Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012
7383 Okunma, 25 Yorum

ALLAHI TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI

31.07.2012, İZMİR

 

- Hoş geldin evlat; hayrola, çok neşeli görünmüyorsun?

- Alabaş Koca; herkes ya çok şaşkın, ya da Ramazan rehaveti içinde görünüyor. Bir iki tepkinin dışında ortalıkta ses seda yok. Platform dışından bir kişi, Bu da ne böyle, deli saçması şeyler. Devlet ne zamandan beri Allah oldu? gibisinden bir cevap vermiş. Sanki sen DEVLETİ KUTSUYORMUŞSUN gibi bir algı oluşmuş. Doğrusu benim aklım da durulmuş değil. Şu Allah’ı, önce Allah’ın zatını, biraz daha anlatabilir misin bana?

 

ALABAŞ KOCA başladı anlatmaya:

O zaman, şu SIFIRa doğru gitmemiz gerek. Hani; zamanın olmadığı, mekânın olmadığı, hiçbir şeyin olmadığı, sıfırın kendisinin de olmadığı o olmayana noktaya. Hani sen bir makalende yazmıştın ya, sıfır ve sonsuz, matematiğe ait kavramlar değildir diye. Felsefeye ilgi duyan arkadaşlar buradan başlayabilirler, zira SIFIR, felsefeye ait bir tanımdır.

 

Sadece Allah var ve başka hiçbir şey yok olsun. Bu Allah da, bizim idrakle algıladığımız o mükemmel (SAMED)varlık olsun. Kendisi var ve mükemmel ama onu ve vasıflarını bilecek, tanıyacak ve tasdik edecek hiçbir varlık yok. Sen olsan ne yapardın evlat, nereden başlardın? Hani bir zamanlar koskoca Çin Devleti, Birleşmiş Milletler tarafından tanınmadığı için ne yapacağını bilemiyordu. Resmen tanınmak, hukuken tanınmak, resen tanınmak, her nasıl olursa olsun ama tanınmak önemlidir hem de çok önemli. Bu hem seni tanımıyorlar manasına, hem de seni kâle almıyorlar, muhatap almıyorlar manasınadır.

Bana göre O, önce (bu öncelik ve sonralık bize göredir bilirsin), ŞUURu (Türkçesi BİLİNÇ olsa gerek) var etti. Bilirsin tartışmış eskiler, Allah’ın sıfatları, isimleri, yani diyelim ki yetenekleri de onunla beraber zorunlu mudur, yoksa onları da o mu yaratmıştır? Bunu şimdilik bir kenara koy, dursun bakalım. Sen bunu biraz düşünürken ben sana laf olsun diye bir fıkra anlatayım

 

Aslan ile Öküz arkadaş olmuşlar, gezip eğlenip güzel bir gün geçirmişler ve akşamın epey geç bir saatinde; Aslan, Öküze dönüp, “Öküz kardeş epey geç oldu, benim gitmem gerek. Yoksa evdeki kızar demiş. Öküz epey şaşırmış ve Aslan kardeş, bu nasıl olur? Siz ki ormanın kralısınız, kimseden korkunuz olamaz değil mi? Aslan, “öküz kardeş; evde beni, seninki gibi bir inek beklemiyor, benim evde bekleyen de bir aslan demiş…

Durup dururken bunu sana niye anlattım diye düşünüyorsun değil mi? Şimdi ben sana, TANRI AÇMAZI, TANRI PARADOKSU adını verdiğim durumu anlatmaya çalışayım:

Allah her şeyi yaratmaya kâdirdir değil mi? Ne irade ederse, ona OL der ve o da oluverir. Peki, ALLAH, BAŞKA BİR ALLAHI YARATABİLİR Mİ? Kendisinin aynı olan, tüm sıfatları ile muttasıf aynı Allah’ı yaratabilir mi? Eskiler bu sorunun cevabına hayır demişler. Allah, her şeyi yaratabilir, sadece Allah yaratamaz Peki niçin..?

 

Yeniden ilk duruma gelelim. Allah var ama kendinden başka onun var olduğunu bilecek kimse yok. Bütün evreni nebatat, hayvanat, bakteri, virüs ile doldursan, onların türlü türlüsünü halk etsen; bunlar Allah’ı idrak edebilirler mi? Bunlar şuurlu varlıklar değil ki, onu bilebilsinler. Bu bilme için, sadece onu görmek de yetmez. Nazar eden sadece görür, müdahale etmez. Bir nevi görgü şahitliği gibidir. Rü’yet, rey etme ise görüp fiilî müdahalede bulunmak demektir. Rai/Çoban güttüğünü görür, gözetir ve gerektiğinde onlara FİİLİ müdahale eder. Basar eden ise gördüğünü SENTEZ ve ANALİZ eder. O müşahede ettiği verilere bir proses/süreç uygular. Böylece gördüğünü akıl süzgecinden geçirip, rafine eder ve bir sonuca ulaşır. Allah’ın kendisini tam hakkıyla, tüm sıfatları ile bilecek varlık, ancak kendisi gibi olabilir. Bunu geçen sefer sana söylemiştim, sen de yazmışsın. Yarattığı varlığın şuurlu olması yetmiyor, Allah’ı bilebilmesi için onun tüm sıfatlarını taşıyor olması lazım ki, anlayabilsin ve takdir edebilsin. Bunu anlayabilmen için; sana, görmeyenle, duymayanın misalini vermiştim.

 

-EVDEKİ DE ASLAN, EVDEKİ DE ASLAN! diye bağırmaya başlamışım, farkında olmadan

Alabaş Koca: Evet evlat, şimdi anladın mı demin sana o fıkrayı niye anlattığımı? Allah iki olunca, ikisi de birbirinin aynı olunca, hangisi hangisini yok edebilir? Yok edemez değil mi? İlkini ne kadar güçlü, ne kadar güçlü düşünürsen düşün, madem ki aynını yaratmıştır (kendisi mükemmel olduğu için daha mükemmelini yaratma söz konusu olmayacaktır), diğeri de aynı güçlerle muttasıftır. Bu ise, onu yok etmeğe KENDİNİN DE gücü yetmez demektir. Tanrı’nın gücünün yetmemesi gibi durum düşünülemez, eğer bir acziyet varsa o varlık tanrı olmaz. Bunun imkânsızlığı bir yana, hiç kimse böyle bir şey istemez. Hiç kimseden de böyle bir şey beklenmez. Kendisini anlamak için kendisi gibisini yaratamıyor, ya da yaratmıyor, ama böyle bir varlığı yaratmazsa, o zaman kendisini ve vasıflarını kimse bilmiyor. Bu durumda da var olmanın, var olduğunu sanmanın bir anlamı olmaz ki…”

 

Dedim: Alabaş Koca, bu ancak tanrıya yakışacak çapta bir açmazdır. Bu açmazın bir açarı yok mudur? Yaratsa olmuyor, yaratmasa bilinmiyor Ne yapması lazım sence? Sen olsan ne yapardın?

 

Dedi: Evlat, ben sana yine bir hikâyecik anlatayım da; sen bir yandan, Alabaş Kocanın bunu anlatmaktaki muradı ne ola ki? diye düşünürken, ben de, Allah’ın çözümünü tam olarak bilmiyorum ama ben olsam ne yapardım, sana onu anlatmaya çalışayım.

 

Eski pehlivanlar 40 oyun bilirlermiş. Kendilerine çırak yetiştirirken, ona bildikleri oyunların 39 unu öğretir, birini öğretmezlermiş. Bunu bilmeyen çırak, bir gün yeterince özgüveni oluştuktan sonra, ustasını da yenmeğe kalkarsa, usta, o öğretmediği 40 ıncı oyunla onu yener ve esas ustanın kim olduğunu ona hatırlatırmış…

 

Senin bedeninde yaklaşık olarak 100 trilyon hücre var. Her bir hücre kendi içindeki programı sayesinde kendi işlevini yapıyor, bedeninle ticaret yapıp, ondan bir şeyler alıyor, ona bir şeyler veriyor. Doğuyor, gelişiyor, iletişim kurup, neyi nasıl yapması gerektiğini biliyor, üretim yapıyor, bedene atıklarını veriyor,  sonunda da ölüyor. Tırnağındaki bir hücrenin, karaciğerindeki bir hücreden haberi bile yoktur ama onlar genel bir dengenin, üstün bir dayanışmanın fertleri olarak ortak bir yaşam sürüyorlar. Kimileri ölüyor, yerine yenileri geliyor, kimilerinin yeri doldurulmuyor. Senin bedenindeki bulunan (Nominal olarak) 100 trilyon hücre, 100 yıl yaşıyor ve yerini senin bir benzerine terk ediyor.

