Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021
397 Okunma, 4 Yorum

KASAS SÛRESİ - 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (21) وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسَى رَبِّي أَنْ يَهْدِيَنِي سَوَاءَ السَّبِيلِ (22) وَلَمَّا وَرَدَ مَاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ أُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَأَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتَّى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ (23) فَسَقَى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّى إِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنْزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ (24) فَجَاءَتْهُ إِحْدَاهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاءٍ قَالَتْ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (25)

 

***

 

فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (21)

Fa PaRaCa MiNHAv PAvEiFan YaTaRaQQaBUu QAvLa RAbBi NacCiNIy MiNa eLQaVMi elJAVLiMIyNa

“Oradan tarakkub ederek haifen huruç etti. ‘Rabbim, beni zalim kavimden tenciye et.’ diye kavl etti.”

 

فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

خَرَجَ قَالَ

يَتَرَقَّبُ    نَجِّنِي

رَبِّ خَائِفًا

الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

مِنْهَا مِنَ

فَ

(2+2+2+2)+2+1=8+2+1=11

خَرَجَ- قَالَ     يَتَرَقَّبُ- نَجِّنِي    رَبِّ- خَائِفًا     الْقَوْمِ –الظَّالِمِينَ      مِنْهَا- مِنَ

PRC-QVL  RQB-NCV  RBB-PVF  QVM-JLM  MiN-MiNHAv

 

  1. فَخَرَجَ’deki فَ خَرَجَ ‘yi nereye atfeder?

قَالَ يَامُوسَى’ ya atfeder (20. ayet). Onun bunu söylemesi üzerine o da orasını terk eder. Bundan sonra Musa’nın Medyen’e varıncaya kadar geçen kıssayı وَلَمَّا‘larla atfeder. فَ harfini zikretmez. Çünkü bundan sonra anlatılanlar hep bu فَ nin açtığı parantez içinde cereyan eder. Biri diğerinin sonucu olmaz.

Demek ki فَ harfi yalnız zamandaki sırayı değil, olayların sebep sonuç ilişkileri olduğu zamanı da gösterir. Sebep sonuç ilişkisi olmayan olaylar وَ ile zikredilir. Bu bakımdan وَ harfi de bir tertibi ifade edebilir. Abdestteki sıra وَ harfine bağlıdır. Zorunlu değildir ama o tertip üzerine almak sünnettir.

 

  1. Buradaki فَ nin manası nedir?

Gelen Mısırlının söylediği sözler üzerine Musa orasını terk eder. O halde buradaki فَ sebep sonuç Fa’sıdır.

Mısırlı gelip de bu haberi getirmeseydi Musa ne yapacaktı?

Kararsız bir şekilde bekliyordu. Mısırlının “Çık” önerisine uyarak çıkar.

Bizim hayatımızda da böyle zamanlar olur. Allah birisini gönderir, ona söyletir. Bizim için de söylediği söz makul olur. Biz de onu yaparız. Bugün Musa’nın durumunda Recep Tayyip Erdoğan vardır. Sermaye tüm dünyayı organize edip Türkiye’yi uçuruma doğru götürmektedir. Allah da bize söyletiyor, altın bonosuna geç dedirtiyor. O da bunu dinlemeli ve Sermaye’nin oyunlarından kaçmalıdır. Onlarla mücadele edemez. Ancak kendisi onları terk ederek şeriat düzenine dönebilir. Şeriat düzeni de onu kurtarır.

 

  1. ذَهَبَ demez deخَرَجَ der, neden?

Gaye bir yere gitmekse ذَهَبَ kelimesini kullanırsınız ama gaye oradan çıkmaksa o zaman da خَرَجَ kelimesini kullanırsınız. Musa’ya tavsiye edilen Mısır’ı terk etmesidir. “Buraya git, şuraya git” diye bir öneride bulunulmaz. Onun için خَرَجَ kelimesini kullanır.

Bizim de AK Parti’ye önerimiz şudur: Faizli işçilik sisteminden çıkınız. Artık doları Merkez Bankası’nın TL üretme kaynağı olmaktan vazgeçiniz. Komşu devletlerle ilişkilerinizi TL ile kurunuz. Onlara siz TL ile mal satınız, onlar da kendi paralarıyla mal satsınlar.

Prof. Dr. Arif Ersoy’un yarım asır evvel Çin’e önerdiği bu sistemin uygulanma zamanı gelmiştir.

 

  1. مِنْهَا daki هَا zamiri nereye gider?

Medineye gider. Medine kelimesi müennes olduğu için zamir de müennestir. Mısır ile medine arasındaki farkı buradaki kullanılış şekliyle değerlendirmemiz gerekir.

Medine, Mısır ülkesinin merkez kentidir. Mısır ise ülkenin adıdır. “Mısır’dan çık” demiyor, “Medineden çık” diyor.

Bugünkü haberleşme imkânları mevcut olmadığı için o günkü şartlarda medineden çıkma kurtulmak için yeterliydi. Bugün ise nereye giderseniz gidin, İnterpol sizi bulur.

Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası’na hüküm koymuş bulunuyoruz. Bir kimse ilçesini terk edip başka bir ilçeye gittiğinde başka bir ilçenin bucağında artık takip edilemez. Kısas diyete dönüşür ve onu kabul eden bucak diyetini ödeme durumundadır. Ödemediği takdirde, o bucakla hakemlere gidilir.

 

  1. خَائِفًا kelimesini inceleyiniz.

خَافَة korkulduğu zaman saklanmak için takınılan maske benzeri şeylerdir.

Kelimelerin iki türlü manası vardır. Biri insanın onu anladığı hissettiği manadır. Diğeri de o hislerin ve anlayışın sonunda kişinin göstereceği davranıştır.

Bir tehlike sezildiği zaman insanda hissi olarak doğan şey havftır. Bu havf kelimesinin hepimiz tarafından bilinen manasıdır. Ama o hissedilmese bile herhangi bir tehlike karşısında gerekli tedbiri almak fıkıh bakımından havftır. Burada “haifen” kelimesi korku hissi değil de gerekli tedbiri almak üzere hareket etme anlamındadır. Bizim gelecekten korkup ümitsizliğe düşerek ağlamamız yerine gerekli tedbirleri almamız gerekir. Biz gerekli tedbirleri alırız, sonrası ise bizi ilgilendirmez. Sonrası takdiri ilahidir, O ne isterse onu yapar, O’nun yaptığı her şey sonunda hayırdır. Cehenneme girmemiz bile bizim için hayırdır. Cehennem, yok olma yerine başka bir hayatta eğitilmedir.

 

  1. يَتَرَقَّبُ kelimesini inceleyiniz.

رَقَبَة boyun demektir.

Hayvanın boyundan bağlanması sebebiyle رَقَبَ bağlı anlamına gelir.

يَتَرَقَّبُ tefe’ul babındandır. ‘Kendi kendine rekabet etmek’ demektir. Başını sağa sola çevirip çevrede neler olduğunu gözetlemektir. Ona göre davranışlarda bulunmaktır.

 

  1. خَائِفًا ile يَتَرَقَّبُ arasına atıf harfi getirmez, neden?

خَائِفًا haldir, يَتَرَقَّبُ da halin sıfatıdır. Fiil olarak gelir. Musa’nın hali olarak da düşünülebilir, öyle olsaydı araya وَ gelirdi. Musa’nın hali değil de خَائِفًا kelimesinin vasfı olduğu için araya وَ harfi konmaz.

 

  1. يَتَرَقَّبُ ile خَائِفًا arasında ne gibi ilgi vardır?

خَوْف gelecekte olacaklar için alınacak tedbirleri içerir. تَرَقُّب ise olmakta olan olayları takip ederek o anda olmakta olanlara karşı tedbir almaktır. Yani خَوْف hem o anda olan olayları hem de gelecekte olacakları düşünerek tedbir almaktır.

Şimdi Musa o anı düşünür. Nasıl yakalanmadan orasını terk edeceği üzerinde durur. Tedavide gelecek için tedbirler alınır. Yoğun bakımda ise o anda hayatı kurtarmak için uğraşılır. Maske tedavi aracı değildir, hayatı kurtarma aracıdır.

Maskeyi tedavi aracı haline getirdiğimiz zaman yararı değil zararı olur. Virüsten artan ölümlerin bir sebebi de tedavide maske zorunluluğu olabilir.

 

  1. Suç işleyen birinin cezalanmamak için kaçması meşru mudur?

Ceza caydırmak içindir. Ceza ile işlenen suç onarılmış olmaz. Öldüreni öldürmekle kimse bir şey kazanmaz. Onun için kısas yerine af ve diyet getirilir. Af ve diyet caydırıcı olmadığı için bazı şartlar olduğu zaman uygulanır.

Musa kasten suç işlemez. Hatta suç bile işlemez. Çünkü İsrail oğluyla Mısırlı birbirini öldürmektedirler. يَقْتَتِلَانِ der (15. ayet), serbest bıraksa birisi sonunda ölecektir. Nefsi müdafaa vardır, meşrudur ve nefsi müdafaada yardımlaşma da meşrudur.

Musa şeriata aykırı bir fiil yapmasa da sonunda birisi ölür.

İktital eden iki kişiden biri öldüğü zaman şeriata göre kısas uygulanmaz ama diyet ödenir. Burada Musa ve ırktaşından diyet isteyebilirler ama onlar diyet değil nefs isterler. Dolayısıyla Musa’nın Mısır’dan kaçması şeriata tamamen uygundur. Buna rağmen kişinin ölmüş olması dolayısıyla diyete müstahak olması kötü bir iştir. Suçtur ve cezası vardır. Musa bu suçu kabul ederek istiğfar eder.

 

  1. قَالَ nin faili kimdir?

قَالَ nin faili Musa’dır. Yola çıkar ama yolda yakalanıp yakalanmayacağı belirsizdir. Şeriatın emri olarak gereğini yapar, sonunda da dua eder. Rabbine söyler.

Burada duanın kabul olunup olunmayacağı sorulabilir.

Birçok işler vardır ki sonuçları duaya bağlı olarak takdir edilir. Dua ederseniz Allah onu kabul eder ve istediğinizi yapar. Dua etmezseniz, o zaman da Allah’ın takdiri ona göre olmuş olur. “Ben ölmeyeyim” diye dua ederseniz bu duanız kabul olunmaz. Aslında kabul olunur çünkü dirileceksiniz. Dualar ancak Allah tarafından insanın iradesine bağlanmış alanlarda kabul olunur. Biz gereğini yaptıktan sonra dua yaparız, Allah da duamızı kabul eder.

 

  1. Kime kavil eder?

Rabbine kavil eder. Çıktıktan sonra dua ettiğine göre yanında kimse yoktur. Kendi başına Allah’a dua eder.

 

  1. “Rabbim beni kurtar” sözünü çevresinde duyurur mu? Yoksa içinden mi söyler?

Allah insanın beyninde geçen bütün düşünceleri bilir. Ağızla söylemese bile insan sözlerle düşünür. Hafızadan gerekli bilgileri alır, beyinde onu yeni kavle dönüştürür, bunu söyler veya söylemez. Allah insanları yaptıkları ve söyledikleriyle sorumlu tutar. Düşünmüş ama söylememişse bundan sorumlu tutmaz. Örnek olarak diyelim ki düşündü ve öldükten sonra dirilme yoktur kanaatine vardı ama bu kanaat yaptıklarına etki etmedi, ahiret vardır diye yine amellerde salih olanı yaptı, söylemedi de. İşte bu düşüncelerden dolayı insan sorumlu değildir. Çünkü o düşünceler elektronik devrelerin sonunda ortaya çıkanlardır. Kendi iradesi sonucu değildir. Kendi iradesi söylemesinde ve yapmasındadır.

 

  1. الظَّالِمِينَ kurallı erkek çoğul gelir, kimlerdir bunlar?

Zulüm eden demek, şeriatın çizdiği sınırlar içinde kalmayıp başkalarının zararına, kendi yararına iş yapan demektir. Kişinin haksızlık yapması bir zulümdür. Hakemlerin kararıyla bu zulüm giderilir ama suç örgütü kurup örgüt halinde belli kimselerin, halkın ezilmesi bugün ‘örgütlü suç’ dediğimiz fiillerdendir.

Her toplulukta ve her devirde zulüm edenler örgütlenirler ve birlikte halkı ezmeye çalışırlar. Kuvvet uygarlığında bu ezme olayı filozoflarca meşru kabul edilir. Bugünkü avukatlık müessesi güçlüyü güçlü kılar, zenginlerin ve iktidarda olanların halkı ezebilmesine dönüşmüş bir kurum haline gelmiştir. Paran varsa güçlü avukat tutarsın, seni haklı çıkarır. Paran yoksa avukat tutamazsın, kendini kendin savunmaya kalkışırsın, beceremezsin, hakkını savunamadığın için de mahkûm olursun.

Biz buna kooperatifleşmeyle çare bulduk. Hakemlerimiz var. Tarafların seçtiği hakemler önce muhakeme ederler, haklı görürlerse karar verirler, taraflardan uymayan olursa kooperatifin avukatları haklıyı savunur. Avukat masraflarını kooperatif genel hizmetten öder.

 

  1. الْقَوْمِ den kastedilen kavim kimlerdir?

Mısırlılardır. Mısırlılar bir ulus seviyesinde topluluktur. قَوْم kelimesi dar manada insanlık anayasası tanımlarında 30 milyon ile 100 milyon arasında, ortak dilleri olan ve ortak yurtları olan, aynı topluluk bilincinde olan kimselerin oluşturduğu topluluktur. Geçmişleri için ırk birliğine gerek yoktur ama geleceklerini ırk birliğine dayandıran yani ülkelerini çocuklarına bırakan topluluklardır. Mısırlılar da bu manada ilk ulusal devleti oluştururlar. Mezopotamya’da site devletleri vardır. İlk kuruluşta ortak dilleri olmadığı için bir ulus oluşturamamışlardır.  

 

  1. Mısır halkı bir ulus mudur?

Mısır halkı bir ulustur. Kendilerine özgü dilleri vardır, yurtları vardır, Mısırlı olma bilinçleri vardır. Tarihin ilk ulusudur.

 

  1. Musa onlardan birisini öldürür, zalim olan Musa mıdır yoksa onlar mı?

Musa, öldürülen suçsuz çocuklar arasından kurtulmuş olan birisidir. Musa’nın dışında birçok İsrailli çocuk öldürülür. Mısırlılar Yusuf Peygamber’in sistemi ile güçlenirler ama İsrail oğullarını hala kendileri seviyesinde saymazlar.

Bugün de Batı’ya göçmüş belki 100 milyonu bulan insan vardır. Hala Alman vatandaşı, Fransız vatandaşı olamamışlardır. Onlar çalışırlar ama onlar hala yabancıdırlar.

Bugünkü sorun ulusları inkâr eden sosyalistlerle, ulus kavramını kabul etmekle beraber insanları uluslara göre farklı kabul eden ve ulusları birbirine düşman topluluklar halinde gören kapitalist zihniyettir.

Şeriat ulusları kabul eder, her ulusa insanlık içinde uygarlık yolunda yarışmayı hak olarak tanır ancak bunlar arasında düşmanlığı kabul etmez. Meşru devletlerin hakem kararına uymasını ve bu sayede barış içinde yaşamasını önerir.

 

  1. Kendisini sarayda büyüten bir yönetime nasıl “zalim” diyebilir?

Bunun cevabı Kur’an’da başka yerde verilir. İsrail oğullarını köleleştirdikleri için sarayda büyümüştür. İslamiyet’te Roma mantığındaki esirlik sistemi yoktur. Ancak savaşla elde edilen esirlerin bir kısmı köleleştirilir, onlar da zamanla azat edilirler ve köleler ayrı bir grup oluşturmazlar. Oysa İsrail oğulları savaşla esir edilmiş değiller, zamanla yerli halk muhacir gelenleri köle saymıştır. Bunun için Mısırlılar zalimdirler. Topluluk olarak zalimdirler. Kişi olarak bütün Mısırlılar zalim değildirler. İsrail oğullarından da zalim olanlar vardır ama topluluk olarak Mısırlılar zalim, İsrail oğulları mazlumdurlar.

Aynı şeyi bugün Sermaye ile iktidar yapar. Yalnız Müslümanlar değil tüm şeriat ehli mazlum durumdadır. Hıristiyanlar, Yahudiler, Hindular, Budistler çağın mazlumudurlar. Bu asır onlara yapılan zulmün sonu olur. Bugünkü zulmedenler hakka teslim olurlarsa onlara zulüm edilmez, şeriat onları af ve mağfiret eder.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. خرج-قول (PRC - QVL)

Bir topluluğa katılma iki şekilde olur. Biri bir topluluğun topraklarından çıkıp başka bir topluluğun topraklarına girmekle olur. Buna “hicret” deriz. İkincisi ise bir kimsenin sözüyle yaptığı beyandır. Bir kimse A partisinden istifa ederek B partisine katıldığını beyan ederse, A partisinin bütün hak ve görevlerini bırakmış, B partisinin hak ve görevlerini yüklenmiş olur. O halde قَوْل ile خُرُوج bir topluluğa mensup olmanın iki aracıdır. Bunun için eşleştirilir.

