Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012
7521 Okunma, 18 Yorum

ZINA  KAVRAMI

 

 

“Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum, ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn. Fe mâstemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah. Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil farîdah. İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ” (nisa 24)

 

Anlaşması bulunan  iffetli kadınlar hariç,……

 

Muhsin olanları mallarınızla istemeniz ….

 

Evli bir kadınla, yani tescil edilmiş bir anlaşmaya bağlı olan bir kadınla herhangi bir erkeğin ilişkide bulunmasına zina denir. Böyle bir ilişkinin ispatlanması halinde Zina suçu oluşmuş olur ve erkeğin evli olup olmadığına bakılmaksızın aynı oranda ceza uygulanır.

 

Buna göre ZINA filinin gerçekleşebilmesi için en az kadının meşru bir anlaşma ile evli bulunması zorunludur. Nisa kelimesinin kullanılması, bütün topluluklar için bu kuralın geçerli olduğunu gösterir.

 

FUHUS :  Müstehcenlik, açığa vurma, utanmazlık

BIGA (Begy) : Cinsel fuhuş, zorla veya kazanç elde etme maksadıyla yapılan cinsellik

 

Nisa 24, zina ve ilişkilerin çerçevesini belirlemektedir. Evlilik anlaşması bulunanlar ve aralarında evlilik akdi yapılamayacak olanların dışında kalanlar kapsam dışıdır. Buna göre, her koşulda “rıza ve anlaşma” şartı vardır. Anlaşmanın tescil edilmesi veya topluluk tarafından onaylanması gerekmez. Ancak anlaşma hükümlerine uyulması zorunludur. Zina ise evlilik kurumu içindir ve belirleyici olan kadındır.

 

 

“Ve lâ takrebûz zinâ innehu kâne fâhışeh, ve sâe sebîlâ” (isra 32)

 

“Ez zâniyetu vez zânî feclidû kulle vâhıdin min humâ miete celdetin ve lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâhi in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhır(âhırı), vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn” (Nur 2)

 

“Vellezîne yermûnel muhsanâti summe lem ye’tû bi erbeati şuhedâe feclidûhum semânîne celdeten ve lâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ(ebeden), ve ulâike humul fâsikûn” (Nur 4)

 

“Vellâtî ye’tînel fâhişete min nisâikum festeşhidû aleyhinne erbaaten minkum, fe in şehidû fe emsikûhunne fîl buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ” (Nisa 15)

 

 

Zina yasaktır. Ancak Zina kapsamı sadece anlaşma ile bağlı bulunan  kadınlardır. Bunun dışında kalanlara zina isnat edilemez.  Zina’nın suç kapsamına girebilmesi için veya bir eylemin Zina sayılabilmesi için, mutlaka kadın’ın, başka bir erkek ile evlilik anlaşmasının bulunması gerekir. Zina suçunun tesbiti kesinlik gerektirir. Şüphe suçun düşmesine neden olur. Dört tanık tarafından onaylanmayan bir zina isnadı iftira kapsamındadır. İspat edilemeyen zina isnadı suç sayılmıştır.

 

Herhangi bir evlilik anlaşması bulunmayanların (bekar erkek veya kadının) kendi aralarında rıza ile bir anlaşma yapmaları ve buna göre bir ilişkide bulunmaları zina kapsamında değerlendirilemez. (Nisa 24)  Bu ikili anlaşmanın ifşa edilmesi de gerekmez. Tam aksine gizli kalmalıdır. Fahşa olmamalıdır. (Nisa 15)  Tarafların anlaştıkları hususlar kendileri için bağlayıcıdır. Yazılı olması gerekmediği gibi, tescili de gerekli değildir.

 

Tescil edilmemiş bir anlaşma gereği gerçekleşen bir birlikteliğin ifşa edilmesi (Nisa 15) veya bu anlaşmaya aykırı olacak şekilde kadının ilave bir talepte bulunmak maksadıyla veya başka bir amaçla bu ilişkiyi ifşa etmesi halinde kadının toplumdan tecrid edilmesi öngörülmektedir. Bu aynı zamanda kadınların herkesin göreceği veya bileceği şekilde açıkça kötü sayılan bir eylemi yapması manasına da gelir. Ancak bu ayet “zina” çerçevesinde bir hüküm ifade etmemektedir. Evlilik akdi olmaksızın cinsel ilişki amacıyla yapılan anlaşmanın ifşa edilmesi suç sayılmakla birlikte bu zina değildir.

 

Zina suçunun tanımlanmış tek cezası Nur 2’de belirlenen cezadır. Bunun dışında herhangi bir gerekçe ve herhangi bir yorumla ceza uygulanamaz. Zinaya iştirak eden erkek ve kadın aynı değerlendirilmiş ve aynı oranda ceza öngörülmüştür.  Öngörülen ceza Celde’dir ve bu cezalandırma yöntemi vücudun fiziksel bütünlüğünü bozmayacak ölçüde olmalıdır. Yani kişinin bedenine zarar vermeyecek ağırlıkta olmalıdır. (bu konuda mutmain değilim, Celde uygulaması Kur’an ın ceza usulu çerçevesine biraz aykırı görünüyor, bu sebeple çekincem var, ama aksi bir mana da bulamadım.)

