Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012
8849 Okunma, 16 Yorum

 

Zina - Kavramdan manaya

 

Soru şudur: FHŞ Zina mıdır?

 

Buna göre, her FHŞ olan şey, zina kapsamında mı değerlendirilmelidir, veya Zina FHŞ midir? Eğer FHŞ zina ise, niçin zina olmayan ama FHŞ olan eylemler için ceza takdir edilmiştir?

 

FHŞ (فحش) : Obscenity, Müstechcenlik, utanmazlık, ahlaksızlık.

 

FAHŞA veya FAHIŞE kelimesinin genel olarak lügatlerdeki anlamı “müstehcenlik, utanmazlık, anlaksızlık” olarak geçmektedir. Kur’an’da ise:

 

“İnnemâ ye’murukum bis sûi vel fahşâi ve en tekûlû alâllâhi mâ lâ ta’lemûn” (bakara 169)

“…ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker….” (Nur 21)

 

Şeytanın apaçık bir adv olması sebebiyle onun yöntemleri ve önereceği şeylerin de “iyilik veya iyi şeyler” sınıfında olmadığı açıktır. Buna göre, FHŞ şeytanın kullandığı yöntemlerden biridir.

 

” üzecek ve acı verecek şeyler yapmak anlamına gelmektedir. “FAHŞA” ise bu şekildeki eylemlerin en üst seviyesi, en aleni olanı anlamına gelmektedir.

 

“Ve lûtan iz kâle li kavmihî e te'tûnel fâhışete mâ sebekakum bihâ min ehadin minel âlemîn” (A’raf 80)

 

Normal olmayan, çirkin sayılan bir şeyin daha önce hiç olmadığı kadar alenen ve açıkça meşru bir yol kabul edilmesini anlatmaktadır. Bu aleniyet “ölçüyü aşan” olarak değerlendirilmektedir. (A’raf 82)

 

Ancak Kur’anı kullandığı “FHŞ” kavramı tek bir eylem değildir. Çok çeşitlidir, gizli ve açıkça yapılanı vardır.

 

“Kul innemâ harreme rabbiyel fevâhişe mâ zahere minhâ ve mâ batane vel isme vel bagye bi gayril hakkı ve en tuşrikû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânen ve en tekûlû alallâhi mâ lâ ta’lemûn” (A’raf 33)

 

“…ve lâ takrebûl fevâhışe mâ zahere minhâ ve mâ batan…” (En’am 151)

 

Bu ayet, FHŞ kavramının “Zina” ile ilişkilendirilmesinin mümkün olmaktan çıkaran en önemli delillerden bir tanesidir. Burada Açık ve gizli olanını haramlaştırırken  BAGY de ayrıca ifade edilmektedir.  

 

BAGYE (الْبغي) : Bu kelime, isyan etmek, aşırılık yapmak manasına geldiği gibi marife olarak kullanıldığında “Hayat kadını” manasına da gelmektedir. Nur 33’te “ve lâ tukrihû feteyâtikum alel bigâi” ifadesi bu manayı teyit etmektedir.

 

Demek ki, FHŞ kelimesi, sadece “cinsel” çirkinlikleri kapsayan bir kelime değildir. Bu kelimenin ifade ettiği “aleni çirkinlik, utanmazlık” çok daha geniş bir kavramdır, gizli ve açık olarak yapılabilir. En’am 151’e göre de bu kavram, “Şirk koşmak” ve “Fakirlik endişesiyle çocukları öldürmek” fiilleriyle de benzerdir. A’raf 28 de de topluluğun çirkin işleri olarak tanımlanır.

 

“İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy…” (Nahl 90)

 

“Fahşa munker ve bagy” – “adl, ihsan ve ita”’nın tersidir. Karşıtıdır.Zıddıdır.Buna göre adaletsizlik de bir “FHŞ”dir. Çirkin bir iştir.

 

Kur’an her türlü FHŞ eylemlerini yasaklamaktadır. Nisa 15 ve 16. Ayetler ile de bu eylem için ceza öngörülmekle birlikte, bu eylemden doğan zararın veya hukuksuzluğun giderilebileceği, düzeltilebileceği de anlaşılmaktadır. Çünkü ayet, bu eylemlerden vazgeçme iradesi ortaya konduğunda cezayı düşürmektedir.

