Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012
9209 Okunma, 58 Yorum

PROGRAM, RUH, NEFS ve DİĞERLERİ…

 

Ondalık sayı sistemini bilirsiniz. Hepimiz devamlı kullanıyoruz.  İkili sayı sistemini de birçoğunuz biliyorsunuz. Bilgisayarlar, İKİ HARLİ BİR ALFABE KULLANIRLAR. 1 veya 0,  AÇIK veya KAPALI ile bütün her şeyi ifade edebilirsiniz. İkili sistemin onluk sayı sistemi ile kombinezonu ile sekizli ve 16 lı sayı sistemleri de kullanılır. Yani bununla konuşan, çalışan makinalar/varlıklar vardır.

Canlıların hücreleri ise 4 harfli bir alfabe kullanırlar. Bu 4 harfin defalarca tekrarlanması ile her türlü cümle ve komut yazılabilmektedir.

İnsanlar ise; 22li değil, 4’lü değil, 8’li değil, 16’lı değil, 32 harfli bir alfabe kullanırlar. İnsan dilinin harf sayısı NOMİNAL OLARAK 32 ADETTİR. Bazı dillerde bundan az, bazılarında ise bundan fazladır. Hece dillerini konuşanlarda bu 64 değil, 128 değil, 256 değil, 512 değil, 1024 civarında olmaktadır. Kelime dili kullanan bir topluluk olsaydı onlarda herhalde 32768 sembollü bir alfabe kullanırlardı herhalde…

Harfleri tekrarlarız, yerlerini değiştiririz kelimeleri, kelimeleri gruplarız sıralarız, yerlerini değiştiririz ve her türlü anlamı ifade ederiz. Kuran da böyle yapıyormuş…

Üstad Karagülle’den öğrendiğim pek çok bilgi vardır. Kurandaki kelimelerin birden çok manada kullanıldığını, hele kelime gruplarının ise farklı manalarda olduğunu bize öğretmişti.

Mesela:

Allah: Allah dediğimiz varlığın zatı, Allah’ı yeryüzünde temsil eden topluluk, topluluğun tam olarak temsil ve ilzam edildiği meclis,

Resul: Elçi, Topluluğun başkanı,

Resulullah: Peygamber, Yürütme,

Allah ve Resulü: Yargı

Buradan şunu çıkarıyorum. Bir kelimeye yapılan değişik bir ekleme veya tamlama artık yeni bir manaya işaret eder.

Bilgisayarların program olmadan çalışmayacağını biliyorsunuz.  Canlıların da bir program olmadan çalışamayacağını biliyorsunuz. Aslında ister micro prosesörlerle olsun veya olmasın her varlığın varlığını devam ettiren ve hareketlerini yapmasını temin eden bir komutlar silsilesi olmak zorundadır. Cansız bir makine için de bu böyledir. Program bir varlıktır. Soyut bir varlıktır. Bununla ilgili alt kısımda eski ana kitabımdan bir alıntıda var. Alt tarafa ekledim.

Ölüm iki şekilde olur. Ya Bilgisayarınızı besleyen enerji kesilir (bedenin ölümü), hem ruh hem de nefs programınız çalışamaz olur ve ölürsünüz, ya ruh programınız kapatılır ve sadece nefs programınız çalışır ve bitkisel hayatta yaşarsınız, ya hem ruh hem de nefs programınız kapatılır beyin ölümünüz gerçekleşir ve beden de ölür, ya ruh programınız askıya alınır ve uyku moduna geçersiniz, buna yarı ölüm denmektedir. Ruhlar bir kez oluşturulduktan sonra ölmezler. Bugün bizim yaptığımız programlar da böyledir. Ne zaman uygun bir bilgisayara yüklenirse tekrar çalışmaya başlar. Öldüğünüz zaman ahirette yeniden inşa edilecek olan bedeninize yüklenmek üzere size tahsisli olan ruh programınız ve nefs programınız bekletilmektedir.

