Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021
350 Okunma, 4 Yorum

KASAS SÛRESİ - 7. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَلَمَّا قَضَى مُوسَى الْأَجَلَ وَسَارَ بِأَهْلِهِ آنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي آتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (29) فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَنْ يَامُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (30) وَأَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَى أَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ إِنَّكَ مِنَ الْآمِنِينَ (31) اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ (32)

 

***

 

فَلَمَّا قَضَى مُوسَى الْأَجَلَ وَسَارَ بِأَهْلِهِ آنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي آتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (29)

FaLamMAv QWAv MUvSav eLEaCaLa Va SAvRa BiEaHLiHIy EAvNaSa MiN CAvNıBı elOUvRı NAvRan QAvLa LiEaHLiHIy iMKuÇUv  EinNIy EaSTu NAvRan LaGalLIy EAvTiKuM MiNHAv BiPaBaRin EaV CaÜVatinMiNa elNAvRı LaGalLaKuM TaÖOıLUvNa

 

“Musa eceli kaza ettiğinde ve ehli ile seyr ettiğinde Tur’un canibinden bir nâr inas etti. Ehline ‘Meks edin. Ben bir nârı inas ettim. Ola ki oradan bir haberle ya da ateşten bir cezve ile size ityan ederim. Ola ki istila ederiz.’ diye kavl etti.”

 

فَلَمَّا قَضَى مُوسَى الْأَجَلَ وَسَارَ بِأَهْلِهِ آنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي آتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

آنَسَ آنَسْتُ سَارَ قَالَ قَضَى

امْكُثُوا تَصْطَلُونَ

نَارًا نَارًا خَبَرٍ جَذْوَةٍ جَانِبِ

الطُّورِ النَّارِ الْأَجَلَ مُوسَى

أَهْلِهِ أَهْلِهِ آتِيكُمْ

إِنِّي مِنْهَا لَعَلِّي لَعَلَّكُمْ لَمَّا

مِنْ مِنَ بِ بِ

لِ فَ وَ اَوْ

(2+2+1)+2+(2+2+1)+(2+2)+(2+1)+(2+2+1)+(2+2+1+3)

5+2+5+7+5+8= 12+12+8=32

سَارَ- قَالَ قَضَى- لَمَّا امْكُثُوا- تَصْطَلُونَ خَبَرٍ- جَذْوَةٍ جَانِبِ- آتِيكُمْ الطُّورِ- النَّارِ الْأَجَلَ مُوسَى إِنِّي –مِنْهَا  لِ-فَ وَ-اَوْ

SYR-QVL QWY-LamMAv MKÇ- ÖLY PBR-CÜV CNB-ETY OVR-NVR ECL-ESV EinNIy- MiNHAv,Li-Fa Va-Eav

 

  1. فَلَمَّا‘daki فَ ne Fa’sıdır ve nereye atfeder?

Musa Şuayip ile anlaşma yapar. O anlaşmaya göre Musa Medyen’de 8 veya 10 yıl kalır. Sözleşmenin sonu gelince oradan ayrılır. “Ecelden hangisini kaza etsem bana haksızlık olmaz” ifadesiyle akit tamamlanır ve Musa 8 veya 10 sene Medyen’de ikamet eder. Burada hazf edilen bir cümle vardır: فَأَقَامَ بِـمَدْيَنَ. Bu hazf edilen cümle, Musa’nın kabul cümlesinden sonra başlayan ikame dönemini akit dönemine atfeder. Bu فَ ile o mahzuf cümleye atıf yapılır. Fa’lar gelir çünkü ikame akdin sonucudur. Ecelin kazası da ikamenin sonucudur.

 

  1. إِذَا değil de لَمَّا gelir, neden?

إِذَا‘da gelecek olay bilinir, olacaktır ama ne zaman olacağı belli değildir. Olayın olma zamanı olayın şartıdır.

لَمَّا‘da ise gelecek zaman bellidir. O gün geldiği zaman manasındadır. Zaman sonucun şartı değildir. Bundan dolayı burada إِذَا değil لَمَّا gelir.

إِذَا gelecek zaman zarfıdır. لَمَّا ise geçmiş zaman zarfıdır. Bu nedenle burada لَمَّا gelmiştir. Lütfi Hocaoğlu

 

  1. Buradaki قَضَى kelimesi neyi ifade eder?

Fıkıhta “eda” kelimesi kullanılır. Kur’an Arapçasında ise edanın karşılığında قَضَى kelimesi kullanılır. “Kader” proje yapmak demektir, böyle böyle olsun demektir.

Sözleşme yapmak bir kaderdir. Kaza ise sözleşmenin uygulanması demektir. Yani yapılan projeye, verilen sözlere göre iş yapmak demektir. Kader her zaman kazaya uygun olmaz. Kaderin içerisine alternatifler konur, kaderi uygulayanlar onlardan birisini seçerler ve kaza kaderde tam açıklanmayan hususlarda uygulamada geçerli hale gelir.

Kazanın ikinci manası, kaderin yani plan ve projenin tamamlanması manasındadır.

Mühendisler ihaleleri bitirince, kabul heyetine yaptıkları işi kabul ettirirler. Böylece kazanın da sonu gelmiş olur.

İşte, kaza kelimesi bir taraftan uygulama süresini gösterirken öbür taraftan da uygulamanın gerçekleştiği ve kabulün yapıldığı zamanı gösterir.

Burada ‘Musa verdiği sözü yerine getirip zamanında devir teslim yapınca’ demektir.

 

  1. “Kaza” ile “eda”yı karşılaştırınız.

“Eda” kelimesi borç ve alacaklarla ilgili olup ödeme manasındadır. “Ödeme” kelimesinin “eda” kelimesiyle akraba olduğuna dikkat edilebilir.

“Kaza” ise bir fiilin, bir görevin yapılmasıdır.

Eda malidir, kaza ise fiilidir. Fıkıhta eda kaza yerine kullanılır. Eda aynen, mislen, kıymeten ve bedelen yapılır. Kaza bunların hepsini içerir. Kur’an’da ise daha çok aynen yapılan edalar “eda” kelimesiyle ifade edilir.

 

  1. جَعَلَ الْأَجَلَ demiyor da قَضَى الْأَجَلَ diyor, neden?

Eğer sadece o müddet beklenseydi, arada uygulamalar yapılmasaydı o zaman جَعَلَ الْأَجَلَ derdi. Oysa kazada işi yapma ve bitirme vardır. Musa sadece 8 veya 10 seneyi beklemez, o müddet içerisinde kendisine yüklenmiş olan görevleri de yerine getirir. O halde “kaza” kelimesinde ecel sadece teslim etmek değil, gerekeni yaparak tamamlamak anlamındadır. O halde “kaza” tamamlayarak yapma demektir.

 

  1. Neden Musa قَضَى’nın faili olur?

Meçhul olarak قُضِيَ الْأَجَلُ denmesi gerekirken, “Musa eceli kaza etti” denir.

Bunun anlamı şudur. Ecel borçlu üzerinde geçerli olup süreyi tamamlamak zorundadır. Tamamladıktan sonra devam edilemez manası çıkmaz. Bundan dolayıdır ki borcun vadesi gelince, borçlu ödeme yapmakla mükellef değildir. Talep olduğu takdirde yapmak zorundadır. Talep olmadıkça borçlu ödemeyi erteleyebilir.

Bu hükmün ifadesi için “Musa eceli kaza etti” denir.

Eceli kaza etti dediği için Musa 8 yılı tamamlamıştır. Ecel kaza edildi deseydi Musa 10 yılı tamamlamış olacaktı. Lütfi Hocaoğlu

 

  1. الْأَجَلَ marifedir, hangi eceli gösterir?

Bu ecel 8 veya 10 yıl ecelidir. İkisinden birisine yani 8 veya 10’a işaret eder.

Burada bir kural ortaya konmuş olur. İkisi marife ama hangisinin olduğu belli olmayan yerlerde de marifelik vardır. “Dün Ahmet veya Hasan geldi, ilk işi hastayı ziyaret oldu.” dediğimiz zaman, burada Hasan veya Ahmet’ten biridir. Zihnen marifedirler. Gelen hangisiyse hastayı o ziyaret etmiştir. Yani ahdi zihni ile marife olduğunu bu ayet kanıtlar.  

Bunu ifade etmek için hangi eceli kaza ettiğini belirtmez.

Öncesinde marife iki ecel dediği için buradaki marife ecel ya 8 ya da 10 yıldır. Eğer 10 yıl olsaydı Musa kaza etmiş olmazdı. Ecel zaman dolduğu için gelmiş olurdu. Meçhul fiil olarak gelirdi. Malum fil olarak Musa kaza etti dediği için eceli belirleyen Musa’nın iradesi olmuştur. 10 yıl olsaydı iradesine gerek yoktu. Zaten ecel dolmuş olacaktı. Bu nedenle buradaki 8 yıldır. Lütfi Hocaoğlu

 

  1. Musa 8 seneyi mi 10 seneyi mi doldurur?

Kur’an’ın burada bu hususta açık bir beyanı yoktur. Tevrat’ta ne anlatıldığını tespit edip buraya eklemeniz gerekir. Seminerleri iyi anlamak istiyorsanız katkıda bulunmaya çalışabilirsiniz.

 

  1. فَسَارَ demiyor da وَسَارَ diyor, neden?

Musa ecelini doldurur doldurmaz hemen hareket etmez. Belli bir müddet sonra ayrılıp gitme kararını alır. Neden ayrılır?

Çobanlık döneminde büyük aileler oluşur. Aile içinde değişik fertler değişik işleri yaparak yaşayabilirler. Ancak hücreler büyüyünce yüzeylerin hacimlere oranı düşer, dolayısıyla hücre yetecek besini bulamaz, ayrılıp iki hücre haline gelir.

Ailelerde de durum böyledir. Belli sayıyı ve yaşı bulunca ailenin çalışma yapısı aksamaya başlar, dolayısıyla bölünme zorunluluğu vardır. Çobanlık döneminde bir sürünün belli bir büyüklüğü vardır ve bu sürüyü besleyecek belli bir mera vardır. Büyüyen aile sürülerini bölmek zorundadır ve kendisine ayrı mera bulma durumundadır.

Medyen’in çevresinde olan yerler henüz dolmuş değildir. Musa’nın sürüsünü alıp kendisine yeni mera alanı arama durumu vardır. Musa bunun için ayrılmış olabilir.

Aileye gelinler gelirler, onların çocukları olur, anneler çocuklarını diğerlerinden daha yakın hissederler, dolayısıyla gelinler arasında geçimsizlik doğar. Bunun sonucu olarak aileler bölünmek zorundadır. Bu bölünmenin ekonomik yapılara göre durumları farklıdır.

Şeriatta aile karı-koca, küçük çocuklar ve yaşlı anne-babalardan oluşur. 15 yaşına gelen kız ve erkekler kendilerine eş bulup yeni aile kurarlar. 100 lojmanlı işyeri apartmanları bunların meskenlerini ve işyerlerini hazır bulundurmuş olur. Demek ki bu ayrılma bize 100 lojmanlı işyeri apartmanlarındaki iş ve mesken beraberliği sistemini bir daha hatırlatır.

 

  1. “Seyr” ile “seyahat” arasında ne fark vardır?

“Seyr” bir iş amacıyla dolaşmadır. Alma, satma, hicret etme gibi gayesi olan dolaşmadır.

“Seyahat” ise sadece dünyayı gezip görme, insanlarla tanışma ve ruhi yorgunluğu giderme amacıyla yapılan yolculuktur.

Musa seyahat etmiyor, seyr ediyor yani kendisine yerleşeceği yer arıyor.

 

  1. Musa nereye gidiyor? Niçin ayrılıyor?

Musa nereye gittiğini kendisi de bilmiyor. Büyüyen ailenin ayrılması ekonomik zaruretlerden dolayı zorunlu olduğu için Medyen’i terk ediyor. Ailesini ve sürülerini almış ve yola çıkmıştır. Tesadüfler onları bir yere götürecektir. Mısır’a dönmeyi düşünmemektedir. Ancak kervan Medine’den (Yesrib’den) çıkarak Mekke’ye, oradan Cidde’ye yönelmiştir. Cidde’den Mısır’a gidip gelen kervan vardır. Şimdilik boş alan bu hat üzerindedir. Diğer yerler dolmuştur. Musa da kendisine bu hat üzerinde yer aramaktadır.

 

  1. مَعَ أَهْلِهِ demiyor da بِأَهْلِهِ diyor, neden?

مَعَ beraber olan kimseler içindir, geçicidir. بِ ise harfi cerdir. Sebep Ba’sıdır. Ayrıca tadiyeyi ifade eder.

Musa ehline yaşamaları için yer aramaya gitmektedir. Ayrıca onları o götürmektedir. Yani buradaki بِ sebep ve tadiye Ba’sıdır. Bizim açıklamalarımızı tekit etmektedir.

 

  1. Ehlinden kastı kimlerdir?

“Ehli beyt” dediğimizde karı-koca, çocuklar ve yaşlı anne babalar anlaşılır.

Musa’nın anne babası yanında değildir. Eşinin de babası ve annesi Medyen’de kalmışlardır. Dolayısıyla ehli beyt, kendileri ve çocuklarından ibarettir. Bununla beraber, kendilerinin yanında kalan çobanlar varsa onlar da ehildendir, ehli beyttendir.

 

  1. “İnas etti” diyor da “Rey etti” demiyor, neden?

“Rey etmek”, “basar etmek”, “nazar etmek” görme anlamında oldukları gibi, başka manaları da içerirler. Mesela, rey etmekte gözle görme şartı yoktur. Beyninizde oluşan bir kanaat da reydir. Basarda çevresiyle birlikte görme vardır. Nazarda ise gelecekle birlikte görme vardır.

Musa’nın gördüğü ateş bunlardan hiçbirisi değildir. Sadece onunla karşılaşır.

إِنْس kendi tarafı demektir. Çevremiz vardır, ikiye ayrılır. Ya bizimle barışıktır, bize yarar, bizimle beraberdir ya da karşımızdadır, bize saldırır. İşte, bizim tarafta olanlara إِنْس, karşı tarafta olanlara ise وَحْش veya عَدُوّ denir. Yangın görse o zaman آنَسْتُ diyemezdi. “Ateş gördüm ama bizim tarafta olan bir ateşi gördüm, zararsız ateşi gördüm, insanlığa yarayan ateşi gördüm.” demek için آنَسْتُ kelimesini kullanır.

 

  1.  آنَسْتُ kelimesini inceleyiniz.

إِينَاس, أُنْس kelimesinin if’al babıdır. Sadece görme anlamında değil, yaşama anlamındadır da. Bir kurt vahşidir. Bir köpek ise munistir. Karşılaştığımız bir şeyi kendi tarafımıza alırsak inas etmiş oluruz, karşımıza alırsak adavet etmiş oluruz.

 

  1. Tur canibinden diyor, Tur/الطُّورِ nerededir?

الطُّور kelimesi bir dağın özel ismi midir, yoksa belli bir özelliği taşıyan dağın nev’ ismi midir? Bu hususta genel kabul Sina Yarımadası’nda bulunan dağın adıdır.  Ancak Kur’an’da bunu kanıtlayan bir manayı daha bulmuş değiliz. Düşüncelerimizi buna göre yorumlamamız gerekir. Biz mukaddes vadi olarak Arafat’taki vadiyi anlıyoruz. Böyle olduğu takdirde bu vadinin bulunduğu yerde Tur benzeri bir dağa rastlayamıyoruz. Ancak Mekke’nin bulunduğu dağı, Sevr mağarasının olduğu yeri Tur olarak düşünebiliriz. Marife gelir. Çünkü orada maruf bir dağdır. Eğer الطُّور kelimesini bir dağın özel ismi olarak kabul edersek, o zaman Sina Yarımadası’ndaki Tur dağıdır. Musa’nın gittiği yönün sağındadır. Yani Musa Arafat Dağı’nın güneyinde batıya doğru gitmektedir. Eğer Mekke’deki dağsa, o zaman da Arafat Dağı’nın doğusundan güneye gitmektedir.

Bu hususta tam bilgiye sahip olmamız için Mekke ve çevresinin yapısını iyi bilmemiz gerekir. Kazılar yaparak buralardaki hayatın tarihini ortaya çıkarmamız gerekir.

Kömürün bir özelliği vardır. 12 veya 14 atom çekirdekli olmaktadır. 14’lü atom çekirdeği zamanla bozularak 12’li atom çekirdeğine dönüşür. Canlılar ilk hücrede 14 atomlu kömürü belli oranda bulundururlar. Hücre canlıyken bunu korur. Hücre öldüğü zaman 14 atom çekirdekli kömür azalmaya başlar.

İşte, biz azalan miktarı oran olarak tespit ettiğimizde, o hücrenin öldüğü zamandan bugüne kadar geçen zamanı verir. Bu sayede biz, canlı kalıntılarının ömürlerini biliriz. Dolayısıyla herhangi bir yeri kazıdığımız zaman eğer orada canlılar yaşamışsa o yerin geçirdiği safhaları kolaylıkla tespit ediyoruz. (Carbon-14 tarihleme metodu)

İslam âleminin bu hususta çalışmaları yoktur. Batılılar da çalışmıyor. Dolayısıyla bu husustaki araştırmalar Akevler’i bekliyor.

 

  1. الطُّورِ nerededir?

الطُّور özel isimse Sina Yarımadası’ndadır. Genel isimse değişik yerlerde vardır. Bir tanesi de Mekke’de olandır. Bunun için önce الطُّور kelimesini tahlil etmek gerekir.

الطُّور Kur’an’da Musa’nın kıssasında geçer. Bunun dışında “Tur’a yemin olsun, mestur kitaba da yemin olsun” ayeti vardır (Tur 52/1-2).