 

Bütün bunlar anlaşıldıktan sonra, Nisa 15. Ayette ifade edilen “kadınlarınızdan fuhuş yapanlar” ifadesi sebebiyle bu kavram “zina”ya yorumlanmaktadır. Oysa, Kur’an ın tanımladığı FHŞ eylemlerini yapan kadınlar demekle birlikte bununla sınırlı tutmamış, birden çok erkek veya kadın olabileceğini de ifade ederek genel olarak bir ceza öngörmüştür. Her ne kadar Nisa 16. Ayetteki ifadeler sebebiyle oradaki kastın “homoseksüellik” olduğu düşünülse de, Kur’an “homoseksüelliğin” de “FHŞ” kavramı içinde olduğunu zaten söylemektedir. Bana göre bu ifade, FHŞ kavramını Ceza usulu açısından özelleştirmektedir. Çünkü FHŞ kavramı içine giren ama cezaları başka başka olan fiiller vardır ve bu fiillere FHŞ cezası uygulanamaz, Zina bunlardan biridir.

 

Nisa 15 de kullanılan “fahişete” kelimesi “fahişe” anlamına yorumlanmaktadır. Ancak bu kelime ile kastedilen şeyin “rezil, çok çirkin, çok aşırı” olduğu da anlaşılmaktadır.”zina”yı alışkanlık haline getirmek de FHŞ”dir denirse bu doğrudur ama bunun için alışkanlık olması da şart değildir. Çünkü Kur’an “zina”yı da FHŞ kavramı içinde saymaktadır. (isra 32)

 

Nisa 15 ve 16 da çerçevesi belirlenen cezalandırma, filleri bu tanıma uyanlar “eğer 2 erkek ve 2 kadından fazla” iseler ne olacak? Ayette kullanılan kelimeler sebebiyle 2 kişiden fazla iseler cezalandırılmalarının da mümkün olmaması gerekir. Çünkü kullanılan kelimeler en fazla “2 kişiyi” ifade eder. Çoğul kullanılmamaktadır. Ayete göre, kadılar için kullanılan kelime çoğul olmakla birlikte erkek için kullanılan kelime sınırlandırılmış, en fazla 2 olarak belirlenmiştir. Bu durumu dikkate aldığımız zaman ayetin kasdettiği şey de anlaşılır.

 

“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.” (Nisa 15)

 

Kelime doğru FUHUŞ... Yani PROFESYONEL işi.  Şimdi bazı arkadaşlar benim bu yaklaşımımı eleştireceklerdir. Ancak anlaşılan manada FUHUŞ’un FHŞ kavramı içinde olduğunu zaten Kur’an söylüyor. O halde bu ayete bu açıdan niçin bakmayalım?

 

Dört tanık isteniyor, bir baskın ile tespit edilir ve baskına katılanlar da şahitlik ederlerse? Tabii şahitlikleri geçerli ise, kanıtlanabilirse….

 

Peki ayette geçen “ölüm alıp götürünceye kadar” ifadesini ne yapmalıyız? Bu ömür boyu hapis anlamına mı gelmelidir? Yoksa şöyle midir: AIDS vs.gibi hastalıklardan toplumu koruyabilmek için olabilir mi? Bunu nereden çıkarıyoruz? Şuradan çıkarıyoruz: “yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar”, yani bir çözüm bulununcaya kadar, tedavisi mümkün oluncaya kadar “evlerde tutun”

 

Burada eğer zina kanıtlanmış ise veya zina varsa kadının hamile olup olmadığı da bu arada anlaşılmış olacaktır. (hukuki açıdan)

 

Buradan çıkan sonuç şudur: Eğer “profesyonel” eymlemlerde FHŞ varsa bunun enterne edilmesi gerekir. Ancak bu FHŞ eylemi aynı zamanda cinsel ilişkiyi de kapsıyor ise, bu durumda ev hapsi uygulaması ortaya çıkmaktadır bize göre.

 

“Ve lâ takrebûz zinâ innehu kâne fâhışeten” (İsra 32)

 

Buna göre, “zinayı alışkanlık haline getirenlere fahişe denir” şeklinde bir tanımlama yapmak mümkün değildir.

 

BGY ise FHŞ gibidir ama FHŞ değildir. Öyle olsaydı en azından A’raf 33’te “…..fevâhişe mâ zahere minhâ ve mâ batane vel isme vel bagye bi gayril hakkı….” Şeklinde ayrıca tanımlanmaz, İsra 32’de olduğu gibi ifade edilirdi.

