Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012
8381 Okunma, 34 Yorum

Hırsızlık - Kavram ve Tanımlar

 

Konuyla ilgili olarak bir önceki yazıda mümkün olduğunca yorum yapmadan ayetleri olduğu gibi ortaya koymaya çalıştık. Zannettik ki, böylece üzerinde düşünülür ve mananın neye işaret ettiği anlaşılır. Ama görünüşe göre böyle olmamış. Öyle ise meseleye başka bir açıdan bakalım:

 

Kavramlar:

Yed:  kullanışlı; güç, kuvvet, kudret; faydalı eşyalar; cömertlik; elin üst kısmı, kol; (bir aletin) kolu; (kuşun) kanadı

Yed : Kur’an da Ekonomik/Mali Gücü temsil eder.

 

Ceza : Bir şeyin karşılığı, ödül veya ceza, yapılan şeyin benzeri ile karşılık vermek

Kur’an da “Ceza” bir kötülüğün karşılığının benzeri bir kötülük olduğu ifade edilir. ( Yunus 27, Şura 49)

 

Misl : Eşit, müsavi

 

“…fe in kâtelûkum faktulûhum kezâlike cezâul kâfirîn” (Bakara 191)

Sizinle savaşırlarsa / öldürürlerse, siz de savaşın/öldürün….

Savaşa savaş, kısasa kısas, gibi.

 

“Yed” kavramının Kur’an da kullanılışı:

 

“Ve kâletil yehûdu yedullâhi maglûleh, gullet eydîhim ve luınû bimâ kâlû bel yedâhu mebsûtatâni yunfıku keyfe yeşâ, ve leyezîdenne kesîran minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufrâ, ve elkaynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh, kullemâ evkadû nâran lil harbi etfeehallâhu ve yes’avne fîl ardı fesâda, vallâhu lâ yuhıbbul mufsidîn” (Maide 64)

 

“Ve kâletil yehûdu yedullâhi maglûleh” Yahudiler Allah’ın elleri bağlanmış dediler…

“bel yedâhu mebsûtatâni yunfıku keyfe yeşâ” Bilakis onun elleri açıktır, dilediği gibi infak eder…

 

Eli bağlı : Cimri

Eli açık : Cömert

 

“Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb, Mâ agnâ anhu mâluhu ve mâ keseb”

تب (tebbe) : kesmek, kısaltmak; yok olmak; kaybolmak.

 

Eli kurudu : İflas etti, mali gücü yok oldu. Zarar etti, kaybetti.

 

“Fe cealnâhâ nekâlen li mâ beyne yedeyhâ ve mâ halfehâ ve mev’ızaten lil muttakîn” (Bakara 66)

 

Nekale : Örnek

 

“nekâlen li mâ beyne yedeyhâ” (sonradan gelenlerin) Ellerine bir örnek

 

Hırsızlıkta kavramlar ve anlamları:

 

“Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh…” (Maide 38)

 

faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen” kazandıklarını bir örnek olarak ellerinden alınız…

 

yed: bir el

yedeyn: iki el

eydi:  eller (üç veya daha fazla)

eydiyehum: onların elleri (üç veya daha fazla)

 

Kimi müfessirler ayetteki “eydiyehum” kelimesinin yerine “sağ el” anlamına gelen “eymanehüm” kelimesini kullanmaktadırlar (“Ves sariku ves sarikatü faktau eymanehüma” ibn-i Kesir, Taberi) Çünkü “eydiyehüm” kelimesi “ikiden çok el” manasına gelir. İnsanın sadece iki tane eli vardır, ikiden çok el kesilmesi mümkün değildir.

 

“…vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn” (Nur 2)

Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan azaba şahit olsun

 

Nur 2. Ayette Zina için öngörülen ceza uygulanırken “Azab” kelimesi kullanılmaktadır. (bazıları bu kelimeyi “ibret” olarak algılamaktadırlar) Daha da önemlisi “acıyacağınız tutmasın” denmektedir. Yani, sopa atmak daha mı şiddetli bir cezadır ki acımamak gerektiği yönünde bir uyarı var. El koparmak daha mı hafiftir? Elbette değil, kesilmesi gereken şel, kişinin elleri veya ayakları değil, kişinin kendisi ile fiili arasındaki bağdır. Hırsızlık yapmasını önlemektir.

 

Kaldı ki ayeti olduğu gibi anlamaya kalksak bile büyük bir problem vardır. O da Ayetin devamıdır:

 

“Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh…” (Maide 39)

Kim  haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder.

 

Diyelim ki hırsızı yakaladık, elini kestik. Ama hırsız pişman oldu ve tövbe etti. Peki tövbesi elini geri getirir mi? Allah “ceza”nın ayrıntılarını tarif etmeyi bilmiyor muydu? (Kullanılan kelimelere ilişkin kur’an da onlarca örnek olmasına rağmen. Kat’a kelimesinin kullanılış örneklerini daha önce vermiştik)

 

Kaldı ki zina ayetinde “azab” kelimesi kullanırken niçin burada “ceza” kelimesi kullanılıyor? Çünkü, Hırsızlıktaki "Azap" tehir edilmiştir. Ahirettedir. Bu yüzden "ceza" kelimesi kullanılır. Zina cezası için ayet detay verirken, eğer maksat “elleri koparmak” ise, niçin burada bir detay yok? Kimileri “e canım isteyen kessin” diyebilecek kadar meseleyi hafife almaktadırlar.  Sabıkalı biri nasıl cezalandırılabilir? Ellerini kaybeden biri beyniyle mi hırsızlık yapar? Öyle ise sonrasında ayaklarını mı kesmek gerekir? Yoksa kafasını mı koparmak gerekir?

 

“Ve in âkabtum fe âkıbû bi misli mâ ûkıbtum bih, ve le in sabertum le huve hayrun lis sâbirîn” (Nahl 126)

Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle/eşitiyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

 

El kesmeyi şiar edinenler, Kur’an daki onca örneğe rağmen ve Nahl 126. Daki apaçık kuralı nereye koyuyorlar? Sınırı aşmamak gerektiğini bizzat Kur’an söylüyor. Ayet gayet açıktır, illa bir ceza verecekseniz, yapılanın misli ile, ona eşit bir karşılık ile ceza vermek gerektiğini söylemektedir. Ama yine ayetten anlaşılan, aslolan ıslah etmektir bunun için de sabretmektir.

 

Karşılaştırma:

 

İnnemâ cezâûllezîne yuhâribûnallâhe ve resûlehu ve yes’avne fil ardı fesâden en yukattelû ev yusallebû ev tukattaa eydîhim ve erculuhum min hılâfin ev yunfev minel ard, zâlike lehum hızyun fîd dunyâ ve lehum fîl âhırati azâbun azîm (Maide 33)

 

Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sihr, fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin ve le usallibennekum fî cuzûın nahli ve le ta’lemunne eyyunâ eşeddu azâben ve ebkâ. (Taha 71)

 

“Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sıhr, fe le sevfe ta’lemûn, le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılâfin ve le usallibennekum ecmaîn” (Şuara 49)

 

Firavn (Taha 71, Şura 49)

 Kur’an (Maide 33)

Elini kesmek

Ayağı kesmek

Asmak (öldürmek)

Kalıcı azap

 Elini kesmek

 Ayağı Kesmek

 Asmak (öldürmek)  

 Pişmanlıkta affetmek

 Ahiret azabı

 

Kur’an Asla “bir zalimin zulmü” ile herhangi bir ceza bildirmez. Her şeyden önce bu prensibi kabul etmek gerekir.  Ancak buna rağmen her iki “ceza” şeklini karşılaştırmak da mümkün.