Ayrıca insanların değişik tavırlarda yaratıldığı bildirilir. (وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا Nuh 71/14)

Biz Tur’u bugünkü bilgisayarlar olarak anlıyoruz. Tavırların tespit edildiği alan demektir. DNA’lar Kur’an’da salsal (صَلْصَال) ile ifade edilir. Bilgisayarlardaki 0-1’ler de طُور ile ifade edilir. Tur dağının bu ismi almasının sebebi, İbrahim peygamberin Mısır’a giderken bu dağa çıkıp oraya Tevrat’ın sayfalarından bir kısmını gömmesidir. Musa sonra bu sayfaları tuğlalar üzerinde yazılmış olarak bulacaktır. Bu özelliğinden dolayı bu dağın adı الطُّور olmuştur ve bize göre bu özel isimdir. Yani böyle bir özelliği taşıyan başka bir dağ yoktur. Olmadığı için bu onun özel ismidir.

Tin suresinde وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ (1) وَطُورِ سِينِينَ (2) وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ (3) ayetlerindeki طُورِ سِينِينَ ifadesi Toroslardır. Öncesindeki incir ve zeytin Akdeniz bölgesinin ağaçlarıdır. Tur’u onların fevkine yükselttik dediği zaman töreyi, kuralları ifade etmektedir. Tur kelimesi ile Tevrat, töre, tören kelimeleri ilişkilidir. İngilizcedeki tradational kelimesi de bununla alakalıdır. Ritüel kelimesinde de aynı harfler vardır. Hüseyin Kayahan

 

  1. امْكُثُوا ne demektir?

مَكْث ara verme demektir. Kur’an’da ayetler okunurken müks üzerinde okunması istenir. Peygamber de namaz kıldırırken bir ayet okur, ondan sonra o ayet kadar durur, sonra ikinci ayete başlardı. Bu, ayeti anlamak için düşünme veya çevirileri dinleme zamanıdır.

Burada da “Bekleyin” diyor. ‘Ben gidip geleceğim, o zamana kadar burada durun, hayvanları gözetin.’ anlamındadır.

Bir başkanın yerinden ayrılıp gittiği zaman gelinceye kadar topluluğun işlerini yapmaları için gereken talimatı vermek mekstir.

 

  1. Zaten meks halinde değiller mi?

Sakin durumdadırlar. Ancak sorumlu değiller. Yani kendilerinin ve hayvanlarının ihtiyaçlarını giderme sorumluluğu Musa’ya aittir. Musa uzaklaşırken onlara beklemelerini söyler.

 

  1. Neden “Meks edin” diyor?

Kendisinin gittiğini ve ailenin yürüyen işleri yürütemeyeceğini beyan etmiş oluyor.

Bunun çok önemli bir anlamı vardır. Sorumluluğu yüklendiğin bir işten uzaklaşmak zorunda kaldığın zaman yerine o sorumluluğu taşıyacak bir vekil atama emri vardır burada.

Burada başka bir şey daha öğreniyoruz. Değişik işlere değişik vekiller atanabilir. Cumhurbaşkanı eğer yurtdışına gidecekse yerine bir vekil değil değişik görevliler atanabilir.

Biz bunun için sıralama usulüyle heyetin içinden kıdemlileri belirliyoruz. Sadece toplantıları yönetme, geçici kararlar alma görevini en kıdemlisi kim ise ona bırakıyoruz.

Burada da Musa امْكُثُوا demekle vekilini kendisi tayin etmez. Kurallar gereği görevler yapılır. Yoksa içlerinden birine, “Ben gidiyorum, sen benim yerimde bu işi yap” diyebilir

Kur’an’daki her kelime bir düzeni ifade eder.

 

  1. Nârı Musa görür de onlar niçin göremezler?

Musa yerleştikleri yerden ayrılıp çevreye bakınır, nerede ne var diye araştırmaya başlar. Yer engebeli bir yerdir. Yerleştikleri yerden her taraf görülmez. Musa’nın gördüğü yer farklıdır. Bununla beraber Musa’ya görünen ateş yanındakilere görünmez. Çünkü Musa’nın gördüğü ateş gerçekten ateş değildir.

 

  1. Musa neden onlardan ayrılır ve dolaşmaya çıkar?

Musa’nın ateş görmesi gece mi olmuştur yoksa gündüz mü olmuştur? Musa çevreyi araştırmaya gece mi ortaya çıkmış yoksa gündüz mü? Ayette buna işaret yoktur. Gündüz çevreyi araştırma için normal zamandır. Böyle anlamamız daha doğrudur.

 

  1. لَعَلَّ kelimesini inceleyiniz. Burada ne anlamdadır?

Bir kimseye bir şeyi yapmayı emreder veya ondan bunun yapılmasını isterseniz لِ harfini kullanırsınız. Siz yapmasını talep etmiyorsunuz ama muhataplara onu sağlamak için imkân sağlıyor ve onlardan bunu yapmasını istiyorsanız, o zaman لَعَلَّ kelimesini kullanırsınız. Burada لَعَلَّ kelimesi “belki de bunu elde edebilirim” anlamındadır.

 

  1. “Ateşten bir haber getiririm” diyor, ateş nasıl haber verir?

Ateşte olanlardan haber getiririm anlamındadır. Buna meanide civar alakası denir. Ateş konuşamayacağına göre karine-i maniye vardır, hakiki mana verilemiyor. O halde mecazi mana verilecektir. Karine-i daiyeye ihtiyaç vardır. Burada ateşi yakanlar veya ateşte bulunanlar anlamındadır.

 

  1. خَبَر nekredir, beklenen nekre haber nedir?

Beklenen haber yok demektir. Onların bir bildiği olabilir. O bildiklerinden yararlanacaktır demektir. Eğer marife olsaydı bunların bir sorunu olurdu ve o sorunu soracağını söylemiş olurdu. Demek ki bunların yolculuk hususunda bir sorunları yoktur.

 

  1. “Ateşten bir cezve getiririm” diyor, ateş/نَار kelimesini niye tekrar ediyor?

Birinci ateşle ikinci ateş farklı manalardadır. Birinci ateş, ateşin yanında olan kimseleri, kişileri ifade eder, mecazi manadadır. İkinci ateş ise gerçekten var olan bildiğimiz ateştir; işte o ateşten parça getirecektir. Demek ki bir kelime başka bir manada kullanılacaksa zamir gönderilmez, kendisi tekrar edilir.

İlk başta Musa bir نَار inas etti diyor. Sonra نَار inas ettim diyor. Bu nedenle zaten نَار kelimesinin tekrar edilmesi gerekir. Birisi içindeki his iken diğeri söylediğidir. Tayibet Erzen

 

  1. Cezvede ateş kelimesini tekrar eder ama haberde zamirle işaret eder, neden?

آنَسْتُ نَارًا‘deki نَارًا, gerçek manadaki ateş anlamında değildir. ‘Ateş yakanları gördüm’ anlamındadır. Musa yalnız ateşi görmemiş, ateş yakanları da görmüştür. Bunun anlamı çevrenin aydınlık olmasıdır. Yani bu görme gece değil gündüz olmuştur. Musa ateşle beraber ateşi yakanları görmüştür. Bundan dolayı zamirle ifade etmiş ama ateşten parçayı ifade etmek için de hakiki manayı kullandığı için tekrar etmiştir.

 

  1. لَعَلَّكُمْ‘daki كُمْ zamiri neyi ifade eder, kimleri gösterir?

Arapçada كُمْ ‘siz’ anlamında olduğu gibi ‘siz ve ben’ yani ‘biz’ manasındadır da. Türkçede ise ‘sen ve biz’ manasındadır. Buradaki zamiri, Musa da dâhil bütün aileye gider. Yani ateşten Musa da yararlanacaktır.

 

  1. “İstila” (تَصْطَلُونَ) kelimesini tahlil ediniz.

صَلْي Güneş’in ısıttığı kaya parçasıdır. Bazı yiyecekler oraya konarak kurutulur veya pişirilirdi. Sonra kelime olarak ısıtma manasına veya pişirme manasına gelmiştir. Sonra ي harfi و‘a dönüşmüştür. Salat/صَلَاة ise eğitme anlamında askerlikteki içtima anlamındadır.

 

  1. Musa bu seyahatini hangi mevsimde yapar?

Isınma ihtiyacını hissettiklerine göre kış mevsiminde yapar.

Neden kış mevsimini seçer?

Çünkü sonbahara kadar çobanlıkta ve çiftçilikte hazırlıklar yapılır, ilkbaharda kuzular doğar ve yeni hayat başlar. Musa da Medyen’de yılını tamamlar ve yeni yıl için yolculuğa çıkar. Bundan dolayı kış mevsimini seçer.

 

  1. Musa ateşi yakacaktır, odunu nerede buluyor?

Çöllerde ve ovalarda odun yoktur. Ancak ormanlık yerlerde, suların aktığı yerlerin civarında ağaçlı yerler vardır. Kervanlar güzergâhlarını seçerken önce suyun olup olmadığına bakarlar. Sonra yolda otlak olup olmadığına bakarlar. Sonra da ateş yakmak için ağaçlı yerlerin bulunup bulunmadığına bakarlar. Ondan sonra kolay gidilebilecek yeri seçerler. Dolayısıyla kervanların geçtiği yerlerde yakacak ağaçlar vardır. Bundan dolayıdır ki Musa ailesiyle kervana katılmasa bile kervan yolunu takip etmek zorundadır.

 

  1. Musa’nın bulunduğu yer ormanlık bir yer olduğuna göre, burası neresidir?

Biz burasının Arafat Dağı’nın doğusu ve güneyi olduğu görüşündeyiz. Belki de kuzeyden gelen kervan yolunun batıya doğru doğrulduğu dönemeç yeridir. Burası o zaman ormanlık olmalıdır. Bunu karbon14 ile tespit etmemiz çok kolaydır. Bizim bu anlattıklarımız isabetliyse ileride bu ağaçlık yer tespit edilecektir.

Demek ki, gençlerimiz seminere devam ederken, kimileri de arkeoloji fakültelerini bitirmekle mükellef olacaklardır. Bugünkü gençler duymuyorlar ama yarın Allah başka gençleri görevlendirecek ve onlar duyacaklardır.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. SYR-QVL (سير - قول)

سَيْر bir işin yapılması için yeryüzünü dolaşıp ilgili kimseleri bulmaktır.

قَوْل ise bu dolaşma esnasında sözleşmeler yapmaktır.

Eskiden dolaşırlarken malları da develerine yükleyip götürüyorlardı. Yani kavlin yanında fiil de vardı. Bugün ise yalnız kavl vardır. Siz sözleşmeyi yaparsınız, ödenecek nakdi ise bankaya havale edersiniz, ödenecek malsa kargoya havale edersiniz. Ne var ki bugünkü kargo ve banka kâr amacıyla oluşturulduğu için hareketler yarıya kadar düşmektedir.

Şeriat düzeninde ise gerek banka gerek nakliye vakıf hizmetlerindendir. Kurallar içinde bir merkeze bağlı olmadan kendi kendine çalışmaktadır veya çalışacaktır.

 

  1. QWY-LamMAv (قضي - لَمَّا)

“Kaza etmek” demek bir işi sonlandırmak demektir. Başlanan bir işi tamamlamak demektir. Ancak قَضَى işi sürdürme anlamındadır da. Uzun bir zamanı içine alır. Eğer قَضَى kelimesine işi bitirme manası verilecekse لَمَّا ile kullanılır. قَضَى رَبُّكَ derken ‘Rabbin böyle yapar.’ demektir. ‘Kader şeklinde değil de kaza şeklinde icraat yapar.’ demektir. قَضَى أَجَلًا dendiğinde ise ‘işi tamamladı’ manasındaysa o zaman لَمَّا قَضَى olarak gelir.

 

  1. MKÇ- ÖLY (مكث - صلي)

مَكْث ‘belli bir zamanı bekleme’ anlamındadır. صَلْي ise pişme, olgunlaşma anlamındadır. Yemek pişirme sanatının temel dayanağı مَكْث ve صَلْي dir. Kaç derecede ve kaç dakikada ateşte tutacağız? Daha az ve erken indirirseniz pişmemiş olur. Daha çok sıcaklıkta ve geç indirirseniz yanar. Bütün olaylar böyledir. Her şeyi kıvamında yapacaksınız. Şeriat bu kıvamı öğretir.

 

  1. PBR-CÜV (خبر- جذو)

خَبَر başkalarından alınan bilgidir. Bunun özelliği bilgiyi verende bir şey eksilmemesidir. Bir adamın 10 kilo armudu varsa, ikisini size verdiği zaman kendisinde 8 kilo kalır ama bir adam bir haberi veya bilgiyi size verdiği zaman kendisinde bir şey eksilmez.

Bugünkü Batı dünyası haberi de armut gibi kabul ederek haberi verene bir pay tanır. Şeriat düzeninde ise haber veren, eğer haber için bir zaman harcamışsa, bu haberi kamu satın alır. Yani harcadığı emeğin payını verir ama haber eksilmediği için haberden yararlanma karşılıksızdır. Dolayısıyla haber veren haber alandan bir şey talep edemez.

جَزْوَة ise ateşten bir parçadır. Onda da durum aynıdır. Ateşi veren kimsenin ateşi eksilmez. Dolayısıyla ateşi veren kimse ateşi alan kimseden bir ücret talep edemez.

Buna işaret etmek için eşleştirilirler.

 

  1. CNB-ETY (جنب - ءتي)

جَنْب ‘yan’ demektir. Uzak yanı da içerir. جَار da ‘yan’ demektir ama جَار ‘yakın olan yan’ demektir. جَاءَ‘de yakın olanların toplanması anlamı vardır. Başka bir ifadeyle çekim kuvveti yakınlıkla orantılıdır. Uzaklığın tersinin karesine orantılıdır. أَتَى‘da ise uzak yerden bir kanal içinde akarak gelmesidir. جَنْب uzak yeri ifade ettiği ve أَتَى‘da uzaktan gelmeyi ifade ettiği için aralarında konum ilişkisi vardır. Bunun için eşleştirilirler.

 

  1. OVR-NVR (طور - نور)

نُور aydınlıktır. Ayrıca ışık kuantumunu ifade eder. Kuantum demek, enerjinin zaman içindeki parçası demektir. Bilgisayarlar kuantumlarla çalışırlar. Kuantum varsa 1, kuantum yoksa 0 olarak gösterilir ve böylece bir çift ifade edilmiş olur. Bu çiftlerin istenildiği şekilde organize edilmesiyle bilgisayar programı oluşur. İnsan beyni de böyledir. Kâinat ise gerçek kuantumlardan oluşur. Bir yerde yok olurlarsa başka yerde var olurlar. Parçacıklar da ışığa (dalgaya) dönüşürler veya ışıktan parçaya dönerler. Aralarındaki bu dengeden dolayı eşleştirilirler.

 

  1. ECL-ESV (ءجل - ءسو)

أُسْوَة ‘örnek olmak’ manasındadır. İnsanlar özgür yaratılmışlardır, kendi içtihatlarıyla hareket ederler. Ancak içtihat yapabilmeleri için kendilerinden önce gelenlerin yaptıklarından örnek almaları gerekir. Örnekler geneldir. Yer ve zaman dışındadırlar. Örneklerle tespit edilecek hükümler zaman içine alınırlar. İçtihat demek, belli kuralların bir yerde belirlenmiş zaman içinde uygulanması demektir. O halde nass kuralları ortaya koyar, içtihat da bu kuralları zaman ve mekân içinde yerleştirir. Zamanlamasını yapar. Bunu ifade etmek için bu iki kelime eşleştirilir.

 

  1. EinNIy- MiNHAv (إِنِّي - مِنْهَا)

إِنِّي ‘ben’ demektir. Sorumlu kişiyi ifade eder. مِنْهَا ise kişinin dışında kalan varlıkları ifade eder. İnsan dışarıdan aldıklarıyla vardır. Beden dışardan alınanlarla oluşur, ruh da dışardan alınanlarla kişilik kazanır. Bunu ifade etmek için eşleştirilirler.

 

  1. Li-Fa  (لِ - فَ)

لِ bir işin hikmetini, فَ ise bir işin illetini gösterir. İllet hikmet içindir. Bazı zaman düşüncelerimizin içine girmesiyle hikmet ve illet ilişkisine işaret edilmiş olur.

 

  1. Va-Eav (وَ - أَوْ)

وَ, mantıkta ‘A varsa B de vardır’ ilişkisini ifade eder.

أَوْ ise ‘A varsa B bazı yerde vardır bazı yerde yoktur’ anlamındadır.

Bütün mantık ve matematik bunun üzerine kurulur.

 

Öz Türkçe ile:

“Musa süreyi doldurduğu ve çoluğuyla yola koyulduğunda Tur yanından bir ateşle karşılaştı. Çoluğuna ‘Bekleyin. Ben bir ateşle karşılaştım, ola ki size oradan bir bilgi ya da ateşten bir tutuşturucu getiririm. Ola ki onunla ısınırız.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Musa eceli kaza ettiğinde ve ehli ile seyr ettiğinde Tur’un canibinden bir nâr inas etti. Ehline ‘Meks edin. Ben bir nârı inas ettim. Ola ki oradan bir haberle ya da ateşten bir cezve ile size ityan ederim. Ola ki istila ederiz.’ diye kavl etti.”

 

فَلَمَّا قَضَى مُوسَى الْأَجَلَ وَسَارَ بِأَهْلِهِ آنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي آتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (29)

 

***

 

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَنْ يَامُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (30)

FaLanMAv EaTAyHAv NUvDiYa  MiN ŞAvOıEi eLVAvDIy EaYMaNı  Fıy eLBuQGati  elMüBAvRaKati MiNa elŞaCaRati EaN YAvMUvSAv EinNIy  EaNa ealLAvHuRabBu eLGAvLaMIyNa

“Ona ityan ettiğinde mübarek buk’ada olan eymen vadinin şatiinden, şecereden ‘Ya Musa, Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.’ diye nida olundu.”