 

  1. رقب-نجو (RQB - NCV)

مُرَاقَبَة teftiş etme anlamına gelir. Herkes şeriat kuralları içinde hareket etme serbestliğine sahiptir. Hareket ettikten sonra topluluğa veya başka birisine zarar vermişse bu zararı gidermek zorundadır. Bu zararın tespit edilmesi için resmi kayıtlar yapılır ve bu kayıtların gerçek hayata uyup uymadığı topluluk tarafından denetlenir. Rekabetin ikinci manası da yarışmadır. Bunlar meşrudur.

نَجْوَى ise topluluktan gizlenen insanların görüşmesidir ve gizli kapalı örgüt kurmalarıdır. Şeriatta rekabet meşru kılınır ama necva bazı istisnalar hariç meşru sayılmaz. Necva ile rekabet bu ayette eşleştirilir.

 

  1. ربب-خوف (RBB - PVF)

رَبّ eğitimi ifade ettiği gibi dayanışmayı da içerir. Dayanışmanın temeli havftır. Muhtemel beklenmedik kötülüklere karşı işlemler sigortalanır.

Bugün bu sigortalama primli aidat sistemiyle gerçekleşir. Yani zengin olanlar zenginliklerini korurlar, zengin olmayanlar da elenip giderler.

Şeriatta ise herkes sigortalıdır. Her iş sigortalıdır. Dayanışma bu sigortanın adıdır. Burada buna işaret edilir.

 

  1. قوم-ظلم (QVM - JLM)

“Zulüm etmek” insanların canlarına ve mallarına zarar vermek demektir. Şeriat insanlar arasındaki hakların sınırını çizmiştir. Hakemler bu sınırı belirlerler. Devlet de bu sınırın bekçiliğini yapar. Şeriatta hakem kararlarının bekçiliği devletlere verilmiştir. Devletlerin silahlı orduları vardır. Uluslararası birliğin silahlı gücü yoktur. O halde zulmü önleyecek olan örgüt devlettir, ulustur. Bunlar eşleştirilerek bunun üzerinde düşünmemiz istenir. Ayrıca savaşlar cephe çatışmaları olarak uluslararası olur, uluslararası denge savaşla sağlanır. Savaş aslında gayrimeşrudur. Ancak savaşı önlemek için savaş yapılır. Böylece الْقَوْمِ ile الظَّالِمِينَ kelimeleri birlikte düşünülmesi gereken kelimelerdir.

 

  1. مِنْ- مِنْهَا

مِنْ ibtida-i gaye içindir. هَا zamiri eşyanın çoğulu için kullanılır. O çoğuldan yararlanmayı ifade eder. Ekonominin kuralı vardır. Halk doğadan eşyayı devşirir, üretim oradan başlar. Sonra emek verilerek üretilir ve ambara konur, sonra ambardan alınıp evlerde emeğe dönüşür, emek de sonra işyerlerine gider, üretim yapar. Bir kısmıyla insanlar günlük hayatını geçirirler, artan zamanlarında ülkeyi imar ederler ve imar edilmiş doğayı insanlığa sunarlar. Böylece doğadan başlayan üretim doğayı da geliştirerek yine kendisine döner. هَا zamiri doğanın olsun veya imarın sonucu olsun ortaya çıkmış olan eşya ile devreye girer. Bu eşleştirme ile bu anlatılır.

 

Öz Türkçe ile:

“Oradan bakınarak korku içinde çıktı. ‘Yetiştiricim, beni ezen ulustan kurtar.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Oradan tarakkub ederek haifen huruç etti. ‘Rabbim, beni zalim kavimden tenciye et.’ diye kavl etti.”

 

فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (21)

 

***

 

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسَى رَبِّي أَنْ يَهْدِيَنِي سَوَاءَ السَّبِيلِ (22)

Va LanMAv TavacCAHa TiLQAEEa MaDYaNa QAvLa GASAy RabBIy EaN YAHDiYaNIy  SaVAEa elSaBIyLi

“Ve Medyen’in tilkasına teveccüh ettiğinde ‘Rabbimin beni sebilin sevaına hidayet etmesi a’sadır.’ diye kavl etti.”

 

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسَى رَبِّي أَنْ يَهْدِيَنِي سَوَاءَ السَّبِيلِ

تَوَجَّهَ قَالَ عَسَى

يَهْدِيَنِي

رَبِّي السَّبِيلِ

سَوَاءَ تِلْقَاءَ مَدْيَنَ

لَمَّا

أَنْ وَ

(3+1)+(3+1)+2+2=14=16-2

قَالَ- عَسَى, تَوَجَّهَ- يَهْدِيَنِي   رَبِّي- السَّبِيلِ     تِلْقَاءَ- مَدْيَنَ  سَوَاءَ- لَمَّا    أَنْ وَ

QVL-GSY  VCH-HDY  SBL-RBB  LQY-DYN  SVY-LanMAV  Va-Ean

 

  1. تِلْقَاءَ kelimesini inceleyiniz.

لِقَاء iki yerleşik bölge arasındaki buluşma yerinin adıdır.

Musa Mısır’dan çıkınca bir kervana katılır. O kervan Medyen’den geçer. Kervanın bir özelliği vardır. Kervansaraylar ordular tarafından inşa edilir. Savaş zamanında askerleri bir cepheden diğer cepheye taşıyabilmek için böyle konaklama yerlerine ihtiyaç vardır. Kervansarayların çevresinden alınan öşür veya haraç kervan işleten kimseye verilir, “Sen bunu harca ve kervansarayı ordumu barındırmak için hazır tut.” denir. Sağlanan imkâna göre en çok barındırabileceği konuk sayısı vakıfnamede belirlenir. Devletin bunu kontrol edebilmesi için kervansaray işletene “Savaş olmadığı zaman yolcuları barındır. Yolcuların her ihtiyacını gidereceksin, onlardan bir ücret almayacaksın.” denir. İşte bu sayede insanlar uzun mesafeleri kat ederler. Her 6 saatlik mesafede bir kervansaray yapılır. Yolcular her gün 6 saat yürürler, ondan sonra istirahat ederek ertesi gün yolculuğa devam ederler.

İşte, Musa da bu kervana katılır ve Medyen’e kadar gelir.

Genel olarak kervansaraylar kentlerin içinde inşa edilmez. Çünkü konaklanan misafir hayvanların otlayacağı alan olması gerekir. Bugün de otoyolların garajları şehrin dışında yapılır, şehirlere giriş-çıkış verilir. İşte kervansaraylarda da durum böyledir. Yolcu kervandan ayrılır kente girer. Şimdi Musa Medyen’e gitmek ister. Yani ona kavuşmak ister. İşte bu çıkışların yollarına تِلْقَاءَ denir. Medyen’e götüren yol demektir.

 

  1. تَوَجَّهَ kelimesini inceleyiniz.

وَجْه yüz demektir. “Teveccüh etmek” demek, yüzünü o tarafa çevirmek demektir.

Musa kervandan ayrılır, Medyen’e kavuşmak için yüzünü o tarafa çevirir. Şimdiye kadar kervanın yürüdüğü yollarda o da yürür. Nasıl gideceği üzerinde araştırmasına gerek yoktur. Ama şimdi Medyen’e tek başına gider. Arkadaşlar bulsa da onlara ne kadar güvenebilecek bilmez.

Burada icmanın rolü ortaya çıkar. Kervan yolları icma ile sabittir ve bütün yolcular onu bilir, içtihada gerek yoktur. Ama kervanın dışına çıktığınız zaman kendiniz gideceğiniz yere nasıl gideceğinizi araştıracaksınız ve içtihadınızla hareket edeceksiniz.

 

  1. إِلَى demez de تِلْقَاءَ der neden?

إِلَى da o tarafa gitmek vardır ama oraya gitmek için değil başka bir şey için oraya gidersiniz. تِلْقَاءَ ise oraya gitmek için yola çıkmaktır. Oraya varıp kalma gayedir.

 

  1. Teveccüh ettiği yer neresi?

Medyen’e teveccüh eder. Mısır’la Mezopotamya arasında sürekli kervan yolculuğu olduğu için İsrail oğulları çıktıkları yerlerin haberlerini takip ederler. Musa Mısır’dan çıktığında Medyen’e varmayı aklına koyar. O tarihlerde Medyen doğunun merkezidir. Buraya gelince kervandan ayrılır.

 

  1. Buraya gelinceye kadar böyle bir duada bulunmaz. Burada neden dua eder?

Dua etmek demek aynı zamanda içtihat yapmak demektir. İçtihat demek, doğru yolu göstermesi için Rabbe dua etmek demektir.

Şimdiye kadar kervanla yolculuk yaptığı için içtihat yapma gereği olmadığından duaya da gerek yoktu. Şimdi ise Medyen’e tek başına yönelir. İçtihat yapma ihtiyacı var. Onun için dua eder.

Bakınız, Musa’nın kıssasını anlatırken Kur’an bize içtihat ile icmanın tanımlarını da örnek göstererek yapar.

 

  1. السَّبِيلِ marife gelir, kastettiği sebil nedir?

السَّبِيلِ Medyen’e götüren yol demektir, hatta yollar demektir. Eğer birçok yol kavşaklarla ayrılıyorsa bunların oluşturduğu şebekeye سَبِيل denir. Eğer tek istikamet varsa, alternatifi yoksa ona da طَرِيق denir.

Demek ki kervansarayla Medyen arasında tek طَرِيق yok. Değişik tarikler/طَرَائِق var bu tariklerden bazıları Medyen’e götürür, bazılarıysa götürmez. Bunun için içtihada gerek vardır.

 

  1. سَوَاءَ السَّبِيلِ nedir?

Değişik yollardan hedefe varırsınız. Ancak bir yol vardır ki sizi en kısa zamanda gideceğiniz yere götürür. Buna سَوَاءَ السَّبِيلِ denir. Bu sebilin mutlaka en kısa uzaklık olması gerekmez. Seni en kısa zamanda gideceğiniz yere götüren yol سَوَاءَ السَّبِيلِ dir.

Güneş ışığı denizden çıkıp bulunduğun tepeye en kısa zamanda sana ulaşacak yolu takip eder. Bunun için yavaş gittiğin yolu kısaltır, hızlı gittiğin yolu büyütür. Bunu öyle ayarlarsın ki sana ışık en kısa zamanda gelsin.

İşte buna سَوَاءَ السَّبِيلِ denir, أَقْصَى السَّبِيلِ değil.  

 

  1. Rabbi ona سَوَاءَ السَّبِيلِ nasıl hidayet eder?

Yolcuya rastlarsınız, o size tarif eder, böylece Rab onu size göndermiş olur.

Bunun dışında merkezi yolların bir özelliği vardır, gittikçe genişlerler, daha çok yolcunun geçtiği yol halini alırlar. Dolayısıyla siz merkeze doğru yol almayı başarırsınız.

İçtihattaki deliller vahyin yerini alır.

Peygamber’e Cebrail yol gösterir, bize de edille-i erbea (Dört delil: Kur’an, Sünnet, İcma, Kıyas) dediğimiz deliller yol gösterir. Gideceğimiz yere Allah’ın hidayetiyle varırız.

 

  1. Neden Medyen’e gider?

Küçük yerlerde herkesin işi vardır ve yeni gelen kimseyi aralarında barındırma imkânına sahip değillerdir. Hâlbuki büyük şehirlerde iş bölümü içinde herkes iş yapar. İş işçiden daha çoktur. Bunu bilen Musa büyük şehre gider. Büyük şehrin başka bir özelliği olarak büyük şehirde eğitim almak daha kolaydır.

Bugün de Türkiye’nin bir problemi vardır; köylerin boşalması.

Köyler neden boşalır?

Çocuklarını okutmak isteyenler şehre taşınırlar ki çocukları okutabilsinler. Hastalarını tedavi etmek isteyenler şehre taşınırlar ki doktor bulabilsinler.

Musa’nın Medyen’e gitmesinin hikmeti bunlardır.

Bugün de bunu semt kooperatifleri ile çözüyoruz. Köylerde 100 lojmanlı apartmanlar vardır. Halk orada yaşar ama şehirde de herkesin şehre gittiği zaman kalabileceği bir yeri vardır. Şehirde yaşayanlar için de dinlenme evleri bulunur, çalışmadıkları gün ve mevsimlerde orada bulunurlar. Çalışmayan aile orada yaşar.

 

  1. Medyen neresidir?

Medyen/ مَدْيَنkelimesi üzerinde tartışma vardır. Medlerin bulunduğu Fırat ve Dicle üzerinde bir şehirdir diyenler vardır. Bugünkü Medine şehridir diyenler vardır. Mete Firidin de bu görüştedir. Kur’an’da anlatılanlara bakılırsa Medine kenti Medyen’dir. Musa Mısır’a dönerken Medine’den Mekke’ye uğrar. Ters istikamette yolculuk görünüyorsa da Mekke’den Mısır’a deniz yoluyla ulaşım vardır. Dolayısıyla önce Mekke’ye gider, oradan vapurla Kızıldeniz’i geçerek Mısır’a varır. Bu husustaki bilgilerimiz şimdilik varsayım safhasındadır, daha çok araştırmamız gerekir.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. قول-عسي (QVL - GSY)

عَسْوَة yaşlı kimse demektir. Kiberden daha yaşlı olanları ifade eder. İnsanların çok azı o yaşlara ulaşır, ama ulaşanlar vardır. Zamanla az da olsa muhtemel olan şeyler için عَسَى kelimesi kullanılır.

Bir işin yapılması için önce proje yapılır. Sonra o proje uygulanır. Batı uygarlığının kısa zamanda sanayide büyük sıçrama yapması buna dayanır. Proje yalnız çizilen resimler değildir. Proje mukaveledir. Önce kavil vardır. Projeler üretilir, ortaya konur, onlardan bir kısmı uygulanır. Ortaklık düzeninde projenin hükmü budur.

Proje mutlaka uygulanacak demek değildir. Kişi veya ortaklık projeleri yapar, proje vakfına satar. Proje vakfı bunu herkese bedava kullandırır. İsteyen istediği projeye göre üretim yapar. Telif hakkını ödemez.

Bununla beraber bütün işletmelerin 25’te 1’i proje ve planlama hizmetleridir. Herkes üretimin 5’te 1’ini buna vermek zorundadır. Vermezse kamu imkânlarından yararlanamaz. Uygulansın uygulanmasın, o günlerde proje üzerinde çalışanlara bu fondan pay verilir. عَسَى kelimesi, mutlaka gelir getirecek değil de, gelir getirmesi arzu edilen muhtemel işler demektir. Projeler üretilir, uygulananlar uygulanır.

Bu sistemi anlatmak için bu iki kelime eşleştirilir.

 

  1. وجه-هدي (VCH - HDY)

Teveccüh etmek demek, yönelmek demektir. Genel manada hedefe varmak için içtihatlar yapmak demektir. Hidayet ise doğru yolu evvela bilgi çapında bulmak, sonra da oraya varmak demektir. O halde teveccüh hidayetin sebebidir, şartıdır. Bunların eşleştirilmesiyle ‘sen yönel yolunu bulursun’ anlamı çıkar. “Bizim yolumuzda cihat edenlere biz mutlaka yolumuzu gösteririz” diyor, Allah.  

 

  1. سبل-ربب (SBL - RBB)

سَبِيل kelimesi Kur’an’ın ifadesinde aynı zamanda vakit demektir. Eğitim paralı değildir. Dayanışma ortaklıkları ortaklarının aynı zamanda danışmanıdırlar. Bilmedikleri şeyleri onlara sorarlar, onlardan fetva alırlar, ondan sonra uygulamaya geçerler. Fetva aldıkları konularda sorumluluk dayanışma ortaklarına aittir. Dayanışmanın vakıflar aracılığıyla gerçekleşeceğini bildirmek için bu kelimeler eşleştirilir.

 

  1. لقي-دين (LQY - DYN)

لِقَاء kavuşmak demektir. دَيْن de borç ve alacaktır.

İnsanlar kişiliklerini koruyarak topluluğun ferdi olurlar. Aralarındaki ilişkiyi ya lika şeklinde gerçekleştirirler ki bu teavündür ya da borçlanma şeklinde gerçekleştirirler ki bu da tedayündür. Medeni Kanun’da kişinin bedeni varlığı vardır, bir de mamelek varlığı vardır. Bu iki varlık ayrı ayrı ele alınır.

Bunlar da burada eşleştirilir.

 

  1. سوي-لَمَّا (SVY - LamMAv)

سَوَاء orta yer demektir. “Seviye” ise aynı yükseklikte olmak demektir. “Tesviye etmek” demek hepsini aynı seviyeye getirmek anlamındadır.

لَمَّا ise iki menfiden (لَنْ مَا) oluşmuş olumluluk demektir.

Kâinat denge üzerine yaratılmıştır. Biri çeker diğeri iter. Çekme itmeye eşit olunca denge oluşur. Yer Ay’ı çeker, Ay’ın dönmesinden itme kuvveti ortaya çıkar. Bu ikisinin eşit olduğu yerde denge kurulmuş olur. Kâinat çekme ve itme ile bunların arasında oluşan denge üzerine kurulmuştur. İnsanların arasında da çıkar çatışmasından dolayı itme vardır, çıkar paralelliğinden dolayı da çekme vardır. Bu iki kuvvet arasındaki dengeyle topluluk kurulur. Bu kelimelerle bunlar anlatılmış olur.

