Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021
502 Okunma, 3 Yorum

KASAS SÛRESİ - 8. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ (33) وَأَخِي هَارُونُ هُوَ أَفْصَحُ مِنِّي لِسَانًا فَأَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُنِي إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ (34) قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيْكُمَا بِآيَاتِنَا أَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ (35) فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسَى بِآيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ (36) وَقَالَ مُوسَى رَبِّي أَعْلَمُ بِمَنْ جَاءَ بِالْهُدَى مِنْ عِنْدِهِ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ (37)

 

***

 

قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ (33)

QAvLa RabBi EinNIy QaTaLTu MiNHuM NaFSan Fa EaPAvFu Ean YaQTuLUNıy

“‘Rabbim, ben onlardan bir nefsi katlettim. Beni katledeceklerinden havf ediyorum’ diye kavl etti.”

 

قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ

قَالَ قَتَلْتُ

أَخَافُ يَقْتُلُونِ

رَبِّ نَفْسًا

 

 

إِنِّي مِنْهُمْ

أَنْ فَ

(2+2)+2+(2+2)=10=8+2

يَقْتُلُونِ- أَخَافُ رَبِّ- نَفْسًا   إِنِّي- مِنْهُمْ     أَنْ- فَ

QVL-PVF RBB-NFS  EinNIy-MiNHuM EaN-Fa

 

  1. Buradaki قَالَ nin faili kimdir?

قَالَ nin faili Musa’dır. Allah ona hitap eder ve görev verir. Firavuna gidecek ve Allah’ın emrini ona tebliğ edecektir. Musa aldığı emri yerine getirebilmesi için emir veren âlemlerin Rabbinden görevi hakkında bilgi ister. Görevlenen kimsenin görevi yapabilmesi için gerekli bilgiyi ve gereçleri talep etme yetki ve görevi vardır demektir.

 

  1. Kime kavil eder?

Kendisine görev veren Rabbine kavil eder. Bu aynı zamanda görevi anladığını anlatmak için emri tekrar etme anlamındadır.

 

  1. Neden وَ harfi getirilmez?

Çünkü يَامُوسَى hitabına cevaptır. Nida kavli içerir.

 

  1. Bundan sonraki cümleyi neden isim cümlesi yapar?

Musa Mısırlı’yı katlettikten sonra oradan kaçar. Muhakeme edilmez, cezası verilmez. Sadece “Katlettim” deseydi, ‘Evet, katlettim ama cezamı da çektim’ anlamı çıkardı. İsim cümlesiyle getirmesi قَتَلْتُ fiilinin kendisinde hala devam ettiğini ifade eder. Yani “Ben katlettim ama muhakeme edilerek cezasını çekmedim” diyor.

 

  1. مِنْهُمْ deki هُمْ zamiri nereye gidiyor?

Firavun ve meleine gidiyor. Çünkü onlara gitmesini emretmiştir, Musa da suçu onlara karşı işlediğini beyan eder. Bununla beraber öldürülen kişi meleeden olabilir veya olmayabilir. Buradaki ifadeye göre öldürülen kişinin Firavunun meleinden olabileceğine daha yakındır, çünkü “Onlardan birini öldürdüm.” diyor.

 

  1. نَفْسًا kelimesi neden nekredir?

Musa kimi öldürdüğünü bilmez. Irktaşını öldürmeye yeltenmiş, tanımadığı birisini öldürür. Bunun nekre gelmesi هُمْ zamirinin melee değil tüm Mısırlılara şamil olmasındandır. Musa öldürdüğü kimseyi bilmeyebilir ancak elbisesi ile meleeden olduğunu bilmiş olabilir. Dolayısıyla هُمْ zamiri melee gitmiş olur ama onlardan biri, bilinmeyen biri öldürülmüş olduğundan nekre gelir.

 

  1. فَأَخَافُ daki فَ ne Fa’sıdır?

Sebep-sonuç Fa’sıdır. Öldürdüğünden dolayı korkar.

 

  1. يَقْتُلُونِ deki ن ‘un harekesi neden kesredir?

Aslında buradaki kesre ي den dönüşür, ‘beni’ anlamındadır. أَنْ kelimesiyle يَقْتُلُونَ deki ن düşer, U ile İ yan yana gelir. Bundan dolayı ن harfi girer. Yani buradaki ن muzaraat Nun’u olmaz. Muzaraat Nun’u olmadığına işaret için ي harfi kesreye dönüşür. (Buradaki ن harfi Nun’u vikayedir. Tayibet Erzen)

 

  1. Allah Musa’nın birini öldürdüğünü bilmiyor mu ki soruyor?

Bir şeyi karşı tarafa anlatırken karşı taraf onu bilmez. Ona bilgi vermek için anlatırsın. Ya da karşı taraf onu bilir ama sen o bildiği şeye bir şeyi isnat edeceksen onu anlatmak zorundasın. Musa da burada bunu anlatırken Allah bilmediği için değil, “Bu durumda ben ne yapacağım? Beni öldürürlerse görev yerine gelmemiş olacak” diyerek bunun için durumu tekrar ediyor.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. QVL-PVF /خوف-قول

خَوْف insanın kendi nefsinde duyduğu bir duygudur. قَوْل ise insanın nefsinde oluşanları dışarıya, başka insanlara anlatmasıdır. خَوْف‘ın iki türlü anlamı vardır. Biri, üstüne yürüyen bir canavara karşı insanın duyduğu korkudur. Diğeri ise beyinde oluşan bilgilere dayanılarak ilerideki tehlikeleri görme şeklinde bir korkudur. Türkçede buna endişe diyoruz. Endişe Farsçadır. Yani خَوْف kelimesinin karşılığı Türkçedeki korku değildir.

Dillerin böyle özellikleri vardır. Hiçbir kavram iki dilde bire bir çakışmaz. Ortak noktaları olur ama ayrıldıkları ek mana taşıyan yerleri vardır. Bunlar farklıdır. Buradaki خَوْف kelimesi düşüncedeki havftır. Kur’an’da haşyet/خَشْيَة, وَجْل, إِشْفَاق gibi korkuyu ifade eden kelimeler vardır. Karşılaştırılarak bunların tanımları yapılmalıdır. Bu iş size kalıyor.

 

  1. RBB-NFS/نفس- ربب

رَبّ kelimesi terbiye eden, eğiten demektir.

نَفْس kelimesi ise terbiyeyi alan kimse demektir.

İnsan diğer canlılardan farklı olarak cahil ve zayıf yaratılmıştır. Eğitim almazsa diğer bütün canlıların en aşağısı olur. Eğitim alırsa da bütün canlılardan üstün hale gelir.

İnsan demek eğitim sonucu yücelen kimse demektir. Allah insanı zayıf yaratmış ama ona öğrenme ve eğitilme özelliklerini vermiştir. Kendisi Rab olarak insanlığı eğitmektedir. Kendisi adına da dayanışma sorumluları eğitme görevini yüklenmişlerdir.

Ayette insan olmak demek eğiten ve eğitilen olmak demektir. Herkes öğrencidir, aynı zamanda öğretmendir. Bildiklerini öğretmek, bilmediklerini de öğrenmekle mükelleftir. Öğretirken de öğrenirken de iki taraf birbirinden bir ücret talep edemez. Öğrenirken topluluğa borçlanır, öğretirken ise topluluğa ödeme yapar.

 

c) EinNIy-MiNHuM/ إِنِّي- مِنْهُمْ

هُمْ zamiri topluluğa gider. إِنِّي‘deki ي kişiyi ifade eder. İnsan, topluluk içinde özgür yaratılmış varlıktır. Topluluk içinde olduğu için onlardan biri olarak مِنْهُمْiçindedir. Yani ‘Ben varım ama topluluk içinde varım.’ demektir.

Topluluklar ikiye ayrılır; çatışan topluluklar, yarışan topluluklar. Çatışanlar bize karşı olanlardır. Kişi, onlar tarafından gelecek olan saldırılara karşı mücadele etmek durumundadır. Bu eşleşme kişiyle çevre arasındaki dengeye işaret eder.

 

d) EaN-Fa/ أَنْ- فَ

أَنْ harfi bir fiili mastara dönüştürür ve cümleyi isim haline getirir. Sebep-sonuç ilişkisini de içerir. قَتَلْتُهُ أَنْ ضَرَبَنِي cümlesi fasihtir; لِأَنْ ضَرَبَنِي demektir. أَنْ de لِ harfinin hazf edileceğine işaret etmek için eşleştirilir.

 

Öz Türkçe ile:

“‘Yetiştiricim, ben onlardan bir kişiyi öldürdüm, beni öldüreceklerinden korkuyorum.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“‘Rabbim ben onlardan bir nefsi katlettim. Beni katledeceklerinden havf ediyorum’ diye kavl etti.”

 

قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ (33)

 

***

وَأَخِي هَارُونُ هُوَ أَفْصَحُ مِنِّي لِسَانًا فَأَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُنِي إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ (34)

Va EaPIy HAvRUvNu EFÖaPu MinNIy LiSAvNan Fa EaRSiLHu MaGıYa RıDEan YuÖadDiQUNIy EnNIy EaPAvFu EaN YuKaüÜiBUvNIy

“Ve ehim Harun lisanen benden efsahtır. Onu benimle beraber beni tasdik eder bir rid’ olarak irsal et. Ben beni tekzip edeceklerinden havf ediyorum”.

 

وَأَخِي هَارُونُ هُوَ أَفْصَحُ مِنِّي لِسَانًا فَأَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُنِي إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ

أَخَافُ أَرْسِلْهُ

يُصَدِّقُنِي يُكَذِّبُونِ

لِسَانًا رِدْءًا

هَارُونُ أَفْصَحُ

أَخِي مَعِيَ

هُوَ مِنِّي إِنِّي

وَ فَ أَنْ

2+2+2+2+2+3+3=16

أَخَافُ- أَرْسِلْهُ يُصَدِّقُنِي- يُكَذِّبُونِ  لِسَانًا- رِدْءًا  هَارُونُ- أَفْصَحُ أَخِي- مَعِيَ  وَ- فَ أَنْ- هُوَ مِنِّي - إِنِّي

PVF-RSL ÖDQ-KÜB LSN-RDE HRN-FÖX EPV-MG Va-Fa EN-HuVa MinNIy-EinNIy

 

  1. Cümle neden وَ ile başlar?

Musa katlettiğini ifade ettikten sonra, tek başına tebliğ yapacağına Harun’la beraber yapmayı ister. O’na da der ki, “kardeşim Harun’u bana kat ki güçlü olayım”. Bu cümle hazf olur. فَ ile başlaması gereken bu cümle, daha sonraki cümleyle anlaşılacağından tekrara gerek kalmaz. O cümleye atıfla “ve kardeşim” der. Sadece bu katl korkusundan dolayı değil, aynı zamanda “Kendi başıma yeter derecede anlatamam, onun için bana yardımcı kat” diyor. Hazf edilen cümleyle bu cümle arasında farklılık olduğu için وَ harfi getirilir.

 

  1. أَخِي neden Harun’dan önce gelir?

Bir kimse yetenekli olur, yapacağın bir işte onunla beraber olmak, bilgisi ve becerisiyle başarıya ulaşmak mümkün olabilir ancak sonunda o kişinin güvenilir olması gerekir. Güvenilir değilse başladığınız işi yarım bırakır veya seni kovar. Kardeşi olduğu için güvenilir birisi olduğuna vurgu yapmak için أَخِي kelimesini takdim eder.

 

  1. هَارُون kelimesini inceleyiniz.

قرن kökünden dönüşür, eşdeş demektir. Harun Musa’nın eşdeşidir. Birlikte görev yapmışlardır.  

Bir yerde değişik yaştaki insanlar bir araya geldiklerinde ikili sohbetlere girişilir. Bir yaşındaki çocukla 90 yaşındaki yaşlılar genellikle kendi yaşlarına yakın olan kimselerle sohbet ederler. İnsanda yakın yaşta olanlar arasında beraberlik duyguları vardır. Baba-oğul, ana-kız birbirlerini kardeşlerden daha çok severler ama bir iş yapmak, günlerini beraber geçirmek istediklerinde kardeşlerini tercih ederler.

Harun Musa ile akran birisidir. Ebu Bekir de Muhammed’in akranıdır. Ayrıca هَامَان ve هَارُون, ه ve ن harfleriyle akrabadır. Firavunun Haman’ı, Musa’nın Harun’u vardır.

 

  1. Harun’dan sonra gelen هُوَ kime işaret ediyor?

Buradaki هُوَ Türkçedeki “-dır” anlamında bir kelime olup kendisinden önce gelen أَخِي kelimesine işaret etmiş diyebiliriz.

 

  1.  أَفْصَحُkelimesini inceleyiniz.

فَصِيح Açık anlaşılır şekilde konuşmadır. Kelime فَصْل kelimesine akrabadır. ف kopmadan ayrılmayı, ص dayanıklılığı sağlamlığı, ح hareketi ifade eder. فصح‘de bitişik olan kelimeleri, koparmadan ayırarak her birini tanımlamak ve sonra bu tanımlar içinde birleştirerek anlamlandırmak manasında olup “tafsîl” kelimesiyle ifade edilir. فصل‘de ل yerine ح gelir. ح hareketi ifade eder.

Fasih/ فَصِيح konuşma demek akıcı konuşma demektir.

Dillerde bir özellik vardır. Anadili olarak bir dili öğrendiğiniz zaman o dilin çok ince kurallarını da bilinçsiz bir şekilde öğrenmiş olursunuz. Nasıl bilgisayarda yanlış yazılan bir kelimenin altı kırmızıyla çizilirse insanın beyni de dilin ince kurallarına uymayan ifadelerin altını çizer ve insan duygularıyla (bilgisiyle değil) onun yanlış olduğunu hisseder. İşte bu fasih konuşmadır. Fasih konuşan kimse karşı tarafı tatlılıkla dinletir ve sohbete devam ettirir. Fasih konuşmadığınız takdirde karşı taraf hissen rahatsız olur ve beyin tarafından salınan hormonlar sonucu insan söylenenleri dinlemek istemez, dinlese de anlamada zorluk çeker. Kur’an’ın özelliği olarak Kur’an Arapçasını bilen bir kimseye gayet fasih görünür. İlk bakışta kurallara aykırı cümleler olsa da kulakları tırmalamaz ve fesahatinden bir şey kaybetmez.

 

  1. لِسَانًا fasih olma ile diğer fasihler arasında bir fark var mı?

