Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1185
Ankebut Suresi Tefsiri 60. Ayet
1.10.2022
124 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 55. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَكَأَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (60)

Nice rızkını taşımayan dabbe, onu ve sizi yalnızca Allah rızıklandırır. O işiticidir, bilicidir. (60)

 

وَكَأَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ

Nice rızkını taşımayan dabbe, onu ve sizi yalnızca Allah rızıklandırır.

وَ: İsti’nafiyye edatıdır.

Cümle yapısı (nahiv analizi) şu şekildedir:

İsim cümlesi

Haber
İsim cümlesi

Mübteda

Haber
Fiil cümlesi

Mübteda

Temyiz

Mümeyyez

يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ

اللَّهُ

مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا

كَأَيِّنْ

كَأَيِّنْ: “Nice, ne kadar çok, pek çok” demektir. Çokluktan kinayede kullanılır. Kinaye ismi de denilir. Cümlede mümeyyezdir. Her mümeyyezi açıklayan bir temyiz vardır. كَأَيِّنْ in temyizi de kendisinden sonra gelen مِنْ harf-i ceri ve bunun mecruru olan nekre ve tekil kelimedir. Keeyyin temyizi ile beraber cümlede mef’ûlü mutlak, mef’ûlün bih, mef’ûlün fih, nevâsıhın haberi, harf-i cerin mecruru, muzafun ileyh, mübteda, haber görevlerinde olabilir. Burada da mübteda görevindedir. Anlamsal olarak çokluğu ifade etmesine rağmen gramersel olarak tekildir. Bu nedenle cümlede kendisinden sonra ona dönen zamir مِنْ harf-i cerinin mecruruna bağlıdır. Bu mecrur erilse eril tekil, dişilse dişil tekil zamir döner. Soru edatı olmamasına rağmen soru edatı gibi her zaman cümlenin başında gelir.

مِنْ: “-den” demektir. Harf-i cerdir. Kendisinden sonra gelen nekre mecruru ile beraber كَأَيِّنْ in temyizi olur.

دَابَّةٍ: “Dabbe” demektir. دبب kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan دَبٌّ mastarı yer üzerinde kolaylıkla yürümek, ilerlemek manasındadır. Bu mastar manasından yer üzerinde ilerleyen anlamında دَابَّةٌ ıstılahi olarak yer üzerinde hareket eden hayvan olarak “dabbe” anlamında isimdir. Sonundaki ة harfi nedeniyle lafzen dişildir. Çoğulu دَوَابُّ dur.

لَا: “Değil” demektir. Olumsuzluk edatıdır.

تَحْمِلُ: “Yüklenir, taşır” demektir. حمل kökünden ikinci bâbdan üçüncü şahıs dişil merfu muzari malum fiildir. Fâili müstetir هِيَ dir. دَابَّةٍ lafzen dişil olduğu için ona racidir. Yüklenen dabbedir.

رِزْقَ: “Rızık” demektir. Yiyecek ve içeceklerden oluşur. Canlıların biyolojik olarak ihtiyacının olduğu maddelerdir. Giyecekler buna dahil değildir. Bu nedenle hayvanlar ve insanlar için rızık aynı anlamdadır.

وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ

Onun için veled olunan üzerinedir onların rızkı ve giyeceği marufla. (Bakara 233)

Bu ayette rızık ve giyeceğin ayrı olduğu anlaşılmaktadır.

هَا: “O” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. دَابَّةٍ e racidir.

رِزْقَهَا: “Onun rızkı” demektir. Dabbenin rızkıdır.

لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا: “Rızkını taşımaz” demektir.

دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا: “Rızkını taşımayan dabbe” demektir.

مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا: “Rızkını taşımayan dabbeden” demektir.

كَأَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا: “Nice rızkını taşımayan dabbe” demektir. Mübtedadır. Haberi yeniden isim cümlesidir.

اللَّهُ: “Allah” demektir. Alemlerin rabbinin özel ismidir. Mübtedadır.

يَرْزُقُ: “Rızıklandırır” demektir. رزق kökünden birinci bâbdan üçüncü şahıs tekil merfu muzari malum fiildir. Faili müstetir هُوَ dir. Allah’a racidir.

هَا: “O” demektir. Mensub muttasıl zamirdir. Dişildir. دَابَّةٍ e racidir.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. هَا mensub muttasıl zamirine إِيَّاكُمْ ü atfetmektedir.

