Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021
422 Okunma, 1 Yorum

KASAS SÛRESİ - 15. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (68) وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ (69)وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (70) قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ أَفَلَا تَسْمَعُونَ (71)

 

***

 

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (68)

 (68) Va RabBuKa YaPLuQu MAv YaŞAyU  VaYa PTaVRu MAv KAvNa LaHuM PiYaRata SuBXAvNa elLAH VaTaGAvLAv GanMAv YuŞRiKUvNa

“Ve Rabbin meşiet ettiklerini halk eder, kendileri için hiyera olanı da ihtiyar eder. Allah sübhandır ve işrak ettiklerinden tealdır.”

 

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

تَعَالَى سُبْحَانَ كَان

يَخْلُقُ يَشَاءُ يَخْتَارُ يُشْرِكُونَ

اللَّهِ

رَبُّكَ الْخِيَرَةُ

مَا مَا لَهُمُ عَمَّا

وَ وَ وَ

(3+4)+1+2+4+3)=17=16+1

تَعَالَى- سُبْحَانَ يَخْلُقُ- يَشَاءُ يَخْتَارُ- يُشْرِكُونَ الْخِيَرَةُ- رَبُّكَ كَانَ- اللَّهِ عَمَّا- لَهُمُ

GLV-SBX PLQ-ŞYE PYR-ŞRK PYR-RBB  KVN-elLAH GanMAv- LaHuM

 

  1. وَرَبُّكَ‘deki وَ harfi nereye atfediyor?

Bu surede Allah Musa’ya eymen vadinin şatiinden hitap ettiği zaman “Ben âlemlerin Rabbi Allah’ım” demişti. O konuşmada “Asa ile yed’in, Rabbinden iki burhan” diye zikretmişti. Tur’un canibinde Allah Musa’ya “Rabbinden bir rahmet olarak inzal etmen için nida ettik” demişti.

Sonra “Karyeyi oraya bir resul ba’s etmedikçe helak etmeyiz.” demişti.

Burada وَ ile oraya atfeder, “Rabbin halk eder” der. Orada “Helak etmez, resul gönderir.” derken burada “Halk eder ve ihtiyar eder” der. Resulün irsali ile halk etmesi arasındaki bağı anlatır.

  1. رَبُّكَ neden tekrar edilir?

Kur’an’da bir sure içerisinde çok uzaklara atıf yapılabilir. Oraya atıf yapıldığına işaret etmek için kelime tekrar edilir. Kelime tekrar edilmezse nereye atfedildiği bilinmemiş olur.

Burada bir sorunla karşılaşıyoruz. Bir kelimeye zamir gönderilmeyip kelime tekrar edilirse birinci kelimedeki mana ile ikinci kelimedeki mana arasında fark vardır kuralımız vardır. Böyle uzak yere atfedildiğinde uzaklıktan dolayı atfedildiğine göre aynı manada zikredilmiş olur mu, yoksa yine farklı manalar mı veririz?

Biz Rab/رَبّ kelimesini eğitici olarak anlarız. Mesleklere göre, şartlara göre eğitimde farklılık bulunur. Kimi doktor, kimi mühendis, kimi hakem olur. Böylece وَ harfi ile atfedilen Rabların her biri ayrı kurumu ifade etmiş olur. Dolayısıyla bu surede geçen رَبّ kelimeleri ayrı ayrı kurumlara işaret ettiği için tekrar etmiş olabilir. Ancak biz bugün bunları karşılaştırmayacağız ama içinizden birisi veya birileri alıp bunun üzerinde çalışmalar yapabilir.  

  1. كَ kime işaret eder?

رَبُّكَ kelimesi surenin başından itibaren Musa’ya hitap ederse de “Karyeleri helak etmeyiz” ayetindeki (59. ayet) كَ harfi ise başta Kur’an Peygamberi’ne yani Son Nebi’ye hitap eder. Onunla beraber Kur’an’ı inanarak okuyan herkese hatta bütün insanlara hitap eder. Onlar Kur’an okumazlarsa da biz onlara Kur’an’ı tebliğ ederken Allah’ın insanlara hitabını ulaştırmış oluruz.

  1. رَبُّكَ‘nin irabtaki yeri nedir?

رَبُّكَ mübteda, يَخْلُقُ ise haberdir. Failler fiile takaddüm etmezler, ederlerse mübteda olurlar.

  1. خَالِق kelimesini değil de neden يَخْلُقُ kelimesini kullanır?

خَالِق bir sıfattır. Olay üzerinde değil faili üzerinde vurgu yapar. Hâlbuki özellikle fiili muzari her zaman geçmişte ve gelecekte, gerektiği yerde, irade ettiği zaman halk eder anlamındadır. Yani Allah geçmişte halk etti, bundan sonra artık halk etmiyor şeklinde anlaşılmayıp her zaman halk ettiğine işaret etmek için fiili muzariyi zikreder.

  1. يَخْلُقُ ‘dan sonra gelen مَا ne Ma’sıdır?

İsmi mevsuldür, يَخْلُقُ‘nun mefulüdür. “Meşiet ettiğini halk eder” der. Önce meşiet vardır, sonra halk vardır. Meşiet zaman içinde oluşur. Oysa Allah zamanın ve mekânın dışındadır. Öyleyse Allah nasıl meşiet eder?  

Allah zamanın ve mekânın dışındadır ancak zaman ve mekânı kendisi var edip var ettiği zaman ve mekân içinde zuhur eder. Nasıl evi yapan usta sonra evin içinde oturup onun sakini olursa Allah da zaman ve mekânı var eder, sonra orada yerleşir. Bunu “kâinatı yarattı sonra arşta istiva etti” ayetiyle ifade eder.

Demek ki Allah zaman ve mekândan münezzehtir ancak şimdi zaman ve mekân içindedir. Ustanın yaptığı evi terk etmesi mümkün olduğu gibi Allah da isterse bu 5 boyutlu uzayı bırakıp zaman ve mekân dışında olabilir, burası da yok olur.

  1. Allah’ın meşiet etmesi nasıl olur?

Artık zaman ve mekân içinde olan Allah, eve yerleşen usta gibi evin içinde evde olanların yaptığına benzer işler yapar demektir. Yaratılmış olan bizler cüzî de olsa meşiet ettiğimize göre, O da benzer meşieti, daha etkilisini, daha şümullüsünü meşiet eder.

  1. مَا شَاءَ demez de مَا يَشَاءُ der, neden?

مَا شَاءَ dediği zaman yeniden meşiet etmiş olmaz. Kâinatı var ettiği zamanki meşiet kastedilmiş olur. Hâlbuki يَشَاءُ demekle her zaman ve her yerde meşiet eder, şimdi de meşiet eder. 21. yüzyıl içinde de meşiet eder. Yenibosna’da ve Teşvikiye’de de meşiet eder. Allah uykuda değildir, her an hay ve kayyumdur, her yerde bizimle beraberdir.

  1. İhtiyar ile meşiet arasında ne fark vardır?

Bir şey yapmaya karar verdiğiniz zaman alternatifleri düşünerek karar verirsiniz.

Yalova’da 30 dönümlük yeri satın almak üzere 100 bin Türk lirasını satıcıya verdik. Şimdi Adil Düzen çalışanlarına başvurup 3 milyonluk ortak bulmaya çalışıyoruz. Bulursak bu yeri satın alacağız. Bulamazsak bizim 100 bin liramızı geri alacağız.

İşte bu bizim meşietimizdir. Biz kararı vermiyoruz. Ortaklarımız “Evet” derlerse, fiilen katkıda bulunurlarsa alırız, yoksa ortaklarımızdan Süleyman Akdemir alır. Ancak o da inşaattaki payını satarsa alır. İşte bu bizim meşietimizdir. Ancak meşietimizin gerçekleşmesi başkalarının meşietine bağlıdır. Sonunda onların ihtiyar etmesi halinde bizim meşietimiz gerçekleşir.

İşte, Allah tüm imkânları meşiet eder ve insanların hiyerasına bırakır. Onlar hangisini tercih ederlerse Allah da o alternatifi yapar. Bu kuralı şimdiye kadar istihsan yoluyla hep anlatmışızdır. Burada çok açık bir şekilde bu kural beyan edilir.

  1. مَا كَانَ ‘deki مَا'nın manası nedir?

مَا ismi mevsul Ma’sıdır. يَخْتَارُ fiilinin mefulüdür. Yani biz de hiyera olan şeyi Allah ihtiyar eder. Allah önce bize hiyera verir. Biz o hıyerayı kullanırız, Allah da bizim hıyeramıza göre ihtiyar edip meşietini irade etmiş olur.

Meşiet planlamadır.

İrade ise uygulamadır.

  1. مَا‘ya olumsuz mana verilebilir mi?

مَا كَانَ لَهُمُ فِيهِ الْخِيَرَةُ olsaydı öyle bir manayı verebilirdik ve o zaman Cebriyecilerin söylediklerine uymuş olurdu. İnsanlarda cüzi iradeyi kabul etmemiş olurduk. Eğer menfi olsaydı hiyera kelimesi nekre gelirdi.

  1. لَهُمُ ‘daki هُمْ zamiri nereye gider?

رَبُّكَ‘deki كَ harfini bütün insanlara hitap etmiş kabul edersek, buradaki هُمْ zamirinin bütün insanlara gitmesi gerekir. Yani sizin hiyeranız ne ise Rabbiniz onu ihtiyar ediyor manası çıkardı. Hâlbuki hiyera değişik toplulukların ayrı ayrı hiyeralarıdır. Onun için كُمْ zamiri değil de هُمْ zamiri getirilir. İnsan gruplarını içine aldığı gibi bütün insanları fert olarak da içine almış olabilir.

  1. Harfi tarifle getirilen الْخِيَرَةُ‘yi açıklayınız.

الْخِيَرَةُ mastar olabilir. ة harfi isimleştirmiş olur. Cüzi iradenin ismi haline gelir. Allah kişilerin cüzi iradelerini kullanabilmeleri için imkânlar hazırlar ve insanlar cüzi iradelerini kullanarak karar verirler, Allah da onların kararına göre onu yapar. Yapan Allah’tır ama kulun kararına göre yapar. Kula o imkân sağlanır.

Kur’an’da الْخِيَرَةُ kelimesi 2 defa geçer. İkincisi ise kişinin evlenmede bazı şartlar içinde hiyeraları olmadığını ifade eder.

Bu ifadeyle şunu anlıyoruz ki hiyerayı kötü kullananlar ve iyi kullananlar vardır. Şeriat kötü hiyeraları nehyeder. İnsanlar hiyeralarından sorumludurlar.

  1. مَا‘nın ismi mevsül veya menfi olmasına göre Rabbin ihtiyarını açıklayınız.

Lisanü’l-Arap’ta her iki görüş de açıklanır. Nahiv bakımından her ikisi de uygundur. Bu takdirde iki manayı da doğru bulabiliriz. Allah’ın ihtiyar ettikleri var, o hususlarda insanlara hiyera tanımaz. Takdir ne ise o gerçekleşir. Bir kısmında ise insanlara hiyera tanır orada da Allah insanlar ne isterlerse onu yapar. İnsanlar yaptıklarından mükâfat veya ceza almazlar çünkü onlar yapmazlar, kastettiklerinden yani niyetlerinden dolayı karşılık alırlar. Çünkü onlar kasteder, Allah onların kastettiklerini yapar.

  1. Allah’ın Sübhan olması ne demektir?

سَبْح kelimesi uçmak veya yüzmek demektir. سُبْحَانَ kelimesi kural dışı bir kelimedir. Kur’an’da Allah için zikredilir. Herkes değişik mana verebilir. Bunun için iki şart vardır. Aynı manadan başka kelime olmamalıdır. İkincisi ise bu kelime icmaya aykırı bir mana taşımamalıdır. Tevil edilebilmeli veya teşabüh kuralı uygulanmalıdır.

Biz bu kelimeyi şu şekilde yorumlarız. Allah her şeyi eksiksiz mükemmel yapar. Hiçbir şeyi ihmal etmez ve eksik bırakmaz. Kâinat mükemmeldir. Allah’ı teşbih etmek demek, Allah’ın kemal sıfatının gerçekleşmesi için şeriata uygun hareket etmek demektir. Allah’ın insanları hiyera içinde bırakmış olması ama bu hiyeranın genel düzeni bozmayacak bir şekilde olması için gerekli yerlerde insanlardan bu hiyerayı almış olması سُبْحَانَ sıfatının gereğidir.

  1. سُبْحَانَ ile تَعَالَى‘yı karşılaştırınız.