Bu bağlamda; RUH kelimesinin genel olarak (tüm programların genel adı olarak) PROGRAM manasında, RUHİ (ruhum) kelimesinin İNS/ünsiyet oluşturan yalnızca Allah ve İnsanda olan bir program manasında, NEFS kelimesinin ise insan dahil, canlıların biyolojik varlıklarının işletilmesini temin eden program manasında, RUHİNA kelimesinin…. (burada matrisi dolduracak bir izah konacaktır), KELİME, DNA’ları dizen ve değiştiren programlar manasında, MELEK kelimesinin ANTİVİRÜS gibi faydalı, yapıcı ve düzeltici program manasında, İBLİS kelimesinin VİRÜS gibi zararlı, yıkıcı ve bozucu programlar olduğunu çıkarıyorum.

Saygılarımla.

Hüseyin Kayahan

 

 

Ek: (Eski Erginlik Teorisi kitabundan alıntıdır)

PROGRAM

Bugün artık bilgisayarı bilmeyenimiz, en azından duymayanımız yoktur. Bilgisayarlarda iki ana bölüm vardır. Birincisi bilgisayarın maddesel bedenini meydana getiren “hardware”, ikincisi de onun çalışmasını temin eden “software”, yani “program”. Hardware’yi anlamak kolaydır ama programı anlamak, bilgisayarla uğraşmayanlarımız için daha zordur. Program dediğimiz şeyi, madde mi kabul edelim, enerji mi kabul edelim, yoksa üçüncü bir cins mi kabul edelim? Ne dersiniz, birazda siz düşünün bakalım. Aslında program, bir tasarım, daha doğrusu bir gayedir. Mesela en basitinden sıfırdan N rakamına kadar olan sayıların toplamını hesaplayan bir program yaptığımızı farz edelim. Bunu bir çok programlama dili ile yapabiliriz. Öncelikle kafamızda tasarladığımız akışı, kağıda dökeriz veya direkt olarak bunu bir klavye yardımıyla ekranda da oluştururuz. Programı bitirir, kontrol eder ve çalıştırırız. Sonra onu hafızaya alır, bir kasete, bir diskete veya bir CD’ye kaydederiz. Şimdi düşünün bakalım bunlardan hangisi programdır? Kağıt üzerine yazdığınız bir takım yan yana dizilmiş çizgiler mi, yoksa ekran denen cam tüp üzerinde görünen bazı ışık ve gölgeler mi, yoksa kaset veya disketinizdeki manyetik bir titreşim mi, CD’nizdeki ışığı titreştiren bir takım girin ve çıkıntılar mı, hangisi programdır dersiniz? Herhalde hiç biri değil... Bunların hepsi birer araçtan ibarettir. Program, bu araçlar yardımıyla ifade edilmiş olan bir tasarım veya gayedir ki, bu araçların ifade ettiği manadır.

 

TESİS (HARDWARE), İŞLETİM (SOFTWARE)

 Öyleyse tarifimizi iyice yalınlaştıralım: “CANLI, PROGRAMI (SOFTWARE) OLAN CANSIZDIR.” Bir programla organize edilen cansızların (inorganik varlıkların) oluşturduğu yeni varlığa; “canlı varlık” (organik) diyoruz. Bu oluş,  varlığı meydana getiren her hücrenin kendi DNA’sındaki programla sağlanır. İnsanı örnek alırsak, oluşum tamamlandıktan sonraki işletim ise beynindeki program sayesinde olur. Bu programın çalıştırıcısı olan bilgisayar beyindir. Bunun korunması için bir başa ihtiyaç vardır. Dış dünyadan bilgi aktarımı için beş duyuya, hatta kızılötesi iletişimi kullanan bilgisayarlar gibi “telepati”, “ilham” ve “rüya” gibi yollarla kablosuz iletişim kuran sistemlere, bu sisteme enerji sağlamak için kan dolaşımına, bu enerjinin temini için beslenme, sindirim ve boşaltım sistemine, sistemler arasındaki iletişim için sinir sistemine, bu varlığın devamını sağlamak için üreme sistemine, bütün bunların sürekliliğini için gereken ekonomik faaliyetlerin yapılabilmesi için de kas ve iskelet sistemine, sosyal ilişkileri oluşturmak için de konuşma sistemine ihtiyaç vardır. Yani, sadece bir programdan ibaretiz. Geri kalanların hepsi yalnızca bu programın işletilmesi için gerekli olan gereçlerdir (hardware). Bu programa ben, ŞUUR (BİLİNÇ) diyorum. Hücrelerin DNA’larındaki programa gaye(amaç), insan beynindeki programa da şuur(bilinç). Beynimiz ise tam bir bilgisayardır; onun toplam işlem kapasitesine AKIL, işlem hızına ise ZEKA diyebiliriz. Evreni oluşturan ve çalıştıran programa ise……… Henüz gerekli matematiği oluşturulup, fiziksel olarak da ölçülemediği için, “metafizik” olarak adlandırılabilecek olan bu konudaki bazı öngörülerimi kitabın son bölümüne bıraktım. İlgi duyanlar o bölümleri de okuyabilirler.

