Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021
111 Okunma, 0 Yorum

 

EN’AM SÛRESİ - 1. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

BiSMi elLAvHı ElRaXMAvNı ElRaXIyMı

''Rahman ve rahim olan Alah'ın ismiyle''

 

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ (1) هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ أَنْتُمْ تَمْتَرُونَ (2) وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَوَاتِ وَفِي الْأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ (3) وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ (4) فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (5) أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْأَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ (6)

 

Besmele Kuran’dandır. Ancak bu sürenin ayet değildir. Ayetlerin başına konarak ondan sonra ki surenin Kuran’dan olduğunu belirtmek içindir. Kuran'da surelerden evvel besmele gelir. Fatiha Kuran'ın bir fıhristidir. Ondan sonra büyük Kuran gelir.

Kuran'daki sûreler 64, 32, 16 şeklinde üç grupta toplanır. Sonrakilerin hem sayıları azdır hem de kısa surelerdir. Bu bölmelere başlıklar konma şeklindedir. Son süreler iman ve ahiret konuları içerir. İlk 64 sûreler ahkam ayetleri içermektedir.

  64 sûre de önce 4*2=8 adet ikili, 4*3=12 adet üçlü ondan sonra 4*7=28 ve bir adet onlu sûrelervardır. Toplam 58 sûre eder. 64 olabilmesi için altı adet süre daha gerekmektedir. Tevbe ve enfal aynı sûre sayılırsa o zaman 7 sûreye ihtiyaç vardır. Bu da 1+1+1+1+3 şeklindedir. 7 ile 3 sûrenin ortak sûrelerdir. 5*3=15 eder. 5*7= 35 eder.

Enam süresi ilk 8 li grup içinde yer alır. Bunlar da dörde ayrılır. İlk sureler İslam düzenini anlatır. Son dört sûre İslam düzeninin nasıl geleceğini anlatır. Bunların ilki savaş öncesi tebliğ safhasını sonra da savaş safhasını anlatır. Enam süresi savaş öncesi iki tebliğ sûresinin birincisidir.

Yani bunun konusu tebliğin hükümlerdir. İkincisi Araf Sûresidir.

 

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

EalXaMDu LilLAvHı elLaÜIy PaLaQa elSaMAVAvTı Va eLERWa Va CAGaLa elJuLuMATı Va elNUvRa ÇümMa elLaÜIyNa KaFaRUv BiRabBiHİM YaGDiLUvNa

"Hamd, samavatı ve arzı ca’leden ve zulümatı ile nuru ca’l eden kimse olan Allah’adır. Sonra küfretmiş olanlar rablarına adl ediyorlar."

 

  وَ وَ وَ ثُمَّ لِ بِ الَّذِي الَّذِينَ

كَفَرُوا يَعْدِلُونَ

الظُّلُمَاتِ النُّورَ

جَعَلَ خَلَقَ

السَّمَوَاتِ الْأَرْضَ

لِلَّهِ بِرَبِّهِمْ

الْحَمْدُ

 

Hamd kelimesi burada tek bırakılmış. 5 çift köklü kelime var. Üç çift harf var. Ve bir çift de mebni isim var. Üzerinde durulması gereken hamd kelimesinin karşılığı nerede vardır? Bunu burada çözmemiz mümkün değildir. Sûre bittiğinde inşaallah çözmüş oluruz. Belki de tefsir bittiği zaman çözülmüş olacaktır.

Ekonomiyi ele alalım. Elimizde bulunan değerlerin miktarları vardır. Kg, metre, metre kare, metre küp, derece hep miktarlardır. Bunlar insanları yaşatırlar. Yararları vardır. Bunları elde etmek için emek harcanır. Harcanan emeğe maliyet değeri diyoruz. Bir de yaşattığı gün sayısı vardır, buna yararlanma değeri diyoruz. Allah insanı ve kâinatı öyle var etmiştir ki yararlanma değeri maliyet değerinden büyüktür. Bu aradaki farka fazl denmektedir. Yani artık değer demektir. Yani bir insan bir gün çalışır, elde ettiği ürünle beş veya on gün yaşar.

Bu artık değer, kimin olsun. Kapitalistlere göre sermayenin olsun, sosyalistlere göre devletin olsun. Kuran'a göre de topluluğun olsun. Öyle bir ekonomi düzeni kuralım ki gün/saat en büyük olsun. Bunun anlamı şudur; bir malı en az emekle kim üretiyorsa üretsin. Bir mal ile en çok gün kim yaşıyorsa o yaşasın, o kullansın.

  Artık değer, iş bölümü ve mübadele sonucu doğmuşdur. Bu da ancak topluluk sayesinde oluşur. O halde artık değer topluluğa aittir. Topluluk bu artık değeri ile iki şey yapmaktadır. Biri nüfusun artmasını sağlamaktır. Diğeri ise artan nüfusa yaşam ve işyerleri kurmaktır. Nüfus aile tarafından yetiştirildiği için artık değer ailelere nüfusuna göre bölüştürülmekte ve iş yerleri ise çalışanlara ve yaşayanlara kira payları ile kiralanmakdır.

Ayette Allah ve Rab kelimesi geçmektedir.  Allah topluluğu temsil eder. Topluluğun temsilcisi de dayanışma ortaklıkları ve temsilcileridir. Bunların koydukları yasalara ve yaptıkları bütçelere göre bölüşme yapılır. Rab eğitimcileri temsil eder. Bunlar komutanlardır, öğretmenlerdir. Ve sizler de ustalardır. Yani uygulatıcılardır. Bu ayette demek ki bir devlet bütçesinden, iki yasama yapan meclislerden ve uygulamayı yapan kamu görevlilerle genel hizmetlilerden bahsetmekdir.

Tüm canlılar düzene kayıtsız şartsız uydukları halde insanlardan bir kısmı ise ilahi düzene uymamakta şeriatın dışına çıkmaktadır. Bu ayette, bunlardan bahsetmektedir ve bunları ikiye ayırmaktadır. Kafirler adl ederler. Kafirler nankörlerdir. Allah'ın nimetine hamd etmeyenler, vergilerini vermeyenlerdir. Kamu payını kamuya vermeyenlerdir. Diğeri de yetkililerin yetkilerine uymayanlardır. Devlet görevlileri topluluğun görevlileridir. Yetkileri içinde aldıkları kararlara uymamız gerekir.

Devlet görevlisi veya kooperatif hizmetlisi haksızlık yaparsa karşı gelmeyeceğiz.  Yargıya baş vuracağız. Yargı kararlarına uyacağız. Yargı zulüm yaparsa yine yargıya baş vuracağız. Yetkililerin yetkilerine uymazsanız, o zaman rabba karşı gelmiş olacaksınız. Burada rablarına demek suretiyle kendilerinin seçtiği kişiler, kendileri dinlemiyorlar demektir. Kişi hizmetliyi kendisi seçecek sonra da onun kararlarına uyacaktır. Başka rab ittihaz etmeyecektir.

Hilkat var, ca’l var. Hilkat olmayan bir şeyi üretme demektir. Yeni bir varlık oluşturmadır. Ca’l ise mevcut olan varlığa görev vermek uygun yere yerleştirmek demektir.

Zulumat ve nur vardır. Zulumat nedir? Karanlıktır, belirsizliktir, kuralsızlıktır. Kimin ne yapacağını bilmemektir. Nur ise aydınlıktır. Yani herkes kurallara göre hareket ettiği için biz kimin ne zaman ne yapacağını bilmekteyiz. İşte bu da aydınlıktır. Karanlık bir odada neyin nerede oduğunu bilemezsiniz. Neyin size doğru geldiğini bilemezsiniz. Aydınlıkta ise her şey açıktır, sağdan mı soldan mı geldiğini bilirsiniz. Şeriatın kuralları içinde yaşayan topluluk da aydınlık içindedir. Kuran kurallar kitabı olduğu için nurdur. Kuran’ın kurallarına uymayanların da kendi kuralları vardır. Onun için onlardan bahsetmektedir.