Allah kâinatı, bu kâinatın içinde insanları, cinleri, melekleri ve ruhları var etmiştir. Bu kâinat onlar için yaratılmıştır. Kendilerine cüzi irade verilmiştir. Yani hiyera tanınmıştır. Kimse kendisine tanınan hiyera dışında bir davranışta bulunamaz. Onun işlerine kimse karışamaz. “İşrak ettiklerinden tealdir” der.

  1. عَمَّا‘daki مَا neleri içerir?

مَنْ kelimesi مَا‘yı içermez ama مَا kelimesi مَنْ‘i içerir. مَا şuursuz varlıkları, مَنْ ise şuurlu varlıkları ifade eder. Ama şuurlu ve şuursuz varlıkları bir kelimede ifade etmek istersek bu kelime مَنْ değil مَا olur. مَا demek ki şuursuz varlıkların ismi mevsulüdür, مَنْ ise şuurlu varlıkların ismi mevsulüdür. مَا ayrıca hem şuurlu hem de şuursuz varlıkların ismi mevsulüdür. Müşterek kelime olduğu için karineyi daiye yeterli olup karineyi mâniaya gerek yoktur. Mecaz olsaydı karineyi mâniaya gerek olurdu.

  1. İşrak etmek ne demektir?

İşçilik sisteminde bir işçiyi çalıştırırsınız ve ona ücret verirsiniz. Yapılandan, elde edilenden işçinin bir payı olmadığı gibi zarardan da işçi sorumlu değildir. Oysa ortaklıkta iş bölümü vardır. Bir ortak başka iş, diğer ortak başka iş yapar, sonunda elde edilenlerde ürün paylaşıldığı gibi sorumluluk da paylaşılır. Allah kâinatın mutlak işverenidir. Herkes O’nun işçisidir. Allah’ın bir ortağı yoktur. Diğer bütün varlıkların birbirlerine karşı hakları vardır, görevleri vardır, ancak kâinatta ortaklıkları yoktur. Ondan dolayıdır ki şeriatta mutlak mülkiyet yoktur.

  1. Bugün işrak edilenler nelerdir?

Bugün işrak edilenler önce dolardır. Sonra çoğunluk oyudur. Sonra iktidarlardır, patronlardır, şeyhlerdir. Boş diplomalı âlimlerin yöneticileridir. Yani rektörler ve dekanlardır. Merkezi idarede herkes üste karşı sorumludur. Yani herkes üstünü devletine ortak etmektedir. Hâlbuki şeriatta üst ve ast vardır ama eşittirler. Üst görev verir veya alır ama ast üste karşı değil hakemlere karşı sorumludur.

Bugün bütün hayatımız dolara dayanır. Ondan sonrada bütün işimiz yargıya karşı değil üstlere karşı sorumluluk halinde ortaya çıkar. İşte bu ayet bunun yanlış olduğunu söyler. Muhterem Cumhurbaşkanımızın yapılacak yenilikler içinde bunlardan saydıkları vardır. Ne var ki bunun nasıl gerçekleşeceği bilinmemektedir. Bunlar ancak Kur’an’ın öğretileriyle bilinebilir. Kur’an dışındaki bütün yollar çıkmazdadır. Onun kelimelerini tebdil edecek yoktur.

  1. سُبْحَانَ اللَّهِ kelimesi atıfsız gelmiştir neden?

يَخْلُقُ ile anlatılan cüz’i iradenin külli iradeyi kısıtlamadığını cüz’i irade sahibi olanların külli iradeye karşı gelemeyeceklerini ifade etmek için سُبْحَانَ ve تَعَالَى kelimeleri zikredilir. İkisinin beraber olması halinde gerçekler ifade edilmiş olur.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. GLV-SBX / سبح-علو

سبح eksiksiz olma, علو üstün olma, sözünü geçirme demektir.

Allah her işi eksiksiz yapar ve herkese ne isterse onu yaptırır. Şeriatın uygulanması demek bu demektir. Bütün işler eksiksiz yapılır ve Allah adına alınmış kararlar mutlaka uygulanır. Şeriat devleti demek bu demektir. Halife de olsa, başkomutan da olsa şeriatın içinde kalma ve şeriat kuralları içinde hareket etme zorunluluğu vardır.

  1. PLQ-ŞYE /شيء-خلق

شيء planlamak, خلق de o planın gerçekleştirilmesi demektir.

Allah büyük planını, meşietini, arşı, kürsüyü, semavat ve arzı yaratmadan önce bu varlıkları meşiet etmiştir, şimdi halk etmeye devam etmektedir. Yeni meşietler vardır, yeni meşietlere göre de halketme vardır.

  1. PYR-ŞRK  /شرك-خير

Şirk ortaklık, خَيْر de işletmeler demektir.

İşletmelerin ortaklıklar şeklinde olacağına işaret vardır. Allah’ı yeryüzünde topluluklar temsil ederler. İşletmeleri ise kişiler kendi emekleri ve emekleri ile elde ettikleri malları veya doğanın kendilerine düşen paylarını kullanarak yaparlar. Bunun için eşleştirilirler.

  1. PYR-RBB  /ربب-خير

خَيْر işletmeler, رَبّ ise eğitimdir.

İşletmede herkes iş bölümü içinde iş yapar. Yalnız işin ehline verilmesi gerekir ve işletmenin yapısı eğitime dayanır. Bunun için eşleştirilir.

  1. KVN-elLAH  /-كون اللَّهِ

Kâinat var, Allah var. Biri halik, diğeri mahlûktur. Halik olmadan mahlûk olmayacağı gibi mahlûk olmayan halik de olmaz. Allah mahlûka muhtaç değildir, istediğini halk eder ama halk etmemezlik edemez. Allah halik olmak zorundadır. Kıdem nazariyesi buna dayanır. Üç boyutlu uzayda bu doğru değildir ama arş için doğrudur. Eğer hiçbir şey yaratmamışsa O nasıl Allah olur. Orada da illa arşımızı yaratma zorunluluğu yoktur. Herhangi bir arşa benzerini yaratma zorunluluğu vardır.  

  1. GanMAv- LaHuM  / لَهُمُ- عَمَّا

عَمَّا tabiattan elde edilen yarardır, enerjidir. عَنْ kelimesi مِنْ manasındadır. Farkı şudur ki ayrıldığı yere etki eder. Ondan bir şey koparıp alır.

İşte, kâinatta yıldızlarda depolanmış atom enerjisi vardır. Işık halinde çevreye yayılır. Biz şuurlu varlıklar olarak yani insan, cin, melek ve ruhlar olarak hep bundan yararlanarak varlığımızı sürdürürüz. Buna fizikçiler entropinin büyümesi derler. Fiziğin ilk temel kanunlarındandır.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Yetiştiricin istediklerini yaratır, onlar için seçme olanı da seçer. Allah arınmıştır ortak ettiklerinden de yücedir.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Rabbin meşiet ettiklerini halk eder, kendileri için hiyera olanı da ihtiyar eder. Allah sübhandır ve işrak ettiklerinden tealdır.”

 

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (68)

 

***

 

وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ (69)

(69)Va RabBuKa YaGLaMu  MAv TuKinNu ÖuDUvRuHuM Va MAv YuGLiNUvNa

“Ve Rabbin sadırlarının iknan ettiğini de i’lan ettiğini de i’lm eder.”

 

وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ

تُكِنُّ

يَعْلَمُ يُعْلِنُونَ

رَبُّكَ صُدُورُهُمْ

مَا مَا

وَ وَ

1+2+2+2+2=9=8+1=3*3

يَعْلَمُ- يُعْلِنُونَ رَبُّكَ- صُدُورُهُمْ

GLM-GLN RBB-ÖDR

 

  1. وَرَبُّكَ‘deki وَ nereye atfeder?

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ‘nin atfedildiği yere atfeder. “İlmeder”i “halk eder” ile birleştirir. Bunlardan önceki رَبُّكَ ayetin içinde geçer. Bunlar ise ayrı iki ayet şeklinde gelir. Bu ikisinin birbirine daha yakın olduğuna böylece işaret eder.

  1. رَبُّكَ kelimesi neden tekrar edilir?

Bilme yaratılanların yönetilmesi anlamındadır.

Bir şeyi biliyorsanız ondan yararlanabilir ve onu istediğiniz şekilde yönlendirebilirsiniz. Bilmediğiniz bir şey sizin için yok gibidir. Bir ağaç çeşitli işler yapar. Bir canlıdır, bir insan gibi gereklerini yerine getirir, ancak bunlardan haberli değildir.

Hâlbuki insan yaptıklarının bir kısmından kendisi habersizdir ama bir kısmından haberlidir. Saniyede bir kalbi atar, kan dolaşımı olur, bunu biz bilmeyiz, ama şimdi konuşuyorum ve bunu biliyorum. Bundan dolayıdır ki bizim irademiz cüzidir. İrademizin dışında olanları Rabbimiz yapar. Allah’ın ilmi ile bizim ilmimiz arasındaki fark Allah’ın iradesiyle bizim irademiz arasındaki fark gibidir. İlmimiz cüzidir, O’nun ilmi ise küllidir.

İlimde insanlar Rabbin halifesi değillerdir. Oysa fiilde Rabbin halifesidirler. Yani Rab onların tercihlerini yapar. Bu bakımdan Rab/رَبّ kelimesini tekrar eder.

Rabbin bilme vasfının dünyadaki tezahürüyle yapma vasfının tezahürü farklıdır. Bunu uygulamada şöyle ifade edebiliriz. Okullarda öğrencilere nelerin öğretilmesi gerektiğine kararı dayanışma sorumluları verir. Halk hangi dayanışma sorumlusunu seçerse onu öğrenmiş olur. Oysa eğitimde okullarda dayanışma sorumlularının ortaya koyduğu ilmi öğretmenler öğrencilere öğretirler. Yani Rabbi yönetimde iki ayrı kurum tespit ettiği için Rab kelimesi tekrar edilmiştir. Bundan dolayıdır ki öğretenle imtihan eden aynı kişi olmaz.

  1. Halketme ile ilmetme arasındaki bağlantı nedir?

İlmetme, halkedemez. Her ilim eden mutlaka halkeder anlamında değildir. Bilmek başka bir şeydir, halketmek başka bir şeydir. Ancak halketmek için bilmek şarttır. Halketmek için kendinin halk etmesi şart değildir. Halk edilmeyen de sadece meşiet olduğu için bilinebilir.

  1. Önceki ayette Allah’ın meşieti, burada ise insan beyninin iknanı zikredilir, neden?

İnsan beynindeki irade dışında cereyan eden olaylar var eden tarafından var edildiği için onu bilir. Bunda tereddüt yoktur ama insanın hiyerasına bırakılan bir şeyi insan seçmeden evvel bilir mi, yoksa bilememekte midir?

Önceki kelamcılar arasında bu hususta bir sonuca varılamamıştır.

Biz ise; kişi irade etmeden önce Allah’ın onun neyi irade edeceğini bilmediği görüşündeyiz. Bu ayet buna delalet eder. مَا تَشَاءُ demez, مَا تُرِيدُ demez, مَا تُكِنُّ der.

مَا تُكِنُّ ne demek?

Sakladıkları, gizledikleri demektir.

Demek ki meşiet etmiş ama meşietini izhar etmemiş, söylememiş, onu ben ve sen bilemeyiz ama o bilir. Çünkü meşiet edilen, sadırda depolanır. Artık o varlık âlemindedir. Allah’ın ise varlık âleminde olan herhangi bir şeyi bilmemesi söz konusu değildir.  

  1. Orada meşiet ile ihtiyar, burada iknan ile i’lan karşılaştırılır, hikmeti nedir?

Meşiette karar verme vardır. İnsanlar ancak Allah’ın karar verme hususunda insanı serbest bıraktığı yerde karar verir ve insan orada neyi seçerse Allah onu yapar. İnsan için ise beyinde oluşmuş olan seçme ancak Allah tarafından kaza edilirse seçilmiş olur.

Beyin birçok şeyi seçer ama onu gerçekleştiremez. Beyin birçok şeyi seçer ama onu açığa vurmaz. Kendisinin dışında olanlar onu bilemez olur. Allah ise beyinde seçilmiş olan şeyleri fiil haline veya kavil haline gelmese bile bilir.

  1. Bundan önceki ayette Allah, bu ayette de insan tanımlanır, işaret edilen nedir?

Kur’an insanın kâinatla ilgisini düzenleyen bir kitaptır. Kâinatın var edicisi Allah’tır. Onu yöneten de O’dur. Dolayısıyla biz çevremizle ilişki kurduğumuz zaman Allah’la irtibat kurmuş oluruz. Kur’an bunu “Allah” kelimesiyle ifade eder.

