Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1215
Rum Suresi Tefsiri 31-32. Ayetler
13.05.2023
215 Okunma, 0 Yorum

RÛM SÛRESİ - 22. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ (31) مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ (32)

O’na tekrar tekrar dönenler… ve O’na sığının ve salatı ikame edin ve müşriklerden, dinlerini parçalayıp şialar olanlardan olmayın. Her hizip yanlarında olanla sevinçli olanlardır. (31-32)

 

مُنِيبِينَ إِلَيْهِ

O’na tekrar tekrar dönenler…

 

Emir fiil cümlesi

Haberi

İsmi

Kâne

Mefûlün bih GS

Şibh-i
fiil

Mecrur

Cârr

هُ

إِلَى

مُنِيبِينَ

و

كُونُوا

مُنِيبِينَ: “Tekrar tekrar dönenler” demektir. نوب kökünden if’âl bâbından eril çoğul nekre mensub ism-i fâildir. Birinci bâbdan نَوْبٌ mastarı nöbetler şeklinde tekrarlayarak gelmek, nöbet tutmak manasındadır. İf’âl bâbında (أَنَابَيُنِيبُ) sayruret etkisi ile gelir. Birisinden veya bir mekândan her uzaklaştığında tekrar oraya/ona dönmek demektir. Askerlikte veya bir işte tutulan nöbet, epilepsi (sara) hastalığındaki nöbet kelimeleri Türkçeye buradan gelmiştir.

(نوب) النون والواو والباء كلمةٌ واحدة تدلُّ على اعتياد مكان ورجوعٍ إليه... ويقال إنَّ النُّوبَ: النَّحل، قالوا: وسمِّيَت به لرَعْيها ونَوْبِها إلى مكانها. وقد قيل إنَّه جمع نائب.

(نوب) Nun ve Vav ve Ba bir mekâna alışmak ve ona dönmeye delalet eden tek anlamdır… Denilir ki kesinlikle nûbe balarısıdır, dediler ki: otlaması ve mekânına nevb etmesinden dolayı onunla isimlendirilmiştir. Denilmiştir ki o nâibin çoğuludur. (Makayisu-l Luga)

نَابَ - يَنُوْبُ + كائن أو شيء + إلى كائن أو مكان: يرجع إليه مرة بعد مرة، كلما ذهب بعيداً عنه: يجد في كائن أو مكان الراحة أوالسكينة أوالخير أو النفع

مُنِيب: اسم فاعل من " أَنَابَ - يُنِيْبُ ": الذي يعود ويرجع بنفسه، مرة بعد مرة، إلى كائن أو مكان طلباً للخير عنده

Nâbe – Yenûbu + birisi veya bir şey + birisi veya bir mekâna: ondan her uzağa gittiğinde ona (birisine veya bir mekâna) tekrar tekrar döner: birisinde veya bir mekânda rahat veya dinginlik veya hayr veya fayda bulur.

Münib: “Enâbe – Yûnibu” dan ism-i fâildir: onun indinde olan hayrı talep etmek için kendisini tekrar tekrar birisine veya bir mekâna iade eden ve döndürendir. (KitabuAllah)

إِلَى: “-e, -a” demektir. Harf-i cerdir.

هِ: “O” demektir. 30. ayetteki Allah’a racidir.

إِلَيْهِ: “O’na” demektir.

مُنِيبِينَ إِلَيْهِ: “O’na tekrar tekrar dönenler” demektir. Burada fiil yoktur. مُنِيبِينَ mensub bir öğedir ve cümlenin mef’ûlün bihi veya cümlenin fâili veya mef’ûlünün hali veya kâne cümlesinin haberi olmaya gramatik açıdan uygundur. Sonrasında bu cümleye atfedilmiş iki cümle de eril çoğul ikinci şahıs emir cümlesi olduğundan burada da bir emir fiil takdir etmemiz uygundur. En uygun olan kâne emir cümlesidir. كُونُوا مُنِيبِينَ إِلَيْهِ şeklinde takdir ederiz.

إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ (31) فَقَالَ إِنِّي أَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبِّي حَتَّى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ (32) رُدُّوهَا عَلَيَّ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْأَعْنَاقِ (33) وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَانَ وَأَلْقَيْنَا عَلَى كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ (34) قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ (35)

Ona (Süleyman’a) akşam soylu atlar sunulmuştu da “Kesinlikle ben rabbimi hatırlattığından dolayı hayrı severim” demişti. Nihayet perde arkasına gizlendiler. “Onları bana döndürün” (dedi). Bacakları ve boyunları mesh etmeye başladı. Kesinlikle Süleyman’ı fitnelemiştik ve kürsisinin üzerine bir ceset bıraktık sonra inabe etti. “Rabbim beni bağışla ve bana benden sonra kimsenin erişemeyeceği bir yönetim hibe et. Kesinlikle sen hibe edicisin.” dedi. (Sad 31-35)

Bu ayetlerde Süleyman Peygamber bir gerekçe göstererek mal sevgisine yönelmiş sonra Allah’a inabe etmiştir yani tekrar dönmüştür.

