RÛM SÛRESİ - 34. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (46)
Ve O’nun ayetlerindendir müjdeleyen haldeki rüzgârları göndermesi ve rahmetinden size tattırması için ve gemilerin O’nun emriyle akması için ve O’nun fazlından aramanız için … Umulur ki siz şükredersiniz. (46)
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ
Ve O’nun ayetlerindendir müjdeleyen haldeki rüzgârları göndermesi.
İsim cümlesi | Atıf harfi |
Mübteda | Haber |
Sıla cümlesi | Harf-i mevsûl | Mecrur | Cârr |
Mefûlun bih | Fâil | Fiil | Muzâfun ileyh | Muzâf |
Hâl | Sahibul hâl |
مُبَشِّرَاتٍ | الرِّيَاحَ | هُوَ | يُرْسِلَ | أَنْ | هُ | آيَاتِ | مِنْ | وَ |
وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. 25. ayetteki وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ تَقُومَ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنْتُمْ تَخْرُجُونَ cümlesine مِنْ آيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ cümlesini atfetmektedir.
مِنْ: “-den” demektir. Harf-i cerdir.
آيَاتِ: “Ayetler” demektir. Tekili آيَة dir. Ayet gösterge demektir. ءيي kökünden gelmiştir. Dördüncü bâbdan mastar olarak bir kimse ya da bir şey hakkında onun bilinmesini sağlayacak bir işaret koymak manasındadır. Bu mastar manasından konulan işaret manasında آيَة “gösterge” anlamında isimdir.
هِ: “O” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. 17. ayetteki Allah’a racidir.
آيَاتِهِ: “O’nun ayetleri” demektir. Allah’ın ayetleridir.
مِنْ آيَاتِهِ: “O’nun ayetlerinden” demektir.
أَنْ: “-mek, -mak” demektir. Harf-i mevsuldür. Sıla cümlesi eğer muzari fiilse mensub hale gelir. Burada da muzaridir ve mensubdur (يُرْسِلَ).
يُرْسِلَ: “Gönderir” demektir. رسل kökünden if’âl bâbından üçüncü şahıs eril tekil mensub muzari malum fiildir. Sıradan bir gönderme değildir. Bir görev için gönderme demektir. Resul ve Mürsel kelimeleri de aynı kökten gelen ve bir görev için gönderilmeyi ifade eden kelimelerdir.
الرِّيَاحَ: “Rüzgârlar” demektir. روح kökünden gelmiştir. نفخ kökünün (üflemek) zıttıdır. Üçüncü bâbdan mastar olarak hava ve benzeri şeyleri içine çekerek bir yerden başka bir yere hareket ettirmek manasındadır. Bu mastar manasından bir yerden başka bir yere içine çekilerek hareket ettirilen manasında “rüzgâr” anlamında isimdir. Tekili الرِّيحَ dir.
Güneş tarafından ısınan havanın yoğunluğu düşer ve böylece hava yükselir. Havanın yükseldiği yerde düşük basınç meydana gelir. Yükselen havanın yerine basıncın daha yüksek olduğu yerden soğuk hava hareket eder. Rüzgâr bu hava hareketidir. Aslında bir döngüdür. Bu tip rüzgârı oluşturan yine güneş enerjisidir. Rüzgârın başlangıcı itilme ile değil çekilme ile olur. Basıncı düşük yere basıncı yüksek yerden bir nevi havanın çekilmesidir.
Rüzgâr Çeşitleri
Meltemler (Günlük rüzgârlar)
Karalar ve denizler arasındaki gece-gündüz ısınma farkları sebebiyle oluşurlar. Meltemler geceleri karadan denize doğru, gündüzleri ise denizden karaya doğru eserler.
Coriolis kuvveti ile oluşan rüzgârlar
Dünya’nın kendi ekseni etrafında yaptığı dönme hareketi ile oluşan Coriolis kuvvetinin ekvator ve kutuplar arasındaki hava akımlarını sapmaya uğratarak oluşturduğu rüzgârlar vardır. Bu sapma ile iki yarım kürede de 30 ve 60 derece enlemlerinde dinamik basınç alanları meydana gelir. Bu rüzgârlar kuzey yarımkürede saat yönüne, güney yarım kürede ise saat yönünün tersine doğrudur.