Allah’a ibadet etmek demek çevreye hizmet etmek demektir. Allah’ın verdiği işleri çevre içinde yapma demektir. Allah da bize emri doğrudan kendisi değil çevre ile verir. Kur’an’ın bu özelliğini devamlı surette beyan eder.

Bugün psikologlar bu tür olaylara beyin yıkama derler. Kur’an hep benzer ifadelerle insanın beynini yıkama yerine gerçek manada oluşturur. Okudukça ve yorumladıkça zamanla farkına varmadan veya vararak seni kendisine bağlar.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. GLM-GLN /علن-علم

İnsanın kendi beynindeki bilgileri, topluluk içinde ilim değildir.

İnsanda dört meleke vardır; fikir, his, irade ve ünsiyet.

Bu melekeleri ifade etmek için de insanın dört aracı vardır; dil, sanat, teknik ve hukuk.

İnsan bunlar aracılığıyla kendi beyninde oluşanları çevresine aktarır. Çevresinde oluşanları da bunlar sayesinde algılar. Bunlar ihracat ve ithalatın kanallarıdır.

Topluluğun içerisinde ise topluluğun fikri oluşur, topluluğun hisleri oluşur, topluluğun işleri oluşur, topluluğun davranışları oluşur. İşte bunlar topluluğun müesseseleridir.

O halde ilmi tarif ederken diyoruz ki; insanların fikirlerini dilleriyle ifade etmesiyle toplulukta oluşan ortak fikirler ilimdir. İşte bu ilim ancak aleniyetle ortaya çıkar. Yani kendi fikirlerini dil ile açıklama ilandır ve ilmin oluşması ve ondan yararlanılması için şarttır.  

  1. RBB-ÖDR  /صدر-ربب

ربب eğitim demektir. Allah canlıları öyle yaratmıştır ki çevrelerine uyum sağlarlar. Bunun için onlara belli melekeler vermiştir. Bulundukları şartların gereği olan melekeler gelişir. Zamanla ortaya çıkar. Nasıl bir tohum iklim şartlarıyla çimlenirse, insanda saklı bulunan melekelerden onun çevresinde hangisine gerek varsa o meleke gelişir. Birçok şartta melekeler bir alanda gelişince diğer alanda körelir. Örnek olarak hafızanın geliştiği yerde muhakeme zayıflar, muhakemenin geliştiği yerde hafıza zayıflar. Eğitim insan beyninde yapılır. Tekrar edilerek gerekli olan kısımlar canlandırılmış olur. Burada buna işaret edilir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Yetiştiricin, başlarının sakladığını da açıkladığını da biliyordur.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Rabbin sadırlarının iknan ettiğini de i’lan ettiğini de ilmeder.”

 

وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ (69)

 

***

 

وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (70)

Va HuVa elLAvHu Lav EiLAvHa EilLAv HuVe LaHuv eLXaMDu Fiy EUvLAv eLEAvPiRati Va LaHuv eLXuKMu Va EiLaYHiy TuRCaGUvNa

“Ve O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Ula ve ahirette hamd O’nundur, hüküm O’nundur, O’na rucu’ olunacaksınız.”

 

وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

تُرْجَعُونَ

إِلَهَ

اللَّهُ

الْحُكْمُ الْحَمْدُ الْأُولَى الْآخِرَةِ

هُوَ هُوَ لَهُ لَهُ إِلَيْهِ

وَ وَ وَ وَ لَا إِلَّا فِي

1+1+1+2+2+(1+2+2)+(1+2+2+2)=19=16+2+1

تُرْجَعُونَ- إِلَّا   الْآخِرَةِ- الْأُولَى   لْحُكْمُ- الْحَمْدُ  إِلَيْهِ- لَهُ  فِي-لَا

RCG-EilLAv EPR-EVL XKM-XMD EiLayHi-LaHu  Fiy-LAv

 

  1. وَهُوَ‘deki وَ harfi ne Vav’ıdır, nereye atfeder?

وَ harfi hal Vav’ıdır. Haller ismi faillere, ismi mefullere, mübtedalara hal olurlar. Halin sıfattan farkı şudur: Sıfat kişinin kendisinin taşıdığı özelliklerdir, nereye giderse gitsin o özellikleri ile gider. Hal ise kişinin veya nesnenin bulunduğu şartlar içindeki özelliklerini ifade etmiş olur. Bundan önceki ayetler Rabbin yaptıklarını anlatır, Rabbin sıfatlarını sayar. Şimdi ise Rabbin halini anlatır. Aslında hal geçici, sıfat kalıcıdır ama burada hal kalıcı sıfat geçicidir. Burada anlatılan hal Allah’ın değişmez özellikleridir. Bundan önceki anlatılanlar ise Allah’ın zaman içinde yaptıklarıdır, değişik işlerdir.

  1. هُوَ zamiri nereye işaret eder?

هُوَ Rabb’a işaret eder. Rabb’in özelliğini anlatır. Rab yarattığı kâinatın işleyişini sağlar anlamındadır.

Allah kâinatı kendisi için değil oradaki şuurlu varlıklar için var etti. Kâinatı O yönetir. Yani bir fabrikanın çalışması gibi kâinat da faaliyettedir. Ne var ki Allah bu yönetmeyi doğrudan kendisi yapmaz, görevlendirdiği ve kendisinin yarattığı varlıklarla yürütür. Onları eğitip yetiştirdikten sonra görevlendirir.

İşte, Allah yeryüzünde halik sıfatından çok Rab sıfatıyla tezahür eder. Görev vereceklerini eğitir, sonra O’nun adına onlar iş yaparlar.

  1. İrabtaki yeri nedir?

هُوَ mübtedadır, اللَّهُ ise haberdir. Ondan sonra gelen cümlelerin hepsi ikinci üçüncü haberlerdir. Burada mübteda ile haber marife gelir. Haberin marife olması tahsisi ifade eder. ‘Rabbin Allah’tır, O’ndan başka birisi de yoktur’ anlamı çıkar.

  1. اللَّهُ kelimesinin irabtaki yeri nedir?

اللَّهُ kelimesi haberdir. Marife olduğu için tahsisi ifade eder.

  1. Bundan sonra gelen لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ, Allah’ın nesidir?

Allah’tan sonra ikinci haberdir. Sıfat olarak cümle olduğu için kabul edilemez (اللَّهُ marife olmasaydı bu cümle ona sıfat olabilirdi. Cümleler nekre isimlere sıfat olurlar. Tayibet Erzen). Hal ise geçiciliği taşıdığı için beliğ sayılmaz. اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا ifadesi Kur’an’da çokça geçer. Müstakil bir cümledir. Biz haber olmasını tercih ediyoruz.

  1. إِلَّا هُوَ‘deki هُوَ zamiri nereye işaret ediyor?

هُوَ zamiri Allah’a işaret eder. Hal olarak kabul edilirse kendisinden başka ilahın olmadığını teyit etmiş olur. إِلَهَ kelimesi fetha üzere mebnidir. لَا harfinin iki türlü kullanımı vardır. Biri Leyse’ye benzeyen La’dır, Ma’ya benzer. Ondan sonra gelen ismi, merfu olur. Bu ikinci kullanışta ise nefyi cins içindir. Yani ‘Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur’ manasındadır.

  1. إِلَّا istisna içindir, nefyeder. Tevhidi nasıl ifade eder?

جَاءَتْ أَصْحَابِي إِلَّا رَجَبًا dersem, “Bütün arkadaşlarım geldi biliyorum ama Recep’in gelip gelmediğini bilmiyorum.” anlamındadır. Recep’in gelmediğini ifade etmez.

Burada da “Allah’tan başka ilah yoktur” dediğimiz zaman ikinci ilahın olmadığını söylemiş oluruz. Allah’ın olup olmadığını söylemiş olmayız. Oysa bu, Kur’an’da Allah’ın var olduğu anlamında beyan edildiği kabul edilir. Bunu nasıl izah edebiliriz?

Önce Rabbin Allah olduğu beyan edilir. Böylece Allah’ın varlığı bilindiğine göre bu ifadede onun ifade edilmesi şartı olmaz. Bu ifade şirki ortadan kaldırmak için getirilir. Rabbin Allah’tır ama ondan başka da ilah yoktur, denmiş olur.

Bununla beraber Kur’an Allah’ın varlığını ispat etme yerine çok ilahın olmadığını ispat etmeyi öne alır. Çünkü Allah’ın varlığını inkâr eden çok az kimse vardır, belki de kimse yoktur. Ateistler Allah’ın varlığını inkâr ederler. O’nun yerine tabiatın kendisini koyarlar. Mahlûk hâlik olmuş olur, sonuç değişmez. Aynı varlığın adı değişmiş olur. Tartışma, Allah’ın var olup olmadığında değil, Allah’ın ne olduğunda ve kaç oluşundadır. Kur’an bunun için hep şirke karşı beyanlarda bulunur.

  1. Buradaki أُولَى ve آخِرَة‘ten kasıt nedir?

Dünya ve ahiret kelimeleri kullanılır. Burada أُولَى ve آخِرَة kelimeleri kullanılır. Ahiret/ آخِرَة son demektir, آخِر kelimesinin isimleşmiş şeklidir. آخِر de son demektir. آخِرَة ise bu dünyadan sonra gelecek olan dünya demektir.

Dünya yevmi var, kıyamet yevmi var ve ahiret yevmi var. Bundan evvelde biz bir dünyada var edildik mi sorusuna cevap olmak üzere bu dünyanın adını أُولَى ile ifade eder. Ahirette cennetten sonra onun da sonu var mı sorusuna burada “yoktur” cevabı verilir. Bundan evvel yoktuk, bundan sonra da sonumuz olmayacaktır. Gerçi bazı ayetlerde ahiretin de sonuna işaret edilir.ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ denir. Başka yerde de مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ (Hud 11/107-108) denir. Demek ki semavat ve arzın devamı da sona erecektir.

Ancak burada أُولَى ve آخِرَة kelimeleriyle bu iki anlayış arasında çelişki vardır. Birinin sadece bunu ele alıp Kur’an’ı baştan sonuna kadar bu gözle incelemesi gerekir. Bizim burada anlattıklarımız kesin bilgiler değildir. O gün orada o ayetten anladıklarımızdır. Her zaman değişebilir. Bunu hiç unutmadan bu seminerleri okumalısınız.

  1. الْآخِرَةِ marife gelir, buradaki ة ne Te’sidir?

آخِرَةِ‘teki ة isimleşme Te’sidir. İsmi fail ismi faillikten çıkmış, bir şeye isim olmuştur. Artık o bir şeyin sonu anlamında değildir. Kendisi sondur. Kendisi merkezdir.

  1. Neden أُولَى da ة harfi yoktur?

أُولَى da aynı şekilde isimleşmiş bir kelimedir. Ahiretin karşıtıdır ama أُولَى kelimesi zaten evvelin müennesidir. Dolayısıyla bir müzekkerin isimleşmesi için müennes kalıbına gelmesi yeterlidir.

  1. Hamd/ الْحَمْدُneyi ifade eder?

Kâinat yaratılmıştır ve o kâinatın içinde canlılar ve şuurlu varlıklar, özellikle insan yerleştirilmiştir. Bunlar çevreden yararlanarak yaşarlar. Çevreye de belli hizmetler verirler. Hizmetlerinden dolayı kendilerine ücret verilir. Ayrıca hizmet vermedikleri halde kendilerine imkânlar sağlanır. İşte bu imkânlara “hamd” diyoruz. Yani bizim katkımız olmadığı halde bize verilen nimetlere karşı bizim ifade edeceğimiz davranışlar hamd olur.

Gerçi biz tarlayı ektiğimizde emeğimizin karşılığı olarak buğday elde ediyoruz ama burada da tarlayı ve buğdayı var eden, emeğimizle de olsa bize bahşeden Allah hamda layıktır. Şunu diyebiliriz ki bizim hiçbir katkımız yoktur. Sadece katkımız olsun diye bize zorluk çıkarılmış, biz de o zorlukları yenerek o nimetleri istihkak ediyoruz.   

  1. الْحَمْدُ neden marife gelir?

Marife istiğrak için olabilir. Yani emek karşılığı olmayan her şey Allah’ındır, insanlığındır, topluluğundur ve ihtiyaçlara göre insanlara karşılıksız bölüştürülecektir.

  1. لَهُ الْحَمْدُ cümlesinin irabtaki yeri nedir?

لَا إِلَهَ‘den sonra üçüncü haberdir. Hal olarak yorumlamıyoruz.