لِسَانًا fasih söylendiği zaman insanın kulağını rahatsız etmemesi, kulağı tırmalamaması anlamındadır. Genel olarak aynı şeyi ifade edersiniz ama karşı taraf onu benimseyerek dinler yahut aynı şeyi söylersiniz ama rahatsız olur.

Bir padişah rüya görür ve rüya tabircisine rüyayı sorar. Rüya tabircisi şöyle der; sen aile içinde en uzun ömürlü olacaksın. Bu padişahı rahatsız etmeyen bir kelimedir. Oysa rüyanın gerçek tabiri; ailen senden önce helak olacaktır şeklindedir.

İşte bu da fasih konuşmadır ancak bu lügatteki fesahat değil manadaki fesahattir.

Arap gramerciler belagati fesahattan ayırırlar. Fesahat kelimesini لِسَانًا olsun olmasın konuşmadaki özelliğe verirler.

 

  1. Musa kendisinin fasih olmadığını mı söyler?

Musa kendisinin fasih olmadığını söylemez, kardeşinin daha fasih olduğunu söyler. Böylece iki eşdeş bir işe giriştikleri zaman hangisi hangi işi daha çok becerebiliyorsa o işi o yapar, o işin sorumluluğu ona ait olmalıdır.

Burada insanın başka bir özelliğini anlatmak isterim. İnsanlar eşit zekâ seviyesinde yaratılmışlardır. Çocukluk, yaşlılık, sakatlık ve küfür hariç insanların beyinleri eşit seviyede çalışır. Ancak birleşik su kaplarında olduğu gibi alanları farklıdır. Birisinin hafızası güçlü ise diğerinin muhakemesi güçlüdür. Böylece insanlarda farklı melekeler farklı şekilde oluşmuştur.

İnsan arkadaş edinirken kendisinin hangi konularda daha iyi bilgi ve beceriye sahip olduğunu, hangi konularda da bilgi ve beceride zayıf olduğunu tespit edip arkadaşını bunu tamamlayan yani tam tersi olan birisi olarak seçmelidir ve onun bir numaralı arkadaşı olmalıdır. Böyle bir ikili eksiksiz bir üstünlük sağladıkları için diğer insanları kendi çevrelerinde toplarlar. Böylece güçlü oluşum olur. Musa ile Harun, Firavun ile Haman böyle ikililerdir.

 

  1. فَأَرْسِلْهُ daki فَ ne Fa’sıdır?

Sebep-sonuç Fa’sıdır. Durum böyle olunca yani “Tek başıma oraya gitmem tehlike teşkil ediyorsa ifade bakımından da kardeşim benden efsah bulunuyorsa o zaman bunun yapılması gerekir” diyor. Harun’un, Musa’nın katline karşı onu koruyabilmesi nasıl mümkün olacaktır?

Bir toplulukta birisini öldürdüğünüz zaman yönetim sizi cezalandırır. Bir de yönetim olsun olmasın insanlardaki ortak savunma hislerinden dolayı öldürmek istediğiniz kimseler sizi öldürmeye kalkışırlar. Tek başınıza olursanız sizden güçlü biri size saldırır ve ölürsünüz ama siz iki kişiyseniz, bir kişi iki kişiyi birden yenemeyeceği için korunmuş olursunuz. Saldırıda ittifak kolay değildir. Dolayısıyla Musa yanında kardeşiyle Mısır’da dolaşmak istiyor.

Buradaki فَ harfi o gerekçeleri ifade eder.

 

  1. Neden “benimle beraber” der, “onu gönder” demez?

Musa görevi reddetmez, sadece görevi yapabilmesi için gerekli takviyeyi ister.

Demek ki bir toplulukta size görev tevcih edildiğinde “Ben bunu yapamam” deyip görevi kabul etmeme yoktur. Çünkü görev bir ibadettir, bir hizmettir. Verdiği bir emri yerine getirmemek emri veren yetkiliye isyandır.

Meral Akşener Boğaziçi’ne yeni atanmış rektöre “istifa et” diyor.

Demek ki, bu ayet Akşener’in bu isteğini reddediyor.

 

  1.  رِدْءًاkelimesini inceleyiniz.

رِدْء dayama, destek demektir.

Köyümde mısırları farelerden korumak için dört direk üzerine ambarlar yaparlar. Bu direğin üzerinde yuvarlak bir tahta koyarlar. Fare dik ağacın üzerine çıkabilir ama tahtayı alttan tutunarak geçemez. Bu tekniği kullanırlar. Çıkmak için merdiven yok, seyyar merdiven var, dayayıp çıkarlar, inince de kaldırırlar. Yalnız 4 direk üzerinde ambar duramaz. Gelen rüzgâr onu devirir. Bunu önlemek için de direklerin aşağı tarafında payandalar verilir. Böylece ambar direk üzerinde durmuş olur. Direği ne kadar kalın yaparsan yap durduramazsın ama payanda onu durdurur. Topluluk içinde de topluluk belli direkler üzerinde oturur. Bu direklerin devrilmemesi için, payandalara ihtiyaç vardır.

Başkanların yanında vezirlerin ve sadrazamların bulunması bunun için gereklidir.

İşte رِدْءًا kelimesi bu payandaları ifade eder.

Ambarlardaki payandaların yanında burada topluluktaki payandalar ifade edilir.

 

  1. رِدْءًا kelimesi neden nekredir?

Genel olarak başkanlar bir değil birden fazla dayanaklara dayanırlar. Bu dayanaklar bugün kuvvetler olarak belirlenir. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri dayanaklardır.

Adil Düzen’de bu kuvvetlerden yürütme ikiye ayrılır; yürütme ve yönetme.

Demek ki ambarın 4 direği gibi devletin de 4 kuvveti vardır. Payandalar bu direkleri ayakta tutarlar. Payandaların kendileri direk olmazlar. Başbakan direktir. Bakanlar payandalardır. Bakanlar olmadığı zaman başkan başkanlığını yapamaz.

 

  1.  Tasdik etmek ne demektir?

Sıdk kizbin karşılığıdır. Kizb cümle ile olayın birbirine uymamasıdır.

Türkçede bir şey bilmeden yapılırsa “yanlış” olur, bilerek yapılırsa “yalan” olur.

Arapçada ise bu kelime her ikisini de ifade eder.

“Tasdik etmek” demek “doğru söylüyor, söylediği ne yanlıştır ne yalandır” demektir.

İnsanlar birine bir şey söylediği zaman onu tereddütle karşılar, bir ikincisinin onu tasdik etmesini beklerler. Bu psikolojik bir olaydır. Sokağa birisi pijamayla çıksa ona herkes deli gözüyle bakar ama iki kişi benzer pijamayı giyip çıksa “bunlar bir şey anlatmak istiyor” der, onları akılsız olarak düşünmezler. Kardeş de olsalar uygun olmayan bir işi topluluk içinde beraberce yapmazlar ve birlikte savunmazlar.  

Musa’nın risaletinin hak olduğunu Musa’nın kendisi değil, kardeşi de olsa başkasının onaylaması onu ciddi bir olay olarak ortaya koyar.

Son Peygamber’in eşi de onu tasdik edince çevrede ciddiye alınır, hele Ebu Bekir’in tasdikiyle olay Mekke’nin olayı haline gelir, Arabistan’ın olayı olur.

 

  1. Harun’un tasdiki neden önemli?

Harun Mısırlılar tarafından tanınan ve kişiliği olan saygın biridir. Musa suç işlemiş ve Mısır’dan ayrılmıştır. Aradan 10 sene geçmiştir. Mısırlılar onu unutur oldular ama Harun’un tasdikiyle gerek İsrail oğulları gerekse Firavunun melei işi ciddiye almışlardır.

 

  1. Bu ayetteki havf ile daha önceki ayetteki havf arasında ne fark vardır?

Daha önceki ayette Musa kendi hayatıyla ilgili havfı ifade etmiştir. Hemen olmasa bile daha sonra ortaya çıkacak bir tehlikeyi anlatmıştır. Şimdi ise kendi şahsi tehlikesini değil, görevi yaparken görevi yapamama endişesini anlatır. Biri görevin yerine gelmemesi korkusu, diğeri ise görevi yapanın karşılaştığı tehlikedir. Bununla beraber tekzip etmek tef’il babından gelmiştir. Sadece inanmamak anlamında değildir. Tekzip etmek sadece kavli yanlış kabul etmek değildir. Tekzip etmek demek onun söylediklerinin çevre tarafından kabul edilmesini önlemek demektir. Toplulukta yeniliğe karşı daima bir direnme ortaya çıkar ve yenilik yapmak isteyenlere karşı cephe kurulur. Yani tekzip katli de içerir.

 

  1. Onların tekzibinden Musa neden korkar?

Musa’nın korkusu görevi yapamama korkusudur. Ancak kendisi de bu görevi yaparken karşılaşacağı direnci hesaba katar. Şahsı da tehlikede olur.

 

  1. Harun’un tasdik etmesiyle bu havf arasında ne ilişki vardır?

Harun tasdik ettiğinde Harun’un yanında İsrail oğulları da yer alacaktır.

İnsanlar birbirlerini atomların birbirlerini çekmesi gibi çekerler. Her taraftan çekildiği için iki insan birleşemez. Yaklaşırlar sonra uzaklaşırlar. Çevrenin çekme kuvvetleri dengededir. Eğer aynı istikamette hareket ediyorlarsa bunlar birleşirler, bir molekül iki molekül olur. Çekim kuvvetleri de ikiye çıkar. Çevrenin merkezi olur. Böylece bir araya gelen birden fazla molekül ve insan cisim ve toplulukları oluşturur. Bir iş yapmaya kalkıştığınız zaman ona inanan bir kişiyi bulmanız lazım. Sen onun emrine de girebilirsin. Ancak ikiniz bir olmalısınız. O zaman çevrenizdeki insanlar size katılırlar ve sizi bölmek isterler. Eğer sizin aranızdaki beraberlik kopmazsa başarılı olursunuz. Koparsa topluluk oluşmadan dağılır.

İşte, Musa’nın başarısı Harun’un Musa ile hep beraber olmasından dolayıdır.

Akevler’deki başarı da böyle bir beraberlikten doğar. Aranızda görüş ayrılıkları olabilir, hatta bazen birbirinize kötülük de yapmış olabilirsiniz ama birbirinize sabrederseniz topluluğunuz dağılmaz ve gelişir. Asr Suresi bunu öğretir.

 

  1. إِنِّي أَخَافُ ifadesinin başına وَ getirilmez, neden?

Tasdik ile tekzip arasında bir ayrılık değil bir birlik vardır. Onlar tekzip ederken Harun tasdik edecektir, onlara karşı tasdik edecektir, onların tekzibini reddedecektir. Tasdik ile tekzip arasında kemali ittisal olduğu için وَ getirilmez.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. PVF-RSL/رسل-خوف

Allah, insanları yaratmış ve insanlar arasında şeytanı da yaratmıştır. İnsanlara muhalefet cephesi oluşturulacak ve böylece şeriat yolu denetlenmiş olacaktır. Topluluk bozulup da şeriat dışına çıkınca şeytan taifesi devreye girecektir. Bozulan şeriat düzeninin yerini alacak şeriat düzenini tebliğ eden elçiler gönderecektir. Şeytan taifesi bu yeni harekete karşı çıkacaklar ve korku salacaklardır. Resuller hep tehlikeli günleri yaşayacaklar, herkes resulün ha bugün ha yarın yok edileceği iddiasında ve görüşündeyken, resul görevini tamamlayacaktır.

İşte bu ayetteki bu karşılaştırma risaletteki havfı ifade etmektedir.

Bugün de bizim yaşadığımız yıllar hep korku içinde geçmiştir. Ancak 55 yıllık mücadelede sonunda onların dedikleri değil bizim dediklerimiz gerçekleşmiştir. Bizi susturmak ve yok etmek için giriştikleri saldırılar sonuç vermemiş, şimdi bizimle beraber yağmurlu yollarda yürüyenler iktidar olmuşlardır. Bugün Adil Düzen yoksa bu, bizim mağlup olmamızdan değil, bizim nefsimize yenilmemizden ileri gelir.  

 

  1. ÖDQ-KÜB/كذب-صدق

Sıdk/صِدْق ve kizb/كِذْب kelimeleri birbirlerinin karşıtıdırlar. Söylenen bir cümle ya hakikate uyar ve sadık olur veyahut söylenen başka olan başka olur, kizb olur.

İnsanlık sıdk ile kizbin devamlı karşı karşıya olması şeklinde varlığını sürdürür.

Kizbler çok, sıdklar birdir. Kizblerin mumu yatsıya kadar yanar, sıdk ise insanın var olmasından kıyamete kadar varlığını sürdürür.

Kizb sadık olanların sıdkını test etmek için var edilmiştir.

 

  1. LSN-RDE/ردء-لسن

لِسَان sözlerdir, رِدْء ise payandadır.

ABD’de teröristler kongreye girdikleri zaman Trump’ın çok yakın adamları cephe değiştirmiş ve karşı tarafta yer almışlardır. Ne var ki bunlar karşı tarafta yer almakla beraber hiçbirisi fiilen bir hareket yapmamıştır. Hepsi sadece sözle desteklemişlerdir.

İnsanların söze karşı farklı davranışları vardır. Birisi size gelip “Çok iyi işler yaptınız, tebrik ederim.” derse hoşlanırsınız. Birisi gelir de size “Yanlış yaptın.” derse, şiddetle rahatsız olursunuz, hemen savunmaya geçersiniz. Oysa onun yaptığınızı beğenmemesi gerçekleri değiştirmez ama insanoğlu böyledir. Başkasının hoşuna gidecek işler yapmaktan zevk alır. Bu da insanların sosyal bir varlık olarak yaratılmış olmasından dolayıdır.

Lisanın dayanışmayı sağlamak veya bozmakta büyük etkisi vardır. İşler tam yolunda giderken, herkes sizin yanınızdayken birisi bir cümle söyler, herkes eski desteğini keser.

Bu sebepledir ki başkan yanlış yapsa da icraatı esnasında onu eleştirmek yanlıştır. İstişare esnasında her şey söylenebilir, icraat bittikten sonra da yapılanlar eleştirebilir, değerlendirebilir ama icraat esnasında susulması gerekir.

Bu eşleştirme ile ayet bunu ifade eder.

 

  1. HRN-FÖX /فصح-هرن

فَصِيح kelimesi bir şeyin çok açık bir şekilde ifade edilmesidir. Aynı görevde bulunan kimselerin ittifakı ve birbirlerini destekleyen davranışları fesahati tamamlar. Bir şeyi topluluğa anlatmak istiyorsanız önce onu anlatacak ekip oluşturmanız gerekir. Sonra onlar birbirlerini eğitmeli ve konuyu kavrayıp ayrı ayrı anlatabilmelidirler.