إِيَّاكُمْ: “Sizi” demektir. Mensub munfasıl zamiridir. هَا zamirine كُمْ (siz) zamiri doğrudan atfolunamayacağı için إِيَّاكُمْ şeklinde mensub munfasıl zamir olarak gelir.

هَا وَإِيَّاكُمْ: “Onu ve sizi” demektir.

يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ: “Onu ve sizi rızıklandırır” demektir.

اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ: “Allah onu ve sizi rızıklandırır” demektir.

كَأَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ: “Nice rızkını taşımayan dabbe, onu ve sizi yalnızca Allah rızıklandırır” demektir.

Buna göre dabbelerden rızkını taşıyan ve taşımayanlar vardır. Dabbelerin çoğunluğu rızkını taşımayandır anlamına gelmez. Taşımayan çok sayıda vardır anlamına gelir. Kış için yiyecekleri yuvalarına taşıyan ve kışı yuvada geçiren hayvanlar vardır. Bunlar rızıklarını taşıyanlardır. Yaz kış rızıklarını taşımayıp sürekli avlanan veya otlanan hayvanlar vardır. Ayılar gibi bazıları da yazın bol miktarda yiyerek yağ depolarlar ve kışın uykuda bu yağı harcarlar. Bu ayette إِيَّاكُمْ (sizi) zamirinin muhatabı biyolojik yapı olarak insanlardır. Dabbeye atfedilmiş ve rızık taşımadan sonra gelmiştir.

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ

Allah her dabbeyi sudan yarattı. Onlardan karnı üzerinde yürüyen ve onlardan iki ayağı üzerinde yürüyen ve onlardan dört üzerinde yürüyen vardır. (Nur 45)

Bu ayete göre dabbenin kriteri yürümektir ve insanlar da dabbedir. Karnı üzerinde yürüme ifadesine biz sürünme demekteyiz. Sürüngenler de dabbedir.

وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ

İnsanlar ve dabbeler ve çiftlik hayvanlarından renkleri çeşitli olanlar vardır. (Fatır 28)

Bu ayette insanlar dabbeler ve çiftlik hayvanlarına atfedilmiştir. Buradan insanların dabbe olmadığı sonucu çıkabilecek gibi durmaktadır. Aynı zamanda çiftlik hayvanları da dabbe olduğu halde o da dabbelere atfedilmiştir. Ancak atfedilen dabbeler çoğuldur ve harf-i tarifle marifedir. Bu da belli bir grup dabbeyi ifade etmektedir ki insanlar ve çiftlik hayvanları dışındaki dabbelerdir.

إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الَّذِينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Kesinlikle dabbelerin en şerlisi Allah’a göre küfredenlerdir. Onlar iman etmezler. (Enfal 55)

Bu ayette küfredenlerin Allah’a göre dabbelerin en şerlisi olduğu söylenmiştir. Bu da insanların da dabbe olduğunu göstermektedir.

Ankebut suresindeki bu ayette insan rızıklandırma yönünden farklı olduğundan dabbe olduğu halde dabbeye “siz” (إِيَّاكُمْ) kelimesi atfedilmiştir.

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ

Yerde ne bir dabbe ne de iki kanadıyla uçan kuş yoktur ki sizin emsaliniz ümmetler olmasın. (Enam 38)

Kuşlar da karada iki ayakları üzerinde yürümektedirler. Onları dabbeden sayacak mıyız? Bu ayete göre uçan canlılar dabbe değildir.