  1. Neden bu cümle وَ atıf harfi olmadan gelir?

Haberlerin iki şekilde söylenmesi caizdir. “Tayibet Erzen eczacıdır, fakihtir.” diyebilirsiniz. “Eczacıdır ve fakihtir.” de diyebilirsiniz. Yani haberler arasında وَ harfi getirilir veya getirilmez. وَ harfi kemali ittisalde veya kemali infisalde getirilir. Eczacılıkla fakihliğin arasında bir ilişki olmadığı için kemali infisal vardır وَ siz söylenir. “Doğuludur, Araptır” derseniz kemali ittisal vardır, söylediğiniz yine وَ‘siz olmalıdır. Aralarında ilgi var ama bir değilse o zaman وَ harfi getirirsiniz. “Çalışkandır ve fakihtir” diyebilirsiniz, çalışkanlıkla fakihlik arasında ilişki vardır ama çalışkan olan fakih olmayabilir, fakih olan da çalışkan olmayabilir.

Bu ayette her ikisi de geçer. “O’ndan başka ilah yoktur” ile “Hamd O’nundur” ifadeleri arasında kemali ittisal olduğu için وَ harfi getirilmez. “Hüküm O’nundur, O’na rücu edileceksiniz” beyanları arasında ilişki var ama bir olma yok. Onun için وَ‘ler getirilir.

  1. Bundan sonra gelen وَلَهُ önceki لَهُ‘ya atfedildiğine göre hükmün irabtaki yeri nedir?

لَا إِلَهَ‘ye لَهُ الْحَمْدُ kemali ittisalden dolayı atıfsız haber olarak getirilir. Sonra وَ ile لَهُ tekrar edildiğine göre birinci لَهُ ile ikinci لَهُ arasında kemali ittisal yoktur demektir.

O halde وَ ile atfedilen iki haber ile وَ‘siz atfedilen iki haber arasında güçlü bağlantı vardır. Yani “Allah’tan başka ilah yoktur” ile “Hamd O’na aittir” ifadesi parantez içinde anlaşılır. Kemali ittisal ile değil de kemali infisal ile olsaydı o zaman لَهُ‘lu haberler bir paranteze alınmış olurdu.

  1. “Hamd” ile “hüküm” arasında ne gibi bir ilişki vardır?

“Hamd” bir astın üste karşı duyduğu saygıdır. “Hüküm” ise üstün asta karşı verdiği karardır. Hükmeden adil olmalıdır, hamd eden de abid olmalıdır. Bununla beraber hamd hükümle karşılaştırılmaz. Hamd ile hüküm arasında ayrılık olduğu için وَلَهُ الْحُكْمُ de وَ harfi gelir.

  1. وَإِلَيْهِ‘deki وَ nereye atfeder?

Allah’a atfeder. Yani birinci haberden sonra haberdir. İki haberi وَلَهُ ile zikretmiştir ondan önceki haberi وَ‘siz zikretmiştir. Bu da bir haberdir ama aralarında kemali ittisal veya infisal yoktur. Doğrudan birinci habere atfedilmiştir.

  1. “Rucu’ olunacaksınız” deniyor, bunun anlamı nedir?

Rucu’ kelimesi geriye dönme demektir.

Akevler’den ve Adil Düzen’den ayrılıp kendi başlarına İslamiyet’i yaşayacaklarını zanneden arkadaşlarımız bizden ayrıldılar ve şeriatın dışında işler yapmaya devam ettiler. Bugünkü çıkmaza girdiler. Şimdi istiyoruz ki tekrar Akevler’e ve Adil Düzen’e dönsünler. Bu rücudur. İşlerde rücudur. Başka bir manası ise tekrar eski duruma dönmeleri demektir.

Balinalar karalarda ciğerleriyle teneffüs ederek yaşarken denize gitmişlerdir ama hala ciğerleriyle solurlar. Onların tekrar karaya dönmeleri mümkündür ama balıklar karaya dönemezler, sularda yaşamak zorundadırlar.

İşte yapıda değişmeler de rücudur. “O’na rücu edileceksiniz” ifadesiyle “O’nunla idiniz, dünyaya geldiniz, tekrar O’na döneceksiniz” denir. Bunun dışında siz bu dünyada şeriat düzeni içinde yaratıldınız ve ona göre yaşarken yasak ağaçtan yiyip günah işleyen, zulmeden birileri oldunuz. Ahirete döneceksiniz. Şeriata döneceksiniz. Cennet olsun cehennem olsun şeriat kurallarının içinde yaşamak zorunda kalacaksınız. Artık günah işleyemeyeceksiniz. Cehennemdekiler de cennettekiler de şeriat kurallarına harfiyen uyacaklardır demektir.

إِلَى harfi ceri sonu gösterir ama onunla birleşmesini göstermez. Dolayısıyla biz O’na rücu edeceğiz ama O’na varamayacağız. Bunu anlamak için size bir misal vermek isterim.

Yeryüzünde bulunan bir taşı yer çeker. Onu yukarıya attığınız zaman taş belli bir yüksekliğe çıkar, ondan sonra da geriye döner. Daha hızlı atarsanız daha yukarıya çıkar. Öyle bir yer vardır ki ondan az hızlı atarsanız yere döner. Çok hızlı atarsanız artık yerin çekiminden kurtulur ve uzaya gider, Ay’a gider, Güneş’e gider, başka gezegenlere gider, Güneş sistemini terk eder. İşte, rücu etme tekrar gerisin geriye dönme demektir. Yani yerin çekme cazibesini yenememe demektir. Ancak burada bir kural vardır. Ne kadar çok hızlı atarsanız o kadar çok yükseğe çıkar ve geri döner. Çıkıp geri dönme zamanı atacağınız hıza bağlıdır.

Bu zaman ne kadardır yani ne kadar zaman sonra geriye döner?

Siz öyle bir hız seçerseniz ki geriye dönemez ama etkisi dışına da çıkamaz, o zaman hızını yavaş yavaş azaltır, tam sınıra geldiği zaman hızı sıfır olur ama hiçbir zaman gelemez. Devamlı olarak uzaklaşır ama bir türlü varacağı yere varamaz.

İşte, ahiret hayatı böyledir. Yine zaman olacak. Yine Allah’a yaklaşılacak ama hiçbir zaman varılamayacak. Bu “rücu” kelimesi Kur’an’da değişik yerlerde zikredilir. Bugünkü matematik ve fizik kanunları ile ancak bu kadar açıklanabilir.

  1. نَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي ayetiyle karşılaştırınız (Hicr 15/29 ve Sad 38/72 ayetleri).

Allah “İnsanı kendi iki elimle yarattım ve sonra da ona ruhumdan nefh ettim.” diyor. Böylece insan Allah’tan bir parça taşır. Gerçi Allah mutlak birdir, O’nun cüzü yoktur ama artık zaman ve mekân içindedir. Zaman ve mekân içinde iken O’nun varlığından insana bir şeyler katılır. Her şey kendisinindir. Özellikle kendi ruhundan kasıt nedir?

Kâinat mahlûktur. Zamandan önce yoktur. Zaman sona erdiğinde yine olmayabilir ama Allah insanları, melekleri, cinleri ve ruhları kâinatı var etmeden evvel var etmiştir. “Var etmiştir” demek de yanlıştır. Bunlar zaman ve mekân olmadan önce de vardılar. Bir olan Allah’ın içinde vardılar. Kâinatı yarattıktan sonra bunlar zaman ve mekân içine girmişlerdir. Allah’la beraber girmişlerdir. Daha önce bir iken şimdi cüzler olmuşlardır. Kâinattan baktığımızda onlar ayrı parçalardır. Kâinatın dışına çıkarsak onlar artık ayrı parça olmazlar.

İşte, “rücu” kelimesi bunu ifade eder. Nefhin zıddıdır.

Bu düşüncelere insanlar fazla meraklıdırlar. Hep tartışırlar. Çözüm bulunmamıştır. Ebu Hanife bunlarla meşgulken kelam derslerini bırakmış fıkıh derslerini yapmaya başlamıştır. Bizim de bunları düşünürken hep kamu yapısıyla kişi arasındaki ilişkiyi ve dengeyi düşünmemiz lazımdır.

  1. Bu ayetin bundan önce geçen iki ayetle ortak ilgisi nedir?

Bu ayet, bu ayetlerde geçen “Rab” kelimesinin izahını yapan ayettir. Buradaki هُوَ zamiri tek olan Rabb’a gider.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. RCG- EilLAv /-رجع إِلَّا

رجع geri dönmek demektir. إِلَّا‘da manada geri dönüş vardır. إِلَّا‘dan önce söylenen kelimede yeni durum ortaya konmuştur. إِلَّا ile ise daha önce söylenenin oluşundan evvel durumda rücu vardır. Su ileriye akarken hep yeni yerlere gider, bir kol ise gerisin geriye döner. İstisna da böyledir. Su ilerler. Sadece şu kısmı geriye döner anlamındadır. Bunun çok önemli bir sonucu vardır. Yani bu karşılaştırmadan şu sonuca varırız. Zeyd’den başka hepsi geldi dediğimiz zaman Zeyd’in durumunda değişiklik yok demektir. Diğerleri hakkında bilgi veriyorum. Zeyd ne ise o durum devam ediyor demektir. Yani Zeyd’de istishab hali devam eder.

  1. EPR-EVL /ءول-ءخر

أُخُر ense, أُخْرَى diğer,آخَر ise diğeri demektir. آخِر son, آخِرَة sonraki hayat demektir. Arka, oradan da son anlamında ahir kelimesi türemiştir.

آلَة kaldıraç demektir. Bir şeyi çevirmek için altına sokulup çevirmeye yarayan sırık anlamındadır. Sonra çevirmek fiili olarak آلَ denmiştir. Başa döndürmek için kullanılmaya başlanmış, sonra daأَوَّل آخِر karşıtı olmuştur, yani başlangıçtır.

Bu iki kelimenin akrabalıklarını karşılaştıracak olursak birinci harfler aynıdır. Son harfler ise birinci derecede birbirine akraba olan ل ile ر harfleridir. Orta harflerin her ikisi de kameriyedir. Sırası korunmuştur. O halde bu kelimede خ ile و karşılaştırılacaktır. خ boğaz harflerinden yumuşak sürekli harftir, و ise dudak harflerinden sert sürekli harftir. Yani her ikisi de süreklidir. Fark birisinin orta boğazdan çıkması, diğerinin ise iç dudaktan çıkmasıdır. Biri yumuşak diğeri serttir. “Evvel” demek mahreçlerinin başladığı yer demektir. “Ahir” demek mahreçlerinin bittiği yer demektir. İşletmelerde de ءول girdileri, ءخر ise çıktıları yani ürünleri ifade eder. Her şeyin bir başlangıcı bir de sonu vardır. Bizim hayatımızın başlangıcı bu dünya hayatıdır. Kıyamet zamanı ise orta alandır, ahir ise sondur. “Ahir olma” demek “sona erme” demek değil “ürün haline gelip piyasaya sürülmek”tir. Demek ki ahiret dünyada imal edilenlerin pazarlanıp kullanıldığı yerdir.

  1. XKM- XMD /حمد-حكم

Bu iki kelimede de ح ile م aynen geçer ك ile د değişir. Bir de son harfler yerlerini değiştirirler. Neden harfler yerlerini değiştirir? Bunun üzerinde daha çalışmış değiliz. Böyle olan kelimeleri karşılaştırıp hangi özelliklerinden dolayı bu değişimlerin olduğunu tespit etmemiz gerekir. ح hareketi ifade eder. Mekânda hareket gibi zamanda değişmeyi de içerir. Gerek hamdda gerek hükümde hareket vardır. Hamdda emeksiz elde edilen değerlerin bölüşülmesi söz konusudur. Hükümde ise haksız elde edilen değerlerin düzenlenmesi vardır. Her ikisinde de bir otoritenin karar şekli vardır. Hüküm geçmişi, hamd ise geleceği onarır. م harfi genelliği ifade eder. Hükümlerin ve hamdin özelliği herkesi bağlamaları ve kamu otoriteleri tarafından verilmiş olmalarıdır. Bunlar ortak özelliklerdir. ك arka kameriyelerdendir. د ise şemsi harflerdendir. ك‘de oluş vardır. د‘da ise sınırlama vardır, çevreleme vardır.

Emeksiz elde edilen kamu değerleri sınırlıysa değeri vardır. Hava gibi sınırlı değilse, o husustaki bölüşme hamd kurallarına tabi değildir. Hâsılı devletin iki görevi vardır. Biri haksızlıklarda kararlar alıp mağduriyetleri giderme görevidir. Diğeri ise ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını sosyal yardımlaşma ile gidermesidir. Bunun için eşleştirilir.