Semavat ve Arz da doğadaki dengedir. Arz yerleri işgal eden maddenin yerinde başka madde giremez. Bu sebepledir ki iki madde birbirini çekerler ama çok yaklaşınca da iterler. Bunlar arzdır. Sema ise yerden ayrılan alandır. Her maddenin arzı vardır. Bir de seması vardır. Atomların 7 seması vardır.  Merkezden uzaklaştıkça bu sema üzerinde bulunurlar. Her semanın içinde birden fazla yüzey vardır ve her yüzeyde birden fazla tarık vardır. Yerin çevresinde buna benzer semavat vardır.

Doğa kanunları olmasa biz yediğimiz elmanın bizi beslediğini bilmezsek bazen zehir bazen besin olsa bizim yaşamamız mümkün değildir. Bunun gibi kuralları olmayan bir topluluk da yaşayamaz. Kuran böyle sosyal denge ile beşeri dengeyi karşılaştırarak anlatır.

 

الْحَمْدُ

EalXaMDu

"Hamd"

Bir çölde iki kişi seyahat ediyor. Varacakları yere yaklaşmışlardır. İki gün sonra mesken yerlerine varacaklar. Ne var ki birisinde dört gün yetecek su vardır. Diğerinde dört gün yetecek ekmek vardır. Bunlar küstürler ve su ile ekmeği bölüşmüyorlar. İkisi de meskûn yere varamaz ölürler. Zorunlu olarak barışıyorlar, su ile ekmeği bölüşüyorlar, ikisi birden meskûn yere rahatlıkla varıyorlar. Şimdi ne oldu? Değişme olmadan değerleri sıfır olan su ve ekmek, değişme olunca iki kişiyi kurtardığı için değerleri iki adamın hayatı kadar olmuştur. Topluluk budur. İnsanların yeryüzünde yaşayabilmesi için bir arada olmaları zorunludur. Birlikte yaşamayı topluluğa borçlu olmaktayız. Bütün artık değerlerin hepsi topuluğun sayesinde olmaktadır.

لِلَّهِ

LilLAvHı

      "Allah için"

Bir fotoğrafçıyı düşünün resim çeker. Bir teknik ressam düşünün bu da bir ağacın resmini yapıyor. Bir de ressam düşünün, o da bir ağacın tablosunu yapar. Harcanan emek aynıdır. (Amaçları aynıdır. Fakat harcadıkları emek farklıdır.) Ama ressam bir sanat katmıştır. Bir mana yüklemiştir. Bakanlara güzel görünmektedir. İşte harcanan emek karşılığı ücrettir. Ama sanatçının kattığı değerin karşılığı hamddır. Ayet kâinatı ve insanı anlatmaktadır. Buradaki dengeyi kuran Allah'tır. Bu düzeni kuran Allah'tır. O bunu insanlara aktarmaktadır. Alemlerin Rabbi olan Allah insanların rabbıdır da geniş hakları ve görevleri Allah insanlığa devletlere, illere, bucaklara devretmiştir.

الَّذِي خَلَقَ

elLaÜIy PaLaQa

"Halkeden kimse"

Allah melekler dahi yokken, kâinatı var etmiştir.  Batılıların plazma dedikleri halde var olmuştur.  Eşit sayıda elektron ve proton var etmiş ve bunların toplamına ışık hızından daha az hız yüklemiştir. 13,7 milyar yıl önce plazma patlamış, mekân ve zaman varolmuştur. Uzay genişledikçe ışık hızındaki parçacıkların bir kısmı hızlarını kaybetmeye başlamış, önce galaksiler sonra galaksiler içinde yıldızlar meydana gelmiştir. Yıldızların çevresinde gezegenler dolaşmaya başlamıştır. Bu hılkat dönemidir.

السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ

elSaMAVAvTı Va eLERWa

"Semavat ve arz"

Yer bizim yaşadığımız kürsidir. Onun çevresini 7 tabaka sema çevrelemiştir. Yağmur tabakası, hava tabakası, ışık tabakası, ay tabakası, güneş tabakası, burçlar aksı ve hubuk galaksiler tabakası. Bunlar büyük kainattır. Küçük kâinatta merkezde çekirdek vardır. Çevresinde yörüngeler vardır. Her yörüngede bir veya iki en küçük parçacık elektron dolaşır. Buna Kuran tarık diyor. Yörüngeler düzlemler üzerindedir. Kuran buna felek diyor. Felekler de bir tabaka oluştururlar. Kuran buna semavat diyor. 7 sema vardır. Her semada 7 ye kadar tarık vardır.

 

(1+(1+3)+(1+3+5)+  ( 1+3+5+7)+(1+3+5+7) +(1+3+5)+ (1+3))*2

=(1+4+9 +16+16+9+4)*2=59*2=118     Kainatta 118 çeşit atom vardır. Artış ve azalışa dikkat ediniz.  

Semavat kelimesinin dişil kurallı çoğul olarak getirilmesi bu yedili yapıya işaret etmektedir.

وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ

Va CAGaLa elJuLuMATı Va elNUvRa

"Zülumatı ve nuru ca'letti."

Burada zulumat dediği maddeyi nur da enerjiyi ifade eder. Zulumat kelimesi kurallı dişil çoğuldur. 118 çeşit atoma işaret eder. Bu atomlar öyle varedilmiştir ki bugünkü, bizim hayatımız mümkün olmaktadır. Önce atomlar oluşmaktadır. Merkezde elektron ve proton vardır. Onun çevresinde sekiz yüzde birer çift elektron ve pozitron yerleştirilmiştir. Temel birleşik 17’liktir. 3 çift içiçe iki yörüngede dolanır. Üçü birleşir, suyun kökü olan hidrojeni oluşturur. 1837 parçacık eder. Elektronu ile birlikte 1838 eder. Nur ise ışıktır. 3*10^10 cm/sn hız ile hareket eder. Tüm kâinat bunun üzerine kurulmuştur. Sonra atomlar öyle yaratılmıştır ki kromozomlar ve protoplazma oluşmuş. İşte bu da ca'l ile olmaktadır.

ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا

ÇümMa elLaÜIyNa KaFaRUv

"Sonra küfreden kimseler"

Sonra da canlılar içinde insanı varetti.  Yani önce kâinatı varetti, sonra canlıları varetti, sonra da insanı varetti ve insan kendisini tanrı yerine koydu. Ben yapıyorum diyor. Bugünkü insan da tam bunu yapmaktadır. Kendisini tanrı yerine koymakta ve tanrı yok demektedir. Kâinatı kim varetti dediğimiz de kendiliğinden vardır iddiasındadır. Halbuki gerek kâinatın gerekse atomların varlığına baktığımız zaman kendiliğinden olma imkânı yoktur. Değişik parçacıklar arasında bu uyum nasıl sağlanacaktır. Burda sonra denmiş olması insanın en son yaratılmış olmasından dolayı olduğu gibi insanlığın bugün olduğu kadar tanrıyı inkâr edip kendisini tanrı yerine koyduğu hiçbir zamanı olmamıştır. Bugün insanların sermayeye taptığı kadar hiçbir puta tapmamışlardır. Küfreden dediğinde tüm ilmi verileri bunun aksini gösterdiği halde bile bile şirk içinde olma bu derecede hiç olmamıştır. Göz göre göre yalan söylemek yirminci yüzyılın marifetidir.

بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

BiRabBiHİM YaGDiLUvNa

"Onlar Rablarına adl ediyorlar."

Adl denk, denge demekdir. Kendilerini tanrı ile denkleştiriyorlar. Hatta onu yok edip kendilerini onun yerine koyuyorlar. Adl demek bir kimsenin kendisinin kefil olup, onu bırakın beni yakalayın demesidir. Bir arabayı satıp yerine başka araba almaktır.

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ أَنْتُمْ تَمْتَرُونَ (2)

HUVa elLaÜIy PaLaQaKuM MiN OIyNın ÇümMa QAWAy EaCaLan  Va ECaLan MuSamMan GıNDaHUv  ÇümMa EaNuM TaMTaRUvNa

"Sizi tinden halk eden O'dur. Sonra eceli kaza etti. Müsemma ecel ondadır. Sonra siz imtira ediyorsunuz."