 

  1. وَ - أَنْ (Va - EaN)

وَ atıf harfidir, أَنْ ise mastar harfidir. Bir cümleyi أَنْ sayesinde bir kelimeye dönüştürür. Çok olan kelimelerden oluşan cümle bir kelime olur. أَنْ in toplama, birleştirme özelliği vardır. وَ da da aynı özellik mevcuttur. Ayrı ayrı olan varlıklar وَ sayesinde bir araya gelmiş olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve yüzünü Medyen’e doğru yönelttiğinde ‘Yetiştiricimin bana yolun ortasını göstereceği umulur.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Medyen’in tilkasına teveccüh ettiğinde ‘Rabbimin beni sebilin sevaına hidayet etmesi a’sadır.’ diye kavl etti.”

 

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسَى رَبِّي أَنْ يَهْدِيَنِي سَوَاءَ السَّبِيلِ (22)

 

***

 

وَلَمَّا وَرَدَ مَاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ أُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَأَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتَّى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ (23)

(23)Va LamMAv VaRaDa  MAvEa MaDYaNaVaCaDa GaLaYHi EümMatan MiNa elNAvSi YaSQaVNa  Va VaCaDa MiN DUvNıHıM EiMRaEaTaYNı TaZUvDAVNı QAvLa MAv PaOBuKUMAv QAvLaTAv LAv NaSQIy XatTAv YaÖDuRa elRiGAvEu  Va EaBUvNAv ŞaYPuN KaBIyRun

“Ve Medyen’in maına vurud ettiğinde nastan orada bir ümmeti seky ederken vecd etti. Onların dununda iki imrei zevd eder vecd etti. ‘İkinizin hatbı nedir?’ diye kavl etti. İkisi ‘Ria’ isdar etmedikçe biz sakıy edemiyoruz. Ebimiz kebir bir şeyğtir.’ diye kavl etti.”

 

وَلَمَّا وَرَدَ مَاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ أُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَأَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتَّى يُصْدِرَ لرِّعَاءُ وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ

قَالَ قَالَتَا

وَجَدَ وَجَدَ

وَرَدَ

نَسْقِي يَسْقُونَ يُصْدِرَ تَذُودَانِ

شَيْخٌ كَبِيرٌ أُمَّةً امْرَأَتَيْنِ

 

الرِّعَاءُ النَّاسِ مَدْيَنَ ماءَ

 دُونِهِمُ أَبُونَا

خطْبُكُمَا

حَتَّى عَلَيْهِ

وَ وَ وَ لَمَّا

لَا مَا مِنْ مِنَ

(2+2)+1+(2+2)+((2+2)+(2+2+2)+1) +2+2+2+2 +2)=30=32-2=16+8+4+2

وَرَدَ- خطْبُكُمَا   يُصْدِرَ- تَذُودَانِ  أُمَّةً- امْرَأَتَيْنِ شَيْخٌ –كَبِيرٌ  الرِّعَاءُ- النَّاسِ  مَدْيَنَ- ماء دُونِهِمُ أَبُونَا حَتَّى- عَلَيْهِ  وَ- لَمَّا  لَا مَا

VRD-POB ÖDR-ÜVD EMM-MRE ŞYP-KBR ENS-RGY DYN-MVH DVN-EBV XatTAy-GaLaYHi Va-LamMAv LAv-MAv

 

  1. Bu ayetler وَلَمَّا ile atfedilir, فَ harfi kullanmaz da وَ harfi getirir, neden?

Bir bütünün parçalarını sıralarken aralarında وَ harfi kullanılır. “İnsanın elleri, ayakları, başı ve gövdesi vardır.” deriz. Bunlar arasında فَ harfi kullanmayız ama eğer biri diğerinin sonucuysa o zaman فَ harfini kullanırız. Bu zaman içinde olan olaylar da eğer birbirlerinin sonucu değillerse وَ harfini kullanırız. Biri diğerinin sonucu veya gayesiyse o zaman فَ kullanırız. Burada tarihi bir olay anlatır. Birbirlerinden bağımsız olduğu için aralarında فَ harfi getirilmez, وَ getirilirse de bir sıralama takip ettiği için de لَمَّا kullanılır. Yani لَمَّا ile zamanda sıralama yapılır ama varoluşta bir sıralama olmaz.

 

  1. مَدْيَنَ marife olduğuna göre مَاءَ da marifedir. Bunun anlamı nedir?

Tarihte insanlar gerek meyve toplama ve gerekse avlanma ile otlatma işlerini arazide yaparlar. Ancak gerek kendi hayatları gerekse hayvanların yaşaması suya dayandığı için suyun bulunduğu yerlerin civarında kentler kurarlar.

Genellikle su şehrin dışında olur, insanlar güğümlerle ve kaplarla oradaki çeşmeden suyu doldurarak evlerine getirip yaşarlar.  Genel olarak su merkezleri bir yerde olur.  Orada ya dere akar ya pınar kaynar ya da uzaktan getirilir.

Demek ki bir suyu olduğuna göre Medyen çok büyük bir şehir değildir. O nedenle marife gelir.

 

  1. وَرَدَ ve يُصْدِرَ kelimesini karşılaştırınız.

وُرُود bir merkeze dışarıdan gelme demektir, toplanma demektir. Bir kimse bir toplantıya katıldığı zaman varid olur. Osmanlılar gelen evraklara varidat/وَارِدَات dedikleri gibi bütçe gelirlerine de “varidat” derler.

 صُدُور ise merkezden ayrılıp dağılma demektir. Gönderilen evraklara sadırat/صَادِرَات denir. صَدْر baştır. Oraya haberler gelir ve diğer organlara emirler gider.

 

  1. وَجَدَ عَلَيْهِ deki هُ zamiri nereye gider?

هُ zamiri suya gider. Ondan su almak için toplanırlar. Onun için فِيهِ değil de عَلَيْهِ kullanılır.

 

  1. Neden فِيهِ demez de عَلَيْهِ der?

İnsanlar suda toplanmazlar, sudan yararlanmak için toplanırlar. فِيهِ dese suyun içinde toplanmaları gerekir. Su burada borçlu gösterilir. Şeriatta hak sahibi yalnız insanlardır ama muhasebede ortaklıklara ve işletmelere de birer hesap açılır, borçlu alacaklı yapılır, herkes o işletmeye vermiş, herkes o işletmeden almış kabul edilir. Sonunda işletmelerin malları insanlara bölüştürülür. Bölüştürülmeyen kısımlar da gelecek insanlar için bırakılır. Burada işletmelerin de muhasebede borçlu olabileceklerini bildirir.

 

  1. أُمَّةً kelimesi nekredir, neden?

أُمَّة başkanları olan bir topluluktur. Halk o başkanın çevresinde toplanır ve birlik öyle sağlanır. Başkanın kendisinin imtiyazlı kimse olması gerekmez.

Askerlikte “Zeytin ağacı, marş marş” denir, herkes o ağaca doğru koşar. Ağaç kıymetli olduğundan dolayı değil, bir yere doğru gitmek gerektiği için hedeflerden herhangi birisi seçilir.

İmamın durumu da budur. İki türlü imam vardır. Geçici imam ve onun geçici topluluğu, bir de kalıcı imam ve kalıcı topluluk.

Burada suyun başına gelenler sırayla sulama yaparlar Musa’nın bildiği bir topluluk değildir. Onun için nekre gelir.

 

  1. مِنَ النَّاسِ ile kaydeder, neden?

“Nâstan bir ümmet” diyor. Zaten bütün ümmetler nâstan olur. Buradaki النَّاسِ marife gelir. Kastedilen nâs Medyen halkıdır. Medyen halkından bir grup demek ister.

Sulama sisteminin özelliği vardır. Grup grup gelirler, bir grup gittikten sonra başka grup gelir. Farklı saatler ayarlanır ve herkes kendi saatinde gelip sulama yapar.

Buradaki النَّاسِ kelimesinden kasıt sırası gelen ümmet demektir.

Böylece sulama şeriatını da öğreniyoruz.

 

  1. يَسْقُونَ kimin halidir?

Ümmetin halidir. Ümmet/أُمَّةً kelimesi müennes olduğu halde, müfret olduğu halde, يَسْقُونَ müzekker erkek çoğul kullanılır. Bunlara topluluk isimleri denir. Kavm gibi, millet gibi, ümmet gibi, aşiret gibi kelimelerdir. Bunlara هُ zamiri gidebilir veya kurallı erkek çoğul zamiri gidebilir. Kastedilen o topluluğun kişilerine de هُ zamiri gider. Kastedilen topluluksa, o zaman kurallı erkek çoğul zamiri gider. Burada kişiler değil de topluluk söz konusu olduğu için kurallı erkek çoğul gelir. Buradan anlarız ki kişilere ait olmayan topluluğa ait hayvanların da sudan payları vardır. Zaten bunun böyle olduğu başka ayette açıklanır.

 

  1. وَجَدَ kelimelerini neden tekrar eder?

Topluluğu görür, başlangıçta bu iki kadını görmez. Sonra bir bakar ki onların dışında iki kadın ayrıca bekler. Bulunma durumları farklı olduğu için وَجَدَ kelimesini kullanır.

 

  1. دُونِهِمْ der, هُمْ zamiri nereye gider?

Burada هُمْ zamiri, hayvanlarını sulayan Medyen halkından oluşmuş ümmete gider. يَسْقُونَ deki و zamirinin (cem vavı) gittiği yere gider.

 

  1. Neden iki kadın onların içinde değildir?

Çobanlar arasında kurallar vardır. Sırayla çobanlık yaparlar. Herkes hayvanlarının başına kendisi gitmez. Sıraya bağlarlar, sırası gelenler diğer kimselerin hayvanlarını otlatırlar. Yani “teavün ortaklığı” vardır. Eğer sıraya katılmayanlar varsa onların hayvanlarını alıp götürmezler. Sulama yaparken de önce sıraya katılanların hayvanları sulanır, sonra sıraya katılmayanların hayvanları sulanır. Bunun için onlar kalabalığın içinde değillerdir. Bunlar sıraya katılmazlar, çünkü babaları yaşlıdır, kendileri de Medyen’in sürüsünü sevk ve idare edecek güce sahip değillerdir. Kendi hayvanlarını Medyen’in civarında kendileri otlatırlar.

 

  1. اِمْرَأَتَيْنِ nekre gelir, neden?

Bilinen, tanınan kimseler değildirler. Dolayısıyla nekre gelir. Medyenlilerin örfünde de böyle görevlendirilmiş iki kadın yoktur.

 

  1. تَذُودَانِ kelimesini inceleyiniz.

ذَوْد Küçük deve sürüsü (3-10 arasında) demektir.

Büyük sürüden ayrı aile hayvanlarını bekliyorlar demektir. Gelişmiş köylerde sırayla hayvanları otlatırlar. Köyümde, yaylada hayvanlar sırayla otlatılır ama kışın evlerde herkes kendi hayvanını kendi çayırlığında ve kendi tarlasında kendisi otlatır.

Demek ki Mısır’da ve Medyen’de de böyle sırayla otlatma usulü olduğu gibi ayrıca aile çobanlığı da vardır.

 

  1. Musa neden onlarla konuşmak ister?

Musa Medyen’e varır. Herkesin işi vardır. Sulamayla meşguldür. Onların onunla sohbet edecek zamanları yoktur. Bunlar hazır boş duruyor, bilgi almak için onlarla konuşur. Ayrıca sohbete vesile olur diye konuşur.

Demek ki biz kimseye gidip kendimizi takdim etmeden evvel onlarla bir diyalog vesilesini bulmamız lazım. Önce onların sıkıntısını, onların problemini çözmeliyiz. Sonra onlar da bizi dinler. İnsanlarla ilişki kurduğunuz zaman önce onları dinleyeceksiniz, onların sorunlarına katkıda bulunacaksınız, ondan sonra kendi sorunlarınıza çözüm arayacaksınız.

 

  1. Onlar cevap verirler. Birinin konuşması neden ikisinin konuşması olur?

Topluluğun konuşması birisinin konuşmasıyla olur. Birisinin cevap vermesi topluluğun cevap vermesi demektir. Diğerleri susmuşsa onun cevabını kabul etmiş olurlar. Buna ‘sükût ikrardandır ilkesi’ denir. İcmaların oluşmasında sükûti katılımlar bunun için yeterli sayılır. Ancak kesinlik fiilen veya kavlen ikrarla olur.

 

  1. سقي kökünü inceleyiniz.

سَقْي kaba konmuş sudur. Türkçedeki su kelimesi buradan gelir.

سَقَى fiili müteaddidir. Hayvanları sulamak veya bitkileri sulamak için kullanıldığı gibi insanlara da su verme سَقَى fiiliyle söylenir. سَقَاهُ derseniz “Ona su verdi” demek olur. سَقَى لَهُ derseniz “Onun adına su verdi”, “Onun için su verdi” anlamı çıkar.

Burada da Musa onların hayvanlarını sulamaları için onlara yardım etti demektir. Ne yapar da sular? Sırasını nasıl bozar? Saky ederken kovayla su çekip hayvanlara verirler. Kızlar suyu çekemedikleri için beklerler. Musa suyu kendisi çeker. Buna da izin verirler. Belki de önce onlara da yardım eder, işleri hızlandırır, onlar da buna izin verirler.

Yine burada da teavün hükümleri geçerli olur.

 

  1. لَا نَسْقِي deki لَا nın istida’ manasını açıklayınız.

Türkçede istida’ (اسْتِطَاع) sığası vardır. “Yapmam” ayrı “yapamam” ayrı, “yaparım” ayrı “yapabilirim” ayrıdır. Arapçada bu اسْتِطَاعَ ile ifade edilir. Fiiller iki mana için kullanılır. لَا أَضْرِبُ dersen iki manası vardır. Hem “Dövmeye gücüm yetmez” demektir hem de “Dövmem” demektir veya “Ben isteyerek dövmem” demektir. Burada kızlar “Sakiy edemiyoruz” diyorlar, “Etmiyoruz” demezler. Bu ayet aynı zamanda لَا harfinin bu özelliğine örnek teşkil eder.

 

  1. يُصْدِرَ fiili if’al babıyla gelir, neden?

Çobanların kendilerinin gitmesi değil hayvanlarını götürmeleri esas alındığı için if’al babı getirilir. Herkes tarafından hayvanları sulanır. Oradan alınıp götürülür. Ancak ondan sonra onlar kuyuya yanaşıp su verebilirler.

 

  1. الرِّعَاءُ marife gelmiştir, kimleri kastediyor?

Buradan anlaşılır ki Medyen halkından herkes kendisi kendi hayvanlarını sulamaz. Sırası gelen çobanlar kendi hayvanlarının yanında kimlerin hayvanlarını otlatırlarsa onlar sularlar. Burada başka bir şey ortaya çıkar. Demek ki bir yerin bir çobanı yoktur. Değişik çobanlar vardır ve onlar komşularının hayvanlarını da otlatırlar. Sırayı kendi aralarında yaparlar. Her grup kendi hayvanlarını birleştirip aralarında sıraya koyar. Onun için bugün gelen çobanlar geçici de olsa çoban grubudurlar. Marife gelmiş olmasıيَسْقُونَ kelimesindeki zamire işaret ettiği içindir.

 

  1. الرِّعَاءُ denildiğine göre sulayanlar mal sahipleri değildir. Neden bunların mallarını sulamazlar?

 Mal sahipleri değiller ama tutulmuş çobanlar da değiller. Sırayla kendi grubu mallarını otlatırlar ve sularlar. Bunlar bir gruba dâhil olmadıkları için bunların malları sulanmaz. Burada şu sorulabilir, parayla tutulmuş çoban olabilir mi?

Olabilir, bir grup insan kendileri sıraya girmez, ortak bir çoban bulurlar, onu finanse ederler, hayvanları o otlatır veya o sular. Hatta küçük yerlerde bu çobanlar bir veya iki kişi olabilir. Biz teavün şirketinde benzer uygulamalar yapıyoruz.

Bugün aslında İslam âleminde ve özellikle Türkiye’de bunlar uygulanır. Ancak bu uygulamaları ben biliyorum. Yaşları 60’ın üstünde olanlar da biliyor ama ondan sonra bu müesseseler ortadan kalktığı için yaşları 50’den aşağı olan insanlar bunlardan habersizdir. Bir an evvel semt kooperatifleri kurulup, unutulmakta olan bu mirasa sahip çıkmalıyız.

İslam uygarlığı işçilik uygarlığı değildir, ortaklık uygarlığıdır. لَا تَعْجَلْ demeleri bırakıp semt kooperatifleri kurma ivediliğine girmeliyiz. (Semtler sıraya mı girmişler? Bekliyorlar da işleri mi yapılmıyor? Kimler için acele etmemiz gerekiyor? Taha 20/114’ü ve iki kadının beklemesi karşılaştırılabilir. Bu iki ayet farklı surelerdeki eşleşmelere örnek teşkil eder S. Akdemir). Seminerleri terk eden arkadaşlarımız büyük bir milli mirası suya attıklarının farkında bile değiller.

 

  1. شَيْخ ile كَبِير kelimelerini karşılaştırın.

Kur’an’da çeşitli kelimeler geçer. Buna göre insanların yaşlarına göre gruplanmaları gerekir. Ortaklık sisteminde bu gruplanma çok önemlidir. 33 yaşına kadar yaparak öğrenme, 33 ile 66 yaşına kadar yapma, 66’dan sonra yaptırarak öğretme yaşlarıdır.