  1. EiLayHi – LaHu / إِلَيْهِ لَهُ-

إِلَيْهِ demek kendisine doğru gelen ama kendisinin içine girmeyen şey demektir. لَهُ ise sonu göstermesidir. Çıkarı ifade eder. مَا مَلَكَتْ kendisinde olmayan ama kendisinin emrinde olan şeyleri ifade eder. Onu başkasına devretme hakkı vardır. Oysa insan kendi kolunu bacağını başkasına devredemez, dolayısıyla مَا مَلَكَتْ‘den değildir. Bu karşılaştırma mülkiyet kavramını açıklar.

  1. Fiy-LAv  /  فِي- لَا

فِي içinde, لَا ise olmayan demektir ama olmayan demek, hiç yok demek değildir. O mekânda yok demektir. O zamanda yok demektir. Başka yerde başka zamanda vardır.

Beş boyutlu uzayda her şey mevcuttur. Bizim mekânımızda yoktur, bizim zamanımızda yoktur. Ondan dolayıdır ki Kur’an’da a’dem kelimesi geçmemektedir. Çünkü yokluk bir varlık değildir.

لَا yok demek değil, orada bulunmuyor demektir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve O, kendisinden özge Tanrı olmayandır. Başlangıçta ve sonunda onur O’nundur, kesme O’nundur, O’na çevrileceksiniz.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Ula ve ahirette hamd O’nundur, hüküm O’nundur, O’na rucu’ olunacaksınız.”

 

وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (70)

 

***

 

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ أَفَلَا تَسْمَعُونَ (71)

(71) QuL EaRaAYTuM  EiN CaGaLa elLAvHu GaLaYKuMu elayla SaRMaDan EiLAv YaVMi eLQıYAvMatı MaN EiLAvHun YaYRu elLAvHı YaETIyKuM BiWıYAEin EaFaLAv TaSMaGUvNa

“‘Rey etmediniz mi? Allah üzerinize kıyamet yevmine dek leyli sermed ca’l etse Allah’tan gayri hangi ilah bir ziya ile size ityan edebilir? Sem’ etmeyecek misiniz?’ diye kavl et.”

 

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ أَفَلَا تَسْمَعُونَ

رَأَيْتُمْ جَعَلَ

تَسْمَعُونَ يَأْتِيكُمْ قُلْ

إِلَهٌ ضِيَاءٍ

سَرْمَدًا

اللَّهِ اللَّهُ

الْقِيَامَةِ اللَّيْلَ

يَوْمِ غَيْرُ

مَنْ عَلَيْكُمُ

أَ أَ لَا إِلَى بِ فَ إِنْ

2 +3+3+2+2+2+2+2+2+2+1=8+8+7=23=16+4+2+1

رَأَيْتُمْ- جَعَلَ يَأْتِيكُمْ- تَسْمَعُونَ قُلْ- سَرْمَدًا  إِلَهٌ- ضِيَاءٍ   الْقِيَامَةِ- اللَّيْلَ يَوْمِ- غَيْرُ مَنْ- عَلَيْكُمُ لَا- إِلَى بِ- فَ

REY-CGL ETY-SMG QVL-SRMD ELH-WVE QVM-LYL YVM-ĞYR MaN-GaLaYKüM   LAv-EiLAv Bi-Fa

 

  1. قُلْ emrini veren kimdir?

Kur’an Allah tarafından Cebrail aracılığıyla Muhammed Peygamber’e ulaştırılan bir kitaptır. Muhammed Peygamber tarafından da arkadaşlarına ulaştırılmıştır. Arkadaşları da kendisinden sonra gelenlere ulaştırmıştır. Kitap bütün insanlara hitap eder. Kitaptaki söyleyen, kâinatın Rabbi olan Allah’tır. Allah her yerde her zaman bulunandır. Kitap dolayısıyla, aracılar vasıtasıyla bize kadar gelmişse de kendisi doğrudan bize söylemektedir. Kur’an’a müminler böyle inanırlar. Yani ben Kur’an’ı babamdan öğrendim, dolayısıyla Kur’an’ı bana öğreten ve oradaki cümleleri elçi olarak söyleyen babam değil doğrudan Allah şimdi bana, size ve bütün bu Kur’an’ı duyanlara söylemektedir. Demek ki söyleyen âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Biz doğrudan Rab’ımızla muhatabız. Aracılar birer ses veya yazı gibidir. Onların görüşleri ve anlayışları bizi bağlamaz. İçtihat kapısını kapatanlar işte burada hata ederler. Onlar kendilerini doğrudan Allah’ın muhatabı değil de şimdi ölmüş bulunan kişilerin muhatabı kabul ederler. Bu kabul bugünkü inkılapçıları da ilgilendirir. Anayasada Türkiye Cumhuriyeti’nin inkılapçı olduğu yazılıdır. Yani biz her zaman gerekli gördüğümüz inkılapları yaparız demektir. 1960 Anayasası’nı yapanlar inkılabı yalnız Mustafa Kemal’in inkılapları kabul edip ondan sonraki kimselere inkılap yapma yasağını koymuşlardır. Bugün bu durum aşılmıştır. AK Parti’nin anayasada köklü değişiklik yapması bu aşamayı sağlamıştır.

  1. Kime emredilir?

Yine Kur’an’ı diğer kitaplardan bir kitap olarak kabul eden anlayış ile muhatap olan, Cebrail’in öğrettiği Kur’an Peygamberi’dir. Hatta tercümelerde (Habibim ya Muhammed) kelimesi eklenir. Kur’an’ın hiçbir yerinde Muhammed’e “Habibim” hitabı yoktur. Hatta Muhammed’e de hitap yoktur ama insana hitap vardır.

Demek ki Kur’an’ın buradaki “Söyle” emri Kur’an’ı okuyan herkesedir. Kur’an’ı okuyup Kur’an’a iman eden, kendisini Allah’a muhatap gören herkese emredilir. O söyler, ben söylerim, her biriniz ayrı ayrı söylersiniz. Emir hepimizedir.

  1. Kime söylenir?

Kur’an’ı okuyup onun Allah kelamı olduğunu kabul eden herkes Allah’ın görevlisi olarak bütün insanlara söyler. Yani biz bütün insanlara söylemekle mükellefiz.

Bunu nasıl söyleriz?

Önce her birimiz karşılaştığımız insanlara söyleyeceğiz. Çevremize söyleyeceğiz. Ondan sonra da Bin Dil Üniversitesi kuracağız, oraya bütün dünyadan isteyen kimseler gelecek, onlara söyleyeceğiz. Onlar yaptığımız yurtlarda hem çalışacaklar, kazanacaklar ve yaşayacaklar hem de zamanlarının bir kısmını Kur’an dili Yani Arapça ile kendi dilleri arasında tercümanlık yaparak geçirecekler. 100 lojmanlı işyeri apartmanlarının zemin katında kendi ülkelerinden getirdikleri malları satacaklar ve bu ülkede üretilen malları kendi ülkelerine göndereceklerdir. Böylece bunlar hem düşünce bakımından insanlar arasında birliğe hizmet edecekler hem de ekonomide tüm dünyayı tek pazar haline getireceklerdir. İşte, buradaki muhatapların insan olması sadece bu أَرَأَيْتُمْ ile üçüncü binyıl düzenini ifade etmektedir.  

  1. Bunlar neden hazf edilir?

Kur’an’ın özelliği her yerde ve her zaman oradaki hükümlerin uygulanabilmesidir. Çok ince teferruatıyla anlatırsanız o zaman yorumlamaya gerek kalmaz onu doğrudan uygularsınız. Ama bu her yerde uygulanamaz. Her zaman uygulanamaz. Ama bazı teferruatları hazf ederseniz değişik yerlerde ve değişik zamanlarda uygulanır hale gelir.

Tevrat, hükümleri bütün incelikleriyle ortaya koymuştur. Bizim fıkıh kitapları gibidir. Anlaşılması kolaydır. İçtihada gerek yoktur.

Kur’an’da ise veciz ifadelerle söylenir, içtihatlar ve icmalar ile biz onu kendi yerimize ve zamanımıza göre yorumlarız. İçtihadı yasaklayanlar işte Kur’an’ın bu temel yapısını değiştirmiş olurlar. O günkü şartlar için bu zorunlu olabilir ama bugün biz eğer İslamiyet’ten içtihat ve icmaları çıkarırsak İslamiyet’i bu çağa göre anlamamız imkânsız hale gelir.

  1. Neden başına وَ harfi getirilmez?

Bundan önce anlatılanlar ile şimdi söylenenler arasında iki bakımdan وَ harfi getirilmez. Bütün yukarıda anlatılanlar bu emrin yerine getirilmesi içindir. Dolayısıyla bu yönüyle kemali ittisal vardır ama yukarıdaki anlatılanlar üçüncü binyıl uygarlığının uygulamalarıdır. Burada anlatılan ise onların gerekçesidir. Nereden başlayacağız, üçüncü binyıl uygarlığının kuruluşuna nasıl başlayacağız? Düzenin kendisinden başlama tamamen farklı olduğundan kemali infisal vardır. Onun için وَ harfi getirilmez.

  1. أَرَأَيْتُمْ fiili mazi kullanılır, anlamı nedir?

20. yüzyıla geldiğimiz zaman Batı teknikte ve ilimde bizden ileri gitmiş durumdadır. Hem Tevrat’ı hem de Kur’an’ı reddederek laik bir kâinat içinde çalışmalar yaparak bugünkü müspet ilmi ortaya koymuştur. Bunu Allah onlara koydurmuştur. Eğer bütün bunları biz bulsaydık siz Kur’an’ı öyle anlamak istediğiniz için bunları söylüyorsun diyeceklerdi ve nâs içinde reyb devam edecekti. Ama şimdi Kur’an’a karşı olanlar Kur’an’ın söylediklerini kendileri ispat ettiklerinden ses çıkaramıyorlar. Demek ki Batılıların bugün Doğululardan daha fazla ileri gitmeleri takdiri ilahidir. Kur’an’ın ilahi söz olduğunun O’nun muhalifleri tarafından da ispatlanmış olmasıdır. Bu durum basit bir olay değildir. Bundan sonra binlerce uygarlık gelecektir. O uygarlıkların oluşturucularına Kur’an’ın ilahi bir söz olduğu her yönüyle ispatlanmış şekilde ulaşacaktır.

  1. Buradaki “rey” kelimesinin gözle görme olmadığına dikkat ediniz.

Burada söylenenleri görebilmemiz için hiç sabahın olmadığı bir kâinatı yaşamamız gerekir. Hâlbuki böyle bir şey olmaz. Rey etmenin görmek değil de üzerinde düşünmek olduğu beyan edilir.

  1. إِنْ şart edatı, cevap ise sorudur, şart cümlesiyle soru cümlesini karşılaştırınız.

“Aynur yarın Yalova’ya gelecekse onu kim getirecek?” dediğimiz zaman şart cümlesi soru cümlesiyle cevaplanmış olur. “Yarın Yalova’ya gelecekse gelmeden önce Abdullah’a telefon etsin” cümlesi şart cümlesinin cevabı emir cümlesidir. “Yarın Yalova’ya gelecekse iyi etmiş olur”; burada ise cevap cümlesi, haber cümlesidir. Burada şart cümlesini soru cümlesiyle cevaplandırır. Soruyu değişik maksatlarla sorarsınız. Bir şeyi öğrenmek istersiniz, onun için sorarsınız. Onu, onun bilip bilmediğini öğrenmek için sorarsınız, imtihanlarda bunun için sorulur. Karşı tarafı ilzam etmek için sorarsınız, iddia ettiğinin yanlış olduğunu kendisine, kendisinin düşünmesi için sorarsınız. Buradaki sual ilzam için sualdir. Ayın yüzü daima bize dönük olarak döner. Yani biz hiçbir zaman Ay’ın arkasını görmeyiz. Ay’ın bir günü 29,5 gündür. Eğer dünya, Ay olmayıp da kendi ekseninde 24 saatte dönmeseydi bir yüzünü daima Güneşe çevirmiş olacak ve o yüzde yaşayanlar hiç gece olmadığını göreceklerdi. Arka yüzde olanlar ise hep gecede kalacaklardı. Bunun sonucu olarak Güneş’e bakan tarafta sular buharlaşmış ve denizler kurumuş olacak, kuzey tarafta ise sular donmuş kar ve buz halinde olacaktı. Böylece yağan yağmurlar ve akarsular, kaynayan pınarlar olmayacaktı. İşte bunu şimdi münkir Batılı ilim adamlarına sorarsanız, böyle olacağını söylerler. Nitekim bizden Güneş’e yakın olan gezegenlerin çevrelerinde uydu yoktur. Dolayısıyla atmosferi yok gece gündüzleri yok.