Milyonlarca türü olan bitki, hayvan ve diğer canlılar, nesillerinin devamı için inanılmaz çeşitli yöntemler kullanırlar. Bitkiler bu konuda olağanüstü harikadırlar. Çiçekler, döllenebilmeleri için, arıları usareleri ve çeşit çeşit renkleri ile kendilerine davet eder ve onlar ondan istifade ederken çiçekten çiçeğe konan arılar sayesinde onlara çiçek tozlarını (polenlerini) taşıtarak kendi döllenmelerini temin ederler. Kimileri tohumlarının başka yerler taşınması için rüzgarı kullanırlar, tohumları rüzgarla sürüklenebilecek kadar hafiftir. Kimi ağaçlar ise, türlerine göre ya bir meyvenin içinde binlerce çekirdek ya da binlerce ayrı meyve üreterek onları kuşların, insanların ve diğer hayvanların yemesini sağlarlar. Buradaki ayrıntı inanılmazdır. Meyveyi yiyen canlı onu sindirir ama içindeki çekirdeği sindiremez. Çünkü onu imal eden bitki, ürettiği meyvelerinin içindeki tohumları (çekirdekleri) onları yiyen hayvanların ve insanların midelerinin sindiremeyeceği bir madde ile kaplamıştır. Bu çekirdekleri üreten bitki, mide asitlerini nasıl tahlil etmiş ve o asitlerin eritemeyeceği bir maddeyi üretip, sadece çekirdekleri onunla kaplamıştır? Önce üreme için, çekirdeği düşünmüş; çekirdeği taşıtmak için canlılara yem (tuzak) olması için etrafını meyve ile kaplamış, belirli bir süre dayanabilmesi için onu da bir mum tabakası ile kaplamış, ama bunu yiyen canlıların çekirdeklerini de sindirdiklerini görünce laboratuarında, topraktaki ve atmosferdeki muhtelif maddeleri kullanarak hangisinin mide asitlerinde erimediğini bulmuş ve bundan sonra tohumlarını hep böyle kaplamış, bunu sadece kendi varlığında yapmamış, kendisini de oluşturan DNA’larına yazmış ve  milyonlarca yıldan beri yaşamayı başarmıştır. Yani, “içgüdüler” böyle mi oluşur? Milyonlarca yıldan beri bu meyveleri yiyenler bazen onu düşürerek, genellikle de yedikten sonra, bu tohumu onun ağacından daha uzak yerlerde dışkılıyarak tohumları tüm yeryüzüne yayarlar. Özellikle de göçmen kuşlar milyonlarca yıldan beri kıtalar arası tohum taşıma görevini görmektedirler. Hayvanların da bazıları doğurarak, bazıları yumurtlayarak ürerler. Bozulan hücrelerini tamir etme, eskiyeni yenisi ile değiştirme ve sonunda eskiyen tüm bedeninin yerine yeni beden koyma hep onun genlerindeki programla olmaktadır. Bu program onun doğuştan yapısında mevcuttur.