Bunun dışında şeyh/شَيْخ kelimesi ve kebir/كَبِير kelimesi kullanılır.

Etimoloji çalışmalarına bunun için ihtiyaç vardır.

Kebirin hükmü nedir? Şeyhin hükmü nedir? Kebir şeyh kimdir?

Bunların yaşları ve hukuki durumları Kur’an’la ortaya konmalıdır.

Biz şimdiye kadar bunların üzerinde fazla durmadan içtihatlar yaptık. Zahiri hükümler ortaya çıkardık ama nass olarak hükümler daha ortaya konmamıştır. Sizleri bekliyor.

Kur’an’da شيخ 4 defa geçer. İki defa كَبِير olmadan, iki defa da كَبِير ile geçer.  Biri burada biri de Yusuf Suresi’nde geçer.

Biz كَبِير dediğimiz zaman 63 yaşını doldurmuş kimseleri anlarız. Öğretmenlik çağına geçmiştir. Şeyhte ise 80’den yukarı yaşta olanları anlarız. Hem kebir hem şeyh olmayı ise kebir şeyhin sıfatı olarak gelir ve nekredir. Dolayısıyla çok yaşlı anlamında olup sosyal bir sınıfı ifade etmez. Dolayısıyla eski içtihadımıza devam ediyoruz.

 

  1. Neden “Ebimiz kebir şeyhtir” deme ihtiyacı hissederler?

Yani “Biz topluluğun iş bölümünde resmi işlere katılamıyoruz. Çünkü babamız çok yaşlı, biz de kadınız.” demek isterler. Bu ifade de gösterir ki iki türlü işletme vardır. Biri resmi ve iş bölümüne dayanan ortakların katılmak zorunda oldukları işler ki bu işler erkeklere aittir. Ya da ortakların istedikleri zaman çalıştıkları, istedikleri zaman çalışmak zorunda olmadıkları işletmeler. Bu da kadınların, yaşlıların, çocukların ve sakatların işyerleridir. Apartmanın bodrum katlarıdır.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. VRD - POB (ورد-خطب)

“Vurud etmek” demek varmak demektir, toplantıya katılmak demektir. Toplantı hitap için yapılır. Resmi beyanların yürürlüğe girmesi için yetkilinin toplantıda hitap etmesi gerekir.

Bugünkü resmî gazete ile ilan, yürürlüğe girmesi için şer’an yeterli değildir. Resmi gazetede yayınlanmalıdır, ancak yürürlüğe girmesi için onun imam tarafından Cuma günü hutbede okunması gerekir. Merkezi yönetimlerde bu mümkün değildir. Yerinden yönetimlerde ise sadece bucak işleri görüşüldüğü için her hafta da okunduğu için bu konuda hutbe yeterlidir.

Hitapla vurud burada karşılaştırılır. Uzaktan yayının resmileşmesi için yeterli olmadığı ifade edilir. Devlet başkanının beyanları taşra bucakları bağlamaz. Taşra bucağının imamı devlet başkanının ilan ettiği hususları o da kendi bucağında ilan edebilir. İl başkanları devlet başkanından özel görüşmeyle şifreli ve kontrollü görüşmeyle yayına almalılar, bucak başkanlarına kadar böylece ulaşınca bucak başkanı hutbede hitap eder.

 

  1. ÖDR – ÜVD (صدر-ذود)

Ortaklık işletmelerinde üretim küçük çapta semt içinde yapılır. Hatta tarım işletmeleri aile işletmeleri halindedir. İlkel topluluklar ailede üretilenleri tüketirler. Sanayi inkılabından sonra büyük işletmeler ortaya çıkmıştır. Sanayileşmesi için çok uygun olan bu işletme türü tarım işletmeleri için uygun değildir. Tarım işletmelerinin küçük işletmeler, aile işletmeleri şeklinde olması gerekir. Bu da ilkelliği zorunlu kılar. Kendi üretir kendi tüketir.

Semt kooperatifleri bu sorunu çözebilir. Üretimi aileler yapar, ürünleri değerlendirme ise semt tüccarları tarafından yapılır. Semt tüccarları semtin ailelerinden aldıkları malları birleştirirler başka semtlerin mallarıyla da karıştırırlar, bölgelerde fabrikalar bunları standart ürün haline getirir. Ulusal tüccarlar bunları bütün dünyada pazarlarlar. Onlar toptancılara satar, toptancılar perakendecilere satar, perakendeciler de bakkallara satar, semtlerde tüketim sağlanır.

İşte bu sudurdur. Üretim semt kooperatiflerinde yapılır, isdar ise tüccarlar tarafından dünyaya yayılmış olur. Burada ifade edilen mana budur.

Aile işletmesi o kadar önemlidir ki Kur’an bir kelimeyi buna tahsis etmiştir.

 

  1. EMM - MRE (ءمم-مرء)

أُمّ anne demektir. امْرَأَة ise kadın demektir. İnsanlığın gayesi insanları çoğaltmaktır. Bu da kadına verilmiştir. Annelik vasfı şeriatta çok büyük bir vasıftır. Çocuk doğururken ölen anne şehit sayılır. Erkekler savaşta ölürler ve şehit olurlar. Kadınlar çocuk doğururken ölürlerse şehit olurlar. Peygamber de Cennet annelerin ayakları altındadır” der. “Mümin annelerin” demez, annelik vasfını, görevini yerine getirenler için söyler. Kur’an’da da anneden bahsederken onu sıkıntılar içerisinde “Yüklendi ve doğurdu” diyerek anneyi yüceltir. Buradaki eşleştirme de buradan ileri gelir.

 

  1. ENS-RGY (ءنس - رعي)

İşçilik sistemiyle ortaklık sistemi arasında temel fark şudur: İşçilik sisteminde para verirsiniz, başkasının emeğini satın alırsınız. Emek parayla değişebilir. Ortaklık sisteminde ise yalnız emek emekle değişebilir. Ortak olarak çalışırız, ürünü paylaşırız. Ortak olmadığı halde benim işimde birisini çalıştıracaksam onun işinde de ben veya ortağım çalışacaktır. Burada “insan”la “ra’y” bu yardımlaşmayı ifade eder. Buna “emek mübadelesi” deriz. Ayet bununla bize ortaklık sisteminin çalışma ilkesini anlatır.

 

  1. DYN-MVH (دين - موه)

دِين düzen demektir. Düzenin temeli çalışmadır. Canlılar tek başlarına hayatlarını sürdüremedikleri için çalışma ve yaşama kurallarını koyarlar, topluluk düzeni bu kurallara dayanır. Kâinatın da düzeni var, kâinat da suya dayanır. Suyun aslı olan hidrojen bütün atomların ana elemanıdır. Diğer bütün cisimler hidrojen atomunun birleşmesinden oluşur. Düzen de borç ve alacağa dayanan iki varlığın birleşmesinden oluşur. Bu yalnız insanlarda yoktur. Bütün atom ve moleküller bu borç ve alacak ilkesi içinde düzenlenir.

 

  1. DVN-EBV (دون - ءبو)

دُون yakın ama ayrı demektir. İnsanın en yakın akrabalığı babayla oğul arasındadır. Miras bunlara devredilir. Topluluğa karşı görev bakımından birbirine en yakın olan baba oğuldur. Anne insanların kişisel olarak soyunu devam ettirir. Baba ise topluluğun ferdi olarak soyu devam ettirir. Bundan dolayıdır ki devleti oluşturma ve onu yaşatma görevi erkeklere verilir. Burada buna işaret eder.

 

  1. XatTAy – GaLaYH (حَتَّى - عَلَيْهِ)

حَتَّى son parçayı gösterir, عَلَيْهِ ise görevi ifade eder. Bir işe başladığınız zaman onu sona erdirmek zorundasınız. İşi yarım bırakmak bırakanın aleyhinedir. Aslında emredilmemiş birçok şey vardır ki başlanmışsa o farz olur. Örnek olarak, mescide girdin “namaz kılayım da öyle çıkayım” dedin, durdun 2 rekât namaz kıldın, sonra aklına geldi ki abdestin yokmuş. “Nasılsa nafiledir” deyip geçemezsin. Abdesti alacak ve o iki rekâtı kılacaksın. Başladığı şeyi sonlandırmak kişiye farzdır. Bunu ifade eder.

 

  1. Va-LamMAv (وَ - لَمَّا)

لَمَّا ‘da iki menfi bir araya gelir ve müspet olur. وَ‘de ise iki müspet bir araya gelir ve müspet olur.

 

  1. LAv-MAv (لَا - مَا)

لَا ve مَا, ikisi de nefiy edatıdır. Kendisinden sonra gelenleri olumsuz yapar. مَا geçmişin olumsuzu, لَا geleceğin olumsuzudur.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Medyen suyuna vardığında orada kişilerden sulayan bir topluluk buldu. Onların dışında iki kadını bekliyor buldu, ‘Ne bekliyorsunuz?’ dedi. ‘Çobanlar buradan ayrılmadıkça biz sulayamıyoruz. Babamız çok yaşlıdır.’ dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Medyen’in maına vurud ettiğinde nastan orada bir ümmeti seky ederken vecd etti. Onların dununda iki imrei zevd eder vecd etti. ‘İkinizin hatbı nedir?’ diye kavl etti. İkisi ‘Ria’ isdar etmedikçe biz sakıy edemiyoruz. Ebimiz kebir bir şeyğtir.’ diye kavl etti.”

 

وَلَمَّا وَرَدَ مَاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ أُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَأَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتَّى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ (23)

 

***

 

فَسَقَى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّى إِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنْزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ (24)

(24) FaSaQAY LaHUMAv ÇumMa TaValLAy EiLay elJılLı FaQAvLa RabBı EinNIy LiMAv EaNZaLTa EiLayYa MiN PaYRin FaQIyRun

“O ikisi için seky etti sonra zılla tevelli etti. ‘Rabbim ben hayırdan inzal ettiğine fakirim.’ diye kavl etti.”

 

فَسَقَى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّى إِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنْزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ

سَقَى قَالَ أَنْزَلْتَ تَوَلَّى

خَيْرٍ فَقِيرٌ

رَبِّ الظِّلِّ

إِنِّي

 لَهُمَا لِمَا  إِلَيَّ إِلَى

فَ فَ ثُمَّ مِنْ

(2+2)+(2+2)+1+ (2+2)+2+2) =16+1

سَقَى- قَالَ أَنْزَلْتَ- تَوَلَّى   خَيْرٍ –فَقِيرٌ  رَبِّ- الظِّلِّ   لَهُمَا-لِمَا    إِلَيَّ –إِلَى   ثُمَّ -مِنْ

SQY-QVL NZL-VLY PYR-FQR RBB-JLL LaHuMAv-LiMAv EiLayYa- EiLAy MiN-ÇümMa

 

  1. فَسَقَى‘daki فَ harfi nereye atfeder?

وَلَمَّا‘larla seyahat dönemleri anlatıldıktan sonraفَخَرَجَ ‘ye atfedilmek üzere فَسَقَى getirilir. O aradaki وَلَمَّا‘larla olaylar birbirine atfedilir.فَخَرَجَ ‘de açılan parantez فَسَقَى‘da son bulur. Yolculuk durumu sona erer ve yeni bir hayat başlar, yeni bir parantez açılır.

 

  1. Neden burada وَلَمَّا gelmez?

Çünkü buradaki sakiy hurucun sonucunda oluşur. Artık yolculuk biter ve yerine yeni hayat başlar.

 

  1. لَهُمَا‘daki Lam’ın manası nedir?

سَقَى fiili müteaddidir. Başkalarını sakiy etme anlamındadır. Saky edene vekâleten veya hilafeten veya kıyamen  (kayyum olarak) sakyetmeyi ifade etmek için  لِ harfi getirilir. Şimdi burada Musa iki kardeşin adına hayvanları sular. Ne sıfatla sular? Vekil olarak mı? Kefil olarak mı? Kayyum olarak mı? Halef olarak mı? Yetkisi ve sorumluluğu nedir? İşte bu usulü fıkıh konusudur. Yorumlamayı yaparken bunların üzerinde düşünmemiz gerekir.

 

  1. Burada niye ثُمَّ gelir?

Sulama işini bitirince sulamayla alakası olmayan yeni bir fiil yapar. Zaman içinde peş peşe gelirse de iş olarak biri diğerinin sonucu değildir. İşi bitince gölgeye çekilir ve yeni durumu beklemeye başlar.

Biz de kendi hayatımızda kendimize düşen işi yapar, ondan sonra kenara çekilip bekleriz. Karşı tarafın yapacağını veya neler yapacağımızı bekleyerek geçiririz. Musa’nın gölgeye çekilmesi bizim çalışmalarımız için de önemlidir.

Gölge demek, durumdan zarar görmeyecek tedbirleri alma demektir. Ne yapacağımıza zuhurat karar verir. Yani ayrı bekleyen bize muhtaç birileri ortaya çıkar. Biz onları gözetleriz. Bizim müdahale etme imkânımız ortaya çıkınca başka işlerle meşgul olmadan onunla ilgilenmemiz gerekir. İmkânların ortaya çıkması gerekir. Ama bu ortaya çıkan imkânları değerlendirmek de bize düşen görevdir. Biz bize düşeni yaparız, ondan sonra gerekli korunma tedbirlerini alırız ve beklemeye geçeriz.

 

  1. Gölgeye çekilmek ne demektir?

Gölgeye çekilmek demek, bize yönelik olsun olmasın, bize gelecek olan kötü tesirlerden korunmamız demektir. Güneş ışığı zararlı değil yararlıdır ama her yararlı aşırı olunca zararlı olur. Belli bir sınır içinde bulunduğu takdirde yararlı olur. Buna ‘yararlanma aralığı’ deriz. Plan ve proje yaparken yararlanma aralığı tespit edilir ve projede bu aralığın sınırları belirtilir. Buna tolerans değerleri denir. Gölgeye çekilme demek, tolerans değerleri içine girmek demektir.

 

  1. فِي veya بِ değil de إِلَى gelir, neden?

Burada الظِّلِّ kelimesi marife gelir. O halde sulama yapanların sulama yapmadıkları zaman güneşten korunmak için, yağmurdan korunmak için üstü örtülü yer var demektir. Musa oraya gider. تَوَلَّى kelimesi oraya yöneldi anlamında kullanılır.

تَوَلَّى sırtını çevirme anlamındadır. Sulama yerini bırakır, onun yerine gölgeye doğru yürür. Daha gölgeye varmadan evvel bu cümleyi söyler, dua eder.  

Gölgeye çekilmesi sadece korunma amaçlı değildir. İşi olmayanların toplandığı yer demektir. Oraya gidip oturur, başka kimseler onu orada görürler ve orada onlarla anlaşmış olur. Pazarda pazarcılar zılla çekildikleri gibi işçi pazarında da bir meydanda işçiler toplanıp iş ararlar. Gölge burada gaye değil bir araçtır ve gölgeye gitme değil gölgede buluşma amaçtır. Hac da bir gölgedir.

 

  1. فَقَالَ‘deki فَ harfi nereye atfeder?

فَسَقَى‘ya atfeder. Sakiy eder, arkasından gölgeye çekilir. Sakiy etmesiyle kendisini oradaki çobanlara tanıtmış olur. Kendisini gösterir.

Biz de insanları semt kooperatiflerine çağırmadan evvel bir şey yapmalıyız ve o yaptığımızla kendimizi tanıtmalıyız.

Biz 1960’larda konferanslar vermeye başladık. Ezilmiş olan Nur Cemaati’ne sahip çıktık. Diğer tarikat ehline de sahip çıktık. Böylece Akevler kurucuları İzmir’de tanındı. Kooperatifi öyle kurduk. Sonradan bağımsız adaylık kondu ve Millî Görüş partileri kuruldu, biz de onları destekledik. Böylece Musa’nın yaptığını yapmış olduk.  

Bugün de bir şey yapmamız gerekir. Akevler kendisini dünyaya göstermelidir. Bir iş yapar, o işle insanlığı uyarır, sonra da gölgeye çekilip beklemeye başlar. Akevler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifleri bu konu üzerinde istişareler yapıp ortak görüşlere varmalıdırlar.

 

  1. تُنْزِلُ değil de أَنْزَلْتَ der, neden?

Musa ücret talep etmeden kardeşlere iş yapar ve ücreti istihkak eder. Buna ‘fuzuli akit’ deriz.

Birisine varıp “Benim işim yok, sana yardım edebilir miyim?” dersiniz. “Tamam, çalış.” der. Siz de çalışırsınız. Ücret üzerinde konuşmazsanız, bu durumda siz akşam üzeri ücreti istihkak eder misiniz yoksa etmez misiniz? Beyan etmiyorsunuz, yani “Ben hiçbir şey almayacağım, yardım edeceğim” de demiyorsunuz, “Şunu isterim” de demiyorsunuz. Şeriattaki hüküm nedir? Eğer belirtirseniz, belirtilen yapılacaktır ama belirtmemişseniz o zaman ücreti istihkak edersiniz, mislin ecri denilen ücreti talep edersiniz.

Musa da bunu yapar. Mademki iş yaptı alacaklı olur. Çünkü “Ben bunu size karşılıksız yaparım” dememiştir.

