİZMET-V-ENVANTER MUHASEBE 02.03.2001
12.03.2026 506 Okunma
Süleyman Karagülle
ADİL DÜZENDE GENEL HİZMETLER -IV MUHASEBE 23.02.2001
12.03.2026 497 Okunma
Süleyman Karagülle
ADİL DÜZENDE GENELHİZMETLER –III -YAPI KAYDI 16.02.2001
12.03.2026 480 Okunma
Süleyman Karagülle
ADİL DÜZENDE GENEL HİZMETLER EVRAK KAYITLARI-09.02.2001
12.03.2026 460 Okunma
Süleyman Karagülle
ADİL DÜZENDE GENEL HİZMETLER -BAŞKAN 02.02.2001
12.03.2026 430 Okunma
Süleyman Karagülle
ADİL DÜZENE GİRİŞ 26.01.2001
12.03.2026 575 Okunma
Süleyman Karagülle
FATİHA SÛRESİNİN DEMOKRATİK YORUMU 19012001
12.03.2026 622 Okunma
Süleyman Karagülle
KADİR- 3 12.01.2001
12.03.2026 768 Okunma
Süleyman Karagülle
SEÇKİN SAYILAR VE 19 MUCİZESİ 05.01.2001
12.02.2025 1932 Okunma
Süleyman Karagülle
BORÇLARIN TASFİYESİ KANUNU 22.12.2000
12.02.2025 1410 Okunma
Süleyman Karagülle
BORÇLAR 22.12.2000
12.02.2025 1481 Okunma
Süleyman Karagülle
DIŞ BORÇ(BAKARA278-279) 22.12.2000
12.02.2025 1500 Okunma
Süleyman Karagülle
AHŞAP ARALIK ÇALIŞMALARI 15.12.2000
12.02.2025 1603 Okunma
Süleyman Karagülle
GENEL ÇALIŞMA KURALLARI: 15.12.2000
12.02.2025 1616 Okunma
Süleyman Karagülle
MUKASSİMÂT(zariyat4.ayet) 15.12.2000
12.02.2025 1630 Okunma
Süleyman Karagülle
GENEL DURUM VE ÇÖZÜM 08.12.2000
12.02.2025 1662 Okunma
Süleyman Karagülle
AKEVLER DENGE KULÜBÜ SÖZLEŞMESİ 08.12.2000
12.02.2025 1469 Okunma
Süleyman Karagülle
C Â R İ Y Â T (ZARİYAT3.AYET) 08.12.2000
12.02.2025 1473 Okunma
Süleyman Karagülle
K Ü R T Ç E 01.12.2000
12.02.2025 1678 Okunma
Süleyman Karagülle
ORUÇ BABA 01.12.2000
12.02.2025 1488 Okunma
Süleyman Karagülle
M E S İ H 01.12.2000
12.02.2025 1656 Okunma
Süleyman Karagülle
HÂMİLÂT (YÜKLER) 01.12.2000
12.02.2025 1596 Okunma
Süleyman Karagülle
“ZÂRİYÂT-1- ÂYETİ”Nİ AÇIKLAYALIM: 24.11.2000
12.02.2025 1483 Okunma
Süleyman Karagülle
TESİR ÇİFTİ 24.11.2000
12.02.2025 1571 Okunma
Süleyman Karagülle
AHŞAP EVE GETİRİLEN YENİLİKLER 18.11.2000
12.02.2025 1554 Okunma
Süleyman Karagülle
DEVLETİN AF YETKİSİ VAR MIDIR? 18.11.2000
12.02.2025 1639 Okunma
Süleyman Karagülle
İFRAT VE TEFRİT(KEHF28) 18.11.2000
12.02.2025 1628 Okunma
Süleyman Karagülle
MATEMATİK İLE İfrat ve tefrit nedir? 11.11.2000
12.02.2025 1962 Okunma
Süleyman Karagülle
KUR’AN MATEMATİĞİ TARİKATI 11.112000
12.02.2025 1607 Okunma
Süleyman Karagülle
NEFİSTE SABIR(kehf28) 11.11.2000
12.02.2025 1678 Okunma
Süleyman Karagülle
OKUMA/ TİLÂVET EMRİ 04.11.2000
12.02.2025 1628 Okunma
Süleyman Karagülle
SÖMÜRÜ VE ÇARE 04.11.2000
12.02.2025 1733 Okunma
Süleyman Karagülle
AKEVLERDEN HABERLER 28.10.2000
12.02.2025 1610 Okunma
Süleyman Karagülle
MESKENLER VE İŞYERLERİ AYETİ 28.10.2000
12.02.2025 1679 Okunma
Süleyman Karagülle
BOZULMA (ENTROPİ) 28.10.2000