 

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَنْ يَامُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

أَتَاهَا نُودِيَ

شَاطِئِ رَبُّ

الْعَالَمِينَ مُوسَى

 الْمُبَارَكَةِ اللَّهُ الْوَادِ الْأَيْمَنِ الْبُقْعَةِ ا لشَّجَرَةِ

إِنِّي أَنَا لَمَّا

فَ فِي مِنَ مِنْ أَنْ يَا

2+(2+1)+1+(2+2+2)+(2+1)+(2+2+2) =21=6+6+6+3=16+4+1

أَتَاهَا- نُودِيَ شَاطِئِ- رَبُّ مُوسَى- الْعَالَمِينَ الْوَادِ- الْأَيْمَنِ لشَّجَرَةِ- الْبُقْعَةِ اللَّهُ-الْمُبَارَكَةِ إِنِّي- أَنَا فَ  -فِي   أَنْ- يَا

ETY-NDV ŞOE-RBB ESV-GLM VDY-YMN ŞCR-BQG elLAH-BRK EinNIy-EaNa Fa-FIy Ean-YAv

 

  1. فَلَمَّا‘daki فَ harfi ne harfidir, nereye atfediyor?

Musa bunu söyledikten sonra yola koyulur ve ateşin yanına varır. “Yola koyuldu” cümlesi hazf olunur. Onun yerine mahzuf cümleye atıftan sonra atıf yapılarak oraya varıldığı ifade edilir.

 

  1. Neden لَمَّا gelir?

لَمَّا gelmiştir çünkü olanlar takdir edildiği zamanın dolmasıyla oluşur. Oluş zamanı bellidir. Onun için إِذَا değil لَمَّا gelir.

 

  1. أَتَاهَا‘daki هَا zamiri nereye gider?

Ateşe gider.

Arapçada dişilik alameti olan kelimeler vardır. Bir de dişilik alameti taşımadığı halde dişi olan 100-150 civarında kelime bulunur. Bunlara zamir dişi olarak gider. Bunlar insandaki çift uzuvlardan birisinin adıysa dişi zamir alır. Göz dişi bir kelimedir. Bir de eğer bir şey doğurgansa, üreticiyse, o kelimeler de dişidir. Örnek olarak güneş, ışığı ürettiği için dişidir ama ay, ışığı üretmediği için erkek kelimedir. Nâr da ısıyı ürettiği için dişi kelimedir. Dolayısıyla burada dişi zamirle işaret edilir.

 

  1. Musa ateşin içine mi girer?

Evet, ateş kelimesi bundan önceki ayette mecazi ve hakiki manalarda kullanılır. Mecazi manası çevresidir. Hakiki manası ateşin kendisidir. Burada işaret edilen mecazi manadaki nârdır. Ateşin içine varmaz da ateşin çevresine varır.

 

  1. نُودِيَ neden meçhul gelir?

Allah ateş olarak görünür. Ancak ateş Allah değildir. Nida eden de ateş değildir. Allah’ın kendisi de doğrudan nida etmez. Bir ses olarak nida edilir. Musa bunu kulaklarıyla duyar ama bu sesi Allah kime çıkartır?

İnsan beyni dışarıdan gelen işaretleri önce 01’lere çevirir sonra onu beyne ulaştırır. Beyin onu ses halinde veya şekil halinde anlar. Sesin bu yolculuğu sırasında araya melekler veya cinler (şeytan) girer ve gerekli değişikliği yapar. Beyine bazen dışarda söylenmeyen sesler katılmış olur. Böylece beyin söylenmeyeni duymuş olur. Psikolojide bu bilinir ve buna ilham denir.

Musa’ya burada görevli melekler Allah adına söylemişlerdir. “Allah söyledi” dediğimizde mecazi olarak söylemiş oluruz. Allah beyine söyletti, dile söyletti anlamındadır. Burada mecazi olarak değil de meçhul sığasıyla ifade edilmiştir.

 

  1. Naibi faili kimdir?

Naibi faili Musa’dır (هُوَ). Musa’ya hitap edilir.

 

  1. شَاطِئِ ne demektir?

شَاطِئ ‘kıyı’ demektir. سَاحِل de ‘kıyı’ demektir. “Sahil” denizin veya suyun içine girip çıkılan, genellikle kumluk olan kıyı anlamındadır. شَاطِئ ise daha çok yarın bulunduğu deniz veya nehir kenarıdır. Sahil deniz ile karayı birleştiren ve geçişi kolaylaştıran yerlerdir. شَاطِئ ise karayla denizi veya ırmağı kesen ve alanı ikiye bölen, köprüsüz geçilemeyen yerlerdir. Türkçedeki “Kıyı” kelimesi her ikisini de içerir.

 

  1. جَانِبِ demez de neden شَاطِئِ der?

جَانِب uzak yerin adıdır. شَاطِئ ise hem kıyı anlamındadır hem de kıyının içindedir.

 

  1. الْوَادِ marifedir, neresidir?

Bizim kabul ettiğimiz yoruma göre شَاطِئ Arafat Dağı’na ulaştıran vadidir.

Yapısı hakkında çok bilgim yoktur.

Böyle bir vadi var mıdır? Kaç tanedir? Bu vadiler hangi taraflara açılır?

الْوَادِ iki yaka anlamındadır ama bir dağın iki eteği anlamına da gelebilir. İkinci manayı verdiğimiz zaman gerek yüksek dağ olsun gerekse sıra dağ olsun hepsinin iki yamacı vardır. Güneş’e bakan yamaç var, bir de Güneş’e bakmayan yamaç var. Güneşe bakan yamaca “eymen vadi” denir. Türkçede güngören anlamındadır. Bunlar yaz kış güneş görürler. Diğer taraftaki vadi ise hiç güneş görmez veya yazın görür kışın görmez ya da az görür.

 

  1. Vadi’nin sıfatı eymendir, ne anlama gelir?

Yolcuya göre gidiş istikametinin sağında olan vadi anlamına gelebildiği gibi yamacın güneye bakana kısmına da eymen sıfatı verilir.

 

  1. الْبُقْعَةِ ne demektir?

الْبُقْعَةِ kelimesi burada geçer ve Kur’an’da sadece 1 defa geçer.

Planlamada yeryüzü kıtalara ayrılır. Bu ayrılma fizikidir yani Allah’ın onu öyle yaratmasıdır. Kıtaların içinde ülkeler yerleşmiştir. Ülkelerin sınırları fiziki değil siyasidir. Ülkeler bölgelere ayrılır. Bölgeler de doğal sınırlarla birbirinden ayrılır. Bölgeler içinde iller bulunur. İllerin sınırları siyasidir, doğal değildir. İllerin içinde ilçeler vardır. İlçelerin sınırları da doğaldır. İlçelerin içinde bucaklar vardır. Bucakların sınırları siyasidir. Bucaklarda semtler vardır. Bunların sınırları da doğaldır. Semtlerde planlama yapılır, her yere bir fonksiyon yüklenir.

Aynı doğanın bulunduğu, tarımın ve yerleşim yerinin bulunduğu yere بُقْعَة denir. بُقْعَة bugünkü kullanılışta ‘ada’ demektir. Yani yapısı tek şekilde değerlendirilen, sınırlı kara parçalarının adı بُقْعَة’dir. İnsanlıkta, ülkelerde, illerde, bucaklarda henüz semtlere dönüşmemiş yerler vardır. Yani insanlar henüz orada gidip yerleşmemişlerdir. Bu yerler de adalara ayrılmıştır, bunlar büyük adalardır, bunlara da بُقْعَة denir.

 

  1. الْبُقْعَةِ Marifedir, neresi kastedilir?

Bize göre Arafat Dağı’nın bulunduğu بُقْعَة o zaman ormanlıktı. Bir devletin buk’ası değil, insanlığın buk’ası halindeydi. Buralar henüz devlet aşamasına gelmemişti. Marife getirilerek kastedilen بُقْعَة burasıdır.

 

  1. الشَّجَرَةِ kelimesi de marifedir, hangi ormandan bahsediyor?

شَجَر de قَوْم gibi cem ismidir. Kelime müfrettir ama topluluğu ifade eder. Onlardan birisi kastedilecekse ة harfiyle getirilir, شَجَرَة gibi. شَجَر orman veya ağaç cinsi demektir. (Eğer هَذَا الشَّجَر denirse ağaç cinsidir, هَذِهِ الشَّجَر denirse ormandır. Dişil geldiğinde çoğulluğu, eril geldiğinde cinsi ifade eder. Bu tip kelimelere ism-i cem’i cins denir. Lütfi Hocaoğlu) شَجَرَة ise ağaç demektir. شَجَرَةً nekre olarak geldiği zaman bir ağaç anlamında olabilir. Yani zeytin ağacı manasında gelmiş olur. مِنْ ile kullanıldığı zaman bunu ifade eder. Marife olarak الشَّجَرَة ile ise belli bir ağaç kastedilir veya belli bir ağaç türü kastedilir. Burada marife olarak gelir. Bu ormanın değişik tür ağaçlarla değil bir tür ağaçla kaplı olduğu anlaşılır. Ses ağaçtan değil ağaçlı vadinin kıyısından gelir. Güneye bakan vadinin kıyısından gelir. Yani sesin çıktığı yer belli değildir. Sesi duyar, geldiği yönü bilir, sesin çıktığı yeri bilmez.

 

  1. الْمُبَارَكَةِ neden marifedir?

Marife olan الْبُقْعَةِ‘nin sıfatı olduğu için marifedir. ‘Gür ağaçlı’ demektir.

Benim bulunduğum semtin iki ormanı vardır. Ormanların adlarından birisi büyük ormandır, diğerinin adı ise gür ormandır. Büyük orman geniş alana yayılmış ormandır. Gür orman ise yüksek ağaçları ihtiva eden ormandır. Yüksek ağaçlı ormanların verimi daha iyidir.

 

  1. أَنْ يَامُوسَى‘daki أَنْ neyin mefulüdür?

نُودِيَ‘nin mefulüdür. “Ey Musa” diye nida olundu denir. أَنْ mastar En’idir. (Tefsir edatı olarak da değerlendirmek mümkündür. Bu durumda cümleye ‘…diye’ manası katar. Tayibet Erzen)

 

  1. Neden يَامُوسَى diye ismiyle hitap eder?

يَا harfi hitabı tevcih eder. Bu ses başka kimseler tarafından belki duyulmuyordur. Zaten orada kimse de yoktu. Olsaydı bile duyulmayacaktı.

Kur’an nazil olurken Muhammed Peygamber sesler duyuyordu ama yanındakiler duymuyordu, yanındakilere o tekrar ederek duyuruyordu. Bu da gösteriyor ki, vahiy fiziki değil ruhi bir olaydır. Yani bütün olaylar beyinde cereyan eder.

 

  1. إِنِّي ve أَنَا‘nin cümledeki yerleri nedir?

إِنِّي kelimesi mübteda yerindedir. Cümle إِنَّ ile getirilir. Oradaki ي إِنَّ‘nin ismidir. أَنَا ise Türkçedeki “-dır” manasında olup mübteda veya ismi haberden ayırmak için getirilir. Tahsisi ifade eder. ‘Benden başka ilah yoktur’ manasını da taşır.

 

  1. نُودِيَ meçhul olduğu halde “Ben Allah’ım” diyor, gelen ses Allah’ın sesi midir?

“Ben Allah’ım” diyen, Allah’ın kendisi değil ama kendisi söyletmiştir. Yaptıran O olduğu için “Ben yaptım” diyor. Bir başka görevlisine emir verir de görevli onu o emre uyarak yaparsa emir veren yapmış olur. Görevlinin kim olduğu önemli değilse o zaman “Ben yaptım.” der. Sesi söyleyen önemli değildir, onun için kendisi söylüyor gibi ifade etmektedir.

 

  1. Neden “Âlemlerin Rabbi” diyor?

“Âlemler” demek topluluklar demektir. Kurallı erkek çoğulla ifade edilen âlemler/الْعَالَمِينَ kelimesi insanlığın değişik topluluklarını içerir. Devletler, iller, bucaklar ve ocaklar birer âlemindir. Kendileri çoğul oldukları için kurallı çoğul gelmiştir. Başındaki ل harfi (الْعَالَمِينَ) ise istiğrak içindir. Bütün topluluklar demektir.

İnsanlığın tarih boyunca geçirdiği aşamalarda kabileler, iller, devletler olmuştur. İnsanlık değişik topluluklardan oluşur. Şeriat düzeninde bu topluluklar var sayılırlar ama bunların hepsinin ilahı tektir. Peygamberler insanlara bunu anlatmak için gelirler.

Allah da Musa’yı görevlendirirken bu noktaya işaret eder. رَبّ kelimesini de zikrederek anlatmasından anlarız ki uygarlaşma ancak değişik toplulukların oluşması ve bunların arasında yarışmaların bulunması ile sağlanır.

 

  1. Âlemlerden kasıt nedir?

Âlemlerden kasıt kâinat değil yeryüzündeki insan topluluklarıdır. Kâinatta ise oradaki insanlar da âlemindir. Ayrıca cinler, melekler ve ruhlar da âlemin içine dâhildir.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. ETY-NDV (ءتي - ندو)

أَتَى demek bir yerde toplanmak demektir. نِدَاء ise duyurma demektir.

O halde insanlar arasında beraberliği sağlayan ulaştırma ile haberleşmedir.

Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası’nda 25 genel hizmet içerisinde bu iki genel hizmet de yer alır. Onlar için başka ayetler bulunur ama bunların da birlik için temel hizmet olduğunu bildirmek amacıyla eşleştirilir. (Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası’nda; Ulaştırma السَّبِيل (Taha 20/53), Haberleşme ise الْـحِوَار (Kehf 18/34) ile ifade edilir.)

 

  1. ŞOE-RBB (شطء - ربب)

شَاطِئ ‘kıyı’ demektir. Deniz veya nehir kıyısıdır. Kumlu, girilebilecek kıyı değil de buk’a’nın iki vadisini ayıran sınır demektir.  

رَبّ ise eğitim demektir.

Biz eğitimi başlangıç, temel, ilk, orta, yüksek ve üstün öğrenim veya eğitimler olarak sınıflandırırız. Buk’anın manasını geniş olarak alırsak il, ülke gibi siyasi kuruluşların yerleştiği alanlarda hükmen bir buk’adır. Eğitimlerdeki yüzdeler miktarını bu buk’alara göre sınıflıyoruz:

  • Başlangıç (Ümmi, 7 yaş)
  • Temel (Sail, 10 yaş)1/3 Bucak
  • İlk (Amil, 15 yaş) 1/10 İlçe
  • Orta (Zakir, 20 yaş) 1/100 il
  • Yüksek (Fakih, 25 yaş) 1/1.000 Bölge
  • Üstün (Rasih, 30 yaş) 1/10.000 Ülke.

 

  1. ESV-GLM (ءسو - علم)

İnsanlar doğduğu andan itibaren öğrenmeye başlarlar. Bu öğrenmenin temeli görerek öğrenmedir. Bir çocuk 2 yaşına geldiği zaman o dili konuşmaya başlar. Kimse ona dili öğretmez, sadece yaşadığı topluluk içinde çevresini görerek bu dili öğrenir. Oysa biz 5 sene, 10 sene dil eğitimi vermemize rağmen insanlara onu konuşturamıyoruz.

Demek ki eğitimin temeli görerek öğrenmedir.

Şeriat düzeninde bu görerek öğrenmeyi gerçekleştirmek için günde 5 vakit namaz farz olmuştur. Her yaştaki ocak sakinleri bir araya gelip konuşurlar ve yaşarlar. Çocuklar da bu arada görerek eğitim alırlar. Sonra eğitimleri öğrenci ve öğretmen olarak ölünceye kadar devam eder. Burada öğretmen sadece örnek olma durumundadır. Zorlayıcı eğitim yoktur. Öğrenci öğretmenini kendisi seçer, ondan bilgi alır, imtihanlar ise başkaları tarafından yapılır.

İşte burada ta’limin temelinde usve olduğunu göstermek için eşleştirilmiştir.

 

  1. VDY-YMN (ودي - يمن)

الْوَادِ aynı işlerin yapıldığı buk’aların adıdır. “Yemin” ise güven sözü vermek demektir.

Her vadi ayrı bir işletmedir. Ortaklar o vadinin içinde yeminli işler yaparlar. Yeminli işler demek, zor da olsa “Ben bunu yaparım.” demektir. Bu da dayanışma ortaklıklarınca sağlanır.

Bugün işlerin yürümesi için sigortalanmaları şarttır. Sigortasız büyük işletmeler oluşamaz ve devamlı olamaz. Sigorta sayesinde yemin yerine gelir. “Ben getiremezsem sigortam yerine getirir” diyor. Bütün işler yeminli yani güvenceye alınmış işler olur. Bu, dayanışmanın işletmeler içinde olduğunu ifade eder. Birlikte katlarda yaşarlar, semtlerde birlikte çalışırlar, bunlar bucakta, ilde, ülkede ve insanlıkta sigortalıdırlar. Dolayısıyla yerine getirilemeyen işler dayanışma ortaklıkları içinde yerine getirilir. Bunun için eşleştirilir.

 

  1. ŞCR-BQG (شجر - بقع)

بُقْعَة ‘adalar’ demektir. Ortak işletmelerin bulunduğu yerler demektir. Yeryüzünün imar planı şudur:

Birinci derecede altyapı yer alır, yollar ve hatlar böyledir.

İkinci derecede meskenler yer alır.

Üçüncü derecede sanayi işyerleri yer alır.

Dördüncü derecede tarım yerini alır.

Beşinci derecede ormanlar yerini alır.

Altıncı derecede ise şimdilik kullanılmayan boş yerler vardır.

