Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012
7707 Okunma, 34 Yorum

 

Rekabet kurbanı mıyız?

 

Bir deney yapalım, Mesela bir okulun biir sınıfındaki öğrencilere bir görev verelim. Birbirinden habersiz olarak belli bir mesafeyi belli şartlar altında yürüyerek kat etmelerini ve belli bir hedefe ulaşmalarını isteyelim. Diyelim ki “koşmayacaksınız ve durmayacaksınız”

 

Böylece her birini belirlenmiş olan mesafeyi katetmek üzere yola koyalım. Herkes yürüme şekline göre bir zaman diliminde kat edecektir. Aynı yolu, aynı şekilde yürüyecektir. Biz de katettikleri zamanı ölçecek ve diyeceğiz ki “bu mesafe şu kadar zamanda geçilir.” Ama farklı yollardan hedefe ulaşmalarına izin vermedik.!.....

 

Yerleşik anlayışa göre, bir şeyin ICMA olabilmesi için, bağımsız uygulamaların aynı sonucu vermesi gerekir. Neticede bu ICMA olur ve herkesi bağlar. Matematikte bir problemi çözebilmenin önceden belirlenmiş pek çok yöntemi vardır. Hangi yöntemi kullanırsanız kullanın aynı sonuca ulaşırsınız. Kuralları önceden belirlenmiştir ve sonucu da bellidir. Dolayısıyla yöntemi değiştirmek de sonucu değiştirmek için yeterli olmaz.

 

Müsbet ilimle ortaya konulan şeyler, tıpkı matematikteki problem çözme yöntemleri gibi deneysel verilere dayanır ve kesin kabul edilir. Ne zamana kadar? Biri çıkıp farklı bir yöntemle farklı sonuçlara ulaşıncaya kadar. Bu durumda bir önceki veriden en azından şüphelenilmeye başlanır veya geçerliliğini kaybeder.

 

Kayahan diyor ki ICMA delildir. Aslında bunu sadece Kayahan söylemiyor, Batılıların hepsi böyle düşünüyor. Peki ICMA nasıl oluşuyor? Tıpkı hedefe gönderdiğiniz öğrenciler gibi önceden belirlediğiniz kural ve yöntemlerle oluşuyor. Bunların dışına çıkılmasına izin vermiyor. Kazara biri bu kuralların dışına çıkar da farklı sonuçlara ulaşırsa buna da itibar edilmiyor. Peki, sürekli olarak aynı deneyi aynı şartlarda aynı şekilde tekrar ederken farklı sonuçlara ulaşmayı nasıl bekleyebilirsiniz? Veya olası farklı sonuçların ortaya çıkması nasıl mümkün olabilir?

 

Böyle tıkanıklık ortaya çıktığı zaman da deniliyor ki “biz yeniden ICMA edeceğiz” Çok güzel, Nasıl edeceksiniz diye sormak gerekiyor ve soruyoruz. Oturup yeni sonuçlara ulaşacağız ve bu yeni sonuçlar yeni ICMALAR olacak. Buna da tamam. Bu sonuçlara nasıl ulaşacaksınız? Yine eski ve önceden belirlenmiş yöntemleri kullanarak. Ben buradan ironik biir felsefe çıkarmaya çalışıyorum ama galiba bunun için aklım yeterli değil.

 

Eğer ICMA denilen şey, bir meselede herkesin kendi metodolojisi içerisinde aynı sonuçlara ulaşılıyor ise buna  ICMA denilebilir. Fakat sizin önceden belirlediğiniz kural ve yöntemlerle ulaşılan sonuçlara ICMA demek ve bunu da kesin ve bağlayıcı bir delil olarak kabul etmek oldukça zor olsa gerek. Çünkü, Yerleşik anlayışın ortaya koyduğu ve benim oldukça faşist bulduğum yöntemler var. Önceden belirlenmiş bir Usul, Önceden belirlenmiş ve çeşitli rivayetlere dayanan Mana kalıpları (ıstılah) ve bunlara bağlı olarak ortaya atılan kurallara göre sonuç isteniyor.

 

Şimdi ben çıkıp desem ki “metafizik diye bir şey yoktur, sadece bilmediğimiz şeyler vardır” herkes “olur mu öyle şey” diyecektir. Çünkü ruhlar dünyasının varlığına iman edenlerin ellerinde ruhani verilerde bulunmalıdır.

