Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012
9015 Okunma, 42 Yorum

 

Tanrı İş Yapar mı?

 

Basit bir soru sorabiliriz: Her şeyi Tanrı mı yarattı?

 

Bütün tek tanrılı dinlerde Tanrı mükemmel bir varlıktır. Dolayısıyla bu mükemmel varlığın yarattığı her şey de, eksiksiz ve fazlasız, mükemmel olmak zorundadır. Ve yine o halde hiçbir canlıda hiçbir hata/arıza  kabul edilemez anlayışı hakimdir. Yani varlık da mükemmel yaratılmıştır. Böyle midir?

 

Herşeyden önce, mükemmel olanın mükemmeli yaratma zorunluluğu yok. Veya tanımlanamayan bir mükemmelliğin mükemmeli yaratması mantıklı değildir.

 

Kur’an a baktığımız zaman, “yaratılış” olarak adlandırdığımız “varlığın üretimi” tamamen Allah’ın dışında gerçekleşmiş olduğu görünüyor. Genel olarak buna şimdilik “Rab” diyelim. Yani varlığın üretilmesi Rabbin işidir. Müesses anlayışa göre “Rab Allah’tır”. Ama bu durumda da Allah’ı tanımlayacak verilerin olmaması sebebiyle bir “hayal” alemini de yaratan varlığın kendisi olmaktadır. Yani, Her işi yapan Allah’tır dediğimiz zaman bazı noktaları açıklamak imkansız hale gelir. Bu durumda da “Ruhlar alemi”, “Manevi alem” gibi tanımlamalar ile kendi kendimize “Tanrısal bir alan” yaratmış oluruz.

 

Panteizm “Tanrı her şeydir” demekle varlık mertebeleri arasındaki ayırımı da kaldırmakta, sözgelişi taşla insanı bir tutmaktadır. Bunun müesses nizama yansıması ise “Vahdet-i Vücut” anlayışıdır. Müesses anlayışın “Tanrısallaştırma” yaklaşımı, panteizmin bir versiyonu gibi görünüyor.

 

Yine Kur’an dan yola çıkarak şöyle diyebiliriz: “Aklın açıklayamayacağı hiçbir şey yoktur”. Eğer açıklanamayan hiçbir şey yoksa, yani her şey bir nedensellik içerisinde meydana geliyor ise, o halde “Fizik ötesi” de düşünülemez. Eğer böyle bir düşünce varsa bu bir çelişki anlamına gelir.

 

Öyleyse Tanrı işlevsiz midir?

 

Veya soruyu şöyle değiştirelim: Sonsuzluğun içinde son olur mu? Yine klasik anlayışa göre, Tanrı varlığı, kendisini bilmemiz için yarttı. Yani Tanrı bencillik etti. Üstelik kendi sonsuzluğu içerisinde sonlu bir varlık alanı oluşturarak kendisi ile çelişmiş oldu. Bu varlık alanı ne kadar büyük olursa olsun, ne kadar muhteşem olursa olsun, her şeyden önce sayılabilir ve dolayısıyla sonlu olması Tanrı fikri ile bütünüyle çelişen bir yaklaşımdır. (Tabii bu klasik anlayıştan çıkarılabilecek bir sonuçtur) Kısaca sonsuzlukta “son” olmaz ve “sayılamaz”. Bunu matematikçiler daha iyi açıklayacaktır sanırım. Ayrıca sonsuzluk değiştirilebilir bir şey de değildir.

 

Sonsuz ile sonlu arasındaki fark hiçbir zaman kapatılamadı. Bir tarafta sonsuz var, diğer tarafta sonluluk var. Bunların birleşme noktası nerede? Bugüne kadar bu iki noktayı birleştirebilen olmadı. Kısaca, ne sonsuzluktan sonlu çıkarmak mümkündür, ne de sonluyu sonsuza bağlamak mümkündür. Bu durumda, eğer yaratma dediğimiz şey de Sonsuz bir Allah tarafından gerçekleştirilmiş ise, bu durumda varlık da sonsuz olmalıydı. Veya, eğer yaratma dediğimiz şeyi Allah yapmadı ise, bu durumda da Allah-varlık ilişkini açıklamak imkansız hale gelir.