 

Kur’an Zina ve FHŞ için ceza tanımlamaktadır. Ancak BGY ayrı tutulmaktadır.  Bu eylem men edilmekle birlikte herhangi bir Ceza öngörülmemiştir. Bunun sebebi basittir. Kur’an böyle bir durumla karşılaşanların maişetlerini, emniyetlerini ve yaşam garantisi sorumluluğunu kamuya vermektedir. Böylece BGY ile yüzyüze kalanların, bu sebeple elde edecekleri veya elde etmeleri muhtemel bir kazanç veya gelir veya benzer bir çıkarın oluşmaması için, onların ihtiyaçlarının Kamu otoritesi tarafından karşılanması zorunluluğu getirilerek eylemin sonuçları ortadan kaldırılmıştır. Çünkü BGY için bir “zorlayıcı sebep” olması gerekmektedir. Bu zorlayıcı sebep başkalarının kişiyi zorlamaları olabileceği gibi, maişet temini gibi sebepler de olabilir.

 

Bazıları Analoji marifetiyle BGY kavramını, Zina veya FHŞ ile aynı değerlendirmeye kalkmakta ve buna bir yaptırım öngörmek istemektedir. Oysa bu durum Kur’an ın öngördüğü mana ile çelişir. Çünkü Kur’an bu kavram için ceza öngörmez. Zaten yasak olan, haram sayılan ve sorumluluk çerçevesi belirlenmiş olan bir eylem için ayrıca ceza ihdas etmek, Kur’an ın ceza usulune uygun değildir. Kimi cezalandırmak gerekir? Topluluğu, veya zorlayıcı sebepleri mi? Burada şöyle bir soru sorulabilir: “BGY’ye zorlayanların durumu ne olacak?” bu basittir, hukuk ihlali sebebiyle cezalandırılabilirler.

 

ZINA kavramına gelirsek:

 

sıkışmak” anlamındaki زنى zny” kökünden türemiş ve müfaale babından mastar kalıbında bir sözcük olarak değerlendirilebilecek “zina” sözcüğünün kelime anlamı, işteşlik olarak; “sıkışmak, karşılıklı olarak dara, sıkıntıya düşmek” demektir. (Lisan ül Arab)

 

Bir başka açıdan

Zina kelimesinin kökü : Zann= İsnad, iddia, ileri sürme, sanma, zannetme...

 

Zina bir ispat değildir! Sadece bir “İddia”dır. Ancak 4 tanığın şehadetiyle Ispat edilmiş olur. ( Arapça da peltek z ve normal z ile yazılanların tüm kökenlerinin aynı olduğu düşünülmektedir )

 

Zıhar=Oidipus kompleksinin Kur'an'daki adıdır. “Eşlerimizi annelerinize benzetmeyin” ayetinde olduğu gibi.. Zıhar bu haliyle incest denen hastalıktır.  Cinsel bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Firavunlar kızkardeşleriyle evlenirlerdi. Nemrut ise annesiyle evlenirdi. İşte bu yüzden cinsel etik yoksunluğunun yelpazesi çok geniştır.

 

Bitmedi elbette, Sayın Mr.Özdemir’in iddialarını gözden geçireceğini umuyorum.  

 

Vesselam

 

 


YorumcuYorum
Hüseyin Kayahan
13.07.2012
19:50

"...vela tekrabuz zina innehu KANE fahişeten..." isra/32

Sanırım zina ve fahişet kelimesinin beraber geçtiği tek ayet bu. Burada KANE'yi dikkat çekmesi için büyük harfle yazdım.

Daha önce takıldığım başka bir kane vardı. İblis'in secde etmeyerek irade beyanından sonra sanırım şöyle bir ibare vardı: "... ve kane minel Cinni.." Mealler bunu, "o (zaten) Cinden idi" şeklinde vermekteler. Ben ise kane'nin diğer manası olan, "OLDU" manasını tercih ettim ve "o (böylece) Cin(ler)den oldu" şeklinde anladım. Melkler irade kullanamaz ve irade beyan edemezken, meleklerden olan İblis (çünkü hitap edilenlerin içindedir ki emre uymaması dikkat çekmiştir) henüz mekanizmasını bilmediğim bir şekilde bu emre karşı gelerek, iradesini kullanmış ve bu vasıf yalnızca İnsan ve Cinlerde olduğundan, fiziki yapısı gereği Cinler takımına dahil olmuştur.