 

Batılıların öteden beri üzerinde durdukları bir husus var. Diyorlar ki, öncelikli olarak günümüz meselelerini çözmemiz gerekiyor, bir düzen oluşturmalıyız ve bu düzen ile de emperyalistlerin baskılarından kurtulmalıyız. Bu anlayışa katılmamak mümkün değil. Ama sadece anlayış hepsi o kadar. Ortaya atılan tezlere katılmak mümkün mü? İşte bu oldukça zor. Çünkü metafizik var.

 

Sayın özdemir’in “Anayasa” eleştirisiyle başlayan tartışma, aslında öteden beri batılıların kendi aralarındaki sessiz itirazları dillendirmekten başka bir şey olmadı. Ben Anayasa metnini bütünüyle okumadım. Ancak sitede yayınlanan kısmına baktığımız zaman, geriye kalan kısmı projekte etmek zor değil. Tabii buradaki tartışmalardan da bazı sonuçlara ulaşmamız mümkün.

 

Aylar önce “namaz ve oruç” kavramlarının farklı manalar içerdiğini ve bunların birer ibadet olmadığını, bir ritüele dönüştürülemeyeceğini söylediğim zaman büyük bir itiraz oluşmuştu. Ama sonra Karagülle bir seminerinde “Ne var ki Kur’an bunları ibadet olarak görmüyor” dedi ve kimse bunun üzerinde durmadı. Sanırım herkes atladı. Karagüllenin bunu daha yüksek sesle ve daha detaylı açıklaması gerek diye düşünüyorum. Çünkü anlaşılan o ki, okuyucuları veya dinleyicileri meseleyi atlamışlar.

 

Zina konusunda da batılılar artık “evlilik dışı akitsiz birliktelikler zina değildir” diyor. Bunu alkışlamaktan başka yapacak bir şey yok. Başka konularda da benzer açıklamalar oldu. Tabii bir süre sonra sitede tartıştığımız konularda benzer sonuçlar ortaya konulursa hiç şaşırmayacağım.

 

Bunlar niçin önemli? Aynı veya benzer sonuçlara ulaşılmış olması açısından önemli. Eğer bir ICMA arıyorsanız, bunu aynı şeyleri düşünen, aynı şeyleri yapan ve aynı yöntemleri kullanan guruplar arasında arayamazsınız. Ben sizlerin yöntemlerini kullanmıyorum. Belki sizin yöntemlerinizi kullanmayan başkaları da vardır ama bu karmaşa içerisinde seslerini çıkaramıyordur. Siz ise  geçmişin yöntemlerini kullanarak sonuca ulaşmaya çalışıyorsunuz. Böyle olunca eğer “namaz ve oruç ibadet değildir” sonucu ortaya çıkıyorsa işte buna ICMA dersiniz, diyebilirsiniz. Çünkü farklı anlayış, farklı yöntemler ve farklı manalarla aynı sonuca ulaşılmış olur. Ama yine de bunun bir Delil olması hususu tartışılır. Çünkü Kur’an ın zaten açıkladığı bir şey üzerinde farklı yöntemlerle de olsa ittifak etmiş olmak bir anlam taşımaz.

 

Batılıların düzen arayışlarını ve bu arayışları çerçevesinde ortaya koydukları sonuçları da saygıyla izliyorum. Özellikle siyasi yaklaşımlar ve ekonomiye ilişkin değerlendirmeler oldukça ilgi çekici. Fakat batılıların kendi aralarında henüz bir ittifaka ulaşamadıklarını ve ulaştıkları sonuçları benimseyemediklerini de görüyorum. Kanaatimce bunun sebebi, kullanılan argümanların ve ortaya konulan sistemin güvenilir olmamasından kaynaklanıyor. Mesela batılılar Riba’ya faiz diyor ve tümüyle yasaklıyor. Karagülle her ne kadar “kur’an faizi yasaklamıyor” dese de, kapitalizmin veya diğer uygulamaların argümanlarını ortadan kaldırabilecek veya onların önüne geçebilecek bir sonuç da teorik düzeyde dahi olsa bile ortaya konulabilmiş değil. Tabii burada Sayın Özdemirin “cizye” düzeni önerisine de gülümsemek gerekiyor.  Aslında haksız sayılmaz, geleceğin dünyası bütünüyle otomasyona dayalı olacağı varsayımını dikkate alırsak, köşe başlarını kapıp haraç toplamaktan başka yapacak bir şey kalmaz geriye.