 

Kur’an her şeyin bir ölçüye göre üretildiğini söyler. (Kamer 49, Rad 8, Furkan 2, Talak 3, A'la 2-3, Hicr 19) Bununla da yetinmez, yaratılış dediğimiz şey, yani varlığın üretiminin bir programa göre yapıldığını da ifade eder. (Araf 11, Kıyame 38, A’la 2) Bütün bu sürecin “Rab” tarafından gerçekleştirildiğini de açıklar. Bundan başka, varlık alanının bir hakimiyet merkezinden (arş), yönetim ve denetim mekanizmasından bahseder. Ve tabii her şeyin programının önceden yazılmış olduğunu da ifade eder.

 

Yani varlık, belli bir program, proje çerçevesinde üretilmiştir diyebiliriz. Mesela, Rahman’ın Arş’a istiva etmesi, onun eşyaya müdahale eden olduğunu ve mimari proje diyebileceğimiz tasarımı gerçekleştirdiğini anlayabiliriz. Bu projeye göre de Rab, üretimi gerçekleştirmiş ve onlar üzerindeki hakimiyetini kurmuştur.

 

Fakat burada sorulması gereken bir soru daha vardır: Programı kim yaptı?

 

Bir çizgi film üretmek için, çizgileri hareketlendirmeye olanak verecek bir programa ihtiyaç vardır. Bu programı birinin yazmış olması gerekir ki, çizgi filmi yapanlar o programı kullanarak bir çizgi film meydana getirsinler. Programı kullanarak başka bir şey üretenlerin, programın kendisine müdahale etme şansları yoktur. Ancak ilave programlar oluşturarak programı geliştirebilirler. Yine de bu ilave programlar, asıl programın izin verdiği ölçüde mümkündür, yani asıl programı değiştirmek yine de mümkün olmaz.

 

Eğer bütün bu işler varlık alanında Rab tarafından yerine getiriliyor ise, o halde Rab nasıl bir şeydir diye de sormak gerekir. Aslına bakılırsa Musa kıssasında Rabbin dağa tecelli etmesinden de anlaşılabileceği gibi, kör edici yoğun bir ışık, büyük bir ses veya patlamadan da anlayabileceğimiz gibi, onun bir enerjiden ibaret olduğunu düşünebiliriz. Yani bir varlık olarak tecelli edebilen bir şeydir.

 

Dolayısıyla Tanrı işlevsiz değildir ama Tanrı’nın “iş yapıyor” olmasını düşünmek de akli değildir. Kaldı ki Tanrı'nın işlevini tanımlayabilmek için "Tanrıyı Tanımlayabiliyor" olmak da gerekir. Tanrı'yı tanımlayamıyorsak, işlevini nasıl tanımlayabiliriz? Hakimiyet tanımının Rab üzerinden yapılıyor olması bu sebepledir. Tanrı'yı tanımlayamayız ama, Rab bir varlık olarak tanımlanabilirdir.

 

Herşeyden önce varlığın, yani temelde maddenin “hiçlikten” geldiğini bugün biliyoruz. Yani zamanın olmadığı bir yerden gelmiş ve dolayısıyla da nedensiz olarak oluşmuştur diyebiliriz. Çünkü zamanı var eden de maddenin kendisidir. Bir başka açıdan, varlık alanı da bu durumda “hiçliğin” içindedir. Yani yokluktadır. Yani yokluk alanı varlık alanından daha büyüktür. Çünkü, Eğer tanrı Sonsuz ise ve varlıktan önce de var ise, varlık alanından daha büyük olması kaçınılmazdır. Bu hem Tanrı’nın sonsuzluğu hem de “hiçlik” dediğimiz varlık alanı dışında olan için kaçınılmazdır.

 

 Varlık mükemmel midir?

 

Her ne kadar beşerin “mükemmellik” yönünde duygusal bir yanı olsa da, varlık mükemmel değildir. Eksik tarafları vardır. “En güzel şekilde üretilmiş” olduğu ifadesi, “mükemmel/kusursuz” anlamına gelmez. Kaldı ki beşeri üreten Rab’dir. Ama Tanrı kusursuz olmalıdır. Kusursuz bir şeyin kusurlu varlıklar üretmesi düşünülebilir mi?