 

Ben olsam tam da böyle yapardım. Kendimi tanıyacak bu yeni varlığı(bir açıdan bakarsak düşük düzeyli bir rakip olacak bu varlığı); tek parça değil, binlerce, milyonlarca hatta trilyonlarca pikselden oluşan, her pikselin kendi içinde özgün ve kendi kendine yeterli olacağı ama tamamı bir araya gelmeden de bütünü oluşmayan bir varlık olarak tasarlardım. Bu da yetmez, bütünün oluşmasını da zamana bağlar, milyonlarca, milyarlarca yılda bu oluşumun tamamlanmasını öngörürdüm.

 

Her bir insanı en uygun kıvamda (“… fi ahseni takvîm…”) tasarlar, ama en yüksek popülasyonunu da (insan vücudundaki hücre sayısı kadar) 100 Trilyon (bu sayıyı biraz daha düşünmemiz gerek) insan olarak tasarlayıp, bunların tam ve mükemmel, yani kendisini kavrayacak düzeye gelmesi için de 100 milyar yıl ön görürdüm. Bu 100 Trilyon hücreli varlığa insan adını verdi, ben de bu 100 Trilyon hücreli/insanlı varlığa, İNSANLIK derdim. Her canlının tâbi olduğu erginlik teorisi gereği, 15 Milyar yılda ergenliğe erecek ve 100 Milyar nominal yaşta da ölecektir. Bu, dev bir Yapboz/Puzzle  oldu değil mi? Bu yapboz, yavaş, yavaş dolacak, evrimleşecek, gelişecek, olgunlaşacak ve Allah’ı hakkıyla idrak edecek seviyeye gelecek. Bazıları; hangi parçanın nereye gideceğine zaman zaman, yine, bu Yapbozu var eden Allah müdahale ediyor diyorlar. Bana göre O, insanı o kadar yeterli yarattı ki, deneme yanılma ile de olsa, akıl ve özellikle ortak akılla bulmacayı tamamlamaya devam ediyor. Bunu başaracağız evlat, çünkü Allah böyle irade etti

 

Bizim dünyamız ortalama 10 Milyar nüfusludur. İnsan sayısı buralara geldiğinde, artan refah seviyesinin bir sonucu olarak, doğurganlık azalacak (zaten giderek azalmakta) ve dünya nüfusu 10 Milyarın etrafında salınım yapacaktır. Demek ki,  bizim dünyamız gibi 1000 dünyaya daha ihtiyacımız var. Halbuki bizim galaksimiz gibi, nominal olarak söylüyorum, 100 milyar Galaksi var Evrende ve her Galakside de, nominal olarak 100 Milyar Güneş/Yıldız var. Eğer her Galakside bir yaşanabilir Dünya varsa, İnsan sayısı hemen 1 Seksilyon (10^21) olacaktır. Her Galakside birden çok insanlı dünya varsa, sen rakamları nasıl arttırabileceğini biliyorsun. Dünyadan başka yerde İnsan yoksa, o zaman tüm evrene buradan yayılacağız demektir. Yeteri kadar, yaklaşık 86 Milyar yılımız olduğuna göre, bu sürede Evreni rahat rahat doldururuz diye düşünüyorum. Bu durumda 100 Trilyon İnsan iyi bir rakam gibi görünüyor, bana

 

Sen bir makalende yazmıştın, ben de oradan başlayayım. Allah ŞUURu yarattı, bunu yaşatacak olan RUHU (PROGRAMI) OLUŞTURDU. Bilinci ve idraki sağlayan bu programdır. İnsanı da şuurlu olarak tasarlayacağı için, bu Şuur programından her insana yükledi. Her program gibi, bu da bir kompüterde çalışabilir. Bu kompüter senin beynindir. Kendi içinde prosesler yapar ve rüya gibi, ilham gibi, vahiy gibi kablosuz bağlantılarla da dışarıdakilerle iletişim kurar. Bu kompüterin çalışabileceği enerjinin üretilebilmesi için senin bedenine ihtiyaç vardır, senin bedenini de bunun için var etti. Senin bendinin oluşabilmesi ve yaşayabilmesi için Arza, o Arzların oluşabilmesi ve devinebilmesi için de bu koskoca evrene ihtiyaç vardır. Bu koskoca evren; senin beynindeki programın çalışabilmesi ve en az 100 Trilyonluk insan neslinin yayılabilmesi için var edilmiştir.

 

Artık ekranlarımızı, resimlerimizi piksel sayıları ile tarif ediyoruz değil mi? Bir birim karede ne kadar çok piksel varsa, o kadar kaliteli görüntü oluşur değil mi? Geçen sefer sana Allah’ın aynadaki görüntüsünden bahsetmiştim. İşte o Allah’ın görüntüsündeki pikseller insanlardır. Sürekli piksel sayısı artmakta, piksellerin bilinçleri ve ilmi seviyeleri artmakta, eskilerin yerine daha mücehhez pikseller gelmekte ve resim giderek netleşmektedir. Bu tablo; statik değil, dinamik bir tablodur. Allah için her zaman bir zaman; her yer de bir yer gibidir. Ama bizim için böyle değildir. Biz zamanı ve mekânı zorunlu yaşamaktayız. Bizler gittikçe çoğalmakta, gittikçe sosyal olarak ve ilmi olarak gelişmekteyiz. Bana göre Allah’ın kendisinin bilinmesini ve tanınmasını sağlayacak olan şuurlu varlık, insandır. Cinleri de buraya dâhil edenler vardır ama, Kuranda onlara ruhundan verip vermediğine dair bir beyanı yoktur. İnsana verdiğini ise açıkça beyan etmektedir.

 

Sen erginlik teorisi kitabında yazmıştın; Adem oğullarının nominal yaşı 100.000 yıldır diye. Son Nebi ve Resul Hz. Muhammed ile ergenliğe ermişler, hukuken artık mümeyyiz yaşa gelmişler ve kalan 85.000 yıllık ömürlerinde, tasvirleri Kuranda ip uçları olarak verilmiş olan Cennet hayatını oluşturacaklardır. Bu safhadan sonra Cennet hayatına geçilecek, tüm İnsin(ve evrenin) erginlik yaşı olan 15 milyar yılın dolmasına kadar kalan 1 milyar yıldan az fazla zamanda da, TAYY-İ MEKAN VE TAYY-İ ZAMAN özelliğini kazanarak; başta ilmi seviyeleri olmak üzere, daha da gelişeceklerdir. Vechullah ve Vech-i Rabb burada değildir. O, bundan sonraki safhanın sonunda tezahür edecektir. Bu ilmi ve sosyal evrim ve teknolojik gelişme hiç bitmeyecek ta ki(?)

 

Kalan 85 Milyar yılın dolması ile “… sümme ileyna turceun…” ifadesi tahakkuk edecektir. Yani tablo o zaman tamam olacak, Allah’ın tam bir görüntüsü, sureti tezahür edecektir. Bundan kastım; Allah’ın bilinmesi, kavranması ve idrak edilmesidir, bu Allah’ın Vechidir. Zira biz onun zatını, aslını göremeyiz.  Vechini basar ederiz. Sen bu “…sümme ileyna turceun…” ifadesini, sonra bize döndürüleceksiniz / sonra bize dönersiniz / sonra bize dönüşürsünüz…” gibi anla Hallaç’ın söylediği de bu olsa gerek. Ben bu tablonun bir pikseliyim, öyleyse ben ondanım ve oyum önermesini, böyle anlamaya çalış.