 

Bir kadın ile anlaşması bulunan evli bir erkeğin, bir başka bekar kadınla karşılıklı anlaşarak kadının da rızası ve iradesiyle cinsel ilişkide bulunması ZINA kapsamında değildir. Her iki taraf da cezalandırılamaz ve zina isnadında bulunulamaz. Kur’an bu konuyu “evlilik anlaşması bulunan kadınlar” ile sınırlamaktadır.Bu tür bir anlaşmanın kadın tarafından ifşa edilmesi de Nisa 15’e göre suç kabul edilmiştir. Ancak bu Zina suçunu oluşturmaz. Anlaşmadan doğan yükümlülüklere aykırılık sebebiyle suç sayılmaktadır.

 

Herhangi bir anlaşması bulunmayan erkek veya kadının yine aralarında belli koşullarda anlaşarak kendi rızaları ile ilişkide bulunmaları da zina değildir. Böyle bir ilişki ispatlanmış olsa bile zina isnadı yapılamaz. Ancak aralarındaki anlaşma hükümlerine aykırılık olması halinde bir hukuk ihlali gerçekleşmiş olur ve bu manada bir değerlendirme söz konusu olabilir. Bu durum tamamen sözleşme hukuku çerçevesinde ele alınabilir.

 

Evlenemeyenlerin devletten talep etmeleri halinde onların evlendirilmesi ve gerekli finansal desteğin verilmesi zorunludur. (Nisa 33) Böyle bir talepte bulunanların evlilik ve buna bağlı ihtiyaçlarının da giderilmesi gereklidir. Başvuru halinde vücubiye kazanır. Topluluk sorumludur.

 

Ancak hiç kimse isteği dışında bir cinsel ilişkiye zorlanamaz. (Nur 33) Herhangi bir sebeple, cinsel ilişkiye zorlanan kadınların veya genç kızların devletten korunma talep etmeleri ve yaşama garantisi isteme hakkı vardır. Devlet onların bu zorluğu geçinceye kadar onları korumak ve ihtiyaçlarını gidermek zorundadır.

 

Buna göre hangi gerekçeyle olursa olsun, cinsel ilişkiye zorlanmış kadınların bu ilişkisini sürdürmesi meşrulaştırılamaz. Bu durumda olanların sorumluluğu topluluğa aittir ve itibarları korunmalıdır. Tecavüz, zorla evlendirme, kadının isteği dışında kaçırma gibi uygulamalar meşru değildir. Böyle bir uygulamaya maruz kalan kadın bu ilişkiye zorlanamaz ve evlilik anlaşmasını kabul etmesi istenemez.

 

Hiç bir anlaşma izne tabi değildir. kişiylerin irade ve rızaları ile gerçekleşir. Bu çerçevede evlilik için de izin alınması söz konusu değildir. Tamamen kadının ve erkeğin beğeni, irade ve rızaları ile mümkündür. Buna göre evlilik anlaşması için de hiç bir kişi veya kurumdan izin alınması gerekmez.

 

Ikrah ile nikah olmaz. (Sayın Özdemir’in sorusu). Bu bir çeşit hiledir. Hile ise meşru değildir. Herhangi bir sebeple bir ilişkiye veya anlaşmaya zorlanmış bir kadın için Nur 33 topluluğu sorumlu tutmakta ve bu ilişkinin sürdürülemeyeceği, zorlanamayacağı, böyle bir zorlamaya maruz kalanları için ne yapılacağı açıklanmaktadır. Çünkü irade yoktur, zorla irade oluşturulamaz. Böyle bir durumda bir anlaşma oluşmuş olsa bile yok hükmündedir.  Bu ayet zorlamaya maruz kalanların güvence altına alınmalarının dışında onların itibarlarının da korunmasını zorunlu tutmaktadır.

 

Nur 32 ise, belli bir süre  içerisinde Salih olanlar ve uygun durumdaki kölelerin evlendirilmesi ve bunların fakir iseler devlet tarafından finanse etme zorunluluğu getirilmektedir. Talebe bağlıdır. Başvuru yapıldığı andan itibaren topluluğun sorumluluğu vardır.

 

Ancak, Anlaşması bulunan kadınların zina etmeleri ile, başka bir anlaşması bulunmayan kadının ilişkide bulunması arasındaki fark, hukuki sonuçlarının düzeltilebilirliği ile ilgili değildir. Yani bekar kadının belli koşullarda cinsel ilişkide bulunması bir haktır. Hukuki sonuçlarının olması gerekmez.

 

Ayetlerin ortaya koyduğu çerçevenin dışında vazedilen bütün uygulamalar geçersizdir. Zani’nin hadım edilmesi mümkün değildir. Kur’an her türlü fiziksel hasara neden olacak cezalandırma yöntemlerini yasaklamaktadır. Kaldı ki, zina eden erkek ve kadının kimlerle evlenebilecekleri de açıklanmaktadır. (Nur 3) Buna göre çerçevesi belirlenmiş olan bir eylem için ilave bir yaptırım uygulanamaz.