12.02.2025 1646 Okunma
Süleyman Karagülle
ERMENİ KATLİAMI 14.10.2000
12.02.2025 1583 Okunma
Süleyman Karagülle
MARKETTE SELEM UYGULAMASI 14.10.2000
12.02.2025 1465 Okunma
Süleyman Karagülle
FAİZSİZ İŞLETME 14.10.2000
12.02.2025 1537 Okunma
Süleyman Karagülle
BELGRAD OLAYI 07.10.2000
12.02.2025 1602 Okunma
Süleyman Karagülle
MÜTEŞÂBİH ÂYETLER 07.10.2000
12.02.2025 1750 Okunma
Süleyman Karagülle
MEDENİYETLERİN ÖMRÜ 30.09.200
12.02.2025 1755 Okunma
Süleyman Karagülle
AHMET BÜLBÜL’ÜN ÖLÜMÜ VESİLESİYLE; 30.09.2000
12.02.2025 1713 Okunma
Süleyman Karagülle
Rektör Ethem Ruhi Fığlalıya cevap 23.09.2000
12.02.2025 1400 Okunma
Süleyman Karagülle
KURANDA MUCİZE-1 23.09.2000
12.02.2025 1691 Okunma
Süleyman Karagülle
BİR YETKİLİ YÜKSEK HAKİM DEDİ Kİ: 09.09.2000
23.03.2024 1719 Okunma
Süleyman Karagülle
AHŞAP EV ÇALIŞMALARI 09 EYLÜL 2000
23.03.2024 1721 Okunma
Süleyman Karagülle
Sana ruhtan soruyorlar 09 EYLÜL 2000
23.03.2024 1775 Okunma
Süleyman Karagülle
SİSTEMATİK HATA 09 EYLÜL 2000
23.03.2024 1850 Okunma
Süleyman Karagülle
ŞERİAT VE MEMUR KARARNAMESİ 02.09.2000
23.03.2024 1653 Okunma
Süleyman Karagülle
Heisenberg’in meşhur “kuvantum teorisi” 02.09.2000
23.03.2024 2039 Okunma
Süleyman Karagülle
DEPREMİN FIKHI 26 AĞUSTOS 2000
23.03.2024 1762 Okunma
Süleyman Karagülle
Z E L Z E L E 26 ağustos 2000
23.03.2024 1705 Okunma
Süleyman Karagülle
(AHŞAP)İŞLETME HAKKINDA BİLGİ-19.08.2000
14.03.2024 1540 Okunma
Süleyman Karagülle
Bir ülke hırsıza hapis cezasını vermektedir-12082000
14.03.2024 1669 Okunma
Süleyman Karagülle
MEMUR KARARNAMESİ 12.08.2000
14.03.2024 1616 Okunma
Süleyman Karagülle
HÜKÜMET,REKTÖR ATAMALARI..05.08.2000
14.03.2024 1675 Okunma
Süleyman Karagülle
İNSANIN GÖREVİ 05.08.2000
14.03.2024 1659 Okunma
Süleyman Karagülle
EKONOMİDE ZELZELE 22.07.2000
14.03.2024 1676 Okunma
Süleyman Karagülle
REKTÖRLERİN ATANMASI 22.07.2000
14.03.2024 1605 Okunma
Süleyman Karagülle
312 inci MADDE 22.07.2000
14.03.2024 1685 Okunma
Süleyman Karagülle
BANDIRMA HATTI 22.07.2000
14.03.2024 1640 Okunma
Süleyman Karagülle
F İ Z İ K 29.07.2000
14.03.2024 1756 Okunma
Süleyman Karagülle
İSLÂM VE DEMOKRASİ 29.07.2000
14.03.2024 1637 Okunma
Süleyman Karagülle
REKTÖRLERİN SEÇİMİ 22.07.2000
14.03.2024 1591 Okunma
Süleyman Karagülle
ABANT TOPLANTISI 22.07.2000
14.03.2024 1675 Okunma
Süleyman Karagülle
HAK VE KUVVET MEDENİYETLERİ 22.07.2000
14.03.2024 1539 Okunma
Süleyman Karagülle
DAYANIŞMA SİSTEMİ 01.07.2000
14.03.2024 1573 Okunma
Süleyman Karagülle
“HERKESE İŞ - HERKESE AŞ” 24.06.2000
14.03.2024 1629 Okunma
Süleyman Karagülle
KİTLERİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ 17.06.2000
14.03.2024 1528 Okunma
Süleyman Karagülle
KUR’ÂN VE MANTIK İLE MATEMATİK 17.04.1999