Benzer şekilde burada da ya "Zina, fahişet'den İDİ." diyebiliriz, ya da "Zina fahişetten OLDU." diyebiliriz. Ne fark oluşur peki? İdi dediğinizde vasfın devam ettiğini,OLdu dediğinizde ise eskiden onda o vasıf yoktu ama o andan itibaren başladı demektir. Kanun veya sözleşme yürülüğe girdiği andan itibaren bağlar, öncesini bağlamaz. O ana kadar Zina fuhişet olarak kabul edilmiyordu ama artık fahişettir demek olur.

Bazen fahşa, bazen de fahişet olarak geçen ve köksüz olduğunu dün öğrendiğim bu kelimenin bu iki hali sadece müenneslik müzekerlik hali olmayabilir. Bu iki ibare suçun cinslerini de ayırıyor olabilir.

Son olarak, Sam beyin dediği gibi bu kelime kapsamına çok şey giriyor olabilirse de "cezada kesinlik şartı -tüm hukuk sistemlerinin ortak olarak zorunlu gördüğü bir şarttır- bizim suçu da cezayı da kesin olarak tarif etmemizi gerektirir. Takdire bırakılamaz.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Sam Adian
13.07.2012
20:11

Sayın Üstat

"Benzer şekilde burada da ya "Zina, fahişet'den İDİ." diyebiliriz, ya da "Zina fahişetten OLDU." diyebiliriz. Ne fark oluşur peki? İdi dediğinizde vasfın devam ettiğini,OLdu dediğinizde ise eskiden onda o vasıf yoktu ama o andan itibaren başladı demektir."

Bu ifadenize şöyle bir katkı yapmak istiyorum: Zina'nın FHŞ olması, kriterleri belirlenmiş olan bir eylemin gerçekleşmesinden itibaren başlar. Yani Zina suçu gerçekleştiği anda o FHŞ olmuş olur. Ondan öncesi meşrudur. YAni bir cinsel ilişki Zina'ya dönüştüğü zaman Fahişet olmuş olur.

Saygılar

Lütfi Hocaoğlu
13.07.2012
20:46

Zina ve fuhuş konularında daha önce fikirlerimi yazdım.

Burada bir iki şey söyleyeceğim:

Zina kelimesinin kökü: زني dir. Müfaele babından değil, 2.babdan mimsiz mastardır. Müfaele babından olsaydı الزِّنَى değil الزِّنَاءُ olurdu. Tabi zamanla kesret-i istimalden dolayı bu hemze düşmüşse bu da doğrudur. Zann kelimesinin kökü ise ظنن dir. Tabi köken olarak biri birinden gelmiş olabilir. Ze benzetmeleri kökensel olarak doğrudur.

Bir de zinanın tekrarlanmasının fuhuş olduğu iddiası vardır ki Sam Adian bu görüşte değildir ve ben de değilim. Fahişeye gelme ifadesi vardır. Gelme sülasi mücerred bir babdandır. Eğer teksir ifade eden tef'îl babından gelseydi bunu düşünebilirdik. Bir de o zaman etye-l fahişe değil de zina fiilinin tef'il babından gelmesi gerekirdi. Ellezine yetine-l fahişete yerine "El-müzenniye" ya da "ellezine yuzennine" demesi yeterli olurdu. Böyle denmemesi de zinanın sayısı ile fuhuş arasında bir ilişki olmamasındandır.

Hüseyin abinin bahsettiği kâne'ye gelince,

Kâne nakıs fiildir. Bazen de tam fiil olur, ama aslolan nakıs fiil olmasıdır. Nakıs fiil olduğu zaman isim cümlesinden gelmiştir. Yani öncesinde mübteda ve haber vardır. Bu nedenle nakıs olduğunda en doğru anlam "idi" şeklinde verilendir. "İblis cinlerdendi" ifadesi doğrudur. Çünkü ondan öncesinde bir isim cümlesi formatındadır. "İblis cinlerdendir" şeklindedir. Önüne kâne gelince "İblis cinlerdendi" olur. Kâneyi tam fiil yaparsanız ki nakıs fiile uymazsa ancak bir zorunluluk olarak tercih edilir, o zaman "İblis cinlerden oldu" anlamını verebilirsiniz. Ancak burada bu anlamı vermek zordur.

"Zina fahişe idi" de fahişe nekredir. Yani bir tür fahişe idi. Yani zinanın fahişe olması Kuran'dan öncede fahişe idi. Eskiden beri fahişe idi.