 

Şimdi tartışılan konular arasında yaratalış ve buna bağlı süreç var. Aslında ben bunu önemsiyorum ve oldukça da ciddiye alıyorum. Çünkü “Eğer bir düzen ortaya konulacaksa, yaratılış ve sürecin çok iyi anlaşılması gerekir” Aksi halde ortaya konulacak hiçbir “tez” sadece bir çeşit varsayım olmaktan öteye geçemez. Bugüne kadar geçemedi.

 

Tabiii burada Sayın Kayahan’ın  “İCMA'I KABUL ETMEZSENİZ TANRININ TANRILIĞINI SORGULAMANIZ GEREKİR” ifadesini de ciddiye alıyorum. Belki de sorgulamak lazım. Mesela elimizdeki bütün veriler ancak ilk patlamaya kadar gidebiliyor. Peki ya öncesi? Başka “big bang”ler de var mı? Veya başka “big bang”ler sonucu oluşmuş sistemlere bir alternatif olarak mı geliştirildik vs. gibi sorular da ortalıkta duruyor. Ama ben, Tanrı’nın sanki bizleri “melekler”e bir şeyler kanıtlamak için yarattığı sonucuna ulaşabilecek bir düzlemde de değilim. “Ahad” olanı kabul ediyorum.  Hehalde Kayahan bu çelişkiyi açıklayacaktır.

 

Bu tartışmalar arasında yine Kayahan’ın ironik bir şekilde sorduğu “bölüşüm nasıl olacak” sorusuna da cevap arandığı açık. Geleceğin dünyası otomasyona dayalı olacaksa ve insanlara daha az iş düşecekse –ki açıkçası bu çok da yabana atılır bir şey değildir- o halde insanlar çalışmadan nasıl bölüşecekler? İyi bir soru gibi duruyor ama cevap henüz yok ortalıkta. Mesela şöyle olabilir mi “bilgi kadar bölüşecekler”……

 

Öte yandan Yeryüzünü beşerin üretim laboratuarı olması açısından yeterli bulan yaklaşım da son derece ilginç. Tabii bunu yapabilmek için ilginç yöntemler de geliştirmek gerek. Mesela Adem’i uçuramıyorsak veya uçmasını istemiyorsak o zaman “ihbit” kelimesine “çıkıp gitmek” gibi bir mana üretiriz, böylece beşeri yeryüzüne hapsetmiş oluruz. Kimilerine göre Adem afrikanın RIFT vadisinde üretilmiş bir zenci, kimilerine göre Tifliste tesviye edilmiş bir sarışın veya kimilerine göre de Arnavut olabilir.  Peki “ihbit” kelimesini hallettik de, “nezele, enzele” ifadelerini nasıl halledeceğiz? “Mesela gökten çifter çifter hayvanların indirilmesi, giymek için kumaş indirilmesi vs.” meselelerini nasıl çözmeyi planlıyoruz? Sayın Özdemir’in “DEMIR” ile ilgili tezinden yola çıkarsak diyor ki “demir zaten vardı, meteorlar sayesinde bu eridi ve insanlar bunu toprağın altından çıkarıp kullanmayı öğrendi” Böyle ise, mesela çifter çifter indirilen hayvanları da toprağın altından çıkarmamız gerekmiyor mu? Veya en azından böyle bir sonuç olmalı. Ama olmuyor. Çok enteresan.  Kayahan’ın “SU” ile ilgili tezini de dikkate almak gerektiği kanaatindeyim. Ama sadece “gökten inidirilme” kısmını.

 

Tabiii şu cennetin nerede olduğunu da bulmayı ümit ediyorum. Çünkü üzerinde yaşadığımız bu dünyada, içinde yorulmayacağımız, çalışmamızın gerekli olmadığı belki zamanın görece işlemediği ve hatta yer çekiminin insan vücudunu deforme etmeyecek bir düzeyde olduğu bir mekanın şu yaşlı dünyamız üzerinde nerede olduğunu bilmek hakkımdır diye düşünüyorum. Bütün bunların Afrikanın RIFT vadisinde veya Tifliste olmadığına eminim.