 

 

 

İÇGÜDÜ

İnsan da dahil bütün canlılar varlıklarını devam ettirecek biyolojik gereklilikleri genlerindeki program sayesinde yaparlar. Kendinize bir bilgisayar aldığınızda nasıl ki, onun içinde kendi iç yapısı, hard disk, ram, disk drive ve diğer bütün aksamlarının çalışma bilgileri içindeyse, canlının da bütün organlarının çalışması, birbirleriyle dayanışması ve benzeri gereksinimler hep genetik olarak kodlanmıştır. İşte hayvanlarda ve hatta bitkilerdeki bu yaşama fonksiyonlarının otomatik olarak yerine getirilmesi, “içgüdü”dür. Bu onların DNA’larındaki bilgiler (kodlanmış programları) sayesinde olmaktadır. Makro hayvanlarda pek az olmakla beraber bazı davranışların sonradan öğrenilmesi de mümkündür. Anne gözetiminde geçen sürede bazı çevre bilgileri küçüğe öğretilmektedir.  Sadece insanda bulunan ve insanı diğer hayvanlardan ayıran bir takım özellikler ise onun beyni sayesinde sonradan kazanılmaktadır. İnsanın bilgisinin büyük çoğunluğunu sonradan edinir.  Bazı antropologlar insandaki içgüdüsel davranışın sadece “emme”** eylemi olduğunu söylüyorlar. Halbuki en basitinden mesela nefes almayı, işemeyi de biliyor yeni doğan bebek. İşeme sürekli bir eylem değildir. Kesikli bir sürekliliktir. Biriktirilir ve periyodik olarak da boşaltım vanaları açılır ve dışarıya atılır.

 

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Lütfi Hocaoğlu
09.05.2012
16:11

Bütün bu alleller sadece A1 allelinden meydana gelmiştir. Yani insanda aslında 20 kan grubu vardır. Bunlar 3 ana kategoridedir: A, B, O.

İlk grup A1'dir. Bundan delesyonlarla (Bir bazın silinmesiyle) diğer 19 grup meydana gelmiştir. Yani bunun için de 20 ayrı gen yoktur.

Sadece bir gen vardır. Bu gen Adem ve Havva'da A1A1 şeklinde olmaya uygundur. Alt nesillerde diğer 19 kan grubu delesyonlarla meydana gelmiştir. Çünkü aynı gendir.

Sonuçta Kuran'ın lafzı nefsin vahidetin demektedir. Vahidetin türü değil tek müşahhas varlığı gösterir. Ondan olan zevci de tek müşahhas varlıktır. Bu nedenle bütün ilmi veriler aynı sonuca varacaktır. İlmi veri olarak internette yaygın olan hikayelerin de içi boş olduğu ortaya çıkacaktır.

Mete Firidin
09.05.2012
16:26

A geninin olması B yi açıklamaz. B geni 10 milyon yıldır zaten var.

Ayrıca ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Lütfi Hocaoğlu
09.05.2012
17:15

Açıklar.

A1 grubundan delesyonlarla diğer gruplar oluşur (insanda). Maymunlarda da benzer kan grupları vardır. Ama hiç birisi insan kan gruplarından biri ile aynı değildir. Grup olarak insandakine benzer A, B, O denebilir ama hiç birisi insandaki 20 grupla aynı değilldir.

A1 grubundan diğer 19 grup delesyonla oluştuğu için açıklar. A1-1'den bir yerdeki (297. pozisyon) baz siliniyor A1-2 olur, A1-2'den bir baz (467. pozisyon) silinir A1-3 olur. Yine A1-1'den 526 silinir A1-4 olur. A1-4'den 802 silinir O3 olur. A1-2'den 1059 silinir A2 olur. A1-4'den üç baz silinir B2 olur. Bu böyle devam eder. Yani ana kaynak Adem ve Havva'da olunca diğer 19 kan grubu da alt nesillerde oluşur. Bunlar üç gruba ayrılır: A, B ve O.

Maymunlardaki grupların hiç biri ise insanların bu 20 allelinden hiç birine uymaz. Sadece onlar da grupsal olarak A, B, O olabilirler. Ama insanlardaki oluşum şekli bellidir. Tek bir kan grubundan diğerlerinin oluştuğu bilinmektedir. Şemaları çizilmiştir.