Bir semti planlarken bu ilkeler içinde planlama yapılır. Sırayla diğerleri yerleştirildikten sonra artan kısım ağaçlandırılır. Ağaçlandırılmayan kısımlara semtler malik olmaz. Bunlar ortalıkta duracak, kim burasını ihya etmek isterse onlar burada bir yerden izin almaksızın, sadece haber vererek ihyalarını yaparlar. Kara uygarlığı böyledir. Deniz uygarlığına ise bin sene sonra geçilir ve onun fıkhını da onlar yapar.

Bu karşılaştırmada ormanların asıl, diğerlerinin ormanlıktan istisna olduğu beyan edilir.

 

  1. elLAH-BRK (اللَّه - برك)

“Bereket” bollanma demektir, çoğalma demektir. İnsanlar için nüfusun artması, topraklar içinse gün/saatin büyümesidir. Yani bir saatte çalışanın yaşattığı gün sayısıdır. Nüfusun artışına refah diyoruz ve mevcut nüfusun bir yıl içindeki ölüm sayısına oranı olarak tarif ediyoruz. Toprakların bereketi ise imar ile ifade edilir. İmar da gün/saat ile ölçülür. “Bereket” demek, nüfusun artması demek, gün/saatin artması demektir. Allah insanları yeryüzüne kendisine halife yapmıştır ve halifenin bereketi de budur. اللَّه kelimesi burada halifesi olarak zikredilir.

 

  1. EinNIy-EaNa  (إِنِّي - أَنَا)

إِنِّي ve أَنَا, ikisi de ‘ben’ demektir.

Yunus Emre diyor ki “Bir ben vardır bende, benden içeru.”

Yani içerideki ben de görünürdeki ‘ben’ de farklıdır. إِنَّ ile zikredilen ‘ben’ gerçek benin görüntüsüdür.

Biz bir şeyi dış görüntüsüyle kavrarız. İçine giremeyiz. İnsanı da görüntüsüyle biliriz. Kendimizi bilemeyiz. Uykuda ve ölüm esnasında görünür ‘ben’ kaybolur. Sonra tekrar ortaya çıkar. Görünmez ‘ben’ Allah’ın ruhundandır. Ruh diye varlık var etmiştir. O ruh Allah’a en yakın olan varlıktır. Bizim ruhumuz da o ruhun parçasıdır. Allah’ın değil, O’na ait olan ruhun parçasıdır.

 

  1. Fa-FIy (فَ - فِي)

فَ harfi kendisinden sonra gelenleri içerir. Yani yalnız geçiş zamanını değil, geçtikten sonra bütün zamanları içerir. فِي’de de durum böyledir. Her yeri kaplayabilir. Yani ikisi de zarftır, miyar değildir.

 

  1. Ean-YAv (أَنْ - يَا)

يَا hitap edilenlerden belli birilerini ayırma anlamındadır. “Ahmet sen değil de Cemal sen gel” anlamındadır. أَنْ’de de ayırma vardır. “Biriniz gelin” demektir. Yalnız ikisinde de mefhumu muhalefet yoktur. Onlardan birisinin olma zorunluluğu vardır ama diğerleri de olabilir. Bu ortak özelliklerinden dolayı eşleştirilirler.

 

Öz Türkçe ile:

“Oraya vardığında ağaçtan bol bir alanda sağ yanı yakasının yönünde ‘Ey Musa, Ben herkesin yetiştiricisi olan Allah’ım.’ diye çağrıldı.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ona ityan ettiğinde mübarek buk’ada olan eymen vadinin şatiinden, şecereden ‘Ya Musa, Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.’ diye nida olundu.”

 

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَنْ يَامُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (30)

 

***

 

وَأَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَى أَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ إِنَّكَ مِنَ الْآمِنِينَ (31)

Va EaN EaLQı GaÖAvKa Fa LanMAvRaEAvHAv TaHTazZu Ka EanNaHAv CanNun ValLAv MüDbirRan Va LaM YuGaqQiB YAvMUvSAv EaQBiL Va LATaPaF EinNaKa MiNa eLEAvMıNIyNa

“Ve ‘asanı ilka et’ (diye nida edildi). Canlıymış gibi onun ihtizaz ettiğini rey ettiğinde mudbiren tevliye etti de ta’kip etmedi. ‘Ey Musa, ikbal et havf etme. Sen aminlerdensin’ (diye nida edildi).”

 

وَأَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَى أَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ إِنَّكَ مِنَ الْآمِنِينَ

رَآهَا وَلَّى

 أَلْقِ أَقْبِلْ تَخَفْ تَهْتَزُّ يُعَقِّبْ

جَانٌّ مُدْبِرًا

عَصَاكَ مُوسَى الْآمِنِينَ

كَ إِنَّكَ أَنَّهَا

وَ وَ فَ وَ لَا مِنَ

لَمْ لَمَّا يَا أَنْ

(2+2+2+1)+(2+2+1)+(2+1)+(1+3)+(2+2)+2=25=16+8+1

رَآهَا- وَلَّى أَلْقِ- أَقْبِلْ  تَهْتَزّ- تَخَفْ جَانٌّ- مُدْبِرًا عَصَاكَ- مُوسَى يُعَقِّبْ- الْآمِنِينَ أَنَّهَا- إِنَّكَ فَ- وَ

لَمْ- لَمَّا  مِنَ- لَا  يَا- أَنْ

REY-VLY LQY-QBL HZZ-PVF CNN-DBR GÖV-ESV GQB-EMN EanNaHAv-EinNaKa Fa-Va  LaM-LanMAv MiN-LAv YAv-Ean

 

  1. وَأَنْ‘deki وَ nereye atfeder?

Buradaki وَ harfi يَامُوسَى‘nın atfedildiği yere atfeder. Yani nida edilen iki şey var. Birincisi kendisinin Rab olduğunu söyler, ikincisi ise yapacağı emri verir. Tanıtma konuyu anlatmadan farklıdır ama ilgisi vardır. Onun için وَ harfiyle أَنْ‘i de iade eder.

 

  1. وَأَلْقِ demiyor da وَأَنْ أَلْقِ diyor, neden?

Buradaki أَنْ harfinin tekrar edilmesi konuların başlama ve bitirme bakımından farklı olmasıdır. Eğer sadece أَلْقِ denseydi o zaman bu أَلْقِ de tanıtmanın konusu olurdu.

 

  1. عَصَاكَ marifedir, Musa neden asa ile gezer?

Musa bir çobandır. Çobanların iki özelliği vardır. Biri ellerinde her zaman asa olmasıdır, onunla hayvanları sağa sola götürürler. Diğeri ise pelerinleridir (kepenek). Keçeden yapılmış bu kolsuz cübbeyi hep sırtlarında taşırlar. Hayvanlar sıcak yerlerde gündüzleri otlayamazlar. En iyi otlama zamanları gecedir. Onun için çobanlar gecelerini uyanık geçirmek durumundadırlar. Bulunduğu yerde keçe, döşek ve yorgan görevini görür. O halde töre olarak her çobanın bir sopası ve pelerini vardır. Marifedir. Onun için “sopalı” diyor. “Sopayı bırak” demiyor. “Sopayı bırak” dese o zaman ahdi zihni olur. “Sopanı bırak” dediği için ahdi haricidir.

 

  1. Ailece uzun yolculuğu nasıl gerçekleştirirler?

Yolculuk beraberlerinde götürdükleri hayvanlarla sağlanır. Kervan yollarının özelliği, kervan yollarının geçtiği yerlerde hayvanların karınlarını doyuracak otlak yerlerinin olmasıdır.  Soğuk yerlerde kışın ot olmaz, yazın ot olur. Sıcak yerlerde ise yazın ot olmaz, kışın ot olur. Musa’nın yolculuk için kışı seçmesinin bir sebebi de bu olabilir.

 

  1. “Musa’nın asası” ne demektir?

Her çobanın yanında bulundurduğu özel bir asa vardır. Eli ona alışır. Başka sopayla işleri yapamaz. Bugün de silah böyledir. Her silahın kendi huyu vardır. Silah kalitesiz olsa bile eğer onu kullanan kişi onun huyunu biliyorsa onu çok isabetli bir şekilde kullanır. Arabalar için de durum budur. Şoförü değiştirilen arabalar kısa zaman sonra harap olurlar. Özel mülkiyetin esas sebebi budur. İnsanların eşyaları iyi kullanabilmeleri için o eşyalara malik olmaları gerekir. Bundan dolayıdır ki Allah “senin asanı” der. “Çok iyi bildiğin ve kullandığın sopayı bırak.” der.

 

  1. فَلَمَّا‘daki فَ ne Fa’sıdır, nereye atfeder?

أَلْقِ‘den sonra emir yerine gelir ve أَلْقَى عَصَاهُ (Asasını bıraktı) cümlesi hazf olmuştur. Asa ilka edilince de canlı haline gelir. O halde mahzuf olan bir cümleye atfedilir.

 

  1. فَرَآهَا demez de فَلَمَّا رَآهَا der, neden?

Musa ilka etmesinden dolayı değil, ilkadan sonra olmuş olan bir olaydan dolayı korkar. Eğer لَمَّا ‘sız gelseydi o zaman ilkadan dolayı korkmuş olurdu. İhtizazı korkmanın sebebi değil, şartı olur. Başka şeyden korkmuş, bu arada ihtizazı da görmüş olurdu.

 

  1. “Hareket etti” demez de “ihtizaz etti” der, neden?

Sopa canlanır ama yerinde hareketli halde. Üstüne yürümüş olsa kaçmayı düşünmeyecek, kaçamayacağı için savunmaya geçecekti ama şimdi yavaş yavaş canlandığına göre kaçmak için zamanı vardır demektir. Onun için تَهْتَزُّ der.

 

  1. جَانًّا demez de كَأَنَّهَا جَانٌّ der, neden?

“Canlı imiş gibi” der. Gerçekten canlı olmaz. Musa da onu normal canlı olarak görmez. Sopayı canlıymış gibi görür. Bunun başka anlamı da şudur; sopa canlı değildir ama canlı olarak görülür. Bu, beyne gelen görme mesajlarının melekler tarafından o şekilde farklı kodlanması sayesinde olur.

Bugün bile insanlar değişik şekilde bu kodlamayı yaparlar. Dilin kullanışındaki sanatla insanlar olayları olduğundan farklı kavrarlar. Bugünkü basın-yayın ve öğretim müesseselerinin olayları farklı gösterme tekniği bunu yapar.

 

  1. Sopanın mucize olarak yılan olması, gerçek yılan olması mıdır yoksa yılan olarak görünmesi midir?

Allah için sopayı yılan yapmak çok kolaydır. Sopanın yılan varyantı 5. uzayda mevcuttur, orada durur. Allah’ın uzayımızı oraya uğratıp sopayı gerçek yılan yapması bizim bir toprağı tuğla yapmamız kadar basit bir iştir. Aslında biz toprağı tuğla yapmıyoruz, toprağı gönderip yerine 5. boyuttaki tuğlayı getiriyoruz. Her iradeli hareket böyledir. Bizim için sınırlı olan irade Allah için sınırsızdır. Dolayısıyla Allah için onları yapmak çok çok kolaydır. Ancak Allah israfı sevmez, kuralların da sık sık bozulmasını istemez. Bu bakımdan sopa yılan olmadan yılan gibi görünebilir. Çünkü daha kolaydır, çünkü sünnetullaha daha uygundur, daha sadedir.

 

  1. Görünmesinin sihirden farkı nedir?

Sihir ile mucize arasındaki fark, mucizelerin hedeflerinin gerçekleşmesidir. Bir sihirbaz da bir sopayı yılan gibi gösterebilir. Ancak sopayı gösterenin iddia ettiği şeyler sonra gerçekleşmez. Peygamberlerin dedikleri bir sihir olsaydı bugün on milyara varan insanlık şeriat içinde olmazdı. Bundan dolayıdır ki Kur’an’ın sihir değil de mucize olduğunun kanıtı zamandır. Zaman geçtikçe onun söyledikleri olmaktadır, sahirlerin söyledikleri değil.

Günümüzde de 20. yüzyılı böyle değerlendirmemiz lazım.

Bediüzzaman’a “Sabıkan var mı?” diye sorarlar. O da “Mahkeme kararıyla bir sabıkam yok ama 27 senelik zulmün mağduruyum” der ve sonra beyan eder: “300 sene sonra Risaleler dünyaya yayılacaktır.” Sonra Sermaye’nin isteklerini yerine getiren askerler onun bedenini belirsiz bir yere atarlar. İsa Peygamber gibi onun da mezarı yoktur ama 300 sene geçmeden Risaleler dünyada etkin olmaya başlar. İşte, sahir ile resul ya da onun vârisi arasındaki fark bunlardır. (Tefsirden ibaret olan bir eserin ‘dünyaya hâkim olma’ iddiası ile peygamber mucizeleri ile kıyaslanmasını doğru bulmuyorum. Bana göre bu bakış açısı övgüden çok yergiye yakındır. Kaldı ki bu dünya hakimiyetinin ne tür siyasi projelere malzeme olarak organize olduğu 15 Temmuz’da da net bir şekilde görüldü. Tayibet Erzen)

 

  1. جَانٌّ ne demektir? حَيّ ‘dan farkı nedir?

جَانّ kelimesi Türkçede ‘canlı’ olarak bitkiler ve hayvanlar için kullanılır.

Kur’an’da ise cin/ جِنّkelimesi vardır. Bununla insan gibi var olup yaşayan ama insanı gördükleri halde insanın onları göremediği varlıklar ifade edilir. İnsanlık hep cinlere inanır. Bütün ilahi kitaplarda varlıklarından bahsedilir. Hala halk arasında cin hikâyeleri anlatılır. Ancak bugünkü ilmi verilerin içinde onların izlerine rastlanmaz. Kur’an onların bize fiziki etkilerinin olmadığını ama ruhi etkilerinin olduğunu ifade eder.

Türkçede حَيّkelimesi yalnız hayvanlar için kullanılır.

Kur’an’da ise حَيّ kelimesi Türkçedeki canlı anlamındadır.

 

  1. Bitkiler canlı mıdır?

Türkçe kullanılışında bitkiler canlıdır ama Kur’an Arapçasında bitkiler canlı değildir.

 

  1. وَلَّى مُدْبِرًا der, وَلَّى zaten مُدْبِرًا manasındadır. Neden zikreder?

وَلِيّ bel demektir. “Tevelli etmek” demek sırtını çevirmek demektir. دُبُر ise kalça demektir. “Telviye” kelimesi gerisin geriye dönme anlamında olduğu gibi aynı zamanda yönetme anlamına  da gelir. “Tedbir almak” demek sonunda olacak kötülüklere baştan önlem almak demektir. Yalnız وَلَّى kelimesi kullanılsaydı ‘yönetti’ manasında olabilirdi yani ‘yılanı yönetti’ manasını verebilirdik. مُدْبِرًا diyerek sırtını çevirdi anlamında olduğunu belirtir. Bir de ‘tedbir olarak sırtını çevirdi’ manasında da olabilir.

 

  1. وَلَمْ يُعَقِّبْ‘daki وَ ne Vav’ıdır?

Hal vavıdır. Yani yılana karşı koyup kovalayacağına kendisi kaçar.

Kur’an burada buna önemle işaret eder. Musa’nın kendisi de insan olarak ne yapılması gerekirse onu yapar ama Allah ona bir şey emredince artık O’nun emrine girer, O’nun dediğini yapar.

Demek ki Allah bize bir görev verirse o görevi yapma cesaretini de verir.

Görev vermezse cesareti de vermez ve biz korkup kaçarız.

 

  1. Takip edip ne yapacaktır?

Artık elinde sopası yoktur, sopası yılan olmuştur. Takip edip yapabileceği bir şey yoktur. Ancak onu eliyle yakalayıp hareketsiz hale getirebilirdi. Yahut yılanı sopaya çevirebilirdi ama o bunu yapmadı. Çünkü Allah ona şunu söylemiştir; bunları sen yapmayacaksın, Biz yapacağız. Sen sadece sana verilen görevi yap.

Sık sık söylediğimiz bu kural Musa’nın hayatında hep yaşanmıştır.

 

  1. Savunmada kaçma kurtuluş mudur?

Kur’an yeter hazırlığınız yoksa geri çekileceksiniz, hicret edeceksiniz yahut uzlaşacaksınız der. Düşman 10 mislinizden fazla ise savaşa girmeyeceksiniz, uzaklaşmayı tercih edeceksiniz. İki mislinizden fazla ise duruma bakacaksınız; hazırlıklı iseniz, savaşa gireceksiniz, değilseniz çekileceksiniz. İki mislinizden az ise savaşa gireceksiniz. Savaşta iki misli olmak galip gelmek için yeterli değildir. Bunun bir istisnası var, o da 20’den aşağı olmayacaksınız, 200’den de az olmayacaksınız. Bu şartlar içinde düşmanlarla anlaşmamız gerekir. Yani savaşa girmeden evvel savaşın kurallarına göre hazırlanmanız gerekir. (Enfal 65-66 TE)

 

  1. Geri çekilme ile kaçma arasında ne fark vardır?

Kaçan mağlup olur. Kaçmakla canını kurtaracağını biyolojik reflekslerle sanır. Geri çekilmek demek karşı tarafla anlaşarak ona tavizler verme demektir.

Kendi varlığını çekildiğin alanda koruyorsun. Seninle beraber gelenler ile varlığını devam ettiriyorsun. Kendi bulunduğun alanda gelişip güçlenirsen karşı taraf da gelişmezse yine saldıramazsın ama o gelişmeni istemez ve saldırır, o zaman savunursun.

Medineliler Mekke’nin civarında savaş yapmadılar. Mekkeliler Medinelilere saldırdı, Medineliler Medine’de savunma yaptılar. Sonra da Mekke uzlaşarak teslim oldu. Mekke silahla fethedilmedi. İstiklal Savaşı’nı da biz Ege adalarında yapmadık, Sakarya’da yaptık.