 

Netice itibariyle, yaratılış ve süreç anlaşılmadan beşerin sosyolojik hayatına ilişkin ve dünyamızı ilgilendiren meselelere ilişkin hiçbir sonuç doğru olmayacaktır. Çünkü yaratılışı anlamadan düzeni anlamanın imkanı yoktur. Kur’an ın bu kabil anlatımları sadece “anlatım” düzeyinde kabul edenler ve bunu bir çeşit “hikaye” görenlerin öncelikle yapması gereken şey bilimsel verilerin kaynağını sorgulamak olmalıdır. Özdemirin bir ifadesini biraz daha ileri düzeye taşıyıp şöyle diyebiliriz belki “en iyi anayasa yazılı olmayan anayasadır”

 

Vesselam.

 


Yorumcu 
Yorum 
Lütfi Hocaoğlu
10.07.2012
12:29

3.Sebep edatı “innellezîne keferû ve kezzebû” sonra gelen fiilin işlenmesi halinde bir önceki sıfatla sıfatlandırılmasını ifade eder. Burada sebep edatı değildir. Atf-ı nesaktır. Ellezinenin sıla cümlesi birbirine atfedilmiş iki cümledir. Küfrende ve yalanlayan kimseler demektir. Sebep edatı olan ve değil, fe’dir. Ona fa-u sebebiyye denir. Buradaki vav ibtidaiyye olmaz. Ona isti’naf vavı denir. Ancak isti’naf vavı bile aslında manasal olarak başka bir cümleye atıftır. Sülasi bablar şöyle sayılabilir. İf’al, Tef’il, Mufa’ale, Infi’al, Ifti’al, If’ilal Tefa’ul ( تفعّل), Tefa’ul ( تفاعل) Istif’al. If’al babı da bir sülasi babdır. Bunların hiçbirisi sülasi bab değildir. Bunların tamamı mezid bablardır. Sülasi bablar 6 tanedir ve rakamlarla isimlendirilirler: 1,2,3,4,5,6. Beyyine 5: وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ Taha 20: إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي Beyyine 5’te Li harfi ceri ile nasb edilmiş 3 fiil vardır. Bunlar Allah’a ibadet etmek, Salatı ikame etmek, zekatı vermek. Taha 20’de de birbirine atfedilmiş iki emir vardır: Bana kulluk et ve zikrim için salatı ikame et. Burada eğer salat ve zekat bir ibadet olsaydı salatın ve zekatın söylenmesine gerek yoktu. Yani Taha 20’de “bana ibadet et” ve Beyyine 5’te “Allah’a ibadet etmeleri” denirdi. Zaten onun kapsamında olan alt kümesi söylenmezdi. Bu nedenle ne salat ne de zekat bir ibadettir. Burada yanlış anlaşılan ibadet kelimesine verilen bugüne kadarki anlamdır. Dilin kuralları son derece önemlidir. “Gramer kuralı olmadan lafza önem vermek ne demek”, bunu da kavrayamadım. Lafız zaten dilin kuralları içindedir. Salat ve zekat bir ibadet değildir. Onları illa ki bir başka kelimeyle isimlendirmek ve bir kapsama almak zorunda değiliz. Salat salattır, zekat da zekattır. İbadet abd olmaktır. Onun için çalışmaktır. Yani salat ile zekat ile ibadet etmiş olmazsınız. Onun rızası için çalışarak ibadet etmiş olursunuz. Onun dininin yani düzeninin gelmesi ya da sürdürülmesi için çalışarak ibadet etmiş olursunuz. Sayın Adian zannediyor ki Karagülle bunu seminere yazdı biz de ondan öğrendik. Salat ve zekat’ın ibadet olmadığını, ibadet kavramı içine sokulamayacağını biz (Karagülle, Tayibet, Leyla, Emine ve ben beraber çalışırken) ayetlerle keşfettik. Hem de gramer kuralları ile. Ancak bu salatı bildiğimiz salat olmaktan çıkarmadı ki. Sadece sınıflandırması değişti. Salat hala eski salat, ister hoşlanın ister hoşlanmayın. Gramer kuralları olmadan Kuran size bir şey anlatmaz, siz Kuran’a istediğiniz söyletirsiniz. Ama gramer kuralları ile hareket ederseniz Kuran size bir şeyler anlatır. Gramer kuralları kafadan atılarak konulmaz. Gramer kuralları da yine Kuran’dan öğrenilir. Kuran bu konuda da kendi kurallarını koyar. Bu nedenle Kuran mübindir. Yani kendi içinde kendi kurallarını da koyar ve onları açıklar. Kuran’ın tamamını gramersel olarak analiz yaparsanız bunu fark edersiniz ve artık kuralları yine Kuran’la koyarsınız. Sayın Adian bizim bu kuralları kendimizin koyduğunu zannediyor. Biz 5 yıldır Kuran’ın bütün kelimeleri, bütün cümleleri, bütün kelimeleri üzerinde son derece titiz bir çalışma yapıyoruz. Her harf-i cerinin, her fiilinin, her isminin tek tek etkilerini analiz ediyoruz. Bütün eski kaynakları kullanıyoruz ve asla onlara saplanmıyoruz. Pek çok durumda önce eski bilgilere itiraz ediyoruz ama sonra Kuran’ın tamamını analiz edince pek çok konuda (tamamında değil) eski gramercilerin doğru yaptığını teyit ediyoruz. Bu nedenle gramer önemlidir. İngilizceyi veya Türkçeyi gramersiz anlayın bakalım, başka bir dili gramersiz anlayın bakalım. Ya da gramersiz anlatın bakalım. “Ben İngilizcedeki veya Türkçedeki lafza önem veriyorum, gramere değil” deyip tuhaf tuhaf cümleler kurun bakalım. Kim ne anlayacak? Ancak şunu belirtmeliyim ki herkes kendi anladığından sorumludur. Kendi metodundan sorumludur. Bizim gramer kuralları ile anladığımız bizi bağlar. Bir başkası gramersiz istediğini anlar. Önemli olan bunda samimi olmasıdır. Samimi olduğu sürece Allah ona ecrini verir. Grameri kabul etmeyen birine gramer üzerinden bir şey anlatmaya çalışmak anlamsız gibi görünmektedir. Ancak üçüncü şahıslar için faydalıdır. Önemli olan kendine ait bir metodunun olması, bunda samimi olması ve her zaman bu metotla hareket etmesidir. Bundan sonraki içtihatları onu bağlar. Samimiyetini ise Allah bilir. Benim gördüğüm kadarı ile sayın Adian kendi metodunu geliştirmiş. Gramere önem vermeden “olması gerekene göre” Kuran’ı ve lafzı anlamakta. Bunda da samimi olduğunu düşünüyorum. Selam ve saygılar