Sürekli esen rüzgârlar (Yıllık rüzgârlar)
Bunlar alçak ve yüksek basınç alanları arasında sürekli esen rüzgârlardır. 0-30 derece arasındakilere “Alize”, 30-60 derece arasındakilere “Batı Rüzgarları”, 60-90 derece arasındakilere “Kutup Rüzgarları” denir.
Mevsimlik rüzgârlar (Musonlar)
Karalar denizlere göre daha hızlı ısınır ve daha hızlı soğur. Böylece mevsimsel sıcaklık farklılıkları meydana gelir. Özellikle Asya kıtası ile Hint Okyanusunun, yaz ve kış mevsiminde farklı ısınmasına bağlı olarak oluşan mevsimlik rüzgârlara Muson rüzgârları denilir. Muson, Arapça mevsim kelimesinden türemiş bir kelimedir. Musonlar kış aylarında karadan denize, yaz aylarında denizden karaya doğru eserler.
Yerel rüzgârlar
Belli dönemlerde bir bölgede gezici alçak ve yüksek basınçların meydana gelmesiyle oluşan rüzgarlardır.
Ayette marife bir şekilde “rüzgarlar” şeklinde gelmesi belirli rüzgarları değil, rüzgâr çeşitlerini ifade etmesinden dolayıdır.
مُبَشِّرَاتٍ: “Müjdeleyenler” demektir. بشر kökünden tef’îl bâbından üçüncü şahıs dişil çoğul mensub nekre ism-i fâildir. الرِّيَاحَ nin hâlidir. Birinci bâbdan بَشْر mastarı deriyi soymak manasındadır. Bu manadan gelerek ıstılahi olarak soyulan derinin altından iyi bir şeyin ortaya çıkması anlamıyla بُشْرَى ortaya çıkan iyi haber olarak “müjde” anlamında isimdir. Aynı kökten gelen بَشَر “ölümlü” demektir. Deriyi soymak manasından gelerek بَشَر soyulan deri, gözenekli deri manasında “insan derisi” anlamında isimdir. Buradan ıstılahi olarak derisi olan manasında insan için “ölümlü” manasında kullanılan isimdir.
الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ: “Müjdeleyen haldeki rüzgârlar” demektir.
يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ: “Müjdeleyen haldeki rüzgârları gönderir” demektir.
أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ: “Müjdeleyen haldeki rüzgârları göndermesi” demektir.
مِنْ آيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ: “O’nun ayetlerindendir müjdeleyen haldeki rüzgârları göndermesi” demektir.
Bu cümle 20-25. ayetlerde geçen cümlelere atfedilmektedir.
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ (20) وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (21) وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ (22) وَمِنْ آيَاتِهِ مَنَامُكُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ (23) وَمِنْ آيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيُحْيِي بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (24) وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ تَقُومَ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنْتُمْ تَخْرُجُونَ (25)
Ve O’nun ayetlerindendir sizi bir tür topraktan yaratması. Sonra aniden siz yayılan ölümlüler oldunuz. (20) Ve O’nun ayetlerindendir sizin için kendinizden eşleri onlarda dinginleşmeniz için yaratması ve aranızda öncelikli sevgi ve rahmet kılması. Kesinlikle onda düşünen bir kavim için ayetler vardır. (21) Ve O’nun ayetlerindendir gökler ve yerin yaratılması ve dillerinizin ve renklerinizin ihtilafı. Kesinlikle onda âlimler için ayetler vardır. (22) Ve O’nun ayetlerindendir gün içinde uyumanız ve O’nun fazlından aramanız. Kesinlikle onda işiten bir kavim için ayetler vardır. (23) Ve O’nun ayetlerinden (bir ayettir ki) korku ve ümit için size şimşeği gösterir ve gökten bir su indirir de onunla ölümünden sonra yere hayat verir. Kesinlikle onda akleden bir kavim için ayetler vardır. (24) Ve O’nun ayetlerindendir sema ve arzın O’nun emriyle kıyam etmesi sonra sizi yerden bir çağırmayla çağırdığında aniden siz çıkacaksınız. (25)
Kuran’da bu üslup vardır. Çok çok önceki ayetlere atfeder. Burada da bu durum vardır. 26-45. ayetler adeta bu ayetler arasına açılmış parantez gibidir. Matematikteki rekürsif fonksiyona benzerdir.
Rüzgârlar neyi müjdelemektedir?