 

Firavn, Musa’ya iman edenlerin “ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesip idam etmekle, büyük bir azapla tehdit ediyor”

 

Kur’an “Bozgunculuk yapanların ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesip sürmekle, ölümle , ancak pişman olmaları halinde affetmekle ve her halükarda ahiret azabı ile tehdit ediyor” (Lafzen)

 

Kur'an ın tariflerine baktığıız zaman, Firavn'ın ayetin ifade ettiği lafzı olduğu gibi uygulamış olabileceği ihtimali vardır. Ancak böyle anlamak da gerekli değildir. Diğer ayetlerde kullanılan ifadelerden farklı olarak "Hurma ağacına asmak"la tehdit edilmiştir. Yani fiili bir idam söz konusudur. Ayetin geriye kalan kısmını Kur'an ın anlatım usulüne göre anlasak bile bu ifade ayrıştırma için yeterlidir.

 

Öte yandan, Eğer lafzı olduğu gibi anlasak affetmenin mümkün olmaması gerekir. Kaldı ki bozgunculuk yapanları yakalar ellerini ve ayaklarını koparır ve öldürürsek zaten tövbe etme şansı da olmaz. Diyelim bu arada tövbe ettiler, o halde niçin tekrar ahiret azabı var? Bu kur’an ın Ceza Usulu’ne aykırı bir durumdur. Kaldı ki, eli ayağı koparılmış biri pişmanlık duyması halinde bu uzuvlarına yeniden kavuşamayacağına göre “nasıl affedileceği” de üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir.

 

Eğer kavramları Kur’an ın kullandığı gibi anlarsak:

 

ev tukattaa eydîhim ve erculuhum min hılâfin” : Bütün imkanlarını elinden almak, kıpırdayamaz hale getirmek

 

ellerini ayaklarını kestiler” : Artık bizlere uğramıyorlar, gelmiyorlar, onlarla ilişkimiz kalmadı

“elden ayaktan kesilmek” : Yaşlılık veya başka sebeplerle yürüyemez hale gelmek, yatalak olmak.

 

yusallebû” : Götürmek, uzaklaştırmak, uzağa götürmek

“fesâden en yukattelû” : Ödürücü tahribat, öldürücü hasar, yıkım

“yunfev minel ard” : Temelden engelleme, izin vermeme, (bulunduğu) yerden çıkartma

 

Uzva karşı kısas; Bir kimseyi bilerek, isteyerek ve haksız olarak öldürmeyecek biçimde yaralayan kimse olanak dahilinde ise aynı biçimde yaralanır. Bu yarayı isterse yaralanan kendisi açabilir. (Fıkıh)

 

Netice itibariyle, Bütün ayetlere ve Kur’an ın cezalandırma ölçülerine baktığımız zaman “Cezada ölçü” olması gerektiğini ve fiilin benzer bir fiille cezalandırılması gerektiğini anlamak zor değildir. Mala karşı işlenen suçlar (hırsızlık gibi) mal ile veya tazyikle cezalandırılabilir. Ancak mala karşı işlenen bir suça “kısas” gerektirecek bir ceza uygulanamaz. Bu ölçüsüz ve dengesiz olacaktır.

 

Firavn uygulaması ile hırsızlık ile ilgili ayetler karşılaştırıldığında da önemli bir ayrıntı dikkat çekmektedir. Kur’an temelde “Islah” etmeyi amaçlar ve kişilerin vazgeçmeleri halinde cezanın sadece mali yaptırımla sınırlı kalacağını da ortaya koyar. Firavn uygulamasında ise fiili bir idam söz konusudur.  Ancak işlenen suçta eğer “ktl” veya uzva yönelik bir şiddet varsa bunlar zaten “kısas” gerektiren durumlardır ve hırsızlık ile ilgili değildir. Örgütlü suçlarda ise, gurubun dağıtılması ve yuvalandıkları bölgeden çıkarılarak irtibatlarının kesilmesi hedeflenmiştir.

 

Ayetlerde geçen kavramlar yerli yerinde değerlendirmek ve eylemin niteliğine uygun manalandırmak gerekir. Kaldı ki ceza uygulamaları genelleştirilemez çünkü “cezanın şahsiliği” temel prensiplerdendir. Kısaca, hırsızlıkta “çaldığı şeyin karşılığı” yani çalınanın yerine konulması esastır. Toplulukların örfi kararları ile de “kanunilik” ilkesi gözetilerek hapis cezaları da uygulanabilir.

 

Burada önemli olan, bireylerin “hırsızlık” gerekçeerini de ortadan kaldımaktır. Fakat “caydırıcılık” gibi birtakım endişelerle sınırları aşmanın imkanı yoktur. Hapis cezasını bir yıl değil üç yıl verebilirsiniz. Ancak kesilen eli veya ayağı geri getirmenizin imkanı yoktur. Tamiri mümkün olmayan bir yaptırım “Ceza” değildir, eğer suçu işleyen tamiri mümkün olmayan bir fiilde bulunmamış ise. (öldürme, fiziksel olarak zarar verme gibi)

 

Yapılabilecek şey, “Adalet ve Misli” ilkeleri çerçevesinde kurallar geliştirmektir. Suç kadar ceza, misliyle ceza kuralları kur’an ın koyduğu kurallardır. Hangi şart ve gerekçeyle olursa olsun bu sınırı aşmak mümkün değildir. Özgürlüğün kısıtlanması, kişinin bedenine zarar vermekten daha hafif bir cezadır. Çünkü özgürlüğün kısıtlanması sürelidir, ancak bir uzvu yok ettiğiniz zaman bir daha geri getirmeniz mümkün olmaz.

 

Buna göre

  • Çalınan mal iade edilir, Tazmin ettirilir
  • Fiili işleyen teşhir edilebilir, böylece bir daha işlememesi sağlanır
  • Mali kaynakarı kesilebilir, yoksun brakılabilir
  • Nihayet “hürriyeti” kısıtlanabilir.

Hırsızlık fiili gerçekleştirilirken başka suçlar da işlenmiş ise, elbette bu başka suçlara yönelik müeyyideler de uygulanabilir. Her suç, her eylem, kendince değerlendirilmeli ve müeyyideler de buna göre uygulanmalıdır.

 

Yusuf 74 ve 75. Ayetler “Hırsızlık” sebebiyle verilebilecek “En fazla” cezayı ifade eder. Bu da hürriyeti kısıtlamaktır. Bunun ötesinde bir ceza şekli uygulamak, kur’an a ilave etmek, uydurmak demektir. (Bize göre bu bir Te’vil değil, Kur’an ın anlatım/teşbih biçimidir)

 

Sürgün de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bu kavram (nefy) temelden engelleme manasına gelir. Veya bulunduğu yerden çıkarma, zorla çıkarma anlamlarındadır. Örgütlü suçlarda gurubun merkezinin dağıtılması veya mevzilerinden çıkarılması manasındadır. Ancak bu hiçbir şekilde “Sürgün etme” manasına gelmez. Esasen günümüz dünyasında "sürgün" kavramının manası da yoktur.