  1. “Ca’l etseydi” diyor da “Halketseydi” demiyor, neden?

“Halketseydi” denseydi bunun için yeni Güneş’i, yeni Ay’ı, yeni gezegenleri yaratması gerekirdi. Hâlbuki mevcut olan düzende de Allah böyle bir şeyi çok kolaylıkla yapabilirdi. Ay olmasa Yer’in durumu ona dönüşecek. Astronomlar çekim kanunları ve merkezkaç kuvvetleri arasındaki dengeyi kendilerinden oluşma teorileriyle izah edebiliyorlar. Ama Ay’ın, Yer’in, gezegenlerin hareketleriyle yeryüzünde oluşan iklim şartlarını tesadüflerle izah etmek mümkün değildir. Güneş yer düzlemine biraz daha eğik veya biraz daha dik olsaydı bugünkü hayat olmazdı. Günün 24 saati daha uzun olsaydı veya daha kısa olsaydı bugünkü hayat olmazdı. İşte bu ayet Batılıların bulduğu doğa kanunları içinde bilinenler üzerinde soruyor ve onları ilzam ediyor.

  1. “Allah” kelimesi tekrar edilir, neden?

Bundan önceki ayette Allah “Kendisinden başka ilah yoktur” şeklinde ifade edilir, “Dünya ve ahirette hamd O’nundur” denir. Orada Allah bize hitap eder. Burada ise biz insanlara hitap ediyoruz. Hatip ve muhatap değişir. Cümleyi söyleyen başka kimselerdir. Bundan dolayı “Allah” kelimesi tekrar edilir. Her iki Allah da âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Yani O’nun halifesi olan insanlık değildir.

  1. Gecenin sürüp gitmesinin bizim aleyhimizde olduğunu beyan eder, neden?

Gecenin çok uzun sürmesi veya çok kısa olması bizim hayatımızı derinden ilgilendirir. Gece ve gündüz demek, aydınlık ve karanlık anlamına geldiği gibi madde ve enerji anlamına da gelir. Bizim hayatımız, bütün canlıların hayatı bunlar arasındaki denge üzerine kurulur. Bu denge de periyodiktir. Gece olur, gündüz olur ama gece uzun sürmez, gündüz de çok uzun olmaz. Bizim yaşayabilmemiz için, diğer canlıların yaşayabilmeleri için ister ışık ister madde ve enerji arasındaki dengeler şimdi olduğu gibi olmak zorundadır. Şartların değişmesiyle hayat sona erer. Uzaya gönderdiğimiz insanlara yeryüzü şartlarını sağlayabilmemiz için milyar dolarları harcıyoruz. Yeryüzündeki her insan için o şartları o kadar dolar harcayarak sağlasaydık varlığımızı sürdürebilir miydik? Başka bir ifadeyle Allah imkânları ihtiyaçlardan fazla yaratmasaydı yeryüzü olur muydu? Buradaki عَلَيْكُمْ kelimesi bize bunları düşündürür.

  1. صُدُورُهُمْ kelimesinden عَلَيْكُمْ kelimesine yani gaipten hitaba geçilir, neden?

69. ayette “onların sadırları” denir, “sizin sadırınız” denmez. Burada ise “onların aleyhine” demez de “sizin aleyhinize” der. Böylece gaipten hitaba geçer. Bu geçiş bundan önceki ayette “O’na rücu edileceksiniz” ifadesiyle yapılır. Orada Allah bize söyler, bütün insanlara söyler, burada ise biz bütün insanlara söylemiş oluruz. Hatip değiştiği için, muhatap değiştiği için gaipten hitaba geçilir.

  1. اللَّيْلَ marifedir, neyi ifade eder?

اللَّيْلَ cinsi ifade eder. Bir kâinat düşünürüz, bizim bu dünyada yaşadığımız geceyi de varlık olarak düşünürüz, onları oraya koyarız. Böylece aslında var olmayan varlığı cins olarak tasvir ederiz.

  1. سَرْمَدًا kelimesini inceleyiniz.

سَمَد simit, çeperi yuvarlak olan halkadır. سَرْمَد sonu gelmeyen dolanmadır. Türkçedeki simit kelimesi de Batıya bundan geçmiş olabilir. Kur’an’da sert kelimesi de geçer. Zırhın dokuları arasındaki mesafenin takdir edilmesi Davut Peygamber’e emredilir. Bir gecenin uzaması şeklinde olabilir ya da gecelerin bitişmesi şeklinde olur. Geceler ayrı ayrı vardır ama birbirine bitişik olduğu için aralarında gündüz yoktur. Eğer سَرْمَد kelimesi sert kelimesinden türemişse bu anlamı çıkarabiliriz. Arapçadaki kelime kökleri 3 harflidir. Bazı köklere ek harfler eklenerek 4’lü yapılır. Bu ek harfler içindeر da vardır, م de vardır. Yani سَرْمَد ‘sert’ kelimesinden üretilmiş olabilir, ‘semd’ kelimesinden de üretilmiş olabilir. Bu takdirde سَمَد/simit üzerinde hareket ederseniz sonuca varamazsınız, hep devamlı gece olur. Yani hangi şekilde düşünürseniz düşünün insan hayatı gece ile gündüzün dengeli bir şekilde varlığına bağlıdır. Hayat öyle mümkündür. Kur’an’da 2 defa geçer.

  1. سَرْمَدًا kelimesi nekredir neden?

سَرْمَدًا sıfattır ve mefuldür. Yukarıda açıkladığımız gibi değişik şekillerde olabilir. Uzayıp giden ya da birbirine bitişen olabilir. Bundan dolayı nekre gelir.

  1. Buradaki kıyamet yevminden kasıt nedir?

Kur’an bu dünya hayatına dünya hayatı dediği gibi evvel hayat da der. Bu hayat bir gün gelir, sona erer. Eski filozoflar böyle bir sonun olmayacağını savunurlar. Peygamberler ise “Hayır, dünya yaratıldığı gibi dünyanın sonu da olacaktır.” derler.

Bu iki görüş 20. yüzyıla kadar sürer. 20. yüzyıla gelindiğinde kâinatın yaratıldığı ve yaşı hesaplandığı gibi kâinatın sonu olduğu da bugün ispat edilir. Hatta en uzun ömrü hesaplanır. Böylece peygamberlerin söylediklerinden biri de ilim tarafından, onların bulduğu ilim tarafından ispatlanır. Kur’an bu dünya hayatının sonunu saat kelimesiyle ifade eder.  

Her uygarlığın ömrü olur, onun yıkılışı da bir saattir. Tüm kâinatın yıkılışı da Kur’an’da saat olarak ifade edilir. Ondan sonra bütün insanlar bört boyutlu uzayda mezarlardan kalkarak dirilirler ve dünyada yaptıklarının sorgulaması yapılır. İşte buna kıyamet yevmi denir. Ondan sonra da insanlar cennete veya cehenneme giderler ki buna da ahiret yevmi denir.

  1. Saat/سَعَة kelimesini değil de kıyamet/قِيَامَة kelimesini kullanır, neden?

Karanlık, saat yevminin vasfıdır. Yıldızlarda mevcut olan hidrojen enerjileri bittiği zaman artık gece olur ve gündüz olması için yeniden kıyam günü gelmiş olması gerekir. Yani bu olay aslında gelecekte gerçekleşir. Gece olur ve kıyamete kadar gündüz olmaz. Burada ifade edilen bu sürekli gece olma özelliğinin şimdiden başlaması demektir. Nitekim bugün hesapladığımız hidrojenin tükenmesiyle oluşacak kıyamet mi olur yoksa daha önce farklı bir şekilde bu dünya hayatı sona mı erer? İnsanın nominal ömrü kromozomlarda kodlanır. Ancak insan her zaman nominal ömrü yaşayarak ölmez, arızî sebeplerle daha önce de ölebilir. Kâinat da böyledir. Hesaplanmış nominal ömrüne gelince dünya hayatı sona erer veya arızî bir sebeple daha önce de sona erebilir.

  1. غَيْرُ اللَّهِ kelimesi إِلَهٌ kelimesinin nesidir?

غَيْرُ اللَّهِ kelimesi ilahın sıfatıdır. Allah’tan gayri her ne ise bunu yapacak biri var mıdır?

Doğa, madde parçacıklarıyla onların hız karelerinin çarpımı olan enerjiden oluşur. Bugün bunlar artmaz ve eksilmez. Sadece yüksek seviyedeki enerji artıp eksilmeden düşük seviyeye iner. Buradan yararlanan canlılar varlıklarını sürdürürler.

Şimdi sizin içinizde veya düşüncenizde öyle bir varlık var mıdır ki maddeyi arttırsın veya enerjiyi çoğaltsın. Ya da enerjinin yüksek seviyeden düşük seviyeye inmesini önlesin diye soruyoruz. Onların bulduğu fizik kanunları içerisinde bunu yapacak kimsenin olmadığı bildirilir. Kendi buldukları ilim onları boşlukta bırakır.

  1. مَنْ kelimesi ne Men’idir?

مَنْ sual Men’idir. مَنْ kelimesi ve مَا kelimesi ismi mevsul olarak zikredildiği gibi sual olarak da  zikredilir.  مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ dediğimiz zaman “Hasene ile ciet eden kimse” demiş oluruz. Yani kim olursa olsun hasene ile gelene ücret veririz demektir.  مَنْ جَاءَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ dersem “Cuma günü kim geldi, gelen kimdir?” diye sormuş olurum. Buradaki مَنْ sual Men’idir. “Kim var, hangi ilah?” var demektir.

  1. بِنُورٍ demez de بِضِيَاءٍ der, neden?

Nur mevcut olan bir ziyanın aksetmesidir. Biz Ay’ı görürüz, Ay’dan ışık gelir ama Ay’ın gönderdiği ışığı kendisi üretmez, kendisinde üretilmez. Güneşten gelen ziyayı bize nur olarak gönderir. Gece ile gündüzün kaynağı nur değil ziyadır. Nitekim Ay nurdur, geceleyin de vardır.  

  1. أَفَلَا‘daki فَ nereye atfeder?

أَرَأَيْتُمْ‘e atfeder. Bunları gördüğünüze göre sizin bizim söylediklerimizi duymanız gerekir. فَ harfi sebep Fa’sıdır. Böyle olduğuna göre neden hala işitmiyorsunuz denmiş olur.

  1. Burada تَسْمَعُونَ kullanılır, تَعْقِلُونَ, تَفَكَّرُونَ,تَذَكَّرُونَ kelimeleri kullanılmaz, neden?

Çünkü bunlar zaten tefekkür ederler, aklederler ve o sonuçlara ulaşırlar. Türkçede bir tabir vardır: “Domuz gibi bilir” derler ama duymazlar. Nitekim bizden önce gelen asrımızın müjdecisi binyılımızı müjdeleyen Mevdudi, Seyyid Kutub, Bediüzzaman, Hamidullah söylemişlerdir. Duymamışlar, duymak istememişlerdir. Elli senedir Necmettin Erbakan tüm dünyaya çağın bütün duyurma araçlarını kullanarak duyurduğu halde duymamışlar, duymazdan gelmişlerdir. Şimdi biz yeniden söyleyeceğiz. Bin Dil Üniversiteleri ile söyleyeceğiz. Siz söyleyeceksiniz. Bizim akranlarımızın görevleri sona ermektedir. Gün gün çekilip gidiyoruz, bu emirler artık sizedir. Biz sadece aktarıyoruz. Görevler sizin üzerinizdedir.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. REY-CGL /جعل-رءي

İnsan beyni dışarıdan aldığı bilgileri kullanarak kararlara varır. Ne yapılması gerekiyorsa onun yapılması için bedene haberler gönderir, emirler verir. Onlar bunu yaparlar veya söylerler. رءي kısmı düşünmeyi, karar almayı ifade eder. جعل kısmıysa bedenin, organların görevlendirme kısmını ifade eder. Burada bunlar zikredilir. Reyden önce idrak vardır. Yani dışarıdan gelen şeyleri algılar. Ca’l’da sonra da vücut organlarının çevreye etkileri vardır. Burada onlardan bahsedilmez.

  1. ETY-SMG  /سمع-ءتي

إِتْيَان gelmek, سَمْع ise duymak demektir. Çevremizdeki ilişkiler ya fiili olur ya da kavli olur. Başkalarının söylediklerini sem’ ederiz, başkalarının yaptıklarından yararlanırız. Hayatımız buna dayanır. Şeriat bu ilişkileri düzenler.