Tabi kâne'deki idiyi Türkçe'deki idi ile karıştırmamak gerekir. Buradaki idi demek şu anda öyle değil, önceden öyleydi anlamında değildir. Şu andaki durumu hakkında bir mefhumu muhalefet oluşturmaz. Mesela Kane Allahu Alimen dediği zaman Allah bilen idi ama şu anda bilen değildir anlamı çıkmaz.

hakansarilar
14.07.2012
01:43

Kafam karıştı. Toparlanmama yardımcı olun lutfen:

Nisa 15'te "kadınlarınızdan fuhuş yapmış olanlara" deniyor. Fuhuş ikiden fazla zina ise, zina yapanla müminler evlenemiyorken bu nasıl oluyor. Fuhuş ikiden fazla zina ise ayetin sadece müşriklere hitab etmesi lazım değil mi? Çünkü zaniye ancak müşriklerle evlenebiliyor(veya zanilerle).

Bir zaniye bir müşrikle evli iken onu da bir başka müşrikle aldatacak, bu zina durumunu dört mümin gözle müşahede edecek, ikinci yüz değneği yedikten sonra bir başka müşrikle(ya da zaniyle) nikah yapacak ve onu da bir başka müşrikle aldatacak bunu da dört mümin gözle müşahede edecek ancak ondan sonra ev hapsi cezası alacak. Çünkü hala topluluğun imamı sürme yetkisini kullanamayacak. Çünkü ayet sür demiyor evine hapset diyor. Kafam şurdan da karıştı, daha önceki tartışmalarda çok daha hafif sebeplerden imama sürme yetkisi tanınıyordu.

Diğer kafa karıştıran mevzu da Cengiz beyin son yorumu. "görünen köy". Mümin kişi köyü gördü mü, kılavuz istemez, harekete geçer mi denmektedir? Sözünüz: "Ziynetlerinizi falan falana göstermeyin diye geçen ayet...

...Çünkü koruyucu tedbirler olmadığında, sınırlar ihlal edildiğinde, zina kaçınılmazdır. görünen köy kılavuz istemez" İslam toplumunu zinadan bu ayet mi koruyor? O zaman bir mümin "baktım saçı açıktı, tahrik oldum" dediğinde tecavüz suçu hafifler mi yoksa mümin kafasını mı çevirir? Ya da İslam toplumunda zaten "Koruyucu tedbirlerin olmaması hali fahişedir" yani saçın açık olması hali fahişedir. O halde biz ne yapacağız. Topluluktan sürecek miyiz? Bu Nisa 15'in ihlalidir. Çünkü o hal fahişeyse "ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar" evinde tutacağız?

Hüseyin Kayahan
14.07.2012
06:35

Secde edin emri meleklere söylenmişken eğer cinlerle melekleri de aynı saymıyorsanız, iblis bu emri niye üzerine alındı? Meleklere söylenmiş bir hitap onu niye ilgilendiriyor? Yoksa o İBLİS/VİRÜS yarı melek, yarı cin birşey midir?

Saygılarımla.

H.Kayahan

Sam Adian
14.07.2012
09:53

Sayın Sarılar Herşeyden once Kur’an ın ceza usuluna gore 1 suç için 2 ayrı ceza olmaz. Müsterih olunuz. FUHUŞ kavramı Zina değildir. Geniş bir kavramdır ve takdir edilen ceza da zina cezasından farklıdır. Bu sebeple tecrid öngörülmüştür. Bir fiilin FHŞ olabilmesi için ZINA veya Cinsel ilişki içermesi gerekmez. Fuhuş “ikiden fazla zinadır” şeklinde bir tanımlama yapmak ve buradan bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yazıda bunu açıkladım. FHŞ eden kadınlardan kastedilen şey her türlü FHŞ eylemidir. Bu cinsellik de içeriyor olabilir. Kimileri bu ayetin “lezbiyenlik” ile ilgili olduğunu söylüyor. Bunun dayanağı yoktur, (16. Ayet için de homoseksüellik ile ilgili olduğunu söylüyor) Böyle bir yaklaşımın da dayanağı yoktur.) Çünkü, 15. Ayet çoğul kullanmaktadır. Sayın Mr. Özdemir bunu toplu seks olarak değerlendirmeye çalışıyor, herhalde beyin jimnastiği yapıyor. Fakat, “FHŞ kelimesi, her türlü Ahlaksızlık, aşırılık fiillerini kapsar. Adaletsizlik de bir FHŞ dir. Toplu sex, lezbiyenlik veya homoseksüellik de FHŞ dir. Kur’an bunları zaten tanımlıyor. Böyle olduğu halde bu ayet gurup seks, 16. Ayet homoseksüellik ile ilgilidir demek, FHŞ kavramının içine giren diğer eylemleri göz ardı etmek demektir. Mr.Ozdemir’e küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum, 15 ayet lesbiyenler, 16. Ayet homoseksüeller içindir demiş idi. Sonra biraz düzeltme yoluna gitti. Ancak yine lezbiyenler açıkta kalmış oldu. Eğer illa da lesbiyenlik kavramını somut olarak bir ayete bağlamak istiyorsa 16. Ayet bunun için uygundur. Her ne kadar ikinci ayetin başında “ellezani” diyorsa da “huma” hem erkek hem de kadını kapsar. “huma” da iki kişi demektir. Bu yaklaşım son derece sınırlıdır ve ayetin çerçevesini daraltmak demektir. FHŞ kavramı homoseksüellik, gurup sex veya lesbiyenlik ile sınırlandırılamayacak kadar geniş bir kavramdır. Bu yüzden sayın sarıların itiraz ettiği meselenin anlamı yok. Fahşiyat da isbat gerektiren bir eylemdir. Bu sebeple şahit istenmektedir. Ama zina ile ilgisi yoktur.