وَهُوَ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا
O rüzgârları rahmetinin öncesinde müjde olarak gönderendir ve gökten temiz bir su indirdik. (Furkan 48)
Bu ayette rüzgârların Allah’ın rahmetinin müjdesi olduğu ifade edilmektedir. Rüzgârlar Allah’ın rahmetinin müjdeleyicisidirler.
Müjdeleyici rüzgârların gönderilmesi neden ayettir? Ayet bir kimse ya da bir şey hakkında onun bilinmesini sağlayacak olan işarettir. Müjdeleyici rüzgârları göndermesi Allah’ın ayetlerindendir. Rüzgârlar olmazsa hayat olmaz. Rüzgârlar ancak bir yaratıcının eseri olabilir. Ancak bir yaratıcı bu rüzgârları bu şekilde dengeli bir şekilde gönderir. Ancak bir yaratıcı bu kadar mükemmel bir denge kurabilir. O yaratıcı Allah’tır.
وَلِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ
Ve rahmetinden size tattırması için ve gemilerin O’nun emriyle akması için ve O’nun fazlından aramanız için …
Fiil cümlesi | Atıf harfi |
Mefûlun lieclih | Mefûlun bih | Fâil | Fiil |
Ma'tûf | Atıf harfi | Ma'tûf | Atıf harfi | Ma'tûfun aleyh |
لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ | وَ | لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ | وَ | لِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ | | | | وَ |
Ma'tûfun aleyh |
Mecrur | Cârr |
Sıla cümlesi Fiil cümlesi | Harf-i mevsûl |
Mefûlün bih GS | Fâil | Mefûlun bih | Fiil |
Mecrur | Cârr |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
هُ | رَحْمَةِ | مِنْ | هُوَ | كُمْ | يُذِيقَ | أَنْ | لِ |
Ma'tûf |
Mecrur | Cârr |
Sıla cümlesi Fiil cümlesi | Harf-i mevsûl |
Fâil | Fiil |
Hâl | Sahibul hâl |
Mecrur | Cârr |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
هُ | أَمْرِ | بِ | الْفُلْكُ | تَجْرِيَ | أَنْ | لِ |
Ma'tûf |
Mecrur | Cârr |
Sıla cümlesi Fiil cümlesi | Harf-i mevsûl |
Mefûlün bih GS | Fâil | Fiil |
Mecrur | Cârr |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
هُ | فَضْلِ | مِنْ | و | تَبْتَغُوا | أَنْ | لِ |
وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. مِنْ آيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ cümlesine fiili ve fâili hazf edilmiş لِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ cümlesini atfetmektedir.
لِ: “İçin” demektir. Harf-i cerdir.
يُذِيقَ: “Tattırır” demektir. ذوق kökünden if’âl bâbından üçüncü şahıs eril tekil mensub muzari malum fiildir. Fâili bir önceki ayetteki Allah’tır. ذَوْق tatmaktır. Bir şeyi veya bir işi anlamak, o işin veya durumun gerçeğini bilmek için o şeyin veya o işin izlerini duyuları kullanarak tecrübe etmek demektir. Yemeği tatmak, acıyı tatmak, sıcaklığı tatmak şeklinde kullanılır. Bu tatma dille, deriyle (dokunmak, basınç), burunla (koklamak) olabilir. Sözcüklerle, rakamlarla tarif edilemeyen bir duygudur. Bu nedenle görme duyusu tatma fiiline dahil değildir. Görme tarif edilebilir, görülen şeyin fotoğrafı çekilebilir, renkler bile rakamlarla ifade edilebilir. Günümüzde RGB sistemi ile tüm renkler kodlanmıştır ve bilgisayarlarda renkler bu rakamlarla kaydedilir ve gösterilir. Rakamlarla ifade edilebildiğinden, fotoğrafı gösterilebildiğinden görme duyusu tatma değildir.
Birinci babdan ذَاقَ - يَذُوقُ şeklinde bir şeyi tatmak manasındadır. Birinci bâb if’âl bâbına (أَذَاقَ – يُذِيقُ) ziyadetü-t tadiye etkisi ile gelir. Tattırmak anlamına gelir.
كُمْ: “Siz” demektir. Mensub muttasıl zamirdir.
مِنْ: “-den” demektir. Harf-i cerdir.
رَحْمَةِ: “Rahmet, merhamet etmek” demektir. Birisine fayda etmek, ondaki zararı gidermek için yardım etmek manasındadır. رحم kökünden dördüncü bâbdan mastardır.