 

Her birimiz piksel, piksel ondan bir parçayız, tek başımıza onu temsil ve ilzam etmeyiz, onu temsil ve ilzam eden topluluktur demem, bundan dolayıdır. İşte Allah’ın başka bir Allah yaratması böyle bir şeydir. En sonunda ve ancak beraberce onu idrak edebiliriz, onu bilebiliriz. Problemi koyan da o, problemi çözen de o. Paradoksu güzel çözmüş, değil mi? Biz ise anlamaya çalışıyoruz, hepsi bu. Madem fıkralarla başladık, bir fıkra ile bitirelim evlat:

 

Bilim adamları sonunda insanı yaratmayı başarmışlar. Demişler, Gidelim Tanrıya bunu söyleyelim. Tanrının huzuruna varmışlar. Tanrı sormuş, Buyurun, ne için gelmiştiniz? Sözcüleri; Artık biz çok geliştik, her şeyi öğrendik. Biz de insan yaratmayı başardık.

Tanrı; Çok güzel, tebrik ederim. Peki, nasıl yapıyorsunuz? demiş. Sözcüleri; Biz de aynen, senin yaptığın gibi yapıyoruz. Şuradan bir avuç toprak alıyoruz ve der demez, Tanrı Bir dakika demiş, Herkes kendi toprağını kullansın”…

Allah’ım sen mükemmel ve münezzehsin. Benim bu anlattıklarım, anlayabilelim diye söylediğim benzetmelerdir. Aslını nasıl olsa sen bize 86 Milyar yıl sonra gösterirsin diye dua ederek bitirdi yaşlı Alabaş Koca sözlerini

Saygılarımla.

H.Kayahan

 


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
03.08.2012
04:28

güzel...

çok güzel...

iyi bir başlangıç...

çalışmaları anlayan var...

ELHAMDÜLİLLAH.. ELHAMDÜLİLLAH...

*

FİLOZOF HÜSEYİN KAYAHAN...

HOŞ GELDİN...

*

selam ve dua..

Reşat Nuri Erol
03.08.2012
04:39

bu arada...

ilk bölüm felsefe çalışmamız...

FİLOZOF HARUN ÖZDEMİR'E GÖNDERİLDİ...

FELSEFE ÇALIŞMAMAIZIN DAHA DA OLGUNLAŞMASI DİLEKLERİMİZLE...

ilgilenenlerin bilgisine...

selam ve dua..

reşad

ozer atac
03.08.2012
11:59

1- yorum değil, dereceleyene: "su başında" anlama asasıyla "şovalyelik" dağıtmak, pavlus*un sünnetiydi.

2-Sonsuzluk, ya da sıfır matematiğinuzandığı fakat, sayanın takatsizliğinin ifadesidir; bu yokluk değildir.Gemi diğer kıtaya geçen "yolcunun" diplere dalmasına gerek mi var?!

3-Allahın varlığından gayri yaradılan, yire O*ndan olacağı bilindiği için neticede, olan "O" nun, "çin malı" olacağı bilinecektir.

4-Ne biliyorsunuz ki; Allahın "ahseni takvimle" yarattığı insanın, "bilgilendirme okullarının", ya da "kendine ulaşma eğitimlerinin", son/tek modeli olduğuna; onunla kayıtlı olduğuna?! Model mi istiyorsunuz: yeryüzünde bilinen, bilinmeyen mahlukatın erdemleşmiş, medenileşmiş hali ...diyelim.

Sam Adian
03.08.2012
20:26

Sayın Kayahan İzninizle size ve hatta herkese sormak istediğim bir soru var, “Tanrı nasıl bir şeydir” diye sorduğumuz zaman, hemen hemen istisnasız olarak, “eşi benzeri olmayan, hiçbir şeye benzemeyen, nev-i şahsına münhasır bir varlık” olarak tarif edilir, en azından böyle olduğu varsayılır. Kitabın bize anlattığı da buna benzer bir şeydir. Bu tanımların olmadığını farzederek, öyle bir varlık tahayyül ediniz ki, bu hiçbir şeye benzemesin, eşi benzeri olmasın. Sonra bu tahayyül ettiğiniz şeyi resmedin ve bize tarif edin, ve hatta mümkünse tahayyül edip resmettiğiniz şeyi de bize gösterin. Saygılar

Hüseyin Kayahan
03.08.2012
21:12

Sevgili Reşat abi,

Allah sizden razı olsun ve şu hiç bitmeyen ve azalmayan heyecanınızı da daim etsin.

Ben -gerçekten söylüyorum- hiç felsefe okumadım. Alabaş Koca da okumamış, dolayısıyla ondan da yararlanamıyorum. Üstad Karagülle'nin yazdığı felsefeyi de okumadım. Kendisi bu çalışmayı bana teklif etmişti, ortak yapalım diye. Ben ona, "Felsefeden hiç anlamadığımı, ama sosyolojiye ilgi duyduğumu, eğer imkan olursa Kuranı salt sosyoloji gözlüğü ile incelemek ve tercüme etmek istediğimi" söylemiştim.

İstemeden de olsa herhalde felsefecilerin mantık ve usullerini kullanmış olmalıyım ki, gelen yorumlar hep bu konuda oluyor. Demek anlatmada başarısızım. Ben nedenlerden ziyade, nasıllar ile ilgileniyorum. Eğer 5 duyu ve zihinsel sanılarla algıladığımız çevremiz; bir "suret ve heyula" deyilse, uzak geçmişte bu nasıl olmuş olabilir? Uzak gelecekte de nasıl olabilir? konularını düşünmeye çalışıyorum. Benim bakış açım ve yaklaşımımı ilginç ve araştırılmaya değer bulan arkadaş olursa, onula ve onlarla beraber bu konuyu çalışmak istiyorum. Hep belirtiyorum; Arapçam yetersiz, Kurandaki herhangi bir konu hakkında ilgili ayetleri bilemiyorum, bulamıyorum. Olsa olsa böyle olabilir deyip, genel bir şablon düşünüyorum ve kalan boşlukları el yordamı ile dolduruyorum. Özel olarak bu konuda da çok birikimli ve tecrübeli de değilim, en azından şimdilik.

Saygılarımla.

H:kayahan

Hüseyin Kayahan
03.08.2012
21:39

Sayın Sam,

sizin de zihninize hayranım. Demek Allah yaratırsa işte böyle yaratır. İçeriğine çoğu zaman katılmasam da yorumlarınız, ve bunu yaparken kullandığınız mantık ve argümanlarınız göz dolduruyor. Eğer Kuran Allah sözü ise ve değişmeden bize kadar gelmişse, onu felsefecilerin soru ve cevapları ile değil, kendini anlatan Kurandaki ifadelerden anlayabiliriz.

Ben bütün ibareleri ne yazık ki bilmiyorum, klavye üzerinden Arapça harfleri de yazamadığımdan mucemi de kullanamıyorum.

"... len terâni..." "beni rey, rüyet edmezsin" diyor. Eğer rüyet göz duyumuzla görmek ise gözler onu göremez demektir.

"...la tudrikuhul ebsar..." "basarlar onu idrak edemez..." diyor. Basiretin, 5 duyu ile algıladığımız dataların/verilerin beyin kompüterimizde işlenmesi sonucunda vardığımız netice olduğunu düşünüyorum. Öyleyse, akıl da onu algılayamaz, demektir. Herhalde benim bilmediğim daha bir sürü ayet ve ibareler de vardır.

Ebu Hanife de; "Allah'ı neye benzetiyorsan, nasıl düşünüyorsan, o değildir" demiş. Beş duyu ve geliştireceğimiz teknik gözlem cihazları algılayamıyor, beyin onu idrak edemiyor, peki nasıl anlayacağız bu esrarengiz varlığı? Hele var mı ki? Sadece, şu basit mantık kullanılıyor: Madem eser vardır, öyleyse onu yapan da var olmalıdır. Hiç bir şey kendiliğinden olmaz. Bu felsefenin önermesi değil, fiziken de böyledir. Buna madde ve enerjinin sakımı" deniyor. Elbette "evren öyle yetenektedir ki, kendi kendini var etmiş ve yönetmeye de devam ediyor" diyenler de vardır. Onlara göre "Evren, Tanrının kendisidir". Herhalde ehl-i tasavvuf da tersini söylüyordur: "Tanrı, evrenin kendisidir", diye. Hasılı Sam kardeş, ne rey edebiliyoruz, ne de basar. Ben sana onun resmini nasıl çizeyim ki...? Harun kardeşin Ademleri gibi, herkesin de tahayyül bir Allah'ı vardır. Hani biri çıkıp, "benim Allah'ım seninkini döver" dese ne diyebiliriz ki..?