  1. QVL-SRMD  /سرمد-قول

قَوْل sözdür ama bağlayıcı sözdür. Bir sözleşme yaptınız mı o sözleşmenin gerekleri سَرْمَد‘dir yani devamlıdır. Ne zamana kadardır? O sözleşmenin sona erdiğini bildiren yeni sözleşmeye kadardır. Sözleşme yeni sözleşmeyle sona erer. Tek taraflı olarak beyan da sözleşmeyi sona erdirir. Söz her şeyin temelidir. Şeriat sözlere dayanır. Hak ve vecibeler sözlere dayanır. Sözlerde de süreklilik ilkesi vardır, başka sözlerle sona erer. İnsanın ölmesi doğaldır ama topluluk için insanın öldüğünü gösteren bir sözün olması gerekir. Birinin bir yerde “Filan öldü” diye beyan etmesi gerekir. Topluluk içinde ondan sonra o, ölü kabul edilir.

  1. ELH-WVE  /ضوء-ءله

İlah kelimesi Tanrıyı ifade eder. Türkçedeki Tanrı tandan gelen bir kelimedir. Tan sabah aydınlığıdır. Kur’an’da da “Allah semavat ve arzın nurudur” denir. Işıkla Tanrı kavramı arasında ilişki vardır. Yıldızlarda depolanan hidrojen enerjisi Tanrı’nın enerjisidir. Bir şey yukarıdan aşağıya doğru düşer ama aşağıdan yukarıya doğru çıkmaz. Yalnız düşebilmek için birisinin onu yukarıya çıkarmış olması gerekir. Şimdi kâinatta enerji düşmektedir. Yolun yarısına gelmiştir. Peki, baştan onu yukarıya kim çıkarmıştır? İşte o çıkaran Tanrı’dır. O çıkarma gücü olan Tanrı’dır. Enerji en aşağıya indiği zaman hayatın devam etmesi için yeniden birinin onu yukarı çıkarması gerekir. İşte o çıkarabilecek güç Tanrı’dır. Tanrı bunun için ışığa, ziyaya benzetilmiştir.

  1. QVM-LYL / ليل-قوم

قَوْم topluluk, لَيْل ise madde demektir.

Bir topluluğun لَيْل olabilmesi için bir toprağa ve o toprakta bulunan maddelere sahip olması gerekir. Ayrı ayrı topraklarda yaşayanlar aynı ırktan olsalar da aynı dili konuşsalar da aynı millet sayılmazlar. Avrupa’daki Almanlarla Amerika’daki Almanlar aynı ırktandırlar ama aynı ulustan değildirler. ABD’deki İngilizler ve Almanlar aynı ırktan değildirler ama aynı ulustandırlar. O halde bir ulustan olmak için aynı yerin yurttaşı olma şartı vardır. Bir kimse iki ülkenin vatandaşı olamaz. Sermaye sırf kendi ırkında olanları Filistin’e götürüp orada devlet kurabilmek için çifte vatandaşlığı dünyaya dayatmıştır ve bugün bu şeriata aykırı olarak bu geçerlidir.  

  1. YVM-ĞYR /غير-يوم

يَوْم çağ demektir, zamanın değişmesi demektir. Zamanın periyodik olarak değişmesi anlamındadır. O halde غَيْر kelimesi değişmeyi ifade eder. Zaman demek değişme demektir. Eğer değişme yoksa zaman da yoktur. Filozoflarla peygamberler arasında bunun ihtilafı da vardır. Onlar zamanı mekân gibi ayrı varlık kabul ediyorlar. Peygamberler ise zamanı mekânın bir özelliği olarak benimsiyorlar. Burada bu tartışmalara işaret etmektedir.

  1. MaN -GaLaYKüM  - مَنْ / عَلَيْكُمُ

مَنْ soru edatıdır. Yani bilinmez kimseler demektir. Bilinmeyenler insanın aleyhinedir, topluluğun aleyhinedir. Tanımadığınız insanın ne yapacağını bilemezsiniz. Dolayısıyla ondan gelecek iyilikleri bilmediğiniz için ondan yararlanamazsınız, ondan gelen kötülükleri de bilmediğiniz için kendinizi savunamazsınız. Oysa مَنْ yerine الَّذِي‘yi alırsak karşı tarafı biliyorsak ondan gelen iyiliklerden yararlanır ondan gelecek kötülüklerden korunuruz. مَنْ‘in aleyhimizde olduğunu bu şekilde ifade etmiş oluyor.

  1. LAv- EiLAv  / لَا- إِلَى

لَا nefy edatıdır, إِلَى ise son sınırdır. Son sınır içeridekilere dâhil değildir. “Ankara’ya gittim.” dediğinizde Ankara’nın içine girmiş olmayabilirsiniz. Usulcülerin tartıştığı bu konuya burada لَا ile إِلَى‘yı karşılaştırarak cevap veriyor. Cumhurun kavlini tasdik ediyor.

  1. Bi-Fa  / بِ- فَ

بِ mekanla ilgilidir, sebep harfidir. فَ ise sebep Fa’sıdır. فَ‘de zaman esastır, بِ‘de ise mekân esastır ama aynı özellikleri taşırlar.

 

Öz Türkçe ile:

“De ki ‘Allah geceyi kalkış gününe dek üzerinize uzar yapsa Allah’tan başka size bir ışık getirecek hangi Tanrı vardır? İşitmeyecek misiniz?’”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“‘Rey etmediniz mi? Allah üzerinize kıyamet yevmine dek leyli sermed ca’l etse Allah’tan gayri hangi ilah bir ziya ile size ityan edebilir? Sem’ etmeyecek misiniz?’ diye kavl et.”

 

 

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ أَفَلَا تَسْمَعُونَ (71)

 

***

 

GENEL YORUM

Ayette mevcudun hikmetini anlatmak için onun zıddını zikreder. Bu metodu inceleyiniz.

Kâinatın hikmetler içinde yaratılmış olduğunu anlatmak için mevcut olanların olmadığını varsayar, o durumdaki olaylarla karşılaştırarak mevcut durumun uygun olduğu anlatılır. Matematikte buna ‘Olmayana ergi’ metodu denir. Usulde de bu metot çok kullanılır. “Böyle olmasaydı şöyle olurdu” denir ve ikincisinin olmadığı bilindiğine göre birincisi de yanlıştır demektir. Bu surenin bu ayetlerinde buna örnek verilir. Bu bölüm özel olduğu için ikiye bölüyor. ilkinde leylin sermedliği, ikincisinde ise neharın sermedliğini anlatmak istiyoruz. Bu hususlar kapsamlı olduğu için bu semineri burada kesiyor, bu ayırımı seminere bırakıyoruz.

 

1109. SEMİNER LÜGATI

NO

Kelime

Vezin

Kök

Açıklama

  1.  

يَأْتِي

يَفْعِلُ

ءتي

أَتِيّ  çardağa doğru suyu getiren kanaldır. Tek yönden gelmeyi ifade eder. أَتِيّ  Su kanalı demektir. Suyun akıp gelmesi manasında أَتَى ‘ya mastar olmuştur. Bir yönden gelişi ifade eder. جَاء ise yönsüz gelişi ifade eder. Kur’an’da ءتي  549, ءزف  3 defa geçer ve 552 (23*3*23) eder. ء  gücü, ت  oluşu, ي  ise kolaylığı ifade eder.

  1.  

الْآخِرَةِ

الْفَاعِلَةِ

ءخر

أُخُر ense, أُخْرَى diğer,آخَر ise diğeri demektir. آخِر son, آخِرَة sonraki hayat demektir. Arka, oradan da son anlamında ahir kelimesi türer. ء gücü, خ çökmeyi, ر tekrarı ifade eder.

  1.  

إِلَهَ

إِلَهٌ

فِعَلَ

فِعَلٌ

ءله

لَاه  bir şeyi kapatmak için üstüne örtülen örtü demektir. İlah örtülmüş, görünmez anlamında olup Tanrı demektir. İlah kelimesi Tanrı anlamındadır. İnsanlar, “var edici”yi her zaman bilmişlerdir. Onu en kıymetli veya güçlü gördükleri bir varlık ile ifade etmeye çalışmışlardır. Bu sebepledir ki, birçok dinlerde Tanrı güneş kelimesi ile ifade edilmiştir. Türkçedeki Tanrı da ışık kelimesinden gelir. Kur’an’da da “Allah göklerin ve yerin nurudur” denir. Bu kelimenin çıkışı “aydınlık” anlamına gelen bir sözden gelir. Türkçeye Tanrı diye tercüme edilir. Kur’an’daءله   2851, ءلي  289 defa geçer. Toplam   3140 (22 * 5 * 157) eder. ء  gücü, ل  belirlemeyi, ه  görünmezliği ifade eder.

  1.  

آمَنَ

أَفْعَلَ

ءمن

أَمَنَة kapıları karşı karşıya olan evlerin ara yeridir. İlk topluluklar evleri bitiştirerek kale gibi yerleştirir. Kapılar ara sahanlığa açılır. Bu yerin adı أَمَنة tir. Buraya bir şey konulması o şeyin güvene alınması demektir. أَمَانَة buraya konmuş olan şeydir. أَمِنَ güven içinde olma, أَمَنَة karşı karşıya bulunan evlerin arasındaki yer demektir. Eskiden evleri bitiştirerek bir duvar meydana getirirler ve kapılarını orta boşluğa açarlardı. Orta boşluğa bir kapıdan girilirdi. Böylece orası güven altında olurdu. Oraya bir mal koymak veya oraya girmek أَمِنَ kelimesi ile ifade edilirdi. أَمِنَ emniyet ve güven altına almak demektir. Kur’an’da ءمن , 71 يمن ise 879 defa geçer.  Toplam 950 (2*52*19) eder. ء gücü, م enginliği, ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

الْأُولَى

الْفُعْلَى

ءول

آلَة kaldıraç demektir. Bir şeyi çevirmek için altına sokulup çevirmeye yarayan sırık anlamındadır. Sonra çevirmek fiili olarak آلَ denir. Başa döndürmek için kullanılmaya başlanır, sonra da ,أَوَّل آخِر karşıtı olur, yani başlangıçtır. Kur’an da 170 defa geçer. ء gücü, و beraberliği, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

جَعَلَ

فَعَلَ

جعل

جِعَال ele pisliğin veya sıcaklığın bulaşmaması için tutulan deri veya bez parçası demektir. Sonraları kılmak anlamında kullanılır. Kılma ile yapma arasındaki fark, yapmada yeniden var etme, ca’lde ise var olan bir varlığı yeni bir işe koymak anlamı taşır.  ج toplanmayı, ع etkiyi, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

الْحُكْمُ

الْفُعْلُ

حكم

حُكْم gem demektir. Atı yönlendirmek için ağzına takılan gemdir. “Hükmetmek” demek iradesini yok edip yönlendirmek demektir. “Hidayet” ise gemlemeden doğru yolu gösterme demektir. “Hükümet” kelimesi buradan gelir ve İslamiyet yöneticilere hükmetme yetkisi vermez. Emir iş demek, ulul emr ise iş sahibi, görevli demektir. Başkan hâkim değil hadimdir. ح hareketi, ك oluşu, م enginliği ifade eder.

  1.  

الْحَمْدُ

الْفَعْلُ

حمد

حَمْد/Hamd size veya başkalarına yapılmış iyiliklerdir. Şükür size verilen bir nimete karşı o nimetin yerinde kullanılmasıdır, fiildir. Hamd ise size yapılan iyiliğe karşı bir eda değil, yapılan iyi işlerin topluluğa yani Allah’a yapılmasıdır. ح  hareketi, م  enginliği, د  çevreyi ifade eder.

  1.  

يَخْلُقُ

يَفْعُلُ

خلق

خَلَق deri veya bez parçası demektir. Mastar olarak elbise biçmek veya çamurdan bir şey yapmak demektir. رَبْوَة‘te tedrici oluşum vardır. خِلْقَة‘ta ise birden oluş vardır. خلق  Kuran’da 261, حرق  9 defa geçmektedir. Toplam 270 (2*5*33) eder. خ  çökmeyi, ل  belirliliği, ق  kuvveti ifade eder.

  1.  

يَخْتَارُ

الْخِيَرَةُ

يَفْتَعِلُ

الْفِعَلَةُ

خير

خَيْل at sürüsü demektir. خَيْر  servet demektir. Nisaptan fazla mal veya gelir getiren mal anlamındadır. خَيْر  kelime olarak şerre karşılık tercih edilen şey anlamında da kullanılır. خَيْر  sürekli ve tedrici bir şekilde oluşan dengeli hareket demektir. شَرّ  ise şerareye kıyasla aniden oluşan, sonra sönüp giden şeyler demektir. خ  çökmeyi, ي  kolaylığı, ر  tekrarı ifade eder.