İşte, gölgeye doğru yürürken orada bu ücreti bekleyeceğini ve kardeşlerin ona yiyecek getireceklerini ümit ettiğini, bunun için Rabbe gerekli vahyi yapması için dua eder.

 

  1. مَا harfi istikbali içerir mi?

مَا harfi istikbali içermez. Onun için biz yukarıdaki açıklamayı yapmışızdır. Bu yolla işçilik akitlerinin yapılma hükümlerini de ortaya koymuş oluyoruz. İşte, Kur’an مَا ile لَا arasındaki fark ile bir kurumun hükümlerini ortaya böyle koymuş olur.  

 

  1. آتَيْتَ demez de أَنْزَلْتَ der, neden?

أَنْزَلْتَ ‘indirdin’, آتَيْتَ ise ‘verdin’ demektir. Allah daha vermemiştir. Bundan sonra verecektir ama Allah şartlarını hazırlamış ve onu alacak hale getirmiştir. İta’da verme vardır. İnzal’da ise verme imkânları ve şartları ortaya çıkar.

 

  1. أَنْزَلْتَ‘nin manasını buna göre açıklayınız.

إِنْزَال konmak demektir. مَنْزِل iki konak arasındaki mesafedir. Kendisinden yararlanabilecek hale geldiği zaman o nüzul etmiş olur. “Demiri inzal ettik” der, yani “İnsanlara demirden yararlanma imkânını verdik.” demektir. “Demire öyle özellikler verdik ki, insanlar ondan yararlanabilirler. İnsanlara da bundan yararlanma yeteneğini verdik.” demektir.

Burada da işler öyle dönüşür ki Musa iş bulacak ve karnı doyacak hale gelir.

 

  1. خَيْر kelimesini kullanır, رِزْق kelimesini kullanmaz, neden?

رِزْق sadece yiyecektir. Karnını doyurmaktır. Tüketimi içerir.

خَيْر ise üretim yapmak için, gerekli olan imkânlardır.

Musa Allah’tan karnını doyuracak şeyler istemez, iş ister, çalışma imkânını ister, onun için “Bana bir iş ver.” der.

İşçi pazarında iş arayan işçi sokakta dilenen dilenci gibi değildir. Dilenci bir şey vermeden almak ister. İşçi ise emek vererek almak ister.

Bugünkü hayır müesseseleri dilencilik müesseselerine dönüşür. Devletten veya Sermaye’den karşılıksız yardım isteyip dururlar.

Biz kooperatif olarak kimseden karşılıksız bir şey istemiyoruz, bize ortak olmalarını istiyoruz. Çıkar paralelliği içinde siz de kazanın biz de kazanalım diyoruz. Çalışamayanlara da hibe yapmıyoruz, karşılıksız vermiyoruz. Ya daha önce bizde çalışmış o yüzden alacağı var, onu ödüyoruz ya da gelecekte ödemek üzere borç veriyoruz. Ödeyemezse bir şey istemiyoruz.

 

  1. فَقِيرٌ olmak ne demektir?

فَقَار kaburga kemikleri demektir. Doymamış hayvanların kaburgaları görünür. Doymuş olanların ise vücudu etler kapladığı için kaburgaları görünmez. فَقِير demek, zayıflığından kaburgaları görünen demektir.

Fıkıhta fakir, iş yapmak için gerekli sermayeye sahip olmayan kimse demektir. Varlık sıralamasının ortasında olandan daha varlıklı olanlara “gani”, daha az olanlara “fakir” denir.

Musa fakir olduğunu ama gani olmak istediğini beyan eder.

Akevler’e gelen ortaklara diyoruz ki; sen bir iş kur, ortaklarımız sana ortak olsunlar, ortak işyerimiz olsun, sen emeğinle onlar da sermayeyle katılsın ve işletme kurulsun. Biz sana ve sana ortak olacaklara kefil olalım diyoruz. Hüseyin Kayahan ile Veysel İpekçi henüz bunu anlayamadılar. Akevler’e kendi işletmelerinde kazanıp karşılıksız yardım etmek istiyorlar. Biz ise onlardan ortak olmalarını istiyoruz.

 

  1. İhtiyacı arz etmek dua etmek midir?

Aslında Allah her şeyi bilir. Ona dua etmeye gerek yok. Gerekeni yapar ama insanın kendisini ayarlamak için azmetmesi ve azmini dille ifade etmesi gerekir. “Ben filana bilgisayar alacağım” diye düşünmek onu mükellef kılmaz ama kendi kendine de olsa “Ben filana bilgisayar alacağım” dese bu nezirdir ve artık ona o bilgisayarı almak farz olur.

İşte, dua etmek demek o hususta gereklerini yapacağını Allah’a sözle ifade etmiş olur yani nezretmiş olur.

Musa da bunları yapar ve der ki Rabbim, Sen bana imkân verirsen ben bir işletme kurarım ve o işletmede ben ve başkaları yani topluluk yararlanır. Ve artık ona onu yapmak farz olur. Toplulukta sözleşmeler birer duadır.

 

  1. Musa bundan önceki uzun yolculukta ne yemiştir?

Bu uzun yolculukta kervanların konaklama yerlerinde misafir olarak yemiştir.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. SQY-QVL (سقي - قول)

سَقْي sulama, قَوْل ise sözleşmedir.

Suların sözleşmeye göre bölüşülmesi gerektiği ifade edilir. Suyu üretenlere dağıtıp kullanıcıların ayağına götürenlere, su ortaklığına koydukları suyun yarısı kadar emekleri karşılığı su senedi verilir. Geri kalan yarısı da insanlara ve hayvanlara bölüştürülür. Sonra su senedi piyasada arz ve talep kanunlarına göre alınıp satılır. Böylece az su kullananlar hiç ödeme yapmadan suyu kullanmış, çok su kullananlar kullandıkları fazlasını iki misli fiyatla almış olurlar. Kur’an burada buna işaret eder.

 

  1. NZL-VLY (نزل - ولي)

نُزُل imkânlar demektir. Çevremiz bize nuzul eder, onlardan yararlanma imkânını sağlar. Bizim onlardan yararlanmamız yönlendirme şeklinde olur. İşyerimizin elektrik tablasında elektrik nuzul eder. Biz ondan yararlanabilecek durumdayız. Atölyede hangi makinenin anahtarını çevirirsek elektrik o makinayı çevirir. Biz çevirmiyoruz, biz yönlendiriyoruz. Bu yönlendirme de “tevliye” olarak ifade edilir.

Allah tarla vermiş, mısır tohumunu vermiş, buğday tohumunu vermiştir. Biz sadece toprağa mısır veya buğday tohumunu atarız, biz büyütmeyiz, imkânlar onu büyütür.

Demek ki kâinatın olayları nuzul ve tevliyeden ibarettir. Biz tevliye ederiz veya melekler tevliye eder veya Allah doğrudan tevliye eder.

 

  1. PYR-FQR (خير - فقر)

خَيْر işyerine sahip olan ve kendi sermayesiyle işletme yapan müesseselerdir.

فَقِير ise bu işyerine sahip olmayan kimselerdir.

İşçilik sisteminde hayra sahip olan zenginler fakirlere ücret verip karın tokluğuna hatta borçlandırarak çalıştırırlar.

Ortaklık sisteminde ise emeği çalışanlar koyar, sermayeyi ise zenginler koyar, şirketi karz denilen şirkette ortak üretim yapılmış olur.

Bunları eşleştirerek bu şirketlerin üzerinde durmamız gerektiğine işaret eder.

 

  1. RBB-JLL (ربب - ظلل)

رَبّ demek terbiye etmek, eğitmek demektir. ظَلّ ise imkânları hazır tutmak demektir. Yani üretimin iki gayesi vardır. Birisi insanları topluluğa uyarlamaktır. İkincisi ise çevreyi imar ederek insanların yaşayabileceği şekilde bulundumak, dengeli bir şekilde geliştirmek ve korumaktır. الظِّلِّ bunu ifade eder.

Bu kelimeler eşleştirilerek bu denge düzenini bize anlatır.

 

  1. LaHuMAv-LiMAv (لَهُمَا - لِمَا)

هُمَا demek iki ortak demektir. Karı koca demektir. Sermaye sahibiyle emek sahibi demektir. Hayat iki canlının hatta iki varlığın işbirliği ile doğar. Her şey çift yaratılmıştır. Onlar arasındaki uyum kâinatın uyumu, topluluğun uyumu olur.

لِمَا ise insanların uyumlu olarak çalışmaları ve yeryüzünü imar etmeleri, insanların lehine olduğu gibi doğanın da lehinedir. İmar evrimleşmedir.

لَهُمَا uygarlaşmayı, لِمَا ise evrimleşmeyi ifade eder, İkisi birlikte yürür.

 

  1. EiLayYa- EiLAy (إِلَيَّ - إِلَى)

إِلَيَّ bana doğru, إِلَى ise başkalarına doğru demektir.

Akevler ortaklığında bir ilke vardır. Ortak olmak isteyene diyoruz ki senin önce ne imkânların var, bunu tespit et. Sonra bu imkânlarla ne yapabilirsin, onu tespit et. Sonunda ne istiyorsun, bu yapmak istediğinde ne sonuç almayı düşünüyorsun, bunu bize getir. Kendi başına bunu hazırlayamazsan dayanışma sorumlularımız vardır, onlarla istişare et ve bu durumu bir raporla bize ver. İşte bundan sonradır ki biz kooperatif olarak ne katkıda bulunacağımızı ortaklarımıza duyururuz, onlardan isteyenler size katılırlarsa biz sizi desteklemiş oluruz. Ortaklık oluşur. Ortaklık sisteminde işletmeler böyle kurulur.

İşçilik sisteminde ise işveren kendisi plan yapar, istediği kimseye öneride bulunur, öneri alan kimse kabul ederse işletme kurulmuş olur.

50 senedir insanlara bunu anlatıyoruz ama bu sistemle iş kuranlar Akevler’in iki-üç kurucusudur. Ortaklar hala işçilik sistemi içerisinde iş yapmaya çalışıyorlar.

Bu ayet إِلَيَّ ile buna işaret eder. لِ gelmez. Çünkü imkânlarla istekler denkleştirilir.

 

  1. MiN-ÇümMa (مِنْ - ثُمَّ)

مِنْ başlangıcı, ثُمَّ ise arayı gösterir. Bir şey yapmaya kalkıştığımız zaman önce yapacaklarımızı yaparak işe başlamalıyız. Ondan sonra çevrenin bu girişimimize ne cevap vereceğini anlayabilmemiz için bekleme durumuna geçmeliyiz.

Biz bir yeri alırken böyle yapıyoruz. Satıcı ile anlaşıyoruz, kaparo veriyoruz ve bir müddet istiyoruz. ثُمَّ/sonra istiyoruz. Ondan sonra çevremize duyuruyoruz. Diyoruz ki biz böyle bir yer aldık, şöyle bir ortaklık kuruyoruz, katılırsanız bu yeri alacağız. Katılmazsanız bizim kaparomuz yanmış olur. Zararı bizim. Katılırsanız yeri almış oluruz, kaparomuza karşılık iki misli kaparo kadar pay istiyoruz.

İşte bu ثُمَّ bu devreyi bize anlatır. Akdemir ve Hocaoğlu alınacak yerin parasını topladıktan sonra yerin satın alınmasını uygun gördüler. Ben ise kaparo ile yeri alalım önerisinde bulundum. Şimdilik ne ben ne de onlar ortak bulup Yalova’da bir yer alabildik.

Buradaki ثُمَّ‘nin manası önerimi destekler. (Aslında bu sümme her ikimizi de destekler. Biz de üstada uyarak kaparo teklif ettik ama karşı taraf küçük görüp kabul etmeyince ayrıca satıcılar kalabalıklar bir araya getiremeyiz kime vereceğiz temsilcileri de yok deyinde para toplama işine giriştik. Yeterli miktara ulaşamadık. Ulaşırsa alırız, ulaşamaz isek Allah’ın takdir budur der başka yere/yerlere bakarız. S. Akdemir)

 

Öz Türkçe ile:

“O ikisi için sulattı. Sonra gölgeye çekildi. ‘Yetiştiricim ben bana indirdiğin iyiye yoksunum.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“O ikisi için seky etti sonra zılla tevelli etti. ‘Rabbim ben hayırdan inzal ettiğine fakirim.’ diye kavl etti.”

 

فَسَقَى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّى إِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنْزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ (24)

 

***

 

فَجَاءَتْهُ إِحْدَاهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاءٍ قَالَتْ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (25)

FaCAvEaTHu EiXDAyHuMAv TaMŞIy GaLAy iSTiXYAEin QAvLaT EinNa EaBIy YaDGUvKa LiYuCZiYaKa EaCRa Ma SaQaYTa LaNAv FaLanMAV CAVEaHUv Va QAöÖa GaLaYHi eLQAÖaÖa RAvLa LAv TaPaP NaCaVTa MiNa eLQAVMi elJAvLıMIyNa

“O ikisinden biri istihya üzerine meş’y ederek ona ciet etti. ‘Ebim bize seky ettiğinin ecrini sana ceza etmek için seni davet ediyor.’ diye kavl etti. Ona ciet ettiğinde ve ona kasası kasas edince ‘Havf etme. Zalim kavimden necata erdin.’ diye kavl etti.”

 

فَجَاءَتْهُ إِحْدَاهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاءٍ قَالَتْ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ 

 

جَاءَهُ جَاءَتْهُ قَالَتْ قَالَ نَجَوْتَ سَقَيْتَ قصَّ

يَدْعُوكَ يَجْزِيَكَ تَخَفْ تَمْشِي

اسْتِحْيَاءٍ أَجْرَ أَبِي إِحْدَاهُمَا

الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

الْقَصَصَ

لَمَّا مَا

لَنَا عَلَيْهِ

 

فَ فَ

وَ إِن َّ عَلَى لِ

(2+2)+(2+1)+(2+2)+(2+1)+(2+2)+(2+2)+(2+2+2)=16+8+2+1

نَجَوْتَ –سَقَيْتَ  يَدْعُوكَ- يَجْزِيَكَ تَخَفْ- تَمْشِي   اسْتِحْيَاءٍ- أَجْرَ  أَبِي- إِحْدَاهُمَا  الْقَوْمِ- الظَّالِمِينَ لَمَّا –مَا   لَنَا -عَلَيْهِ  وَ-إِنَّ    عَلَى- لِ

 

NCV-SQY, CZY-DGV, PVF-MŞY, XYY-ECR, EBV- EXD, QVM-JLM, LanMAv-MAv

LaNAv GaLaYHi, Va- EinNa, GaLAy-Li

 

  1. Yine فَ harfiyle atfeder, وَلَمَّا ile değil, neden?

Bundan önceki فَ ile iş arama dönemine geçer. Kendisine bir iş kurmak ister. Bekleme dönemine geçer. Beklemenin sonunda kardeşlerden biri gelir. Böylece bekleme süresi görüşme süresine dönüşür. Beklemede beklenen şey olur. Onun için وَ değil de فَ gelir. Yani bu harfle anlarız ki eğer Allah takdir etmişse biri gelir. Bu iki kardeşlerden biri olabildiği gibi sulama esnasında tanıştığı kimselerden biri de olabilir.

 

  1. Babaları ikisinden birisini gönderir, neden?

Sulama esnasında yardımlaşsınlar diye iki kız da hayvanların başına gider. Şimdi ise haber götürecek kimsedir ve bir tanesi yeterlidir. İkisinin gitmesi israf olur. Başka bir hikmeti de olabilir. Şuayip vermeyi düşündüğü büyük kızı gönderir, onu tanıştırmış olur.

 

  1. اسْتِحْيَاءً demez de عَلَى اسْتِحْيَاءٍ der, neden?

“İstihya” hayâ duymak, utanmak demektir.

İnsandaki melekelerden biri de istihyadır. Hayvanlarda böyle bir meleke yoktur. İstihyanın temeli insanda evlilik ile ilgili hukukun düzenlenmesi içindir. Diğer canlılarda da cinsi ilişki vardır ancak hayvanlar bu cinsi ilişkide bulunurken herhangi bir utanç duymazlar. Onların cinsi ilişkileri geçicidir. Doğurma zamanlarında genelde bir defa bulunurlar, ondan sonra erkekle dişi arasında bir döneme kadar daha ilişki kurulmaz. İnsanlar ise topluluk içinde özgür yaşayabilmek için sürekli cinsi ilişki arzusu duyarlar. Bu sayede aile kurumları yaşatılmış olur. Erkek ve kadının eşlerinden başkasıyla cinsi ilişkide bulunmamaları, diğer insanları kıskandırmamaları için örtünme emredilmiş ve insanlara utanma hissi verilmiştir. Utanma hissiyle insanlar birçok hareketlerini topluluğun dışında, onlardan ayrı ve gizli olarak yaparlar.

“İstihya etmek” demek utanmak demektir.

“Ala istihya” demek utanma kurallarına uygun olarak demektir. Kendisinde utanma olmasa bile utanılacak işleri iradesiyle yapmama demektir.

Kardeşlerden biri buraya gelirken tüm edep kurallarına uygun olarak hareket eder. Başka bir ifadeyle protokol kurallarına uyar. Burada bu ayet bize protokol kuralları hakkında da bir fikir verir. Toplulukta hareket ederken hareketlerin anlamları vardır. Nasıl kelimelerin anlamı varsa davranışların da böyle anlamları vardır. Protokole uymamak demek, o davranışların ifade ettiği manaları kabul etmemek demektir. Bu sebepledir ki protokol görüşme ve buluşmalarda önemli rol oynar ve bir topluluğa katıldığı zaman o topluluğun protokol kurallarına uyma zorunluluğu ortaya çıkar.