Harun Özdemir
10.07.2012
16:41

Sevgili dostlar, sıcak havaların ve trafiğin tavan yaptığı bu günlerde, adrenalin bu kadar yüksek olduğu bir tartışmaya sürdürmek ne kadar doğrudur bilemem. Sizleri okurken tahrik olmuyor değilim ama malumunuz ben hasta ve yaşlıyım. Bi şey olur diye hanım beni bu tür tartışmalardan uzak tutuyor, sürekli öğütler veriyor. Bugün de sabah işe giderken bir kez daha uyardı. O gelinceye kadar izlemekle yetineceğim.

Bir kişi çevresi tarafından evlendiriliyorsa bunun “ilansız” olamayacağı kesin. Ama şahitsiz olabilir.

Soru şu: Niza durumunda kadının, çocuğun ve erkeğin hakları ve ödevleri nasıl bilinecek?

Başa dönersek; bir kişiyi çevresi evlendirmişse “nasıl bir sözleşmeyle evlendirdikleri de baştan kararlaştırılmıştır. Bu sözleşmede kadının, erkeğin ve çocuğun hak ve ödevleri belirlenmiştir” denebilir. Bunun olabilmesi için de o toplumda evliliğin “sözleşme”yle yapıldığı uygulamasının genel kabul görmesi gerekir. Genel kabul nikahı “sözleşme” şartına bağlamışsa sorun yok demektir.