هِ: “O” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. 17. ayetteki Allah’a racidir.
رَحْمَتِهِ: “O’nun rahmeti” demektir.
مِنْ رَحْمَتِهِ: “O’nun rahmetinden” demektir.
يُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ: “Rahmetinden size tattırır” demektir.
لِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ: “Rahmetinden size tattırması için” demektir.
وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. لِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ ye لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ yi atfetmektedir.
لِ: “İçin” demektir. Harf-i cerdir.
تَجْرِيَ: “Akar” demektir. Üçüncü şahıs tekil dişil muzari mensub fiildir. Bu fiilin fâili الْفُلْكُ dur.
الْفُلْكُ: “Gemi” demektir. فلك kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan فَلْك mastarı birisinin veya bir mekânın çevresinde dairevi bir yol üzerinde tekrar geriye dönme hareketini yapmak manasındadır. Bu mastar manasından bu hareketi yapan manasında فُلْك “gemi” anlamında camid isimdir. Eril, dişil, tekil, ikil, çoğul için ortak bir kelimedir. Bir rota üzerinde hareket eden her tür gemi فُلْك dur. Uçak, denizaltı, denizde giden gemi, uzay gemisi v.b. rota üzerinde hareket eden araçlar bu tanıma dahildir. فَلَك ise “yörünge” demektir. سَفِينَة de “gemi” demektir. Bir şeyin yüzeyini yontmak manasındaki fiilden gelmiştir. Denizin yüzeyindeki suyu yonttuğu için denizde giden gemi için kullanılır. فُلْك ise her türlü gemidir. سَفِينَة de bir فُلْك tur. سَفِينَة ise sadece denizde giden gemidir. Sefine fulkun alt kümesidir.
Burada الْفُلْكُ dişil gelmiştir. Çünkü fâili olduğu fiil تَجْرِيَ şeklinde dişil tekildir. Eril olsaydı يَجْرِيَ şeklinde gelirdi.
فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
Onu ve onunla beraber olanları dolu gemide kurtardık. (Şuara 119)
Bu ayette ise الْفُلْكُ eril gelmiştir. Çünkü sıfatı الْمَشْحُونِ şeklinde erildir. Dişil olsaydı sıfatı الْمَشْحُونَةِ şeklinde dişil gelecekti.
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ (37) وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَأٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ قَالَ إِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَإِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ (38) فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقِيمٌ (39) حَتَّى إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ آمَنَ وَمَا آمَنَ مَعَهُ إِلَّا قَلِيلٌ (40) وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ (41)
Gözetimimiz ve vahyimizle gemiyi üret ve zulmedenler hakkında benimle muhatap olma. Onlar boğulanlardır. Gemiyi üretiyordu ve kavminden ileri gelenler ona her uğradıklarında onunla alay ediyorlardı. Dedi ki eğer bizimle alay ediyorsanız kesinlikle biz sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz. Kime rezil edici azabın geleceğini ve yerleşik azabın kimin aleyhine çözüleceğini ileride bileceksiniz. Nihayet emrimiz geldi ve tennur feveran etti. Dedik ki “onun içinde her iki eşten ve üzerine söz geçmiş olan dışındaki ehlini ve iman edeni taşı”. Onunla beraber yalnızca az (kimse) iman etti. Dedi ki “akması ve durması Allah’ın ismiyle olan onun içine binin. Kesinlikle rabbim bağışlayıcı ve rahimdir”. (Hud 37-41)
احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ آمَنَ
Onun içinde her iki eşten ve üzerine söz geçmiş olan dışındaki ehlini ve iman edeni taşı
Burada فِيهَا daki هَا zamiri يَصْنَعُ الْفُلْكَ deki الْفُلْكَ ye racidir. الْفُلْكَ müzekkerdir ama buna raci olan هَا zamiri müennesdir. Burada الْفُلْكَ müzekker olmasına rağmen müevvel müennesdir. السَّفِينَةَ (gemi) manasındadır. السَّفِينَةَmüennes olduğu için هَا zamiri onunla mutabakat halinde olur. السَّفِينَةُ kelimesi الْفُلْكُ kelimesinin alt kümesidir. Bütün السَّفِينَةُ ler الْفُلْكُ dur. Ama bütün الْفُلْكُ lar السَّفِينَةُ değildir. السَّفِينَةُ denizde giden gemidir. الْفُلْكُ ise denizde ve diğer ortamlarda giden gemilerin ortak adıdır. Burada الْفُلْكُ un aynı zamanda السَّفِينَةُ olduğu ayette gösterilmiştir.
ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا
Akması ve durması Allah’ın ismiyle olan onun içine binin
Burada da فِيهَا daki ve مَجْرَاهَا daki ve مُرْسَاهَا daki هَا zamiri يَصْنَعُ الْفُلْكَ deki الْفُلْكَ ye racidir. الْفُلْكَ müzekker olmasına rağmen müevvel müennesdir. السَّفِينَةَ (gemi) manasındadır.
Fulk eril geldiği zaman her tür gemiyi ifade eder. Denizde giden, havada giden, denizaltında giden, uzayda giden her tür gemidir. Dişil geldiği zaman denizde giden gemidir veya her tür geminin çoğul olanıdır. Gayri akil çoğullar dişil tekil olarak kullanıldığından bu şekildedir.
Rûm suresinin bu ayetinde dişil tekil olarak kullanıldığından ya gemiler anlamındadır ya da denizde giden tek bir gemiyi anlatan gemi cinsi anlamındadır.
بِ: “İle” demektir. Harf-i cerdir.
أَمْرِ: “Emir, iş” demektir. ءمر kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan mastar olarak birisine bir işi yapmayı emretmek manasındadır. Bu mastar manasından yapılan iş manasında أَمْرٌ “emir, iş” anlamında isimdir. Çoğulu أُمُور dur.
هِ: “O” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. 17. ayetteki Allah’a racidir.
أَمْرِهِ: “O’nun emri” demektir.
بِأَمْرِهِ: “O’nun emriyle” demektir.
تَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ: “Gemiler O’nun emriyle akar” demektir.
لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ: “Gemilerin O’nun emriyle akması için” demektir.
وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ ye لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ yi atfetmiştir.
لِ: “İçin” demektir. Harf-i cerdir.
تَبْتَغُوا: “Aramanız, araştırmanız” demektir. بغي kökünden ifti’âl bâbından ikinci şahıs eril çoğul mensub muzari malum fiildir. ابْتِغَاء irade edilen şeyin olması için çaba göstermektir. İkinci bâbdan بَغَى - يَبْغِي şeklinde “arzulamak, istemek” demektir. İfti’âl bâbında ابْتَغَى - يَبْتَغِي şeklinde mübalağa etkisi ile “aşırı derecede isteme, arzulama, bunun için yollar arama, araştırma” manasına gelmiştir.
مِنْ: “-den” demektir. Harf-i cerdir.
فَضْلِ: “Fazl, fazlalık” demektir. فضل kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan mastar olarak iyi olan bir şeyin miktarını (boyca veya hacimce veya ağırlıkça veya iyilikçe veya yükseklikçe) artırmak manasındadır. Bu mastar manasından artırılan miktar manasında فَضْل “fazlalık” anlamında isimdir. نقص kökünün (noksanlık, eksiklik) zıttıdır.
هِ: “O” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. 17. ayetteki Allah’a racidir.
فَضْلِهِ: “O’nun fazlı” demektir.
مِنْ فَضْلِهِ: “O’nun fazlından” demektir.
تَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ: “O’nun fazlından ararsınız” demektir.
لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ: “O’nun fazlından aramanız için” demektir.
لِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ: “Rahmetinden size tattırması için ve gemilerin O’nun emriyle akması için ve O’nun fazlından aramanız için” demektir. Bu ifade fiili, fâili ve mef’ûlü olmayan bir mef’ûlün lieclihtir. Yani fiilin işleniş sebebidir. Ama cümlede fiil de fâil de mef’ûl de geçmemektedir. Bir fiilin işleniş sebebi söylenmekte ama o fiil söylenmemektedir. Öncesinde de وَ atıf harfi gelmiştir. Burada hazf edilen cümle öğeleri hakkında düşünmemiz gerekir.
Öncesine baktığımız zaman buradaki üç ayrı durumun rüzgârın gönderilmesi ile ilgili olduğunu düşünürüz. Ancak bunun için üç ayrı durumun da rüzgârla ilişkisi üzerinde düşünmemiz gereklidir.