 

Aslolan suçu önlemek ise, günümüz dünyasında sürgün ile bir suçu önlemenin imkanı yotur. Geçmişin dünyasında bu belki mümkün olabilirdi, iletişim yaygın değildi. Oysa bugün insanlar arasındaki iletişimi koparmanın imkanı yoktur. Çok kısa sürede iletişim kurabilirler ve yeniden örgütlenebilirler, bunun için bir arada olmak bile gerekmez.

 

Vesselam.

 

 

 


YorumcuYorum
Sam Adian
08.04.2012
01:55

HIRSIZLIK SUÇU NEREDE OLUŞUR?

Klasik manada Hırsızlık; “Başkasına ait bir malı izinsiz olarak almak” şeklinde tarif edilir. Kur’an ise meseleyi bu şekilde algılamaz. Mülk Allah’ındır. İnsanları yeryüzüne mirasçı kılan Allah’tır. Yeryüzünde insanları rızıklandıran da Allah’tır. Yani yeryüzündeki her şey rızık olarak insanlar için yaratılmıştır. Bu kavramlara ilişkin kimsenin itirazı olmaz diye düşünüyorum. Şu halde, Eğer bir insan, başkasına ait bir malı alırsa, aslında Allah’ın rızık olarak yaratmış olduğu şeyi alır. Bu açıdan bakıldığı zaman, insanın rızık olarak yaratılmış olan şeyi alması hakkıdır, doğaldır. Orman size ait değildir, gidersiniz ormandan odun kesersiniz, ot kesersiniz satarsınız, meyve toplarsınız, yiyecek temin edersiniz bunun için kimseden izin almanız gerekmez, suç da değildir. Demek ki suç, malda değildir. Esasen kur’an, malı izinsiz almayı suç saymamaktadır. Suç olan şey, o mala sahip olmak için harcanan emeği boşa çıkarmaktadır. Yani bir malı izinsiz ve sahibinin rızası olmadan alıyorsanız, sahibinin o malı elde etmek için harcadığı emeği boşa çıkarmış olursunuz, onun emeğini almış olursunuz. Suç da burada oluşur. Yani suç olan şey, dolaylı olarak başkasının emeğini karşılıksız olarak almaktır. Bu zulüm olduğu için suçtur. Ceza’yı da bu çerçevede düşünmek ve değerlendirmek gerekir. Ayetleri de bu çerçevede anlamak gerekir. Denklik işte burada önem kazanmaktadır. İnsan öldürmenin iki temel kuralı vardır: Birincisi “kısas” gerektiren haller, ikincisi ise “terör”dür. Kısas gerektiren haller bellidir. Ve kısas isteyenlerin talebine bağlıdır. Eğer hak sahipleri affederlerse yine öldürüleez. “Terör” ile ilgili olarak, eğer bir çatışma varsa, silahla mukabele varsa öldürmek meşrudur. Ancak eğer teslim oluyorsa, silahsızsa yine öldürülemez. Bunun iki kuralın dışında “cana kast” olabilecek bir ceza yöntemi yoktur. (bedene zarar organ kesmek da dahil)

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
13:09

Bugün sizin olması gerektiğini söylediğiniz cezaların hepsi uygulanıyor.

Hırsızlık yapanları hapse atıyorlar, hapisten çıkıyor ve devam ediyorlar.

Hırsızlık yapanların olanakları kesiliyor, başka yollarla tekrar yapıyorlar.

Bizim apartmanda aynı evi, aynı hırsızlar 2 ay içinde 3 kere soydular. Polisler kim olduklarını biliyor, yakalıyorlar, biraz hapis yatıyorlar ve çıkıyorlar ve aynı şeyi tekrar yapıyorlar.

Yani sizin önerdiğiniz sistem çökmüş ve işlemez durumda, denendi ve tamamıyla başarısız oldu zaten.

Arapçada ve diğer dillerde de bazı kelimelerin yakın anlamı ve uzak anlamları vardır. Yed yani el kelimesi de böyledir. Güç, kuvvet anlamlarına da gelir. Kesme kelimesi de aynen Türkçedeki gibi kökünü kesmek gibi deyimsel anlamlarda kullanılır.

Ancak bir kural vardır: "Bir kelimeye hakiki anlamını vermemek için onun hakiki anlamına gelmediğine dair bir karine olmalıdır".

Siz bu karineyi cezanın aynı cinsten olması gerektiği ilkesine dayandırıyorsunuz. Oysa Kuran'da cezalar sadece bire bir suçla aynı cinsten değildir. Luıt Kavmi başka bir kavmi yok etmedi. Ancak toptan helak oldular. Nuh kavmi de öyle. Bunun gibi pek çok örnek vardır.

Bu ayette de "el" ve "kesme" kelimelerine hakiki anlamı dışında bir anlam vermemize neden olabilecek bir karine yoktur. Tam tersine hakiki anlamını vermemizi teyit eden, uzak anlamdan ve mecazi anlamdan uzaklaştıran "caydırma" vardır.

Sizin önerdiğiniz cezaların asla ve asla caydırıcı olmadığı gerçek hayattaki uzun denemelerle kesinleşmiştir. Allah'tan iyi bildiğini sanan batılılar bunu barbarlık olarak gördüler ve başarısız oldular. Bizimkiler de batıları taklit ettiler ve o da aynı akibete uğrayarak başarısız oldu.

Siz hangi cezayı uygun görürseniz görün, istediğiniz kadar deneyin, asla ve asla elin kesilmesi dışında hiç biri caydırıcı olamayacaktır.

Sam Adian
08.04.2012
14:26

Sayın Hocaoğlu,

Ben bir ceza belirtmiyorum, meselenin ceza kısmı ayrıca tartışılır. Benim yaptığım Ayetlerin ortaya koyduğu sınırları belirlemektir. Eğer delili Kur'an da arıyorsanız çok delil vardır, Kur'an ın ceza usulu, bir suça iki ceza öngörülemeyeceği, bir suça öngörülen cezanın ya dünyada veya ahirette olduğu her ikisinin aynı anda olmadığı gbi pek çok delil vardır.

Kelimeleri zahiri olarak anlamaya kalksak bile söz konusu ayetlerin devamı bu eylemlerin yerine getirilmesini de engeller niteliktedir. Ancak, meseleyi birilerinin yaptığı uygulaalarda ararsanız o zaman "bu caydırıcı değil" dersiniz, "denendi" dersiniz ve buna göre ceza biçmeye kalkarsınız. Bu da Allah'ın koyduğu sınırları aşmak olur.

Ancak çok önemli bir noktayı da gözardı ettiğinizi zannediyorum. O da şudur: Kur'an ın koyduğu prensipler"Barış" düzenine göredir. Bunun anlamı şudur, topluluk sosyal adaleti ve refahı temin etmekle mükelleftir. Buna rağmen bir hırsızlık olursa o zaman cezalandırmaya kalkarsınız. Ancak ayetlerin öngördüğü şey temelde kişi ile suç arasındaki irtibatı kesmektir. Eğer Kur'an ın öngördüğü barış düzeni tesis edilemeiş ise, siz yine de birtakım benzer uyglamalardan yola çıkarak Kur'an ı anlamlandıramazsınız. Bu insanların yanlışını Kur'an a yüklemek olur.