Allah’a münib olan kimse Allah’tan her uzaklaştığında, Allah’ı unutup başka şeylere daldığında tekrar tekrar Allah’a döner, ona yönelir.

 

وَاتَّقُوهُ

Ve O’na sığının

 

Emir fiil cümlesi

Atıf
harfi

Mefûlun
bih

Fâil

Fiil

هُ

و

اتَّقُوا

وَ

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. Fiili hazf edilmiş مُنِيبِينَ إِلَيْهِ cümlesine اتَّقُوهُ cümlesini atfetmektedir.

اتَّقُوا: “İttika edin, sığının” demektir. وقي kökünden ifti’âl bâbından ikinci şahıs çoğul emir malum fiildir. Sülasi anlamı “korumak” demektir. Sülasi bâb ifti’âl bâbına gelince baştaki vâv te harfine ibdal olur ve اتَّقَى şekline dönüşür. Korumak anlamı sığınmak anlamına dönüşür.

هُ: “O” demektir. Allah’a racidir.

اتَّقُوهُ: “O’na sığının” demektir. Allah’a sığınmak demek Allah’ın koruması altına girmek demektir. Diğer şeylerden korunmak demektir.

İttika edenlerin ittikaı sübut halinde olursa bu durumda onlara muttakiler (الْمُتَّقُونَ) denir. Kuran’da 49 kere geçmektedir. Muttaki şeklinde tekil geçişi yoktur. Tamamı çoğul şekilde geçmektedir. Nekre geçişi de yoktur. Bireysel olarak Allah’a ittika edilebilir ama bunun sübut şeklinde olması için topluluk olmak gereklidir.

Muttakilerin Kuran’da geçen özelliklerine bakalım.

لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

İyilik yüzlerinizi doğuya ve batıya karşı döndürmeniz değildir. Ancak iyilik Allah’a ve ahir yevme ve meleklere ve kitaba ve nebilere iman eden ve sevgisi üzerine malı yakınlık sahibine ve yetimlere ve miskinlere ve yolun oğluna ve saillere ve köleler için veren ve salatı ikame eden ve zekâtı veren kimselerdir ve ahitleştikleri zaman ahitlerine vefa gösterenlerdir ve zorlukta ve darlıkta ve zorluk zamanında sabredenlerdir. Onlar doğru olanlardır ve onlar, onlar muttakilerdir. (Bakara 177)

  • Muttakiler ahir yevme, meleklere, kitaba ve nebilere iman edenlerdir.
  • Malını Allah’ın istediklerine vermekten çekinmezler.
  • Salatı ikame ederler.
  • Zekâtı verirler.
  • Ahitlerine vefa gösterirler.
  • Her durumda sabredenlerdir.
  • وَالَّذِي جَاءَ بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِهِ أُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

    Doğruyu getiren ve onu tasdik edenler, onlar, onlar muttakilerdir. (Zümer 33)

Doğruyu getirir ve onu doğrularlar.

وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ (133) الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ (134)

Rabbinizden bir mağfirete ve yüzeyi gökler ve yer olan, bolluk ve darlıkta harcayan ve öfkelerini yutan ve insanları affeden muttakiler için hazırlanışmış bir cennete doğru yarışarak koşun. Allah muhsinleri sever. (Ali İmran 133-134)

Bolluk ve darlıkta harcarlar.Öfkelerini yutarlar yani öfkeli bir görünümleri yoktur.İnsanları affederler.

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقِينَ (48) الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ (49)

Musa ve Harun’a Furkan’ı ve bir ziyayı ve saatten kaygılananlar olarak rablerinden gaybla çekinen muttakiler için bir zikri vermiştik. (Enbiya 48-49)

Kıyamet saatinden kaygı duyarlar.Rablerinden gayb içinde bile olsalar çekinirler.

ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ (2) الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (3) وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (4) أُولَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (5)

O kitap, onda hiçbir rayb yoktur, gayba iman eden ve salatı ikame eden ve onları rızıklandırdıklarımızdan harcayan ve sana ve senden öncesinde indirilene iman eden ve ahirete inanan muttakiler için rehberdir. Onlar rablerinden bir rehberlik üzerinedir ve onlar, onlar iflah olanlardır. (Bakara 2-5)

Gayba iman ederler. Siz onlara Adil Düzeni götürdüğünüzde uygulanmış bir örneği var mı diye sormazlar. Şehadete iman eden kimse başarılı bir örnek ister. Muttakiler ise sizin projenizi gördüğünde iman eder, onun bir uygulanmış ve başarılmış örneğini istemez. Muttakiler örnek istemeyenlerdir. Ekseriyet demokrasisindeki başarıları aramak şehadete imandır. Çünkü geçmişte ekseriyet demokrasisinde ve mevcut sistemin kuralları içinde başarılı olmuş örnekler vardır ve bunlar şehadettir. Muttakiler ekseriyet demokrasisiyle ilgilenmezler. Gayb olan Adil Düzendir. Henüz bir uygulaması yoktur. Günümüz muttakileri Adil Düzene iman ederler, ekseriyet demokrasisine değil. Ekseriyet demokrasisi içinde vakitlerini harcamazlar, o sistem içindeki oyunların bir parçası olmazlar.Salatı ikame ederler. Toplantılarını gerektiği gibi yapar ve buna göre çalışırlar.Rızıklandırıldıklarından Allah yolunda harcarlar. Harcamaları için başarıyı beklemezler. Başarıyı görüp harcayanlar şehadete iman edenlerdir. Muttakiler ise gayba iman ederek harcarlar.Kuran’a da önceki kitaplara da iman ederler. Delilleri bu kitaplardır. Ne önceki siyasetçilerin ne de insanların Allah’ın kitabına dayanmayan fikirlerini, uygulamalarını, siyasi başarılarını delil olarak kabul etmezler.Kuran onlar için rehberdir, yol göstericidir. Başka yol göstericileri yoktur. Bin bir türlü bahanelerle ileri sürülen gerekçeler onları ilgilendirmez. Yok günümüzde ancak böyle olur, yok bu şekilde olur şeklinde gerekçeler onları ilgilendirmez. Allah’ın kitabına uymayan hiçbir şeyi uygulamazlar. Allah’ın kitabı onlara açıkça “çoğunluğa uyma” derken çoğunluğu ele geçirmenin gerekli olduğu iddiasını ileri sürmezler.

 

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ

Ve salatı ikame edin.

 

Emir fiil cümlesi

Atıf
harfi

Mefûlun
bih

Fâil

Fiil

الصَّلَاةَ

و

أَقِيمُوا

وَ

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. اتَّقُوهُ cümlesine أَقِيمُوا الصَّلَاةَ cümlesini atfetmektedir.

أَقِيمُوا: “İkame edin” demektir. قوم kökünden if’âl bâbından ikinci çoğul şahıs emir fiildir. Birinci bâbdan قَامَ - يَقُومُ şeklinde kalkıp bir hedefe yönelerek dik durmak manasındadır. Lazım fiildir. Birinci bâb if’âl bâbına (أَقَامَيُقِيمُ) tadiye etkisi ile gelir. “Doğrulttu, doğru uyguladı, gerektiği gibi yaptı, yerleşik, süregelen ve etkili hale getirdi” anlamına gelir.

الصَّلَاةَ: “Namaz, toplantı” demektir. صلو kökünden gelmiştir. Tef’îl babından ism-i masdar olarak birisi veya birilerinin yakınında bulunmak ve onunla veya onlarla bir amaç için etkileşimde bulunmak, onu/onları desteklemek manasındadır. Bu mastar manasından yapılan etkileşim manasında صَلَاة ıstılahi olarak “toplantı”, müminler için özel bir isim olarak “namaz” anlamında camid isimdir. Çoğulu صَلَوَات dır.

أَقِيمُوا الصَّلَاةَ: “Salatı doğru uygulayın” demektir. “Toplantıyı gerektiği gibi yapın, yerleşik, süregelen ve etkili hale getirin” demektir. Bir amaç için bir araya gelin, namaz ritüelini de gerçekleştirin ve orada alınması gereken kararları doğru şekillerde alın demektir.

Doğru uygulanmayan, gerektiği gibi yapılmayan salatın örneğini Kuran vermiştir.

وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ إِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً

Beytin indinde onların salatı yalnızca ıslık çalmak ve alkışlamaktır. (Enfal 35)

Siyasi parti toplantıları, mitingleri işte bu salatın örnekleridir. İçerik yoktur. Tartışma yoktur. Karar alma yoktur. Lider ne derse odur. Lider alkışlanır, ıslıklar çalınır. Onun için ölünür. Onun için sloganlar atılır. O yüceltilir. Eski liderlerin de boylu boyunca dev posterleri asılır. Onlar da yüceltilir. Böyle salatlar üzerine kurulu ekseriyet demokrasisine bundan sonra nasıl dahil olalım? Fikirlerin tartışılmadığı, çözümler üzerinde görüşlerin ortaya sunulmadığı, sadece çoğunluğu nasıl kazanalım diye slogan üretme amaçlı salatlara nasıl dahil olalım?