 

  1. يَامُوسَى قُلْنَا demiyor da يَامُوسَى diyor, neden?

يَامُوسَى dendiği zaman zaten قُلْنَا kelimesi söylenmiş olur. Bir de قُلْنَا kelimesinin zikredilmemesi “Hemen müdahale ettik”; قُلْنَا kelimesini söyleyecek kadar zaman bile geçmedi demektir. Böyle çok süratli bir şekilde geçiş olduğu belirtilen yerlerde bu tür hazflar yapılır.

 

  1. أَقْبِلْ/karşıla diyor, sopanın başı ne taraftadır?

“Mukabele” karşı karşıya gelmek demektir. Anlaştığın kimse sana taraf dönük olur, sen de onun taraf dönük olursun. Sopa yılan olmuştur ama başı ne taraftadır? Başı Musa tarafındadır. Eğer öbür tarafta olsaydı “Takip et.” derdi. Demek ki yılanın başı Musa tarafındaymış.

 

  1. “Havf etme” deniyor, havf iradi bir fiil midir?

خَافَ iradi fiil değildir. Ancak müdahalelerle havf cesarete dönüşür. Korkma sözü kişiye etki eder, söyleyeni arka yaparak korkusu geçer. Allah ona “Korkma” diyerek onu cesur yapmıştır.

Allah isteseydi korkma demeden de ona cesaret verebilirdi ama bütün bu olaylar bize örnek olduğu için bir topluluğun böyle korkan kişiye “Korkma” demesi gerektiğini ifade etmek için Allah korkma/ لَا تَخَفْ ifadesini zikreder.

Bunun uygulamadaki yeri dayanışma ortaklığıdır. Allah’ın halifesi olan ortaklık, ortaklarına “Korkmayın.” diyor. “İş yapmada cesur olun.” diyor. “Tehlikeleri göze alın.” diyor. Çünkü hayat tehlikeleri göze alıp iş yapmaya dayanır.

Türklerin de bir atasözü vardır: Korkan bezirgân ne kâr eder ne zarar. Biz deriz ki, korkan bezirgân yaşayamaz, bezirgân olarak yaşayamaz. Çünkü iş yapmama ve üretmeme asıl zarardır. Corona virüsten korkup evde oturup iş yapmamak topluca intihar etmektir.

 

  1. Cesaretlendirmek mümkün mü?

Cesaretlendirmek sözle söylemekle refleks olarak etki eder ama asıl cesaret dayanışma ortaklıkları içinde verilir.

 

  1. إِنَّكَ‘deki إِنَّ neyi ifade eder?

Musa kendisini emniyette hissetmez. Allah da “Sen korkuyorsun, korkma, arkanda Ben varım.” der.

 

  1. الْآمِنِينَ kelimesini inceleyiniz.

الْآمِنِينَ kelimesi أَمِنَ‘nin ismi failidir, sülasidir, marifedir ve kurallı erkek çoğuldur.

Allah “Sen sigortalısın” diyor. “Artık Ben seni güvencem altına aldım, sen ne kadar zayıf olsan da sana dokunamazlar” diyor.

Bugün bizim hayatımızda da ölümü göze alarak Allah’a teslim olmuş kimseler emniyettedirler. Allah istemedikçe bunlara kimse kötülük yapamaz. Allah gerekli gördüğü zaman ahiretteki derecesini en yükseğe çıkarıp bu dünyada şehit olmasına izin verir.

 

  1.  الْآمِنِينَmarife gelir, erkek kurallı çoğuldur, hangi topluluk kastedilir?

Âdem’den başlayıp kıyamete kadar sürecek olan insanlar arasında emniyet içine alınmış olanlar vardır. Onlar mümin kimselerdir. Allah “Sen de bunlardansın” diyor. Bugün de “Ben malımı ve canımı Allah’a cennet karşılığı sattım.” diyen kimse âmin olunanlardandır. Gerektiği kadar dünyada kalır, zamanı gelince de cennetine gider. Müminler böyle inanırlar.

 

  1. Allah insanları nasıl emniyete alır?

Topluluğun insanı emniyete alması dayanışma ortaklığı içinde olur ama bunun ötesinde öyle olaylar cereyan eder ki en tehlikeli anlarda korkmadan hareket edersiniz, karşı tarafın sizi yenmek için, bertaraf etmek için her türlü imkânı varken size dokunamaz ve siz görevinizi yapmaya devam edersiniz.

Bugün AK Parti “Dolar gelmezse ben ne yaparım?” diye korkuyor ve onun için Sermaye’nin isteklerini yerine getiriyor. Erbakan hiçbir zaman “Ben dolar bulamam” diye karşı tarafa taviz vermedi ama Türk ekonomisini en üst seviyede başarılı tuttu. Millî Görüş iktidarları ekonominin zorlukları içinde değil, seçimle değil, silahla devre dışı edilmişlerdir.

Bugün o silah bizim taraftadır, ekonomide de yeterli cesaret gösterilirse Allah bizi korur.

 

  1. Musa’ya güvence verir, bu güvence ne zamana kadar sürer?

Musa’ya verilen bu güvence ömrünün sonuna kadar sürer. Musa hayatında hep başarıya ulaşır. Hayatının sonunda da vasiyetleriyle İsrail Devleti kurulur ve hala Musa’nın şeriatı, Tevrat düzenine ve Kur’an şeriatına dönüşerek dünyanın üçte ikisi tarafından Musa peygamber olarak kabul edilir. Bundan daha büyük emniyet olur mu?

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. REY-VLY (رءي - ولي)

Her insanın iki varlığı vardır. Biri bedeni varlıktır, diğeri mal varlığıdır. Mal varlığının yönetilmesi içtihatlarla yapılır ve insanın mal varlığı doğmadan evvel başlar, ölümünden sonra da devam eder, mirasın taksimiyle biter. Mülkleri yönetme ve bu yönetme için içtihat yapma ancak belli yaşlar arasında olanlar için geçerlidir. Küçükler düşünemedikleri gibi ölüler de düşünemezler. Bunlar için “velayet müessesi” vardır. Çocukların anne babaları, ölülerin yakınları onların yerine içtihat yaparlar ve içtihatlarıyla onların işini görürler. Velilere tanınan bu yetkiler, görev ve haklar şerî olup hakemler kararı olmadan kimsenin elinden alınamaz.

Bu iki kelimenin karşılaştırılmasıyla velilerin kendi reyleriyle mülklerinin yönetileceği hükmünü burada bize söylemiş oluyor.

 

  1. LQY-QBL (لقي - قبل)

لِقَاء kavuşmak, قَبْل ise karşılaşmak demektir.

Bu iki kavramın yakınlığı hususunda fazla düşünmeye gerek yoktur. لِقَاء‘da onunla bir olma anlamı vardır. “Mukabele”de ise taraf olma anlamı vardır. Bu iki kavramda bir takımda, aynı takımda olma veya karşı takımda olma anlamı vardır. Tüm hayat takımlarla oluşur. Herkesin bir takımı vardır, bir de karşı takımı vardır. Takımlarda fertler karşı karşıya gelir. Kaleci kalecinin karşısındadır. Herkes herkesin karşısındadır ve onu gözetleyen biri vardır.

Biz de seminerleri yaparken kendi takımımız olur ama her birimizin karşı takımda bir eşi bulunur, o onunla çalışır. Böylece iki takım ayrı ayrı takım kalarak birlikte Kur’an’ı yorumlamaya devam ederler.

Yalova’da takımımızı oluşturduğumuzda Yenibosna takımıyla böyle ikili organizasyona gidebiliriz. Bütün Adil Düzen çalışanları bunu yapmalılar. Bu ayet bize bunu söylüyor.

 

  1. HZZ-PVF (هزز - خوف)

هَزّ titremek, خَوْف ise korku demektir.

İnsan korkudan titrer. Bunun biyolojik manası nedir? Üşüdüğü zaman da titrer. Böylece enerji üretilir ve vücut ısınır. Korktuğu zaman titremek ne için vardır?

Bunları incelemek biyolojinin, psikolojinin ilimlerindendir. Bu ilim şimdilik gelişmiş değildir. Bizim bunları geliştirmemiz gerekir. Şimdilik bu müteşabihtir.

 

  1. CNN-DBR (جنن - دبر)

Canlı demek hareket eden hayvan demektir. Bitkiler de diridirler ancak bitkiler aktif değildirler. Kendileri üretmek için şartlar hazırlamazlar. Araçlar ayaklarına gelir ve onu işlerler. Hâlbuki hayvanlar aktiftirler, kendi besinlerini arayıp ortalıkta bulurlar. İki dirinin yaşayış şartları farklıdır. Onun için hareketi sağlayan sinir hücreleri hayvanlarda vardır bitkilerde yoktur.

 

  1. GÖV-ESV (عصو - ءسو)

عَصَا sopa demektir. Sonra isyan yani karşı gelme, ayaklanma anlamında kullanılmaya başlanır. Başkanlar birer أُسْوَة’dir. Kendisi namaz kılar, arkadakiler de onun hareketlerine tabi olurlar. Başkanın yüzü kıbleye dönüktür. Kimin kendisine uyduğunu, kimin uymadığını kontrol etmez. Onları gerek silah gerek nakit yoluyla baskıya almaz. Halk kendi istekleri ve iradeleriyle onun yaptığını yapar. Yapmayanlar da isyan etmiş olurlar. Bunlara uygulanacak ceza hakemlerin kararıyla topluluktan uzaklaştırmadır.

“İsyan” ile “usve” iki zıt müessesidir.

Bu eşleştirmede ‘topluluğun düzeni usveye dayanır’ kuralı anlatılır.

 

  1. GQB-EMN (عقب - ءمن)

“Takip etmek” demek arkasından gitmek, kovalamak anlamında olduğu gibi gözetlemek anlamındadır da. İslamiyet’te savaş yalnız barış için meşrudur. Barış hakemler kararına uymakla sağlanır. Hakemler kararını yerine getirmeyenlerle savaş meşrudur. Güven savaşla sağlanır. Bu eşleştirmede takip ile güven sağlanacağı ifade edilir. Cihat güvenin takibinden ibarettir.

 

  1. EanNaHAv-EinNaKa (أَنَّهَا - إِنَّكَ)

هَا zamiri çevreyi ifade eder, onlar demektir. كَ ise sen anlamındadır.

İnsan çevresinden yararlanarak yaşar. Çevreyi canlı tutarak ondan yararlanmış olur. Yani biz insanlar çevreyi imar ederiz, onu koruruz, ona karşılık da çevreden yararlanırız. Çevreden yararlanma bizim ücretimizdir. Ancak çevreden yararlanma kurallarını topluluk koyar ve o kurallara uyanlar o çevreye (buk’aya) sahip olurlar. Orada çalışıp yaşama haklarını elde ederler. Yani insanlar çevreyi istedikleri gibi değil şeriat kuralları içinde kullanma hakkına ve görevine sahiptirler. Bundan dolayıdır ki şeriatta kapitalistlerin anladığı mutlak mülkiyet yoktur. Sosyalistlerin anladığı özel mülkiyetsizlik de yoktur. Şeriat içinde özel mülkiyet vardır.

 

  1. Fa-Va (فَ - وَ)

وَ harfi zaman içindeki birliği ve sırayı ifade etmez. فَ harfi ise sırayı ve birliği ifade eder. Bu yönüyle فَ ile وَ, أَوْ ile وَ kadar birbirine yakındırlar.

 

  1. LaM-LamMAv (لَـمْ - لَمَّا)

لَـمْ’deki ل te’kit harfidir. مَا ise olumsuzluk harfidir, ‘elbette değil’ demektir. Fiili muzarinin üzerine gelir. Olayın hala devam eder olduğunu gösterir yani ‘şimdi o olay yoktur’ demektir. Bu bakımdan hâli de içine alır. Geçmiş ile hâlin birleşmesidir. Müspeti قَدْ ile yapılır. لَمَّا ise iki olumsuzluğun birleşmesi anlamında olduğu gibi لَمَّا olumsuzluk edatı olarak ‘henüz olmadı’ manasında da olabilir. Ama إِنَّ ile te’kit edilir. لَمَّا fiili muzariye gelir. ‘Henüz olmadı’ anlamı taşır. Fiili mazinin üzerine gelirse iki menfinin birleşmesi anlamında olup müspeti ifade eder. Bu ilişkiler için eşleştirilir.

 

  1. MiN-LAv (مِنْ - لَا)

مِنْ başlangıcı ifade eder. لَا geleceğin olumsuzluğunu ifade eder. İkisi geleceği işaret ettiği için eşleştirilir.

 

  1. YAv-Ean (يَا - أَنْ)

يَا hitabı muhataba yöneltmek için kullanılır. أَنْ ise aynı zamanda ‘yani’ manasındadır. ‘Yani’ daha önceki ifadeyi yorumlar. İkisi de açıklama anlamındadır. Bundan dolayı eşleştirilirler. أَنْ ile يَا arasında başka ilişkiler de bulabilirsiniz.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve sopanı bırak (dendi). Onun diriymiş gibi titrediğini gördüğünde gerisin geriye döndü. Kovalamadı. ‘Ey Musa, karşıla, korkma. Sen güvende olanlardansın.’ (dendi).”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve ‘asanı ilka et’ (diye nida edildi). Canlıymış gibi onun ihtizaz ettiğini rey ettiğinde mudbiren tevliye etti de ta’kip etmedi. ‘Ey Musa, ikbal et havf etme. Sen aminlerdensin’ (diye nida edildi).”

 

وَأَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَى أَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ إِنَّكَ مِنَ الْآمِنِينَ (31)

 

***

اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ (32)

USLuK YaDaKa FIy CaYBiKa TaPRuC BaYWAEa MiN ĞaYRi SUEin VaWMuM iLaYKa CaNAvXaKa MiNa elRaHBi FaÜAvNiKa  BuRHANAvNı MiN RabBiKaEiLAv FiRGaVNa Va MaLAEiHİy  EnNaHuM KAvNUv QaVMan FavSiQIyNa

 

“Yedini ceybinin içine suluk et. Su’un ğayrısından beyaz olarak huruc eder ve rehbden cenahını kendine zammet. Bu ikisi Rabbinden firavun ve meleine iki burhandır. Onlar fasık bir kavim olmuşlardır”.

 

اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ

كَانُوا

اسْلُكْ اضْمُمْ تَخْرُجْ

قَوْمًا بَيْضَاءَ غَيْرِ

بُرْهَانَانِ فَاسِقِينَ سُوءٍ

يَدَكَ رَبِّكَ جَيْبِكَ مَلَئِهِ جَنَاحَكَ

الرَّهْبِ فِرْعَوْنَ

إِلَيْكَ إِنَّهُمْ

ذَانِكَ

فِي إِلَى

فَ وَ وَ مِنْ مِنَ مِنْ

(1+3)+(2+2+2)+(2+2+1)+(2+2+1)+(2+3+3) = 28 = 16+8+4

كَانُوا- تَخْرُجْ اسْلُكْ- اضْمُمْ  بَيْضَاءَ- غَيْرِ سُوءٍ- قَوْمًا بُرْهَانَانِ- فَاسِقِين يَدَكَ- رَبِّكَ جَيْبِكَ- جَنَاحَكَ  مَلَئِهِ- ذَانِكَ

الرَّهْبِ – فِرْعَوْنَ  إِلَيْكَ- إِنَّهُمْ فِي –إِلَى   فَ- مِنْ

KVN-PRC SLK-WMM BYW- ĞYR SVE-QVM BRH-FSQ YDY-RBB CYB-CNX MLE- ÜAvNiKa RHB-FRG EiLaYKa-EinNaHuM FIy-ELAy Fa-MiN

 

  1. وَ harfi getirilmeden ikinci emri verir, اسْلُكْ gelir, neden atıf harfi getirilmez?

İki sebepten getirilmemiş olabilir. Birincisi, sopanın yılan olmasıyla elin beyaz olması Musa’nın el ile yapacağı sıradan olmayan işleri birlikte ifade etmesinden ileri gelir.

Biz diyoruz ki, bugünün sopası (yılanı) altın bonosudur. Bugünün beyaz eli ise faizin yerini alan kredileşmedir. Bunlar ikisi birden uygulanırsa düzen oluşur. İşte bunu ifade etmek için اسْلُكْ ile أَلْقِ arasında tam bir beraberlik olduğu için وَ harfi getirilmez.

İkincisi, sopanın yılan olmasıyla elin beyaz olması birbirinden tamamen farklı iki olaydır. Birinde kişinin bedenine değil çevresine etkisi vardır. Diğerinde ise kendi bedenine etkisi vardır. İki etki tamamen farklı olduğu için اسْلُكْ ile أَلْقِ arasına وَ harfi getirilmez. Kemali infisal vardır. Kur’an bu ifadeleri çok zikreder. Her iki mana da doğrudur.

 

  1. اسْلُكْ kelimesini inceleyiniz.

سُلُوك boncuk ve benzeri şeylerin dizildiği iptir.

“Suluk etmek” demek yapışmak demektir. Türkçede “Sülük gibi yapıştı” derler. Sülüğün bir özelliği vardır. Kanı emebilmesi için kanın akışkanlığını sağlamak amacıyla önce vücuda bir sıvı salar (hirudin). Bu sıvı kanı sulandırarak akışkan hale getirir. Sonra da kanı emer. Böylece sülük kanı emdiği gibi kana yararlı madde de salar.

Biz de bir iş yaparken çıkar paralelliği içinde yaparız. Çevreden kaynaklar alırız, buna karşı çevreye de ona yarayacak şeyleri veririz. Oksijeni alırız, karbondioksiti veririz. Ağaçlar ise karbondioksiti alır oksijen verir. Çıkar paralelliği içinde yaşarız. Aynı zamanda çevrenin dengesini koruruz. Sülüğün yaptığını yaparız.