 

Nikah cinsel ilişkinin topluluk önünde meşrulaştırılması ve birliktelik iradesinin tescil edilmesidir. Bu aşamadan sonra edinilen malların paylaşımını da kapsamakla birlikte, evlilik anlaşması taraflar arasında belli koşulları içerecek şekilde de düzenlenebilir.  

 

Nisa  16’da “eziyet” manasına gelecek bir kelime yoktur, kötü bir davranıştan vazgeçenlerin tövbe edenlerin cezai sorumluluklarının düştüğünü ifade eder. Nisa 15, Fahşiyat yapan kadına tecrit uygulaması getirirken Nisa 16 bu uygulamanın her iki taraf için de olabileceğine de ayrıca işaret etmektedir.  (Sayın özdemir ayet numarasını hatalı yazmış galiba) Nisa 16’da herhangi bir ceza söz konusu değildir.

 

Kur’an ceza usulu, herhangi bir sebeple cezalandırılmış olanların cezalarının bitiminde veya tövbe etmeleri halinde itibarlarının iadesini öngörür. Bu durum zina suçu için de geçerlidir. Genellikle Kur’an ın ceza usulu dikkate alınmadan çeşitli hükümler çıkarılmak istenmiş ve hatta çıkarılmıştır. Ancak mesele bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Kur’an ın öngördüğü ceza usulu çerçevesinde bakma zorunluluğu vardır. Bu ayetleri ve ayetlerin getirdiği sınırlandırmaları göz ardı etmek mümkün değildir.

 

NISA kavramı, ehliyet sahibi herhangi bir kadını ifade eder. Yani akil baliğ olmuş kadını ifade eder. Evli kadını değil. Evlilik bir ayrıcalık veya belirleyicilik değildir. Tamamen bir anlaşmaya bağlı birlikteliktir, her zaman sonlandırılabilir.

 

Nisa 4. Ayette ise, herhangi bir anlaşma gereği yapılan ödemenin bir kısmını paylaşmaları halinde ondan faydalanmanın meşru olduğunu söylemektedir. Ancak ödemenin tamamını talep etmek veya tamamını istemek mümkün değildir. Kadının kendi rızasıyla bağlıdır ve bir kısmına ilişkindir. Bu ödeme gerek nikahtan kaynaklanan mehir olsun ve gerekse ikili anlaşma sonucu oluşmuş olsun iadesi veya ondan yarar sağlanılması talep edilemez. Her halukarda yapılan ödemenin geri alınamayacağı ve ondan bir çıkar temin edilemeyeceği hükmü vardır. Sayın özdemir bu ayeti farklı yorumlamaktadır ama ifade ettiği mana bu ayette değildir. Herhalde Nur 4. Ayeti kastederek yazdı. Nur 4. Ayet ise zina isnadı yapıp bunu kanıtlayamayanlara uygulanacak cezayı belirler. 80 celde öngörülür ve bir daha onların tanıklıklarının kabul edilmemesi hükmü vardır. Tövbe etmeleri müstesna tutulmaktadır. Ancak her iki ayette de Fuhuş kelimesi geçmez.

 

Vesselam

 

 

 

 


YorumcuYorum
Sam Adian
12.07.2012
12:07

"Vellâtî ye’tînel fâhişete min nisâikum festeşhidû aleyhinne erbaaten minkum, fe in şehidû fe emsikûhunne fîl buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ" (nisa 15)

"Fahişeten" kelimesinden kastedilen şeyin zina olmadığı anlaşılıyor, çünkü; buradaki hüküm zina kapsamında olsa idi "Celde" olmalıydı. Kur'an ın ceza usulu bir suç için iki ayrı ceza türüne izin vermez. OYsa bu ayet eylemin karşılığı olarak "ev hapsi" öngörmektedir. Yani tecrid öngörmektedir.

Kavramları ve fıkıh hükümlerini gözden geçirmekte yarar olabilir

Sam Adian
12.07.2012
13:09

"Vellezâni ye’tiyânihâ minkum fe âzûhumâ, fe in tâbâ ve aslehâ fe a’rıdû anhumâ. İnnallâhe kâne tevvâben rahîmâ" (Nisa 16)

Nisa 15 te tanımlanan "Fahişete" eyleminin sadece kadını kapsamadığı, nisa 16'da bunun her iki taraf için de olduğu ifade edilmektedir. Buna göre, bu eylemi yapan erkek ve kadının her ikise birden tecrit cezası uygulanacağı ortaya çıkar. Tövbe eder pişman olurlarsa ceza düşer.

Sam Adian
12.07.2012
18:37

Fahişe, önceden iki kez 100 adetten dayak yemiştir. Bu en son eyleminde bu dayağın bir caydırıcılığı olmamıştır. Demek ki hafif gelmektedir. Ev hapsi pek de hafif bir ceza değildir, tüm sosyal hayatına sınırlandırma getirilmiştir.

Sayın özdemirin bu yaklaşımının dayanağını bulamadım.