Bir gün boş kalırsam, bütün isim ve sıfatlarını, izafet terkiplarini, ona giden zamirleri sırlayıp, tasnif edip düşünmek isterim.

Sanırım soruyu soran, cevabın beklenildiğinden daha mücehhezdir ve bir tasavvuru da vardır, yanılıyor muyum..?

Saygılarımla.

H.Kayahan

Sam Adian
03.08.2012
22:35

Sayın Üstat Soruyu sorarken elbette bir Tanrı tasavvuru yapamayacağınızı bilerek sordum. Amacım Tanrı’yı nasıl şekillendirebileceğiniz değil, nasıl şekillendiremeyeceğinizi bilebilmekti. Doğal olan da budur. Çünkü bizim hafsalamızda “tanrı yoktur”. (Lütfen bu ifademi kimse yanlış anlamasın) Şimdi size iki tane daha sorum var: 1. Allah Kur’an da bizim ona atfettiğimiz sıfatlar ile kendisini özdeşleştirmiyor. Hatta kimi yerlerde bu sıfatların başka varlıklara ait olduğunu da söylüyor. Şu halde, Tanrı ile özdeşleştirilemeyen sıfatlar ile nasıl bir Tanrı algısı oluşturabiliyorsunuz veya tahayyül edebiliyorsunuz?

2. Her iki makalenizde de Kur’an daki bazı ifadelerin “kategorik olarak Tanrı’yı tanımladığı” varsayımından yola çıkarak, bir devlet ve toplum resmettiniz. Oysa Tanrı’nın nasıl bir şey olduğunu tahayyül dahi edemiyorsunuz. Şu halde, tahayyül edemediğiniz, tanımadığınız ve bilmediğiniz, hatta kayıtlarınızda bulunmayan bir varlık veya bilgiye dayanarak nasıl bir “varlık” oluşturabiliyorsunuz? (varlıktan kastım yazınılarınızda ifade ettiğiniz sonuçlar), Nasıl vücut verebiliyorsunuz? Buna gore, eğer varsayımlarınız doğru ise, bir devlet yıkıldığında veya tarih sahnesinden silindiğinde “samiri” haklı mı olur? Vesselam

Sam Adian
05.08.2012
13:07

Sayın Üstat

Sorulara bir cevabınız olacak mı? :))

Efendim hayırlı pazarlar olsun

Saygılar

Hüseyin Kayahan
05.08.2012
14:57

Sayın Adian,

Usul olarak satır satır cevap vermemeyi yeğliyorum. Çünkü yazma hızım düşük, bunu yapabilmem için ciddi zaman gerekiyor. Bir de, iki omurumda bel fıtığım var, sandelyede oturmak son derece izdirap verici oluyor. Teknolojiden istifade edip, farklı yazma şekillerini de denemedim henüz. Ben cevaplamazsam, sizin cevabınızın hazır olduğunu seziyorum ama kısa bir cevap vereyim.

Cevaplar oldukça ihatalı olmakta, ne yazık ki, yorumların içinde kaybolup gitmektedir. Eğer birisi çıkıp bunları redakte etmezse, unutulup gidecek ve bir fonksiyon icra etmeyecektir. Elbette biz etkilenip, esinleniyoruz, ama o kadar. Kapsamlı cevapların ve yorumların makale olarak yazılması gerektiğini düşünüyorum. Makaleler daha kalıcı olur diye düşünüyorum. Elimden geldiği kadar cevap yerine, sorulan soruların cevaplarını da havi (tabii bu cevaplar bana göredir) yeni makale yazmaya çalışıyorum. Bazen de, eğer cevaplar bende kesinleşmiş değilse, sukut etmeyi ercih ediyorum, bun daha önce de söylemiştim. Her söylediğimizi %100 özümlemiş sindirmiş olmayabiliyoruz. Çoğu zaman sezersiniz, öyle olması gerektiğini hissedersiniz ama somut çözümleri hemen bulamayabilirsiniz. Tartıştığımız konular en az "DOKTORA" seviyesinde araştırılıp, çalışılması gereken konulardır, en azından bana göre böyledir.

Sizin Tanrı, insan, ödev, devlet vb algılarınız kesinleşmiş ve netleşmiş olabilir. Çünkü üzerinde çok düşünüp, çok çalıştığınız belli oluyor. Benimkisi sizinkinin yanında amatör kalır.

Bana göre, yeni bir medeniyetin (BİNYILIN) şafağındayız ve her şeyi yeniden anlayacağız ve tanımlayacağız. Şahsen ben 99 ismi yan yana yazamam, çoğunun manalarını da lugate bakmazsam bilemem. Manasını bilmediğiniz bir ibareye de bir fonksiyon yükleyemezsiniz.

Siyaset bilim ve kamu yönetimi okumadım. Dolayısıyla onlar devlet denen varlığı nasıl tarif ederler bilmiyorum, Karagüllenin tarifni biliyorum.

Allah'ı size tarif edemem. Zira onun bir mekanı, bir maddesi, bir zamanı vs yoktur. Size devleti yani topluluğu da tarif edemem. Zira devlet (bizim için söylüyorum), Ankaradaki bir takım binalar değildir. Bunlar sürekli değişmektedir. Ankaradaki adına Cumhurbaşkanı, başbakan, millet vekili, general, genel müdür vs dediğimiz insanlar değildir, bunlar da değişir. Sınırlar da değişir, bayrak ta değişir, yönetim şekli de değişir vs. Devlet/Topluluk bunların hiçbiri değildir, bunların toplamı da değildir. Şunu söylyebilirim ki, bunlar ve benzerlerinin bir plan ve esasa göre organizasyonudur. Organizasyon devlettir, bu da soyut bir kavramdır. Bu konuda Allah kavramına benzer. O da soyuttur. Somutlaştıramıyoruz değil mi? Somutlaştırmaktan maksat, onu ölçeklendirek, ölçülendirmek olarak düşünün. Halbuki biz evreni yani çevremizi sayılarla, digitlerle biliriz. Onları sayar ve sıralarız.

Katı cisimler, hacmi ve şekilleri değişmeyen varlıklardır. Sıvılar, hacimleri değişmeye ama şekilleri değişe, şekilleri bulundukları kabın şeklini alan varlıklardır. Kabın tamamını doldurmazlar. Gazlar ise, hem hacimleri değişir, hem de şekilleri Mutlaka bulundukları kabı doldururlar, hacim ne kadar büyük, gaz miktarı ne kadar az olursa osun. Erginlik teorisi denememde, ikili sistemin gereği olarak maddenin 3 değil, 4 hali olması gerektiğini, bunun da plazma dene hal olabileceğini yazdım. Hiç bir anlam ifade etmese de devlet/topluluğu gazgibi düşünüp, her yeri dolduran ve şekli olmayıp, bulunulan yer ve şartlara göre değişen bir varlık olarak alabilirsiniz.

Sürekli varlık varlık deyip durdum değil mi? Öyleyse varlık nedir, var olmak ne demektir? Ben, "efradını cami, agyarını mani" bir tarifi şöyle yaptım: Adı olan şey varlıktır, vardır. Tersi de doğrudur. Var olanın bir adı vardır. Adı olmayan şey yoktur. Çok basit mantıkla, bir şey bulduk ama adını koymadık, şimdi bu yok mu diyene; o nesnenin adı: "yeni bulduğumuz ama adını henüz koymadığımız şeydir" Sonra ona kısa bir ses dizisi tahsisi ederiz. Buradan yola çıkarak; devlet ismi varsa o varlık vardır, Allah ismi varsa o varlık vardır, vs.

Bunu biraz açayım, diğer okuyucular için. Elinizde toprak var. adı da toprak. Onu şekle soktunuz ve tuğla dediniz. Bir şekle girmiş topraktan başka bir şey olmayan toprak, artık toprak değildir, o tuğladır. Tuğlaları yan yana dizdiniz ve o artık tuğla yığını değil, duvar olmuştur ve tuğlalar diye adlandırılamaz. Dört duvarı karşılıklı getirdiniz ve onlar duvarlar değil, oda olmuştur. Ona da duvarlar demezsiniz. Odaları yan yana getirisiniz ve adı ev olur, evleri yanyana koyarsınız mahalle, mahalleleri yan yana koyar semt vs. İşte var olmak bu demek. Yeni bir isim koydunuz mu artık o vardır, yani varlıktır, diğer varlıklardan farklıdır. Hasılı isim kadar varlık vardır, isim yoksa varlık da yoktur. Bir ismi olmayanın var olduğu iddia edilemez. Varlığın tarifi bana göre bu kadar basittir.