Tabii ki bütün bunlar bizi anladıklarımızdır. Siz başka türlü anlıyor olabilirsiniz. Mevcut şeriatler de zaten başka türlü anlıyorlar. Böyöle anlamış olmaları neticeyi değiştirmiyor. Bizim söylediğimiz en temel şey şudur: Kur'an ın çerçevesini aşmadan yaptırımları geliştirmek gerekir. Kur'an ın çerçevesini aşmak kimseye yaramıyor. Yaramadığı da ortada. Uygulayıcıların uygulamalarının ne kadar başarısızsa, şeriatlerin ortaya koyduğu kriterler de o kadar başarısızdır. Eğer kabul edilebilir olsaydı bugün toplulukların en azından bir kısmı onları uyguluyor olacaklardı. Ama ne yazık ki keyfe keder, hesapsız ve ölçüsüz kurallar insanların bir sistem edinmelerini de önlemiş oldu.

Sizin eleştirilerinizin cevabı da yine yazımızda var. Dikkat ederseniz mümkün olduğunca yorum yapmadan ayetleri ortaya koyduk. Siz ayetlere rağmen "hayır el kesilmesi gerekir" diyorsanız o da sizin bileceğiniz bir iştir.

Saygılar

Sam Adian
08.04.2012
14:30

Siz hangi cezayı uygun görürseniz görün, istediğiniz kadar deneyin, asla ve asla elin kesilmesi dışında hiç biri caydırıcı olamayacaktır.

Bu ifadeniz gerçeği yansıtmıyor.

Sizin ülkenizde yasaklar caydırıcı olayabilir, ancak dünyanın her yerinin böyle olduğunu, her toplumun böyle olduğunu düşünmek büyük bir yanlıştır. Dünya'da pek çok fakir ülke vardır ama bu ülkelerin pek çoğunda "hırsızlık" olayları neredeyse yok gibidir. Hong kong zengindir ama dışardan gelen fakirler de vardır, yine de hırsızlık yoktur. Bu ülkelerin hiç birinde "el kesme" cezası da yoktur.

Siz topluluğu eğitmek ve erdemli hale getirmek yerine onlara "Caydırıcı cezalar" dayatarak ıslah etmeye çalışıyorsunuz. Aslında problemin kaynağı da budur. Şeriatler bunu yaptılar. ne yazık ki hiç bir şeyi değiştiremediler.

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
15:09

Sizin yorumlamanız sizi bağlar. Ama yazıda belirtiğiniz:

-Çalınan mal iade edilir, Tazmin ettirilir -Fiili işleyen teşhir edilebilir, böylece bir daha işlememesi sağlanır -Mali kaynakarı kesilebilir, yoksun brakılabilir -Nihayet “hürriyeti” kısıtlanabilir.

Hepsi uygulanmaktadır. Teşhir edilenler göğsünü gere gere tekrar meydanlara çıkmakta ve dolandırıcılığa devam etmektedirler. Mali kaynakları kesilmeye çalışılmakta ama o hırsızlar bunu önceden bildikleri için mallarını ve kaynaklarını hep başkalarının üstüne yapmakta, onlar suçlu olmadıkları için bir şey yapılamamaktadırlar. Hürriyetleri kısıtlanmakta, hapse atılmaktadırlar ama hapisten çıkar çıkmaz aynı işi yapmakta hatta hapiste iken organizasyonu sağlamakta ve hırsızlıklarını sürdürmektedirler.

El ve kesme kelimelerine hakiki anlamı vermek ölçüsüzlük, kuralsızlık değildir. Asıl anlamı dışında diğer anlamlarını anlamak da değildir ama bu tehlikeyi barındırır.

Sizin mecazi anlamanız sizi bağlar.

Bana göre ayetteki anlam hakikidir. Bu anlamın dışında anlam verirken keyfe keder, ölçüsüz, kuralsız anlam vermek tehlikesi vardır. Hakiki anlamını vermek böyle bir tehlikeyi barındırmaz.

Zaten verdiğiniz mecazi anlam el kesme cezası yoktur anlamındadır ve onun da başarısız olduğu ve bu anlama dayanarak yapılan uygulamaların sonuçsuz olduğu görülmüştür.

Sam Adian
08.04.2012
15:44

Sayın Hocaoğlu

"Bir kelimeye hakiki anlamını vermemek için onun hakiki anlamına gelmediğine dair bir karine olmalıdır".

Karineleri, Ayetler ile önnüze koyduk, mecaz manalarından önce, yorumsuz olarak ayetlerin ortaya koyduğu çerçeveyi aktardık. Yine de "hayır kardeşim, yetmez el kesilmesi lazım" diyorsanız yapacak bir şey yok.

Sizin anlayışınıza göre, Ayetler ne derse desin, "caydırıcı" olabilmesi için her kural meşrudur. Bu durumda el kesmekte ısrar etmenize de gerek yok, direk idam edebilirsiniz.

Elbette herkes kendi görüşü ile bağlıdır. size nasıl düşünmeniz veya anlamanız gerektiğini söyleyemem.

Saygılar

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
15:58

Sizin anlayışınıza göre, Ayetler ne derse desin, "caydırıcı" olabilmesi için her kural meşrudur. Bu durumda el kesmekte ısrar etmenize de gerek yok, direk idam edebilirsiniz.

Ayet zaten "eli kesin" diyor. El kesin diyorsa el keseriz, idam edin derse idam ederiz.

Eli kesin demediğini söyleyen sizsiniz ama ne ilginçtir ki kendi yorumunuzu "ayetlerin demesi" şeklinde lanse ediyorsunuz. Siz "el" ve "kesme"yi hakiki anlamda almayabilirsiniz ama bunu "ayetlerin söylediği" şeklinde iddia edemezsiniz.

Ayetteki hakiki anlam asıl anlamdır. Ayetin asıl olarak söylediğidir. Asıl anlamı dışında anlam vermek için bir karine gerekir. Bu karine bazıları için "batı modası" olabilir. Karine olarak batı modasını alanlar buyursun onu uygulasınlar. Zaten bugün uygulanıyor ve sonuçları ortada.

Sam Adian
08.04.2012
16:07

Sayın Hocaoğlu

baktaşa "niçin namaz kılmıyorsun" diye sorarlar.

Baktaş cevap verir "E Allah yaklaşmayın diyor" der.

Sizinki de böyle bir şey oldu

Saygılar

Sam Adian
08.04.2012
16:10

Sayın hocaoğlu

Eğer sadece bu ayete göre hareket ederiz diyorsanız, kendi fıkhınızı da bilmiyorsunuz demektir. Karinesiz hüküm olmaz. Hüküm için hükmün vücubu da olması gerekir. Sizin mantığınıza göre bakarsak bu ayetin Vücubu yoktur. Dolayısıyla burda bir hüküm veremezsiniz.

Hatırlatak açısından, maide 33 idam etmenizi de söylüyor. O halde edebilirsiniz Yorulmaya gerek yok.

Saygılar

Sam Adian
08.04.2012
16:11

Özür yanlış ifade etti

FIKIH yerine USUL olacak

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
16:23

Bizim usulümüz: Emir vücub içindir.

فَاقْطَعُوا

emir değil midir?

Maide 33'de hırsızlıktan bahsetmiyor. O ayrı bir konudur.

Adama "niçin Allah'ın dediğini yapmıyorsun" diye sorarlar.

Adam cevap verir "E ayetler öyle söylemiyor" der.

Sam Adian
08.04.2012
16:35

Sayın hocaoğlu

Bir kelimenin emir kipi olması o şeyin vücubun göstermez. Vücub olabilmesi için, emrin tekrarının olması gerekir, emrin illetinin tarif edilmesi gerekir, detaylandırılması gerekir. Bunların hiç biri yoktur.