Kur’an “zina” suçu oluştuğunda ilk seferde ceza şu, ikinci seferde ceza şudur gibi bir ayırım yapmıyor. Eğer bir defadan çok aynı suç oluşmuşsa takdir edilen ceza bellidir. Ev hapsi iadesinden kastedilen şey kişinin kendi evi olabileceği gibi kamunun belirleyeceği özel koşullardaki bir ev de olabilir. İfadenin marife olması, öncelikli olarak kişinin kendi evi olduğu fikrini güçlendiriyor. Ama bu kişinin kendi evi koşullarını sağlayan başka bir ev de olabilir. Fakat bu “fahşiyat” lafzının kapsamını değiştirmez.

Sam Adian
12.07.2012
20:52

Sayın Demirci

Haklısınız, davaların travmatik etkileri devam ediyor ))

Fahişe ve Zani ler ile ilgili yorumunuzu okudum. Ancak bu sonuca ulaşabiilmenin zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü:

“İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy…” (Nahl 90) “…ve lâ tukrihû feteyâtikum alel bigâi in eradne tehassunen li tebtegû aradal hayâtid dunyâ ve men yukrıhhunne….” (Nur 33)

Fahşa: Temel manası itibariyle utanmazlık, açığa vurma, müstehcenlik anlamına geliyor. Bagy: Yoldan çıkma, çizgi dışı, cinsel istismar, zorla veya kazanç elde etmek maksadıyla yapılan cinsellik anlamlarındadır. Zina: bu kelime ise, en yalın haliyle evil bir kadınla birlikte gerçekleştirilen cinsel ilişki anlamındadır.

Zina bir akdin istismarı sonucu ortaya çıkan bir sonuçtur. Kadının bir başka erkekle akdi vardır ama buna rağmen ikinci bir kişiyle cinsel ilişkisi olmuştur. Bu fiilin hangi koşullarda oluşacağı da açıklanmıştır.

Fahşa ise bir şeyin açığa vurulması, kirletilmesi, veya gerçeğe aykırı olarak teşhir edilmesidir. Burada cinsel ilişki söz konusu değildiir, ancak bir teşhir söz konusudur. Mesela, bir cinsel ilişkiden sonra bu iilişkinin herhangi bir sebeple teşhir edilmesi , açığa vurulması fahşa dır. Ancak fahişe kavramı içerisinde başka davranışlar da vardır. Çirkin davranışlar,

Bagy’de ise durum biraz daha farklıdır. Burada temelde bir zorlayıcı unsur vardır ve eylem ticari bir nitelik kazanır. Bir çeşit pornografi denebilir. Ancak bu zina kapsamında değildir.

Buna gore, zani fahişe olabilir ama her fahişe zani değildir. Hal böyle olunca Fahşa kelimesini “zinayı alışkanlık haline getiren” şekilnde tanımlamak mümkün olmaz.

Kur’an ın öngördüğü cezalandırma usulu de bu yöndedir. Zina ayrı bir eylemdir ve ayrı bir ceza belirlenmiştir. Fahişelik ise zina’dan farklıdır ve zina olmadan da fahişelik olabilir. Bu sebeple müeyyidesi de farklıdır.

Bir problem daha vardır, zina için “ispat” zorunluluğu varken, Fahişelik için yoktur. Dolayısıyla zinanın devam eden süreci olarak algılamak için bir delil yoktur.

Tecridi celde’den daha ağır bir ceza olarak algılamak da kolay değildir. Kur’an ın ceza usulu bedene zarar vermeyi yasaklar. Celde ise bedene uygulanan bir ceza yöntemidir. Bu en ağır cezalardan birisidir. Tecridde ise bedene yönelik herhangi bir yaptırım yoktur. Dolayısıyla daha hafif bir cezadır.

Vesselam.

Sam Adian
12.07.2012
21:07

İşte bu fahşa'dır.

Burada suç olan şey cinsel ilişki değil, yapılan anlaşmanın gizliliğinin ihlali sebebiyledir.

Sam Adian
12.07.2012
21:08

Zaten ayet bunun koşullarını da belirlemektedir

Muhsin olması gerektiği vs. ayetin çerçevesi içindedir.

Sam Adian
12.07.2012
21:12

Şu da mümkündür

Anlaşma gizli olabilir ama taraflar bu anlaşmalarını yazabilir ve imzalayabilirler. Böylece her iki tarafın da hangi şartlarda bir araya gelidği belirlenmiş olur. Bu anlaşmanın tescili gerekmez.

Topluluk böyle bir anlaşmanın çerçevesini de belirleyebilir. Tarafların tercihlerine bağlı olarak ifşa edilmemek koşuluyla tescil de edilebilir.

Bunlar mümkündür.

Sam Adian
12.07.2012
21:43

Ben konuyu Suc-ceza ilişkisi içerisinde daha çok değerlendiriyorum. Bundan dolayı müşrik-zani ilişkinin sadece sonuç benzerliği olarak değerlendirilebileceğini düşünüyorum.

Suc ve ceza içerisinde meseleye baktığımız zaman, evil bir kadının sözleşmeyi ihlal etmesi ağır suç sayılıyorken, bekar olanın sözleşmeyi ihlal etmesi daha hafif bir suç sayılmaktadır. (tabii kastım taraflardan kadın olanın evil olmaması halindedir) Bu da her iki eylemi birbirinden ayırmaktadır.