  1.  

رَأَيْتُمْ

فَعَلْتُمْ

رءي

رَايَة bir yere konmuş, oranın özelliğini gösteren işaret demektir. Uzaktan görülebilen işarettir. رَأْي  ise görmek anlamındadır. رَأْي derin olarak görmek, نَظَر  genişlemesine görmek, بَصَر  uzağı görmek, شُهُود  ise içinde bulunmak, her yönüyle görmek demektir. رَايَة  uzaktan görülebilen işaret demektir. بَصَر  göz demektir. “Nazar” korkuluk demektir. ر  tekrarı, ء  gücü, ي  kolaylığı ifade eder.

  1.  

رَبُّ

فَعْلُ

ربب

رَبْوَة tümsek demektir. Çöllerde tümseğe benzeyen yer yer serpilmiş ağaçlıklara da رَبْوَة  denir. Sonra yavaş yavaş gelişme karşılığı kullanılır. Birden oluş “hilkat” ile buna karşılık evrimle gelişmeler rabvet ile ifade edilir. ربب  kökü de ربو’den dönüşür. Terbiye kelimesi bunlardandır. Türkçe olarak “yetiştiren” veya “yetiştirici” olarak tercüme edilir. Kur’an’da ربب  981, رمي  9 defa geçer. Toplam 990 (2*32*5*11) eder.ر tekrarı, ب  geçidi ifade eder.

  1.  

تُرْجَعُونَ

تُفْعَلُونَ

رجع

رَجْع ırmakta akan suyun ters yönde aktığı yerdir. Sonraları geri dönme anlamı kazanır. Kur’an’da 104 defa geçer. ر tekrarı, ج cazibeyi, ع üstünlüğü etkiyi ifade eder.

  1.  

سُبْحَانَ

فُعْلَانَ

سبح

سَبْحَة omuzlara atılan, esen rüzgârda kanatlar gibi açılan elbise demektir. Sonraları uçmak ve yüzmek anlamlarında kullanılır. Tesbih etmek yüzdürmek veya uçurmak demektir. Arapçada mecaz olarak yüceltmek anlamına gelir. Tef’il babından teksir için kullanılır. Türkçede tarikatların kullandığı zikir Kur’an’da tesbih olarak geçmez. Zikir olarak geçer. Zikir; anlamak, anmak ve düşünmek demektir.  Tolga, baş zırhıdır. Kur’an’da 92 defa geçer.

  1.  

سَرْمَدًا

فَعْلَلًا

سرمد

سَمَد simit, çeperi yuvarlak olan halkadır. سَرْمَد sonu gelmeyen dolanmadır. Türkçedeki simit kelimesi de Batıya bundan geçmiş olabilir. Kur’an’da sert kelimesi de geçer. Zırhın dokuları arasındaki mesafenin takdir edilmesi Davut Peygamber’e emredilir. Bir gecenin uzaması şeklinde olabilir ya da gecelerin bitişmesi şeklinde olur. Geceler ayrı ayrı vardır ama birbirine bitişik olduğu için aralarında gündüz yoktur. Eğer سَرْمَد kelimesi sert kelimesinden türemişse bu anlamı çıkarabiliriz. Arapçadaki kelimeler 3 harflidir. Bazı kelimelere ek harfler eklenerek 4’lü yapılır. Bu ek harfler içinde ر da vardır, م de vardır. Yani سَرْمَد ‘sert’ kelimesinden üretilmiş olabilir, ‘semt’ kelimesinden de üretilmiş olabilir. Bu takdirde سَمَد/simit üzerinde hareket ederseniz sonuca varamazsınız, hep devamlı gece olur. Yani hangi şekilde düşünürseniz düşünün insan hayatı gece ile gündüzün dengeli bir şekilde varlığına bağlıdır. Hayat öyle mümkün olur. Kur’an’da 2 defa geçer.

  1.  

تَسْمَعُونَ

تَفْعَلُونَ

سمع

سَمْع kapları doldurduktan sonra içindekilerini taşımak için elimizin tuttuğu yer, kulp. Kulak ona benzetildiği için işitmek anlamına fiil olmuştur. Türkçede işitme ile duyma arasında fark vardır ve iki kelimeyle ifade edilir. Arapçada bu farkı istizan kelimesi izin isteme veya kulak verme manasına gelir.  س  mekânda dizi yani sıralamayı,  م  enginliği, ع etkilemeyi ifade eder.  سمع  Kur’an’da 185, سمي  71 defa geçer. Toplam 256 (28) eder.

  1.  

يُشْرِكُونَ

يُفْعِلُونَ

شرك

شَرِيك Tasma kayış demektir. Ortak olmak birbirine bağlanmak manası taşıdığı için ortaklığa şirk denir. İşrak ise birini başka birine ortak saymak demektir. Kur’an’da 168 defa geçer. ش ani sıçramayı, ر tekrarı, ك oluşmayı ifade eder.

  1.  

يَشَاءُ

يَفْعَلُ

شيء

شَيْء nekredir, siyahla akrabalığı vardır.  Varlık anlamındadır. شَاءَ  demek var olmasını istemek demektir. Kur’an’da شيء   519, شوك  1 defa geçer. Toplam 520 (23 * 5 * 13) eder. ش  ani sıçramayı,  ي   kolaylığı, ء    gücü ifade eder.

  1.  

صُدُورُ

فُعُولُ

صدر

صَدْر okun ön yarısına denir. Sonraları “baş” kelimesi olarak kullanılır. Kur’an’daki “sadırda bulunan kalp” o zamanki biyoloji bilgisinin eksikliği nedeniyle göğüs anlamında kullanılır. صَدْر  boynun üst kısmı anlamına gelen “baş” demektir, okun baş tarafının adıdır. رَأْس  ise başın saçlı olan kısmıdır. Biz “baş” olarak tercüme edeceğiz. ص  granit sert taştır dayanıklılığı, د  çevreyi, ر  tekrarı ifade eder.

  1.  

ضِيَاءٍ

فِعَالٍ

ضوء

Kur’an’da 6 defa geçer. Ziya/ضِيَاء ateşten veya güneşten çıkan ışıktır. Nur/نُور ise dünyanın yansıyan ışığıdır. Biz ışıkla değil nur ile görürüz. ض  katlanmayı, و beraberliği, ء ise gücü ifade eder. Kuantumlardan oluşur. Peş peşe gelen ışık parçacıklarıdır. Katlanarak gelirler. Beraber gelirler, enerjiyi taşırlar.

  1.  

يَعْلَمُ

يَفْعَلُ

علم

عَلَم dağın sivri noktası demektir. İnsanlar o tepeye bakarak bulundukları yerleri belirlerler. Sonraları yeryüzü beyler arasında bölüşülünce, her bey hâkim olduğu çevrenin tepesine o çevrenin kendisine ait olduğunu belirleyen işaret koymuştur. Buna “alem” denir. Bugünkü bayrak o dönemin geleneği olarak devam eder. عَرَفَة üstü düzlük dağ veya yayla demektir. İnsanlar ilk zamanlarda burada yıllık veya daha kısa zamana ait toplantılar yaparlardı ve birbirleri ile tanışırlardı. عَرَفَة (Arafat) kelimesi buradan gelir. Hala orada toplanılır. عِلْم varlıkları sınırlamak suretiyle tanımlamak ve aralarındaki ilişkileri riyazi bir şekilde belirlemektir. مَعْرِفَة ise varlıkları diğerlerinden ayıracak özellikleri ile belirlemektir. عetkiyi, ل belirliliği, م enginliği ifade eder.

  1.  

يُعْلِنُونَ

يُفْعِلُونَ

علن

عَرِين mahallenin orta yeri, evler arası avlu demektir. ر  harfi ل‘ye dönüşmüş ve ilan etmek ortaya çıkarmak ve herkese duyurmak demektir. ع üste çıkmak, etki etmektir. ل  belirlemeyi, ن  belirsizliği, genelliği ifade eder.

  1.  

تَعَالَى

تَفَاعَلَ

علو

علو kökünden fiilin ismi olmuş ve “gel” anlamındadır. Vadinin yüksek tarafının adı olan عُلُوّ “yücel” anlamında “burada bulun” anlamındadır. Kur’an’da 70 defa geçer.

  1.  

غَيْرُ

فَعْلُ

غير

غَبَرَة toz demektir. غ değişmeyi, ب geçidi, ر tekrarı ifade eder.

  1.  

قُلْ

اُفْعُلْ

قول

قَوْل Birlikte bir iş yapan kimselere, belli bir sesle kumanda eden kimsenin adından gelişmiş bir kelimedir. Bu sesten kinaye olunur. Kelamdan farkı bağlayıcı olmasıdır. Türkçedeki “söz” kelimesi de böyledir. O halde burada “söyledi” olarak tercüme edilir. ق dayanma kuvvetini, و beraberliği, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

الْقِيَامَةِ

الْفِعَالَةِ

قوم

قَائِمَة Hayvanların ön ayaklarına denir. قَوْم  ise ağacın gövdesi demektir. Kıyam etmek (قِيَام), kalkmak veya ayakta durmak anlamındadır. قَائِم  ayakta durandır. Mecazi olarak sağlam, bozulmamış veya bozulamaz anlamındadır. ق  dayanıklılık manasında güçlü olmayı, و  beraberliği, م  ise hava, su, atmosfer gibi enginliği ifade eder.

  1.  

كَانَ

فَعَلَ

كون

كَوْن tepe demektir. بَيْن’in karşılığıdır. Bunlara mukabil düz olan yere ise هَوْن denir. كَانَ tepe manasından yararlanılarak “olmak” fiilini oluşturur. هَوْن yokluğu bildirir, uzaktaki veya görünmeyen anlamındadır. بَيْن insanın kendisini bildirir. كَوْن de ortada olan, görünen anlamındadır. Oluşu ifade eder.  لَمْ يَكُنْ “olmadı” veya “yok” anlamınadır. كَانَ ise “oldu” veya “-dır” anlamına gelir. ك oluşu, و beraberliği, ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

اللَّيْلَ

الْفَعْلَ

ليل

Durgun suda dibe çöken mile لَيْل, akıp denize giden parçacıklara da نَهِر denir. Kuşların çamurda avlananlarına لَيْل, suda avlanana da نَهَار  denir. “Nehir“ “ırmak“, نَهَار  da “gündüz“ demektir. لَيْل   gece anlamında, نَهَار  ile birlikte kullanılmasına rağmen “leyle“ ile نَهَار  birlikte kullanılmamıştır. لَيْل  cins isim ise ة tefrit için kullanılmıştır. Bir gece kastedilmiş olur. لَيْل   müfret için ise o zaman ة çoğul için kullanılır ve buradaki anlamı kadir geceleri olur. O zaman bir gece değil birçok geceleri içermiş olur. İnzalin manası da lafzi inzal yerine, mana inzaline dönüşür. Kur’an’da 92 defa geçer.  ل  belirlemeyi,   ي  kolaylığı ifade eder.

  1.  

يَوْمِ

فَعْلِ

يوم

يوم  durgun akan su demektir. Kabarıp inmesi sebebi ile periyodik çağların adı, sonra bir gün ve geceye isim olur. Kur’an’da أَيَّامًا مَعْدُودَةً  ta olduğu gibi 24 saat için veya تِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا  daki gibi çağlar için kullanılır. يوم  Kur’an’da 475, يمم 11 defa geçer. Toplam 486 (2*35) eder. ي  kolaylığı, و  beraberliği, م  enginliği ifade eder.

 

 

İstanbul, Yenibosna; 27 MART 2021

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan Adil Düzen Çalışanları:

AYŞE AYDIN

Yazar REŞAT NURİ EROL

Ecz. TAYİBET ERZEN

Doç. Dr. SÜLEYMAN AKDEMİR

 

 

***

 






Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 68 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 109 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 122 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 124 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 133 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 422 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 147 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 194 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 210 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 260 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 230 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 258 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 269 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 397 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 807 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 380 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 369 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 532 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 649 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 707 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 751 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 457 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 646 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 652 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 457 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 462 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 632 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 596 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 496 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 523 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 743 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 1483 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 851 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 829 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 992 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1108 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1198 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 967 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1192 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1099 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1078 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1146 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 967 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1121 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 997 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 1618 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1279 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1389 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.05.2020 1515 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.05.2020 1573 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08