Saygılar

Sam Adian
08.04.2012
16:41

Sayın Hocaoğlunun Dikkatine:

Adama "niçin Allah'ın dediğini yapmıyorsun" diye sorarlar.

Adam cevap verir "E ayetler öyle söylemiyor" der. :))

Vehametler ve Hakikatler TEVRAT : Tevrat’ta hırsıza verilen ceza, çaldığını misliyle ödetmektir. KURAN : “kısasa kısas” kuralına aykırı olarak hırsızın elinin kesilmesini emreder. Ayşe rivayet etti ki; “Resulullah çalınan malların değeri çeyrek dinar ya da fazla ise, hırsızın elini kestirirdi.” (Sahih Muslim, Kitab Al-Hudud, hadis: 4157) Ebu Hureyra Resulullah’ın şöyle dediğini rivayet etti: “Bir yumurta çalıp eli kesilen, ya da bir ip çalıp eli kesilen hırsızın üzerinde Allahın belası olsun!” (Sahih Muslim, Kitab Al-Hudud, hadis: 4185) Eski Pagan dinlerinde durum şöyleydi: Hür bir kişinin karısı, başka bir hür kişinin evinden bir şey çalırsa, ve çalınan malın değeri beş kurşun minasından fazla ise, çalınan malların sahibi şöyle yemin etsin: “Ben ona bu malı almaya izin vermedim, evimde bir hırsızlık oldu”. Kocası isterse, çalınan malı geri çevirir, karısı için bir kurtulmalık fiyatı öder ve kulaklarını keser. Kocası onun için kurtulmalık fiyatını ödemek istemezse, çalınan malının sahibi kadını alıp burnunu kessin. (Orta Asur Kanunları) Hür bir adam, başka bir hür adamı kendi tarlasına baksın diye işçi olarak tutarsa, o tarlayı işletmek için adama öküzler emanet ederse ve ona hayvan yemi ödünç verirse, o adam hayvan yemini çalırsa ve adamın yanında bulunursa, onun elini kessinler. (Hamurabi Kanunları, 253. kanun) El kesme cezası, İslam öncesi Arapların uyguladıkları bir ceza idi. Hayrettin karaman diyor ki: İslâm’dan önce Arabistan’da hırsızlığın suç sayıldığı ve bu suçu işleyenlerin cezâ olarak ellerinin kesildiği, ilk el kesme hükmünü Velîd b. Muğîre’nin verip uyguladığı bilinmektedir. İslâm gelince Câhiliye devri düzen, âdet ve uygulamalarının tamamını kaldırmamıştır; bunların bir kısmını olduğu gibi devam ettirmiş, bir kısmında değişiklikler yapmış, kalanını da -İslâm’ın tevhid ve ahlâk ilkelerine aykırı olduğu için- tamamen değiştirmiştir. Hırsızlığın suç sayılması ve bu suça uygulanan cezâ da İslâm’ın, Câhiliye’den devralıp devam ettirdiği uygulamalar arasındadır. Levililer: 6 /1-5. Rab Musa`ya şöyle dedi: Eğer biri günah işler, Rab’be ihanet eder, kendisine emanet edilen, rehin bırakılan ya da çalıntı bir mal konusunda komşusunu aldatır ya da ona haksızlık ederse, kayıp bir eşya bulup yalan söylerse, yalan yere ant içerse, yani insanların işleyebileceği bu suçlardan birini işlerse, günah işlemiş olur ve suçlu sayılır. Çaldığı ya da haksızlıkla ele geçirdiği şeyi, kendisine emanet edilen ya da bulduğu kayıp eşyayı, ya da hakkında yalan yere ant içtiği şeyi, üzerine beşte birini de ekleyerek, suç sunusunu getirdiği gün sahibine geri vermeli. Rab’be suç sunusu olarak kâhine belli değeri olan kusursuz bir koç getirmeli. Kâhin Rab’bin huzurunda onun günahını bağışlatacak; işlediği suç ne olursa olsun kişi bağışlanacak.” Kütübüsitte’den: Mescide uyumak üzere ridasını yastık yaparak uzanmıştı. Uyurken bir hırsız gelip ridasını aldı. Ama Saffan (uyanarak) hırsızı yakaladı, doğru Hz. Peygamber (sav)`e götürdü. Resulullah (sav) derhal elinin kesilmesini emretti. Saffan: “Ey Allah`ın Resulü, ben bunu istememiştim, ridam ona sadaka olsun!” dedi. Resulullah (sav): “Onu bana getirmezden önce niye yapmadın?” diyerek, teklifi reddetti.” Hadis no: 1651 Çıkış: 22; 1. Bir adam öküz ya da davar çalıp boğazlar ya da satarsa, bir öküze karşılık beş öküz, bir koyuna karşılık dört koyun ödeyecektir. 4. Çaldığı mal -öküz, eşek ya da koyun- sağ olarak elinde yakalanırsa, iki katını ödeyecektir. 7. Biri komşusuna saklasın diye parasını ya da eşyasını emanet eder ve bunlar komşusunun evinden çalınırsa, hırsız yakalandığında iki katını ödemelidir. Ya hırsızın ödeyecek gücü yoksa? 3. “Hırsız çaldığının karşılığını kesinlikle ödemelidir. Hiçbir şeyi yoksa, hırsızlık yaptığı için köle olarak satılacaktır. Demek ki, Tevrata göre alıkoymanın sınırı var. Ömür boyu değil, yani suçun niteliğine göre. Bir ibraninin köleliği sınırlıdır : Yasa: 15/ 12-14. Altı yıl size kölelik edecek, yedinci yıl onu özgür bırakacaksınız. Onu özgür bırakırken, eli boş göndermeyin. Ona davarlarınızdan, tahılınızdan, şarabınızdan bol bol verin. Fıkıhta: Bir hırsız siz evde yokken evinize gizlice girdi ve evdeki 100 liranızı çaldığı takdirde cezası elinin kesilmesi. İslam hukukunda Ebu Davud ve Tırmızi’nin hadisine dayanarak, gaspçıya, yağmalayana, emanete ihanet ederek el koyana el kesme cezası yoktur. Şöyle denir: Malın alınması hırsızlığın tarifine uygun olmalıdır. Hırsızlığın anlamı ise malın, gizlice ve saklamak suretiyle alınmasıdır. Gasp ederse, mal sahibinin gafletinden faydalanarak malı alıp kaçması, yağmalaması ya da ihanet etmesi hırsızlık sayılmaz ve eli kesilmesi gerekmez. Hadis kaynağından: Resulullah (sav)`a bir hırsız getirilmişti. “Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine: “Ey Allah`ın Resulü, bu adam sadece çaldı” denildi. Bunun üzerine “Öyleyse (elini) kesin!” dedi ve derhal eli kesildi. Sonra aynı adam ikinci sefer getirildi. Yine: “Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine: “Ey Allah`ın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı” dendi. Bunun üzerine “Öyleyse kesin!” dedi ve derhal (sol ayağı) kesildi. Sonra üçüncü sefer getirildi ve hırsızlık yaptığı söylendi. Hz. Peygamber: “Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine: “Ey Allah`ın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı” denildi. Bunun üzerine: “(Sol elini) kesin!” diye emretti. Sonra aynı adamı dördüncü kere getirdiler. “Öldürün onu!” buyurdu. Kendisine: “Ey Allah`ın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı” dediler. Bunun üzerine “(Sağ ayağını da) kesin!” diye emir buyurdu. Aynı adam beşinci sefer getiririldi. Hz. Peygamber (sav): “Öldürün onu” diye emretti. Hz. Cabir (ra) der ki: “Adamı götürüp öldürdük. Sonra sürüyerek götürüp bir kuyuya attık. Üzerini de taşla doldurduk.” (Kütübüsitte, Hudud bölümü, Hadis No: 1631)

Maide 33 ü dikkate almıyorsak asamayız, haklısınız. Ama neticede öldürmek de mümkündür.