Evlilik dışı Anlaşmanın tescili: Herşeyden once, böyle bir anlaşmanın kimler arasında yapılabileceğini ayet belirliyor:

“….ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn…” (nisa 24)

Burada anlaşmanın mükatebe edilmesi şartı yok. Yani tescili gerekmiyor ve tanık gerekmiyor. Tarafların haklarının korunması için tescil edilmesi ve bu tescilin gizli tutulması ayrı bir hukuki durumdur. Bana gore bu durum zaten nikah şartının gerçekleşmesi manasına gelir. Oysa Ayet burada nikah şartı da aramıyor.

Taraflar böyle bir anlaşmayı ifşa edemezler. Yine Kur’an böyle bir ifşaatı da fahşa olarak değerlendiriyor ve suç sayıyor. Dolayısıyla burada ihtimaller ortadan kalkmış oluyor.

Tescil izin anlamına gelmez, kaldı ki nikah geniş kapsamlı değildir. Farklı nikah akitleri belirlenebilir. Veya topluluk bu akitleri belirler. Taraflar hangi akde gore birlikte olacaklarına karar verebilirler ve buna gore de tescili gerçekleşmiş olur. Tarafların irade beyanı tescil için yeterlidir. Elbette başka anlaşma geçerliliği için gerekli şartları taşıyor iseler.

Saygılar

Sam Adian
12.07.2012
21:53

Nesebin tescili niçin gereklidir?

Mesela zina kapsamında olmayan bir birliktelik sonucu bir çocuk dünyaya gelirse ne olur?

Bu birliktelik bir evlilik haline mi dönüşür yoksa başka bir statü mü kazanır?

Çocuğun nesebinin tescili zorunlu mudur?

Hüseyin Kayahan
12.07.2012
22:07

Nisa 15 te "nisalarınızdan kim bir fahişeti etvet ederse/ediyorsa..." diyor. Bu fuhuş mudur, zina mıdır, her ne ise ancak iki kişi ile yapılabilen bir eylem değil midir? Tek başına bir nisa bu eylem her ne ise nasıl yapabiliyor? Burada fahişet marifedir, marifenin manasını sizler bilirsiniz. Burdaki fahşanın Sam beyin de belirttiği gibi, "GİZLİ YAPILAN -diyelim ki HUKUK DIŞI- BİR İLİŞKİNİN İFŞASI YASAKLANIYOR. Ben şöyle anlamak istiyorum: Madem bir halt işlediniz, bunu artık sonsuza kadar gizi tutun, bunu açıklamanız daha büyük bir sıkıntıdır. Onun için gayet zor işleyecek bir ispat müessesesi getiriyor ve 4 şahid veya şehid şehadeti şartı arıyor. Böyle konuların ŞUYUU VUKUUNDAN BETERDİR.

Nisa 16 da ise "...sizden onu(fahişete gidiyor) etvet eden kimseler (ellezine ile kullanıyor)..." diyor. Burada bir çete oluşumundan bahsedebiliriz. Birden çok kişi bir maksat ile beraberce bir fiili işliyorlar. Ellizine kurallı çoğuldur ve bunlar bir teşkilattır. "HUMA" zamiri neden ille bir kadın ve bir erkeğe gitsin ki..? Herhangi iki kişi olamaz mı? Arapça bilenlere soruyorum.

h.kAYAHAN

Sam Adian
12.07.2012
22:59

Fahişet iki kişi ile yapılan bir eylem olmak zorunda değil. Herhangi bir sebeple Şantaj olabilir, mesela gizli kalması gereken bir şeyi üçüncü bir tarafın ifşaatı veya eylemin taraflarına bunu bir şantaj aracı olarak kullanması gibi. Ancak bu durum “zina” ile doğrudan ilişkili bir eylem değildir. Nisa 16 bu fahişatı yapanların birden çok olabileceğini de söylüyor. Çete de olabilir. Ellezani müzekkerdir. Huma hem erkek hem kadını ifade eder. Dolayısıyla burada bir çeteden sözetmek mümkün. Bu çetenin illa kadınlardan oluşması da gerekmiyor. Fahşiyatta bulunan en az iki kişi anlamına gelir diye düşünüyorum.

Benim gramer yorumu yapmam doğru olmaz ancak buradaki kural gereği (zannediyorum ism-I mevsul) de cümle bir önceki cümleyi açıklamaktadır. Yani nisa 15 I açıklamaktadır. Dolayısıyla fahşiyaatta bulunan kadının sadece bir kadın olmayabileceği buna iştirak eden en az iki kişinin daha bulunabileceği ve diğerlerinin erkekler veya kadılar olabileceğine işaret edildiği kanaatindeyim.