“Rahmetinden size tattırması” birinci sebeptir. Tattırma olduğuna göre tadılacak bir şeye sebep olacaktır. Bu da gıdalardır. En temel gıda bitkilerdir ve onların meydana gelmesinde temel unsur sudur. Su döngüsü de yağmurlarla sağlanır. Yağmurların oluşması için de rüzgâra ihtiyaç vardır. Sonraki ayetlerde ve Kuran’da başka ayetlerde bu durum anlatılmaktadır. Rüzgârlar olmazsa yağmur olmaz. Yağmur olmazsa bitkiler olmaz. Bitkiler olmazsa hayvanlar da olmaz ve yaşam olmaz. Ancak bu sadece rüzgâra bağlanamaz. Çok farklı sebeplerle Allah rahmetinden tattırır.
“Gemilerin O’nun emriyle akması” ikinci sebeptir. Bu durum çok ilginçtir. Günümüzde gemilerin akması için rüzgâr şart değildir. Rüzgâr kuvveti ile değil motor kuvveti ile gemiler hareket edebilmektedir. Bu durumda bu ayet günümüze uymuyor gibi görünmektedir. Ancak burada لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بهَا “gemilerin onunla (rüzgârlarla) akması için” denmemektedir. لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ “gemilerin O’nun emriyle akması için” denmektedir. Eğer rüzgârlarla deseydi ayet günümüzü ifade etmemiş olacaktı. Kuran’daki diğer geçişleri de incelememiz gerekir.
وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ
Denizde O’nun emriye akan gemileri size boyun eğdirdi. (İbrahim 32)
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ
Allah’ın yerde bulunanları ve denizde O’nun emriyle akan gemileri size boyun eğdirdiğini görmedin mi? (Hac 65)
أَلَمْ تَرَ أَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَةِ اللَّهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ آيَاتِهِ
Size ayetlerini göstermesi için Allah’ın denizde O’nun nimetiyle akan gemileri size boyun eğdirdiğini görmedin mi? (Lokman 31)
اللَّهُ الَّذِي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ
Allah O’nun emriyle içinde gemilerin akması için ve fazlından aramanız için denizi size boyun eğdirendir. (Casiye 12)
Bu ayetler de gemilerin akması için rüzgâr gerektiği ifade edilmemiştir. Üçünde “O’nun emriyle”, birinde “Allah’ın nimetiyle” gemilerin aktığı ifade edilmiştir.
وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
Dedi ki “akması ve durması Allah’ın ismiyle olan onun içine binin. Kesinlikle rabbim bağışlayıcı ve rahimdir”. (Hud 41)
Bu ayette ise geminin “Allah’ın ismi” ile aktığı ve durduğu ifade edilmektedir. Allah’ın ismi demek Allah’ın doğa kanunları demektir.
رَبُّكُمُ الَّذِي يُزْجِي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ
Rabbiniz sizin için O’nun fazlından aramanız için denizde gemileri itendir. (İsra 66)
Bu ayette ise gemileri rabbimizin ittiği ifade edilmektedir.
Bunlara göre gemilerin akması için rüzgâr gerekli değildir. Rüzgâr gemilerin akması için kullanılabilir ama rüzgâr olmadan da gemiler akar. Bu nedenle ayette rüzgârla değil “O’nun emriyle” ifadesi geçmektedir. O’nun emriyle demek O’nun işiyle demektir. O’nun koyduğu doğal ve sosyal kuralların oluşturduğu işin etkisi ile demektir.
“O’nun fazlından aramanız için” üçüncü sebeptir.
وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ
O denizi ondan taze et yemeniz ve ondan giydiğiniz süs çıkarmanız için -onun içinde mahir gemileri görürsün- ve O’nun fazlından aramanız için boyun eğdirendir. (Nahl 14)
Bu ayette O’nun fazlından aramanız için denizi boyun eğdirdiği söylenmektedir.
Kuran’daki bu geçişleri incelediğimizde hazf edilen fiil, fâil ve mef’ûlün bihin denizlerle ilgili olduğunu anlarız. En uygunu سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ nin hazfedilmesidir. سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ (Rahmetinden size tattırması için ve gemilerin O’nun emriyle akması için ve O’nun fazlından aramanız için size denizi boyun eğdirdi) şeklinde takdir edebiliriz.
وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Umulur ki siz şükredersiniz.
Mensuh isim cümlesi | Vâv-u isti’nâfiye |
Haberi Fiil cümlesi | İsmi | Lealle |
Fâil | Fiil |
و | تَشْكُرُونَ | كُمْ | لَعَلَّ | وَ |
وَ: İsti’nafiyye edatıdır. Öncesi ile sonrası arasında atıf yoktur ama anlamsal bir bağ vardır.