 

  1. “İstihya üzerine meşyetmek” ne demektir?

“İstihya üzerine meşyetmek” demek, protokole uygun olarak hareket etmek demektir.

 

  1. Konuşmaya neden إِنَّ ile başlar?

إِنَّ harfini karşı tarafın beklemediği bir şeyin olacağını anlatırken söyler. “Kardeş, sen ücret istemiyorsun ama babam sana ücret vermek istiyor”, der.

Topluluğun istihya kurallarında karşı taraftan istemek değil, karşı tarafa verme ilkesi vardır. Köylerde insanlar birbirlerine iş yaparlar. Evde güçlü erkek yoksa ceviz ağacını silkeleyemezler. Komşulardan birine rica ederler, o da gelir ceviz ağacından cevizleri düşürür. Ama ona ücret teklif etmek ayıp sayılır. Köylerde ücretli çalışma aşağı tabakanın, kimsesizlerin, zavallıların işidir. Onun için kimse kimseyi ücretle çalıştıramaz, ücretsiz yardım eder.

Musa’ya gelip ücret teklif etmesi Musa’ya hakaret kabul edileceği için إِنَّ ile başlar. Sen talep ettiğin için değil, babam sizi ağırlamak için çağırıyor anlamında إِنَّ harfini kullanır.

 

  1. أَباَنَا demez de أَبِي der, neden?

Babasının özellikle onu görevlendirdiğini ifade eder. “Biriniz gidin, misafiri getirin.” demez de “Sen git, getir.” der. Özellikle kendisini görevlendirildiğini ifade etmek için أَبِي kelimesini kullanır. Böylece cümlelerle aslında evlilik görüşmelerine başlamış olurlar.

 

  1. Uzakta birini davet etmek ne demektir?

İnsanlar arasında görüşmeler istendiğinde değişik yollar vardır. “Ben sana geleceğim, iznin var mı?” dersiniz, gider görüşürsünüz. Yahut “Bana misafir ol, seninle görüşmek istiyorum” dersiniz, o gelir. Yahut bir üçüncü yerde görüşme yaparsınız.

Bunların ayrı ayrı manaları vardır.

Genel olarak büyükler gençleri davet ederler, gelirlerse görüşürler, gelmezlerse kendileri bilir. Küçükler “Ben sana geleceğim” derler, kabul ederse giderler.

Bazen kimin büyük olduğu belli olmaz, birisi yaşlı olur, birisi de mevki sahibi olur, âlim olur, kim kimin ayağına gidecektir?

Bugünkü hayatımızda da bu sorun çözülmüş değildir. Bu yaşımızda, bu başımızla makam sahiplerinin, samimiyseler zenginlerin ayaklarına gitmeyi önerdiğimiz halde, tarihi geleneğimizi unutarak veya öğrenmeyerek bu önerimize de cevap vermiyorlar. Tereddüt içinde kalıyoruz. Bunlarla ilgilenelim mi, ilgilenmeyelim mi?

Siz şeriat çalışanları olarak onların ayağına gitmiyorsunuz, şeriatın emri olduğu için onlara gidiyorsunuz ve tebliğ yapıyorsunuz. Bunları sorun yapmamanız lazım.

 

  1. لِيَجْزِيَ‘deki لِ ne anlamdadır?

لِ harfi gayeyi ifade eder. Her işin bir illeti vardır, bir de hikmeti vardır. Burada davet illettir. Tecziye ise hikmettir. لِ‘ninإِلَى ‘dan farkı, لِ‘de ondan sonra gelen kelimenin fiile gaye edinmiş olmasıdır. O amaçla gidiyorsunuz.

 

  1. “Ücret” ile “ceza” arasında ne fark vardır?

“Ücret” bir kimsenin yaptığı iyiliğe karşı hak ettiği bir iyiliktir. “Azap/ceza” ise yapılan bir kötülüğe karşı bir kötülüktür. Türkçede ceza azap karşılığı kullanılır. Kur’an dilinde ise “ceza” karşılık demektir. İyiye karşılık iyilik, kötülüğe karşılık kötülük demektir. Azapla ücret cezanın nevileridir.

 

  1. مَا سَقَيْتَ‘deki مَا ne Ma’sıdır?

İsmi mevsuldür. Sakyettiğin şey karşılığı demektir. الَّذِي سَقَيْتَ yerine  مَا سَقَيْتَ demesi tamim içindir. Sulama yaparken bütün yaptıklarına karşılık demektir. Hatta burada başka bir şeye işaret eder. O da sadece sulama işi değildir. O şartlar altında sulama başka bir şeydir.

Diyelim ki herkes cemaat ve Gülen aleyhinde yazarken birilerinin çıkıp cemaat ve Gülen’in bu suçu işlemediğini savunması bu şartlar altında rizikoyu göze alması demektir.

Bu sadece savunma değildir, savunmanın ötesinde bir harekettir. Musa yalnız sulama yapmamış, aynı zamanda onlara sahip çıkarak topluluğa haksızlık yapıyorsunuz demiştir. Onun bu davranışının da ücretini vereceğini söylüyor. Bu ifadeyle babasının kendisiyle temelden bir görüşme yapacağını bildiriyor.

Onun için مَا سَقَيْتَ diyor da الَّذِي سَقَيْتَ demiyor.

 

  1. لَنَا‘daki لِ ne Lam’ıdır?

Lehimize bir hareket demektir. Bize vekil olarak veya kayyum olarak veya kefil olarak demektir. Temlik değil de ta’lil lamıdır.

Ruhu’l-Kur’an’da Hocaoğlu ekibi lügati hazırlamıştır. Bu harflerin manaları verilmektedir. Ancak bu lügat bizden evvelkilerin yaptığı lügattir. Bizim çalışmamızda bir doktora çalışması yaparak لِ harfinin geçtiği ayetler taranmalıdır ve her birinden ne Lamı olduğu tespit edilmelidir, onlara bir kelime verilmelidir. Burada cevap olarak o kelime yazılmalıdır. Onun manası ise lügatten bulunmalıdır.

Üçüncü binyıl uygarlığı için insanların daha çok çalışması gerekir. Çalışmanın iki safhası vardır. Önce plan yaparsınız ve ne yapacağınızı tespit edersiniz, sonra o plana göre hareket ederek yapıyı yaparsınız. Akevler birinci safhayı tamamlamıştır. Ne yapılması gerektiği bellidir. Şimdi bunları yapacak ortakları bulup işe koyulma zamanıdır.

 

  1. Burada فَلَمَّا gelir, وَلَمَّا gelmez, neden?

لَمَّا kelimesi kararlaştırılmış olup yapılması belli olan için gelir.

إِذَا‘dan farkı, إِذَا‘da ne zaman olacağı belli değildir. Olacaktır ama ne zaman olacağı belli değildir, Buna karşılık لَمَّا‘da ise olacağı bellidir.

فَ harfiyle gelir çünkü sebep-sonuç ilişkileri sıralanır.

لَمَّا ile gelir. Daveti kabul edip harekete geçerler, sonunda babalarının yanına varırlar.

 

  1. وَقَصَّ‘daki وَ nereye atfeder?

جَاءَ‘ye atfediyor. Gelme ve kıssa etme fiilleri birlikte oluşan fiillerdir. Zamanda tertip varsa da, gelme ile kıssa arasında değer olarak bir tertip yoktur. Gelme şarttır. Şartla meşrut atfedildiği zaman وَ harfi kullanılır. İlletle meşrut atfedildiği zaman فَ kullanılır. Çünkü şartın oluşması meşrutun oluşması için yeterli değildir.

 

  1. الْقَصَصَ marifedir, kastedilen hangi kasastır?

Buradaki الْقَصَصَ, Musa’nın Mısır’da doğup büyümesi, adam öldürmesi ve kaçması hikâyesidir. Harfi tarifle gelir. Başından geçenleri anlattığı anlaşılır.

 

  1. قَصَّ لَهُ demez de قَصَّ عَلَيْهِ der, neden?

Bu kıssayı anlatmasının gayesi ondan yardım istemektir. Yani borçlandırmak istemektedir. Birisinin geçmişini dinledikten sonra onun sorunlarını çözmek için çaba göstermek insanlık görevidir. Yolda yürürken birisi sizi durdurur, yolu sorar “Ben buraya gitmek istiyorum, nasıl giderim?” der. Ona cevap vermek size insanlık görevidir.

Musa kızların babalarına “Bu durumda bana yardımcı olabilir misiniz?” demiş olur.

Size de birisi geldiği zaman bir yardım talep ederse sizin göreviniz düşünmektir. Öyle bir çözüm bulursunuz ki hem onun sorunu çözülür hem de sizin işiniz yapılmış olur. Üstelik topluluk da yararlanmış olur. Böyle davranmak insan olmanın gereğidir. “Benim sana ihtiyacım yok.” demeyeceksiniz. Hem kendinize hem ona hem de topluluğa yarar beyninizde bir iş bulmanız gerekir. Bu sayede insanlık sorunlarını birlikte çözmüş olur.

 

  1. قَالَ‘de kavil eden kimdir?

Kavil eden babalarıdır. Dinler ve beyninde çözüm bulur. Çözümü anlatmaz ama çözümü bulduğunu ifade eder. Çözümün ne olduğu sonraki ayetlerde anlatılır.

 

  1. Havf etme/لَا تَخَفْ der, ne demek ister?

Bütün bu olayların takdiri ilahiyle olduğunu, adam öldürmesini bile Musa’yı Medyen’e getirmesi için Allah’ın takdir ettiğini, dolayısıyla olmuş olaylardan havfetmemesi gerektiğini söyler.

Bugün de biz deriz ki kapitalizmin ve komünizmin gelmesi, güçlülerin dinsizliği dayatması, bugünkü çıkmaz, virüs hep takdiri ilahidir, korkmamıza gerek yoktur.

Tam tersine Musa ve babalarının yaptıkları gibi oturup ne yapmamız gerektiğine karar vererek onları yapmaya başlamamız gerekir.

 

  1. Ne gücü var ki bunu diyebilir?

Şuayip bir peygamberdir. O günkü şartlarda Cebrail’in öğretileriyle şeriatı bilir. Şeriatın verdiği ilme dayanarak söyler. Kendi gücü yoktur ama şeriatı kendisine bildirenden başka güçlü olan yoktur. İlmine dayanarak bunu söyler.

Bize melek gelmez, Allah bize melekler vasıtasıyla öğretmez ama gerek akli gerekse nakli ilimlerle bugün bize ihtiyacımızdan fazlasını bildirir. Biz de bu cümleleri Kur’an’a dayanarak söylemiş oluruz. Biz yapacağız demeyiz, Allah yapacaktır deriz.

10 yaşındaki bir çocuk bir şeyi görür size haberi verir. O habercidir. Onun küçük olması, fakir olması, güçsüz olması onun bu haberinin yanlış veya yalan olduğunu ifade etmez.

 

  1. Ona “Necata erdin” der, hangi bilgisiyle demiş olur?

Bilgiyi vahiy ile alır. Peygamberlerin cemaatinde yetişmiştir.

Biz de bilgiyi müspet ilim yardımıyla Kur’an’dan öğreniyoruz ve söylüyoruz.

Şuayip vahyin dışında bilgileri atalarından almıştır.

Kur’an’a gelinceye kadar üniversiteler olmadığı için ilim babadan oğula intikal ediyordu. Kur’an’dan sonra artık miras yoluyla intikali hükmen 1400 sene evvel sona erdi, fiilen ise bugün ermektedir ve bundan sonra kim çalışırsa Allah ilmi ona verecektir.

Seminerlerden kaçan arkadaşlarımız bu ilmi edinemeyeceklerdir.

 

  1. “Zalim kavim” kelimesini kullanır, Mısırlıların zalim olduğunu nereden bilir?

Mısır bugünkü ABD veya Çin gibi o devrin süper gücüdür, yaptığı zulüm bütün insanlar tarafından bilinir. O günkü haberleşme ve ulaşım araçları kervanlardır. Kervanlar sayesinde insanlar bedava seyahat ederler. Hatta seyahat ettiklerinden dolayı karınları da doyar. Onun için bir şair bir filozof evde oturacağına ailesini de yanına alarak konak konak seyahat eder. Bir kervansarayda üç gece kalma hakkı vardır.

Böylece insanlar ortak kültür ve uygarlığa ulaşmışlardır. Bugünkü inanılmaz sanayi hamlesi kervansaraylardaki işsiz, güçsüz insanların seyahatleriyle doğmuştur. Bu kervanlar sayesinde tüm insanlık birbirini bilmektedir. Şuayip de bu bilgilerle konuşur.

Biz de bugün tarih kitaplarında ve makalelerde öğrendiklerimizle bugünkü Firavunların zulmünü biliyoruz. Bir de atalarımızın sözü vardır, yer gök yeminlidir. Yani gizli yapılan işler de bir gün ortaya çıkar.

 

  1. Mısır yönetimi neden zulüm yönetimidir?

Her merkezi yönetim zulüm yönetimi olur.

Mezopotamya yerinden yönetime dayanır. Peygamberler oralarda yetişmiştir. Mısır’da ise Nil’in taşması ile uygarlık gelişmiştir. Kent devletlerin kurulmasına elverişli değildir. Mısır toprakları ancak merkezi yönetimle ayakta kalabilir. İki medeniyetin var olması ve bunlar arasındaki dengeyle uygarlaşmanın sağlanması gerektiği için Nil’i Nil olarak Fırat’ı da Fırat olarak yaratmıştır.

Topluluğun zalim olması demek, halkın zalim olması demek değildir. Kişiler ayrı ayrı hepsi iyi olduğu halde zulüm düzeni geçici olarak varlığını sürdürebilir. Herkes kötü olduğu halde geçici olarak hak düzen varlığını sürdürebilir.

 

  1. Bugünkü Sermaye-iktidar birleşmesiyle oluşan düzen neden zulüm düzenidir?

Bugünkü iktidar ve Sermaye işbirliği yaparak insanlığı önce patron ve işçi olarak ayırmışlardır. İşçiler patronların köleleri olmuşlardır. Onların kişilikleri bile yoktur. Bir yanlış yapıldığı zaman işçi değil işveren sorumlu olur. Birkaç asır bu işçilik sistemi insanlığı idare etmiş ama sonra işçilik de kalkmış, yerine borçlu ve alacaklı gruplar oluşmuştur. Bugünkü durumda devletler borçlu, Sermaye alacaklıdır. Halk ise Sermaye’nin işçisidir. Bunlar devlet içinde önemlerini yitirmişlerdir. Dört veya beş senede bir veya erken seçimlerle daha erken sandık başına gidip oy kullanmalarıyla kişiliklerini korumaya çalışırlar.

 

  1. Medyen’e sığınan Musa neden korunmuş olur?

Topluluklar kendi fertlerini koruma içgüdüsüne sahiptirler. Zaten devlet bunun için oluşmuştur. Sığınan kimseleri himayeleri altına alma geleneği tarihte hep vardır. Böylece başka devletlerde sıkıntıya düşen insanlar başka devlete iltica ederler, o devlet de onları korur.

Köylerde ağalar vardır, beyler vardır. Onların mülklerine iltica edenlere saldıran kimse kendilerine saldırmış gibi algılarlar. İnsanın fıtratı böyle var edilmiştir.

Musa Medyen’e gelir, Medyenliler de onu Firavun’a karşı korurlar. Kendi güçlerini göstermiş olurlar. Bunun dışında Şuayip kendisine başvuran kimseye bir müminin hatta bir müslimin yapacağı muameleyi yapmış olur, kendisinin de çıkarı olan bir öneride bulunur.

 

  1. Bugünün Medyen’i neresidir?

İnsanlar zora girince nereye kaçıyorlar?

Herkes birinci derecede ABD vatandaşı olmaya çalışıyor. Oraya gitme imkânı bulamazsa AB’ne katılmaya çalışıyor. Ne var ki buralardaki yönetimler Medyenliler kadar şeriatçı ve haysiyetli kimseler değildir. Ağır vize şartları, zaman zaman da zorla ülkelerinden kovma tehditleri sebebiyle buralar Medyen olamamaktadır.

Bugün Medyen gibi davranan tek ülke Türkiye’dir. İnsanlar başka gidecek yer bulamadıkları için Türkiye’ye iltica ederler, Türkiye de Sermaye’nin kurallarına uyarak bunları Türkiye’de yerleştiremezse de kaçak veya sığınmacı olarak Türkiye’de kalmalarına izin verir.

Bizim itiraz ettiğimiz nokta budur. Çok kimse KDV’yi ödemiyor. O halde kaldırın, insanlar her gün suç işlemek zorunda kalmasınlar. Kimse kolundan tutulup yurt dışına çıkarılamıyor. Bakan ferman buyurdu, yılbaşına kadar Suriyeliler İstanbul’dan uzaklaştırılacak diye, İstanbul Valisi bu hususta bizimle istişare etti. Dedi ki, İstanbullular diyorlar ki, Suriyeliler giderse biz iflas ederiz. Ne oldu, ferman padişahın, İstanbul Suriyelilerin.