Şimdi biz o isimleri yeniden doldurabiliriz ama yoktur diyemeyiz. Hiç sevmediğim halde, izah tarzım biraz felsefi mi oldu?

Üstad Karagüllenin devlet tarifini -aklımda kaldığı kadarıyla- vereyim: "Bir ulusun, edindiği bir ülke üzerinde mülkiyet yoluyla tesis ettiği hakimiyettir". Hadi ben işi azgınlığa vurdurayım ve Allah beni affetsin, Allah'ı bu tarifle tarif edeyim: Bir Ruhun, var ettiği bir evren üzerinde mülkiyet yoluyla tesis ettiği hakimiyettir".

Hepimize akıl ve beden sağlığı dilerim.

saygılarımla.

H.Kayahan

Sam Adian
05.08.2012
16:12

Sayın Üstat; Allah’tan şifalar diliyorum. Inşallah kısa zamanda şifa bulursunuz. Devlet kavramı için : “Şunu söylyebilirim ki, bunlar ve benzerlerinin bir plan ve esasa göre organizasyonudur. Organizasyon devlettir, bu da soyut bir kavramdır. Bu konuda Allah kavramına benzer. O da soyuttur.” Diyorsunuz. Bu çok yanlış değildir. Basit bir tanımlama yapıyorsunuz ve bu tanımlamanızda “bir plan ve esasa” gore ortaya çıkan veya oluşan veya var olan bir organizasyon olduğunu söylüyorsunuz. Varlık tanımı yaparken de “adı olan şey varlıktır” diyorsunuz. Yani somut olarak tanımlayabildiğiniz ve isimlendirdiğiniz şeye “varlık” diyorsunuz. Allah ismi varsa o vardır da diyorsunuz. Burada iki türlü çıkmaz söz konusu değil mi? Birincisi, devlet’I tarif ederken, aslında Allah’I değil, onun var etmiş olduğu sisteme atıf yaptınız. Sistem de aslında soyut bir kavramdır. Kurallar, organizasyon, esaslar…. Bunlar soyut kavramlardır, ancak eylemde uygulamada somutlaştırılabilir. Allah “hiç bir şey yoktur ki biz onu önceden bir kitapta yazmış olmayalım” diyor. Yani hiçliğin kuralı bile bellidir ve siz bu kurallara atıf yapıyorsunuz. Devleti böyle tanımlıyorsunuz. İkinci problem, “varlık olarak tahayyül edemediğiniz” bir şeye “varlık” diyorsunuz. Allah’I tahayyül edemiyorsunuz, ama ona var olması sebebiyle “varlık” diyorsunuz. Kurallar soyuttur ama uygulanabilir şeylerdir. Kullanılabilirler ve eyleme dönüştürülebilirler. Allah’I bu manada da tanımlayamazsınız. Çünkü ancak ve sadece onun kurallarını kullanabilirsiniz, Allah’I hiç bir yere uygulamanız mümkün değildir. Çünkü “Allah” bir varlık olarak halkedilmiş olanların ve hatta “her şeyin yazılı olduğu kitabın” bilgisinde değildir. Çünkü o kendisini tanımlamamıştır. Dolayısıyla tanımlı olmayan bir şeyi atfetmek/kıyaslamak da mümkün olmaz. Sonuç olarak da diyorsunuz ki: “Bir Ruhun, var ettiği bir evren üzerinde mülkiyet yoluyla tesis ettiği hakimiyettir". Burada “Ruh” dediğiniz şey de tanımsızdır. Fakat kuramı tesis edilmiş hakimiyete, yani kurallara aktarıyorsunuz. Yani yine Allah’a değil, onun sistemine bağlamış oluyorsunuz. Bu durumda, “Allah”a atfederek “devlet” olarak tanımladığınız şey de yanlış olmuyor mu? Yani bir tuutarsızlık yok mu? Vesselam

Hüseyin Kayahan
05.08.2012
17:36

Yeteri kadar anlayamamış veya yeteri kadar anlatamamış olabilirim. Elbette tutarsızlıklar da olabilir, bakış açısı bana özgüdür ve yenidir, düşünemediğim ve dolduramadığım boşluklar vardır. Bunun en büyük nedeni benim yetersizliğim, alt yapı eksikliğimdir. Bu sebepten dolayı -geçmişte de benzerleri olmakla beraber- bugün artık mutlka ekol halinde çalışak gerekiyor. İlimler çok gelişmiş, dallanmıştır ve bir kişinin bunların hepsin öğrenmesi de mümkün görünmemektedir. Öyleyse değişik sahalarda bilgi sahibi olanlardan oluşan ekoller gerekiyor. Birinin görmediğini diğeri görür, birinini yanlışını diğeri düzeltir, birbirlerine telepatik etkilerle de etki ederek, sinerji oluştururlar vs. Bu yazişmaların böyle faydalar getirmesini ümit ve niyaz ederim.

Hadi Allah şimdilik bizi çok ilgilendirmiyor ama içinde yaşadığımız topluluk çok ilgilendiriyor. Topluluğun hak ve vazifelerini, vasıflarını nasıl tarif etmeliydim? Kapitalistlerin, Sosyalistlerin, filozofların tarifleriyle mi? Zaten onlar benden iyi yapıyorlar ve dünyanın hali ortada. Halk arasında derler ki, "Allah'ın sopası yok, kafana gelip vurmaz" diye. Allah bu vurma yekisini nasıl kullanır diye düşündüm ve yazdığım neticeye vardım. Şimdi bu yargıyı, Kuran'ın tamamına uygulayıp, çelişen yer var mı diye kontrol etmem gerekir. Bu konuda acziyetim vardır.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Sam Adian
05.08.2012
19:21