Burada atıfla üç emir verilmiştir.

  1. O’na tekrar tekrar dönenler olun
  2. O’na ittika edin
  3. Salatı ikame edin

Üçünün bir arada olması gereklidir. Herkes hatalar yapar, mümin de olsa Allah’ın yolundan sapmalar yaşar. Süleyman Peygamber bile mal sevgisini Allah’ı hatırlatma gerekçesi göstererek hata etmiştir ama hemen inabe etmiştir. İşte bizden de bu istenmektedir. “Sapma yaşadığın anda hemen tekrar Allah’a dön, o yola gir” denmektedir. Allah’a ittika edin denmektedir. Başkalarına sığınmaya, başkalarının korunması altına girmeye gerek yoktur. Allah’ın koruması yeterlidir. Bu ikisine ilaveten toplantılarınızı gereği gibi yapın denmektedir. Günümüzdeki gibi göstermelik, şekil şartını yerine getirip toplulukları gaza getiren alkışlı toplantılardan uzak durun denmektedir.

Ekseriyet demokrasisinde başarı arayan arkadaşlarımızın o alkışlı toplantılardan uzak durmaları gerekmez mi? Tam tersine bizim de o toplantılarda olmamız gerektiğini söylüyorlar. Kuran okuyoruz çok şükür. Nasıl olacak da hem Kuran okuyacağız hem de onlara katılacağız? Bu çelişki değil midir? Allah’a ittika ediyoruz, Kuran’dan muttakilerin özelliklerini okuyoruz ve açıkça söylüyoruz ki Allah’ın yolundan saptıracak olan çoğunluk sisteminin komponentlerine dahil olmayız. Dahil olan arkadaşlarımız Allah’ın yolundan uzaklaşmışlardır. Hemen istiğfar ve tevbe edip o yoldan çıkmalı ve Allah’a inabe etmelidirler yani Allah’a dönmelidirler.

 

وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا

Ve müşriklerden, dinlerini parçalayıp şialar olanlardan olmayın.

 

Nehiy cümlesi
Mensuh isim cümlesi

Haberi

İsmi

Kâne

Olumsuzluk
edatı

Bedel

Mübdelün
minh

Mecrur

Cârr

Sıla cümlesi

İsm-i
mevsûl

Ma'tûf
Mensuh isim cümlesi

Atıf
harfi

Ma'tûfun aleyh
Fiil cümlesi

كَانُوا شِيَعًا

وَ

فَرَّقُوا دِينَهُمْ

الَّذِينَ

مِنْ

مِنْ الْمُشْرِكِينَ

و

تَكُونُوا

لَا

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. أَقِيمُوا الصَّلَاةَ cümlesine لَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا cümlesini atfetmektedir.

لَا: “-ma, -mayın, -me, meyin” demektir. Nehiy edatıdır. Kendisinden sonra meczum muzari fiil gelir ve nehiy cümlesini başlatır. Nehiy cümlesi olumsuz emir cümlesidir.

تَكُونُوا: “Olursunuz” demektir. İkinci şahıs çoğul meczum muzari malum fiildir.

لَا تَكُونُوا: “Olmayın” demektir.

مِنَ: “-den” demektir. Harf-i cerdir.

الْمُشْرِكِينَ: “Müşrikler” demektir. Ortak edenlerdir. Marife mecrur düzenli eril çoğul ism-i fâildir. Putlara tapınma, Allah’tan başkasını ilah edinme, Allah’tan başkasına ibadet etme, Allah’la araya birilerini koymak şirk değildir. Allah’a şirk “Allah’ın doğal ve sosyal kanunlarına aykırı kurallar, kanunlar koymaktır”. Bu kanunlar insanları ister istemez Allah’ın koyduğu kanunlara aykırı hareket etmek zorunda bırakırlar. Yasalar, örfler, toplumsal kurallar, töreler, gelenekler Allah’ın kurallarına aykırı ise şirktirler.

أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللَّهُ

Yoksa onların şerikleri mi var da onlar için dinden (düzenden) Allah’ın izin vermediği şeriat koyuyorlar? (Şura 21)

Şirkin iki komponenti vardır: Şerik ve müşrik. Şerik, kuralı koyandır, müşrik ise şeriki kural koyucu olarak kabul eden ve onun koyduğu kuralların doğru, iyi, güzel, faydalı olduğunu savunan, uygulayan ve uygulattırandır.

مِنَ الْمُشْرِكِينَ: “Müşriklerden” demektir.

مِنَ: “-den” demektir.

الَّذِينَ: “Kimseler” demektir. Has ism-i mevsuldür.