Bizim karşı olduğumuz budur. Ya kanunu yapmayın ya da uygulayın diyoruz. Topluluğu şeriat dışına çıkmaya zorlamayın, suçlu yapmayın, günahkâr yapmayın.

Bu anda Türkiye’de hemen herkes bir yönüyle suçludur. Adil bir yargı sistemi gelip de bu zulüm kanunlarını uygulasa Türkiye’nin ömrü bir sene sürmez.

Akevler bunu 50 senedir iddia ediyor. Partilerin kurulmasına vesile oluyor. Bu sayede Anayasa ekseriyetiyle iktidar olunuyor hatta dünyada etkin güç haline geliniyor ama bu sorunlar bir türlü çözülemiyor.

Biz hala şeriat içinde değil, devlet aşaması öncesindeki şahsi yönetimler içinde yaşıyoruz. Çabamız bundan ülkemizi kurtarmadır.

 

  1. Nereye gitmeliyiz ki orada ezilmeyelim?

Musa Medyen’e gider. Biz nereye gidebiliriz, gitmeliyiz?

Musa belli bir müddet Medyen’de kaldıktan sonra tekrar Mısır’a döner. Ondan sonra da çöllere düşer ve İsrail oğullarını bir uygarlık kurucusu olarak organize eder.

Türkiye Meşrutiyet ve Cumhuriyet inkılapları ile adeta Firavunun sarayında yetişir. 1960’tan sonra Batıdan uzaklaşmaya başlar ve bugün bu uzaklaşmanın son günlerini yaşar. Türkiye yeniden Doğuya döner, Adil Düzen çalışmalarıyla Medyen dönemini tamamlamış olur. Şimdi sıra tekrar Mısır’a dönmeye gelir. Aslında dönmüştür.

Erbakan ve arkadaşları Musa gibi günün Firavunuyla yarım asırdır tartışırlar. Şimdi sıra çöllere gelmek üzeredir. Bizim için bu çöller 100 lojmanlı işyeri apartmanları ve semt kooperatifleridir. Kentleri terk edip dağlarda semt kooperatiflerini kurup 100 lojmanlı işyerleri apartmanları yapmalıyız. Sonra bir Davut gelir, bir Süleyman gelir ve üçüncü bin yılın faizsiz kredileşmeli ortaklık uygarlığını kurarlar. Bizim acelemiz olmamalıdır.

 

  1. Musa’nın sığındığı Firavunun etkisinde olmayan bir yer var, bizimki neresi?

Musa için yer Arabistan çölleriydi. Bizim için de yer faizli işçilik sisteminin boşalttığı köylerdir. Hatta henüz köy bile olamamış yerlerdir.

Yalova’nın köylerini dolaşıyoruz, bir köyde bir veya iki kişiye rastlıyoruz. Herkes kentlerde iş kurmuş, oralarda yaşıyor. Köylerde ekim bile yapılmıyor.

İşte o köyler günümüzün çölleridir. İsrail oğullarının yaptığını şimdi biz yapacağız. Ne var ki İsrail oğulları ırka dayalı bir birlik oluşturmuştu ve Musaları vardı. Bizim ise Musa’mız olmadığı gibi bu işi yapacak bir kavmimiz de yok.

Bu işi inanmış kimseler yapacak. Müslümanlar da ortak olacak ve 100 lojmanlı işyeri apartmanları köylerde ve dağlarda dikilmiş olacaktır. Bizim bulduğumuz hazine semt kooperatifleridir. Yani işyerleri ile yaşama yerleri aynı yerde olabilecek ve her yer iskâna imkân verecektir. Bu hususu ne Millî Görüşçüler ne de cemaatler kavramışlardır. Baştan Akevler’de yerlerini aldıkları halde sonra Akevler’i bırakıp faizli işçilik sisteminde zahmetsiz Kur’an düzenini getireceklerini ve üstelik de yaşatacaklarını zannetmişlerdir.

 

  1. Medyen halkına firavun ulaşamıyor muydu, onlara hükmedemiyor muydu?

Firavunlar Mısır’ın dışında dünyaya hükmetmeyi denerler. Özellikle Hititler ile savaşırlar ama galip gelemezler. O günkü imkânlarda kervansarayları yapan, İpek Yolları oluşturan Mısırlılar değil, Doğu halklarıdır. Dolayısıyla Mısır yöneticileri kendi ülkelerinde güçlü olmalarına rağmen dünyaya hükmetme güçleri olmamıştır. O günkü haberleşme ve ulaşım kervanlarla yapılıyordu, bunu devlet değil halk organize ediyordu.

 

  1. Semt kooperatifleri neden Sermaye’nin ve onunla beraber işbirliği içinde olan iktidarın ulaşamadığı bir yerde olacaktır?

İktidarın silahı var. Sermaye’nin doları var. Ancak ister silah ister dolar olsun, sonunda bunu insanlar kullanırlar. İnsanları emrine alıp yönetebilmek için onları bir merkezde toplayıp başlarına bekçiler bulundurmak gerekir.

Faizli işçilik sisteminde bu başarılır, bu sayede sanayileşme ortaya çıkar, köyler ise boşalır. Tarımın özelliği tarlanın başına gitmektir. Tarlanın başına gidince de merkezin kontrolü dışına çıkılmış olur.

Köylerimize çekiliriz. Onların düzenine hiç karışmayız. Ürettiğimiz malları onlara satar, ihtiyacımız olan malları onlardan alırız. İşletmeler aile işletmeleri şeklinde oluşur. Her ailenin başına bir kontrol koyamayacaklarına göre onların bize ulaşmaları ve bizi kendi emirleri altına almaları mümkün olmaz, olamaz.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. NCV-SQY (نجو - سقي)

Necva/نَجْوَى topluluktan ayrılıp ayrı bir küme oluşturmadır.

Sanayi işletmelerinde necva yoktur. Büyük işyeri var, bu büyük işyerinde herkes işçilik sistemi içinde işler yapar.

Hâlbuki tarım bu şekilde üretim yapmaya müsait değildir. Öyle parsellenir ki o toprakları bir aile işleyebilir. Ancak ailenin toprakları işletmesi için başta su olmak üzere ortak hizmetlere ihtiyacı bulunur.

Sakiy etmek ortak işleri yapmak demek. Genel hizmet yapmak demektir. Necva ise bağımsız işletme demektir. Ortaklık işletmeleri genel hizmet ve serbest işletme ilkesine dayanır. Bu da seky ve necva ile ifade edilmiş olur.

 

  1. CZY-DGV (جزي - دعو)

جَزَاء karşılık demektir. Bir iş yaparsınız, yaptığınız işi topluluğa verirsiniz, topluluktan da karşılığında başka ürün alırsınız. Faizli işçilik sisteminde planlama yapılır, insanların ne yapacakları ve karşılığında ne elde edecekleri yöneticiler tarafından belirlenir. Kredileşmeli ortaklık sisteminde ise arz ve talep kanunları geçerli olur. Arz ve talep kanunları ise davet demektir. Biri teklif eder, diğeri de daveti kabul eder. O halde üçüncü binyılın esas düzeni davettir ve davetle oluşan yani pazarlıkla sabit olan fiyat ve ücrettir.

 

  1. PVF-MŞY (خوف - مشي)

“Meşyetmek” demek yürümek demektir. “Havfetmek” de gereken tedbiri almak demektir. İnsanlık hayatı ulaşıma dayanır. Kara, deniz, hava ve demir yolları ulaşımın parçalarıdır. Ulaşımın en kötü sonucu trafik kazalarıdır. “Havf” kelimesi trafiğin düzgün akması için gereken tedbirlerin alınmasını emreder. Bu arada soygunun yollarda yapıldığı bilinir. Kaçakçılığın da yollarla sağlandığı bilinir. Bugünkü gazetede de kaçak işçileri götüren bir teknenin battığı haberi vardı. Bu eşleştirmeyle bunlar ifade edilmiş olur.

 

  1. XYY-ECR (حيي - ءجر)

حَيَاة hayat demektir, yaşamak demektir. Canlılar için yaşama, başka canlıların ürettiklerini tüketmekle mümkün olur. Canlılık besin dengesi üzerine kurulur. Özellikle insanlarda kendi ürettiklerini tüketme yoktur. Hele uygarlaşma gerçekleştikçe iş bölümü ortaya çıkar, kimse ürettiğini tüketmez. Bugün üretilenler başkaları tarafından ileride tüketilir. Bugün tüketilenler de geçmişte üretilenlerdir. Demek ki hayat ücretle devam eder.

 

  1. EBV- VXD (ءبو - وحد)

أَبُو baba demektir. أَحَد ise tek olmak demektir. Bir insanın babası tektir. Yani bir kimse iki babanın suyuyla oluşmaz. Bundan dolayıdır ki ocağı devam ettirme görevi erkeğe verilir. İnsanın ise üç annesi olabilir. Genetik anne, doğuran anne ve süt veren annedir. Bugünkü teknolojide de yumurtasını veren anne, yumurtayı rahimde büyüten anne, buna göre anneden nesep devam etmez. Bu sebepledir ki aile hala kocanın soyadını taşır.

 

  1. QVM-JLM (قوم - ظلم)

İnsanlık topluluklar halinde yaşar. Topluluklar içinde en büyük bölüm ulustur. Bunlar devleti kurarlar. Ulusun tek ayırıcı dayanağı kendi dilidir. Bir devlette yaşayanlar değişik dillerle anlaşabilirler. İllerin ve bucakların ayrı mahalli dilleri olabilir ama bir devlet içinde yaşayanlar tek dili bilirler. Uluslar devlet içinde dayanışırlar. Adaleti sağlarlar. Devletlerarası adaleti sağlayan uluslararası yargı vardır ama bu yargının kararlarını infaz eden uluslararası bir güç yoktur. Devletler bu sorunu sonunda savaşla çözerler. Savaş ise cepheler arasında cereyan ettiği için genel olarak iki cephedeki insanlar içinde iyi insanlar da vardır ama savaş cepheler arasında olduğu için onlar da savaşın zulmüne uğrarlar.

Dinler bu sorunu ahiretle çözerler. Bu dünyada zulme uğrayanlar orada mükâfatlarını alırlar. Marks ise bu sorunun savaşsız bir dünyayı tasarlayarak çözüleceğini iddia eder. Oysa Allah insanları kavimler olarak yaratır, aralarında savaş kıyamete kadar devam eder.

Bugün de devletler silahlanma yarışındadırlar. İnsanlar ekmeksiz iken silah fabrikaları insanları öldürmek için harıl harıl çalışıp durur. Görünürde bunun makul tarafı yoktur ama Allah insanları uygarlaşacak şekilde var etmiştir. Canlılık düzeni de savaşı zorunlu kılar.

 

  1. LanMAv-MAv (لَمَّا - مَا)

لَمَّا iki menfiyi ifade eder. İki menfi bir müspettir. Bunu karşılaştırmak için eşleştirilir.

 

  1. LaNAv-GaLaYHi (لَنَا - عَلَيْهِ)

Bizim lehimize onun aleyhine demektir. Yani birlikte olursak lehimize olur. Ama birlikten koparsak kopanın aleyhine olur. Bir vücudun hücreleri birlikte oldukları için yaşarlar. İğneyle deler kanı akıtırsanız biraz sonra kanın hücreleri ölürler.

لَنَا kelimesi kullanılmış olup لَهُمْ kelimesi kullanılmaz. Burada işaret edilen odur ki vücuda uygun hücreler için bu lehlik söz konusudur.

Birlikte olmalıyız ama anlaşanlar birlikte olmalıyız. Diğer canlılarda genetik yapıyla bir olunurken insanlarda anlaşarak bir olunur. Onun için biz Akevler’i kurarken “çalışmada ve yaşamada anlaşanları bir araya getirme gaye” maddesini koymuşuzdur.

 

  1. Va-EinNa  (وَ - إِنَّ)

إِنَّ te’kîd içindir. وَ de beraberliktir.

 

  1. GaLAy-Li (عَلَى - لِ)

İnsanlar hak ve vecibe ilkeleri içinde yaşarlar. Herkesin hakları ve görevleri vardır. İnsan hak kadar görevlere, görevler kadar da haklara sahip olur.

Haklar لِ ile, görevler عَلَى ile ifade edilir. Kur’an bunu pek çok yerde zikreder.

 

Öz Türkçe ile:

“O ikisinden biri utana utana yürüyerek ona geldi. ‘Babam seni bizim için sulattığının karşılığını versin diye seni çağırıyor.’ dedi. Ona varınca ve başından geçenleri anlatınca ‘Korkma. Ezen ulustan kurtuldun.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“O ikisinden biri istihya üzerine meş’y ederek ona ciet etti. ‘Ebim bize seky ettiğinin ecrini sana ceza etmek için seni davet ediyor.’ diye kavl etti. Ona ciet ettiğinde ve ona kasası kasas edince ‘Havf etme. Zalim kavimden necata erdin.’ diye kavl etti.”

 

فَجَاءَتْهُ إِحْدَاهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاءٍ قَالَتْ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءَهُ

وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (25)

 

1099. SEMİNER LÜGATI

NO

Kelime

Vezin

Kök

Açıklama

  1.  

أَبُو

فَعَلُ

ءبو

وَالِد öz babadır. أَب  ise atalardır, baba ve dedeler anlamındadır. Kur’an’da ءبو117, ءبي13 defa geçer. Toplam 130 (2*5*13) eder. ء  gücü, ب  geçidi, و  beraberliği ifade eder.

  1.  

أَجْرَ

فَعْلَ

ءجر

آجُور tuğla demektir. Tuğla üretene yapılan ödemeye “ücret” denir. أَجْر kira veya ücret demektir. ء gücü, ج topluluğu, ر tekrarı ifade eder.

  1.  

أُمَّةً

فُعْلَةً

ءمم

أَمَام ön demektir. İmam önden giden kimse, yani önder demektir. Ümmet de imamı olan topluluk demektir. أُمّ ise anne demektir. أُمَّهات insanlar için anneler demektir. أُمَّات ise insan dışı varlıklar için anneler demektir. Bu kök ‘peşinden koşmak’ anlamına gelir. Annenin çocuğunun peşinden koşmasını ifade ettiği için anne kelimesi buradan gelir. Kur’an’da ءمم 119, ءيم 1 defa toplam 120 (23*3*5) eder. ء gücü, م enginliği ifade eder.

  1.  

النَّاسِ

الْفُعَالِ

ءنس

Ok yayının iç tarafına أُنْس, dış tarafına وَحْش  denir. إِنْس  kelimesi buradan gelir. Cins isim olarak da “insan” olarak kullanılır. Ünsiyet ‘alışmak, alışmış olmak’ anlamındadır. Vahşi de yabani demektir. Sonunda insan kelimesinin kökü olur. Cin karşılığı da kullanılır.  إِنْسin çoğulu أُنَاس ‘tır. Sonraları harf-i tarifle kullanımında baştaki hemze düşer, bağımsız kelime olur, النَّاس  olur, çoğulluk manasını korur. Kişilerin bir arada bulunmasına delalet eder. Kişiliği olmayan toplulukların adıdır. Hitapta mevcut halkı veya bütün insanları içine alır. Kur’an da beş vakit namaz ve cuma namazı topluluklarına veya bütün insanlara hitap etmek için kullanılır. Burada bütün insanlar kastedilir ve “herkes” anlamındadır. İnsan cins isimdir. ء  gücü, ن  belirsizliği, س  mekânda diziyi ifade eder.

  1.  

يَجْزِيَ

يَفْعِلَ

جزي

جُزْء bir şeyin parçası, bozulmadan bütünden ayrılıp kopabilen şey demektir. جِزْيَة eski parçanın yerine konan yeni parça demektir. Bir şey karşılığı verilendir. Yerini tutan şeye denir. Sonra zimmilerden alınan verginin adı olur. Ceza bir fiile karşı uygulanan kötülük veya iyiliktir. Sonraları kötülere daha çok kullanılır. Kur’an’daجزي 118 defa geçer. ج cazibeyi, ز zamanda diziyi, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

اسْتِحْيَاءٍ

اسْتِفْعَالٍ

حيي

Kış uykusundan uyanmış yılana حَيّ, kış uykusundaki yılana da مَوْت denir. Kur’an’da 189حيي 1 حير defa geçer. Toplam 190 (2*5*19) eder. ح hareketi, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

اخْرُجْ

اُفْعُلْ

خرج

خَرْج duvarın dışına sürülen harçtır. Sonra dışarı anlamı kazanmıştır. Mastar olarak dışarı çıkmak demektir. إِخْرَاج  ise çıkarmak, kusmak demektir. خ  çökmeyi, ر   tekrarı, ج  topluluğu ifade eder.

  1.  

خَطْبُ

فَعْلُ

خطب

خَطْبَاء kına yakılmış el demektir. Nişanlanmış kimselerin nişanını göstermek için elin kınalanması bugüne kadar gelir. خِطْبَة mastar olarak bir erkeğin bir kadına evlenmek için talip olmasıdır. Hitap etmek, karşılıklı talepte bulunmak, bir şeyi istemek için konuşmak demektir. Kur’an’da خطب 12 defa geçer. خ çökmeyi, ط uyumu, ب geçişi ifade eder.

  1.  