Canlıları Allah rızıklandırmaktadır. Tüm doğa denge halindedir. Bazı canlılar yalnız et bazı canlılar yalnız ot yerler, bazı canlılar da hem et hem ot yerler. Bir besin piramidi vardır ve canlılar bu piramide göre beslenirler. Bakteriler vardır, parazitler vardır. Hepsi başka canlılardan beslenmektedirler. Bitkiler ise elementleri topraktan almakta, güneş ışığı ile şeker üretmektedirler. Hayvanlar da bunlardan beslenmekte ve hepsi rızıklanmaktadırlar. Allah bizi rızıklandırmakta ve temiz rızık vermekte iken insanoğlu açgözlülüğü ile daha çok besin elde edeceğini sanarak besinleri bozmaktadır. Tarım ilaçları ile tüm insanlar zehirlenmektedir. Çiftlik hayvanları hapsedilmekte, yem verilmekte ve şişirilmektedirler. Bunları yiyen insanların tüm vücudunda kronik iltihap meydana gelmekte ve kanser dahil pek çok kronik hastalığa zemin hazırlamaktadır. Tavuklar ayakta duramayacak kadar genetikleri bozulmuş halde yaşayan ölü olarak et ve yumurta üretmektedirler. Daha çok olsun daha çok olsun denilerek genetiği bozulmuş buğdayın gluteni bağırsakları hasarlamakta ve otoimmün hastalıklara sebebiyet vermektedir. Artık insanlar yiyerek hastalanmaktadırlar. Devasa hastaneler açarak Sermaye beslenmekte, bununla gurur duyulmaktadır. Hastanelerde hastalıklar tedavi edilmemekte, sadece idare edilmektedir. Hastalığın sebebi ile kimse ilgilenmemekte, hastalığın semptomlarına yönelik ilaçlar milyonlarca kutu satılmaktadır. Tarım ve hayvancılığın düzelmesi ile zaten hastalıklar onda birine düşeceğinden bu kadar hastaneye gerek olmayacaktır. Hastanelere harcanan milyarlar tarım ve hayvancılık için harcanırsa zaten insanlar sağlıklı bir şekilde yaşayacaklardır. Çobanlığın yeniden başlaması, besiciliğin ortadan kalkması, tavukların köylerde dolaşması, tarım ilacı kullanmadan tarım yapılması ile insanlar rızıklanacaklardır. Hem de yetmez sanılan miktarlarla insanlar doyacak ve sağlıklı bir şekilde yaşayacaklardır. Miktarı çoğaltılmış ama insanlarda yağ ve hastalık olarak kendini gösteren yiyecekler yerine miktarı azalmış ama insanlarda sağlık, yaşam enerjisi ve psikolojik mutluluk olarak kendini gösteren besinlerle hastaneler boş kalacak, insanlar huzur içinde yaşayacaklardır. Allah bizi rızıklandırmaktadır. Rızık yetmez diyerek yiyecekleri bozarak çoğaltmak en büyük hatadır. Bunu tetikleyen Sermaye’dir. Sermaye bunu bilerek yapmakta ve ekini ve nesli helak etmektedir.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ (204) وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ (205)

İnsanlardan dünya hayatı hakkında sözü seni hayran bırakan ve hasımların en azılısı olduğu halde kalbindekine Allah’ı şahit tutan vardır. Döndüğü zaman yerde onun içinde fesat çıkarmak ve ekini ve nesli helak etmek için çabalar. Allah fesadı sevmez. (Bakara 204-205)

İşte bu ayetteki insanlar bugün tüm dünyayı fesada boğmakta, ekini ve nesli helak etmektedir. Helak ölme değildir, bozulmadır. Ekin bozulmuş ve nesil de bozulmuştur. Herkes hastadır. Hastaneler yetmemektedir. Hastalıkların kökünü kurutmak yerine hastaneler açılmakta, hastalıklar daha da artmaktadır. Pratik çözüm arayanların yapacağı bundan öte değildir.

Allah rızkını taşımayan dabbelere bile rızkını vermektedir. Sermaye rızık korkusu ile insanları korkutarak gönüllü köle haline getirmektedir. Bu korku boşunadır. Allah’ın düzenini uyguladığınız anda kimse aç kalmaz, kimse sıkıntı yaşamaz. Çoğunluk demokrasisi denilen Allah’ın düzeninin tam tersi olan düzen içinde insanlar rızık korkusu içinde yaşarlar.