Sayın demirci sorumun cevabını alamadım, zina kapsamı içinde olmayan evlilik dışı bir ilişkiden bir çocuk meydana gelirse ne olur diye sormuştum

Vesselam

Harun Özdemir
13.07.2012
00:22

Sevgili Adian,

Sana hayranım! Bi insan bu kadar yazar yaw! Bir yazı düşünün arkadaşlar, içindeki iddialara, çelişkilere, sorulara cevap vermek için kaç gündür düşünüyorum, ne yapsam, ne etsem, bu işin içinden nasıl çıksam diye... Sonunda bir çıkış yolu buldum: Seninle uğraşmak, yazdıklarına ve geride bıraktıklarına cevap vermek için günlük bir gazete çıkararacağım, buna karar vermiş bulunuyorum! Allah ilmini artırsın Ya Adian. Measselam...

Lütfi Hocaoğlu
13.07.2012
00:28

Gramersiz ve kuralsız olan ve birden fazla yazının altında devam eden bu tartışmayı izliyorum üzülerek. Çok fazla katılmak istemiyorum ama tartışmanın seyrine bir faydam olur diyerek yazmak zorunda hissettim.

Öncelikle Nisa 16'da ellezine değil, ellezani diyor. Ellezani dediği için iki kişidir. Zaten fiili de ye'tiyanidir ve ikildir.

Sam Adian yine aynı şeyi yaptı ve batının aile yaşamı içindeki zina kavramını Kuran'la kuralsız bir biçimde yorumladı ve Kuran'a istediğini söyletti. Evlilik olmadan yapılan ilişkileri zina kapsamına sokmadı. Bugün batının aile yaşamını aynen Kuran'a söyletti. Filmlerde görüyoruz. Bekarken herşey serbest, kimin eli kimin cebinde belli değil. Ama evlenince artık herşey bitiyor. Ondan sonra yapılan ilişkiler zina oluyor. Bunu da Kuran'a söyletti ya, pes doğrusu.

Sonra fahşayı zinadan ayırdı. Oysa:

17-32: وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلًا Zinaya yaklaşmayın, kesinlikle o bir fahişedir ve kötü bir yoldur.

Zina bir çeşit fahişedir, ama bütün fahişeler zina değildir. Bütün fahişelerde fahşadır ama bütün fahşalar fahişe değildir. (7-28)

Sonra gizli olanların fahşa olmayacağını söyledi. Oysa:

6-151: وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ Açık olan ve gizli olan fahişelere yaklaşmayın.

Ayırmanız gereken şey şudur: Etye-l fahişe, etyen bifahişetin, fe'len fahişeten aralarındaki farkları bulmak. Bunların aralarındaki farkları gramersel ve lügatsel olarak açıklayamazsanız ya da açıklamazsanız bütün konuşmalar boşunadır. FHŞ kökünün niçin fiili yoktur? Oysa zina kökünün fiili vardır.

Ayetlere tekrar bakın, babaların nikahladıkları kadınları nikahlamak için ne diyor? Lut kavminin yaptığı homoseksüellik için ne diyor? Bunlar üzerinde düşünülmeden yazılan bütün yorumlar boşa gidiyor.

Nisa 16 ise Nisa 15'i açıklamaz. Çünkü arada vav vardır. Birbirlerine atfedilmişlerdir. Eğer arada atıf olmasaydı Bedel olurdu ve açıklardı diyebilirsiniz. İkisi atıfla geldiği için farklı durumları ifade ediyorlar.

Etye-l fahişe aralarında evlilik olamayacak kimseler arasındaki cinsel ilişkinin olmasıdır. Lut kavmini okursanız aynı şekilde geldiğini görürsünüz. Yani burada "ve" harfi ile gelen ikinci cümle homoseksüel ilişki içindir. Farklı bir şart için de gelmiş olabilir. Üzerinde çokça düşünmek gerekir. Çünkü orada ellezani gelmiştir. Ellezani hem bir erkek-bir kadın (tağlib) demek olabilir hem de iki erkek anlamına gelir. Yani Harun beyin de iddia ettiği gibi Nisa 16 Nisa 15'i açıklamaz. Aradaki vav harfi durumu değiştirir. Bana göre buradaki homoseksüel ilişkidir. Nisa 15 ise homoseksüel ilişki dışındaki etye-l fahişeyi açıklamaktadır.

Etyen bifahişetin ise farklı bir durumdur. Bunu nebilerin hanımları, normal hanımlar ve cariyeler için kullanmaktadır. Burada bi harf-i ceri ile gelmiştir ve fahişetin nekre gelmiştir. Bu ise evdeki kadının huysuzluk, aksilik, zevcine ve ev ehline sözle ve fiille eziyet etmesi durumudur. Bu nedenle bu durum nedeniyle bir azab vardır. Nebi hanımlarına iki kat, cariyelere ise yarım azab vardır. Nebi hanımları ve normal hanımlar için bu etyen bi fahişetin mübeyyinetin şeklindedir. Cariyeler için mübeyyine şartı yoktur. Boşanılan kadın iddet bitene kadar evden çıkarılmaz ama ayette etyen bifahişetin mübeyyinetin yapan kadın için istisna edilmiştir, evden çıkarılmaktadır. Çünkü evde huzursuzluk yapmaktadır.