Saygılar

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
16:43

Bir kelimenin emir kipi olması o şeyin vücubun göstermez. Vücub olabilmesi için, emrin tekrarının olması gerekir, emrin illetinin tarif edilmesi gerekir, detaylandırılması gerekir. Bunların hiç biri yoktur.

Bu bizim usulümüz değildir. Bu sizin usulünüz olabilir. Bu usule göre:

Adama "niçin Allah'ın emrettiğini yapmıyorsun" diye sorarlar.

Adam cevap verir "E ayetler detaylandırmıyor" der.

Bunun için Bakara suresini okuyun. Orada Yahudiler'e Allah bir inek kesin dedi. Onlar da detaylarını istediler de istediler. Halbuki baştan herhangi bir inek kesseler emir gerçekleşecekti. Sizin usulünüz de buna benziyor.

Sam Adian
08.04.2012
17:01

Sayın Hocaoğlu

Fıkıh usulü : “Vücuba mani bir karine bulunmadıkça emir siygası, vücub ifade eder” Vücuba mani karine : “Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh, innallâhe gafûrun rahîm” (Maide 39) Buna göre Maide 38. Ayetteki “faktaû” emrinin şartları olmalıdır. Şu halde bu kelime vücub ifade etmez. Başka karineler aramak gerekir. Saygılar

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
17:16

Fıkıh usulü : “Vücuba mani bir karine bulunmadıkça emir siygası, vücub ifade eder” Vücuba mani karine : “Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh, innallâhe gafûrun rahîm” (Maide 39)

Bu usul doğrudur. Arkadan gelen cümle Fe ile başlamaktadır. Sizin verdiğiniz hakiki anlam dışında verdiğiniz anlam ile bu cümle arasında bir uyum var görünmektedir. Ama hakiki anlam vermemize mani bir karine değildir. Bu şudur:

Cümle Men yesrik ile veya In yesrik gibi şartlarla başlamamaktadır. EsSariku ve EsSariketu şeklinde ism-i fail sıygasıyla gelmekte ama sonrasında Fe gelmektedir. Bu Fe rabıt fâsıdır. Bu mübteda ile haber arasına gelirse mübteda şart anlamı ifade eder. Haber emir cümlesidir. Emir cümlesi cevap cümlesi ise ve şart emirden önce gelmişse emir vücubu ifade eder. Şart gerçekleşirse emir yapılır. Eğer tersi olursa ibahayı ifade eder. Burada şart önce, cevap olan emir sonradır. Bu nedenle vücubu ifade eder.

Ancak şart, şart edatları ile yapılmamıştır. İsm-i fâille yapılmıştır. İsm-i fâille yapıldığı için bu özelliğin o kimsede istimrar etmesi (sabitlik kazanması) gerekir. Bu özelliğin tanımlanması gerekir. Bu nedenle bir kimseye sarik veya sarika demek için onun bu sıfatı kazanması gerekir. Eğer her çalanın eli kesilseydi Men veya İn şart edatı ile gelmesi gerekirdi. İkinci önemli nokta bu el kesme cezasının kesb'den yani kazançtan dolayı yapıldığıdır. Yani ihtiyaçtan dolayı yapana bu ceza uygulanmaz.

Arkadan gelen ayette kim zulmünden sonrasında tevbe ederse ve ıslah olursa demektedir. Burada da "bu zulmünden sonra" değilde "zulmünden sonra" demesiyle tek bir hırsızlık olayına değil, cezanın hırsız sıfatı kazanmış kimseye verileceğini gösteren bir diğer delildir. Yani kişi hırsız sıfatı kazansa bile kendisine el kesme cezası verilmeden önce tevbe eder, ıslah olur ve çaldıklarını öderse o kimseye bu ceza uygulanmaz.

Sam Adian
08.04.2012
18:08

Sayın Hocaoğlu, Demirci

şimdi adaın kolunu bacağını kopardınız, tövbe etse ne olur?

Yani önce öldürdünüz, sonra da e kusura bakma dediniz

E bu da iyi fikir

Elbette bunlar sizin yorumlarınız ve tercihleriniz. Biz böyle algılamıyoruz, Usul kuralı sizin için bağlayıcı olalıydı. bizi zaten ilgilendirmiyor. Ama görünüşe göre bağlamıyor. Kur'an ın diğer hükümleri de burada geçerli olmuyor demek. Olabilir, bu da bir tercihtir herhalde

Siz el kesin, bacak kesin, bu kurala tabi olmayı kabul edecek topluluk bulursanız ne ala, bulamazsanız kuralınızın anlamı kalmaz zaten.

Saygılar

Sam Adian
08.04.2012
18:41

Bu arada bir yanlışı düzeltelim

Biz "Ayetlerin yeterince açık ve detaylı olduğunu" düşünüyoruz.

Tam aksine, geleneksel anlayış ayetlerin hüküm çıkarmda yeterli olayacağını söylüyor. Başka deliller, kurallar arıyor.

herhalde "E ayetler detaylandırmıyor ki" cümlesini bizim için kullanmadınız

Saygılar

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
19:03

Cengiz Demirci: sonraki durum suçun ispat edilip hükmün verilmesi ve yakalanmasından önceki teslimiyettir. Malı iade eder ve teslim olursa ceza düşer.

Lütfi Hocaoğlu: Yani kişi hırsız sıfatı kazansa bile kendisine el kesme cezası verilmeden önce tevbe eder, ıslah olur ve çaldıklarını öderse o kimseye bu ceza uygulanmaz.

Sam Adian: şimdi adaın kolunu bacağını kopardınız, tövbe etse ne olur?

Yani önce öldürdünüz, sonra da e kusura bakma dediniz

Sayın Adian zannediyorum ki Cengiz bey ve benim yazdıklarımı okumadan cevap yazıyorsunuz.

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
19:07

Siz el kesin, bacak kesin, bu kurala tabi olmayı kabul edecek topluluk bulursanız ne ala, bulamazsanız kuralınızın anlamı kalmaz zaten.

Evi 2 ay içinde 3 kere soyulan komşumun yanındaydık. Akrabaları ve çevredeki apartmanlardan bir çok kimse gelmişti. Bizim apartmanda belki 4-5 sene içinde 8-10 soygun olmuştu. Çevredeki apartmanlarda da aynen öyle. Ve istisnasız herkes el kesme cezaı olmazsa bu düzelmez diyordu.

Yani o topluluk hazır, siz merak etmeyin.

Sam Adian
08.04.2012
19:13

Bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum izninizle

اقطعوا kelimesinin türkçe karşılığı "KESMEK" olarak çevrilmektedir.

Aynı kelimenin ingilizce karşılığı ise DISCONNECT THE 'dır.

اقطعوا أيديهما : DISCONNECT (THE) THEIR HANDS : Elleriyle bağlantısını kesmek

Elleriyle neyin bağlantısını keseceksiniz?

Oysa Kesmek kelimesinin tam olarak ingilizce karşılığı ise CUT OFF olmalıdır.