İbrahim Peygamber 17. Ayette vesenlerin rızık vermeyeceğini (لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا) söylemektedir. Bu ayetin başındaki vav-ı isti’nafiyye o ayete bu ayeti manasal olarak bağlamaktadır. Başka bir konudan aniden rızık konusuna geçmiş gibi görünmektedir. Kuran üslup olarak bunu yapmakta, çok öncesindeki ayetlere bağlamaktadır. Aradaki ayetler bir nevi açılmış parantez içindedir. Bize rızkı yalnızca Allah vermektedir, vesenler vermemektedir. Zaten bu ayette isim cümlesi ile gelmesi bu sebepledir. يَرْزُقُهَا اللَّهُ وَإِيَّاكُمْ  (onları ve sizi Allah rızıklandırır) şeklinde gelmeyip اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ (onları ve sizi yalnızca Allah rızıklandırır) şeklinde gelmiştir. Evet, vesenler rızkı yönetmemektedir, rızıklandıran yalnızca Allah’tır. Siyasi partiler iyiliklerin sebebi değildir. Bizde hastalık vardır. Siyasi partilerin hayrı vereceğini sanmaktadırlar. Öyle bir şey yoktur. Rızık verme mülkiyeti de onlarda değildir. Rızkı veren Allah’tır. Bu nedenle 17. ayetle bu ayet vâv-ı istinafiyye ile bağlanmıştır. Aradaki ayetler bu durumun örnekleri vermekte ve açıklamalarını yapmaktadır. Günümüzün en büyük sorunu vesenler ve vesenlerin iktidar yarışıdır. Çoğunluk ülkemizde yabancıları istememektedir. Yöneticiler ise onlar olmadan ekonominin çökeceğinin farkındadır. Sanayi sektörü, inşaat sektörü onların uzaklaştırılması ile durgunlaşmıştır. Eleman bulamamaktadırlar. Ancak yöneticiler ne yapmak zorundadır: çoğunluğa uymak. Eğer uymazlarsa oy alamazlar ve seçilemezler. Bile bile yanlış olanı yapmaktadırlar. Kuran’da bu durum gayet açıkça anlatılmaktadır.

وَإِنْ تُطِعْ أَكْثَرَ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ

Eğer yerdekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah’ın yolunda saptırırlar. Onlar yalnızca zanna uyarlar. Onlar yalnızca kafadan atarlar. (Enam 116)

İşte vesenlerin çoğunluk demokrasisi içindeki durumu budur. Hakkı uygulamak değildir dertleri. Hakkı uygulamak isteseler bile çoğunluğa uymak zorundadırlar. Bir siyasi çıkar, mültecileri ülkelerine göndermekten bahseder, insanların çoğunluğu gaza gelir, gönderin onları der. Sosyal medya bununla çalkalanır. Onların gönderilmesinin ne kadar yanlış olduğunu bile bile mevcut yöneticiler onları göndermeye başlarlar. Ekonomiye ağır bir darbe vurdukları halde çoğunluğa uymak zorundadırlar. Vesenlerin başka seçeneği yoktur. Vesenlerde kurtuluş arayanlar bilsinler ki vesenlerin rızık verme mülkiyeti yoktur, rızkı yalnızca Allah vermektedir. Vesenlerin peşinde koşmanın buna göre ne ifade ettiğini burada yazmama gerek yok, çok açık değil mi?

 

وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

O işiticidir, bilicidir.

وَ: Vâv-u isti’nâfiyedir.

هُوَ: “O” demektir. Merfu munfasıl zamirdir. Allah’a racidir.

السَّمِيعُ: “İşitici” demektir. Mübalağalı ism-i fâildir. İşitmenin mübalağalı olduğunu gösterir. Mübalağasız olsaydı سَامِع (işiten) şeklinde ism-i fâil olurdu.

الْعَلِيمُ: “Bilici” demektir. Bu da mübalağalı ism-i fâildir. Bilmenin mübalağalı olduğunu gösterir. Mübalağasız olsaydı عَالِم (bilen) şeklinde ism-i fâil olurdu.

هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ: “O işiticidir, bilicidir” demektir. Kuran’da السَّمِيعُ الْعَلِيمُ yalnızca Allah için kullanılır. Sıra her zaman işitici, bilici şekildedir. Bilici, işitici (الْعَلِيمُ السَّمِيعُ) şeklinde gelmez. Bu nedenle Allah’a özel bir ifadedir. Bizim bildiğimiz işitme ve bizim bildiğimiz bilme değildir, ikisi bir arada Allah’a özel işitme ve bilme şeklindedir. Aslında ikisi bir arada tek anlam ifade etmektedir. Burada görme fiili yoktur. Kuran’da السَّمِيعُ الْبَصِيرُ (işitici, görücü) şeklinde de gelmektedir. Ancak görücü, bilici şeklinde gelmemektedir.

Allah her şeyi değişik bir biçimde bilmektedir. Yaptığımız her faaliyeti bilmektedir. Allah bizim rızıklarla ilgili yaptığımız her şeyi bilmektedir. Besinlerin nasıl berbat hale getirildiğini, rızık verenin kendisi değil vesenler zannedildiğini bilmektedir. Ekinin ve neslin nasıl helak edildiğini bilmektedir. Dünyanın nasıl bir fesat içinde olduğunu bilmektedir. Çözümlerin Allah’ın kitabı olan Kuran’ın rehberliği içinde değil, zır-cahiliye dönemi içindeki çoğunluk demokrasisinde rızık mülkiyeti olmayan vesenlerde arandığını da bilmektedir.