Ve harfı getirmeden sizi tinden halk etti diyor. Yani sonra “küfredenler rablarına adl ediyorlar” ayetini bu ayet açıklamaktadır. Ondan dolayı “ve” getirilmemiştir. Semavat ve arzı halk ettiği gibi arzın atomlarından da sizi halketti.  Burda tin kelimesi üzerinde durulmalıdır.  Burada da toprakdan bahsederken iki kelime kullanmıştır. Biri turab diğeri tin. Tin kelimesinin tamamı toprak karşılığı olduğu halde Turab kelimesine ayrıca ikinci anlam da yüklenmiştir. İnsanın dafık ma’ dan yaratıldığı  ve bu ma’nın sulb ve teribden çıktığını beyan etmektedir. Buradaki "teraib"  "teribin" çoğuludur. Sulb müfred getirildiği halde terib çoğul gelmiştir. İkisinden denmeyip ikisi arasından denmektedir. Bu hususta Lütfi Hocaoğlu'nun açıklamaları vardır. Tıbbi bilgim yeterli olmadığı için tam kavramış değilim. Ayrıca Kuran'da birde "etrab” kelimesi kullanılmaktadır ki yaşıt anlamında manalandırılmaktadır. "Tin" kelimesinde lazib sıfatı getirilmektedir. Bu da lazim anlamındadır. Biz şimdilik Turab dediğimiz zaman sadece 118 elementten oluşmuş maddeyi anlıyoruz. "Tin” dediğimiz zaman atomların molekül şeklinde birleşmesi demektir. Yani atomların birleşerek yapıyı oluşturmasıdır. Turab tuğla ise tin de duvardır. Turabı atomlar şeklinde anladığımız da etrabı eş anlamlı şeklinde düşünebiliriz. Yani kâinat yaratıldığında hidrojen atomu da yaratıldı. Eş zamanlıdırlar. Terib kelmesi de şu şekilde ifade edilebilir. İnsandaki tüm genler hücrenin döllenmesi esnasında doğar. Eş zamanlıdırlar. Bu sebeple terib arasında oluşur anlamı çıkar.  

  Sonuç olarak sizi tinden halk ettik. Sizi moleküler yapıdan halk ettik demektir. Şeytanın onu tinden beni nardan yarattın demiş olmasının manasını da anlamış oluyoruz. Atomlar birbirini çekerler. Böylece moleküller oluşur. Ortak elektron iki atomu bir arada tutar. Nasıl top oynayan iki kişi topun peşine koştuğu zaman birbirinin de peşine koşarlarsa bunun gibi atomlar elektronun peşine koşarak birbirinden ayrılamazlar. Bu molekül eş yapıdadır. Atomik yapısı artık elektronları devre dışı ederler. Çekirdekler birbirini doğrudan çeker veya iterler. Alıp verilen çekirdek değil kuantumdur.  İki çekirdeğin atom ağırlıkları artıp azalmaktadır. Birinde var olup yok olmaktır. Diğerinde yok olup var olmaktadır. İnsan ise ortak elektronla birleşen moleküler sayesinde var olmaktadır. O halde tin moleküler yapıdır ki bazn binlerce atom birleşip bir molekül oluşturur. Yine bu ayette durulması gereken eceli kaza ile eceli müsemmadır. Genel olarak iki türlü ecel vardır. Şartlara bağlı eceldir. Buna eceli kaza denmektedir. Bir de şartlara bağlı olmayan ecel vardır. Buna eceli müsemma denir. İnsanın müsemma eceli 100 yıldır. Her canlının böyle genel tesbit edilmiş ömrü vardır. Bu ortalama ömürdür. Ne var ki eceli müsemma ortalama eceldir. Şartlara göre bu değişmektedir. İki eceli de nekre getirmiştir. Demek ki farklıdır. İnsanın ortalama yaşı yüz olsun ama şu şu şartlar altında kısalsın ve uzasın şeklinde bu eceli müsemma eceli kazaya dönüştürülmüştür. Ne var ki bu da kurallar içinde olmaktadır. Doğa kanunları içinde olmaktadır.

MRY eskimiş delik deşik olmuş elbisedir.  Mer’e de kişiliktir. Yani ayrı varlık olma demektir. M harfı üye halindeki parçalardır.  Ma eşya, Men kişi, mevc dalgadır. M dudakdan çıkan yarı sürekli harftir. B dudakların ayrılması halidir. Geçit demektir. Ma ise ayrılıp birleşen halktır. Bir toplulukta üyenin durumu bir cisimde moleküllerin durumu gibidir. R tekrarı ifade eder. Mirye içinde bir bilgiye sahip olma, ama o bilgiye karşı ara kuşku duymadır. Ya öyle duyumdur. Arabaya binerken gideceğim koltuğun numarasını okurum. Koltuğa oturduktan sonra ya yalnış okudum diye kuşku içinde olurum. Bunun için girdiğimde şoföre sormadan oturmamaya çalışırım, o zaman miryeden kurtulurum.

İmtira nedir? Kendi kendine mirye icad etmedir. Yani ilmen sabit olan Allah’ın ve ahretin varlığı, peygamberler ve mucizeleri, Kuran'ın ilahi söz olduğu gibi bilgileri uyduran delillerle mirye yaratandır. Bir örnek verecek olursak, Yunan filozofları genellikle kâinatın sonradan yaratılmadığına, ezel ve ebed olduğuna inanıyorlardı. Tanrıyı kabul ediyor ama O'nun kâinatı sonradan yarattığını red ediyorlardı. Tanrı o zaman haliktir diyorlardı. İlahi kitaplar ise ittifakla insanın sonradan yaratıldığını söylüyorlardı. Darwin evrim nazariyesiyle insanın sonradan yaratıldığını ortaya koydu. Böylece İlahi kitapların söylediklerini ilmen ispat etti. Sermaye bunu tam tersine çevirdi. Mademki insan evrimleşerek maymundan oluştu o halde tanrıya gerek yok. İşte bu imtiradır. Bir şeyin birden olması ile yavaş yavaş olması arasında hiçbir fark yoktur. Madem sonradan oluyor o halde onu oluşturan biri vardır.

Burada sümme kelimesi bunu ifade etmektedir. Mirtüm demiyor da temterun diyor. Yani mazi sıgasını değil muzari sığasını kullanıyor.  Hem de sümme diyerek bunun gelecekte olacağını söylüyor. Siz mirye içinde olacaksınız deniyor. Yirminci yüzyılda öyle yıllar oldu ki herkes mirye içinde oldu. Bu sepeble sonra siz deniyor.

İnsan mirye içinde yaratılmıştır. Kendisinden bilgisinden her zaman kuşkular içindedir. İçtihat miryeyi taşıyan bilgidir. Böylece bu ayet insanın yapısını da ortaya koymaktadır.

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ

HUVa elLaÜIy PaLaQaKuM

"O sizi halkedendir."

Semavatı ve arzı halk eden eşsiz halk etmiştir. Sizi halk eden semavatı ve arzı halk etmiştir. Burda ilk olarak insanı halk ettiğini beyan etmektedir. İnsanı kaderde halk etti. Böyle bir varlık yaratayım dedi. Kendine muhatap olacak bir varlık yarattı, bilinçli irade sahibi muhalefet eden, eğiteceği bir varlık tasavvur etti. Bunun için gerekli olan kâinatı varetti. İnsanı kâinata uygun yaratmıştır. Kâinatı insana göre yaratmıştır. Kuran bu hususa değişik yerlerde işaret eder.

مِنْ طِينٍ

MiN OIyN ın

"Tından."

Yani insan 118 elementten birleşerek oluşturduğu topraktan var olmuştur. Bunlar zincirleme birbirine bağlanmakta ve insan olmaktadır. Tüm canlılar da böyledir. Atomlar birer tuğladır. Beden bu tuğlalardan örülmüştür. Bu tuğlalar öyle üretilmiştir ki uygun olanları monte ettiğiniz zaman insan ortaya çıkar. Çıkan bu varlık insan olmaktadır. Tın kelimesi organik olsun olmasın moleküller içermektedir. Sülale kelimesi bunlardan oluşan özel hareketler yapan protoplazmayı ifade etmektedir. Hamain mesnun dizilmiş genlerden olan DNA ları, kromozomları ifade eder. Sülale ise kromozomların oluşturduğu canlı yapıyı içerir. Devamlı enerji harcayarak varlığını sağlar. Besin almazsa ölür. Beslenmek zorundadır. Oysa "tın" de moleküller bir enerji harcamadan yaşarlar. Kristal ve başka yapılarda varlıklarını sürdürürler.  