فَرَّقُوا: “Ayırdılar” demektir. فرق kökünden tef’îl bâbından üçüncü şahıs eril çoğul mazi malum fiildir. Fâili içindeki cem vâvıdır (فَرَّقُوا). الَّذِينَ nin aid zamiridir. Birinci bâbdan (فَرَقَ - يَفْرُقُ) belirli bir şeyi diğer belirli bir şeyden ayırmak manasındadır. Tef’îl bâbına geçince (فَرَّقَ - يُفَرِّقُ) teksir ve mübalağa etkisi vardır. Ayıranların ayırdıkları çok sayıdadır. “Parçaladılar” anlamına gelir.

دِينَ: “Din, düzen” demektir.  Din kelimesi günümüzde “inanç” anlamında kullanılmaktadır. Son derece yanlıştır. Ne sözlüklerde ne de Kuran’da “inanç” anlamındadır. “Din adamı, dindar” ifadeleri de tamamen yanlıştır. Hıristiyanlık dini, Yahudilik dini, İslam dini şeklinde kullanılmasına rağmen Kuran’da Hıristiyanlık dini, Yahudilik dini, İslam dini ifadesi geçmez. “Allah’ın dini”, “din olarak İslam” ifadesi geçer. Din kelimesi Kuran’da düzen (hukuk düzeni) anlamındadır.

دِين: Düzen demektir. Talimatlara, emirlere ve kurallara uymak manasındadır. دين kökünden ikinci bâbdan mastardır. Bu mastar manasından uyulan talimatlar, emirler ve kurallar bütünüdür, hukuk düzenidir.

مَدِينَة: Şehir anlamında ism-i mekân ism-i kesrettir. دين kökünden ikinci bâbdan gelmiştir. Kurallara uyup düzene uyma manasındaki fiilden “kurallara uyulan yer” manasına gelmiş ism-i mekânın ism-i kesretidir. Sonundaki kapalı te mübalağa içindir. Düzene uymanın mübalağalı olduğu yeri gösterir. Medeniyet kelimesi de buradan gelmektedir.

دَيْن: Borç demektir. دين kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan mastar olarak bir şeyi değerini belirlenmiş bir süre içinde ödemek üzere satın almak manasındadır. Bu mastar manasından ödenecek değer manasında دَيْن “vadeli borç” anlamındadır.

هُمْ: “Onlar” demektir. الَّذِينَ has ism-i mevsulünün öncesindeki cem vâvı (فَرَّقُوا) gibi sıla cümlesi içindeki aid zamiridir.

دِينَهُمْ: “Onların dinleri” demektir.

فَرَّقُوا دِينَهُمْ: “Dinlerini parçaladılar” demektir.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. فَرَّقُوا دِينَهُمْ cümlesine كَانُوا شِيَعًا cümlesini atfetmektedir.

كَانُوا: “Oldular, idiler” demektir. Nakıs fiildir. Üçüncü şahıs eril çoğul mazi malum fiildir.

شِيَعًا: “Şialar, taraftarlar, dayanışan topluluklar” demektir. Tekili شِيعَةً dir. شيع kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan شُيُوع mastarı bir haberin, bir bilginin, bir yöntemin insanlardan olan bir topluluğun içinde yayılması manasındadır. Bu mastar manasından ıstılahi olarak içlerinde özel bir bilginin, haberin, ilmin, yöntemin yayıldığı ve bu konuda aralarında dayanışmanın olduğu topluluk manasında شِيعَةً “şia, dayanışan topluluk” anlamında ism-i cemdir. شِيَعًا in tekilidir. شِيَعًا in çoğulu da أَشْيَاعًا dir. Günümüzde Şii olarak kullanılan kelime buradan gelmiştir.

كَانُوا شِيَعًا: “Şialar” oldular demektir.

فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا: “Dinlerini parçaladılar ve şialar oldular”

الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا: “Dinlerini parçalayıp şialar olanlar” demektir.

مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا: “Dinlerini parçalayıp şialar olanlardan” demektir. مِنَ الْمُشْرِكِينَ nin bedelidir. Bu şekilde gelerek müşriklerin bir özelliği veya bir tür müşriklik tanımlanmış olmaktadır.

لَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا: “Müşriklerden, dinlerini parçalayıp şialar olanlardan olmayın” demektir.

Hem müşrikler hem de dinleri var. İşte sadece bu ayet bile şirk kelimesine ve din kelimesine nasıl yanlış anlam verildiğini göstermektedir. Din inanç değildir, kurallar bütünüdür. Müşriklerin de uyulması gereken kuralları vardır.

Din nasıl parçalanmaktadır? Din uyulması gereken kurallar bütünüdür. Öyle bir bütündür ki aralarında çelişki olmayan bir sistemdir. İçindeki kurallar birbirinden bağımsız değildir. Bütün kurallar birbiri ile bağlı ve ilişkilidir. İşte müşrikler kuralları öyle bir şekilde oluşturmaktadırlar ki parçalanmışlardır, birbirleri ile bağları kopmuştur. Kendileri de şialar halindedirler. Bir şia içindeki herkes aynı yolda olur, aynı hedefi paylaşır ve aralarında dayanışırlar. Şia nesiller boyu devam edebilir.

سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ (79) إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (80) إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ (81) ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ (82) وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ (83)

Alemler içinde Nuh’a selam olsun. Kesinlikle biz böylece muhsinlere karşılık veririz. Kesinlikle o mümin kullarımızdandı sonra diğerlerini boğduk ve kesinlikle onun şiasındandı İbrahim. (Saffat 79-83)

İbrahim Nuh’tan çok sonra yaşamıştır ama ikisi de aynı şiadandır. Çünkü ikisi de aynı bilginin aralarında yayıldığı, aynı işi yapan, aynı hedefi paylaşan, aynı yöntemi kullanan tek topluluğun üyesidirler. Peygamber şiası aynı yöntemi kullanmıştır. Kuran’ın tamamında hiçbir peygamber mevcut yöneticinin yerine geçmeyi istememiştir. Onların sonuncusuna açıkça Mekke başkanlığı teklif edildiği halde bile kabul etmemiştir. Hepsi tebliğ yapmıştır. Hiçbirisi ücret istememiştir. Eğer bu şiadansanız onlar gibi yaparsınız. Türlü türlü gerekçeler üretip, bahaneler bulup çoğunluk demokrasisi içinde başarı derdine düşmezsiniz. Çoğunluk demokrasisi içindeki uygulamaları benimsemek, kazanmak için onların yöntemlerini uygulamak onların şialarına dahil olmaktır.

Dinlerini parçalama ve şialar halinde olma aynı الَّذِينَ içinde gelmiştir. İkisinin bir arada olması müşriklerin özelliğidir. Şialar haline gelme kötü değildir. Şialar arasında düşmanlık olması yanlıştır.

إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا

Kesinlikle Firavun yerde üstün oldu ve ehlini şialar kıldı. (Kasas 4)

وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ

Oranın ehlinden bir gaflet zamanı üzerine şehre girdi de orada birbirini öldüren iki adam buldu. Bu onun şiasından ve bu onun düşmanından. Onun şiasından olan düşmanından olana karşı hemen ondan yardım istedi de Musa ona vurdu da onun işini bitirdi. (Kasas 15)

Firavun Mısır’da şialar oluşturmuş ama birbirlerine düşman şialar oluşturmuştur. Musa’nın şiasından olan da düşman şiadan olana karşı Musa’dan yardım istemiştir ve Musa yumruk vurarak diğerini öldürmüştür.

Hem dinlerini parçalayıp hem de şialar haline gelmek düşmanlıklar ve birbiriyle çelişen kurallar içinde yaşamak demektir.

Üç emirle beraber dördüncü nehiy müşriklerden olmamaktır. Müşriklere dönüşme riski var demektir. Burada bedelle gelmiştir. Müşrikler haline nasıl gelineceği anlatılmış olmaktadır. Dini parçalarsınız, yani öyle bir hukuk düzeni oluşturursunuz ki uyum kaybolmuştur. Aynı kurallar kimine uygulanır, kimine uygulanmaz. Aynı kurallar kimi zaman uygulanır, kimi zaman uygulanmaz. Aynı fiili biri işlediğinde ödüllendirilir, başkası işlediğinde cezalandırılır. Sonunda öyle bir hal meydana gelir ki topluluk birbirine düşman şialar haline gelir. Bunun en kolay gerçekleşeceği durum çoğunluk demokrasisidir. Çoğunluğu korumak için insanlar karşıt gruplar haline gelirler. Diğer tarafı düşman olarak görmeye başlarlar. Böylece hem din parçalanmış hem de şialar meydana gelmiş olur. Şialar öyle bir hale gelmişlerdir ki sürekli gücü korumak veya gücü ele geçirmek için karşı taraf hakkında olumsuz algı, kendileri hakkında olumlu algı oluşturmak derdindedirler. Kimse bizim müşriklikle ne alakamız olabilir demesin, hiç farkına varmadan, alnı secdeden kalkmadığı halde bu batağın içine düşebilir.

 

كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

Her hizip yanlarında olanla sevinçli olanlardır.

 

İsim cümlesi

Haber

Mübteda

Şibh-i
fiil

Mefûlün bih GS

Muzâfun
ileyh

Muzâf

Mecrur

Cârr

فَرِحُونَ

مَا لَدَيْهِمْ

بِ

حِزْبٍ

كُلُّ

كُلُّ: “Her” demektir.