Sam Adian
13.07.2012
00:46

Sayın Hocaoğlu

Yanlış anlaşılma olmalı, ben "ellezani" dedim müzekker ve iki kişi doğrudur. Başka bir ifade kullanmadım

ism-i mevvsul olabileceğini söyledim ama gramer yorumu yapmak maksadıyla değil. Onu sizin yapmanız daha uygun, zaten yapıyorsunuz.

Sayın özdemirin gazete çıkarması iyi olabilir ama ben o kadar zengin değilim, ama beğenmediğiniz hususlara itiraz edebilirsiniz

Vesselam

Sam Adian
13.07.2012
02:02

” Ve lâ takrebûz zinâ innehu kâne fâhışeh” (isra 32) Fahişeh = Ahlaksızlık / Müstehcenlik “Ve izâ faalû fâhişeten kâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emerenâ bihâ kul innallâhe lâ ye’muru bil fahşâ” (araf 28) Fahişeh = Ahlaksızlık / Müstehcenlik Fahşa = ahlaka aykırı iş, ahlak dışı taahhüt “ve lâ takrebûl fevâhışe mâ zahere minhâ ve mâ batan” (En’am 151) Gizli veya açık ahlaksızlığa yaklaşmayın….. Fevâhışe: Ahlaksızlık/müstehcenlik

“İnnehu kâne fâhışeten ve maktâ” (Nisa 22) Şüphesiz o iğrenç bir ahlaksızlıktır…. Fâhışeten = Ahlaksızlık / Müstehcenlik

Yahfazna furucehum, yahfezu furucehunne (Nur 30-31) (Muhafaza etmezseniz bu ahlaksızlıktır demiyor)

Etye-l fahişe Bu kavram sebebiyle homoseksüel ilişkiye de ahlaksızlık diyebilirsiniz en azından böyle yorumlayabilirsiniz. Bu sizin yorumunuz olur. Bunda bir beis yoktur. Nisa 15 ve Nisa 16 yı nasıl bağladığınızı çözemedim. Aradaki vav harfi atıf ise, ikinci cümle birincinin devamı olmalıdır, aradaki vav sadece bağlaç ise o zaman ellezani kelimesi sebebiyle cümleyi değerlendirirsiniz ki neticede çokça değişen bir şey olmaz sanırım. (tabii gramer benim işim değil)

Lut kavminin durumu da bu çerçevededir. Orada yapılan eylemin ahlaksızlık veya müstehcenlik olmadığını söyleyemeyiz. Zaten söyleyen de yok sanırım.

“Yâ eyyuhen nebiyyu izâ tallaktumun nisâe fe tallikûhunne li iddetihinne ve ahsûl iddeh(iddete), vettekûllâhe rabbekum, lâ tuhricûhunne min buyûtihinne ve lâ yahrucne illâ en ye’tîne bi fâhişetin mubeyyineh(mubeyyinetin), ve tilke hudûdullâh(hudûdullâhi), ve men yeteadde hudûdallâhi fe kad zaleme nefseh(nefsetu), lâ tedrî leallallâhe yuhdısu ba’de zâlike emrâ” (Talak 1)

Etyen bifahişetin Açık bir ahlaksızlığa gelmeleri……

Bu ayette hitap nebiyedir ancak hüküm herkes içindir. Sınırlandırılamaz. Nebi hitabı olmasının sebebi bana göre, haberi iletmesi ile ilgilidir. Doğrudan Nebi ile sınırlandırılması mümkün değildir. Bu ayet boşandıktan sonra iddet süresi bitinceye kadar mevcut oturdukları evlerinden çıkarılmamaları gerektiği hususu ahlaksızlık oluşması halinde tecrid gerektirdiği için çıkarılması gereğine işaret eder. Çünkü bu eylem için bir ceza öngörülmüştür ve Kur’an ın ifadeleri belli bir tutarlılık içindedir. Buradan takdir edilen cezanın kamu otoritesi tarafından belirlenen özel koşullardaki bir ev olduğu sonucuna da varmak mümkün olabilir.

Şunu söylemek istiyorsanız eğer: “Homoseksüel ilişki de bir Fahişeliktir dolayısıyla homoseksüellerin de aynı şekilde cezalandırılmaları, tecrid edilmeleri gerekir” burada bir sıkıntı yoktur. Böyle de yorumlayabilirsiniz. Ben böyle anlayamıyorum.

Veya, Fahşa edenlerin fahişe oldukları yani ifşaatın ahlaksızlık olduğu ve bu sebeple de cezalandırılması gerektiği de bir vakıadır. Başkasına ait olan bir gizliliği ifşa edemezsiniz veya bir sözleşme ile belirlenmiş olan hükümlerin dışında bir davranışta bulunamazsınız.

“Bekarken herşey serbest, kimin eli kimin cebinde belli değil. Ama evlenince artık herşey bitiyor. Ondan sonra yapılan ilişkiler zina oluyor. Bunu da Kuran'a söyletti ya, pes doğrusu.” Ayeti okuyun, örfünüzü kur’ana mal edemezsiniz. Her şey serbest, kimin eli kimin cebinde gibi bir ifade kullanmadım. Hangi koşullarda nasıl davranılabileceğini ayetlerin zaten açıkladığını söyledim ki aksini kanıtlayabiliyorsanız buyrun. Batılıların nasıl davrandıkları benim meselem değil. Ama bu da sizin görüşünüz.