14.03.2024 1694 Okunma
Süleyman Karagülle
“ADİL DÜZEN” DERGİ PLANI (2)17.04.1999
14.03.2024 1583 Okunma
Süleyman Karagülle
“ADİL DÜZEN” DERGİ PLANI 17.04.1999
14.03.2024 1604 Okunma
Süleyman Karagülle
Süleyman Karagüllenin girilmeyen MAKALELERİ-17.04.1999
14.03.2024 1596 Okunma
Süleyman Karagülle
MUSA’YA VERİLEN DOKUZ MUCİZENİN GÜNÜMÜZDEKİ MANASI
19.05.2022 4678 Okunma
1 Yorum 20.05.2022 06:41
Süleyman Karagülle
Elveda
21.08.2021 4973 Okunma
2 Yorum 24.08.2021 15:36
Süleyman Karagülle
İÇKİ YASAĞI
3.05.2021 3564 Okunma
Süleyman Karagülle
Türkiye ve Dünya
30.04.2021 3211 Okunma
Süleyman Karagülle
DIŞ POLİTİKA
29.04.2021 3152 Okunma
Süleyman Karagülle
HEDEF
29.04.2021 3266 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve SON DURUM… (16)
18.04.2021 5089 Okunma
4 Yorum 26.05.2021 00:43
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve son uyarılarım… (15)
11.04.2021 3353 Okunma
Süleyman Karagülle
SOYLU'NUN BEYANI
7.04.2021 3796 Okunma
Süleyman Karagülle
BUNDAN BÖYLE
6.04.2021 3108 Okunma
Süleyman Karagülle
UYARI
6.04.2021 3150 Okunma
Süleyman Karagülle
MÜDAHALE
4.04.2021 3023 Okunma
Süleyman Karagülle
Seminerler; kendinize görev vereceksiniz (14)
4.04.2021 3121 Okunma
Süleyman Karagülle
TEK ÇIKAR YOL
3.04.2021 3485 Okunma
Süleyman Karagülle
PARTİ KAPATMAK
3.04.2021 3306 Okunma
Süleyman Karagülle
ANAYASA MAHKEMESİ
1.04.2021 3452 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve İ Ç T İ H A D (13)
31.03.2021 4546 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 22:37
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve Akevler Usulü (12)
31.03.2021 4381 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 22:27
Süleyman Karagülle
Muhterem Abdurrahman Dilipak’a Açık Mektup
31.03.2021 3594 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve DAVET… (11)
31.03.2021 4314 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 22:13
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerlerinin başlangıcı ve (10)
31.03.2021 3112 Okunma
Süleyman Karagülle
EMİN SARAÇ HOCA HAKKINDA
31.03.2021 3728 Okunma
Süleyman Karagülle
Kur’an Seminerleri ve Kur’an Düzeni
31.03.2021 4441 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 22:01
Süleyman Karagülle
Akevler Kur’an Seminerleri ve GÖREV
31.03.2021 4382 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 21:52
Süleyman Karagülle
KUR’AN VE TARİH
31.03.2021 4339 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 21:47
Süleyman Karagülle
KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİMİZ-5
31.03.2021 4393 Okunma
1 Yorum 02.04.2021 21:37
Süleyman Karagülle
KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİMİZ-3
31.03.2021 2908 Okunma


© 2026 - Akevler