لَعَلَّ: “Umulur ki, belki, ola ki, ihtimal ki, -ebilir” demektir. Terecci harfidir. Umma, bekleme bildirir. Temennide bu umma yoktur, olması imkânsız olan bir şeyi isteme durumu vardır. Türkçede temenni yanlış kullanılmaktadır. Tereccide ise olması beklenen bir durum vardır. İnne ve benzerlerindendir.
İnne ve Benzerleri |
إِنَّ | أَنَّ | كَأَنَّ |
لَكِنَّ | لَيْتَ | لَعَلَّ |
Bunlara hurufu-l müşebbehe bi-l fiil (الْحُرُوفُ الْمُشَبَّهَةُ بِلْفِعْلِ) denir.
كُمْ: “Siz” demektir. Mensub muttasıl zamirdir.
تَشْكُرُونَ: “Şükredersiniz” demektir. شكر kökünden birinci bâbdan ikinci şahıs eril çoğul merfu muzari malum fiildir. Şükür “iyiliği tanımak ve ona fiili olarak karşılık vermek” demektir.
لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ: “Umulur ki siz şükredersiniz” demektir. Allah bizi yaratmıştır. Bize beden vermiştir. Bedenimizin ihtiyaçları için gerekli olan besinleri bitkiler ve hayvanların içinde yaratmıştır. Onların varlıklarını devam ettirmesi için denizleri, karaları, dağları, rüzgârları, güneşi, ayı, evreni yaratmıştır. Hepsini bizim için yaratmıştır. Bizden de şükür beklemektedir. Şükür iyiliğe fiili karşılık vermek demektir.
إِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
Kesinlikle Allah şükredendir, alîmdir. (Bakara 158)
كَانَ اللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
Allah şükredendir, alîmdir. (Nisa 147)
إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ
Kesinlikle O bağışlayıcıdır, şükredicidir. (Fatır 30)
إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ
Kesinlikle rabbimiz bağışlayıcıdır, şükredicidir. (Fatır 34)
إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
Kesinlikle Allah bağışlayıcıdır, şükredicidir. Şura 23
اللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ
Allah şükredicidir, halîmdir. (Tegabün 17)
Bu ayetlerde Allah’ın şükreden ve şükredici olduğu görülmektedir. Allah şükredendir, iyiliği tanıyan ve ona fiili olarak karşılık verendir. İnsanlardan da bunu beklemektedir. Allah’ın bizi var vermesi şükredilmesi gereken en büyük şeydir. 150 yıl öncesini düşünün, yoktunuz. 1.500 yıl öncesini, 15.000 yıl, 150.000 yıl, 1.500.000 yıl, 1.500.000.000 yıl öncesini düşünün, evren vardı ama siz yoktunuz. Yokluğunuzun farkında bile değildiniz. Sonra birden var oldunuz. Kendinizin farkındasınız. Benliğiniz var. İşte bu en büyük nimettir. Şükredilmesi gereken en büyük şey benliktir. Hiç var olmamayı düşünün. O zaman var olmanın değerini anlarsınız. Şuur sahibi olmak çok değerlidir. Varlığımızın devamı bedenimizin devamına bağlıdır. Bunun için gerekli olan her şeyi Allah yaratmıştır. Öyle bir denge içinde yaratmıştır ki o denge içinde bir şeyi çekip alırsanız yaşam olmaz. Şükredecek o kadar çok şey vardır ki saymakla bitiremeyiz. Peki nasıl şükredeceğiz? Öncelikle küfretmeyeceğiz. Şükrün karşıtı olarak küfür kullanılır Kuran’da. Küfretmek görmezden gelmek demektir. Allah’ı görmezden gelmeyeceğiz, Allah’ın kurallarını görmezden gelmeyeceğiz. Allah’a şükretmek demek bize verdiği nimetlerden dolayı Allah’ın istediklerini yapmaktır. Allah’ın bize verdiği nimetlerin insanlara adil olarak dağılması, insanların huzur ve rahat içinde yaşamalarını sağlamak için Allah’ın dinini yani hukuk düzenini getirmektir. Siz Allah’a şükrederseniz O da size şükredecektir. Çünkü O şekûrdur.
Teşvikiye, Yalova
09 Eylül 2023
M. Lütfi Hocaoğlu