Bütün bu itirazlarınızın hiç biri Zina kavramı ile Fahişe karamının aynı olduğu sonucunu doğurmadığı gibi, niçin ikisinin cezalandırılmasının ayrı olduğu ve aynı Kabul edilmediğini de açıklamıyor. Dayanağınız olan ayetleri yukarıda yazdım ve hiç bir yorum da yapmadım. Herkes kendi manasını çıkarabilir.

Ben böyle anlıyorum. En azından başka türlü anlamam gereken bir veriye veya kritere ulaşana kadar.

Zina ile fahşa aynı olsaydı iki ayrı ceza takdir edilmezdi. Sizin bir yorumunuzda ifade ettiğiniz, “SLT ibadet olsaydı ibad kelimesinden sonra slt ve zekat zikredilmezdi” olduğu gibi.

İsterseniz bir barış anlaşması yapalım, ben bir yazı kaleme aldığım zaman siz katıldığınız ve katılmadığınız yönlerini söyleyin, gramersel değerlendirmeleriniz sizin bileceğiniz iş, Katılmadığınız yönlerinde anlaşabildiğimiz kadar anlaşırız, anlaşamadığımız yerde herkes kendi bildiğini kabul eder. Herhalde burada bir sıkıntı yoktur. Bu küfürle itham etmekten çok daha iyi bir yoldur diye düşünüyorum.

Vesselam

Sam Adian
13.07.2012
02:25

Sayın Hocaoğlundan özür diliyorum bir cümleyi atlamışım

"FHŞ kökünün niçin fiili yoktur? Oysa zina kökünün fiili vardır."

Bu ifadeniz zina ile fhş kelimesinin ifade ettiği şeylerin niçin başka başka olduğunu da kanıtlar sanıyorum.

Zina bir fiil sebebiyledir. dolayısıyla fiili olması da normal olmalıdır. FHŞ kelimesi ise bir sıfat bildirir. tek bir şey değil, pek çok şey FHŞ kelimesinin içindedir. Yani pek çok farklı şeyin genel adıdır. Dolayısıyla fiilinin olmaması gayet normaldir gibi geliyor bana.

Saygılar

Sam Adian
13.07.2012
03:05

ye’tîne bi fâhişetin mubeyyineh

Galiba bu ifade suçüstü halini de içeriyor

Lütfi Hocaoğlu
13.07.2012
10:00

Zina: aralarında nikah olabilecek kimselerin nikah akdi olmaksızın yaptıkları cinsel ilişkidir.

Etye-l fahişe: aralarında nikah akdi olamayacak kimselerin (homoseksüellik dahil) yaptıkları cinsel ilişkidir. Bu nedenle evli bir kadının eşi dışındaki başka biriyle ilişkide bulunması etye-l fahişedir. Babasının boşadığı kadınla evlenmek de nikah akdi olamayacak durumda olduğu için etye-l fahişedir.

Nisa 15 ve 16'ya gelince. Durum burada aynıdır. Siz zaten diyorsunuz ki bir suç için iki ceza olmaz. Harun beyin dediği gibi olsa kadınları eve hapsedin ve ikisine (kadın ve erkeğe) eziyet edin denmiş olur ve kadına iki ayrı ceza verilmiş olur, erkeğe ise bir ceza. Arada vav olmazsa ikinci cümle bedel-i iştimal olur ve önceki cümleyi açıklardı. Kadına verilen eve hapsetme cezası eziyet olarak açıklanmış olurdu ve erkeğe de bir tür eziyet edin olurdu. Oysa aradaki vav harfi bunu engellemekte, iki ayrı durumu bildirmektedir. O zaman ikinci durumun ne olduğunu Kuran'dan anlarız. Etye-l fahişe ibaresini kullandığı yer tam 3 kere Lut kavmi içindir. Bu nedenle bu ikinci eziyet etme cezasının homoseksüeller için olduğunu anlarız.





Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 50944 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 28964 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 14201 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 11044 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 18557 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 21020 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 15211 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 11046 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 8370 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 9349 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 10476 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 19911 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 27643 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 8405 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 26594 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 8229 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 10027 Okunma
29 Yorum 19.02.2020 10:01
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 20549 Okunma
28 Yorum 12.01.2020 17:30
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 10639 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 21681 Okunma
27 Yorum 15.04.2020 09:47
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 7394 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16524 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 10046 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 21753 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 8369 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 21617 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 6912 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 8968 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 13241 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 26505 Okunma
20 Yorum 15.05.2020 20:10
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 8537 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 6140 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 40005 Okunma
18 Yorum 10.01.2020 12:34
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 7521 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 6722 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 13945 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 9629 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 4621 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 6461 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 7353 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 13024 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 6560 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 8862 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 5934 Okunma
16 Yorum 17.04.2020 16:27
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 12790 Okunma
15 Yorum 03.05.2020 12:00
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 8711 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 25019 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 6040 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 7997 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 4101 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22