 

ثُمَّ قَضَى أَجَلًا

ÇümMa QAWAy EaCaLan

"Sonra bir eceli kaza etti."

İnsan için ecel koydu. Diğer canlılar gibi onun da eceli vardır. Mutlaka ölecektir. Ne var ki iş bu doğa kanunları içinde olacaktır. Yani bir sebeple ölecektir.  Yaşlansa bile sadece yaşlanmasından dolayı değil yaşlılıkta çıkan arazlardan, hastalıklardan dolayı ölecektir. Bundan dolayıdır ki doktorlar, ölüm raporunu veriken yaşlılıktan dolayı yazmazlar, kalp krizinden veya veremden veya düşmekten diye yazarlar. Ölüm görünür bir sebebe bağlanmıştır.

وَأَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ

Va ECaLan MuSamMan GıNDaHUv

"Müsemma ecel ise O’nun indindedir."

Yani müsemma ecel yüzyıldır. Ama insan yılın dolmasıyla değil kaza eceli ile olur. Yani insan yüz yaşına gelmekle ölmez. Kaza eceli ile ölür. Nasıl o yılda insan müsemma eceli ile ölmüyor, ortalaması müsemma ecel oluyor. Yahut Allah kaza eceline müdahale etmiyor mu? Kaza eceli sebeplerle olmaktadır. Sebepleri de var eden Allah'tır. Müsemma eceli ise sebebe dayanmaksızın Allah'ın kendi iradesi ile koyduğu ecedir. Şu bitki yıllık bitki olsun demiştir. Şu yaprak yıllık yaprak olsun denmiştir. Ama çam yapraklarına bu kadar kesin ömür koymamıştır. Ama onlar da müsemma ömür çevresinde dökülürler. Çamın dibinde de çürümüş veya çürümekte olan bir sürü çam yapraklarını bulursunuz.

 

ثُمَّ أَنْتُمْ تَمْتَرُونَ (2)

ÇümMa EaNuM TaMTaRUvNa

"Sonra siz imtira edersiniz."

Yani ecelinizi bilmektesiniz. Öleceğinizi biliyorsunuz ama ne zaman öleceğinizi bilmiyorsunuz. Hep tehlikedesiniz. Kendinizi koruma durumundasınız. Eğer canlı tesadüflerle oluşsaydı kimileri hiç ölmez kimileri ise hemen ölürlerdi. Yani ortalama yaş olmazdı. Ömür ve her canlı için bu yığılma ömrü farklıdır. Bu tesadüflerle izah edilemez. Allah böylece kendiliğinden varolma iddiasını cevaplamaktadır. Neden canlıların ömürleri, ihtimaliyat hesabına göre sonsuza doğru giden yaşları içermiyor da ihtimaliyatı sınırlayan bir düzen söz konusudur. Sonra kelimesini kullanarak, bu miryenin hılkatla değil, hayatla oluştuğunu göstermektedir.                 

وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَوَاتِ وَفِي الْأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ (3)

Va HUVa elLAvHu Fıy elSAMAVAvTı  Va Fıy eLEaRWı  YaGLaMU SirRAKUM Va CaHRaKUM Va YAGLAMu MAv TAKSiBUvNa

"O semavatta da ve arzda da Allah’tır. Sırrınızı ve cehrinizi ilmeder. Kesbettikerinizi de ilmeder."

Buradaki “ve” atıf vavı değil, hal vavıdır. O semavatta ve arzda ilah iken ve sizin yapacaklarınızı bilen biri olarak sizi tinden halk eden kimsedir denmektedir. Semavat ve arzda da ilahtır dememiştir. Semavatta da arzda da Allah’tır denmiştir. Allah kelimesi iade edilmemiş ama Fi harfi ceri iade edilmiştir. Yer ile sema arasında fark vardır. Sema ilahi kanunlara tabidir. Kimse onları değiştiremez. Arz da ilahi kanunlara tabidir ama canlılar o kanunları kullanıp farklı iş yaparlar. Bu sebepledir ki semada Allah canlılara değişiklik yapma imkânı verendir. Oysa arz onlar için bulunmaktadır. Semavatta değişmez kullanılmaz kanunlar vardır. Arzda ise değişmez ama kullanılır kanunlar vardır. Bu sayede insan özgürce hareket eder ve hareketleri Allah bilmektedir. Bizim yaşamamız söz konusudur. Bunların bir kısmı açıktır, bir kısmı sırdır. Allah bunları bilmektedir. Bir de ürünler vardır. İş yapıp sonuca varmadır. Bu iyi veya kötü olabilir. Allah hepsini bilmektedir.

وَهُوَ اللَّهُ

Va HUVa elLAvHu

"O Allah'tır."

O mübtedadır, Allah haberdir. Haberin marife gelmesi tahsisi ifade eder. Yalnız O Allah'tır demektir. "Oradaki Ahmet'tir." ile “Orda Ahmet vardır." farklı manalar taşır. Buna inananlar etrafında tanrının varlığını bilmektedirler. O ama oradaki tanrının Allah olduğunu öğreniyorlar. Allah insanlara sonuçlara sebep bulma melekesini vermiş midir? Sebepsiz birşeyi kabul etmezler. O halde sema varolduğuna göre onun müsebbibi olmalıdır. Bu hususta akıl hastaları bile itiraz edemezler. Sadece kafirler bile bile başkasını iddia ederler. Müsebbibi olduğunu bildirmektedir. Semavatın arzı halkedendir. Yani kim bunları yaratmışsa oranın tanrısı odur.  Yaratılan insanlar değildir. Gökler Allah'a da yerler onlara ait değildir. Hiçbir insan "Ay'ı ben yaratanım" demiyor. Ama çocuğumu ben yaratanım diyor. Elektriği ben ürettim diyor. Buğdayı ben yetiştirdim diyor. Buna inanır da. Zavallı insan oysa hepsini O yapmaktadır.

فِي السَّمَوَاتِ

Fıy elSAMAVAvTı

"Semavatta"

Göklerde ilahdır.   Güneş yerden 150 milyon kilometre uzaktadır. Işık iki saniyede dünyanın çevresini 15 defa dolanır. Güneşten bize 8 dakika da gelir. En yakın yıldıza da 4 senede gelir. En yakın galaksiden 2 milyon senede gelir. İşte bu kadar büyük olan kâinatta O ilahtır. Bu üç boyutlu uzaydır. Üç boyutlu uzay dört boyutlu uzayda bir su damlası kadardır. Beş boyutlu uzay da o kadar daha büyüktür. Sonuç tüm o arşın sahibi O’dur.

وَفِي الْأَرْضِ

Va Fıy eLEaRWı

"Arzda da"

Bizim arzımız şimdi artık küçülmüştür. Haberleşme hususunda yan yanayız. İstediğimiz kimseyle telefonda görüşüyoruz. İstanbul'dan dünyanın her yerine uçak kalkmaktadır.  En uzak yere iki günde ulaşıyoruz. Oradan da istediğimiz yere gitmek bir günden fazla sürmez. Yani yeryüzü ayağımızın altındadır. Bununla beraber bizden çok büyüktür. Çevresi 40 000 000 metredir. Biz 2 metre isek 20 milyon insan yan yana dizilse ancak yeryüzünü çevreleyebilir.  Buraların Tanrısı da Allah'tır. Fi harfı ceri iade edilmiştir. Çünkü göklerde biz bir değişiklik yapamıyoruz. Ama yeryüzü bizim emrimizdedir. Allah O'dur. Ama biz de halifesiyiz. Burası bize emanettir.

يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ

YaGLaMU SirRAKUM Va CaHRaKUM

"Sizin sırrınuızı ve sizin cehrinizi ilmeder."

Sır fiilde gizliliktir. Cehr ise sözlerdeki açıklıktır. Böylece sır ve aleni, cehr ve hafi olan bir şekildedir. Böylece icaz yapılmıştır. Yani söyledikleriniz ve yaptıklarınız bir demektir.  İnsanın beyni birçok şey düşünür. Ama bunlar söylenmedikçe veya onlara dayalı bir şey yapılmadıkça insan onlardan sorumlu değildir. İnsan yalnız söylediklerinden ve yaptıklarından sorumludur. Buradaki sır ve cehr tüm hayatımızı içerir. Yaşamamızı ve çalışmamızı da.

وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ (3)

Va YAGLAMu MAv TAKSiBUvNa

"Kesbettiklerinizi bilir."

"Kesb etmek" küsbe yapmak, depolamak, biriktirmek demektir. Önceki ifadede yaptıklarınız beyan edilmiştir. Burada birikim ifade edilmiştir, elde bulunan anlamındadır. Yahut önceki ifade miktarları bu da değerleri içerebilir. Allah'ın bilgisi ve izni dışında hiçbir şey olmaz.

وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ (4)

Va MAv TaETiiM MiN EAyYatin MiNEAyYAvTi RaBBIHIM EilLAv KANUv GaNHAv MuGRıWIyNa

"Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet ityan etmez ki ondan i'raz etmesinler."

Sure kâinatın yaratılışını ve insanın yeryüzüne hâkim oluşunu, kâfir müminleri anlattıktan sonra şimdi kafirlerin nasıl davrandıklarını anlatmakta, davranışlarını anlatmaktadır. Sûre de siz diyerek tüm insanlığa hitap etmektedir. Sizi tinden yarattı diyerek insana hitap etmektedir. Onlardan bir grubunu ayırıp onlara kâfir demektedir. Bundan önce siz demiş, burada onlara rablarının ayetinden bir ayet gelmezki ondan ıraz etmesinler demektedir. Her iki ayette rablarından bahsetmektedir. Böyece Allah'ın kafirlerin de rabbı olduğunu ifade etmektedir.

Kafirlerin birinci özelliği kendilerini rablarına eşit görmeleri hatta kendilerini onun yerine koymalarıdır. İkinci özelliği de kendilerine rablarından gelen her ayetten iraz etmeleridir. Diyelim ki kendileri tanrının yerindedirler. Öyle olsa bile gerçeklere uymaları gerekir. Onlar öyle yapmakla kâfir oluyorlar, rablarına muadil ediyorlar. Bir de red ediyorlar. Onların görevi fren görevi görmektir. Kendilerinin bir aktif güçleri yoktur. Sadece direnme gücü vardır. Bu ayet bunu anlatmaktadır. Bunu şirkten farklı olarak zikretmektedir. Kafir olma zaten budur.

Gelen bir ayet denmektedir. Ayet kurallı dişil çoğul gelmiştir. Rablarına izafe edilmektedir. Rab marife olduğu gibi ayet de marifedir. Yani insan aklı zaten onları bilmektedir. Ayet yol işaretleridir. Yani ne yapacaklarını gösterecektir onun yapılmasını da bilmektedirler. Ama yapmakta itiraz etmektedirler.

وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ

Va MAv TaETiiM MiN EAyYatin

"Onlara ayet ityan etmez ki "

Ayet nedir? Portakalı görürsünüz "bu portakaldır" dersiniz. Görüntü portakal olduğuna bir ayettir. Elinizle yoklarsınız onun yumuşaklığı ayetliğini teyit eder. Sonra koklarsınız kokusu da portakalı gösteren ayettir. Elinizle soyarsınız, içindeki dilimleri görürsünüz portakal olduğuna delalet eden ayettir. Ağzınıza alırsınız tadı da size portakal olduğunu gösterir bir ayettir. Bunların tümü ayettir. Hayatımız hep bu ayetlerle doludur. Sosyal olaylarda da böyle ayetler vardır.  Her biri ayrı ayrı ayettir.  Bir ayet geldiği zaman onu doğru kabul eder ona göre amel etmeye başlarsınız. Peş peşe ayetler gelir hepsi birden ayat olur. İnsanlara gelen kitaplardan herbiri bir ayettir. Peygamberler birer ayettir. Peygamberlerin uygarlık kurmaları birer ayettir. Bütün peygamberler ve tarih ayattır. Tarihte yeni uygarlıklar kurulmuş hep itiraz etmişlerdir. Bugün kurulacak üçüncü bin yıl uygarlığına da itiraz edecekler.

مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ

MiNEAyYAvTi RaBBIHIM

"Rabbının ayetlerinden"

"Rab" kelimesi "uygarlaştıran" demektir. Allah arz ve semavatın rabbıdır, arşın rabbıdır. Planlarken halîk olarak planlamıştır. Tüm arş belli kurallar içinde düzenlenmiştir. Uygarlaşması ise plana göre ard arda olacaktır. O halde plan proje yaparken Allah haliktir. Plan ve projeyi uygularken ise rabdır. Allah'ın genel plan ve projesini nasıl biliriz? Geçmiş ile biliriz. "Geçmişte ne olmuş? Gelecekte de o olacaktır." deriz. İşte geçmişte olanlara bakarak ayetleri tespit eder, gelecek hakkında karar veririz.

Adil düzenin yaptığı budur. Geçmişte olanları tesbit etmeye çalışmış, gelecekte olacaklar hakkında tahminde bulunmuştur. Yarım asırlık uygulamasında tahminde haklı olduğunu ortaya koymuştur.

إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ (4)

EilLAv KANUv GaNHAv MuGRıWIyNa

"Onlar ondan iraz edenlerdir."

Buradaki onlar genel olarak insanların çoğudur. Doğada nasıl sürtünme varsa toplulukta da yeniliğe karşı direnme vardır. İraz yeni şeyleri kabul etmemektir. Yenilik yapmak isteyenlerle direnenler arasında çatışma başlar. Yavaş yavaş sürtünme kuvvetleriyle yeni uygarlık ortaya çıkar. Her araba kalkarken zorlanır. Yavaş yavaş hız alır sonunda hızlanır. Ondan sonra da durdurmak için frene ihtiyaç olur. Bu ayet bize bu kuralı anlatmaktadır.

فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (5)

FaQaD KaüÜaBUv Bi eLXaqQı LamMAv  CAyEaHuM  FaSaVFa YaETIyHıM  EaNBAeEu MAv KAvNUv BiHIy YaSTAEZiEUvNa

"Hak kendilerine ciet ettiğinde tekzib ettiler. İstihza ettiklerinin nebeleri ilerde onlara ityan edecektir."

 Fe harfi ile irazın arkasından tekzib ediyorlar. İraz etmek yan çizmek demektir. Ayetlerin gösterdiği işaretlerden gitmemek demektir. Yolda işaretler konur. Eğer Ankara'ya giderken Konya yoluna girmişseniz belli kilometre sonra Ankara levhası çıkar. Oraya girerseniz tekrar Ankara yoluna varırsınız. İnsanlara da böyle geri dönüş levhaları konmuştur. Peygamberler ve sonra gelenler onların geri dönüş levhalarıdır. Onlar sırayla uygarlık yoluna girmezler.

  Bu direnmeleri yetmiyormuş gibi bir de Hakkı tekzib ederler. Hak nedir? Bir ayet hakkı ifade etmez ama ayetler hakikati ifade eder. Siz artık Ankara’ya vardınız. Demek ki ayet doğru imiş. Ama onlar yine tekzib etmeye devam ederler.

Fe takibi ifade eder, sevfe de uzağı yani ahireti ifade eder. Ölür ölmez onlar için zaman durur ve arasatta hemen kıyamet olur. Onlara istihza ettiklerinin haberi gelmiş olur. Burda helak olacaklar haber verilmiştir. Helak olup yok olmayacaklar, yaptıklarını görmek için öleceklerdir. Bunu Kuran Fe, Sevfe ile ifade etmektedir. Ahirettedirler ama hemen öldükleri zaman.