Mete Firidin
09.05.2012
18:57

Tamam da bu bahsettiğin olay 10 milyon yıl önce olmuş zaten.

Hüseyin Kayahan
10.05.2012
20:49

İnsan, beşer, Adem, bunlardan hangisine nefyediyor?

Halaka, Hâlikun, ceale, Câilun hangisini yaratmak olarak alıyorsunuz?

Lütfi Hocaoğlu
11.05.2012
15:44

Halaka: Mazi fiil olarak yarattı demektir. Aslında bir malzemeyi kullanarak başka bir ürün ortaya çıkarmaktır.

Halik: Yaratan demektir. Halaka derseniz bir kere yarattı olur. Halik derseniz ism-i fâil olur ve yaratmada süreklilik (istimrar) olur.

CeAle: Mazi fiil olarak kıldı demektir. Bir varlıkta bir sıfatı meydana getirme veya bir varlığı başka bir hale getirme anlamındadır. Eğer bunu sürekli yapan birisi varsa onun adı Câil olur.

Hüseyin Kayahan
11.05.2012
20:44

Halaka'yı ben, canlandırmak gibi anlıyorum. Cansızken, onu canlı bir varlık haline getirecek, onu dinamik bir dengede tutacak bir programla donatmak ve o programı çalıştırmak diye düşünüyorum. Canlandırmak, canlılaştırmak, Türkçesi de herhalde, diriltmek, dirileştirmek olur. Yoktan yaratmak değildir.

Ceale'yi de, var olan bir varlığa yeni bir fonksiyon verme, ona yeni bir görev verme, atama olarak anlıyorum. Görevlendirme veya atama, Türkçe olarak hangisi tutarlı olur incelemedim. "inni cailin fil ardı halife" ibaresini, Arzda bir halife(buna hala, Türkçe bir karşılık düşünüyorum) görevlendirenim/atayanım şeklinde anlıyorum.

İnşa, bina, neş'et, daha bir kaç kelime var ki hep "yaratmak" veya en fazla da "yeniden yaratmak" gibi anlıyoruz. Buradan Sayın Adian'ın sorusuna da bir nebze cevap olarak; başlamamız gereken yer, önce kelimeleri tarif etmemizin gerektiğidir. Böylece elimizde yeni malzemeler olacak ve onunla inşaat yapabileceğiz. Kelimelerden başlayalım.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Hüseyin Kayahan
13.05.2012
06:56

Meal çalışmalarında "halife" kelimesini "ardıl" olarak karşılamıştık diye hatırlıyorum. Harun Özdemirin de "halife" kelimesinin türevlerinden olan; muhalifve muhalefet manasından yola çıkarak yazdığı; muhalif olan varlık: İnsan diye özetleyebileceğiz bir kitapcığı da vardır. Bu halife; hem onun adına atanmış/görevlendirilmiş bir varlık, hem de herşeye ve ona karşı muhalif bir varlık. Türkçede bu manaları karşılayan bir kelime bulabilir miyiz?

Saygılarımla

Sayfa: 6 / 6 (58 Yorum)Prev12345[6]Next


YorumYap

Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 41935 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 25091 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 11342 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 9209 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 14453 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 17948 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 11466 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 8980 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 6791 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 7805 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 8739 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16388 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 21993 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 6932 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22412 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 6644 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 7314 Okunma
27 Yorum 04.10.2019 15:50
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 9021 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 6088 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14379 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 8393 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15533 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 6647 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 18037 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 16221 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 5615 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 17135 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 7210 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 11407 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 6127 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 4707 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 6054 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 4904 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 20478 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 11138 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 8162 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 2774 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 33903 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 5096 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 5997 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 10846 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 5511 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 6876 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 7489 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 21101 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 10177 Okunma
14 Yorum 12.02.2012 15:08
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 4977 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 6272 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 2950 Okunma
14 Yorum 19.06.2018 16:58
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 1525 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22