Halkın bir özelliği vardır. Konuyu değişik kimselerden duymak ister. Onlar arasında söz birliği varsa onu doğru kabul eder. Yoksa kendi aklıyla tercih yapıp ona göre hareket etmez. Onu reddeder, dinlemez, doğru kabul etmez.

İşte bu eşleştirme bu kurala işaret eder.

 

  1. EPV-MG/مع-ءخو

أَخ kardeş demektir. Kardeşin manası birlikte büyümedir. Çocukluk devrelerini anne-babalarının yanında geçirirler ve erginlik yaşa erince kardeşler birbirlerinden ayrılırlar.

أَخ kelimesinin çok daha geniş manası vardır. Kur’an’da dinde kardeşlikten bahsedilir. Beraber olmak zorunda kalanlar veya beraber olanlar birbirlerinin kardeşi sayılmışlardır. Bu eşleştirme buna işaret eder.

 

  1. Va-Fa/ وَ- فَ

فَ tertibi ve takibi içerir. وَ ise beraberliği ifade eder. Her ikisinde de atfedilenler arasında ayrılık vardır ve beraberlik vardır. Bundan dolayı eşleştirilir.

 

  1. EN-HuVa/ أَنْ- هُوَ

أَنْ mastar harfidir. Cümleyi kelimeye dönüştürür. Yani çok olanı tek yapar. Bir kelimeye çevirir. Buna işaret eder.

 

  1. MinNIy-EinNIy/ مِنِّي- إِنِّي

إِنِّي ben, مِنِّي ise benden demektir.

İnsanın topluluktaki varlığı onun dışa karşı yaptığı işlerle ölçülür. Buna içtimai varlık diyoruz. Topluluklarda tanıma ile ifade edilir.

Çin 500 milyon nüfusa sahipti. Bundan iki asır evvelki insanlığın nüfusu kadar nüfusu vardı. Birleşmiş Milletler’e alınmamıştı. Uğraşarak sonunda zorla girdi. Çünkü Birleşmiş Milletlerce devlet olarak kabul edilmediği müddetçe fiziki varlığı ne kadar büyük olursa olsun, sosyal varlığı yoktu.

Burada buna işaret edilir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve kardeşim Harun dil olarak benden daha ileridir. Beni onaylayan destekleyici olarak onu benimle beraber gönder. Beni yalanlamalarından/yanlışlamalarından korkuyorum.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve ehim Harun lisanen benden efsahtır. Onu benimle beraber beni tasdik eder bir rid’ olarak irsal et. Ben beni tekzip edeceklerinden havf ediyorum”.

 

وَأَخِي هَارُونُ هُوَ أَفْصَحُ مِنِّي لِسَانًا فَأَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُنِي إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ (34)

 

***

قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيْكُمَا بِآيَاتِنَا أَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ (35)

QAvLa SaNaŞudDu GaWUvDaKav BiEaPIyKa Va NaCGaLu LaKuMAv SuLOAvNan FaLAy YaÖıLUvNa EiLaYKuMAv BiEAvYAvTıNAv EaNTuMAv Va MaNitTaBaGaKuMav eLĞAvLiBuNa

“‘A’dudunu ehin ile şeddedeceğiz ve ikinize bir sultan ca’l edeceğiz. İkinize vasıl olamayacaklar. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize ittiba’ edenler galip olanlardır.’ diye kavl etti.”

 

قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيْكُمَا بِآيَاتِنَا أَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ

قَالَ اتَّبَعَكُمَا

سَنَشُدُّ نَجْعَلُ يَصِلُونَ

سُلْطَانًا

الْغَالِبُونَ

عَضُدَكَ أَخِيكَ بِآيَاتِنَا

لَكُمَا إِلَيْكُمَا أَنْتُمَا مَنِ

بِ وَ وَ فَ لَا

2+3+2+3+4+2+3=19=16+2+1

قَالَ- اتَّبَعَكُمَا سَنَشُدُّ- نَجْعَلُ يَصِلُونَ- سُلْطَانًا الْغَالِبُونَ- بِآيَاتِنَا عَضُدَكَ- أَخِيكَ لَكُمَا- إِلَيْكُمَا أَنْتُمَا- مَنِ بِ-وَ فَ-لَا

QVL-TBG ŞDD-CGL VÖL-SLO ĞLB-EYY GWD-EPV LaKuMAv- EiLaYKuMAv EaNTuMAv-MaN Bi-Va Fa LAv

 

  1. Burada kavil eden kim?

Musa ile Allah karşılıklı olarak konuşurlar, bu konuşmalar anlatılırken قَالَ, قَالَ diye anlatılır. Araya وَ harfi konmaz. Musa konuşur, şimdi de Rabbi konuşuyor.

 

  1. Kime kavil eder?

Musa’ya kavil eder. Musa görevi yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu şeyleri görev verene arz eder. Şimdi görev veren onun isteklerine cevap verir.

 

  1. سَنَشُدُّ ‘deki سَ neyi ifade eder?

سَ şimdi değil de yakın zamanda anlamını taşır. Musa’nın görevi hemen başlamaz. Yoluna devam eder, Mısır’a varır, Mısır’da görev yaparken zorluklar içinde kalır. İşte Harun o zaman destek verir. Onun için سَ harfi gelir.

 

  1. “Teşdit edeceğiz” demiyor da “şeddedeceğiz” diyor, neden?

“Teşdit etmek” mevcut olan bir şeyi arttırmak anlamındadır. Tedriciliği ifade eder. Birden oluşma yerine zamanla güçlendirmeyi içerir. Şiddet ise birden oluşu ifade eder. Zamanla değil de birden güçlendirileceği için sülasi babını kullanır.

 

  1. عَضُد kelimesini inceleyiniz.

عَضُد bilek, يَد el demektir. İnsanın ince işleri yapabilmesi için kendisine verilen bir organdır. Beyin ile beraber çalışır. Gözle gördüklerini kâğıda aktarır. Herkes yapamasa da birçok ressam fotoğraf kadar net resim yapabilir. Dolayısıyla يَد kelimesi güçten çok mahareti ifade eder, becerikliliği ifade eder. عَضُد kelimesi elin daha çok gücünü ifade eder. 2 defa geçer. Burada mahareti değil de gücü ifade eder.

 

  1. بِهِ demez de بِأَخِيكَ der, neden?

Zamir yerine kelimeyi kullandığımızda o kelimenin manası önem kazanır. “Kardeşimle” demekle ‘senin kardeşin olduğundan dolayı onu sana katacağız’ anlamı çıkar. Burada güçlü olmanın yolunun kardeşlik olduğunu ifade eder. Nesep kardeşliği yanında gaye kardeşliği de kastedilir. Gayemiz bir olursa yollarımız ayrı olsa da sonunda birleşiriz. Gayemiz farklı olursa yollarımız aynı olsa da sonunda ayrılırız.

AK Parti’yle Saadet Partisi’nin yolları ayrıdır ama gayeleri birdir. Bugün ayrıdırlar ama yarın birleşirler. Milliyetçi Hareket Partisi ile AK Parti’nin yolları birdir ama gayeleri farklıdır, eninde sonunda birbirlerinden ayrılırlar.

Bu ayette kardeşlikten bahsedilir. Gayeniz birse siz birbirinize karşı olsanız da beraberliği sürdürmeniz gerekir. Gayeniz farklıysa, birbirinizin yakın dostu olsanız da işlerde beraberlik yapmayacaksınız.

AK Parti bunu değerlendiremedi. Aynı gayede olan insanları AK Parti’den uzaklaştırdı. Şimdi onları toplamaya çalışıyor. Yine de gayeyi değil de dostluğu ele almaktadır. Başarılı olamaz. Dost olsun olmasın gayede beraberlik varsa onunla iş birliği yapılmalıdır.

 

  1. أَشُدُّ demez de نَشُدُّ der, neden?

Allah doğrudan bu insanları güçlendireceğini, onları insanüstü varlıklar yapacağını söylemez. İlahi kanunlar içinde güçlendireceğini ifade eder. Sahirlerin kabul etmeleri, orduların denizde boğulması bunlardandır.

 

  1. سُلْطَانًا kelimesini inceleyiniz.

Salata, doğranmış sebze, sultan, halkına zorla söz geçiren hükümdar demektir. Örgütlenme demektir. Örgütün oluşturduğu güçtür. Bu güce hükmedene sultan denir.

Kur’an’da 3 boyutlu uzayın dışına çıkmak için sultana gerek olduğu ifade edilir. Yeryüzünden uzaklaşabilmek için de belli bir enerjiye ihtiyaç vardır. 3 boyutlu uzaydan 4 boyutlu uzaya geçebilmek için nasıl bir enerji gerektiği bilinmemektedir.

Burada sultan bir güç olarak ifade edilir. Bu güç çevrenin desteğidir. Çevre sizi desteklerse ve desteğini sürdürürse sizde bir güç oluşur, sonunda desteği kesilen taraf mağlup olmuş olur. Firavun desteğini kaybettiği için mağlup olur.

 

  1. لَكُمَا daki لِ harfi neyi ifade eder?

لَكُمَا daki لِ temliki ifade eder. Sultana malik olacaklardır. Memluk malikten ayrıdır. İnsan eve maliktir ama eline malik değildir. Mülkün özelliği devretme özelliğidir. Elinizi başkasına devredemezsiniz. O halde sultan insandaki bir özellik değildir. Sultan, mülk edinebilen ve başkasına devredilebilen bir şeydir.

 

  1. يَصِلُونَ kelimesini inceleyiniz.

وَصْل birbirine bitişik iki yapı, iki çardak demektir. فَصْل beraber olan iki şeyin birbirlerinden ayrılarak bitişik kalmalarıdır. وَصْل ise ayrı ayrı olan varlıkların birleşmeden bir araya gelmeleridir, bitişmeleridir.

“Size bir sultan vereceğiz. Sizin yanınıza gelip size zarar veremeyecekler” demiş olur.

55 senelik Akevler çalışmasında biz bunu hep yaşamışızdır. Bize yaklaşıp bizi yok etmek istedikleri durumlarda bizim elimizde olmayan olaylar cereyan etmiş ve bizim varlığımıza son verememişlerdir. Adil Düzen çalışanları bunu çok iyi bilmeli ve idrak etmelidirler. Kur’an’ın kendilerine verdiği emri eksiksiz ve korkusuz olarak yerine getirdiklerinde düşmanları onlara vasıl olamayacaktır, yanaşamayacaktır.

 

  1. يَصِلُونَ fiilinin faili kimdir?

Firavun ve meleidir.

Onlara karşı sultan verilir, o sultan sayesinde bir türlü onlara yanaşamazlar ve zarar veremezler.

Sermaye bir plan yapıyor, uygulayamıyor. 15 Temmuz böyledir. Erdoğan indirilecek yerine Kemal Derviş getirilecek veya başka birisi getirilecektir. Her şey ayarlanmıştır ama sonuç elde edememişlerdir. Beklenmeyen yerden, beklenmedik olay olmuş, bir astsubaya üst bir komutan emir vermiş,  “Bu elebaşı generali öldür” demiştir. “Şehit olacağını biliyorsun değil mi?” diye sormuş, astsubay “Biliyorum” demiş, sonunda öldürmüş ve şehit olmuştur. Ama bu sayede Sermaye Türkiye Devleti’ni eline geçirememiştir. AK Parti’nin geçmişini incelerseniz Allah’ın onu hep koruduğunu görürsünüz. Mahkemece tam kapanırken Halk Partili bir hâkim devreye girmiş ve bir oy farkı ile kapatılmamıştır.

 

  1. Musa’yla Harun’a nasıl vasıl olacaklar?

Musa ile Harun’a 2 şekilde vasıl olurlar. Onlarla tartışırlar ve tartışmada galip gelirler, çevredekiler de onlara uyarsa Musa ile Harun’a vasıl olmuş olurlar. İsrail oğullarının bunlardan desteğini çekmesi onların bunlara vasıl olması demektir.

55 senelik Adil Düzen çalışmamızda orduyu bizden uzaklaştırabilselerdi bize yanaşmış olurlar, gerekli zararı vermiş olurlardı. Oysa ne oldu? 55 senelik çalışmalarımızda başlangıçta ordu bize karşı gibi görünürken şimdi yanımızdadır. Bu birinci tür vasıldır.

Türkiye’ye bir asırdır uyguladıkları bir siyaset vardır. Türkleri Müslümanlardan koparmak temel gayeleri olmuştur. Lozan Anlaşması buna dayanır. Türklere, birçok İslam âlemine zulüm yapmışlar ama sonunda ne olmuştur? Türkiye İslam âleminin lideri haline gelmiş gerek siyasette gerekse dinde şeriata yönelen tek devlet haline gelmiştir.

İkinci vasıl ise yakalayıp hapse atmak veya öldürmek şeklinde olabilirdi. Allah Musa’ya bunun da olamayacağını bildirir. Gerçekten olmadı. Çünkü Firavun bunları hapsetse veya assa Mısır halkı Firavuna cephe alacak ve iktidardan indirecekti. Firavun ve meleine böyle ilham etti, o da korktu ve olması beklenenler olmadı.

Bugünkü durumumuz da budur. Şeriatsız akılla düşündüğümüzde Akevler’in başarıya ulaşması mümkün olmadığı gibi Türkiye’nin varlığını koruması da mümkün değildir. Türkiye dinsiz hale gelecekti. Ancak Allah onu bu hedeften vazgeçirecek olayları ortaya koymuş ve onlar Türkiye’ye vasıl olamamışlardır.

 

  1. بِآيَاتِنَا neyin mefulüdür?

بِآيَاتِنَا, الْغَالِبُونَ’nin mefulü olabilir. Siz ayetlerimiz ile galip geleceksiniz manasındadır. Musa’ya verilen iki mucizeyle ve diğer mucizelerle Firavuna galip gelmişlerdir. بِآيَاتِنَا, نَجْعَلُ’nun mefulü de olabilir. Yani siz ayetlerimizle sultanı elde edeceksiniz. Ayetlerimizin sağladığı güç ile size onlar yanaşamayacaklar. آيَاتِنَا kelimesi نَشُدُّ’nun da mefulü olabilir. O takdirde بِأَخِيكَ’nin bedeli olur. Bu ihtimal uzak ihtimaldir.

 

  1. آيَات burada çoğul gelir, kastedilen hangi ayetlerdir?