 

  1. جَيْب kelimesini inceleyiniz.

جَيْب bir şeyi yerleştirmek için açılan kuyu, çukur demektir. Sonra elbise üzerindeki cebe de bu ad verilmiştir. Koltuk altı, koyun demektir. ‘Cevaplamak’ yerleştirmek, çukura yerleştirmek anlamında sorulan suale karşılık vermek için kullanılır.

 

  1. “Eli ceybin içine sülük etmek” ne demektir?

Elini cebine koyarsın, içindekini alırsın veya içine bir şey koyarsın. El, alma ve verme aracıdır. Cep depo anlamında yahut kasa anlamındadır. Cebine eşyayı değil evrakı koyarsın. O halde eli cebe koymak demek topluluğun belgesini saklamak demektir, kasa demektir. Elini cebine koy ifadesiyle elini kasaya koy anlamı çıkar. “Yastık altı” deriz ya, işte bu ifade edilir.

 

  1. Elin beyaz olarak çıkmasının anlamı nedir?

Topluluk (Rab) insanlara altın bonosunu borç olarak verir. Onlar da bu altın bonosuyla tüccarlara ihtiyaçları olan malları sipariş ederler. Sipariş alan tüccarlar bu bono ile işyerlerine malları sipariş ederler. İşyerleri bu bonoyla hammadde alır, işçileri çalıştırır ve üretim yapar. Ürünü tüccara vererek borcunu öder. Tüccar da sipariş verenlere siparişini teslim ederek borcunu kapatır. Çalışanlar ise üretirken altın bonosu olarak aldıkları ücretlerini topluluğa iade ederek borçlarını kapatmış olurlar. Böylece üretim ve tüketim dengesi kurulmuş olur.

Bütün bunlar bir taraftan ambarlara mal çıkıp girmekle gerçekleşir diğer taraftan da insanların ellerini ceplerine sokup çıkararak bonoları kullanmakla gerçekleşir.

Musa’ya burada Allah bunu örnek olarak yaptırmaktadır. Elin beyaz olarak çıkması demek, elin içine benzer bir malın girmiş olması anlamındadır. Sopa yılan olduğu gibi koltuk altındaki ele de altın bonosu belge yerleşmiş olabilir.

 

  1. غَيْرِ سُوءٍ ne demektir?

سَوْءَة çirkinlik demektir, حُسْن’ün karşılığıdır. غَيْرِ سُوءٍ demek bir zarara uğramadan çıkması demektir. Ekonomi anlamında öyle iş yapılacaktır ki kimse zarar etmeyecektir.

Altın bonosu ile ekonomideki mal ve para akışı denge üzerinde sağlanacaktır. Biri zarar edip diğeri kâr etmeyecektir. Altın bonosu insanlar arasında dolaşacak ama değeri düşmeyecek, devamlı olarak büyüyecektir. Tarih boyunca altının değeri gümüşe göre yani diğer mallara göre hep artmıştır. Bugün çıkan ulusal paraların hepsi dolar ve euro dâhil altına karşı değerleri hep düşmüştür. Yani altın (bono) hep değer kazanmıştır.

Evet, burada Allah Musa’ya mucize olarak bunu anlatmakta, dolayısıyla bize anlatmaktadır.

 

  1. Buradaki مِنْ ne Min’idir?

مِنْ burada cins min’idir. “Suin ğayrisi olandan” demektir. Yarar vardır, zarar vardır. Bonoyu alıp verdiğiniz zaman öyle alıp verirsiniz ki alan da veren de zarar etmez. Millî hasılada, yeryüzünün imarında artma olur. Örneğin ormandan yararlanırsınız ama yeryüzünün ormanı eksilmez. Her şey çıkar paralelliği içinde olur.

 

  1. Çıkan el eski el olmaz, suin dışındaki bir el olur. Bu ne demektir?

Belli kazanç faizdir. Belirsiz kazanç ise kârdır. Tüccar sipariş alıp sipariş verirse sipariş alıp verdiği an kâr etmiş olur. Siparişlerin teslimine dayanışma ortaklığı kefil olduğundan tüccarın sorumluluğu orada biter. Tüccar artık o malın üretilip üretilmediğine, ucuz veya pahalıya mal edilip edilmediğine, teslimin gerçekleşip gerçekleşmediğine karışmaz ve bundan sorumlu olmaz. Dolayısıyla tüccarın da zarar etme ihtimali çok azalır. Serbest rekabet nedeniyle kâr asgariye iner ama zarar önlenmiş olur.

 

  1. جَنَاحَكَ‘den kasıt nedir?

جَنَاح kanat demektir. Çobanların giymiş oldukları pelerin denilen cübbenin yanları cenah olarak zikredilir. Çobanı soğuktan ve sıcaktan korur. İnsanın topluluk içindeki cenahı dayanışma ortaklıklarıdır.

Burada Musa’ya çoban olarak giydiğini kendisine çekmeyi emreder.

 

  1. “Sana zammet” diyor, “zammetmek” ne demektir?

ضَمّ yığıntı anlamındadır. Bir akışta daralma meydana gelince onun arkasında oluşan yığıntıdır.

Dayanışma ortaklıklarının manası şudur; bir yerde bir aksama meydana gelirse ve bu aksamayı o kişinin tek başına gidermesi mümkün olmazsa, o zaman dayanışma ortaklıkları bu aksaklığı birlikte giderirler ve bu gidermeden dolayı alacaklı olmazlar. Kendi başlarına böyle bir şey geldiğinde onlar da bundan yararlanırlar. Geçmezse de şükrederler.

Cenahı zammetmek demek dayanışma ortaklığına girmek demek veya dayanışma ortaklığını kurmak demektir. Katkılarla sorunun arkasında bir yığıntı oluşur ve o yığıntı ile aksaklığın yığıntısı giderilir. ‘Dayanışma ortaklığına gir, gerektiği zaman onları sorunu gidermekte sana kat.’ demektir.

 

  1. Musa’dan istenen nedir?

Musa Mısır’a dönecek ve Mısır’da İsrail oğullarından oluşan bir dayanışma ortaklığı kuracak ve Mısır’daki Firavunla olan mücadelesini onlarla sağlayacaktır. Aslında Firavuna verilen görev bunlara zulmetmek ve bu sayede İsrail oğullarının dayanışma içine girmesini sağlamaktır. Bu sayede Musa kavmini çöllere götürebilmiştir.

Bugün de bugünün firavunu olan Sermaye ile onun veziri olan siyaset işbirliği yaparak şeriat ehline zulmetmişlerdir. Bu zulmün sonucu olarak şeriat ehli birleşmiş ve onlara karşı ortak hareket etmeye başlamıştır. Sosyalizm ve kapitalizm de yaşlanmış olan şeriat düzeninin yeniden doğması için Allah’ın takdiriyle olmuştur.

 

  1. مِنَ الرَّهْبِ‘deki مِنْ’in anlamı nedir?

رَهْب Cübbe, üniforma demektir. Kur’an’da 12 defa geçer.

Semt kooperatiflerinde 4 çeşit dayanışma ortaklığı vardır. Kur’an’da bunların adları geçer. أَحْبَار ilmi dayanışma ortaklığı, رُهْبَان ahlaki dayanışma ortaklığı, رَبَّانِيُّونَ mesleki dayanışma ortaklığı, قِسِّيسِينَ siyasi dayanışma ortaklığı kurucularını ifade eder. Burada “Ruhban dayanışma ortaklığını kendine zammet” der. Peygamberler insanları önce ahlaki dayanışma içinde toplarlar.

Türkiye’de de hep inkılaplar tarikatlara dayanılarak gerçekleştirilir. İstiklal Savaşı’nı tarikatlar destekler. Akevler’i ve Millî Görüş’ü de tarikatlar desteklemiştir. İsa da bir tarikat kurmuştur. Musa’dan istenen bu tarikatı gerçekleştirmedir, ahlaki dayanışma ortaklığını kurmadır. Devlet aşamasına gelince Elyesea’ya bırakarak dünyadan ayrılmıştır.

 

  1. مِنْ ibtida-i gaye için ise rehbden cenah nasıl çekilecek?

مِنَ الرَّهْبِ‘deki مِنْ ibtida-i gaye için değil cins içindir. Yani ilmi, siyasi ve mesleki dayanışma ortaklıkları yerine yalnız “Ahlaki (dini) dayanışma ortaklığı”nı bu tebliğ içinde zammet. Onların ekonomilerine, iktidarlarına, ilmi düzenlerine karışma, sen İsrail oğullarından ahlaki dayanışma ortaklığını kur ve onlarla ilgili vereceğim görevi yerine getir.” der.

Bu durumda bizim semtimizi kurarken tarikatlardan yani dini cemaatlerden yararlanmamız gerekir. Ortaklarımızı onlardan oluşturacağız. Onlar Müslim olarak imkânlarını bize katacaklar, biz onlara kârlı işler yapacağız. Kendimiz ise Mümin olarak onların katkılarıyla yapacağımız 100 lojmanlı işyeri apartmanlarında kendi dayanışmamızı oluşturacağız. Bu dayanışmayı Müslimlere kadar götüreceğiz.

Akevler’in 55 senelik uygulaması budur.

 

  1. مِنْ cins için ise جَنَاح‘ın manası nedir?

Anlattıklarımızdan açıkça anlamış oluyoruz ki cenahtan kasıt, Müslimlerin de katıldığı dayanışma ortaklıklarıdır. İnsanlar henüz semt apartmanlarına taşınacak duruma gelmemişlerdir ama biz altın bonosu üzerinde kredileşme ortaklıklarını kurabiliriz ve ortaklar arasında dayanışmaları gerçekleştirebiliriz.

 

  1. فَذَانِكَ‘deki فَ ne Fa’sıdır, nereye atfeder?

فَ beyan Fa’sıdır.

‘İşte sana sopayı ilka etme ve elini suluk ettirme bilgilerini bizzat sana yaptırarak gösterdim’ demektir. Eğitimin birinci özelliği göstermektir. Sen yaparsın o görür. İkinci özelliği ise yaptırmadır. Allah burada yaptırarak eğitim vermiştir.

Bizim de bunu örnek almamız gerekir. Adil Düzen Anayasası’nda çalışarak okuma ilkesi bu hükme varır.

Bundan sonra فَ harfini getirerek bu bilgilerin ne işe yaradığını beyan eder.

 

  1. فَذَانِكَ‘de işaret edilen nelerdir?

ذَانِكَ iki şeye, ذَلِكَ tek şeye, تِلْكَ tek şeye, gayr-i âkil varlıklarda çok şeye işaret eder. İşaret edilen sopa ile eldir. Bizim için altın bonosu ile dayanışma ortaklıklarıdır.

 

  1. بُرْهَانَانِ ne demektir?

بَرْق şimşek demektir. Karanlıkta çaktığı zaman ortalığı birden aydınlatır ve nerede olduğunuzu, çevrenin neleri içerdiğini görürsünüz. بره  kökü برق  kökünden dönüşmüş olup insanın birden aklına gelmesi, çözüm bulmasıdır. Akla gelmeden önce bilinmeyen ama akla gelince de kesin bilgi halinde olan şeye burhan/بُرْهَان denir, بُرْهَانَانِ ise ‘iki burhan’ demektir.

 

  1. Bunlar neden Firavuna burhan olur?

Firavun bunları görünce inkâr edemez durumda olacaktır ama Musa zaten bu iki ayette öğretileni uyguladığı zaman Firavun çıkış yolu bulamayacaktır.

Biz de bugünkü Firavunlara şeriat düzenini anlatabilmek için iki burhanla gideceğiz. Biri altın bonosudur, diğeri ise kredileşme ortaklığı içinde ahlaki dayanışma ortaklığıdır. Yani başlangıçta diğer üç dayanışmayı değil, örnek olarak mesleki dayanışmayı değil, ahlaki dayanışmayı kurmamız gerekir.

Akevler’de yapılan hata şartlar gelmemiş iken diğer dayanışmaları kurmaya çalışmaktır. Ahlaki dayanışma ortaklığının özelliği insanların sadaka-i cariye olarak desteklemeyi sevmeleridir ama henüz mesleki dayanışma yapacak seviyeye gelememişlerdir.

Biz 55 senedir Akevler’e ortak arıyoruz, ortak olanlara kazandırdık ama hala ortak bulamıyoruz. Hâlbuki tarikatlar mensuplarına hiçbir şey vadetmedikleri halde insanlar desteklerini devam ettiriyorlar. Bu durumu değerlendirmemiz gerekir.

 

  1. Neden مِنْ رَبِّكَ ile vasıf edilir?

رَبّ kelimesi Allah’ın yeryüzündeki dayanışma ortaklıklarını temsil eder. “Allah” kelimesi topluluğun tümünü halife olarak kabul eder. رَبّ kelimesi ise dayanışma ortaklıkları ve sorumlularının oluşturduğu kuruluş anlamına gelir. Bu ikisi Allah’ın insanları eğitmesi için emrettiği dayanışmaları ortaya koyar, onun için “Rabbinden” der.

 

  1. إِلَى kelimesinin manası nedir?

إِلَى bitiş sınırını gösterir. Rabbinden Firavuna gönderilir. Firavuna ulaşır ama Firavun onu kabul etmeyebilir. إِلَى kelimesine son sınır dâhil değildir, dâhil olabilir.

 

  1. لِ gelmemiş de إِلَى gelmiş, neden?

Bu tebliğ Firavunun düzenini değiştirmek için değil, İsrail oğullarını bunlara karşı organize edebilmek için gönderilir. Yani Allah’ın iradesi Musa’nın Firavunu yola getirmesi değildir, İsrail oğullarını bir ulus haline dönüştürmesi için Firavun vasıta olarak kullanılır.

 

  1. Buradaki مَلَأ kelimesinden kasıt kimlerdir?

Daha önceki ayetlerde ‘Firavunun âli’ ifadesi kullanılmıştı, sonra “Firavun, Haman ve orduları” denmişti. Şimdi de “Firavun ve melei” diyor. Bu üç tabir ile değişik kurumları ifade eder. Haman ve orduları, Firavunun yönetimini; âli, Firavun hanedanını; melee ise Firavunun danışmanlarını ifade eder. Bugünkü yönetimde hükümeti, başkanlığı ve meclisi koyabiliriz.

 

  1. Haman ve cunuddan farkı nedir?

Haman ve cunud Firavundan aldığı emirleri uygular. Melee ise danışmanlarıdır, onlarla istişare ettikten sonra kararlar alır. Firavun meleeye uyar. Haman ve ordusu ise Firavuna uyarlar.

 

  1. Ehlinden farkı nedir?

Ehl/أَهْل orada yerleşmiş olan herkestir, halktır, topluluğu oluşturanlardır. Melee/مَلَأ ise onları temsil eden ileri gelenlerdir. Halk anayasalarda olmasa bile gruplanır ve kendilerine birer baş bulurlar. Bu başlar o topluluğa melee olur. Şeriatta ise dayanışma ortaklıklarının sorumluları temsilcileri meleedir.

 

  1. إِنَّهُمْ‘daki هُمْ zamiri nereye gidiyor?

Firavun ve meleine gider. Bunların içine Mısır halkı dâhil midir dersek, Mısır halkı halk olarak dâhil değildir. Ancak halk meleine uyduğu için halk da sorumludur. Partinin yöneticileri fasık iseler o partinin üyeleri de onlara uyduğu için fasık durumdadırlar.

Buradaki هُمْ zamiri firavun ve meleine gitmekle beraber onlara tabi olan bütün Mısır halkını içerir.

 

  1. فَاسِقِينَ olmak ne demektir?

فِسْق demek, çatlamak demektir. Türkçede kullandığımız “fıtık” kelimesiyle akrabadır. Şeriatın içinde kalmak ittikadır, şeriatın dışına çıkma fısktır. Kurallı erkek çoğul olarak getirilmesiyle bu fıskı kişisel olarak yapmadıklarını gösterir. Topluluk düzenden çıkmayı kendilerine düzen yapmışlarsa bu fısktır.

Türkiye’de ve dünyada fısklar yaygın hale gelmiştir. Yasalar da yasak olduğu halde fiilen herkes o yasağı işler ve düzen dışı davranışlar topluluk tarafından uygulamada meşrulaştırılır. Üniversite okursunuz, birtakım bilgileri size verirler, sonra gider hayatta öğrendiklerinizi uygulamaya kalkışırsınız, bir bakarsınız ki hayat üniversitede okuduklarınızla uyumlu değildir. Bundan dolayıdır ki üniversiteyi başarılı olarak bitirenler hayatta başarılı olamıyorlar. Üniversiteyi öğrenmeden bitirenler hayata daha kolay intibak ediyorlar.

Bizim ekonomi kitabımızda bu sebepledir ki hayali iyi şeyler değil, topluluğun uyguladığı ekonomi anlatılır. Üniversitede anlatılmayanlar anlatılır ve bunların çaresi ortaya konur. Gerçek ilim budur.

 

  1. Neden Firavun ve melei fasıktırlar?

Firavun ve melei kendilerinin koymuş oldukları kurallara kendileri uymuyorlar. Halkın o kurallara uymasını istiyorlar ama kendileri o kurallara uymak zorunda kalmıyorlar. Musa’ya verilen talimatın başında “Önce sen kurallara uy, insanlar kurallara uyduğunu görsünler ve senin arkandan gelsinler.” diyor. Bu emri daha ilk peygamber olduğu zaman almıştır. Sonra İsrail oğullarına zinada recmi teşri etmiştir. İsrail oğullarının acayibine gitmiş ve ona “Sen zina yapsan seni de mi recmedeceğiz?” diye sormuşlardır. O da burada aldığı emre uyarak “Evet, zina yaparsam beni de recmedeceksiniz.” demiştir.