Sayın Üstat Tarifleri nasıl yaptığımız elbette önemlidir. Çünkü sonuçlar da yaptığımız bu tariflere göre olacaktır. Evet Allah’ın kendisi bir paradoxtur. Ne tanımlayabiliriz, ne de reddedebiliriz. İkisi de mümkün değildir. Çünkü Allah yokluktur. Aynı zamanda sonsuzdur ama bunun da tanımı yoktur. Çünkü hafsalamızda yoktur. Yazılarda önemli bazı noktalara temas ediliyor aslında ama genellikle bunlar pek göze batmıyor. Mesela bizim Allah’ı bilmemiz, onun imzalarıyla mümkün oluyor. Yani varlık ile mümkün oluyor. Bu aslında yokluğun varlığıdır. Yokluktan bir varlık üretiyorsanız, yapmanız gereken ilk şey onun tasarımını yapmaktır. Sınır da buradadır. Bilgi bu yüzden vardır. Ne yaparsak yapalım, bizim ulaşabileceğimiz yer, bilginin sınırları yani varlık ile yokluk sınırıdır. Varlığın bittiği yerde Allah başlar. Bu yüzden tanımlamak mümkün olmaz. Bu konuda yapılmış pek çok tanım vardır elbette, batinilerin, nihilistlerin vs. Ama hiç biri onu tanımlamaya yetmiyor çünkü tahayyülü yoktur. Bilgisi yoktur. Varlık bizi ilgilendiriyor, çünkü biz de varlığın bir parçasıyız. Yaptığımız her şey, düşünsel veya eylemsel faaliyetlerimizin tamamı varlık alanı ile sınırlıdır. Bunun dışına çıkamıyoruz çünkü biz de varlıktanız. Allah sıfatlar üzerine inşa ediliyor veya tanımlanıyor. Ama sıfatlar görecelidir. Lafzın bizatihi kendisi bu sıfatların bütünüyle Allah’ı tanımlamadığını da söylüyor. Allah aynı zamanda Rabdir ama Rab Allah değildir. Allah aynı zamanda Rahmandır ama Rahman Allah değildir. Sosyolojik tanımlamaların bu sıfatlar sebebiyle Allah’a yönlendirilmesi de bu açıdan mümkün değildir. Allah “biz her şeyi bir kitapta yazdık” diyorsa, biz o kitabı okuyabiliriz. Ama Allah o kitapta kendisini yazmadı ki. Varlığın kitabını yazdı. Kitapçıya gittiğinizde içerisinde yazarının fotoğrafı ve özgeçmişi olmayan bir roman alın ve sonuna kadar okuyun. Sonra da o kitapta yazılı olanlardan yola çıkarak yazarını tanımlayın veya resmedin. Neye benzediğini tahmin edin. Yapabilir misiniz? Belki birtakım ipuçları bulabilirsiniz ama ne yazarının nasıl biri olduğunu tahayyül edebilirsiniz, ne de onu tanımlamanız mümkün olur. Yapacağınız her şey yanlış olacaktır. Ama kitaptaki bilgiler sizin için uygun ve değerli ise onları kullanabilirsiniz. Bu durumda da yazarın kim olduğunun önemi yoktur. Bir yazarı kitabına bakarak tahayyül edemiyor iken, Allah’ı nasıl Devletleştirmek mümkün olabilir? Üstelik romanın yazarı bir varlıktır, yani bilinebilir, tanımlanabilir bir şeydir. Allah’a atfedilerek oluşturulmaya çalışılan organizasyonlar ile ilgilidir bana göre. Bir organizasyon kurarsınız ve bu Allah’tandır dersiniz. Sonra o kurduğunuz organizasyon işlemez hale gelir ve yıkılır. Bu durumda Allah yıkıldı mı diyeceksiniz? Varlık var, biz onu biliyor ve algılıyoruz. Varlığın bir projesi ve prosesi var. Yani kuralları da var. Biz bunları da çözebiliyoruz. Bütün varlık bu kurallar çerçeveside hayatiyetini sürdürüyor. Peki, devlet bu değil mi? Bir sistem var ve mükemmel bir şekilde çalışıyor. Bu sistemin içerisinde topluluklar var, canlılar var, cansızlar var, her şey var. Bir düzene ihtiyacımız varsa gözümüzün önünde olan şeyi niçin görmüyoruz da, her şeyi Allhah’a atfediyor, O’na havale ediyoruz? Çok soru sorduğumu biliyorum, ama benim anladığım kitap, sorgulamayı gerektiriyor. Bir cümleniz önemlidir. “beni rü’yet edemezsiniz” diyor. Bu sadece görebilmek değildir, aynı zamanda algılamak ve tanımlamak da demektir. Yani ne görebiliriz, ne algılayabiliriz, ne tanımlayabiliriz….. Allah vardır ama O bizim varlık alanımızda değildir. Varlık alanını da kuşatıyor olması muhtemeldir fakat bu içinde olduğu anlamına asla gelmez. Eğer varlık alanının içinde olsaydı onu mutlaka bilirdik. Görebilir ve algılayabilirdik. Benzetmeniz bu yüzden yanlış ve tutarsızdır. Tanımı olmayan bir şey sadece soyut değil aynı zamanda yokluktur. Biz Allah’ın varlığını nasıl biliyoruz? Yokluktan ve onun imzalarından biliyoruz. Kitaptan biliyoruz. Yani Allah’ı bilme bilgisi de soyut bir bilgidir. Hal böyle iken, Allah’a atfedilerek yapılan bütün tanımlamalar veya çıkarımlar yanlıştır. Yanlış olmak zorundadır. Hele bir organizasyonu veya devlet gibi bir tanımı Allah’a atfetmek demek çok daha vahimdir. Bu Devlet’i Kutsamak aynı zamanda onu dokunulmaz yapmak demektir. Musa Tur dağına çıktığı zaman Samiri “Musa öldü, o halde bize yeni bir Tanrı gerek” dedi. Çünkü Musa onlar için Tanrı’yı temsil ediyordu. Elbette sizin bakış açınız ve çıkarımlarınızdır. Bu açıdan söylenecek bir şey yok. Benzer çıkarımlar Akevler’in genelinde de var. Karagüllenin seminerlerinde de buna benzer çıkarımlar okudum. Doğrusu bu benim için bile çok fazladır. Vesselam

Süleyman Karagülle
05.08.2012
20:32

Biz hiçbir şeyin kendisini bilemeyiz. Sadece bize gönderdikleri dalgalarla (ses ışık ve diğerleri ile) onlar kendimize göre tanımlarız ve bizdeki izlenimlerini bilebiliriz. Bütün bunlar bize 01 lerle ulaşır. Tüm kainat, tanrının yaptıklarının görüntüsüdür. Dolaysıyla tanrıyı da kainattaki görüntüsü ile bilebiliriz. Zatını bilemeyiz. Tanr değişik varlıklarda değişik özellikleri ile tezahür eder. İnsanda ise bütün özellikleri ile tezahür eder. Her yandan, içten ve dıştan alınmış resimlerle görünür. Ama insan da yine resimden başkası değildir.

Sam Adian
05.08.2012
22:47

Ben bu fikre katılmıyorum. Kur’an “beni rey edemezsin” diyor. O halde geriye kalan her şeyi rey edebiliriz. Yani nesnel somut bir şekilde algılayabilir görebilir ve böylece bilebiliriz. Bu bilme, hayali bir bilme değildir kanaatimce. Tüm kainat Tanrı’nın yaptıklarının görüntüsüdür. Ancak, O’nun sistemde var ettiği proje kadardır. Bu Allah’I tanımlamaz çünkü yokluk varlıktan büyüktür. Çünkü yokluk sonsuzluğu da kapsar. Bana gore Insan, tanrının bütün özelliklerini değil, O’nun izin verdiği kadarını taşır. Yani Tanrı’nın insan için tasarladığı kadarına sahip olabilir. Bu da aslında Tanrı’nın kendisinin değil, onun yarattığı Sistemin izlerini taşımak demektir. Çünkü insan sistemi doğrudan kullanabilen bir varlıktır. Ama bu dahi varlık alanıyla sınırlı bir şeydir. Kaldı ki, bu özellikler Tanrısal olsa bile dolaylıdır. Eğer Tanrı yokluğu da kuşatan bir şey ise, o halde insanın ve hatta kainatın taşıdığı özelliklerden çok daha fazlası olmalı. Ama her şey O’ndan geldiğine gore, birtakım özelliklerinin de O’na ait izler taşıması normaldir. Dolaylı bilgi tasarlanmış bir bilgidir dolayısıyla bu Tanrı’yı tanımlamak için yeterli olmadığı gibi, muhtemelen kainattaki izler O’nun özelliklerinin çok küçük bir parçasını teşkil eder.

vesselam

Hüseyin Kayahan
06.08.2012
07:49

Bize göre mefhum-u muhalefet yoktur. "Beni rey edemezsin" dediğinde mefhum-u muhalefetle benim dışımda herşeyi rey edersin çıkarımı doğru değildir ama bunu kabul edenler de vardır. Bana göre yoktur.

Bir kaç yerde yazdım. Tanrının var olduğunu ancak onu bilen varsa söyleyebiliriz. Tanrı yoktur, diyebilirsiniz. Bunun için bir şey gerekmez. Fakat tanrı vardır, dediğinizde; onu bilen (gören, duyan, dokunan değil, bilen, idrak eden, şuur/bilinç düzeyinde bilen, Descartesin dediği gibi, "düşünüyorum, o halde varım" formatında bile) kendisinin dışında birine ihtiyaç vardır. Bunu bilecek, idrak edecek olan varlık; eğer tanrının bütün vasıfları ile mücehhez değilse, bu bilme ve idrak etme eksik olacaktır. Kendinin aynısını var etseydi, kendi tabiriyle "göklerde ve yerde fesat çıkardı". Aynısını var etti ama mikro ölçekte, bütünlemeyi ise makroda ve bir süreç koyarak sonuna bıraktı. Muhtelemelen son dönemeçte müdahele edecektir, diye düşünüyorum. "BİLEN YOKSA, TANRI YOKTUR, BİLEN EKSİKLİ İSE BU BİLME TAM BİLME DEĞİLDİR. BU DA TANRININ AÇMAZIDIR" varsayımını bunun için söylemiştim.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Hüseyin Kayahan
06.08.2012
08:06

Teknikte "İZDÜŞÜM" diye bir şey var, bir nevi gölge. Üç boyutlu bir nesnenin kağıt üzerindeki izdüşümü elbette 2 boyutludur, o değilidr ama ondandır.