 

Öte yandan, İnsanın yaratılış amacını açıklayan üç ayetten ikisinde insanın boş yere yaratılmadığı (Müminûn 115) ve başıboş olmadıkları (Kıyâme 36) belirtilmektedir. Üçüncü ayette ise “Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler dile yarattım.” (Zariyat 56) denmektedir. Eğer Allah’ın bizim “ibadet”imize ihtiyacı yoksa –ki sadece bu amaçla üretilmiş olmak da anlamsızdır- ve eğer başıboş değilsek, yaratılışın sebebi bu kadar basit olmamalıdır.

 

Abd” kelimesi genellikle “Kul, köle” olmak şeklinde algılanır.

Sözlükte, kul, köle, yaratık, insan gibi anlamlara gelir.

Ancak “Abd” kelimesinin kök fiili, itaat etmek, alçak gönüllülük (tevazu) göstermek; daha açık bir ifade ile kişinin bir kimseye isyan etmeksizin, ondan yüz çevirmeksizin, karşılık vermeksizin itaat etmesi ve boyun eğmesidir. Yani görevini yapandır.

 

Bir başka açıdan, insan üretilip kayda değer bir varlık haline getirilerek fonksiyonlarını kullanabilir olduğunda, onun üretildiği programın bazı yetkilerinin de bu yeni varlığa devredildiği veya programı kullanma yetkisinin tanındığı da yine Kur’an ın bize aktardığı bir bilgidir.

 

Kimileri bu durumu, yeryüzündeki düzenin bir parçası olmak, topluluğa katılmak şekilnde açıklamaya çalışıyor. Ama bu durum da Rabb ve dolayısıyla Allah için anlamlı ve hatta gerekli değildir. Çünkü zaten varlığın varoluş prensiplerini de ortaya koyan ve neticede bundan sorumlu tutan da Rabdir. Kaldı ki, küçük dünyamızdaki sosyal bir varlığın, kainattaki yeri de tartışılır. Yeryüzünde, yani küçük dünyamızda geçici olduğumuzu düşünürsek bu durum bütünüyle anlamını kaybeder.

 

O halde sorulması gereken asıl sorulardan biri “görev nedir?” sorusu olmalıdır. Buna bağlı olarak, yaratılış süreci dikkate alındığında, böylesine yetkilendirilmiş bir varlığın sonradan niçin uyarılması gerektiği de üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir husustur.

 

Tabii bu, şeytanın varlığı ile de açıklanamayacak bir durumdur. Herşeyden önce bir “amaç” ile üretilmiş olan varlığın başına böylesine “negatif” etki edebilecek bir şeyi musallat etmek de akli değildir. Yaratıcı açısından da kabul edilebilir görünmemektedir.  Veya şeytan denilen varlık, önceden tasarlanmamış, sistemde meydana gelen bir arızadan dolayı ortaya çıkmış ise, bu da “mükemmellik” algısını ortadan kaldırır. Böyle ise, Tanrı’nın mükemmel olmaması gerekir. Bu da mantıklı değildir. Kainatın bir “yıkım” üzerine kurulmadığı da açıktır.

 

Elimizde bulunan pek çok veri, bilgi ve Kur’an ın bize anlattıklarından yola çıkarak diyebiliriz ki, Varoluşun nedeni, basit bir kulluk veya ibadet olamaz.

 

Vesselam

 

 

 