“İki ayet” demiyor da “ayetlerimiz” diyor. Bundan önceki surede 9 ayetten bahsedilir. Orada izah etmiştik. O ayetleri açıklayan bir risale de yazmıştık, kimse ilgilenmedi. Oysa orada 9 ayette bugün için çok önemli bilgiler ve işaretler vardır.

O günkü olaylara benzeyen olaylar bugün de cereyan eder. Bir zamanlar kuş gribi vardı. Bir zamanlar kene saldırısı vardı. Şimdi korona virüs saldırısı var. Hem de bir değil, peş peşe dizili sıra ile gelecek virüsler var. Böylece Sermaye ilaç fabrikalarını virüs aşısıyla çalıştırmayı planlıyor. Yanılıyor, virüsle ekonomisi mahvolan insanlık hangi güçle yaşayacak ve virüs aşısıyla aşı olacak?

Kur’an’da anlatılan 9 mucizenin bu virüslere çok benzerliği vardır.

9 mucize çalışmamızı tamamlamanız gerekmektedir.

 

  1. مَنْ kelimesi nekre gelir, neden?

Musa Peygamber, Firavun’dan İsrailoğullarının serbest bırakılmasını ister.

Mısır ekonomisi köle olarak çalıştırılan İsrailoğulları sayesinde ayakta durur. Onun için Firavun İsrailoğulları’nın gitmesini istemez.

Bugün de Sermaye’nin baskısıyla Türkiye’de belki 10 milyona varan kaçak işçi çalışır. Kovmak istiyoruz ama kovamıyoruz çünkü bizim ekonomimiz onlar sayesinde ayaktadır. Mısır’da da durum budur.

Mısır’da olan İsrail oğullarının hepsi Musa’ya tabi olmayabilirler. Onun için الَّذِي demiyor da مَنْ diyor. İsrail oğullarından olmayanlar da katılabilirlerdi.

Biz de 100 lojmanlı işyeri apartmanlarını yaptığımızda Kur’an’a inanan herkesin buralara taşınmalarını beklememeliyiz, Kur’an’a inanmayanları da hesaba katmalıyız, onlar da gelebilir. Semt Kooperatiflerinin özelliği her türlü insana ev ve işyeri temin etmesidir. Kendi aralarında anlaşanlar kim olursa olsun kendi semtlerinde rahatlıkla yaşayacaklardır.

 

  1. Galip gelecekler kimlerdir?

“Sen ve seninle beraber olanlar” diyor. Bunlar denizi geçen kimseler olacaktır.

İsrailoğullarından katılmayan olmuş mu? Katılanlardan İsrailoğlu olmayan var mı?

Şimdiki bilgimizle bilmiyoruz ama ayetlerde bunları açıklayan işaretler bulunacaktır. Yalnız buradaki مَنْ fiilen olmasa da hükmen her ikisi olmaktadır. Bizim semtlerimizde bu ayetin söyledikleri uygulanacaktır.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. QVL-TBG /تبع-قول

Toplulukta iki türlü beraberlik sağlanır.

Birisinde sözlerle anlaşmalar olur, topluluk sözlere uyar, uymayan olursa dışlanır ve böylece topluluk varlığını sürdürür.

Diğerinde ise söz değil, açlık veya silah zoruyla insanları beraber tutma mümkündür.

Silah ve Sermaye’nin zoruyla topluluk yaşar. İslam toplulukları ile Batı toplulukları arasındaki fark buradadır. Onlar zorla insanları bir araya getirirler. Biz ise kendi istekleriyle bir araya gelen insanları şeriata göre organize ederiz. Burada قَالَ ile اتَّبَعَ kelimesi yan yana getirilerek düzenimizin kavli olduğu ifade edilir.

 

  1. ŞDD-CGL/جعل-شدد

جَعْل mevcut olan bir varlığa fonksiyon yüklemektir. Diyelim ki derede bulunan çakılı alıp bina yaparsanız çakılı bina olarak ca’l etmiş olursunuz.

شَدّ ise zaten mevcut olan, görevli bulunan bir şeyin görevini arttırmaktır. Teksir, teşdit değildir. Teşdit sayılarını arttırmadan gücünü arttırmaktır, özelliğini arttırmaktır.

 

  1. VÖL-SLO/ سلط-وصل

وَصْل ‘ulaşmak, bitişmek’ demektir. سَلْط ise ‘ayırmak, uzaklaştırmak’ demektir.

سُلْطَان kelimesinin yapıcılığı yoktur, ayırıcılığı vardır. Ya da وَصْل kelimesinde zorlama yoktur, zorla bitiştirmiyorsunuz. Kendi arzularıyla bitişiyorlar. Sultan da saldırıcı değil savunucu bir özelliktir. Bu bakımdan وَصْل kelimesinin sultan/ سُلْطَان kelimesi ile bir yakınlığı vardır. Ancak dört boyutlu uzaya nasıl geçileceği hususunda bilgimiz olmadığı için bu yakınlığı daha fazla açıklayamıyoruz. Boyutu geçenler ileride açıklayacaklardır.

 

  1. ĞLB-EYY/ءيي-غلب

غَلْب üstün gelmek demektir, savaşta veya ticarette veya tartışmada. Ayet/ آيَة ise kanıt demektir, gerçekleri gösteren ifadeler demektir, bilim demektir. Galip gelmek için bilgiye ihtiyaç vardır. Bilmiyorsanız yenilirsiniz. Bilmek için de ona inanmak gerekir. Bir şeye inanmak demek sonuna kadar bütün gücünü onun için kullanmak demektir. Buna işaret edilir.

 

  1. GWD-EPV/ ءخو-عضد

عَضُد bilektir, maddi güçtür. إِخْوَان ise kardeşliktir, birliktir. Bir olmanın güçlü olma manasında olduğu herkes tarafından bilinir. Buna işaret edilir.

 

  1. LaKuMAv-EiLaYKuMAv/ إِلَيْكُمَا- لَكُمَا

لَكُمَا ‘sizin mülkünüzde’ demektir. إِلَيْكُمَا ise ‘size doğru’ demektir. Biz eşyaya hâkim oluruz, malik oluruz ama insana malik olamayız. Çevre bize malik olamaz. Ama bize yönelir ve bizde eşitlik içinde muamele görebilir. O halde genel kural şudur. İnsanlar eşyaya maliktirler ancak bu mülkiyetlerine birbirleriyle mübadele etmek suretiyle veya başka şekillerde değiştirmek suretiyle sahiptirler. Eşya memluktür; tek başına insanların değil, topluluğun memluküdür.  Kişiler eşyaları topluluk adına kullanırlar. Buna işaret etmektedir.

 

  1. EaNTuMAv-MaN/ أَنْتُمَا- مَنْ

أَنْتُمَا belli kişileri ifade eder, marifedir, topluluğu anlatır. مَنْ ise topluluğu değil de kişileri anlatmış olur. Herkes ayrı ayrı varlıktır ve davranışları vardır. İnsanın مَنْ ile özgür varlık olduğunu ifade eder. أَنْتُمَا ile ise topluluğun ferdi ifade edilmiş olur.

Topluluğun ikili anlaşmalarla başladığına işaret eder. Deneylerimizin sonunda birden fazla kişiyle anlaşma yapmanın doğru olmadığını görmüşüzdür. O nedenle prensip olarak biz önce bir kişiyle anlaşırız, sonra anlaşmamıza katılacak diğer ortaklar ararız. Böylece çoklu ortaklıklar oluşturmuş oluruz.

İşte buradaki مَنْ ile أَنْتُمَا anlaşmaların ikili olarak yapılması gerektiğini anlatır.

 

  1. Bi-Vaوَ-بِ/

Türkçede “ile” kelimesi vardır. “Ahmet ile geldim” derseniz وَ manasındadır.

“Bunu elimle yaptım” derseniz o zaman da بِ manasındadır. وَ ile بِ arasında bir ilişki vardır ki Türkçede aynı kelime ile ifade edilirler.  

 

  1. Fa –Lav/ فَ- لَا

لَا kelimesi atıf harfi olarak kullanılır. Kur’an’da وَلَا olarak kullanılır. فَلَا  kelimesi olarak da kullanılır. Her ikisinde de atıf vardır. Demek ki hükümleri de aynıdır. وَ den sonra gelen, وَ kuralları içinde menfileştirir. فَ den sonra gelen ise فَ kuralları içerisinde menfileştirir.

Burada önemli olan nokta şudur: لَا kelimesi yokluğu ifade etmez. لَا kelimesi menfi varlığı ifade eder.  رَجُلٌ لَا dendiği zaman mutlak olarak “Adam yok” demek değil, olması gereken bir yerde yok demektir. Olması gerektiği için varlığı vardır ama kendisi yoktur. Kendisinin negatifi vardır. Cebir ilmi buna dayanır.

Bu kavram sayesinde bugünkü uygarlık doğmuştur. -1 in karekökü yani yok olanın karekökü “i” harfi ile ifade edilir.  O sayılar sayesinde bugün trigonometrinin cebiri oluşmuştur. Yani olmayanın gerçek varlığı vardır ama yokun gerçek varlığı yoktur.

 

Öz Türkçe ile:

 “‘Kardeşinle bileğini güçlendireceğiz, ikinize bir yetki kılacağız. İkinize ulaşamayacaklar. İkiniz ve ikinize uyanlar kanıtlarımızla yenenler olacaksınız.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“‘A’dudunu ehin ile şeddedeceğiz ve ikinize bir sultan ca’l edeceğiz. İkinize vasıl olamayacaklar. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize ittiba’ edenler galip olanlardır.’ diye kavl etti.”

 

قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيْكُمَا بِآيَاتِنَا أَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ (35)

 

***

 

فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسَى بِآيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ (36)

 

FaLamMAv CAyEaHuM MUvSAy BiEAvYAvTıNAv  BayYıNAvTın QAvLUv MAv HAvÜAv EilLAv SıXRun MuFTaRan  Va MAv SaMıGNAv BiHAvÜAv FIy EAvBAvEiNav EavVaLIyNa

“Musa beyyine ayetlerimizle onlara ciet ettiğinde ‘Bu, iftira edilen sihirden başkası değildir ve evvelki babalarımızda böylesini sem’ etmiş değiliz.’ diye kavl ettiler.”

 

فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسَى بِآيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ

جَاءَهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا

بَيِّنَاتٍ سِحْرٌ مُفْتَرًى

مُوسَى آيَاتِنَا آبَائِنَا

الْأَوَّلِينَ

 

هَذَا هَذَا لَمَّا إِلَّا

وَ فَ مَا مَا بِ بِ فِي

3+3+3+1+(2+2+2+2+2+1) =10+10+1=16+4+1=21=3*7

قَالُوا- سَمِعْنَا جَاءَهُمْ- مُفْتَرًى بَيِّنَاتٍ- سِحْرٌ مُوسَى- الْأَوَّلِينَ  لَمَّا- إِ لَّا  وَ-فَ

QVL-SMG CYE-FRY BYN-SXR ESV-EVL EYY-EBV LamMAv-EilLAv Va-Fa

 

  1. فَلَمَّا ‘daki فَ neyi ifade ediyor?

Allah Musa’ya istediklerini de vereceğini anlatınca Musa yola koyulur. Mısır’a varmadan önce birtakım olaylar geçer. Kur’an onları zikretmez, hazf eder. Hazf ettiği cümleye atıf yapar. Peş peşe geldiğini ve araya başka bir iş sokulmadan aldığı emri yerine getirmeye başladığını ifade etmek için burada فَ gelir.

Burası önemlidir.

Toplulukta bir görev aldığınız zaman o görevi yerine getirmeye hemen başlayacaksınız. Araya başka işleri sokmayacaksınız. Eğer başka işleri sokacaksanız o görevi yüklenmeyeceksiniz, “Bunları yaptıktan sonra yapacağım.” diyeceksiniz. Görev veren bulursa o görevi başkasına havale eder. Bulamazsa, sonra imkân bulursanız ona gider, “Şimdi müsaitim.” der emir alabilirsiniz.  

Burada emirden bahsediyorum aslında söz verme de böyledir. Birisine söz verdiğinizde o sözü yerine getirmeye başlayacaksınız. Sözü yerine getirmeye başlayamayacaksanız söz vermeyeceksiniz.

 

  1. جَاءَهُمْ daki هُمْ zamiri neye işaret eder?

Firavun ve meleine işaret eder. Musa Firavuna varır ancak Firavun onu tek başına kabul etmez, melei ile beraber onunla muhatap olur. Bu sebepledir ki جَاءَهُ demez de جَاءَهُمْ der.

 

  1. Ayetlerimiz/ آيَاتِنَاneden بَيِّنَاتٍ ile getirilir?

Ayetler kesin bilgiye dayanarak verilmiş haberlerdir. بَيِّنَات ise kanıtlanmış haberlerdir. Bir levhaya bakarsınız levha size nereye gideceğinizi haber verir. Diyelim ki Konya’ya giden yolu Konya olarak gösterir. Ankara’ya giden yolu da Ankara olarak gösterir. Bir ajan gelir ve sizin yanlış yola gitmeniz için levhaları değiştirir. Konya’yı gösteren levhayı Ankara’yı gösterir yapar. Siz de şüphelenir, haritayı alıp çıkarırsınız, haritada o kavşağı bulursunuz, kavşağın orası olduğunu çevresini araştırarak öğrenirsiniz. Sonra da haritaya bakarsınız sağa gitmeniz gerekirken sola gideceğinizi söyler levha. İşte bu, levhanın doğru konmadığını gösterir ama bakarsınız ki kavşak gerçekten orasıdır. Haritada sağa gideceksiniz levha da sağı gösteriyor, işte bu بَيِّنَة olur. Levha ayettir, harita بَيِّنَة dir.

 

  1. بَيِّنَاتٍ neden nekredir?

بَيِّنَاتٍ haldir. Yani ayetlerin vasfı değildir. O an için o durumda kanıtlanmıştır. Vasıf değil de hal olduğunu göstermesi bakımından nekredir. Yani Musa’ya o anda kanıt olarak kullanacağı beyyineler verilecektir. Musa sopayı bıraktığı zaman yılan olmaktadır ama her zaman değil, sadece o halde yılan olacaktır.

 

  1.  بَيِّنَاتٍneden kurallı dişi çoğuldur?

Trafik benzetmemize devam edelim. Konya yoluna girdiniz. Haritanızda önünüze hangi kasabanın geleceği yazılıdır. Yaklaştınız ki kasabaya giriş levhası da haritanızdakinin aynısı ve bu Konya’ya varıncaya kadar böyle devam ediyor. İşte bunlar ayetlerdir. Tek başına bir tanesi değil de ayrı ayrı değil de birlikte sıra ile olmaları ayet teşkil eder. Onun için kurallı çoğul olarak gelir.