Kur’an eski şeriatları nesh etmemiştir. İlahi şeriat olmasa bile eğer şeriatları varsa onlara “Ehli kitap” demiştir. Şeriatınıza uymak şartıyla istediğiniz şeriatı yaşayın ama yazılanlarla yapılanlar farklı olursa o zaman biz sizinle barış içinde olamayız. Yani Allah fasık olan kavmi peygamberlerle uyarır ama onları silah zoruyla değil, tebliğ yoluyla ve ayrı topluluk oluşturarak hicret yoluyla değiştirmeyi emreder.

 

  1. Allah Musa’yı görevlendirirken, neden ateş, yılan ve yolculuk zamanını seçer?

Ateş ışık olarak görülür ama ateşin içine bir sopa geçirirseniz engel olmaz.

Allah yeryüzünü kurallarıyla yönetir. Kurallara uymayanlara da uymama imkânı sağlar. Allah’ın bir nur olduğu söylenmiştir. Allah ne nurdur ne ateştir ama bir enerji gibi kâinatta vardır ve kuantumlar kütle ile enerjinin çarpımından oluşur. Kütle sayı olarak artıp eksilmez, enerji ise kütlelere hız kazandırır veya birbirine bağlar. Termodinamiğin birinci ve ikinci kanunları bunu ifade eder. Allah kâinatta enerji ve madde olarak görünür. Yolculuk zamanını seçmiştir, çünkü Musa Medyen’de eğitimini tamamlar ve kendisine yer arar. Artık görev yapabilecek duruma gelir.

Muhammed Peygamber de 40 yaşında görevlendirilir ve 63 yaşındayken tebliğ görevini tamamlayarak son peygamber olduğu için ilk İslam devletini de kurarak vefat eder. Oysa Musa Peygamber devlet kurmadan ölür. Yılan ve el şeriat düzeninin dayanaklarını oluşturdukları için seçilir. Bugünün yılanı altın bonosudur, bugünün eli sözleşmedir.

 

  1. Neden burada yaptırarak emir vermiştir?

Bir şey yapmak için önce onun projesi yapılır. Sonra da o projeyi uygulayacak kimseler eğitilir. Eğitim de en etkin olanı yaptırarak eğitmedir. Allah bu ideal çalışmayı örnek yaptığı için Musa da bununla görevli olduğu için böyle bir uygulama yapılır.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. KVN-PRC (كون - خرج)

كَوْن olma, خُرُوج ayrılma demektir.

Demek ki oluşlar huruçla ve duhulla sağlanacaktır.

Biz semt kooperatiflerini kurarken önce İstanbul’dan huruç edeceğiz sonra Yalova’da semtimizi kuracağız. Musa da önce Mısır’dan huruç edecek sonra Filistin’de İsrail Devleti’ni kuracak yahut kurulacak. Oluş için huruç şart. Buna işaret etmek için eşleştiriliyor.

 

  1. SLK-WMM (سلك - ضمم)

سُلُوك emmek, ضَمّ ise eklenmek demektir.

Dayanışma ortaklıkları birbirine eklenmek suretiyle oluşurlar. Ondan sonra da bunlar birbirlerinin kanlarını yani varlıklarını emerek birlikte yaşamayı sağlarlar.

İnsan topluluğu dayanışmalarla oluşur.

 

  1. BYW- ĞYR (بيض - غير)

Siyah kötülük, yokluk anlamlarına gelir. Yani bir yerden bize ışık gelmiyorsa, karanlık varsa o siyahtır. Varlık ise beyaz ile gösterilir. Oradan çıkıp gelen ışık varsa orada varlık vardır demektir. غَيْر kelimesi ise başkalaşma anlamındadır, olmama demektir. Oluşla olmayış değil de oluşun karşısında başka oluş kâinatı oluşturmuştur. Her şey çift yaratılmıştır. Varlık var, yokluk yok. Varlığın karşısında o varlığın etkisini yok eden varlık vardır.  

Bu sebepledir ki biz faizli işçilik düzenini yok etmiyoruz, faizli işçilik düzeninin etkilerini yok ediyoruz. O varlığını koruyor.

Millî Görüşçülerin ve Erdoğan’ın hataları budur. Faizi yok etmeye çalışıyorlar. Oysa faizin etkisi yok edilmelidir. Beyaz da gayrısı da var olacaktır.

Burada buna işaret edilmektedir.

 

  1. SVE-QVM (سوء - قوم)

سُوء kötülük, قَوِيم ise direnme demektir. “Mukavim olma” sağlam olma demektir.

Kötülükler hep var olacaktır. Mikropları ve virüsleri hiçbir zaman yok edemeyiz. Onlardan kaçarak da korunamayız. Onlar var olacaklar ama biz de onları etkisiz hale getireceğiz.

Burada görülüyor ki virüsle yapılan mücadele yanlıştır. Faizle yapılan mücadele gibi yanlıştır. Kötülükleri onlara karşı dayanabilecek tedbirlerle giderebiliriz. Onları yok etmeye çalışmamalıyız. Çünkü onları yok etmeye çalışırsak yok edemeyiz, azdırırız.

 

  1. BRH-FSQ (بره - فسق)

 بُرْهَانaydınlık demektir. Şeriat burhandır. Akli ve nakli deliller birer burhandır.

Bir evi kilitler de anahtarını çevrenin bir yanına koyarsanız nereye koyduğunuzu bilemediğiniz için onu bulmanız mümkün değildir ama arkadaşınıza telefon eder yerini sorarsanız size tarif eder. Siz de oraya vardığınız zaman bakarsınız ki gerçekten orada anahtar vardır. Alıp gelirsiniz, anahtar deliğine sokarsınız, girer ve kapıyı açar. İşte delil budur.

Akli veya nakli delilleri kullandığınız zaman sonuca varırsınız. Uygulama yapınca görürsünüz ki zanni olan o deliller kat’i olmuşlardır. Biz insanları ilmin ve Kur’an’ın getirdiği şeriata çağırırken körü körüne inanmalarını istemiyoruz. Uygularlarsa söylediğimizin doğru olduğunu göreceklerdir. O halde fısktan çıkmanın tek yolu vardır, o da akli ve nakli delillerden yararlanmaktır. Yoksa bilmediğin bir şeriata, anlamadığın bir şeriata, inanmadığın bir şeriata uyamazsın, uyarsan fasık olursun. 5 vakit namaz insanlara bu burhanı göstermek için emredilmiştir.

 

  1. YDY-RBB (يدي - ربب)

يَد el, رَبّ ise eğitimdir.

Bir şeyi duyduğunuz veya gördüğünüz zaman onu elinizle icra edeceksiniz. Söylenenlerin doğru ve yapılanların yerinde olduğunu göreceksiniz.

Yunanistan’da filozofların iş yapması ayıp sayılıyordu. Hala bugün beyaz gömleklilerin iş yerlerine gidip bizzat çalışmaları iyi karşılanmıyor. İş yerinde çalışan genç kendisini çalışırken aşağı görmektedir ve bugünkü okumuşlar yapmadıklarını söylüyorlar. Kur’an ise bunu yasaklamıştır. Sen yapacaksın, çevrendekiler sana uyacaklar. Sen onlara yaptırmayacaksın. Oysa şeriatta başkasına emretmek yok. Sen başkasını örnek alırsın.

Eğitimin temeli yaparak öğrenmedir kuralına işaret edilmektedir.

Çalışarak okuma kuralımız buna dayanmaktadır.

 

  1. CYB-CNX (جيب - جنح)

جَنَاح giyilen cübbenin bir yanıdır. Türkçede buna “yen” deniyor. Bugün palto dediğimiz şeydir. Normal hayatımızda palto ile dolaşmayız. Olağanüstü durumlarda paltodan yararlanırız. Dayanışma ortaklıkları da böyledir. Normal zamanlarda dayanışma ortaklıklarına başvurulmaz.

جَيْب ise kasa demektir. Normal zamanlarda artırdıklarınızı kasaya koyarsınız ve sıkıntılı günlerde kasadan biriktirdiğinizden yararlanarak sıkıntınızı giderirsiniz.

Dayanışma ortaklığına başvurmanıza gerek kalmaz. O halde hem dayanışma hem de kasa, her ikisi olağan zamanlarda oluşmayan ihtiyaçları gidermek için kullanılmaktadır. Her ikisinde de fonksiyon beraberliği vardır. Ne zaman hangisinin kullanılacağını şeriat tespit eder.

 

  1. MLE- ÜAvNiKa (ملء - ذَانِكَ)

مَلَأ bir toplulukta o topluluğun örnek aldığı kimseleri ifade eder.

ذَانِكَ de tanıtmak istediğin şeye işaret olarak gösterirken kullanılan kelimedir.

Dayanışma ortaklıkları kurulacak, herkes kendi dayanışmasını kendisi belirleyecek. 10’a yakın dayanışma sorumlusu içerisinden birisine işaret edecek.

Dayanışma ortaklıkları ortakların bir araya gelip birini sorumlu seçmesi şeklinde oluşmaz. Birisi çıkar, sözleşme yapar ve ben bu sözleşmeyle dayanışma ortaklığını kurdum der. İsteyenler onun ortaklığına katılırlar. İstedikleri zaman da ayrılırlar. Herkes ancak bir dayanışma ortaklığına ortak olmuş olabilir. İşte bu hükümleri anlatmak için bu iki kelime eşleştirilmiştir.

 

  1. RHB-FRG (رهب - فرع)

فَرْع dal demektir. Türkçedeki şube karşılığıdır. Firavun iki dal sahibiydi. Kuzey Nil ve Güney Nil devletlerinin başkanıydı.

Ruhban sınıfıysa topluluğun oluşması için halkın kendi istekleriyle oluşturduğu ahlaki dayanışma ortaklığıdır. Tek mezhep yerine, tek parti yerine, çok parti yerine; çok mezhep, çok tarikat, çok mesleki kuruluş oluşacaktır. Ancak bunlar birbirleriyle çatışmayacak, bir gövdenin dalları gibi olacaklar. Böylece dayanışma ortaklıklarının oluşum düzenini bize göstermek için bu iki kelimeyi eşleştirmiştir.

 

  1. EiLaYKa-EinNaHuM (إِلَيْكَ - إِنَّهُمْ)

إِلَيْكَ kişiyi إِنَّهُمْ ise topluluğu gösterir.

Şeriat düzeni kişiyle topluluk arasındaki hakların ve görevlerin sınırlarını gösterir.

Bir Batılı, “Birisinin hakkı, bir başkasının hakkının başladığı yerde biter.” diyor. Aslında insanların hakları sonsuzdur. Kâinat onlar için yaratılmıştır. Haklarının bittiği yer başkalarının haklarının başladığı yerdir. Bunun anlamı şudur: Boş bir yeri bulan bir insan orada başka birisinin hakkı mevcut olmadığı için kendisi bir yerden izin almaksızın orasını kullanma hakkına sahiptir. Yani haklar sınırlı değil, görevler sınırlıdır. Bundan dolayıdır ki şeriatta haklar sayılmamış, görevler sayılmıştır. Türkçede şeriat anlamında kullanılan “yasa” kelimesi yasaktan gelmektedir. Devletler yasaklar koyabilir ama emirler veremez.

 

  1. FIy-ELAy (فِي - إِلَى)

فِي içinde demektir. إِلَى ise o işin sınırlarını gösterir.

Bir mülkiyete sahip olmak için orasını işgal edeceksiniz veya ihya edeceksiniz. Ancak bu ihya ve işgal alanlarının sınırlanmış olması gerekir.

Bir dağda ev yaptım, dağ benimdir, aya füze indirdim ay benimdir, Amerika’ya ben çıkarma yaptım kıta benimdir anlayışı Batı’nın anlayışıdır.

Şeriatta ise ihya edilenin sınırları şeriatla çizilmiştir. Örnek olarak, bir kimse boş bir alanda, kentin içinde 100 lojmanlı işyeri apartmanı yaparsa, bunun arsa büyüklüğü 5 dönümdür. Yollarıyla yani çevresiyle büyüklüğü 10 dönümdür.

Tüm planlama burada فِي ile إِلَى nın gösterdiği kurallara dayanmaktadır.

 

  1. Fa-MiN (فَ - مِنْ)

مِنْ başlangıcı gösterir. Kendisinden önceki olayın kendisinden sonrakine etkisi yoktur. فَ de başlangıcı gösterir ama kendisinden önceki olayla kendisinden sonraki olayla arasında sebep sonuç ilişkisi vardır. Sonraki ilkinden sonra gerçekleşir.

Bu özelliklerine işaret etmektedir.

 

Öz Türkçe ile:

“Elini kolluğunun içine koy. Kötülüğe uğramaksızın çekincenden ak olarak çıkacaktır. Bu ikisi Yetiştiricinden firavun ve yöneticilerine iki belletici olacaktır. Onlar taşkın bir ulus olmuşlardır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Yedini ceybinin içine suluk et. Su’un ğayrısından beyaz olarak huruc eder ve rehbden cenahını kendine zammet. Bu ikisi Rabbinden firavun ve meleine iki burhandır. Onlar fasık bir kavim olmuşlardır”.

 

اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ (32)

 

 

1101. SEMİNER LÜGATI

NO

Kelime

Vezin

Kök

Açıklama

  1.  

أَتَى

آتِي

فَعَلَ

أَفْعِلُ

ءتي

أَتِيّ çardağa doğru suyu getiren kanaldır. Tek yönden gelmeyi ifade eder. أَتِيّ  Su kanalı demektir. Suyun akıp gelmesi manasında أَتَى  ya mastar olmuştur. Bir yönden gelişi ifade eder. جَاء  ise yönsüz gelişi ifade eder. Kur’an’da ءتي  549, ءزف  3 defa geçer ve 552 (23*3*23) eder. ء  gücü, ت  oluşu, ي  ise kolaylığı ifade eder.

  1.  

الْأَجَلَ

الْفَعَلَ

ءجل

إِجْل havuz demektir. Suyun belli müddette havuzu doldurmasından yararlanarak ecel kelimesi bir işin müddetinin sonu anlamında mana kazanmıştır. أَجْل sonunu getirmek veya sonunu getiren şey anlamında sebep manasına gelir. أَجِل Ağacı sulamak için çevresine toprakla yapılan havuzcuktur. Sulamalar nöbetle yapıldığı için sulama günü manasına أَجَل denmiştir. Süre anlamına gelir. Kur’an’da ءجل 56 defa geçer. ء gücü, ج cazibeyi, ل belirlemeyi ifade eder.

  1.  

مُوسَى

مُفْعَلُ

ءسو

أُسَاوَة yaralılara sürülen merhemdir. Tedavi etme anlamını kazanır. Sonraları örnek alınacak insanlara أُسْوَة denir. Kur’an’da ءسف ءسو 5 3 defa geçer. Toplam 8 (23) eder. ء gücü, س mekânda diziyi, ف kopmadan ayrılmayı, و bağlantıyı ifade eder. مُوسَى kelimesi أُسْوَة’den türetilmiş bir kelimedir. مُوسَى kelime olarak أُسْوَة (örnek) kılınan manasındadır yani örnek olarak yetiştirilmiştir.

  1.  

الْآمِنِينَ

الْفَاعِلِينَ

ءمن

أَمَنَة kapıları karşı karşıya olan evlerin ara yeridir. İlk topluluklar evleri bitiştirerek kale gibi yerleştirirdi. Kapılar ara sahanlığa açılırdı. Bu yerin adı أَمَنة idi. Buraya bir şey konulması o şeyin güvene alınması demekti. أَمَانَة buraya konmuş olan şeydir. أَمِنَ güven içinde olma, أَمَنَة karşı karşıya bulunan evlerin arasındaki yer demektir. Eskiden evleri bitiştirerek bir duvar meydana getirirler ve kapılarını orta boşluğa açarlardı. Orta boşluğa bir kapıdan girilirdi. Böylece orası güven altında olurdu. Oraya bir mal koymak veya oraya girmek أَمِنَ kelimesi ile ifade edilirdi. أَمِنَ emniyet ve güven altına almak demektir. Kur’an’da ءمن , 71 يمن ise 879 defa geçer.  Toplam 950 (2*52*19) eder. ء gücü, م enginliği, ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

الْمُبَارَكَةِ

الْمُفَاعَلَةِ

برك

بُرْكَان yanardağ demektir. Yerden fışkırıp saçılan su için de kullanılır. Bol, bereketli demektir. Kur’an’da 32 defa geçer. ب geçişi, ر tekrarı, ك oluşmayı ifade eder.

  1.  

بُرْهَانَانِ

فُعْلَانَانِ

بره

بَرْق şimşek demektir. Karanlıkta çaktığı zaman ortalığı birden aydınlatır ve nerede olduğunu çevrenin neleri içerdiğini görürsün. بره  kökü برق  kökünden dönüşmüş olup insanın birden aklına gelmesi, çözüm bulmasıdır. Akla gelmeden önce bilinmeyen ama akla gelince de kesin bilgi halinde olan şeye ‘burhan’ denir. Kur’an’da بره  77, برء  31, defa geçer. Toplam 108 (22*33) eder. ب  geçidi, ر  tekrarı, ه  görünmezliği ifade eder.

  1.  

الْبُقْعَةِ

لْفُعْلَةِ

بقع

بَقَع üzerinde değişik renklerin bulunduğu hayvan, kuş demektir. Arazinin parsellenmesinden sonra çıkan parsellerin her birine بُقْعَة denir. Kur’an’da بقع 1, بقي 21 defa geçer. Toplam 22 (2*11) eder. ب geçişi, ق kuvveti, ع etkiyi ifade eder.

  1.  

بَيْضَاءَ

فَعْلَاءَ

بيض

بَيْض yumurta demektir. Beyaz renginin adı olmuştur. Kur’an’da 12 defa geçmektedir. ب geçişi, ي kolaylığı, ض katlamayı ifade eder.