Yorumcu 
Yorum 
ozer atac
17.09.2012
13:24

metin altı tartışmaları ,bir söz klisesi olarak gramercilik düğümüyle "sonuçlanmış" görünüyor. iletişimi yazgıladığımızda (listelemede gelecek çıkarsaması, tarihselliği yazgılama ile karşılar) şunu görebilmekteyiz: 1-başlangıçta söz vardı. 2-işlevi(maddi alem, zaman ve kozmoz..) içindeydi. 3-İşlevi, hala sürüyor:elementer evren ve içindekiler yenilenerek, yaratılıyor. 4-bizdeki tesiri, insan öznesinde, temas ile etki-tepki-etki..sürecini başlattı. 5- insan öznesi ,doğa ile kendi, kendi ile cinsi ve cinsiyle, bu "ilişkide" , güvence ve sürekliliği iletişimle sağladı. 6- iletişim; ses, işaret, görüntü; kelime,söz ; dil; harf gramer; rakam; sembol ve türevleriyle çoğalarak, yığınlaşarak , atık ta oluşturarak sürüyor. 7-Doğa yıkımı gibi söz, yazım yıkım dönemini yaşıyoruz. 8- çoğalma, yığılma; "ürünü", kişi veya konu bazında kullanımı, kişisel tercihe evrilmesini zorunlu kılıyor. 9-"dillerin ve suretlerin ayrı ayrı yaratılma"sı sürerken; yeni evreye; dillerin suret; suretlerin dil olacağı; içeriği, bu tarihselliği dikkate hesap ile alınmış (çünkü, herşeyi hesap ile yaratılmaktadır); semboller dönemine geçeceğiz. o takdirde: a-ayrı ayrı yaratılanlar "raciunu" hedefleme-meliler; o hedef, sahibi*nin dir.Savlanan gramercilik, bu hedefi çağrıştırmaktadır. b-diğer taraftan, sabit formüller ile farkı, devrimsel sonuçlar bunursa; sabit formüller de evrilmesi gerekir. Bu evrilme ya da girişimi, metin sahibinin değinisine örnektir. c-yaratılanlar ve diller diridir,canlıdır; dilde gramerin oluşması tarif, güven, süreklilik ,kullanılabilirlik ihtiyacındandır. Dildeki ve anlamdaki niceliksel değişim, grameri sabit kılabilir mi? d-dilin, ihtiyaç ve sonuç amaçlı her hangi bir ibaresi, ya da metnin bütününden kurallar çıkarsanması, gramerleştiğinde; bu kurallar, canlılığın o anını tespitidir; tanımıdır, görüntüsüdür, pozudur. Tıpkı, kelime için fotograf pozu ya da metin için çekilmiş film gibi. sonuç olarak: madde ötesi varlığın, Tanrının; madde ile ilişkisi, aracısı kendisinin olmadığı; çünkü, kendisi madde dışıdır; fakat, salt kendisinden olan Rab tır. İnsan Topraktan, toprak, tüm elementleriyle ateşten; ateş, şimdilik, büyük patlamadan; büyük patlama, enerjiden; enerji, sözün işlevinden; söz, (konumuz bağlamında ) "grameri" Rab olan yazılmış metinden olması; olasılığı fikri, levhi mahfuzdaki yazılmışların, "yaş"tan "kuru" ya böylelikle (bu değini ile) intikal etti.

Sam Adian
18.09.2012
01:06

Gramer Kur’an I Anlayabilir mi? Klasik anlayışın ortaya koyduğu “kuralcılık” geçmişin “örf kültürü” içerisinde pişirilip “küflenmeye” terkedilmiş bulanık bir çorba gibidir. Hal böyle olunca, ayetleri anlamak için “bağlı” kuralları bir formül kalıbı olarak ayetlere uygulamak suretiyle sonuca varmaya çalışır. Iddiası “doğruluk”tur. Müesses formulizasyona kısaca göz atalım, bakalım “gramer” bu formülizasyon içerisinde nasıl bir yer teşkil eder? İddia edildiği gibi, gramer olmadan anlamak imkansız mıdır? Müesses anlayışa gore:

Kur’an’ın muhataplarınca anlaşılır olma kaygısı kendisi tarafından esasen birçok defa açıkça belirtilmiştir (mesela Bakara 118; Âl-i İmrân 118). Kur’an’ın, kendisinin Arapça bir kitap olarak indirildiğini ve böylece muhataplarının diliyle onlara anlaşılır kılındığını bildirmesi de bunu gösterir (Yûsuf 2). Zira Kur’ânı Kerîm’in Arap diliyle nâzil olduğunun ifade edilmesi öncelikle onun belli bir beşer dilinde indirildiğine, ikinci olarak da onun mesajını aktarmak için VII. yüzyıldaki Hicaz Arap kültürel geleneğini, onun kelime ve kavramlarını ve diğer kültürel ürünlerini ve dil kültürünü bir malzeme olarak kullandığına dikkat çekmeyi amaçlar. Buna gore, “tefsir disiplini”nin birinci amacı, ilahi sözlerin muhataplarına iletildiğinde kastettiği manaları belirlemektir. Bütün sözler gibi ilâhî kelâm da belli bir zaman ve mekânda, belli olaylar dizisi içinde meydana gelmiştir; bu ise insana hitap edebilmenin bir gereğidir. İlâhî kelâm ancak bu boyutlar içinde yer aldığında beşer için anlaşılabilir olacaktır. Kur’an’ın Dil Bilimi ve Metin Yönünden Tahlili. Tefsir ilminin öncelikli görevi Kur’an ibaresinin zâhirî mânasını vermek olup bunun için dil biliminin çerçevesine konulabilecek metotları ve verileri kullanır. Meselâ tefsirlerde bir âyette geçen kelimelerin Kur’an’da yer alan anlamları verilir. Âyetin zâhirî mânasına, ondaki kelimelerin Kur’an’da kullanıldığı anlamlarını bilmek ve âyetin cümle yapısını gramer açısından doğru bir şekilde çözümlemekle ulaşılır. Ancak bu, âyeti tam olarak anlamak için yeterli değildir. Âyetleri anlamak için hâlâ göz önünde bulundurulması ve bilinmesi gereken hususlar vardır. Bunlardan biri âyetin metinsel bağlamıdır; yani âyetin öncesi ve sonrasıyla bütün metin içindeki yerini bilmek gerekmektedir. Klasik tefsir disiplini bu işlemi ''Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri'' şeklinde formule etmiştir. (Her ne kadar Kur'an kendini tefsir ettiğini iddia etse de, kuralcıların bunu formülize etmeleri muteber olmuştur) Tarih Bilgisi ve Kur’an’ın Tarihî Bağlamı. Açıklama sürecinde yapılması gereken bir başka işlem de âyetlerin nâzil olduğu ortam ve şartlar hakkında bilgi edinmek, zaman ve mekân bağlamının olaylarını, bu olayları meydana getiren fertleri veya toplulukları doğru bir şekilde belirlemektir. Klasik Kur’an ilimleri içinde bulunan sebeb-i nüzûl bir ölçüde bunu yapmaya çalışır. Çünkü her söz söylendiği zaman, mekân ve şartlar içinde anlam kazanmaktadır. Sözün tarihî bağlamına yeterince dikkat edilmemesi tefsirlerde zaman zaman görülebilen bir eksikliktir. (el-Câmi', II, 161, Câmi'u'l-beyân, II, 23, el-Burban-Zerkeşi, el-itkan-Suyuti) Başka bir bakış açısına gore: Genel olarak, Kur‟an‟ı anlama ve yorumlama faaliyeti için önce zihni hazırlık yani tedebbür ve tefekkür yapılmalıdır. Sonra anlama sistemli ve metodik hale getirilir. Kur‟an‟ın mefhumunu, derûnî anlamını anlamak, lafzî/literal (rivayet/dirayet), iş‟arî (sufî, felsefî, içtimaî) yorumlar yapabilmek için yorum ve içtihat bilgisi, ilm-i mevhibe, tasavvuf, kelam, felsefe, hukuk, sosyoloji ve sosyal bilimleri bilmek gerekir. Kur‟an‟ı anlamak ve yorumlamak için tarihi bağlamın göz önünde bulundurulması (sebeb-i nüzûl), yorum için metinden hareket etmek ve bütünlük ilkesini (siyak-sibak, insicam, konu ve sure bütünlüğü) korumak gerekir Kur‟an‟ı en doğru anlayan ve anlatan Hz. Peygamber‟dir. Fakat ondan gelen haberler sınırlıdır. Bu bakımdan Kur‟an‟ın indiği ortamla ilgili bilgiler, onu anlama söz konusu olduğunda çok değerlidirler. Bu bağlamda burada sadece sebeb-i nüzul değil, aynı zamanda o dönemdeki psikolojik ve sosyolojik çevre, o dönemdeki insanların yaşayış şekilleri, kültürleri, inançları, örf ve adetleri, kullanılan dil gibi konular da önem arz etmektedir. (Halid Aburrahman el-„Akk, Usûlü‟t-Tefsîr ve Kavâiduhû, Daru‟n-Nefâis, Beyrut, s. 81-82.) Söz'ün sahibine "ne demek istiyorsun?" diye sorulamadığında, ister-istemez söz hakkında "Bu (söz) ne anlama geliyor?" sorusu sorulacaktır ki işte bu durumda doğru anlam'ı kur(tar)mak için söz'ün tabii bağlamı'na ihtiyaç var demektir. Söz'ün tabii bağlamı çerçevesinde zikredilen elemanlar ile herşeyden