 

 

Yalova, Teşvikiye

01 Ekim 2022

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Son Eklenen Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1193
Ankebut Suresi Tefsiri 69. Ayet
26.11.2022 12 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1192
Ankebut Suresi Tefsiri 68. Ayet
19.11.2022 71 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1191
Ankebut Suresi Tefsiri 67. Ayet
12.11.2022 44 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1190
Ankebut Suresi Tefsiri 65-66. Ayetler
5.11.2022 58 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1189
Ankebut Suresi Tefsiri 64. Ayet
29.10.2022 66 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1188
Ankebut Suresi Tefsiri 63. Ayet
22.10.2022 84 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1187
Ankebut Suresi Tefsiri 62. Ayet
15.10.2022 93 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1186
Ankebut Suresi Tefsiri 61. Ayet
8.10.2022 119 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1185
Ankebut Suresi Tefsiri 60. Ayet
1.10.2022 124 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1184
Ankebut Suresi Tefsiri 58-59. Ayetler
24.09.2022 137 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1183
Ankebut Suresi Tefsiri 57. Ayet
17.09.2022 142 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1182
Ankebut Suresi Tefsiri 56. Ayet
10.09.2022 158 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1181
Ankebut Suresi Tefsiri 54-55. Ayetler
3.09.2022 307 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1180
Ankebut Suresi Tefsiri 53. Ayet
27.08.2022 355 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1179
Ankebut Suresi Tefsiri 52. Ayet
20.08.2022 456 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1178
Ankebut Suresi Tefsiri 51. Ayet
13.08.2022 462 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1177
Ankebut Suresi Tefsiri 50. Ayet
6.08.2022 502 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1176
Ankebut Suresi Tefsiri 48-49. Ayetler
30.07.2022 531 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1175
Ankebut Suresi Tefsiri 47. Ayet
23.07.2022 506 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1174
Ankebut Suresi Tefsiri 46. Ayet
16.07.2022 1675 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1173
Ankebut Suresi Tefsiri 45. Ayet
2.07.2022 1961 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1172
Ankebut Suresi Tefsiri 44. Ayet
25.06.2022 6193 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1171
Ankebut Suresi Tefsiri 43. Ayet
18.06.2022 1205 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1170
Ankebut Suresi Tefsiri 42. Ayet
11.06.2022 1368 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1169
Ankebut Suresi Tefsiri 41. Ayet
4.06.2022 1314 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1168
Ankebut Suresi Tefsiri 40. Ayet
28.05.2022 1623 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1167
Ankebut Suresi Tefsiri 39. Ayet
14.05.2022 1318 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1166
Ankebut Suresi Tefsiri 38. Ayet
7.05.2022 1505 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1165
Ankebut Suresi Tefsiri 37. Ayet
30.04.2022 1709 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1164
Ankebut Suresi Tefsiri 36. Ayet
23.04.2022 1997 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1163
Ankebut Suresi Tefsiri 35. Ayet
16.04.2022 8227 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1162
Ankebut Suresi Tefsiri 34. Ayet
9.04.2022 1898 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1161
Ankebut Suresi Tefsiri 33. Ayet
2.04.2022 1683 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1160
Ankebut Suresi Tefsiri 32. Ayet
26.03.2022 1442 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1159
Ankebut Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
19.03.2022 1748 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1158
Ankebut Suresi Tefsiri 29. Ayet
12.03.2022 1895 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1157
Ankebut Suresi Tefsiri 28. Ayet
5.03.2022 1570 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1156
Ankebut Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.02.2022 2658 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1155
Ankebut Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.02.2022 1589 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1154
Ankebut Suresi Tefsiri 25. Ayet
12.02.2022 2289 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1153
Ankebut Suresi Tefsiri 24. Ayet
5.02.2022 1932 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1152
Ankebut Suresi Tefsiri 23. Ayet
29.01.2022 1842 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1151
Ankebut Suresi Tefsiri 22. Ayet
22.01.2022 8028 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1150
Ankebut Suresi Tefsiri 21. Ayet
15.01.2022 2023 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1149
Ankebut Suresi Tefsiri 20. Ayet
1.01.2022 2039 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1148
Ankebut Suresi Tefsiri 19. Ayet
25.12.2021 2181 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021 2130 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1146
Ankebut Suresi Tefsiri 17. Ayet
11.12.2021 1710 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1145
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 1902 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 2144 Okunma