 

  1. قَالُوا daki çoğul و kimlere işaret eder?

Firavun ve meleine işaret eder. لَمَّا zarfının fiilidir.

 

  1. Kimlere derler?

Musa ile Harun’a derler. Yine burada da hazf vardır. جَاءَهُمْ مُوسَى وَقَالَ لَهُمْ cümlesi hazf olur. Musa ve Harun’un değil de sadece Musa’nın geldiği zikredilir. Demek ki ilk görüşmeyi yapan yalnız Musa’dır. Harun ile sonra görüşecektir.

Neden böyle yapmıştır?

Geldiğinde kardeşini bulamamıştır ve zaman kaybetmemek için ilk görüşmesini kendisi yapmıştır. Bu da çok önemli bir kuraldır. Bir şeyi kastettiğinizde, onu yapmaya giriştiğinizde karşınıza birçok engel çıkar. Kimilerini niyet ettiğiniz anda yapamazsınız, onu yapamadım diye diğerlerinden vazgeçemezsiniz. Yapabileceklerinizin tamamını gerçekleştirirsiniz. Sonunda olmayabilir ama orada karşılaştığınız zorlukları görmüş olursunuz. Yapamazsanız, sonuç elde edemezseniz ondan sonra iade edeceksiniz, nafile olsa da iade edeceksiniz ve eski hataları yapmayacaksınız. İade ederseniz birinci yaptığınız ve sonucunu alamadığınız fiiller değerlendirilmiş olur. Yapmazsanız heder olur.

Akevler’de belki 50’den fazla girişimimiz vardır. Onların bir kısmını erteledik ama unutmadık. Mesela bunlardan biri Adil Düzen partisini kurmaktır. Şartlar gerçekleşmediği için kurmuyoruz ama unutmuyoruz. Akevler çalışanları bu hususta dikkatli olmalıdırlar. Şeriatta her başlanmış işi bitirme farzdır. Bu olmuyor diye yarıda bırakmak yoktur. Sonuna kadar götürürsünüz, tecrübe kazanmış olursunuz, sonra da kaza edersiniz, tecrübenizi değerlendirmiş olursunuz.

 

  1. بِهِ demiyor da بِهَذَا diyor, neden?

Buradaki هَذَا beyyinat ayete işaret ediyor. Bu da kurallı dişi çoğuldur. هَا zamirinin gitmesi gerekir. Ancak bizim kabul ettiğimiz kuralda erkek çoğullara هَا zamiri gider. Dişi kurallı çoğullara هُ zamiri gider. Kurallı dişi çoğul bir sistemi gösterdiği için onu tek varlık kabul eder ve هُ zamiriyle işaret eder. Burada bu açık örneğiyle görülür.

Bu kuralı kabul etmeyen arkadaşlarımız vardır, buna ne diyecekler?

Buradaki هَذَا dişil çoğula gitmez. Burada قَوْل e işaret etmektedir. Zaten sonrasında evvelki atalarımızdan bunu işitmedik demektedirler. Bu da قَوْل e işaret ettiğinin delilidir. (Lütfi Hocaoğlu)

 

  1. سِحْرٌ kelimesini neden مُفْتَرًى ile sıfatlandırır?

Sihir kelimesi sıradan olmayan olaylar için kullanılır. Bazı sihirler vardır ki tekniğe dayanılarak gerçekleştirilir. Bazı sihirler ise aslı olmadığı halde o şekilde gösterilir. Bu ikinci tip sihirlere müftera/ مُفْتَرًىsihir denir. Türkçede buna gözbağcılık denir.

 

  1. مَا‘dan evvel neden وَ gelir?

Bu uydurulmuş bir sihirdir. Ancak “böyle sihirleri duymadık” diyorlar. Buradaki وَ hal Vav’ı değil, atıf Vav’ıdır. Bu sihirdir, ayrıca “Daha evvelkilerde bunları duymadık” derler. Böylece Musa’dan evvel onlara hitap eden peygamberin Mısır’a gelmediğini söylemiş olurlar ama Yusuf Peygamber daha önce Mısır’a gelmişti ancak Yusuf peygamber Mısırlıları dine davet etmemiş ve onlara tebliğde bulunmamıştır.

Evvela kendiniz oluşacaksınız ondan sonra tebliğ görevini yapacaksınız.

Millî Görüşçüler ile cemaatlerin yaptıkları hatalar bunlardır. Israrlarımıza rağmen kendileri olmadan, kendileri şeriata girmeden, onu bilmeden dünyayı şeriata davet ettiler. Oysa Yusuf İsrail oğullarını oluşturdu. Musa da Firavuna tebliğ yaptıktan sonra kavmini alıp götürdü. Şeriat düzeni ise ancak Musa’dan sonra kurulabildi.

 

  1. هَذَا ile işaret edilen nedir?

هَذَا ile işaret edilen beyyinat olan ayetlerdir. Musa ile Harun olsaydılar yahut Musa olsaydı إِلَّا سَاحِرٌ olurdu. مُفْتَرًى değil de مُفْتَرٍ olurdu.

 

  1. Onların ebleri kimlerdir?

Onların ebleri Mısırlılardır veya Firavun hanedanıdır. Firavun hanedanı olarak alınırsa Musa’nın Firavunu Yusuf’un hükümdarından gelen bir sülaleye mensup değildir demektir.

 

  1. الْأَوَّلِينَ sıfatını niye getirmiştir?

İnsanlar beraber yaşadıkları babaları veya dedelerini kutsal görmezler. Çünkü onlarla beraber yaşamışlardır. En başlangıçtaki atalarını takdis ederler.

Şimdi bizde de Mustafa Kemal hala tartışılmazdır. Oysa İnönü’nün Türkiye’ye yaptığı iyilikler Mustafa Kemal’den daha çoktur. Savaşta da Mareşal’in (Fevzi Çakmak) etkisi Mustafa Kemal’den fazladır. İstiklal Savaşı’nın başlatılması ise Kazım Karabekir’e aittir ama topluluk kendi varlığını ilk anne-babasına yükler ve onu kutsal hale getirir. İlk kurucular önemlidir.

Müslümanlarda da birinci ve ikinci asır Müslümanları tartışılmaz.

Burada marife olarak الْأَوَّلِينَ getirilmesi ilk babalarımız demektir.

 

  1. Topluluğu oluşturan geçmiş nedir?

Topluluk oluşmaya başladığı zaman, o topluluğu oluşturmamak için çevre harekete geçer. Birisi topluluğu örgütler ve savunmaya geçer. Yenilirse topluluk oluşmaz ama yenerse o topluluk oluşur. Böylece topluluğun varlığı o kimseye dayanmış olur. Ondan sonra gelenler kendilerini hep onun çocukları olarak görürler.

Mustafa Kemal’e Atatürk soyadını bu amaçla vermişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu, Selçuklular, Abbasiler hep bu kural içinde adlandırılmışlardır.

 

  1. Firavundan değil de هُمْ zamiriyle topluluktan bahseder. Onlar mı tekzip eder de Firavun uymak zorunda kalır yoksa Firavun tekzip eder de onlar uymak zorunda kalırlar? Bu soru bugün de sorulabilir ve cevaplandırılabilir.

Hadislerde bir hikâye vardır: Müslüman bir heyet Bizans İmparatoru’na tebliğe gider. İmparator bunları dinler, sorular sorar, sonunda der ki; Bu söyledikleriniz doğruysa Muhammed gerçekten peygamberdir. Sarayın erkânı ayağa kalkar. İmparatorun tahtı zaten elden gidecek, canı da tehlikeye girmiş olacaktır. Hemen taktiğini değiştirir. “Ben sizi imtihan etmek için öyle söyledim, sizin dininize sadık olup olmadığınızı yokladım.” der ve postu kurtarır.

Hükümdarların halka sözlerini hep geçireceklerini sanmak yanlıştır.

Peygamberler küçük cemaat oluşturmuşlar, önce onları eğitmişler, sonra da onları alıp başka yere taşımışlar ve dini böylece çevrelerine kabul ettirmişlerdir.

İlk şeriatı Nuh Peygamber getirmiştir.

İbrahim Peygamber ise şeriatı kavmilikten çıkarıp beşerileştirmiştir.

Bugün yeryüzünde mevcut dört büyük din vardır, İslamiyet, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Budizm. Bunların hepsi İbrahim’in şeriatındandır. Dört bin sene önce Nuh Peygamber’e uyarak oluşturduğu barış dini bugün varlığını korur. Oysa silahla oluşturulan komünizmin ömrü yüz sene bile sürmemiştir. Amaç silaha dayanmayan bir birliğin oluşmasıdır. Sonunda dünyaya öyle bir birlik hükmeder.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. QVL-SMG  سمع-قول/

قول ile سمع arasındaki ilgiyi açıklama, buna gerek duyulmayan bir açıklıktadır. Söyleyeceksiniz ve dinleyeceksiniz. Dinleyeceksiniz ve söyleyeceksiniz. Tüm insanlık buna dayanır. Her türlü anlaşma ancak söylemek ve dinlemekle olur. Tüm bilgiler söylemekle ve duymakla olur. İlim söylemek ve dinlemekle oluşur. Müminleri tarif ederken “onlar söylenenleri dinlerler” deniyor Kur’an’da.

 

  1. CYE-FRY فري-جيء/

جَاءَ ‘geldi’ manasında olduğu gibi bir şeyi yapmak manasına da gelir. Doğru söylemek manasına da gelir. جَاءَ بِالْحَقِّ denir ama جَاءَ بِالْبَاطِلِ denmez. İftira ise olmayan bir şeyi söylemektir. Hak ile gelmek doğru yapmak, doğrusunu söylemek olduğu gibi iftira yalan söylemektir, yalanla gelmektir. Bundan dolayı eşleştirilmiştir.  

 

  1. BYN-SXRسحر-بين/

“Beyan etmek” demek kanıtlamak demektir. “Sihir yapmak” demek kandırmak demektir. Türkçede iki kelime de aynı kökten gelir. Demek ki kanıtlamak ile kandırmak arasında böyle bir ilişki vardır. Bu ilişki üzerinde düşünmemiz gerekir.

 

  1. ESV-EVLءول-ءسو/

أُسْوَة örnek olmak demektir. Aynı zamanda ilk olmak demektir. Bir toplulukta birisi bir şeyi ilk yaptığı zaman insanlar genellikle karşı çıkarlar, ilgilenmezler ama genellikle bir şeyi yapmak istedikleri zaman çevrelerine bakarlar. Birisi yapmışsa onu taklit ederler. Zamanla kimse itiraz etmez. Sessizce kendiliğinden o toplulukta oluşur. Zaman geçtikçe insanlar ölür, o atalarının malı olur, ondan miras olarak aldıklarını kabul ederler ve topluluk için faili meçhul usve konusu olur. Bu iki oluşu karşılaştırmamız ve bunlara karşı ona göre davranmamız gerekir. Kötü evveller vardır, topluluk içinde yaygınlaşmıştır. Bunu nasıl tersine çevirebiliriz? Bunun için araştırma yapmamız gerekir. 100 lojmanlı semt kooperatifleri bunun için de gereklidir.

 

  1. EYY-EBV ءبو-ءيي

Ayet doğruları içeren söz ve davranışlardır. Doğan çocuk babasının yaptığı şeyleri ayet kabul eder. Hatta ileri yaşlarda da babasının söylediğini yapmak ister.

Kur’an yalnız Allah’a ibadet edilmesini, anne-babaya ise ihsan edilmesini emreder.

Aile eğitimiyle topluluğun eğitimi arasında her zaman çatışma vardır. Evde yaşananlarla okulda öğrenilenler arasında hep çelişki mevcuttur. Bundan dolayıdır ki Kur’an aile eğitimini temel alır. 5 vakit namaz kılarken aile içinde eğitim almış olur. Ona müdahale çocukta ikili kişilik oluşturur ve kendi gerçek kişiliğini bulamaz. Devlet çocukları tümüyle alıp eğitemeyeceğine göre bunu anne-babalarına bırakmalıdır. Ergin yaşa gelince çocuk çevrenin etkisiyle kendisine bir dünya kurar. Ona göre eş bulur ve yeni aile oluşur. Yeni aile demek yeni baba demektir. Dolayısıyla kamu erginlere etki eder, küçüklere karışmaz.

İşte, burada buna işaret edilir.

 

  1. LamMAv-EilLAv/ لَمَّا   إِلَّا-

لَمَّا iki olumsuzluğu ifade eder. إِلَّا ise bir olumlu bir olumsuz durumu ifade eder. Matematikten bildiğimiz bir kural vardır: Artı ile artının çarpımı artıdır, eksi ile eksinin çarpımı da artıdır, eksi ile artının çarpımı ise eksidir. Burada bu sonuncusuna misal verilir.   

 

Öz Türkçe ile:

“Musa onlara açıklanmış kanıtlarımızla geldiğinde onlar ‘Bu, uydurulmuş bir büyüden başkası değildir, önceki atalarımızdan böylesini duymadık.’ dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Musa beyyine ayetlerimizle onlara ciet ettiğinde ‘Bu, iftira edilen sihirden başkası değildir ve evvelki babalarımızda böylesini sem’ etmiş değiliz.’ diye kavl ettiler.”

 

 

فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسَى بِآيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ (36)

 

***

 

وَقَالَ مُوسَى رَبِّي أَعْلَمُ بِمَنْ جَاءَ بِالْهُدَى مِنْ عِنْدِهِ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ (37)

Va QAvLa MUvSAy RabBIy EaGLaMu BiMaN CAvEa Bi eLHuDAy MiN GıNDıHIy Va Man TaKUvNU LaHUv GAQıBaTu elDAvRı EinNAHu LAv YuFLıXu elJAvLıMUvNa

“Ve Musa ‘Rabbim indinden hüda ile kimin ciet ettiğini ve darın ukbasının kime olduğunu a’lemdir. Şöyle ki, zalimler iflah olmaz.’ diye kavl etti.”