Üstad Karagülle; "bir ağaç güzel görünüyorsa, Allah'ın, onun şeklini sadece güzellik , estetik olsun diye öyle yaratmadığını, bu formun ona ve çevresine aynı zamanda fayda sağladığını" söylerdi. Buradan yola çıkarak şunu söylemek istiyorum: Kuranda ne söylemişse, onların mutlaka birden çok faydası, birden çok yönü vardır.

Topluluk onun arzdaki izdüşümüdür, kendi zatından farklıdır. Kendisi ile ilgili söyledikleri izdiüşümü için de geçerlidir. Burada belki boyut farkından söz edilebilir. Bu konuda çalışmak istiyorum. Aslında sadece bu konuyu çalışmak istiyorum, buna ömrün yetip yetmeceğini de bilemem. Elbette Sam, "olmayan varlığın, izdüşümü de olmaz" diyecektir ama ben görüyorum. Felsefeciliğim yetersiz olduğu için, cümlelerle onu size ispat edemiyorum.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Sam Adian
06.08.2012
08:17

Sayın Üstat “Mefhum-u muhalefet yoktur” kuralını neye dayandırıyorsunuz? Bu felsefi bir yaklaşım mıdır yoksa bir deliliniz var mı? Elma sevdiğinizi hissediyorum. Manavdan eğer varsa sarı elmalardan bir kilo, yeşil elmalardan bir kilo ve bir tane de kırmızı elma alın. Onları getirip sehpanın üzerine dizin. Arkadaşlarınızdan birinden kırmızı elmayı rica edeceğiniz zaman ne dersiniz? “Sarı ve yeşil olmayan elmayı” mı istersiniz yoksa sadece “kırmızı elma” mı dersiniz? Arkadaşınızın algısı nasıl olur? Yani “kırmızı elma” dediğiniz zaman arkadaşınız, oradaki sarı ve yeşil olanları algılar, aralarından kırmızı olanı seçer ve size verir. Eğer diğerlerini algılayamıyor, göremiyor ise “Kırmızı elma”yı nasıl bilebilir? Mefhum-u muhalefet kavramı Kur’an a da uygun değildir. Kur’an bir şeyi yasaklarken sadece yasaklayacağı şeyi ifade eder. Mesela zina yasaktır ama genel cinsellik helaldir. Ayrıca cinselliğin helal olduğunu söylemesine gerek yoktur. Ne yapar, sadece helal alanda dikkat edilmesi gerekenleri de söyler. Gibi. Eğer “mefhum-u muhalefet yoktur” derseniz, o zaman cinselliğin de yasak olması gerekir. Allah “üretimin tanıklarına sorun” diyor. Demek ki üretimin tanıkları vardı ve biz de sorabiliriz. Tamam ama, onların Tanrı’yı gördüklerini nereden çıkarıyoruz? Tanrı “beni rey edemezsin” diyorsa bu herkes içindir. Çünkü Tanrı’nın dışındaki her şey üretilmiştir. Mefhum-u muhalefeti bu noktada düşünebilirsinz. Musa’ya “beni göremezsin” diyorsa bu diğerlerinin, başka hiç kimsenin de onu göremeyeceği anlamına gelir. Ama geriye kalan şeylerin görülemeyeceğii gibi bir sonuç çıkmaz. Şuurlu varlık olarak sadece INSAN’I görüyorsunuz. Ama INSAN denilen şey, akledebilen varlıkların dışında başka varlıklar için de kullanılan bir kavramdır. Mesela hayvanlar için de bu kavram kullanılır. Bu durumda hayvanların da kuramınızın içerisinde olması gerekir. Veya bitkilerin de.

Vesselam

Harun Özdemir
06.08.2012
11:16

Hüseyin Abicim,

Evvelen sizinle derin muhavereler yapan Muhterem Alabaş Koca'ya hörmetlerimi sunarım.

Umarım Hazret, bizler için de dua ediyordur!

İnsan çok uzun yıllar inanma egzersizleri yaptı. Allah diye birçok varlığa inandı. İşin içinden çıkamadı, birden çok Allah'ın olduğunu düşünmeye başladı; işleri paylaştırdı, olmadı!

İnsan, sosyologların başka bir şekilde ifade etmeye çalıştığı süreçleri çok uzun yüzyıllar, binyıllar boyu yaşadı. Sonunda gerçeği anlayabilecek, kavrayabilecek düzeye gelince de vahiyle tanıştı.

Allah insanın inanma egzersizleri ile bulduğu bir varlık değildir. Ama egzersizler insanın vahyin anlattığı Allah'ı anlamaya yaklaştırdığı da bir gerçektir.

Sonra da benim "Ademler Çağı" dediğim ama ahalinin itiraz ettiği dönem başladı ve bu dönem de Muhammed(as) ile bitti.

Bizler insanın Allah'ı akılla vahyi açıklayarak inanabileceği 3. aşamadayız. Sizlerin Alabaş Dedeyle muhaverenizi de bu bağlamda bir çaba olarak görüyorum.

Totolojik ve paradoksal akıl yürütmelerinizi ve çıkarımlarınızı geçen yüzyıllara bir yanıt gibi görüyorum.

Kuran'da Allah'ın her bir sıfatı, O'nun anlaşılmasını kolaylaştırmak için anlatılmaktadır.

Örneğin sadece "ev" denmişse bu kelimenin anlattığı evi ne kadar anlayabiliriz? Ama "ev"in sıfatları bir bir belirmeye başlayınca bu evin dünyadaki bir milyarı aşkın ev içinde hangi ev olduğunu, kendi evimiz gibi gösterebiliriz.

O nedenle İhlas Sûresi'nde anlatılan ("O Allah, hiçbirdir (ehad), de") Allah, ne kadar anlaşılması zor ise, Allah'ı anlatan her bir sıfat da Allah'ın anlaşılmasını bir o kadar kolaylaştırmaktadır.

Mr. ADİAN'ın yaptığı gibi bir an için ayetlerin anlattığı Allah'ı bir kenarda tutalım, bakalım hiçbir şeye benzemeyen Allah'ın resmini çizebilecek miyiz, türü fantazilerle (!) önce paradoks yaratıp sonra da çözmeye gayret etmek, bir akıl yürütme etkinliği olabilir ama yarım kalmış Allah'ı kavrama çabası olmaktan öteye gidemez.

Hüseyin Kayahan
06.08.2012
12:20

Yokluk nasıl olur da varlıktan büyük olur? Matematikte bu mümkün olmaz ama belli ki felsefecilerde böyle önermeler olabilirmiş. Bizim buralarda adına "kamyon" dedikleri yük taşımaya yarayan araçlar vardır. Onların arkalarında hep yazılar olur. Bir tanesi şöyleydi: "vıdı vıdı yapıp durma evlat, baba yorgun".

Bu kadar paradoks varsa ve buna sebep elimizdeki bu kitapsa, o zaman bu kitabı sorgulayalım. Olmayan, hadi yumuşatalım, bilinemeyen bir Allah var. Kendini hiç bilemiyoruz da bu kitabın, bu bilinmezin eseri olduğunu, nasıl biliyoruz. Sam'ın mantığıyla söylersem, söylerken mi gördük, yazdırırken mi? Ben yorğunum arkadaşlar, zinde olanlar devam etsinler.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Hüseyin Kayahan
06.08.2012
13:00

Herkesin kabul ettiği bu kitapta "...inanmak/kabul etmek istemeyene sen hedyedemezsin/yol gösteremezsin..." diye bir ibare yok muydu? Bunu başarmak zor.

Nasrettin Hocaya, "Hocam hayırlı olsun. Allah mübarek etsin. Evlenmizsin".

Hoca; "Teşekkür ederim demiş"

"Peki hocam hanımızın ismi nedir?" diye sormuşlar.

Hoca; "bilmiyorum" demiş.

"Hocam nasıl olur, insan hiç hanımının ismini bilmez mi?" demişler.

Haca; "Geçinmeye gönlüm yok da, onun için sormadım bile" demiş. Bizimkisi bu hesap işte, geçinmeye gönlümüz mü yok ne...