Cengiz beyin iiddiasının da zina ile ilgisi yoktur. Herşeyden once cinsellik bir haktır. Bahsettiği ayet farklı bir konuyu anlatır ve aslında orada çok daha ilginç bir durum vardır. Ama şimdi bizim konumuz değildir bu yüzden meseleye girmek doğru olmaz. Saçının açıklığı bir suç değildir ki bir hafifletici unsur olsun. Veya saçın kapatılması bir kural değildir ki fahşiyat olarak değerlendirilebilsin. Bu hatayı yapanlar olmuştur. Saçı açık olan her kadın bazı toplumlarda “fahişe” muamelesine tabi tutulmuştur. Allah onları affetsin. Saygılar

Sam Adian
14.07.2012
10:04

Sayın üstat Kayahan Hicr 27. Ayetten itibaren sizin sorunuzun cevabı vardır. Burada cinler ve meleklere hitap ettikten sonra, 29. Ayette herhangi bir ayırım yapmadan “siz secdeye kapanın” demektedir. Benim kanaatime gore orada bulunanları veya üretimi izleyenleri kapsar bu emir. İblis te orada olduğuna gore onu da kapsamaktadır ve bu sebeple secdeyi reddetmesi isyan Kabul edilmiştir. Sizin bir yorumunuzda ifade ettiğiniz gibi “meleklikten cinliğe indirgenmek” söz konusu değil. Böyle bir mana çıkarmanın imkanı yok. KANE için sayın hocaoğlunun bir açıklaması var gramer açısından bakıyor ama eylem açısından baktığımız zaman bunun ifade ettiği şey, şudur: Secde etmemek bir suç değildir, çünkü bir suç olarak tanımlanmamıştır. Secde emredildiği andan itibaren bunu reddetmek suç haline gelir. Tıpkı Zina’da olduğu gibi, cinsellik suç değildir, evil bir kadınla ilişkide bulunmak suçtur ve bu eylem gerçekleştiğinde zina fiili oluşur. Ceza bundan sonra gerekir. İblis için de durum budur, Secde emredildiği halde onu reddetmiştir ve o andan itibaren suç işlemiştir. Dolayısıyla bulunduğu yerden indirgenmiştir. Bu indirgenme meleklikten cinliğe indirgenme değildir. Zaten cin idi. Çünkü zaten cin olduğu da ayetlerde ifade edilmektedir. Saygılar

Harun Özdemir
14.07.2012
11:16

Nisâ-15'de 4 şahit neden isteniyor, buna bakmak lazım. Fahş kelimesinin çok anlam ifade etmesi önemli ama anlamı oldukça net sınırlandıran nokta 4 şahit zorunluluğudur. Bunu bir illet etrafında zinayı, çokça zinayı, homoseksüelliği, lezbiyenliği, porngrafiyi ve toplu seksi düzenleyebiliriz. Sahih bir akitle düzeltilmesi, hukukileştirilmesi mümkün olmayan tüm cinsel ilişkileri "fuhuş" etrafında toplayabiliriz. Onun dışındaki durumları ahlak veya nasihat düzleminde ele almak gerekir ki, o da şimdiki konumuz değil.