 

وَقَالَ مُوسَى رَبِّي أَعْلَمُ بِمَنْ جَاءَ بِالْهُدَى مِنْ عِنْدِهِ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

قَالَ جَاءَ

تَكُونُ يُفْلِحُ

عِنْدِهِ

مُوسَى رَبِّي أَعْلَمُ عَاقِبَةُ

الْهُدَى الدَّارِ الظَّالِمُونَ

مَنْ مَنْ لَهُ إِنَّهُ

لَا مِنْ وَ وَ بِ بِ

2+2+1+4+ 3+2+2 +2+2+2= 22=16+4+2

قَالَ- جَاءَ تَكُونُ- يُفْلِحُ  مُوسَى- رَبِّي أَعْلَمُ- عَاقِبَةُ عِنْدِهِ-الظَّالِمُونَ  الْهُدَى- الدَّارِ  لَهُ- إِنَّهُ  لَا- مِنْ

QVL-CYE KVN-FLX ESV-RBB GLM-GQB GND-JLM HDY-DVR LaHUv-EinNaHUv LAv-MiN

 

  1. وَقَالَ de niye وَ harfi getirilmiştir?

Bundan önceki قَالَ nin faili Rab’dır. Sonra Musa Firavuna vardığında onlar Musa’nın sahir olduğunu söylemişlerdir. Musa onlara cevap olarak söylemeyip kendi kendine söyler. Onlara cevap olarak söylemediğinden dolayı وَ harfi gelir. Muhatap değişince وَ harfi getirilerek değişme ifade edilmiş olur. Başka bir şekilde de Musa onlara yani onun getirdiklerine “Bu sihirdir” diyenlere cevap verir ancak o cevap hazf edilir, cevaba ek olarak da bunlar söylenir. وَ harfi bundan önce hazf cümlesinin olduğuna işaret eder. Bakara’daki وَقَالُوا سَمِعْنَا ‘daki وَ gibidir.   

 

  1. Kavl edilenler kimlerdir?

Hazfı kabul edersek kavil edilenler Firavun ve meleidir. Hazfı kabul etmezsek, Musa kendi kendisine söylemiş olur. Yani onların söylemeleriyle kendisinde bir tereddüt uyanmaz. Bugün biz de Adil Düzen hakkında onlar ne derse desin kulak vermeyiz, onların ne dediğine bakmayız, Allah’ın ne dediğini öğrenmeye çalışırız.

 

  1. أَعْلَمُ ismi tafdil olarak gelir, başka bilenler de mi vardır?

Musa’nın karşısında olanlar Musa’yı eleştirirken, onun getirdiğini kabul etmezken kendilerine göre daha çok bilgilidirler, Musa ise onlar kadar bilgili değildir.

Musa onlara, “Ben bunları kendi bilgimle söylemiyorum, Rabbimin bana öğrettikleriyle söylüyorum. Dolayısıyla benim söylediklerim benim sözüm olmadığı için Rabbimin sözü olduğu için daha doğrudur.” der.

Biz de özellikle Millî Görüşçü ve Adil Düzenci oldukları halde bize kulak vermeyenlere diyoruz ki “Bizim söylediklerimiz Kur’an’dan öğrendiklerimizdir. Dolayısıyla sizinkinden daha üstündür, daha ilmidir. Gelin Kur’an’ı beraber tedris edelim, o zaman daha çok ilme yakın sonuçlara ulaşırız”.

 

  1. Başka hidayet getiren de mi var?

Evet, başka hidayet getiren var. Öyle iddia edenler var. Firavun ve melei bu kanaat içindedirler ve bunu iddia ederler.

Bugün de bizim karşımızda olanlar, bizim yanımızda olanlar hep bunu iddia ediyorlar. “Sizin söyledikleriniz Kur’an’a uygun değil, asıl bizim yaptığımız Kur’an’ın söyledikleridir. Biz ehli sünnet âlimlerine uyuyoruz. Siz onlardan daha iyi mi bileceksiniz?” diyorlar. Böylece bizim getirdiklerimizi ilmi bulmuyorlar. Biz de onlara diyoruz ki; bizden öncekiler de bizim gibi, sizin gibi birer insan idiler. Biz onları atmıyoruz, onların ne dediklerini öğreniyoruz, seminerlerimizde onların görüşlerini inceliyoruz. Lisanü’l-Arab’a ve Alusi’ye bakmadan hiçbir ayeti yorumlamıyoruz. Ancak bu yazarlar da bizim gibi sizin gibi bir insandır. Kendi sorunlarımızı onları dinledikten sonra kendimiz çözüyoruz. Siz ise “Biz ehli sünnetiz diyorsunuz ama onların yazdıklarını okuyacağınıza ve okutacağınıza Sermaye’nin ifsat programlarını okutuyorsunuz. Milli Savunma’dan daha çok bir bütçeyle Milli Eğitim ile Sermaye’nin küfrüne hizmet ediyorsunuz. Gelin beraber onları da öğrenelim, ne dediklerini bilelim. İslam âlimlerini de öğrenelim, onların ne dediklerini de bilelim. Sonra kendimiz düşünüp kendi sorunumuzu kendi aklımızla çözelim”.

İşte Musa da “Rabbim daha iyi bilir” ifadesiyle bunu anlatır.

 

  1. مِنْ عِنْدِهِ kelimesini neden zikreder?

Firavun ve melei kendi düzenlerini savunurken bunu kendilerinin icat ettiğini söylemezler. “Kâinatı var eden güneştir. Tanrı odur. Firavunun atası güneştir. Tanrının oğludur, onun söyledikleri kendi başına değil, tanrının ona öğrettiğidir.” derler. Bundan dolayı Musa onlara “Sizin de inandığınız Tanrı daha iyi bilir, beraberce görelim.” der.

Şimdi bizim karşımızda iki grup var. Birincileri “Tanrı yoktur, derin Sermaye’nin âlimlerinin söylediği kâinatın düzeni için doğru olandır.” derler ve bizim şeriatı öğrenmemizi yasaklarlar. Onlara bir diyeceğimiz yok ama bizim karşımızda olanların çoğu Tanrı’ya inanırlar, ahirete inanırlar, kitaplara inanırlar ama kitapları okumazlar, bizim okumamızdan dolayı da rahatsızdırlar ve seminerlerimize katılmama hususunda yakın arkadaşlarımızı da ikna ederler. Bizim bu arkadaşlardan beklediğimiz, bu şeytanın idlaline kapılmamalarıdır. Açıkça söylüyorum, Yenibosna’daki veya başka herhangi bir yerdeki Kur’an seminerlerine katılıp da sonra vazgeçenler irtidat etmişlerdir. Onların günahı hiç katılmayanlardan daha çoktur.

 

  1. “Darın akıbeti” ne demek?

الدَّار yurt demektir, عَاقِبَة ise yurdun gelecekte alacağı durumdur.

Musa onlara diyor ki; ben Rabbimin bana söylediklerine uyuyorum, ne olacağı hususunda benim bir planım yok, hatta bilgim bile yok. Ancak şunu biliyorum ki gelecekte sizin tacınız tahtınız yıkılacak, yerinde benim gittiğim yola katılanlar olacaktır.

Böyle oldu mu? Var mı şimdi Firavun meleinden baki kalanlar? Yok mu şimdi Musa’ya tabi olanlar? Bu semineri okuyoruz. Musa’nın yaptıklarını öğreniyoruz ve onu kendimize usve yapıyoruz.

Bugünkü Sermaye’ye ve iktidara aynı şeyleri biz söylüyoruz. Sizin tacınız tahtınız yıkılacak ve yeryüzüne Kur’an’ın, Tevrat’ın ve diğer ilahi kitapların şeriat düzeni hâkim olacaktır. Gelecek yıllar bunu gösterecektir. Bugün yaşayanların çoğu Sermaye’nin ve silahın arkasından gidenlerin denizde boğulduklarını ve şeriat düzeninin dünyaya hâkim olmaya başlayacağını göreceklerdir.

 

  1. إِنَّهُ‘daki هُ zamiri nereye gidiyor?

Buradaki هُ şan zamiridir. Yukarıda anlatılanlardan sonra genel kuralı söylüyor. “Gerçek olan şudur ki” demiş oluyor. إِنَّ gerçeğe, هُ ise olana delalet eder. Buradaki هُ zamiri genel hakikate işaret edip konuşmada, surede geçen herhangi bir kelimeye işaret etmez.  

 

  1. İflah/إِفْلَاح ne demektir?

فَلْح toprağın yarılmışı, çatlak toprak demektir. Tarlayı süren anlamında فَلَّاح kullanılır. Tarlayı sürmek onu ekin ekilecek hale getirmek demektir. “Felah bulmak” da olgunlaşıp işe yarar hale gelmek demektir.

فَلَاح Türkçede kullandığımız refah anlamındadır. Ekonomide bunu gün/saat ile tanımlıyoruz, bir kimsenin bir saat çalışmasıyla elde ettiği ürünün yaşatabildiği kişi sayısıyla ölçülendirilir. İnsanlar çalışırlar, çalışmalarının bir kısmıyla yaşarlar, arttırdıklarıyla da çocuklarını büyütürler ve o çocuklara iş ve mesken hazırlarlar.

Demek ki gün/saat ne kadar çok olursa o topluluk o kadar büyümeye ve çoğalmaya muktedir olur. Adil bir düzen gün/saati büyütür ve istikbal onların olur. Adil olmayan düzen gün/saati büyütemez ve gelecek onların olmaz. Batı’nın geliştirdiği teknoloji sayesinde gün/saatini çok büyütmüş olması gerekirken hala 10 milyar insanın belki 8 milyarı karnını zor doyuruyor ve borçlu olarak yaşıyor. Bugün borçlu olmayan devlet var mı?

 

  1. الظَّالِمُونَ kurallı erkek çoğul gelir, kimler kastedilir?

Batı düzeninde, Firavun düzeninde yöneticiler vardır, yönetilenler vardır. Yönetilenler karın tokluğuna çalışırlar, borçludurlar. Yönetenler ise israf ve sefahat içinde yaşarlar ve alacaklıdırlar. Yani zalimler vardır, mazlumlar vardır.

Sermaye ve silah hâkim durumda, halk ise yani üretenler ve tüketenler mazlum durumdadırlar. Musa Firavuna bu durumun devam etmeyeceğini söylüyor.

Biz de bugünkü Firavuna diyoruz ki; sömürü düzeninin, borç düzeninin devam etmeyeceğini, sonunda iflas edeceğinizi ve helak olacağınızı söylüyoruz. Tabiidir ki biz değil, Kur’an söylüyor. Biz Kur’an’ın sözcüsüyüz. Sizi biz değil Kur’an mağlup edecektir.

 

  1. إِنَّهُ‘den evvel وَ gelmez, neden?

إِنَّهُ bütün bu olayları açıklayan genel kural olduğu için وَ harfi gelmez. وَ harfi gelseydi kural sınırlı olurdu. O zaman bugünkü Firavunlar bu kuralın içine dâhil olmayabilirlerdi. وَ gelmediği için hitabın içinde bugünkü insanlar da vardır.

 

  1. Aşağıdaki kavramları inceleyiniz.
  1. QVL-CYE/ قول- جيء

قول sözleşme yapmak demektir, anlaşarak planlamak demektir.

جيء ise yapılan planı uygulamak demektir.

O halde proje yapacağız, sonra o projeye göre iş yapacağız ve ürünü, yaptığımız projedeki sözleşme ile bölüşeceğiz.

Akevler 50 senedir bunu yapmaya çalışmaktadır. 50 senedir bunu gerçekleştiremedi. Şimdi Yalova’da gerçekleştirme çabasındadır. Ne var ki bunun gerçekleşmesi için inanmış insanların Yalova’ya taşınmaları gerekmektedir. Bu senelerde inşallah gerçekleşecek, ayetin işaret ettiği planlı projeli iş mikroda gerçekleşecektir. Batıda planlı projeli iş yapılmakta ancak bunu büyük firmalar yapabilmektedir. Biz ise kooperatif içinde küçük firmalarda da bu ayetin istediği planlı projeli işletmeleri kurmak istiyoruz.

 

  1. KVN-FLX/ كون- فلح

كَوْن oluşu, فَلَاح ise sıkıntısız oluşu ifade eder.

Kur’an sıkıntısız yaşama düzenini kurmayı öğretir. Bu düzene geçme sıkıntılar içinde olur. Sıkıntı çekilir, refah düzenine geçilir. İnsanlar sıkıntısız bir hayata başlarlar, tembelleşirler, bozulurlar ve çökerler. Yeniden sıkıntılı çalışma ile sıkıntısız hayata geçerler. Bu dalgalanma sayesinde uygarlaşma meydana gelir. Sonra gelen uygarlık daha önceki uygarlıktan daha ilerde olur. Daha çok insan yaşamaya başlar ve daha çok insanın çalışabildiği alanlar açılır. Kur’an bunu “Bunlar, insanlar arasında müdavele ettiğimiz günlerdir/ dönemlerdir.” ayetiyle (وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ Ali İmran 3/140) ifade eder.

 

  1. GLM-GQB/ علم- عقب

عَلِمَ ‘Bildi’ demektir. Neyi bildi? Geçmişi öğrenirsiniz, ona dayanarak gelecekte olacakları bilirsiniz. Gelecek geçmişin akıbetidir. Gelecek geçmişin sonucudur. “İlim” ise geleceği bilmektir. Yarın saat 8’de güneş batacaktır. Bugünden bunu biliyorum. Bu ilimdir. Ben bu ilmi geçmişte bu mevsimde, bu saatlerde güneşin battığını öğrendiğim için biliyorum. O halde ilim sebep-sonuç ilişkisine dayanır, ayette buna işaret vardır.

 

  1. GND-JLM/ عند- ظلم

عِنْد insanın içinde kendisinde mevcut olan bilgiler ve varlıklardır. İnsan gerek bilgiyi gerek varlıkları dışarıdan elde ettikleriyle oluşturur. Yani عِنْد‘de olanlar alış-veriş sonunda oluşurlar. Eğer bu alış-veriş denge üzerinde yapılmazsa insan aldığı kadar vermeye, verdiği kadar da almaya çalışmazsa zulüm olmuş olur. “Adalet” kelime itibariyle denge demektir. İnsan öğrenecek ve öğretecek, üretecek ve tüketecek, bunların arasında dengeyi kuracaktır. Kurmazsa zulüm etmiş olur.

 

  1. HDY-DVR/ هدي- دور

Hidayet/ هِدَايَةdoğru yoldur. Hedefe götüren düzendir. Şeriat kurallarıdır. İnsanın hedefine varması, yolunu bulması için çevreyi gözetleyerek bir yolu takip etmesi gerekir.

دَوْر çevre demektir, daire demektir, aslında döngü demektir.

Matematikçiler bilirler, denge devre ile sağlanır. Su denizden yükselir, bulut olur, dağlara çarpar, kar ve yağmur olur, derelerden ve topraktan süzülerek tekrar denize varır. İşte böylece denge oluşmuş olur. Bu döngü olmasa sular kirlenir ve hayat olmaz.