DISCONNECT (THE) kelimesi marifedir. Yani IKTAU kelimesinin karşılığıdır belirli bir şeyi ifade eder. Bunun da manası "BAĞLANTIYI KESMEK" olur.

Kur'an ın bu kelimeyi kullanış şekline bakılırsa kelimenin ingilizce karşılığı olan DISCONNECT THE ifadesi çok daha doğru bir ifadedir. Çünkü KAT'A kelimesi Kur'an da pek çok yerde kullanılmaktadır ve hiç biri "koparıp almak, bıçakla keser gibi kesip atmak" manasına gelmez.

İhtiyaç kısmını tartışma konusu yapmadık, eğer bir kişi ihtiyaçtan çalmış ise suçlu olan topluluktur.

Tartıştığımız konu "Suç" oluşması halidir. Bir insan çalıyşorsa Hırsız sıfatını kazanmış demektir. Şu halde eli kesilecektir size göre.

Bunu söylerken elbette kur'an ın ceza usulunu de göremiş olursunuz. Ama bu sizin tercihiniz, görmek istemeyince görmezsiniz. Yapacak bir şey yok.

Vesselam

Sam Adian
08.04.2012
19:17

:))

Hayır yazdıklarınızı okuyorum, ifadeleriniz arasında "hırsızı yakalayınca ona tövbe etmesi için fırsat veririz" diye bir cümle görmediğim için söylediklerinizi dikkate almadım. (Kaldı ki bu da yeterli değildir zaten)

Ancak, siz Kur'an üzeride mi konuşuyorsunuz, yoksa evi soyulan koşunuzun hiddeti üzerinde mi? Yaşadığınız ülkede Kur'an nizamı mı var? Barış düzeni mi var? Yoksa, bize ne komşunuzun soyulan evinden. Bu nasıl bir kriter olabilir?

kur'an sosyal refahın tesis edilmesini emreder. Siz bunu yapmadan hırsıza ceza veremezsiniz. Ceza şartlarının ve ehliyetinin oluşması gerekir. Eğer oluşmuyorsa, "hırsızın elini keseriz" demek bir insanı öldürmekten farksızdır. Yani cinayetten farksızdır.

Saygılar

Sam Adian
08.04.2012
19:19

:)) Ben merak etmiyorum

Komşularına göre ceza hukuku benimseyen bir anlayış, komşularının başına aynı problem geldiği zaman ne yapar diye düşünüyorum sadece :)

Saygılar

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
19:34

Yine okumuyorsunuz.

Siz sordunuz, bunu kabul eden topluluk bulursanız uygularsınız diye. Ben de size bu topluluğun zaten var olduğunu gösterdim.

Yoksa beni komşuların fikri ilgilendirmiyor, sizin hoşlandığınız batılıların ceza hukuku da. Batı modasını karine alarak ortaya çıkardığınız hükümlerde beni zerre kadar ilgilendirmiyor.

Beni Allah'ın emirleri ilgilendiriyor. Allah emrettiği için keseriz. Bizi Allah'ın emri ilgilendirir. Allah ne derse onu yaparız. Batılılara hoş görünmek, onların hoşuna gittiği şekilde Kuran'dan ceza hukuku çıkarmak da hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
19:38

Şunu da söyleyeyim, bütün cezalar İslam düzeni içindedir. Batının saçma sapan düzeni ve bu düzenlerin kopyaları içinde bu cezayı uygularsanız zulmetmiş olursunuz. İslam düzeni de zaten sosyal refahın geldiği düzendir. El kesme cezası da zaten bu düzen içinde uygulanır. Bu noktada aynı görüşteyiz.

Lütfi Hocaoğlu
08.04.2012
20:01

Tam bir demogoji, öyle bir demogoji ki ben komşularımı yaşanan bir örnek olarak veriyorum, ama o hiç söylemediğim halde komşular söylediği için ben bu cezanın olması gerektiğini söylediğimi iddia ediyor.

Sam Adian
08.04.2012
20:22

Sayın Hocaoğlu ve Demirci

قطع Disconnect Cut Spare Pieces اقطعوا Disconnect Disconnect the Cut of the Off with خفض Cut Reduce Lowering Lower

Önce hocaoğlu

Yazdıklarınızı okuyorum.

Sizin görüşlerinizin veya anladığınız şeyin "Yanlış" olduğunu söyleedim. Bu sizin görüşünüzdür dedim. Ve dedim ki, eğer bir topluluk bulursanız uygularsınız. Bunda bir problem yok. Bize göre doğrudur veya yanlıştır bu sizin tercihinizdir. (Komşularınızın evinin soyulmuş olması kur'an ı ilgilendiren bir şey değil, bu açıdan dikkate alaya gerek yok. Koşunuz el kesme olmadan düzelmez diyorsa bu da onun fikridir, burada bu şekilde koymanızın anlamsız olduğunu hatırlatmak için söyledim)

Yine, Kur'an dan anladıklarımız bizim anladıklarımızdır. Bunun için pek çok gerekçe ve delil vardır (bize göre) Ve bunu da söylüyoruz. Ancak kurallara da uymak gerekir. Yani siz kendi kurallarınıza göre bizi anlamamızı ister ve beklerseniz anlaşamız mümkün olmaz, biz sizin de bizim gibi anlamanız gerektiğini söylemiyoruz. Söylediklerimiz içinde düşünmeye değer birşeyler buluyor ve düşünüyorsanız bu yeterlidir. Gerisi yine sizin bileceğiniz iştir. Herkes kendi yorumuna göre devam eder.

Elbette bir gün buralara yolunuz düşerse büyük bir zevkle misafir ederiz. Lütfen bir noktayı not ediniz: Biz başka sistemlere ilişkin örnek verirken, "insan aklı ile de doğruya ulaşabileceği" noktasıdan bunu yaptık. Filan sistem daha iyidir demek manasıda değil. Elbette sistemlerin hataları vardır, eksikleri vardır. Ancak neticede hepsi Allah'ın yarattığı şeylerdir. Yaratmamış olsaydı insan nereden bulacaktı?

Biz de kendimizi Allah'ın emrettikleri ile bağlıyoruz. Bu açıdan farkımız olduğunu zannetmiyorum.

Sayın cengiz,

Fıkhın getirdiği kuralları biliyorum. Eğer el kesme cezası prensipte kabul ediliyor ise, bunun çok titiz ve büyük bir hassasiyet gerektirdiği açıktır. Bu konuda bir sıkıntı yok. Ancak bizi söylediğimiz şey, o kuralların konuluş şeklinin hatalı olduğudur. Elbette bize göre. Eğer ortada bir müşkil durum görüyorsanız, kuralardan önce kur'an a bakmak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bahsettiğiniz şartlar sonuçtur. Sebep değil. Önce sebebi çözmek gerekmiyor mu?

KESMEK anlamında ısrar ediyorsanız bu konuda da söyleyebileceği bir şey yok. Ancak Kur'an ın bu kelimeyi kullanış biçimine bakmanızı öneririm. Biz Disconnect manasını değerlendirirken iki şeye dikkat ettik: birincisi kelimenin manaları arasında ağırlıklı olan şey, ikincisi ise Kur'an ın kulanış biçimi. örtüşen mana bizim için doğru manadır.

Kur'an üzeride konuşuyorsak aramızdaki fark "hatalar" kadar olur. Ama başka şeyler üzerinde konuşmaya başlarsak tartışmak da mümkün olmuyor ne yazık ki.