Rab; Allah, öğretmen, anne, baba, usta... anlamlarına gelir... Bir kelimenin çok anlama gelmesi, onun anlaşılması zorlaştırmaz, aksine kolaylaştırır.

Sam Adian
14.07.2012
11:26

Mr. Ozdemir FHŞ kelimesi birden çok anlama gelmiyor, yani en azından ben böyle kullanıldığını görmedim, birden çok eylem FHŞ olarak isimlendiriliyor, zannediyorum ikisi farklı şeylerdir. Bu sebeple FHŞ kavramını sadece cinsel içerikli fahşiyat ile sınırlandırmanın imkanı olmadığını düşünüyorum. Böyle yaptığımız zaman yine Kur’an ın tanımladığı diğer fahşiyatları göz ardı etmiş oluruz.

Sam Adian
14.07.2012
11:32

4 şahit konusu

Bildiğiniz gibi Kur'an Fahşiyatların gizli ve açık olabileeceğini söylüyor. Ve yine bildiğiniz gibi, gizli yapılan eylemlerin açığa vurulması önemli bir durumdur. Bu sebeple şahit istenmektedir. Aksi halde herkes birbiri hakkında çeşitli fahşiyat ithamlarında bulunabilir.

Aleni olan fahşiyatlar veya herkes tarafından tespit edilebileen veya anlaşılabilen fahşiyatlarda ise tanık bulmak zaten mesele değildir. Herkes görmüştür. Zannediyorum şahit şartının gerekçesi budur.

Ama bu konu her halükarda Zina dan farklı bir meseledir.

Lütfi Hocaoğlu
14.07.2012
12:06

Sayın Adian,

Şahit konusunun yanlış anlaşıldığı görüşündeyim. Şahidi hep görgü tanığı gibi anlıyoruz. Oysa Kuran bize şahitin tanımını yapıyor. Yusuf suresinde kadının ehlinden bir şahit şahitlik etti demekte, sonra "eğer gömlek önden yırtıldıysa ..." şeklinde şahitin beyanı gelmektedir. Şahit burada olayı görmemiştir, bilirkişilik yapmaktadır. Bu olayı bize niçin anlatmaktadır? Şahitin tanımını da yapmaktadır böylece. Şahit burada dedektiftir. Kuran'da nerede şahit isteniyorsa dedektif bilirkişilik yapsın anlamındadır.

Sam Adian
14.07.2012
19:16

Sayın Hocaoğlu Bu görüşü okumuş idim, sayın karagüllenin seminerlerinin bazılarında benzer ifadeler vardı. Ancak ben bu görüşe katılmıyorum. Bunun pek çok sakıncaları vardır. Herşeyden once hukuk dekniği açısından sakıncaları vardır. Bir suçu ispat etmek için onu soruşturmak ayrı şeydir, gerçekleşmiş bir suça tanık istemek ayrı şeydir. Eğer bir suçu veya isnadı ispat için soruşturma yoluyla sonuç almaya çalışıyorsanız, burada tanık üretmek de mümkündür. Şahit aynı zamanda bilirkişidir. Bu konuda bir ihtilaf olacağını sanmıyorum. Ancak bilirkişi olmak iki türlüdür: Birincisi olayı bizzat group tanıklık etmektir, ikincisi olayı görmemiş olmakla birlikte olay hakkında teknik bilgi verebilecek ve böylece ipuçlarının değerlendirilmesini sağlayacak kişidir. Her iki açıdan da şahittir. Ancak, Zina fiili için de şahit istenmektedir. Nasıl bir bilirkişi hangi soruşturma yöntemleri ile böyle bir fiili ispatlayabilir? Yusuf suresinde ise kimse olayı görmemiştir, orada bahsedilen şey olayın teknik detaylarının önerilmesidir ve son derece de normalidir. Ama sadece buna dayanarak kur’an daki ŞAHIT kavramının “Soruşturma bilirkişisi” olarak sınırlandırılması mümkün olmaz. Bu sadece böyle bir yöntemin de uygulanabileceğini gösterir. Saygılar

Lütfi Hocaoğlu
14.07.2012
20:11

Sayın Adian,

Ancak, Zina fiili için de şahit istenmektedir. Nasıl bir bilirkişi hangi soruşturma yöntemleri ile böyle bir fiili ispatlayabilir?