O halde gaye nedir? Yani bizim nereye yol almamız lazımdır?

Döngüler kuracağız, her dönüşte bir şey artacak ve o bizim gayemiz olacaktır. Gayeye adım adım ulaşabilmemiz için çabamızı döngü içinde yapmamız gerekir. Bugün ilimler bu döngüyü bulma ve onu sağlıklı bir şekilde yürütme çabası içindedirler.

 

  1. LAv-MiN / لَا- مِنْ

لَا menfi edatıdır. Yok olmayı ifade eder. Gerek var olma gerekse yok olma bizim üç boyutlu uzayda bir varlıkla olur. ‘Hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan bir şey de yok olmaz.’ kuralı bugünkü ilimlerin temelini teşkil eder. Bir şey durup dururken yok olacaksa veya durup dururken var olabilecekse o zaman biz neyin ilmini yapacağız.

İşte مِنْ ve لَا var olmak için var ediciye ihtiyaç olduğu gibi yok olmak için de onu yok edenin var olması gerektiğini de gösterir. Bugünkü müspet ilimler buna dayanır.

Buna dayanarak diyoruz ki, ruh vardır, o halde yok olmaz. Ölüm ruhun yok olması değil bedenden ayrılmasıdır. Beden toprak olur, ruh da bedensiz kalır ama varlığını sürdürür. Ahiretin varlığına bir numaralı delil budur.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Musa ‘Yetiştiricim kendisinden kimin doğrusunu getirdiğini ve yurdun sonunun kimin olacağını en iyi bilendir. Zalimler yol bulmaz.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Musa ‘Rabbim indinden hüda ile kimin ciet ettiğini ve darın ukbasının kime olduğunu a’lemdir. Şöyle ki, zalimler iflah olmaz.’ diye kavl etti.”

 

وَقَالَ مُوسَى رَبِّي أَعْلَمُ بِمَنْ جَاءَ بِالْهُدَى مِنْ عِنْدِهِ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ (37)

 

***

 

GENEL YORUM

Bu ayetlerde Musa’nın kıssasıyla görevlendirmenin nasıl yapılacağı anlatılır. Nelerdir bunlar?

Görevlendirmeden kastımız, ortaklık sisteminde emretme şeklinde değil anlaşma şeklindedir. İki kişi bir satış anlaşmasını yaptıkları zaman birbirlerini görevlendirirler. Malı satan malı teslim etmekle görevli olur. Malı satın alan parasını ödemekle görevli olur. Bir yetkilinin başka birisini görevlendirmesi de bu anlamdadır. Allah Musa’yı muhatap almış ve ona görev vermiştir. Yani Musa ile anlaşma yapmıştır. Zaten Kur’an’da onlardan misak almıştı diyerek sözleşme yaptığını ifade etmektedir.

Allah önce kendisini tanıtmıştır. Kim olarak sözleşme yaptığını Musa’ya bildirmiştir? Musa O’nun Rab olduğunu kabul etmiş ona göre dinlemeye başlamıştır. Bir işveren de o işi vermeye yetkili olduğunu beyan edecektir.

Eskiden küçük topluluklarda herkes birbirini tanıdığı için bu beyanın şifahi olarak yapılması yeterli sayılmıştır. Şimdi ise birbirini tanımayan kimseler arasında anlaşma yapılacağı için teklif edenin kendisini tanıtması gerekmektedir. Bundan önce kişiye verilen mühürlü bir belge bu işe yeterliydi. Bugün ise o belgeleri sahte olarak tanzim etmek bugünkü teknolojiyle mümkün olduğu için belge ibraz etme yeterli değildir.

İşte bunun için biz ortaklık muhasebesini kurmaya çalışıyoruz. “Ben buna yetkiliyim” diyenin muhasebe kayıtlarına giriyoruz ve onun yetkili olup olmadığını görüyoruz. Bugünkü teknoloji ile bunu yapmamız çok kolaydır ama yapamıyoruz.

Şimdi Musa kıssasını okurken hemen ilk anda Akevler muhasebesi karşımıza çıkıyor.

Kıssayı baştan itibaren, Kur’an’ı baştan itibaren okuyacaksınız Kur’an’ın uygulamasını bugünkü teknolojik imkânlar içinde nasıl yapacağımızı düşüneceksiniz. Kur’an’ın tefsiri demek işte bu demektir. Yalnız kelimelerle değil fiilen yorumlayacaksınız.

Akevler 50 senedir bunu yapma çabasındadır.

Bülent Ecevit Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada Adil Düzen’in İslam Düzeni olduğu ve Türkiye’de İslam Düzeni’ne sahip çıkan tek çalışma olduğu tespit edilmiştir.

Yenibosna’da çalışmalarımıza katılıp bizden ayrılan gençlere bunu hatırlatarak bu seminerin açıklamalarına burada son veriyorum.

 

 

1102. SEMİNER LÜGATI

NO

Kelime

Vezin

Kök

Açıklama

  1.  

آبَاءِ

أَفْعَالِ

ءبو

بَاب kapı demektir. Kapıyı tutturmak için konan direğe ebebe denmiş, sonraları çatıdaki ana direkler için kullanılmıştır. أَبAilenin direği anlamında, babanın adı olmuştur. Sonra baba kelimesi Arapçanın dışındaki dillerde de ata anlamında kullanılmaktadır. Türkçedeki bile ve ile de olduğu gibi ب harfi ء’ ye dönüşmektedir. Arapçada أَب olmuştur. Oluşmaya sebep olan kimselere veya hayvanlara baba denmektedir. وَالِد  öz babadır. أَب ise atalardır, baba ve dedeler anlamındadır. Kur’an’da ءبو 117, ءبي 13 defa geçer. Toplam 130 (2*5*13) eder. ء  gücü, ب  geçidi, و  beraberliği ifade eder.

  1.  

أَخِ

فَعْلُ

ءخو

Hayvanları bağladıkları ipin iki ucuna konmuş kazıklardan her birine آخِيَّة  denir. Sonra aynı anneden veya aynı babadan doğmuş kimseler أَخ  olarak adlandırılır. Kur’an’da dinde kardeşlik tabiri de geçer. ء  gücü, خ  çökmeyi, و  beraberliği ifade eder.

  1.  

مُوسَى

مُفْعَلُ

ءسو

أُسَاوَة yaralılara sürülen merhemdir. Tedavi etme anlamını kazanır. Sonraları örnek alınacak insanlara أُسْوَة denir. Kur’an’da ءسف ءسو 5 3 defa geçer. Toplam 8 (23) eder. ء gücü, س mekânda diziyi, ف kopmadan ayrılmayı, و bağlantıyı ifade eder. مُوسَى kelimesi أُسْوَة’den türetilmiş bir kelimedir. مُوسَى kelime olarak أُسْوَة (örnek) kılınan manasındadır yani örnek olarak yetiştirilmiştir.

  1.  

الْأَوَّلِينَ

الْفَعَّلِينَ

ءول

آلَة kaldıraç demektir. Bir şeyi çevirmek için altına sokulup çevirmeye yarayan sırık anlamındadır. Sonra çevirmek fiili olarak آلَ denmiştir. Başa döndürmek için kullanılmaya başlanmış, sonra da ,أَوَّل آخِر karşıtı olmuştur, yani başlangıçtır. Kur’an da 170 defa geçer. ء gücü, و beraberliği, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

آيَاتِ

فَعَلَاتِ

ءيي

أَوْيَة kuş yuvası demektir. Türkçedeki “yuva” kelimesi de buradan gelir. Sonra و harfi ي’ye dönüşüp أيي olmuştur. Yüksek yerlerdeki yapılar, işaretler ayettir. Türkçedeki ay da buradan gelmiş olabilir. آيَة işaret, alamet, delil demektir. Başına أَ harfi getirilirse “Delil mi? Hangi delil?” anlamlarına gelir. Sonraları ismi mevsul olarak veya soru edatı olarak “hangi” anlamında أَيُّ kullanılmaya başlanmıştır. أَيَّانَ“ أَيُّ آن” demektir. حَان su kenarındaki konaklama yeridir. Hayvanlar belli saatlerde buraya gelip su içerler. Bu esnada bunların sütü sağılır. حَانَة mastarı develerin suya gelmesi zamanının yaklaşması demektir. Sonra حِين  herhangi bir işin yapılması için ayrılan zaman olmuştur. Sonra ح  düşmüş آن  olmuş. Şimdiki zaman için kullanılmaya başlanmıştır. ء güç, ي kolaylık demektir.

  1.  

بَيِّنَاتٍ

فَعِّلَاتٍ

بين

بَيْن topraktaki yarık demektir. بين Kur’an’da 523, بور 5 defa geçmektedir. Toplam 528 (24*3*11) eder. ب geçiş, ي kolaylığı, düzlüğü, ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

اتَّبَعَ

افْتَعَلَ

تبع

تَبِيع inek yavrusu, dana demektir. Dana annesinin yaptığını yapar, peşinden dolaşır, buradan tabi olmak anlamına gelmiştir. ت düzendir, görünüşte düzen değil, fonksiyonda düzendir, dağınık ama düzenli. ب geçidi, ع etkiyi ifade eder.

 

  1.  

نَجْعَلُ

نَفْعَلُ

جعل

جِعَال ele pisliğin veya sıcaklığın bulaşmaması için tutulan deri veya bez parçası demektir. Sonraları kılmak anlamında kullanılır. Kılma ile yapma arasındaki fark, yapmada yeniden var etme, ca’lde ise var olan bir varlığı yeni bir işe koymak anlamı taşır.  ج toplanmayı, ع etkiyi, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

جَاءَ

فَعَلَ

جيء

جَيْأَة yağmur sularının toplanıp biriktiği yerdir. Sonra ciyetsiz olarak gelmek anlamına gelmiştir.   Suyun toplandığı çukur demektir. Gelmek anlamındadır. أَتْوَة  kanaldan gelen sudur. Bir yönden gelmesi kastedilirse أَتَى kullanılır, yönü belirsizse جَاءَ  ile anlatılır. ج  cazibeyi, ي  kolaylığı, ء gücü ifade eder. أَتَى bir yönden gelmek, جَاءَ her yönden ortaya çıkma demektir

  1.  

أَخَافُ

أَفْعَلُ

خوف

خَافَة korkulduğu zaman saklanmak için takınılan maske benzeri şeylerdir. خَوْف  gelecek bir tehlikeyi önceden sezmektir, ondan kaçmaktır. خ çökmeyi, harap olmayı, و beraberliği, ف  kopmadan ayrılmayı ifade eder.

  1.  

الدَّارِ

الْفَعَلِ

دور

دَار etrafı çevrili yer demektir. Devr etmek mastar olarak devretmek şeklinde kullanılmıştır. Türkçedeki duvar kelimesi de buradan gelmiştir. Çevre daire demektir. Kur’an’daدور 5, طور 22 defa geçer. Toplam 66 (2*3*11) eder. دçeperi çevreyi, و beraberliği, ر tekrarı  anlamındadır.

  1.  

رَبِّ

فَعْلِ

ربب

رَبْوَة tümsek demektir. Çöllerde tümseğe benzeyen yer yer serpilmiş ağaçlıklara da رَبْوَة  denir. Sonra yavaş yavaş gelişme karşılığı kullanılır. Birden oluş “hilkat” ile buna karşılık evrimle gelişmeler rabvet ile ifade edilir. ربب  kökü de ربو’den dönüşür. Terbiye kelimesi bunlardandır. Türkçe olarak “yetiştiren” veya “yetiştirici” olarak tercüme edilir. Kur’an’da ربب  981, رمي  9 defa geçer. Toplam 990 (2*32*5*11) eder. ر  tekrarı, ب  geçidi ifade eder.

  1.  

رِدْءًا

فِعْلًا

ردء

رِدْء dayama, destek demektir. Payanda, dayamadır. Kur’an’da ردء 1, ردد 59 defa geçer. Toplam 60 (22*3*5) eder. ر tekrarı, د çevreyi, ء gücü ifade eder.

  1.  

أَرْسِلْ

أَفْعِلْ

رسل

رِسْل Saçak demektir. Salmak fiiline dönüşmüştür. “Haber saldı” da olduğu gibi bir kimseye bir adamı göndererek ona haber ulaştırmaya irsal denir. عَلَى harfi ceri ile kullanıldığı zaman irsal askeri birlikleri göndermek anlamına gelir. رسل Kur’an’da 513, ردد 59 defa geçer. Toplam 572 (22*11*13) eder. ر tekrarı, س mekânda diziyi yani sıralanmayı, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

سِحْرٌ

فِعْلٌ

سحر

سُحَارَة Kesilmiş koyunun akciğeri demektir. Bununla büyü yapmış olmalarından dolayı سِحْر denmiştir. Sabahın alaca karanlığı ciğere benzediğinden dolayı سَحَر denmiştir. سحر Kur’an’da 63, سحل ise 1 defa geçmektedir. Toplam 64 (26) eder. س mekânda diziyi, ح hareketi, ر tekrarı ifade eder.

  1.  

سُلْطَانًا

فُعْلَانًا

سلط

Salata, doğranmış sebze demektir. Sultan, halkına zorla söz geçiren hükümdar demektir. Örgütlenme demektir. Örgütün oluşturduğu güçtür. Bu güce hükmedene sultan diyorlar. Kur’an’da سلط 39, سلس 3 defa geçer. Toplam 42 (2*3*7) eder. س mekânda diziyi, ل belirliliği, ط uyumluluğu ifade eder.

  1.  

سَمِعْنَا

فَعِلْنَا

سمع

سَمْع  kapları doldurduktan sonra içindekilerini taşımak için elimizin tuttuğu yer, kulp. Kulak ona benzetildiği için işitmek anlamına fiil olmuştur. Türkçede işitme ile duyma arasında fark vardır ve iki kelimeyle ifade edilir. Arapçada bu farkı belirleyen kelime istihzan izin isteme veya kulak verme manasına gelir. س mekânda dizi yani sıralamayı, م enginliği, ع etkilemeyi ifade eder. سمع  Kur’an’da 185, سمي  71 defa geçmektedir. Toplam 256 (28) eder.

  1.  

نَشُدُّ

نَفْعُلُ

شدد

شَدّ sicim bağıdır. شَدِيد bağlı demektir. Kur’an’da  شدد102 defa geçmektedir. ش ani sıçramayı, د çeperi, çevreyi sınırlamayı ifade eder.

  1.  