Tekzib ederler, bir de istihza ederler. "Hezy" sarsmak demektir, silkelemek demektir. İstihza etmek sarsılmalarını istemektir. Sizi küçük görürler, sizden alay ederek bahsederler. Bahse değer görmezler. Tanıştığım etkin bir milli görüşçü Erbakan hakkında kitap yazmış. Akevlerden hiç bahsetmemiş. Mehmet Zahit Kotku ile Sami efendinin onu görevlendirdiklerini beyan etmiş. Oysa biz Akevler Erbakan'ın siyaset yapmasını isterken Mehmet Zahit Kotku benim yanımda Erbakan'a cevap vermemiş ne evet ne hayır demiştir. Yani yanındaki müridi bunu hocamıza sorma, sen karar ver demiştir. Sonra da bu cevabı tasvip etmediler. Biz bağımsız adaylığımızı koyduğumuz da Sami efendinin yakın muridleri, arkadaşları bize karşı olmuşlardır. Böylece Akevler’i unutturarak Adil Düzeni yok etmeye çalışmaktadırlar. Samimi olduklarını bildiğimiz arkadaşlarımız da bunlara alet olmaktadırlar. Adil Düzene karşı bu direniş devam ederse bir gün helak olacaklar ve istihza ettiklerinin haberleri onlara gelecektir.

 

فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ

FaQaD KaüÜaBUv Bi eLXaqQı

"Hakkı tekzib ettiler."

Ayetler delildir. Delillerden ispat olunanlar haktır. İçtihatlar ayrı ayrı elde edilir. İcma ise kesindir, haktır. Hakkı tekzib etmek demek icma ile sabit olanları tekzib etmektir. Kafir olanlar bile bile katılmayanlardır. Bunların icmada yerleri yoktur. Kimlerin kafir olduklarına icma edenlerin icmaı ile karar verilir. İttifak edenler, samimi olduklarına inandıkları alimlerin katılmasını icmanın olması için katılmalarını beklerler. Onların içtihatları içtihadınıza uymadığı zaman onu hak kabul etmekteyiz. Amel ederiz. Ama ilim yapmayız. Bu şekilde oluşan icma ehli muhaliflerinden birisi hakkında küfrettiğinde icma ederse o kimse icma ehlinin dışına çıkmış olur. İlim adamı olmayanlar bu icma ehlinin icmalarına uymak zorundadırlar. Onu tekzib etme, hakkı tekzib etmedir.

لَمَّا جَاءَهُمْ

LamMAv  CAyEaHuM

"Onlara ciet ettiğinde."

"Lemma" ile "İza" arasında şu farklar vardır. "İza" bir defa olacak olan olayı haber verir. "Lemma" ise tekrarı esas alır. "İza" istikbale munhasırdır. "Lemma" maziyi de içine alır. Her ciet ettiğinde anlamı taşımaktadır. Hak onlara her geldiğinde tekzib ettiler. İtyan etmek bir yönden gelmektir. Ciet ise çok yönden gelmedir. İcma bütün alimlerin ittifakıdır. Kendileri de gözleri ile görürler. Demek ki bir topluluğun helak olması için önce onlara hak anlatılmalıdır. Bu da ancak uygulayarak gösterilebilir. Adil Düzene götüren işletmeler kurmadıkça sosyal tufan olacaktır. Eski uygarlıkların sorunları farklı idi. Peygamberler kendi dönemlerindeki sorunları çözmüşlerdir. Bugünkü uygarlığın sorunları farklıdır. İşsizliktir. İşletmelerin olmamasıdır. Adil düzen işletmesini kuranlar çağımızın mucizesini gösterecektir. Her işletme bir ayet olacaktır. İşletmelerin bütünü ayat olacaktır. Bu gerçekleri islami kuruluşlar daha anlamamışlardır. Mevcut düzende para kazanarak İslami düzeni getireceklerini sanmaktadırlar. Mevcut düzende iktidar olarak İslami düzen getireceklerini sanmaktadırlar.

Akevleri, Risale-i Nur şakirtleri, Süleyman Tunahan mensubları ve tarikat ehlinin desteği ile kurduk. Gülen ve Erbakan’la yıllarca birlikte çalıştık. İslam düzeni üzerinde araştırmalar yaptık. Sonunda Erbakan mevcut düzende siyasetle, Gülen de mevcut düzende eğitimle islami düzen geleceğini sandılar. Akevler onları destekledi. Ama onlar katılmadı. Akevler Adil Düzende çalışmaya devam etmektedir. Akevlere göre kötü insan yoktur. Kötü düzen vardır.

فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ

FaSaVFa YaETIyHıM

"İleride onlara ityan edecektir.

"Fe" hemeni "sevfe" ilerisini ifade eder. "Se" bu dünyadaki olayları, sevfe ahiretteki olayları ifade eder. Helak olmayı Kuran böyle ifade etmektedir. Tebliğ tamamlandıktan sonra, yani hak geldikten sonra hemen helak olacak, Dünya'yı değiştirmiş olacaklar. Kıyamet günü onlara istihza ettiklerinin haberi verilecektir. Ölülerin zamanları durduğu için onlar için "fe" ile ifade edilmiştir. Bize göre ise sevfedir. Zamandaki izafiyetle ancak bu ifade yorumlanabilir. Burada haber tek taraflı Allah'tan geleceği için ityan fiili getirilmiştir.

أَنْبَاءُ

EaNBAvEu

"Nebeler"

Haber gelecek hakkında verilen bilgidir. "Nebe" ise geçmişle ilgili verilen bilgidir. Onlara istihza ettiklerinin nasıl başarılı oldukları zaman anlatılacaktır. Hicret eden yüzelli civarındaki kimseyi istihza eden Mekkelilerin çoğu fetihten evvel ölmüşlerdi. Yaşayanlar da İslamiyetin fetihlerini görmediler. Ama ahirette onlara anlatılacaktır. Bugün de bizimle istihza edenlere, bizi küçük görenlere, verdikleri haber gerçekleşecektir. Adil Düzen tebliğ edildikten sonra helak olacaklar. Üçüncü bin yıl uygarlığı bir avuç insanın Adil Düzen çalışmaları sonunda büyük başarılarla elde edecektir. Bugün bizi küçük görenler, bahsedeğer bile bulmayanlar, orada Adil Düzenin neler yaptığının haberini alacaklardır.

مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (5)

MAv KAvNUv BiHIy YaSTAEZiEUvNa

"İstihza ettiklerinin"

İstihza etmek ve maskaraya almaktır. İstihza önemsenmektir. Onu yokluğa mahkum ederek genişlemesini önlemekdir. Masharaya almak onu küçültmek doğrudan eğlenmektir. Bunların ayrımı üzerinde uzun uzun durulmalıdır.

 

أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْأَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ (6)

Ea LaM YaRaV  KaM EaHLaKNAv MıN QaBLiHiM MiN QaRNın MakKanNAHuM  Fiy eLEaRWı MAv LaM NuMakKin LaKuM. Va ErSALNav elSaMAvEA GaLaYHiM MiDRAvRan  Va CaGaLNav eLEANHAvRa  TaCRI MıNTAXTıHiM FaEaHLaKNAvHuM BiÜuNUvBiHiM Va ENŞaENAv MiN BAGDiHiM QaRNan EAvPaRIyNa

"Rey etmediler mi?  Kendilerinden önce karnlardan nicelerini helak ettik. Sizi temkin etmediğimiz arzda onları temkin ettik ve onlara semayı midraren inzal ettik. Tahtlarında cereyan eden nehirleri ca'lettik.  Onları zenbleriyle helak ettik de onlardan sonra aher bir karnı inşa ettik."

Ayât ayetlerle dorludur. Önce görmediler mi? Oysa Mekkeliler bunları görmemişti. Bunlar ancak son asırlarda yapılankazılardan sonra görülmüştür. Hala yeni yeni kentler ortaya çıkmaktadır. Demek ki Kuran bu kazıların yapılacağını biliyordu. Muzari sığası ile mazi sığası ile beyan etmektedir. Mekkelilere değil, bugünkü Firavunlara hitap etmektedir. Çünkü bunlar kazılar yaptılar ve bunlar bunları görmektedirler. O halde yerev kelimesinde bugünkü Firavun, bugünkü sermaye ve ona taşeronluk yapan siyaseti görmedin mi diyor. Sadece bu ifade Kuran'ın ilahi kitap olduğunu ve bugün bize indirildiğini ispata yeterlidir.