önce söz'ün orijinal formu, ilk muhatabları, ilk işlevi, ilk zamanı ve ilk mekânı kastolunmaktadır. (örnek için Buharî, K. 2, B. 19, Had. no: 29) Buraya kadar, müesses anlayışın Kabul etitği genel çerçeveyi kısaca özetlemek istedim. Maddeler halinde sıralamak gerekirse: 1. Zihni hazırlık, tedebbür ve tefekkür. Yani ayet okunduğu zaman yorumcuya verdiği mananın anlaşılması 2. Mefhumun tahlili, tedebbür ve tefekkür ile anlaşılan şeyin pratikte uygulanabilirliğinin olması 3. Lafzi-literal anlamının bilinmesi (rivayet edilenler ile, terminoloji arasındaki mana uyumun test edilmesi) 4. âyetlerin nâzil olduğu ortam ve şartlar hakkında bilgi edinmek, zaman ve mekân bağlamının olaylarını, bu olayları meydana getiren fertleri veya toplulukları doğru bir şekilde belirlemek. 5. Zahiri mananın dil bilimi metotları içerisinde mantıklı olarak konumlandırılması 6. iş‟arî (sufî, felsefî, içtimaî) yorumlar yapabilmek için yorum ve içtihat bilgisi 7. ilm-i mevhibe, tasavvuf, kelam, felsefe, hukuk, sosyoloji ve sosyal bilimleri bilmek gerekir. 8. Bütünlük ilkesini (siyak-sibak, insicam, konu ve sure bütünlüğü) korumak gerekir Yukarıda sayılanlara birkaç madde daha eklemek mümkündür ama şimdilik bu yeterlidir. Basitçe bakıldığı zaman, “gramer” Kur’anı yorumlamada sadece araçlardan bir tanesidir. Klasik anlayışın tefsir metodolojisi içerisinde “gramere gore anlama” gibi bir yaklaşım söz konusu bile değildir. Dilin kurallarına uymadan söyleneni anlamak mümkün değil mi? Eğer böyle ise, rivayetlerin tamamı yanlıştır. Yanlış olmalıdır. Gramer çalışmaları ve dilin kurallara bağlanması vahiyden yüzlerce yıl sonra gerçekleşmiştir. Arap kültürüne baktığımız zaman, okuma yazmayı sevmeyen bir topluluk ile karşılaşıyoruz. Sadece konuşarak dilin kurallarının varsayıldığı şekliyle “Doğru olarak uygulandığını” düşünmek akli değilse, o halde ilk muhatapların metni anlamış olmaların ıdüşünmek de aklın sınırlarını zorlar. Yani koca bir çelişki olur. Bu aklın varacağı bir sonuçtur. Gramerin temel amacı, metni anlamayı kolaylaştırmaktan ibarettir. Genel olarak dilbilimi açısından yeri budur. Yazanın belli bir kurala bağlı kalarak yazması, o kuralları bilenler tarafından metin okunduğunda Doğru şekilde anlaşılmasına yardımcı olmayı amaçlar. Müesses formülizasyonlar arasında da durum böyledir. Gramer tali bir konudur ve yardımcı bir araçtır. Bir “ön şart değildir” Burada tartışmalar esnasında sık sık karşımıza çıkan “usul” ve buna bağlı olarak ortaya atılan “gramer” kurallarının “olmazsa olmaz” şeklindeki yorumsal yaklaşımı son derece talihsiz bir yaklaşımdır. Böyle olduğunu Kabul edenlere itirazımız yoktur. Çünkü onlar bin yıldan fazla süredir zaten aynı şeyleri tekrar etmekten yorulmadılar. Şimdi de bu bin yıldan daha eski kurallarla geleceğin dünyasına ışık tutabileceklerini zannediyorlar. Onlara başarılar diliyoruz. Ancak kendilerine tavsiyemiz, “kuralcılıklarını” kendi metodolojileri içerisinde değerlendirerek, ne olduğunu da anlamaları yararlı olur. Çünkü görünen o ki, söz konusu kuralları “matematik formülleri gibi” ayetlere uygulayarak "doğru" sonuç alabileceklerini zannediyorlar. İçine düştükleri derin çelişkileri de "Ruhlar aleminde" açıklama gayretiyle. Daha açık bir ifade ile, müesses nizamı savunma gayretinde olanların kendi usullerini de öğrenmeleri söylemleri açısından faydalı olabilir. Mesela gramer, “Rab Allah’tır” dedirtir ama öte yandan “min dünillahi” ifadesi de açıklanamaz olur. Ben bu ifadeyi “Allah’tan” şeklinde tercüme edeni görmedim. “Allah’ın katından” şeklinde çevirenler çoktur. Yani küresel ısınmanın iklime etkisi, beşerin psikolojisi üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurur. Küresel ısınmaya karşı tedbir alabilmek için, küresel çaba gerekir. Ya da küresel aklın küreselleşmesi... Kendi açımızdan, dilin kuralları vardır ancak bizim için sadece bir araçtır. Gerektiği yerde başvurulan ve dikkate alınan bir şeydir. Ama asla “olmazsa olmaz” değildir. Genel olarak, fikir beyan ederken bu kabil tali yaklaşımlarla değil, bütünlük içerisinde mantıklı ve sistematik olarak anlatmaya gayret etmeye çalışıyoruz. Bunun anlamı, birtakım kuralları reddetmek