حِزْبٍ: “Hizip” demektir. حزب kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan حَزْب mastarı bir şeyleri ya da birilerini birbirine benzeyenleri bir arada olacak şekilde gruplara ayırmak manasındadır. Bu mastardan gelen حِزْب “hizip” anlamıyla camid isimdir. Çoğulu أَحْزَاب dır. Hizip her tür gruptur. Bütün toplulukları kapsar. Şialar da bir hiziptir.

كُلُّ حِزْبٍ: “Her hizip” demektir.

بِ: “ile” demektir. Harf-i cerdir.

مَا: Umumi ism-i mevsuldür.

لَدَا: “Yanında” demektir. Mekân zarfıdır.

هِمْ: “Onlar” demektir. Eril çoğul mecrur muttasıl zamirdir. كُلُّ حِزْبٍ e racidir.

لَدَيْهِمْ: “Onları yanında” demektir.

مَا لَدَيْهِمْ: “Onların yanında olan” demektir.

فَرِحُونَ: “Sevinçliler, keyifliler” demektir. Eril çoğul nekre merfu sıfat-ı müşebbehedir. Kökü فرح dır. Dördüncü bâbdan gelmektedir. Keyiflenmek, ferahlamak, sevinçli olmak manasından gelmiştir. Tekili فَرِحٌ dur.

بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ: “Yanlarında olanla sevinçli olanlar” demektir.

كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ: “Her hizip yanlarında olanla sevinçli olanlardır” demektir. Yanlarında olma ne demektir? Bunu anlamak için birbirine yakın anlamdaki üç zarfı açıklayalım.

لَدَى: Mekân zarfıdır. Sükûn üzere mebnidir. Yani sonundaki hareke veya harf cümledeki görevine göre değişikliğe uğramaz. لَدَا şeklinde de yazılır. Bir kelimeye muzaf olarak kullanılır. Zamirlere muzaf olduğu zaman لَدَيْ şeklinde yazılır. “Yanında” anlamındadır. Öncesinde harf-i cer gelmez. İbtidau-l gaye (başlangıç noktası) bildirmez.

لَدُنْ: Mekân zarfıdır. Sükûn üzere mebnidir. Yani sonundaki hareke veya harf cümledeki görevine göre değişikliğe uğramaz. Bir kelimeye muzaf olarak kullanılır. “Yanında” anlamına gelir. Öncesinde her zaman مِنْ harf-i cerini alır. Bu harf-i cerle beraber ibtidau-l gaye (başlangıç noktası) bildirir.

عِنْدَ: Mekân zarfıdır. Mu’râbdır yani sonundaki hareke cümledeki görevine göre değişikliğe uğrar.  Cümlede hiçbir zaman mübteda, haber, fâil gibi görevler almadığı gibi bunların sıfatı da hâli de olmaz. Bu nedenle hiçbir zaman عِنْدُ şeklinde olmaz. Harf-i cer almadan da gelir مِنْ harf-i ceriyle de gelir. Hakiki zarfiyet yanında mecazi zarfiyet de bildirir. Muzafun ileyhini referans olarak gösterir. Muzafun ileyhini referans noktası yapar ve ona göre olan durumu anlatır. “Etkileşim alanında, -e göre” anlamındadır.

لَدَى, لَدُنْ ve عِنْدَ farkı: لَدَى üç boyutlu uzayda zarfiyet bildirirken لَدُنْ dört ve beş boyutlu uzay içinde zarfiyet bildirir. لَدَى nın muzafun ileyhinin üç boyutlu uzayda fiziksel olarak yanı belirtilmektedir. لَدُنْ ün muzafun ileyhinin ise dört ve beş boyutlu uzaydaki yanı belirtilmektedir. Her ikisi de hakiki ve mecazi zarfiyet için gelebilir.

Yanında bulunan لَدَى da gerçekten yanında bulunabilme imkânına sahiptir. لَدُنْ de ise bu imkân yoktur. Çünkü kendi boyutunun dışındadır. Bu nedenle her zaman مِنْ harf-i ceriyle gelir. Ancak ledünde bulunamaz, ledüne gidemez, ledünden ona gelebilir.

عِنْدَ ise diğer ikisinden farklı olarak referans noktası bildirir. Gerçek bir yanındalık bildirmez. Etki alanını ifade eder. Muzafun ileyhi referans noktası olarak gösterir. Etki edebildiği ya da etkileşimde bulunabildiği her yer onun indidir. Bu yüzden görecelik ve görüş de bildirir. Ona göre, onun görüşüne göre anlamına gelir.

Her hizbin yanında olan ne demektir? مَا لَدَيْهِمْ şeklinde ism-i mevsulle geldiği için hem şuurlu hem de şuursuz varlıkları kapsar. Malları, adamları, yandaşları demektir. Her hizip yanında olanlardan keyiflenir. Malları onları sevindirir, adamları onları sevindirir, yandaşları onları sevindirir. Şialar da hizip oldukları için onlar da sevinirler, mutlu olurlar, keyiflenirler. Eğer yanlarında olan hak ise bu sevinme haktır, yanlarında olan hak değilse bu sevinme haksızdır ve yanlış olan da budur.