Bugün üzerinde oturamadıkları nice helak olmuş kentler vardır. Ölü kentler, yer altında kalmış kentler vardır. Bugün kazılar yapılarak ortaya çıkarılmışlardır. Tarihi sit alanlarının bugün iskân edilmesi yasaklanmaktadır. Yahut bir kısmı barajın suları altına kalarak iskân olunmaz hal almaktadır. Bunun anlamı nedir? O topluluklar helak olmuşlardır.

Onlara mayı damlalar halinde indirdik deniyor, semadan suyu indirdik deniyor. Semayı indirdik deniyor. Burada inen sular olduğu gibi aynı zamanda güneş ışığıdır. Nur süresindeki durriyün kelimesini tezekkür ediniz.

Neden onlara indirdik demektedir. Yani onlara bolluk ve bereket sağladık demektedir. Size sağladığımız bolluk ve bereket gibi. Dünyayı kendileri yaratmış gibi tanrılık taslayanlar, tanrı yoktur deyip hezeyan içinde olanlar bunları görmediler, değil mi? Artık yine bu sermayenin getirdiği ilmi çalışmalar sayesinde bunlar elde edilmiştir. Bugün hidrojenin yanması ile güneşten ışık parçacıkları damlaları gelmekte ve bizleri ısıtmakta buharlaşan sular yağmur olmakta, yer altından akarak bitkileri sulamakta, bitkiler de bu suyu kullanarak güneş ışığını kimyasal enerjiye çevirmektir. Bunu bugünkü ilim görmektedir. Bu döngünün eskiden beri varolduğu bilinmektedir.

Ayrıca yer altı kazılarında görüyoruz ki onlar da seramik borular kullanmış ve suları borular içinde akıtmışlardır. Bugün ise kullanılan suların çoğu borular içinde akmaktadır. Boru teknolojisi tekerlek teknolojisi kadar hatta ondan daha da önemlidir. Buna işaret etmektedir.

Bununla beraber "fe" harfi getirilerek onların helak oldukları bildirilmektedir. Zünübleri sebebiyle helak oldukları bildirilmektedir. Şimdiki uygarlık da bunu beklemektedir. Sonra ne olmuş. Başka kavimler inşa edilmiş. Ca’l edilmemiş, halk da edilmemiş, inşa edilmiş. Mevcut malzeme kullanılmış ve yeni sosyal yapılar yapılmış. Helak olan insanlar değil topluluklardır. Bugünkü sosyalizm, bugünkü kapitalizm, karma helak olacaktır. Halk yeniden üçüncü bin yıl uygarlığını inşa edecektir. Yeryüzü tarım ve sanayi semtlerine ayrılacak. Semt kooperatifleri kurulacak, ona yakın semt birleşerek bucakları oluşturacak, bucaklar insanlığın bir tek hücresi olacaktır. İller ile devletler, dayanışma ortaklıkları insanlığın organları olacaktır. Ve insanlık yeniden inşa edilecektir. Arif Ersoy’un ekonomide, Süleyman Akdemir'in yönetimdeki çalışmaları ile insanlığa Adil Düzen duyurulmaktadır. Bunun temellerini Erbakan atmıştır. Akevler semt kooperatifi örneğini vermiş ve şimdiki örnek için hazırlanmaktadır.

Karn nesil demektir. Diğer nesil denmektir. Bunun anlamı şudur, uygarlık bir nesilde bitmez. Bir neslin içinde uygarlaşma başlar. Yaşayanlar direnirler, ama yenidoğanlar yeniliğe intibak ederler. Ancak bir nesil sonra uygarlık gelmiş olur. İnsanın nominal ömrü 100 senedir. İlk üçte bir öğrenme dönemidir. İkinci üçte bir uygulanma dönemidir. Son üçte biri de öğretme dönemidir. Yeni uygarlık bir asır içinde gelir. Yirminci asrın üçte birinde Adil Düzen ortaya kondu. Şimdi üçte birinde uygulama safhasındayız. 2033’den sonra öğrenme safhasına geçilecektir. Yeni uygarlık 2067 de uygulamaya geçecektir ancak asrın sonunda insanlık Adil Düzeni yaşamaya başlayacaktır. Diğer karn ifadesi ile bu manaları çıkarıyoruz.

  Demekki bugünkü neslin görevi Adil Düzeni deneme uygulamaları yaparak, örnekli öğretime 2033’de geçecektir. O günün yaşıtları eğitecek genç nesil yetiştireceksiniz. 2066’da Adil Düzen yeryüzünde uygulanmaya başlamış, 2100 yılında tam uygulamasını görmüş olacaktır.

أَلَمْ يَرَوْا

Ea LaM YaRaV

"Rey etmediler mi?"

Yer altında kentlerin olduğu dahi bilinmekte ikinci bin yılın sonrasında başladıkları kazılar sonucu birçok kent bulmadılar mı? O kentleri görmediler mi? Kuran'ın başka yerinde yeryüzünü seyrediniz ve rey ediniz diyor.

كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ

KaM EaHLaKNAv MıN QaBLiHiM

"Onlardan önce (nice karnları) helak ettiğimizi görmediler mi?"

Bugün kazılar yapılmakta, birçok yer altında kalmış kentler bulunmaktadır. Bugün orada yaşayanlar o kentleri yaşatmaktadır. Devletler kurulur yıkılır. Ömürleri kentlere göre azdır. Ancak kentler de zamanla yerle bir olurlar. Uygarlıkları yaşatanlar devletler değil kentlerdir. Bugün İstanbul'da kazılar yapılıyor ve eski kentler bulunuyor. Sonunda tarihten silinmişlerdir. Bundan 1000 sene evvel Andoluda bir Türk veya Müslüman bulunmuyordu. Bugün o nesil ortadan kalkmış yerine yüzde 99’lara varan bir ekseriyetle müslümanlar yer almıştır. Kimileri Lozan'ı hatta İstiklal Savaşımızı inkâr ediyorlar, on günde Dumlupınar'dan İzmir'e nasıl varılır diyorlar. Behey şaşkınlar, O gün Türkiye'de %50 den fazla Rum ve Ermeni vardı. Şimdi %1 civarındalar. Savaş kazanılmadı da bu değişme nasıl oldu?

مِنْ قَرْنٍ

MiN QaRNın

"Bir karndan"

"Karn" boynuz demektir. Boynuzda her yıl uzama olur, hayvanın kaç yaşında olduğu görülür. İnsan neslinin de her kuşağına bir karn denir. Nominal yaş 100’dür. Üçte biri öğrenme, üçte biri uygulama, üçte biri de öğretme dönemleridir. Uygarlık bir karn içinde kurulur, bir karn içinde de helak olur. Helaka başlayan karn ancak izlerini bir karn içinde yitirirler. Önce direnir, birinci üçte birde yenilirler ikinci üçte birde değişirler, üçüncü üçte birde yok olurlar. Bundan dolayı burada karn nekre ve min ile gelmiştir.

مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ

MakKanNAHuM Fiy eLEaRWı

"Onları arzda temkîn ettik."

Temkîn etmek yerleştirmek demektir. Yani onlara oraları vatan yaptık. Oymaklara peygamberler geldi ve peygamberler onları uygarlaştırdı. Geçmişe baktığınız zaman insanlar uygarlaşmışlardır. Bugün bilgisayarı keşfettik, o halde çok büyük işler yaptık. Oysa asıl büyük işleri ilk insanlar yaptılar. Baltaları yoktu, deherleri yoktu, bıçakları yoktu. Taşları kırarak bıçak yaptılar, ateşi kullanarak ağaçları kestiler. Asıl uygarlığı getirenler onlardır. Keppler astronomi kanunlarını müslümanların gözlemleri sonucu göstermiştir. Ama onların teleskopu yoktu. Uzay dalgalarını ölçemiyorlardı. Uçağı yapan mühendisler ağaçtan uçağı yaptılar. Asıl uçağı onlar yaptılar.

مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ

MAv LaM NuMakKin LaKuM

"Sizin için temkin etmediğimiz"

Yukarıda onları temkin etmeden bahsediyor. Burada sizin için temkin etmediğimiz yer deniyor. Yani siz orada mekân kuramadınız, buna izin vermedik. Böylece o kentler korundu yer altı kazılarla şimdi o uygarlıkları bulabiliyoruz. Eğer arada nesil kesilmese kent harabeye dönüşmüşse onların kalıntısı olmayacak biz bugün onların hayatını bilemeyecektik. Ama Allah öyle ayarladı ki oraları boşalttık veya kullanmadık da şimdi kazılarla o uygarlığı çıkarabiliyoruz. Bugün de kanunlarla tarihi sit alanları korunmaktadır. Demek ki bu husus meşrudur. Akevler bu sit alanlarının bozulmamasını kabul etmektedir. Ancak bunların boş kalmasını kabul etmemektedir.

وَأَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ

Va ErSALNav elSaMAvEa GaLaYHiM

"Onlara semai irsal ettik."

Suyun indirilmesinde irsal değil inzal kulanılmaktadır. Midrar ise irsalle kullanmaktadır. Ala harfi ceri ile gelmektedir. Sema kelimesine hal getirilmektedir. Işık sadece güneşten gelmemektedir. Bütün yıldızlardan gelmektedir. Üzerine denmektedir.

Derre süt veya göz yaşı demektir. Damla demektir. Yuvarlak ve küçük olduklarından dürr denmiştir. Semanın damla halinde irsal olması semadan enerjinin gelmesi demektir. Güneş ışığı enerji kuantumlarından oluşur. Genellikle ışık elektron ve pozitron birleşmesinden oluşmaktadır, ancak dalgalar veya tanecikler halinde gelirler. Yapısı üzerinde fazla bilgimiz yoktur. Işık hem dalgadır hem taneciktir. Var olup yok olarak ilerler. Yani bir dalga olur, bir tanecik olurlar. Birinci tanecik dalga olur. Sonra ikinci tanecik ise ışık hızı ile ilerlemiş olur.  Parçacığın hızı değişmez, sadece birim zamandaki dalga tane değişiminin sayısı değişir. Dalga halinde herken tüm dünyaya yayılmış olur. Yani bütün alanı kaplar ve bütün ışıklar o istikamette ilerler. Tanecik olunca her tane kendi gittiği yere doğru gider. Midrar bunları ifade eder. İsmi zaman, ismi mekân ve masdarı mimidir. DRR damlalar halinde kandır.

مِدْرَارًا

MiDRAvRan

"midrarı"

Midrar damlalar halinde kan anlamındadır. Zaman içinde parça dalga değişimi şeklinde akmaktadır. Akış zamanını, akış mekanını tarif etmiyor.

  Işık maddeye çarptığı zaman parçacıklara dönüşür. Yahut ısınır, sıcaklığı artar. Yani parçalanan ışık parçacığı enerji kaybeder, diğer atomların hızlarını artırırlar. Bir de parçacığın kütlesi artar. Böylece ışık parçacığının kütlesi büyür. Einstein'ın ikinci izafet kanunu budur. Newton tekniğini kulanarak kolayca formülüne ulaşılır. Newton kanunlarını tatil etmemiştir. Onun ışıktaki uygulamasıdır.

 

وَجَعَلْنَا الْأَنْهَارَ

Va CaGaLNav eLEANHAvRa

"Nehrleri ca'lettik."

Nehirler zaten vardı, ama onlar, kanallara alındı, künklere alındı ve tahtlarında oldu. Bu yüzeyde kalan nehirlerdir veya göllerdir, denizlerdir. Yahut toprağın içindedir. Bu da yer altı sularıdır. Bir de kanallar açılır veya künkler döşenir ve yüzeyin altında ama toprağın içinde olmaz buna taht denir. Ca’lettik demekle mevcut akarsuları kanallar ve borulara aldık anlamı çıkar. Milattan önce 500 yıllarına ait seramik borular Anadoluda çokça bulunmaktadır.

تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ

TaCRI MıNTAXTıHiM

"Tahtlarından cereyan eder"

“Tahtahum” demeyip tahtlarından diyerek bastıkları ayakların altında değil de yaşadıkları toprakların altında özel belli borular içinde demektir. Min akacakları yerin belirli olduğunu ifade eder. Yani aktıkları yerleri marifeli kılmaktadır.

فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ

FaEaHLaKNAvHuM BiÜuNUvBiHiM

"Sonra onları zünübleri ile halk ettik."

Ömürlerini doldurmuş artık uygarlaşmaz hale gelmişlerdir. Allah da onları helak etmiştir. Aynı şey bugünkü sermaye ve devlet yönetiminde olacaktır. İki sömürü düzeni vardır. Faiz ve karşılıksız para diğeri de işçilik ve bürokrasi.  Birbirinin bitişik ikizleri olan bu tekel sömürüleri son bulacaktır. Yerine merkezi düzen değil hak düzen doğacaktır. Semt kooperatifleri kurulacak, her semt topluluk içinde bağımsız yaşayacak, topluluk semtin işine karışmayacak. Ama her semt topluluğun bir parçası olacak.

وَأَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ

Va ENŞaENAv MiN BAGDiHiMO

"Onlardan sonra inşa ettik."

İnşa mevcut malzemeyi kullanarak yeni yapı yapma demektir. Toplulukların inşası demek mevcut halk ile yeni topluluklar yapmaktır. Türk halkı değişmeyecek. Çinliler çinli kalacaktır. Sadece düzenleri değişecek. Yeni düzene uymayanlar ayıklanacaktır. Tekrar edelim ki yeni düzen mikroda tarım ve sanayi kooperatifleridir. Makroda yerinden yönetim, hakemler sistemi, teminatlı emeğe dayanan para ve dayanışma ortaklığıdır.

قَرْنًا آخَرِينَ (6)

QaRNan EAvPaRIyNa

"Ahar karnlar."

Karn müfred olduğu halde aherine kurallı erkek çoğuldur. Demek ki karn bir örgüttür. Yeni örgüttü, oluşması bir asırdır. Uygarlık da bin yıldır. Demek ki kısa karnlar yüzer sene, uzun karnlar biner senedir. Kısa dönem bir yıldur. Uzun dönem on yıl olandır. Demek ki yapılar on yılda kendilerini amorti etmelidir. On sene yarı ömür olandır. Yani harcanan emeğin ücreti on senede kira olarak geri dönmelidir. Bugün bir yapının işçiğili en fazla yüz metrekarelik dairenin 200 000 TL’ dir. On senede kendisini amorti edeceğine göre yıllık kira 20000 TL’dir. Aylık kira 1600 liradır. Kira geliri dörtte birdir. Dolayısıyla ailenin net geliri 6400 Lira olmalıdır.

Bakınız Kuran'da karn kelimesinden nereden nereye geldik. Bunu kıyasla yaptık. Kuran'da hükmü bulunmayan bir sorun yeryüzünde yoktur.

 

 

 






Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1120
En'âm Suresi Tefsiri 31-34. Ayetler
12.06.2021 15 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1119
En'âm Suresi Tefsiri 26-30. Ayetler
5.06.2021 53 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1118
En'âm Suresi Tefsiri 20-25. Ayetler
29.05.2021 85 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1117
En'âm Suresi Tefsiri 13-19. Ayetler
22.05.2021 85 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 109 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 111 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 120 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 171 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 180 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 176 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 174 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 466 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 207 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 245 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 264 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 306 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 287 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 312 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 321 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 453 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 896 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 449 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 438 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 615 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 702 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 770 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 849 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 527 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 721 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 773 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 522 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 508 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 700 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 677 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 536 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 588 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 831 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 1635 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 961 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 907 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 1070 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1180 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1322 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 1054 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1292 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1208 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1175 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1247 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 1114 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1229 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35