değildir ama, başkasının kurallarına bağlılık da değildir. Kur’an ın bir metodolojisi vardır ve kendi kendini açıklar. Kullandığı dili tam olarak Arapçadır demek mümkün olmadığı gibi, sadece gramer ile mananın anlaşılması da mümkün değildir. Örneklerinde görüldüğü gibi, bu kabil saplantılar, bütünlük içerisinde ciddi çelişkilere yol açmaktadır. Unutulmamalıdır ki “Kur’an Rabbin kelamıdır, O’nun lisanı değil” Bu açıdan Kur’an I anlamayı sadece dile indirgemek büyük bir yanılgıdır. Öğrenmek bilgiyi işlemek demektir. Akıl ile mantık sistematiği içerisinde yoğurmak anlamına gelir. Akıl kuralları da süzgeçten geçirir. Mantıklı olmayanı düzeltir. Kuralcılık ise, düşünmeden uygulamak demektir. Belki de Karagülle şikayet etmekte haklıdır.

Bu konuda söylenecek çok şey vardır. Ne yazık ki burada her şeyi söylemenin imkan ıyoktur. Gerekli de değildir. Bizim işimiz "Aklı harekete geçirmek"ten ibarettir. Akletmek isteyenler düşünsünler diye.

Sayfa: 5 / 5 (42 Yorum)Prev1234[5]Next


YorumYap

Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 42087 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 25167 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 11411 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 9226 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 14605 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 18008 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 11696 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 9015 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 6810 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 7832 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 8777 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16514 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 22163 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 6959 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22498 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 6685 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 7361 Okunma
27 Yorum 04.10.2019 15:50
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 9049 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 6108 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14423 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 8421 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15659 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 6674 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 18106 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 16374 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 5632 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 17194 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 7247 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 11435 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 6156 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 4734 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 6089 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 4936 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 20708 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 11185 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 8190 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 2798 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 34017 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 5117 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 6017 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 10881 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 5535 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 6910 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 7509 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 21183 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 10258 Okunma
14 Yorum 12.02.2012 15:08
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 4993 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 6312 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 3003 Okunma
14 Yorum 19.06.2018 16:58
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 1568 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22