Sam Adian
06.08.2012
13:26

Maasselam…. … yarım kalmış Allah'ı kavrama çabası olmaktan öteye gidemez… Sayın özdemir, sizin “yarım olmayan Allah kavramını tanımlamanızı görelim” Beni silkelemek istediğiniz belli oluyor, e hadi kolay gelsin o zaman fakat göz ucuyla olmasa daha iyi olacak gibi…. 1. Paradoxu üreten ben değilim. Ben sayın Kayahan’ın paradoxu üzerine bilinmeyen, tanımı yapılamayan bir şeyin somutlaştırılabilmesinin nasıl mümkün olduğunu sormaya çalıştım. Bu herhalde anlaşılıyor. 2. Sayın Kayahan, “yokluk varlıktan nasıl büyük olabilir” diye soruyor. Matematikte olmaz. Çünkü matematikt varlık içindir. Ama bu soru da açıktadır: “eğer yokluk varlıktan büyük değilse, varlık nasıl oluyor da yokluğun içinde olabiliyor?” Varlık büyük olsaydı, Yokluk varlığın içinde olmalıydı, veya Allah da varlığın içinde olmalıydı. Ama madem soramıyoruz, cevabınıda bulamayız sanırım.

3. Benim Allah kavramına ilişkin tanımlamalarım var ama henüz onları yazmış değilim. Ben sadece Sayın Kayahan’ın yöntemini ve sonuçlarını sorguladım. Kayahan bir nevi “Insan tanrı gibidir” dedi. Bunu geçmişte söyleyenler oldu. Ama insan Tanrı olamadı. Ne zaman olur onu da bilemem. Üstelik Tarifi olmayan bir Tanrı’ya benzeyen insan. Yani çelikilere dikkat çekmek istedim, (bana göre tabii) bu kadarında bile tıkanıverdi.

4. Sıfatlar ile ilgili olarak, “biz Tanrı’yı onun imzalarından biliyoruz” dedim. Elbette sıfatlar onu anlamak içindir ama bu onu tanımlamak için yeterli değildir. Yeterlidir diyenler de olabilir. Ama yetmediği ortadadır. Çünkü yeterli olduğunu söyleyenler Tanrı’yı insan benzetebiliyor. Veya tanrının görüntüsünü topluluğa atfedebiliyor. Demek ki yetmiyormuş. Ama sayın Özdemir'in bu konuda söyleyecek derinlikli açıklamaları varsa dinleriz elbette.

5. Özellikle vurguladığım şey şudur: Devleti tasarlarsınız, bu devletiniz Rahman da olabilir, ama bu Allah’a ait bir özellik olmaz. Devlet ancak rahmani olabilir. Allah rahmandır ama rahman Allah değildir. Sayın üstat müsterih olunuz, geçinmek için gönüllüyüz  Fıkralar sempatik duruyor. Sizi Elmalarla tahrik ettiğim için üzgünüm, sanki Mr. Özdemir de tahrik olmuş gibi görünüyor. Iftara kadar sabredin artık ne diyelim Vesselam

Sam Adian
06.08.2012
13:31

Bir şeyi daha ilave etmek için dayanılmaz bir istek duydum içimden, umarım bağışlarsınız.

"yokluk varlıktan büyüktür" ifadesinin matematikte olamayacağını söyledi Kayahan. Bu konuda benim delillerim var.

Ama benim sormak istediğim "Varlık daha büyükse, Tanrı nerdedir" sorusudur. Herhalde matematiğin bunu da açıklayacak bir formülü vardır. Delili varsa tabii.

Genelde matematik "sıfır" der çıkar işin içinden veya sonsuz der biter. Ama bu kadar basit değil herhalde.

Efendim vesselam

Harun Özdemir
06.08.2012
15:55

Mr. Adian, size hayranım! Lütfen, bu duygumla alay etmeyin! Adeta tek kişilik bir okul gibisiniz! Ben The Sam Adian Times'ı yayın hayatına kazandıramadım ama siz, yüzlerce soruyu yığdınız masamın üzerine, her saat başı da yeni sorular göndermeye devam ediyorsunuz! Şimdilerde projeyi biraz daha büyütüp size hitap eden 30 ciltlik bir Sam Britannica yı mı fasikül fasikül yayımlasam diye, derin derin düşünmeye başladım!

Paradoksal soruları çoğaltarak, soruya soru eklemek mümkün! Buna tevessül etmek, Kelam'dan ve felsefeden sayılmaktadır. Ama kimsenin "Allah'ım seni görmek istiyorum!" demeye cesareti yok! Ama "...len terânî..." yi kanıt olarak ileri sürmeyi ve onun üzerinde konuşmayı seviyoruz. Oysa "...len terânî..." hitabına muhatap olmak bile görmek kadar önemlidir.

Kimse "Madem ölüleri diriltiyorsun, dirilt de göreyim!" demek aklına gelmiyor, geldiğinde de "tevbe estağfirullah" diyor. Oysa doğrudan ve aracısız "İnanmıyor musun?"u duymak da ölülerin dirildiğini görmek kadar ikna edicidir!

Bence "Allah'ın seni görmek ve seninle konuşmak istiyorum!" dileği matematiksel kanıtlardan çok daha önemli...

Sayın Kayahan, Alabaş Dede ile aran iyi olduğu anlaşılıyor. Bir dahaki görüşmenizde "Bazı kendini bilmezler Allah'ı ve ölülerin nasıl diriltildiğini görmek istiyor hocam, fetvan nedir?" diye sual ederseniz çok memnun olacağız.

Şimdiden hayırlı iftarlar olsun!

Sam Adian
06.08.2012
17:19

Dear Mr.Ozdemir

ya da The Great Thinker of Ozdemir Herhalde iltifat ediyorsunuz, efendim bilmukabele… Hazır şu … len terani… meselesi gündemdeyken benim yine takıldığım bir husus var. Eminim sizin bu konuda derin tezleriniz vardır. “Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyk, kâle len terânî ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn” Malum A’raf 143. Ayet. Madem masanızın üstü sorularla birikti bir tane daha eklesek sakıncası yoktur herhalde. Mesela “Rab” kimdir. Ayette …Len terani.. diyenin Rab olduğu anlaşılıyor. Ayette “Allah” kelimesi hiç geçmiyor. Hani diyorsunuz ya, “doğrudan ve aracısız olarak … len terani. Hitabına muhatap olmak görmek kadar önemlidir” diye. Bu durumda …. Len terani… diyen kim? Veya Rab kim? Allah’I görmeyi dilemek kimsenin aklına gelmiyor da, acaba bunun kayıtlarda olmamasından veya “Allah” olgusunun bizde olgunlaşmamış/gelişmemiş olmasından kaynaklanma olasılığı nedir sizce? Hani şu görmediğimiz ama arada sırada şekillendirdiğimiz olgu. Efendim hissiyatınıza sevgilerimi sunuyorum Vesselam

Hüseyin Kayahan
06.08.2012
22:06

Fikirleri aşıp, kişileri hedefleyen yorumlara katılmayacağımı daha önce beyan etmiştim. Bir yandan kişilere yönelik eleştirisel yorumlar, diğer yandan eskilerin tabiri ile "CEDEL" den başka bir şey olmayan polemikler sahnesinde ben olmayacağım, müsadenizle. Üstadın tabiri ile, "İçtihada evet, cedele hayır".

Yazıyorsam, saygımdan; susuyorsam edebimdendir.

Saygılarımla.

H.Kayahan





Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 50879 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 28940 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 14168 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 11028 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 18523 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 20990 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 15178 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 11030 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 8361 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 9336 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 10460 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 19869 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 27564 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 8390 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 26552 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 8220 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 10014 Okunma
29 Yorum 19.02.2020 10:01
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 20519 Okunma
28 Yorum 12.01.2020 17:30
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 10624 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 21654 Okunma
27 Yorum 15.04.2020 09:47
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 7383 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16500 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 10040 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 21713 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 8351 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 21584 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 6899 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 8955 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 13219 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 26458 Okunma
20 Yorum 15.05.2020 20:10
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 8523 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 6124 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 39965 Okunma
18 Yorum 10.01.2020 12:34
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 7507 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 6707 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 13911 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 9617 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 4606 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 6441 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 7338 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 13010 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 6548 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 8848 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 5914 Okunma
16 Yorum 17.04.2020 16:27
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 12771 Okunma
15 Yorum 03.05.2020 12:00
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 8698 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 24988 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 6025 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 7970 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 4077 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22