  1.  

جَذْوَةٍ

فَعْلَةٍ

جذو

جَذْوَة ucu korlu ağaç demektir. Kur’an’da جذو 1, جذع 3 defa geçer. Toplam 4 (22) eder. ج cazibeyi, ذ işareti, و beraberliği ifade eder.

  1.  

جَانِبِ

فَاعِلِ

جنب

جَنْب yan, yan taraf demektir. Bedenin yanıdır. Kur’an’da جنب33, جرف 1 defa geçer. Toplam 34 (2*17) eder. ج cazibeyi, ن belirsizliği, ب geçişi ifade eder.

  1.  

جَنَاحَ

فَعَالَ

جنح

جَنَاح demektir. Kur’an’da 34 defa geçer. ج cazibeyi, ن belirsizliği, ح hareketi ifade eder.

  1.  

جَانٌّ

فَاعُلٌ

جنن

جَنَّة bahçe demektir, dışarıdan iç tarafı görünmeyen meyveliklerin adıdır. جَنِين kelimesi buradan gelmektedir. Görünmeyen varlıklara جِنّ denmektedir ve إِنْسe karşı kullanılmaktadır. ج topluluğu, ن belirsizliği ifade eder. جنن Kur’an’da 201, جول 3 defa geçmektedir. Toplam 204 (22*3*17) eder.

  1.  

جَيْبِ

فَعْلِ

جيب

جَيْب bir şeyi yerleştirmek için açılan kuyu, çukur demektir. Sonra elbise üzerindeki cebe de bu ad verilmiştir. ‘Cevaplamak’ yerleştirmek, çukura yerleştirmek anlamında sorulan suale karşılık vermek için kullanılmıştır. Koltuk altı, koyun demektir. Kur’an’da جيب 3, جوب 43 defa geçer. Toplam 46 (2*23) eder. ج cazibeyi, ي kolaylığı, ب geçişi ifade eder.

  1.  

خَبَرٍ

فَعَلٍ

خبر

خَبْر doğurmadan evvel devenin memesinde görülen süttür. Doğuracağının habercisi olur. Sonra gelecekte olacak olaylar hakkında verilen bilgilere haber denir. Nebi tepe üzerinde oturan gözcüye denir. Geçmişten bilgi vermeye de nebe’ denir. Kur’an’da 52 defa geçer. خ çökmeyi,  ب geçişi,     ر tekrarı ifade eder.

  1.  

تَخْرُجْ

تَفْعُلْ

خرج

خَرْج duvarın dışına sürülen harçtır. Sonra dışarı anlamı kazanmıştır. Mastar olarak dışarı çıkmak demektir. إِخْرَاج  ise çıkarmak, kusmak demektir. خ  çökmeyi, ر   tekrarı, ج  topluluğu ifade eder.

  1.  

تخَفْ

تَفْعَلْ

خوف

خَافَة korkulduğu zaman saklanmak için takınılan maske benzeri şeylerdir. خَوْف gelecek bir tehlikeyi önceden sezmektir, ondan kaçmaktır. خ çökmeyi, harap olmayı, و beraberliği, ف kopmadan ayrılmayı ifade eder.

  1.  

مُدْبِرًا

مُفْعِلًا

دبر

دُبُر anüs, bel tarafı, arka demektir. Tedbir almak geleceği güvene almak demektir. Gelecekte olacak tehditlere karşı tedbir alınır. “Tedvir” kelimesine akrabadır. Tedvirde tam döngü vardır. Tedbirde ise geri dönme yerine ilerisine yönelik faaliyet göstermedir.  د çevrelemeyi, ب geçidi, ر tekrarı ifade eder.

  1.  

رَآ

فَعَلَ

رءي

رَايَة  bir yere konmuş, oranın özelliğini gösteren işaret demektir. Uzaktan görülebilen işarettir. رَأْي  ise görmek anlamındadır. رَأْي  derinlemesine görmek, نَظَر  genişlemesine görmek, بَصَر uzağı görmek, شُهُود  ise içinde bulunmak, her yönüyle görmek demektir. رَايَة  uzaktan görülebilen işaret demektir. بَصَر  göz demektir. “Nazar” korkuluk demektir.ر  tekrarı, ء  gücü, ي  kolaylığı ifade eder.

  1.  

رَبُّ

فَعْلُ

ربب

رَبْوَة tümsek demektir. Çöllerde tümseğe benzeyen yer yer serpilmiş ağaçlıklara da رَبْوَة  denir. Sonra yavaş yavaş gelişme karşılığı kullanılır. Birden oluş “hilkat” ile buna karşılık evrimle gelişmeler rabvet ile ifade edilir. ربب  kökü de ربو’den dönüşür. Terbiye kelimesi bunlardandır. Türkçe olarak “yetiştiren” veya “yetiştirici” olarak tercüme edilir. Kur’an’da ربب  981, رمي  9 defa geçer. Toplam 990 (2*32*5*11) eder. ر  tekrarı, ب  geçidi ifade eder.

  1.  

الرَّهْبِ

الْفَعْلِ

رهب

رَهْب Cübbe, üniforma demektir. Kur’an’da 12 defa geçer. Toplulukta etkin kişiler belli olsun diye özel kıyafet giyerler, böylece heybetli görünürler. Din adamları hassaten ayinlerde özel elbise giyer ve kıyafetleri ile saygı uyandırırlar. ر tekrarı, هboşluğu, ب geçidi ifade eder.

  1.  

اسْلُكْ

اُفْعُلْ

سلك

سُلُوك boncuk ve benzeri şeylerin dizildiği iptir. Dizilmek ve girmek anlamlarında kullanılmaktadır. Kur’an’da 12 defa geçer. س diziyi,ل belirliliği, كoluşu ifade eder.

  1.  

سُوءٍ

فُعْلٍ

سوء

سَوَاد  ‘kara’ demektir. د’ın hemzeye dönüşmesi ile سَوْء morarmak, kararmak, bozulmak anlamlarını kazanır. Kur’an’da سوي  83, سوء  167 defa geçer. Toplam 250 (2*53) eder.

  1.  

سَارَ

فَعَلَ

سير

سِيرَاء  iş elbisesidir. Yolculuğa çıkıldığında giyilen elbisedir. Kur’an’da سير 27, صور 19 defa geçer. Toplam 46 (2*23) eder. س mekânda diziyi, ي  kolaylığı, ر  tekrarı ifade eder.

  1.  

الشَّجَرَةِ

الْفَعَلَةِ

شجر

شَجَر Arapçada ağaç demektir. Suyun toplandığı çukurdur. Kur’an’da شجر27, شكر 75 defa geçer. Toplam 102 (2*3*17) eder.  ش sıçramalı oluşu, ج cazibeyi, ر tekrarı ifade eder.

  1.  

شَاطِئِ

فَاعِلِ

شطء

شَطْأ Bitki filizidir. Kur’an’da 2 defa geçer. ش sıçramayı, طuyumluluğu, ءgücü ifade eder.

  1.  

تَصْطَلُونَ

تَفْتَعِلُونَ

صلي

صَلْي kızartmak demektir. Kur’an’daصلي 25, صلو 99 defa geçer. Toplam 124 (22*31) eder. ص dayanıklılığı, ل belirliliği, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

اضْمُمْ

اُفْعُلْ

ضمم

ضَمّ Yığıntı anlamındadır. Bir akışta daralma meydana gelince onun arkasındaki yığıntıdır. Kur’an’da 2 defa geçer. ض katlama, م enginlik demektir.

  1.  

الطُّورِ

الْفُعْلِ

طور

طُور Sina’da bir dağın adıdır. Kur’an’da طور 11, طير 29 defa geçer. Toplam 40 (23*5) eder.ط uyumluluğu, و beraberliği, ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

يُعَقِّبْ

يُفَعِّلْ

عقب

عَنْكَبُوت örümcektir, عَاقِبَةُ  yumru, عَقِب  topuk demektir. Ayağın topuğudur. Takip etmek, arkasından gitmek, kovalamak veya kovalanmak anlamlarına gelir. ع üste gelmek etki etmek anlamına gelir. ق  kuvveti, ب  geçidi ifade eder.

  1.  

الْعَالَمِينَ

الْفَاعَلِينَ

علم

عَلَم dağın sivri noktası demektir. İnsanlar o tepeye bakarak bulundukları yerleri belirlerler. Sonraları yeryüzü beyler arasında bölüşülünce, her bey hâkim olduğu çevrenin tepesine o çevrenin kendisine ait olduğunu belirleyen işaret koymuştur. Buna “alem” denir. Bugünkü bayrak o dönemin geleneği olarak devam eder. عَرَفَة üstü düzlük dağ veya yayla demektir. İnsanlar ilk zamanlarda burada yıllık veya daha kısa zamana ait toplantılar yaparlardı ve birbirleri ile tanışırlardı. عَرَفَة (Arafat) kelimesi buradan gelmektedir. Hala orada toplanılmaktadır. عِلْم varlıkları sınırlamak suretiyle tanımlamak ve aralarındaki ilişkileri riyazi bir şekilde belirlemektir. مَعْرِفَة ise varlıkları diğerlerinden ayıracak özellikleri ile belirlemektir. ع etkiyi, ل belirliliği, م enginliği ifade eder.

  1.  

غَيْرِ

فَعْلِ

غير

غَيْر ‘dışında’ demektir. غ değişmeyi, ي kolaylığı, ر tekrarı ifade eder.

  1.  

فِرْعَوْنَ

فِعْلَوْنَ

فرع

فَزْع kuytu yer demektir. Çekinmek, görünmemeyi istemek demektir. فَزِعَ çekindi anlamında olduğu gibi aynı zamanda saklanma anlamındadır. ف kopmadan ayrılmayı, ز zamanda diziyi, ع üstünlüğü ifade eder.

  1.  

فَاسِقِينَ

فَاعِلِينَ

فسق

فِسْق kabuğunu yarıp dışarı çıkmadır. Ceviz ve benzeri yemişlerin dış kabuğunun çatlağına denir. Dağılmak anlamına da gelir. Şeriat kurallarına uyma ittikadır, uymama fısktır. Fesad var, fısk vardır. Fısk, kendisine yapılan kötülüktür. Fesad ise başkalarını, topluluğu bozmadır. ف kopmadan ayrılma, س mekânda dizi, ق kuvvet demektir.

  1.  

أَقْبِلْ

أَفْعِلْ

قبل

قَبْل önce demektir. ق kuvveti, ب geçidi, ل belirlemeyi, sınırlamayı ifade eder.

  1.  

قَضَى

فَعَلَ

قضي

قَضْب kesici alet; ب ي’ye dönüşmüş, قَضَى olmuştur. Bir şeyi kesmek, yapılacak bir şeyi yapmak anlamında “kaza” olmuştur. Bir emri yerine getirmek kaza olarak Kuranda ifade edilmektedir. Fıkıhçılar edanın karşılığında kaza kelimesini kullanırlar. Zamanında yapılmayan iş anlamındadır. Kuran da bu manası yoktur. Kuranda قضي 63 defa geçmektedir. قضض 1 defa geçmektedir. Toplam 64 (26) eder. ق kuvveti, ض katlamayı, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

قَالَ

فَعَلَ

قول

قَوْل Birlikte bir iş yapan kimselere, belli bir sesle kumanda eden kimsenin adından gelişmiş bir kelimedir. Bu sesten kinaye olunur. Kelamdan farkı bağlayıcı olmasıdır. Türkçedeki “söz” kelimesi de böyledir. O halde burada “söyledi” olarak tercüme edilir. ق dayanma kuvvetini, و beraberliği, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

قَوْمًا

فَعْلًا

قوم

قَائِمَة Hayvanların ön ayaklarına denir. قَوْم  ise ağacın gövdesi demektir. Kıyam etme (قِيَام), kalkma veya ayakta durma anlamındadır. قَائِم  ayakta durandır. Mecazen sağlam, bozulmaz veya bozulamaz anlamına gelir. ق  dayanıklılık ile güçlü olmayı, و  beraberliği, م  ise hava, su, atmosfer gibi enginliği ifade eder.

  1.  

كَانُوا

فَعَلُوا

كون

كَوْن tepe demektir. بَيْن’in karşılığıdır. Bunlara mukabil düz olan yere ise هَوْن denir. كَانَ tepe manasından yararlanılarak “olmak” fiilini oluşturur. هَوْن yokluğu bildirir, uzaktaki veya görünmeyen anlamındadır. بَيْن insanın kendisini bildirir. كَوْن de ortada olan, görünen anlamındadır. Oluşu ifade eder.  لَمْ يَكُنْ “olmadı” veya “yok” anlamınadır. كَانَ ise “oldu” veya “-dır” anlamına gelir. ك oluşu, و beraberliği, ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

أَلْقِ

أَفْعِلْ

لقي

لِقَاء iki yerleşik bölge arasındaki buluşma yerinin adıdır. تِلْقَاء buluşmak, kavuşmak demektir. إِلْقَاء ise koymak, yerleştirmek anlamına gelir. Birbirlerinden ayrılmış kimselerin tekrar buluşması şeklinde anlaşılır.

  1.  

امْكُثُوا

اُفْعُلُوا

مكث

مَاكِث oturup bekleyen adam demektir. Kur’an’da 7 defa geçer. م maddeyi, ك oluşu, ث dağınıklığı ifade eder.

  1.  

مَلَأِ

فَعَلِ

ملء

مِلْء doldurulmuş çuval, مُلَّة  içi dolu kapatılmış torba, إِمْلَاء  içine koymak demektir. إِمْلَال  tamamen doldurup çuvalın ağzını dikmek demektir. Bürokratlar ikiye ayrılırlar, yüksek bürokratlar var, bir de sıradan bürokratlar vardır. Yüksek bürokratlara مَلَأ denmektedir; bakanlar, genel müdürler, generaller bunlardandır. Sıradan bürokratlar meleklerdir. ملء Kur’an’da 25 defa geçmektedir. م enginliği, ل  belirliliği, ء gücü ifade eder.

  1.  

نُودِيَ

فُوعِلَ

ندو

نَدْوَة halkın toplandığı yerdir. Toplanmadan önce toplantıya yüksek sesle çağırmaya نِدَاء denmiştir. Daha sonra çağırma fiilinin mastarı olmuştur. Kuranda ندو53, ندم 7 defa geçer. Toplam 60 (22*3*5) eder.  ن  belirsizliği, د çevreyi, و birliği ifade eder.

  1.  

النَّارِ

الْفَعَلِ

نور

نَار ateş demektir. Nur/نُور  da bu kökten türer. Kur’an’da نور  194 defa geçer. ن  belirsizliği, و  beraberliği ر  tekrarı ifade eder.

  1.  

تَهْتَزُّ

تَفْتَعِلُ

هزز

هَزّ sarsmak demektir. Kur’an’da هزز 5, هزل 1 defa geçer. Toplam 6 (2*3) eder. ه görünmeyi, ز zamanda diziyi ifade eder.

  1.  

الْوَادِ

الْفَاعِلِ

ودي

وَادِي vadi demektir. İki dağ arasındaki yamaçtır. Kur’an’da 12 defa geçer. و beraberliği, د çevreyi, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

وَلَّى

فَعَّلَ

ولي

وَلِيّ arka demektir. Bel kelimesi ile akrabadır. Bir çocuğun arkasından onu gözetleyerek dolaşan kimse demektir. Örgütlenmede kişinin kendi seçtiği ve istediği zaman da değiştirebileceği üstüne “veli” denir. Kendi atadığı için onun üstündedir. Ama artık onun emrine girdiği için de astındadır. Bu tür dayanışmaya “velayet” denmektedir. Bunların başına, sorumlusuna da “veli” denmektedir. Ordu böyle oluşur. Ben senin emrine gireceğim ama sen de beni koru demektir. Bu koruma kişiden gelmemektedir. Bir velinin etrafında toplanan topluluk evliyedir. Dayanışma ortaklarıdır. Her biri başkanı olan veliye bağlanmışlardır Tevella, sırtını çevirmek, gerisin griye dönmektir. Tevliye arka çıkmaktır. Kur’an’da ولي 233, وني 1 defa geçer. Toplam 234 (2*32*13) eder. و beraberliği, ل belirlemeyi, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

يَدَ

فَعَلَ

يدي

يَد El ve kol demektir. İnsanı hayvanlardan ayıran özelliklerin başında elini sanat için ve yazmak için kullanabilmesidir. Bu tür işlerde yetenekler iki el ile ifade edilir. İki el arası ön taraf demektir. ي  kolaylığı, د  duvarı çevreyi ifade eder. İki eli ifade eder.

  1.  

الْأَيْمَنِ

الْأَفْعَلِ

يمن

يَمِين Sağ yandır. Doğuya dönüldüğünde sağ tarafta kalan yerdir. Sol tarafta kalan yere ise شِمَال denir. Kur’an’da يمن71, يمم 11 defa geçer. Toplam 82 (2*41) eder. ي kolaylığı, م enginliği, ن belirsizliği ifade eder.

 

 

 

***

 

İstanbul, Yenibosna; 30 OCAK 2021

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan Adil Düzen Çalışanları:

AYŞE AYDIN

Yazar REŞAT NURİ EROL

Ecz. TAYİBET ERZEN

Doç. Dr. SÜLEYMAN AKDEMİR

 

***

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 






Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 73 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 89 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 94 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 384 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 116 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 154 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 171 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 225 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 197 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 219 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 232 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 350 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 737 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 335 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 326 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 481 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 617 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 657 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 689 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 413 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 599 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 587 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 397 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 419 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 584 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 542 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 456 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 481 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 700 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 1387 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 796 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 785 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 945 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1050 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1134 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 912 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1132 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1036 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1019 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1079 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 899 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1054 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 945 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 1552 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1223 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1310 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.05.2020 1439 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.05.2020 1506 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.05.2020 1056 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.05.2020 1215 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19