 

Teşvikiye, Yalova

13 Mayıs 2023

M. Lütfi Hocaoğlu

 

 






Son Eklenen Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1242
Lokman Suresi Tefsiri 7. Ayet
24.02.2024 45 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1241
Lokman Suresi Tefsiri 6. Ayet
17.02.2024 28 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1240
Lokman Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
10.02.2024 53 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1239
Rum Suresi Tefsiri 60. Ayet
27.01.2024 94 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1238
Rum Suresi Tefsiri 59. Ayet
20.01.2024 91 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1237
Rum Suresi Tefsiri 58. Ayet
6.01.2024 137 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1236
Rum Suresi Tefsiri 57. Ayet
30.12.2023 146 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1235
Rum Suresi Tefsiri 56. Ayet
16.12.2023 189 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1234
Rum Suresi Tefsiri 55. Ayet
25.11.2023 182 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1233
Rum Suresi Tefsiri 54. Ayet
11.11.2023 200 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1232
Rum Suresi Tefsiri 53. Ayet
4.11.2023 166 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1231
Rum Suresi Tefsiri 51-52. Ayetler
21.10.2023 239 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1230
Rum Suresi Tefsiri 50. Ayet
14.10.2023 198 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1229
Rum Suresi Tefsiri 48-49. Ayetler
30.09.2023 200 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1228
Rum Suresi Tefsiri 47. Ayet
16.09.2023 226 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1227
Rum Suresi Tefsiri 46. Ayet
9.09.2023 275 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1226
Rum Suresi Tefsiri 44-45. Ayetler
2.09.2023 177 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1225
Rum Suresi Tefsiri 43. Ayet
19.08.2023 184 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1224
Rum Suresi Tefsiri 42. Ayet
12.08.2023 186 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1223
Rum Suresi Tefsiri 41. Ayet
5.08.2023 233 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1222
Rum Suresi Tefsiri 40. Ayet
29.07.2023 185 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1221
Rum Suresi Tefsiri 39. Ayet
22.07.2023 179 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1220
Rum Suresi Tefsiri 38. Ayet
15.07.2023 175 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1219
Rum Suresi Tefsiri 37. Ayet
17.06.2023 165 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1218
Rum Suresi Tefsiri 36. Ayet
3.06.2023 204 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1217
Rum Suresi Tefsiri 35. Ayet
27.05.2023 204 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1216
Rum Suresi Tefsiri 33-34. Ayetler
20.05.2023 239 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1215
Rum Suresi Tefsiri 31-32. Ayetler
13.05.2023 215 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1214
Rum Suresi Tefsiri 30. Ayet
6.05.2023 296 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1213
Rum Suresi Tefsiri 29. Ayet
29.04.2023 220 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1212
Rum Suresi Tefsiri 28. Ayet
15.04.2023 252 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1211
Rum Suresi Tefsiri 27. Ayet
8.04.2023 254 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1210
Rum Suresi Tefsiri 26. Ayet
1.04.2023 233 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1209
Rum Suresi Tefsiri 25. Ayet
25.03.2023 255 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1208
Rum Suresi Tefsiri 24. Ayet
18.03.2023 366 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1207
Rum Suresi Tefsiri 23. Ayet
11.03.2023 249 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1206
Rum Suresi Tefsiri 22. Ayet
4.03.2023 375 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1205
Rum Suresi Tefsiri 21. Ayet
25.02.2023 382 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1204
Rum Suresi Tefsiri 20. Ayet
18.02.2023 425 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1203
Rum Suresi Tefsiri 19. Ayet
11.02.2023 262 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1202
Rum Suresi Tefsiri 17-18. Ayetler
4.02.2023 412 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1201
Rum Suresi Tefsiri 14-16. Ayetler
28.01.2023 284 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1200
Rum Suresi Tefsiri 12-13. Ayetler
21.01.2023 273 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1199
Rum Suresi Tefsiri 11. Ayet
14.01.2023 280 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1198
Rum Suresi Tefsiri 10. Ayet
7.01.2023 323 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1197
Rum Suresi Tefsiri 9. Ayet
31.12.2022 625 Okunma
2 Yorum 01.01.2023 00:23
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1196
Rum Suresi Tefsiri 8. Ayet
17.12.2022 323 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1195
Rum Suresi Tefsiri 6-7. Ayetler
10.12.2022 421 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1194
Rum Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
3.12.2022 384 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1193
Ankebut Suresi Tefsiri 69. Ayet
26.11.2022 360 Okunma