خَائِفًا

تخَفْ

فَاعِلًا

تَفْعَلْ

خوف

خَافَة korkulduğu zaman saklanmak için takınılan maske benzeri şeylerdir. خَوْف gelecek bir tehlikeyi önceden sezmektir, ondan kaçmaktır. خ çökmeyi, harap olmayı, و beraberliği, ف kopmadan ayrılmayı ifade eder.

  1.  

خَيْرٍ

فَعْلٍ

خير

خَيْل  at sürüsü demektirخَيْر  servet demektir. Nisaptan fazla mal veya gelir getiren mal anlamındadır. خَيْر  kelime olarak şerre karşılık tercih edilen şey anlamında da kullanılır. خَيْر  sürekli ve tedrici bir şekilde oluşan dengeli hareket demektir. شَرّ  ise şerareye kıyasla aniden oluşan, sonra sönüp giden şeyler demektir. خ  çökmeyi, ي  kolaylığı, ر  tekrarı ifade eder.

  1.  

يَدْعُو

يَفْعُلَ

دعو

دُعَاء gel gel anlamına kalkan eller demektir. Dua davet etmek, çağırmak demektir. Aynı zamanda Allah’tan bir istekte bulunmaktır. د  çevreyi, ع etkiyi, و  beraberliği ifade eder.

  1.  

دُونِ

فُعْلِ

دون

دَنَا aşağı indi demektir. دَانَ yaklaştı demektir. دُون dediğimiz zaman yakınında anlamına geldiği gibi dışında anlamına da gelir. د çeperi, çevreyi, ن belirsizliği, و beraberliği sınırlamayı ifade eder.

  1.  

تَذُودَانِ

تَفْعُلَانِ

ذود

ذَوْد küçük deve sürüsü (3-10 arasında) demektir. Sonra bu develeri gütmeye denmiştir. Kur’an’daذود 1, زيت 7  defa geçer. Toplam 8 (23) eder. ذ işareti, و beraberliği, د çeperi, çevreyi ifade eder.

  1.  

رَبَّ

رَبُّ

فَعْلَ

فَعْلُ

ربب

رَبْوَة  tümsek demektir. Çöllerde tümseğe benzeyen yer yer serpilmiş ağaçlıklara da رَبْوَة  denir. Sonra yavaş yavaş gelişme karşılığı kullanılır. Birden oluş “hilkat” ile buna karşılık evrimle gelişmeler rabvet ile ifade edilir. ربب  kökü de ربو’den dönüşür. Terbiye kelimesi bunlardandır. Türkçe olarak “yetiştiren” veya “yetiştirici” olarak tercüme edilir. Kur’an’da ربب  981, رمي  9 defa geçer. Toplam 990 (2*32*5*11) eder. ر  tekrarı, ب  geçidi ifade eder.

  1.  

الرِّعَاءُ

الْفِعَالُ

رعي

رِعْي otlak yerdir. رَعْي etmek, hayvanları otlatmak demektir. Merkezi yönetim رَاعِي, yerinden yönetim نَظَارَة’tir. Kur’an’da رعي 10 defa geçer. ر tekrarı, ع üstünlüğü, ي kolaylığı iade eder.

  1.  

يَتَرَقَّبُ

يَتَفَعَّلُ

رقب

رِقَاب boyunlar demektir. Hayvanın boyundan bağlanması sebebiyle رَقَبَة bağlı anlamına gelir. Köle demektir. Kur’an’da 24 defa geçer.  ر tekrarı, ق kuvveti, ب geçişi ifade eder.

  1.  

السَّبِيلِ

الْفَعِيلِ

سبل

سَبِيل birbirini kesen yoldur. Kur’an’da سبل 176 defa geçer. س mekanda diziyi, ب geçişi, ل belirlemeyi ifade eder.

  1.  

سَقَى

 نَسْقِي

يَسْقُونَ

سَقَيْتَ

فَعَلَ

نَفْعِلُ

يَفْعِلُونَ

فَعَلْتَ

سقي

سَقْي Kaba konmuş sudur. Türkçedeki su kelimesi buradan gelmiştir. مَاء akar veya göldeki sudur. Seky etmek su vermek demektir. Kur’an’daسقي  25, رقي defa geçer. Toplam 30 (2*3*5) eder. س mekânda diziyi, ق kuvveti, ي ise kolaylığı ifade eder.

  1.  

سَوَاءَ

فَعَالَ

سوي

سَوِيّ engebesiz düz yerdir. Eşitlemek için kullanılır. Sıva yapmak, duvarı düzeltmek demektir. سوي Kur’an’da 83, سوء ise 167 defa geçmektedir.  Toplam 250 (2*53) eder. س diziyi, و bağlanmayı, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

شَيْخٌ

فَعْلٌ

شيخ

شَيْخ kurumaya başlayan bitkidir. Kur’an’da شيخ4 defa geçer. ش ani sıçramayı, ي kolaylığı, خ çökmeyi ifade eder.

  1.  

يُصْدِرَ

يُفْعِلَ

صدر

صَدْر okun ön yarısına denir. Sonraları “baş” kelimesi olarak kullanılır. Kur’an’daki “sadırda bulunan kalp” o zamanki biyoloji bilgisinin eksikliği nedeniyle göğüs anlamında kullanılır. صَدْر  boynun üst kısmı anlamına gelen “baş” demektir, okun baş tarafının adıdır. رَأْس  ise başın saçlı olan kısmıdır. Biz “baş” olarak tercüme edeceğiz. ص  granit sert taştır dayanıklılığı, د  çevreyi, ر  tekrarı ifade eder.

  1.  

الظِّلِّ

الْفِعْلِ

ظلل

ظِلّ gölge demektir. Ancak her gölge serinleten gölge değildir. Serinleten yani bizim anladığımız anlamda gölgelendiren ظَلِيل kelimesidir. Bu nedenle Kur’an’da gölgelendiren gölge terimi kullanıldığı gibi ateşten gölgelik terimi de kullanılır. ظلل Kur’an’da 33, ظنن 69 defa geçer. 102 (2*3*17) eder. ظ karanlığı, ل ise belirliliği ifade eder. ظلل yardımcı fiildir, bir işin içinde olmak demektir.

  1.  

الظَّالِمِينَ

الْفَعِلِينَ

ظلم

ظَلْم sırasında çıkmayan diş anlamına gelir. Bir şeyin yerine konmaması zulümdür. Her şeyin yerli yerine konması عَدْلdır. ظُلْم  karaltı demektir. Sonra karanlık, nurun zıttı anlamını kazanır. Zulmetme bir şeyi uygun olamayan yere koyma demektir. Sel kalıntıları zulümdür. Kur’an’da ظلم  315, ظلل  ise 33 toplam 348 (22*3*29) eder. ظ karanlığı, ل belirliliği, م maddeyi ifade eder.

  1.  

عَسَى

فَعَلَ

عسي

عَسْوَة yaşlı kimse demektir. Kiberden daha yaşlı olanları ifade eder. İnsanların çok azı o yaşlara ulaşır, ama ulaşanlar vardır. Zamanla az da olsa muhtemel olan şeyler için عَسَى kelimesi kullanılır. Olmaz ya yine de biz olacakmış gibi davranırız, dediğimiz zaman عَسَى kelimesini kullanırız. Kur’an da 30 defa geçer. ع etkiyi, س seneyi, ي imkânı ifade eder.

  1.  

فَقِيرٌ

فَعِيلٌ

فقر

فَقَار kaburga kemikleri demektir. İnsan zayıfladığı zaman kaburga kemikleri görünür. Ondan dolayı muhtaç olanlara fakir denir. ف  kopmadan ayrılmayı, ق  kuvveti, ر  tekrarı ifade eder.

  1.  

قَالَ

فَعَلَ

قول

قَوْل Birlikte bir iş yapan kimselere, belli bir sesle kumanda eden kimsenin adından gelişmiş bir kelimedir. Bu sesten kinaye olunur. Kelamdan farkı bağlayıcı olmasıdır. Türkçedeki “söz” kelimesi de böyledir. O halde burada “söyledi” olarak tercüme edilir. ق dayanma kuvvetini, و beraberliği, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

الْقَوْمِ

الْفَعْلِ

قوم

قَائِمَة  Hayvanların ön ayaklarına denir. قَوْم  ise ağacın gövdesi demektir. Kıyam etme (قِيَام), kalkma veya ayakta durma anlamındadır. قَائِم  ayakta durandır. Mecazen sağlam, bozulmaz veya bozulamaz anlamına gelir. ق  dayanıklılık ile güçlü olmayı, و  beraberliği, م  ise hava, su, atmosfer gibi enginliği ifade eder.

  1.  

كَبِيرٌ

فَعِيلٌ

كبر

كَبِير yaşlı adamdır. Büyük anlamında kullanılır. Kur’an’da كبر 161, كور 3 defa geçer. Toplam 154 (22*41) eder. ك oluşmayı, ب geçişi, ر tekrarı ifade eder.

  1.  

تِلْقَاءَ

تِفْعَالَ

لقي

لِقَاء iki yerleşik bölge arasındaki buluşma yerinin adıdır. تِلْقَاء buluşmak, kavuşmak demektir. إِلْقَاء ise koymak, yerleştirmek anlamına gelir. Birbirlerinden ayrılmış kimselerin tekrar buluşması şeklinde anlaşılır.

  1.  

امْرَأَتَيْنِ

افْعَلَتَيْنِ

مرء

مَرْء, مَرْوَة’den dönüşür. Sert taş demektir. İnsanın kişiliğine işaret etmek için istiare edilir. مَرْوَة kadın kişi demektir. مَرْء ve مَرْوَة çocukları da içine alır. Ama رَجُل  sadece savaşçı erkekler için kullanılır. ذَكَر  var أُنْثَى  var, رِجَال  var نِسَاء  var, مَرْء  var مَرْاَة  var. ذَكَر  ve أُنْثَى  yaşı ne olursa olsun hatta doğmamış bile olsa erkek ve kadındır. مَرْء  ve مَرْاَة ise olgunlaşmış erkek ve kadındır. Bunların bu kökten (مرء) çoğulları Kur’an’da yoktur. Çoğulları نِسَاء  ve رِجَال ‘dir. Kendi köklerinden gelmezler. رَجُل  kelimesi رِجَال  kelimesinin tekilidir, istisnadır. نِسَاء  nın kendi kökünden (نسو) tekili yoktur, tekili مَرْاَة  ‘dir. Kur’an da 38 defa geçer. م enginliği ر tekrarı ء gücü ifade eder.

  1.  

مَاءَ

فَعَلَ

موه

 مَاءsu demektir. Kur’an’da موه63, موج 7 defa geçer. Toplam 70 (2*5*7) eder. م enginliği, وbağlantıyı, ه boşluğu ifade eder.

  1.  

نَجِّ

فَعِّلْ

نجو

نَجْو selin ulaşamadığı yüksek yerlerdir. نَجْوَى gizli değil, kapalı görüşmedir. Görüştükleri bilinir ama ne görüştükleri bilinmez. نَجِيّ kuytu yer demektir. Rüzgârdan ve saldırılardan korunmak için oraya sığınılır. نَجْوَى gizli toplantının yapıldığı yerdir. “Tenciye etme” demek kurtarmak demektir.  إِنْجَاء veya تَنْجِيَة dışarı çıkarmak, selden kurtarmak demektir. ن belirsizliği, ج toplanmayı, و kolaylığı ifade eder.

  1.  

أَنْزَلْتَ

أَفْعَلْتَ

نزل

نَزْلَة konaklama yeri demektir. Yolculuk yapılırken her bir günlük mesafe için bir veya iki konaklama yeri yapılır ve oraya yerleşilir. Bu yerler genellikle suların bulunduğu daha çok düz yerler olur. Nezle “konmak” anlamında olduğu gibi inmek anlamında da kullanılır. İnzal if’al babıdır. İndirmek veya kondurmak yani bir yere koymak anlamındadır. Türkçede indirmek, yukarıdan aşağı anlamı taşısa da Arapçada daha çok, bir şeyi bir yere yerleştirme veya yerleşme anlamına gelir. İnsanların fayda sağlayabilmeleri haline getirilmesine de inzal denirن  belirsizliği, ز  zamanda diziyi, ل  belirliliği ifade eder.

  1.  

يَهْدِيَ

يَفْعِلَ

هدي

هَدِيَّة insanların görüşmeden evvel görüşmek isteklerini belirtmek için gönderdikleri değerli eşyadır. Hacca gitmeden evvel Mekke’ye gönderilen kurbanlık hayvanlara da هَدْي  denir. Hediye götürüp haber getiren kimseye هَادِي  denir. Sonraları “hidayet” yol gösterme veya yola götürme anlamında mastar olur. ه  boşluğu, د  çevreyi, ي  kolaylığı ifade eder.

  1.  

تَوَجَّهَ

تَفَعَّلَ

وجه

وَجْه yüz demektir. Kur’an’da وجه78 defa geçer. و beraberliği, ج cazibeyi, ح görünmezliği ifade eder.

  1.  

إِحْدَى

فِعْلَى

وحد

وَحَد vahşi, tek başına dolaşan yabani hayvandır. حَدِيد ise demirdir. Demir filizi kırmızı renkte olup sınır taşı olarak kullanılır.  Başına ء eklenirse أَحَد olur. Komşusu yok, tek başına varlık manasına gelir.  وَحَدَ bir veya birim oldu demektir. Kur’an’da وحد 153, وحش 1 defa toplam 154 (2*7*11) eder. و   beraberliği, ح hareketi, ب geçidi ifade eder.

  1.  

وَرَدَ

فَعَلَ

ورد

وَرْدَة gül demektir. وُرُود su içmek için develerin suya varması demektir. Kur’an’da ورد 11, ورث 35 defa geçer. Toplam 46 (2*23) eder. و beraberliği,    ر tekrarı, د çeperi, çevreyi sınırlamayı ifade eder.

  1.  

تَوَلَّى

تَفَعَّلَ

ولي

وَلِيّ arka demektir. Bel kelimesi ile akrabadır. Bir çocuğun arkasından onu gözetleyerek dolaşan kimse demektir. Örgütlenmede kişinin kendi seçtiği ve istediği zaman da değiştirebileceği üstüne “veli” denir. Kendi atadığı için onun üstündedir. Ama artık onun emrine girdiği için de astındadır. Bu tür dayanışmaya “velayet” denir. Bunların başına, sorumlusuna da “veli” denir. Ordu böyle oluşur. Ben senin emrine gireceğim ama sen de beni koru demektir. Bu koruma kişiden gelmez. Bir velinin etrafında toplanan topluluk evliyedir. Dayanışma ortaklarıdır. Her biri başkanı olan veliye bağlanırlar. Tevella, sırtını çevirmek, gerisin geriye dönmektir. Tevliye arka çıkmaktır. Kur’an’da ولي 233, وني 1 defa geçer. Toplam 234 (2*32*13) eder. و beraberliği, ل belirlemeyi, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

مَدْيَنَ

مَفْعَلَ

دين

Dana inek yavrusuna denir. Anasına meme emmek için yaklaşması haline دَانَة denir. Yaklaşmak veya borçlanmak demektir. دَيْن kelimesi دِين kelimesi ile aynı köktendir. Atomlarda da oksijen hidrojene elektron borçlanır borçlu ve alacaklı birbirlerinden ayrılmadıklarından su molekülü oluştururlar. Din/دِين, kişilerin birbirleriyle ayrılamaz şekilde borçlandıkları düzendir. Aynı zamanda borç ve alacak muhasebeye dayandığı için “din” hesap, muhasebe demektir. دِينَار kelimesi de دِين‘den gelir. Burada دِين düzen demektir. Allah’ın dinine girmek kişi olarak onun şeriatını kabul etmek demektir. Bunun hesabı ahirette görülür. Dinin dünyevi manası İslam düzeninde olan bir devletin vatandaşlığını kabul etmek demektir. د çevreyi, ي kolaylığı, ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

تَمْشِي

تَفْعِلُ

مشي

مَشْي yürümek demektir. Kur’an’da مشي 23, مشج 1 defa geçer. Toplam 24 (23*3) eder. م enginliği, ش ani sıçramayı, ي kolaylığı ifade eder.

 

 

***

 

İstanbul, Yenibosna; 16 OCAK 2021

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan Adil Düzen Çalışanları:

AYŞE AYDIN

Yazar REŞAT NURİ EROL

Ecz. TAYİBET ERZEN

Doç. Dr. SÜLEYMAN AKDEMİR

 

***

 

 






Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 9 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 64 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 83 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 117 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 140 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 138 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 142 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 436 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 163 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 204 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 221 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 273 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 246 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 275 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 280 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 409 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 827 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 397 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 389 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 557 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 659 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 727 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 772 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 471 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 668 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 678 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 475 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 478 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 646 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 618 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 504 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 537 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 763 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 1525 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 877 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 849 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1080
Neml Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
5.09.2020 1007 Okunma
2 Yorum 06.09.2020 15:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1079
Neml Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
29.08.2020 1125 Okunma
2 Yorum 30.08.2020 20:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.08.2020 1224 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.08.2020 991 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.08.2020 1219 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.08.2020 1132 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.07.2020 1105 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.07.2020 1169 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1072
Şuara Suresi Tefsiri 141-159. Ayetler
11.07.2020 1003 Okunma
2 Yorum 12.07.2020 15:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.07.2020 1151 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.06.2020 1019 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.06.2020 1651 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.06.2020 1300 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.06.2020 1417 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48