Peki kim dört görgü tanığının önünde ilişkiye girmektedir? Asıl o zaman böyle bir fiil nasıl ispatlanır? Hiç bir zaman ispatlanmaz. O zaman dört şahit getirme boşu boşuna söylenmiş bir söz olmaz mı? Eğer onları gizlice izleyen dört kişi varsa bu sefer bu dört kişiyi casusluk ettiği için cezalandırmamız gerekmez mi? Bu sefer de onlar ceza yiyecekleri için tanık olmazlar. O zaman Kuran dört şahit getirin sözüyle abesle iştigal etmiş olmaz mı? (haşa)

Kuran bu yüzden mübindir. Kendi içinde kendi kurumlarını açıklar. Yusuf suresi bunu hikaye olarak anlatır gibi gösterir ama bize şehadet müessesesini açıklar.

Sam Adian
14.07.2012
20:31

Sayın Hocaoğlu Kur’an ın mübin olduğu konusunda hiç bir tereddütümüz yok. Kur’an açısından bireyin hakları herşeyden once gelir. Zina suçu kanıtlandığı takdirde geri dönülemez sonuçlar ortaya çıkar. Bu sebeple biz dedik ki “zina bir isnattır, ispat değildir”. Bu söylememizin gerekçesi üçüncü taraflarca yapılacak olan bir isnadın ispatının ağır şartlara bağlanıyor olmasıdır. Insanlar hata yaparlar, bazen hatalarından dolayı pişmanlık da duyarlar. Ve itiraf ederler. Bildiğim kadarıyla tarihte de şahitler yoluyla kanıtlanmış bir zina tazyiki yoktur. (ilk dönemler açısından söylüyorum) İtiraf sebebiyle zina cezasının uygulandığı rivayet edilmektedir ki o da tartışılır. Bazı rivayetler “recm” olduğunu söylemektedir ki bu Kur’an ın asla onaylamadığı bir şeydir. Öte yandan “mahrem Alana” müdahale hakkı yoktur. Hiç kimse “ben şüphelendim, bu zina yapıyor olabilir” diyerek onu soruşturamaz, onun arkasından hafiye görevlendiremez. Bunun da gerekçesi, ispat edilemeyen isnadın da suç Kabul ediliyor olmasıdır. Şehadet müessesesine gelince. Modern hukuk uygulamalaarında da vardır bu, bilirkişilik “tanık” mertebesindedir. Yani tanıklığın bir türüdür ama tamamı değildir. Yusuf suresinde bana gore önemli bir ayrıntı vardır. Oradaki tanıklık “zina” fiiline değil, “saldırının” tesbitine yöneliktir. Yani teknik bir tanıklıktır ki bu da modern anlamdaki kriminolojinin karşılığıdır diye düşünüyorum.

Saygılar

Sam Adian
14.07.2012
20:33

Benim Karagüllenin yorumlarından anladığım da bu yöndedir, yani teknik tanıklık yönündedir. Yanlış anlamış isem düzeltiriz.

Ancak bu durum hiç bir şekilde bireylerin sadece basit bir iddia ile soruştrulması veya mahrem alanının dedekte edilmesini meşru kılmaz.

Sam Adian
14.07.2012
21:14

Bir noktanın önemli olduğunu düşünüyorum ki sanırım bu konuda bir itiraz olmayacaktır

Kur'an bize "zinayı ispat edin" demiyor, böyle bir iddia varsa, iddia eden ispatlasın diyor. Ispatlayamıyorsa sussun demektir bu.





Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 50879 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 28940 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 14168 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 11028 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 18523 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 20990 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 15178 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 11030 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 8361 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 9336 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 10460 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 19869 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 27564 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 8390 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 26552 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 8220 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 10014 Okunma
29 Yorum 19.02.2020 10:01
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 20519 Okunma
28 Yorum 12.01.2020 17:30
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 10624 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 21654 Okunma
27 Yorum 15.04.2020 09:47
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 7383 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16500 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 10040 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 21713 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 8351 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 21584 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 6899 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 8955 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 13219 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 26458 Okunma
20 Yorum 15.05.2020 20:10
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 8523 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 6124 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 39966 Okunma
18 Yorum 10.01.2020 12:34
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 7507 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 6707 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 13911 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 9617 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 4606 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 6441 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 7338 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 13010 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 6548 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 8849 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 5914 Okunma
16 Yorum 17.04.2020 16:27
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 12771 Okunma
15 Yorum 03.05.2020 12:00
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 8698 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 24988 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 6025 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 7970 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 4077 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22