Vesselam

Sam Adian
08.04.2012
20:31

Sayın Cengiz

to cut = "Kesmeye, kesmek için" manasına gelir

Türkçedeki fiilin karşılığı ise

Kesmek = Cut, Cut off kelimeleridir.

İngilizcedeki Disconnect kelimesini türkçeye çevirirseniz karşınıza yine "kesmek" kelimesi çıkar. çünkü başka ifade şekli yoktur.

saygılar

Hüseyin Kayahan
09.04.2012
12:35

Sayın Sam ve Cengiz,

Hükümler hikmetle konulmaz. Hikmetle izah olunabilir, Şari bunu neden söylemiştir, ne faydası vardır, vs. Hükümler illetledir. İllet de Kuran'daki ibarelerdir. İbarenin ne olduğu, ne manaya geşldiği elbette tartışılacaktır. zaten tartışıyoruz, eskiler de tartışmışlar.

Hırsızlık suçu birinin başka birinin malını çaldığı, dolayısıyla maddi zarara uğradığı, emeğin zayi olduğu için, fila olduğu için değildir. Öyle olsaydı; gaspda da el kesme olurdu. Ama bildiğiniz gibi şeriatte gasp edenin eli kesilmez. Mal bulunurasa geri verilir, bulunmazsa akilesi, tazmin eder.

Zina da şeriat kişilerin ferclerinin bekciliğini yapmaz. namus bekçiliği değildir aslolan. Peki nedir?

Hırsızlıkta; topluluğun malları topluluk tarafından emniyete alınmıştır. Eğer bir mal gizlice, kim tarafından ve ne maksatla alındığı belli olmayacak biçimde alınmışsa, bu topluluğun fertler vermiş olduğu güvenliğin, emniyetin yok edilmesi demek olduğu için cezayı mültezimdir. Kimin aldığı belli ise, -ki, gasp da böyledir-, hırsızlık suçu oluşmaz, had uygulanamaz. İsmi fail ile kullandığına göre bu fiilin en az 3 kere yapılıp, meslek haline gelmesi esastır.

Zinada benzerdir. Daha önceki bir yorumumda da yazmıştım. Kişiler topluluğa aittir. Onları yaşatmak (iaşe, ibate, iskan vs gibi herşey topluluğa aittir.) topluluğa aittir ve bunu da diğer bireyleri görevli kılarak organize eder. Zina fiilinde olması muhtemel ferdin nafakası kime aittir?, topluluk bunu bilmek ister. Anne biyolojik olarak zaten bellidir ve hidane hakkı onun üzerinden yürüyecektir ama nafaka kimin üzerindedir? Topluluk bu bilinmez hale geldiği için sadece bunu yasaklamaktadır. Kişilerin ağızlarından çıkacak sözlü beyanları da bunun için yeterli görülmüştür. Bence bu yazılı da olmalıdır. Zinada da ismi fail kullanılmıştır ve meslek haline getirilmiş olması gerekir.

Emir kipleri emirdir. Dil böyledir. Askerlikte amir emreder ast da o emri yerine getirir. İş hayatı da böyledir. Usta kalfasına, kalfa çırağa bir şeyi yapmasını söyler o da yapar. eğer emir kipleri vucubu gerektirmezse hayat durur. Her kuralın istisnaları olabilir, zarar görenler tazm,n talep edebilir ama emir emirdir.

Hüseyin Kayahan
09.04.2012
17:52

Evet, kaybolan malın tazmininden başka ceza yoktur. Darp, şiddet vesaire gibi fiiller vuku bulduysa onun cezası ayrıdır. Kamunun otoritesi sarsılmaış olduğundan ukubat cinsinden ceza yoktur. Zira alan bellidir ve ya aynı mal geri alınır, ya da misli tazmin ettirilir.

Hüseyin Kayahan
09.04.2012
17:56

Topluluğun verdiği cezalar mutlaka topluluğu ilgilendiren bir sebepten dolayıdır. Mesela fuzili akitler de böyledir. Ben sizin boşta duran bir yerinizi satarım, bana ceza vermezler. Bir malınızı satarım ceza vermezler. Evinizi kiraya veririm ceza vermezler. Bu tip akitlere fuzuli akitler deniyor. Gerçi ben çok uzman değilim ama böyledir.

Hüseyin Kayahan
09.04.2012
18:02

Bugünkü mevzuatta gasba hırsızlıktan daha büyük ceza veriyorlar. Çünkü sebebi/hikmeti farklı koyuyorlar da ondan. Zinada -siz bilirsiniz- çocuk olma ihtimali olmayan duhuller; erkeklik organından başka nesne ile sapılan bir girişim, kadının rahminin dışında bir yere yönelik girişimler, hatta buluğa ermemiş küçük çocukla olan birliktelikler zinadan sayılmamıştır. Zinanın yasaklığı doğacak çocuğun hukukunu korumak içindir. Cinsel ilişkinin önlenmesi değil, doğacak çocuğun hukunun bilinmemesinin önlenmesidir gaye. Hikmeti budur.

Hakan Kandal
10.04.2012
09:10

Gasp suçu zor kullanılarak yapılan hırsızlığı içerir, hırsızlıktan daha kötü olması ve cezanın daha fazla olması gayet normaldir. Gasp yapan kişi zor kullanırken muhatabına fiziki zarar vermemiş olsa bile o kişinin hürriyetini zor kullanarak kısıtlamıştır. Bu açıdan malı tanzim etse bile bu suçun bedelini ödeyecektir. Adamın kafasına silahı dayadı, arabasını gaspetti, sonra yakalandı, arabayı geri verdi ve sallana sallana mahkemeden çıktı gitti, böyle bir şey olamaz.

İslamiyette cezalar ıslah etme değil caydırmak üzerinedir. Islah etmek dini dayanışma gruplarının, tarikatların işidir.

Hakan Kandal
10.04.2012
09:17

Eğer Kurandaki somut cezalar, ıslah etmek amaçlı olsaydı, Allah, idam cezası yerine katillerin müebbet veya 30-40 yıl süreyle "rehabilitasyona" tabi tutulacakaları hapishanelere konmasını emrederdi.Rehabilitasyon bitince de bu katiller rahşan affları ile salıverilirlerdi. Oysa İdam cezasından anlıyoruz ki, bu suçu işlemeyi düşünen kişi bilir ki sonunda ölüm var, ne sermayenin avukatları ne rahşan affları ne de cezaevi müdürleri onları kurtarabilir.Açık ve net bir caydırmadır sözkonusu olan.





Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 50990 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 28987 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 14230 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 11054 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 18584 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 21034 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 15233 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 11061 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 8381 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 9361 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 10488 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 19938 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 27674 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 8414 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 26624 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 8239 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 10042 Okunma
29 Yorum 19.02.2020 10:01
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 20586 Okunma
28 Yorum 12.01.2020 17:30
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 10653 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 21708 Okunma
27 Yorum 15.04.2020 09:47
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 7398 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16537 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 10058 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 21796 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 8381 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 21643 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 6918 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 8973 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 13258 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 26522 Okunma
20 Yorum 15.05.2020 20:10
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 8542 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 6150 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 40027 Okunma
18 Yorum 10.01.2020 12:34
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 7530 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 6741 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 13976 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 9633 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 4624 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 6480 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 7360 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 13046 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 6566 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 8879 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 5950 Okunma
16 Yorum 17.04.2020 16:27
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 12808 Okunma
15 Yorum 03.05.2020 12:00
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 8717 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 25039 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 6049 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 8021 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 4109 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22