يُصَدِّقُ

يُفَعِّلُ

صدق

Fındığı kırdığınız zaman ya dolu çıkar ya boş çıkar; dolu çıkana صِدْق, boş çıkana كِذْبdenir. “Sadakât” demek, beklendiği gibi olmak demektir. Erkek bir kadın ile evlendiği zaman, kadın ona sadık kalacağına yani başka erkeklerle birleşmeyeceğine söz verir. Bu davranış onun sadakatidir. Bu sadakatine karşılık mihr alır. Diğer taraftan erkek de ona nafakasını temin edeceğine, koruyacağına ve boşamayacağına söz verir. صَدُقَة  kocaların eşlerine sadakat karşılığı verdikleri mihridir. Topluluğun başkana olan sadakatini göstermek için verdikleri vergidir. صدق  Kur’an’da 155, صدع  ise 5 defa geçer. Toplam 160 (25*5) eder. ص  direnci, د  çevreyi, ق  kuvveti ifade eder.

  1.  

الظَّالِمُونَ

الْفَاعِلُونَ

ظلم

ظَلْم sırasında çıkmayan diş. Bir şeyin yerine konmaması zulümdür. Her şeyin yerli yerine konması عَدْل’dır. ظُلْم  karaltı demektir. Sonra karanlık anlamına gelmiştir. Nurun zıddıdır. Zulmetmek bir şeyi uygun olamayan yere koymak demektir. Sel kalıntıları zulümdür. Kur’an’da ظلم 315, ظلل ise 33 defa toplam 348 (22*3*29) eder. ظ karanlığı, ل belirliliği, م maddeyi ifade eder.

  1.  

عَضُدَ

فَعُلَ

عضد

عَضُد bilek demektir. Kur’an’da 2 defa geçer. ع üstünlüğü, etkiyi, ض katlamayı, د çeperi, çevreyi sınırlamayı ifade eder.

  1.  

عَاقِبَةُ

فَاعِلَةُ

عقب

عَنْكَبُوت  örümcektir, عَاقِبَةُ  yumru, عَقِب  topuk demektir. Ayağın topuğudur. Takip etmek, arkasından gitmek, kovalamak veya kovalanmak anlamlarına gelir. ع üste gelmek etki etmek anlamına gelir. ق  kuvveti, ب  geçidi ifade eder.

  1.  

أَعْلَمُ

أَفْعَلُ

علم

عَلَم dağın sivri noktası demektir. İnsanlar o tepeye bakarak bulundukları yerleri belirlerler. Sonraları yeryüzü beyler arasında bölüşülünce, her bey hâkim olduğu çevrenin tepesine o çevrenin kendisine ait olduğunu belirleyen işaret koymuştur. Buna “alem” denir. Bugünkü bayrak o dönemin geleneği olarak devam eder. عَرَفَة üstü düzlük dağ veya yayla demektir. İnsanlar ilk zamanlarda burada yıllık veya daha kısa zamana ait toplantılar yaparlardı ve birbirleri ile tanışırlardı. عَرَفَة (Arafat) kelimesi buradan gelir. Hala orada toplanılır. عِلْم varlıkları sınırlamak suretiyle tanımlamak ve aralarındaki ilişkileri riyazi bir şekilde belirlemektir. مَعْرِفَة ise varlıkları diğerlerinden ayıracak özellikleri ile belirlemektir. ع etkiyi, ل belirliliği, م enginliği ifade eder.

  1.  

عِنْدِ

فِعْلِ

عند

عَانِد yulara gelmeyen devedir. Fikirlere karşı yanlış üzerine direnen kişiye عَنُود denir. Bile bile aksini iddia eden kimse demektir. كَاجِر daha çok fikirde direnen, عِنَاد ise daha çok fiilde direnen kişidir.  Bu anlamdan “inde“ insanın iç düşünce yapısı anlamına gelir.

Kur’an’da عند 201, حرض 3 defa geçer. Toplam 204 (22*3*17) eder. ع üstünlüğü, etkiyi, ن belirsizliği, د çeperi ifade eder.

  1.  

الْغَالِبُونَ

الْفَاعِلُونَ

غلب

غُلْب, غَلْبَاء bahçenin etrafına dikilen ağaçlara denir. Yenmek anlamındadır. Kur’an’da غلب 31, غلم 13 defa geçer. Toplam 44 (22*11) eder. غ değişmeyi, ل belirliliği, ب geçidi ifade eder.

  1.  

مُفْتَرًى

مُفْتَعَلٌ

فري

İftira etmek olmayan bir şeyi zihinde oluşturmak demektir. Kur’an’da 60 defa geçer. ف kopmadan ayrılmayı, ر tekrarı ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

أَفْصَحُ

أَفْعَلُ

فصح

فَصِيح Açık anlaşılır şekilde konuşmadır. Kur’an’da فصح1, فسح 3 defa geçer. Toplam 4 (22) eder. ف kopmadan ayrılmayı, ص dayanıklılığı sağlamlığı, ح hareketi ifade eder.

  1.  

يُفْلِحُ

يُفْعِلُ

فلح

فَلْح toprağın yarılmışı, çatlak toprak demektir. Tarlayı süren anlamında فَلَّاح kullanılmıştır. Tarlayı sürmek onu ekin ekilecek hale getirmek demektir. “Felah bulmak” da olgunlaşıp işe yarar hale gelmek demektir. Kur’an’da 40 defa geçer. ف kopmadan ayrılmayı, ل belirlemeyi, ح hareketi ifade eder.           

  1.  

قَالُوا

قَالَ

فَعَلُوا

فَعَلَ

قول

قَوْل Birlikte bir iş yapan kimselere, belli bir sesle kumanda eden kimsenin adından gelişmiş bir kelimedir. Bu sesten kinaye olunur. Kelamdan farkı bağlayıcı olmasıdır. Türkçedeki “söz” kelimesi de böyledir. O halde burada “söyledi” olarak tercüme edilir. ق dayanma kuvvetini, و beraberliği, ل belirliliği ifade eder.

  1.  

يُكَذِّبُوا

يُفَعِّلُوا

كذب

كِذْب kumaşın boyanmasında kullanılan bir çeşit boya, kumaşın hakiki yapısını saklar. Madenlerin altınla kaplanmasına da “kizb” denir. Kişinin içini saklayarak inanmadığı şeyi söylemesi kizbdir. Arapçada yalanla yanlış aynı kelime ile ifade edilir. Ama kizb bildiklerinin ve inandıklarının aksine konuşmaktır. Arapçada tekzib iki manaya gelir; yalanlamak, yanlışlamak. ك oluşmayı, ذ işareti, ب geçidi gösterir.

  1.  

تَكُونُ

تَفْعُلُ

كون

كَوْنtepe demektir. بَيْن’in karşılığıdır. Bunlara mukabil düz olan yere ise هَوْن denir. كَانَ tepe manasından yararlanılarak “olmak” fiilini oluşturur. هَوْن yokluğu bildirir, uzaktaki veya görünmeyen anlamındadır. بَيْن insanın kendisini bildirir. كَوْن de ortada olan, görünen anlamındadır. Oluşu ifade eder.  لَمْ يَكُنْ “olmadı” veya “yok” anlamınadır. كَانَ ise “oldu” veya “-dır” anlamına gelir. ك oluşu, و beraberliği, ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

لِسَانًا

فِعَالًا

لسن

لِسَان dil demektir. لسن Kur’an’da 25, رشد 19 defa geçer. Toplam 44 (22*11) eder. ل belirliliği ifade eder. س mekânda diziyi yani sıralanmayı ifade eder. ن belirsizliği ifade eder.

  1.  

مَعَ

مَعَ

مع

أَمْعَاء bağırsakları ifade eder, birbirleriyle dolanmış sarmaşık gibi varlıklardır. م  enginliği, ع üstünlüğü, ي kolaylığı ifade eder.

  1.  

نَفْسًا

فَعْلًا

نفس

نَفْس Dibağlamada kullanılan palamut, meşenin bir meyvesidir. Boyacılıkta da kullanıldığında eşyayı güzelleştirir, çürümekten ve paslanmaktan korur. Bu şekilde boyanmış veya dibağlanmış eşya veya deriye nefis yani kıymetli ve değerli bir eşya denir. Nefs, ruhun bir boyası, görüntüsü anlamında kişiliği ifade eder. Kimse anlamındadır. Ruh bedenle ilişkisini nefs ile kurar. Beden de ruh ile ilişkisini hayatla kurar. Kâinatta her şey çift yaratılmıştır. Çiftlerin birbirleri ile ilişki kurma özellikleri vardır. Ruhla beden arasındaki ilişkiyi de nefs kurar. Kur’an’da نفس 298 defa geçer. ن belirsizliği, ف kopmadan ayrılmayı, س mekanda diziyi ifade eder.

  1.  

الْهُدَى

الْفُعَلِ

هدي

هَدِيَّة  insanların görüşmeden evvel görüşmek isteklerini belirtmek için gönderdikleri değerli eşyadır. Hacca gitmeden evvel Mekke’ye gönderilen kurbanlık hayvanlara da هَدْي  denir. Hediye götürüp haber getiren kimseye هَادِي  denmiştir. Sonraları “hidayet” yol göstermek veya yola götürmek anlamında mastar olmuştur. ه  boşluğu, د  çevreyi, ي  kolaylığı ifade eder.

  1.  

هَارُونُ

فَاعُولُ

هرن

قرن kökünden dönüşmüştür, eşdeş demektir. Harun Musa’nın eşdeşidir. Birlikte görev yapmışlardır. هرن kökü همن ile akrabadır.  رن eşleşmesi vardır. ه görünmezliği, ر tekrarı, ن belirsizliği ifade eder.    

  1.  

يَصِلُونَ

يَفْعِلُونَ

وصل

وَصْل birbirine bitişik iki yapı, iki çardak demektir. Kur’an’da 12 defa geçer. و beraberliği, ص dayanıklılığı, ل belirliliği ifade eder.

 

***

 

İstanbul, Yenibosna; 06 ŞUBAT 2021

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan Adil Düzen Çalışanları:

AYŞE AYDIN

Yazar REŞAT NURİ EROL

Ecz. TAYİBET ERZEN

Doç. Dr. SÜLEYMAN AKDEMİR

 

***

 

 

 

 

 

 

 

 

 






Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1130
En'âm Suresi Tefsiri 77-79. Ayetler
21.08.2021 770 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1129
En'âm Suresi Tefsiri 74-76. Ayetler
14.08.2021 503 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1128
En'âm Suresi Tefsiri 72-73. Ayetler
7.08.2021 472 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1127
En'âm Suresi Tefsiri 71. Ayet
31.07.2021 142 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1126
En'âm Suresi Tefsiri 66-70. Ayetler
24.07.2021 275 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1125
En'âm Suresi Tefsiri 61-65. Ayetler
17.07.2021 207 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1124
En'âm Suresi Tefsiri 52-55. Ayetler
10.07.2021 190 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1123
En'âm Suresi Tefsiri 45-51. Ayetler
3.07.2021 206 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1122
En'âm Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
26.06.2021 231 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1121
En'âm Suresi Tefsiri 35-39. Ayetler
19.06.2021 260 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1120
En'âm Suresi Tefsiri 31-34. Ayetler
12.06.2021 245 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1119
En'âm Suresi Tefsiri 26-30. Ayetler
5.06.2021 276 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1118
En'âm Suresi Tefsiri 20-25. Ayetler
29.05.2021 306 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1117
En'âm Suresi Tefsiri 13-19. Ayetler
22.05.2021 294 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1116
En'âm Suresi Tefsiri 7-12. Ayetler
15.05.2021 316 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1115
En'âm Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
8.05.2021 292 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1114
Kasas Suresi Tefsiri 86-88. Ayetler
1.05.2021 291 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1113
Kasas Suresi Tefsiri 83-85. Ayetler
24.04.2021 324 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1112
Kasas Suresi Tefsiri 79-82. Ayetler
17.04.2021 348 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1111
Kasas Suresi Tefsiri 76-78. Ayetler
10.04.2021 360 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1110
Kasas Suresi Tefsiri 72-75. Ayetler
3.04.2021 314 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1109
Kasas Suresi Tefsiri 68-71. Ayetler
27.03.2021 686 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1108
Kasas Suresi Tefsiri 61-67. Ayetler
20.03.2021 358 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1107
Kasas Suresi Tefsiri 57-60. Ayetler
13.03.2021 390 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1106
Kasas Suresi Tefsiri 52-56. Ayetler
6.03.2021 427 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1105
Kasas Suresi Tefsiri 47-51. Ayetler
27.02.2021 459 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1104
Kasas Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
20.02.2021 447 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1103
Kasas Suresi Tefsiri 38-42. Ayetler
13.02.2021 471 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1102
Kasas Suresi Tefsiri 33-37. Ayetler
6.02.2021 502 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1101
Kasas Suresi Tefsiri 29-32. Ayetler
30.01.2021 620 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1100
Kasas Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
23.01.2021 1204 Okunma
4 Yorum 28.02.2021 11:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1099
Kasas Suresi Tefsiri 21-25. Ayetler
16.01.2021 638 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1098
Kasas Suresi Tefsiri 16-20. Ayetler
9.01.2021 624 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1097
Kasas Suresi Tefsiri 12-15. Ayetler
2.01.2021 832 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1096
Kasas Suresi Tefsiri 7-11. Ayetler
26.12.2020 887 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1095
Kasas Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
19.12.2020 1219 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1094
Neml Suresi Tefsiri 89-93. Ayetler
12.12.2020 1038 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1093
Neml Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
5.12.2020 716 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1092
Neml Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
28.11.2020 949 Okunma
1 Yorum 29.11.2020 17:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1091
Neml Suresi Tefsiri 67-75. Ayetler
21.11.2020 1061 Okunma
1 Yorum 26.11.2020 17:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1090
Neml Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
14.11.2020 711 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1089
Neml Suresi Tefsiri 59-62. Ayetler
7.11.2020 701 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1088
Neml Suresi Tefsiri 54-58. Ayetler
31.10.2020 941 Okunma
1 Yorum 03.11.2020 17:20
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1087
Neml Suresi Tefsiri 45-53. Ayetler
24.10.2020 985 Okunma
1 Yorum 24.10.2020 22:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1086
Neml Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
17.10.2020 741 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1085
Neml Suresi Tefsiri 36-40. Ayetler
10.10.2020 801 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 1106 Okunma
2 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.09.2020 2076 Okunma
5 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.09.2020 1294 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1081
Neml Suresi Tefsiri 12-14. Ayetler
12.09.2020 1194 Okunma
2 Yorum 13.09.2020 15:00