Tartışılan konu şu: Nikahlanmalarında engel olmayan kadın ve erkek, irade ve rızaları doğrultusunda evleniyorlarsa niza durumunda nafaka, mihir, miras… erkeğin, kadının ve çocuğun hak ve ödevlerinin ne olduğunun bilinmesi için bu ilişkinin de hukuki bir dayanağnını olması gerekir. Hukuk devletinde bütün muameleler ve ilişkiler, hukukun teminatı altında olacağına göre bu ilişkinin de güvence altında olması gerekir.

İnsanlar Kuran’da yazılanı örflerine göre tedvin etmişler, üzerinde fazla düşünmemişler. Bize göre Kuran evlenmeyi “beyan”, boşanmayı ise “şahitler” huzurunda “mahkeme kararı”na bağlamıştır.

Nikah akdi ile beyan arasında şu fark vardır:

Beyan şahitsiz bir evliliktir. Bir de cinsel ilişkinin dışındaki konuların özel olarak ta’dad edilmeyen bir evliliktir, çünkü diğer konuların müzakeresine gerek görülmemiştir.

Akil ve baliğ kadın ve erkeğin birlikte en yakın mülki idareye verecekleri bir dilekçe, evlilik için yeterli olacaktır. “Beyan”a bağlı evliliklerde İdarenin bilmesi yeterlidir. Bana göre Kuran nikahta “beyan”ı önermektedir. İnsanlar bazen “bilmesi gerekenler bilsin yeter, diğerlerini ilgilendirmez” diyebilirler. İdarenin bilmesini kimse küçümsememeli.

Beyanın nasıl yapılacağına gelince… Akit serbestliğinin olduğunu varsayarsak, evlilik sözleşmelerinden birine atıfta bulunan kadın ve erkek, isimleri ve imzaları bulunan bir dilekçede “İmam Ebu Hanife veya Şafii veya Karagülle’nin içtihatlarına göre evlendik” ibaresini yazmaları yeterli olacaktır. Bu dilekçe en yakın mülki idarenin ilgili birimine verilerek yazışma sonuçlandırılmış olur. Bundan sonrası mülki idarenin tasarrufundadır. İdare bunu ilan tahtasına mı asar (bir mani var mı yok mu, isteyen itiraz etsin diye) veya mülki idare kendisi mi araştırır (sağlık, sıhriyet, hukuki engel vs) orası idarenin bileceği iş.

Gelelim beyanda bulunmayanların ilişkileri dava konusu olduğunda taraflara uygulanacak hükümlerin neler olabileceği konusuna:

Tespit tutanağı idarece tutulur ve kadın-erkek evli sayılırlar; boşanmak isterlerse mahkemeye başvururlar. Kadın ve erkeğin beyansız evlilikleri idarece beyanlı hale getirilirken, bu beyanın hangi tip sözleşmeye göre yapılacağına da yine idare resen karar verir.

Ve hiçbir beyansız evliliğe zina cezası uygulanamaz.

Bu görüşlere bütün nikah, talak ve zina ayetlerini inceledikten sonra vardım.

Genel olarak fıkıh kitaplarında yer alan ama özellikle nikah konusunda rastlamadığım "beyan" konusunu gündeme getirdim. Sanıyorum, ulema muhtelif ayetlerle görüşlerime itiraz edeceklerdir. Orasını sonra düşünürüz.

Mr. Adiyan’ın köle ve cariyelerle yapılabilecek ilişkilerin statüsü ile mut'a ve muvakkat nikah akitleri konusunda da benden görüş istemektedir. Büyüklerimiz dururken benim bu konuda kelam etmem doğru olmaz. Sizin oralarda ne derler bilmem ama bizde özellikle netameli konularda, Arnavutlardan önce konuşana iyi gözle bakmazlar.

Hüseyin Kayahan
10.07.2012
21:23

Zani ve zaniyenin cezası başka, "bir fahişe (bazen de mübin bir fahşa ile demektedir) ile etvet edenin cezası başkadır. İki grubu ayrı ayrı anlatıyor.

Bana göre Nisa 25'te sahih bir akti şöyle tarif ediyor: ".... muhsanatin gayra müsafihatin VE la müttahizati ehdan..." şeklindedir. "... sefif olmayan muhsan VE ehdan ittihaz etmeyen..." Burada müttahizati ehdan'ı gizlilik olarak anlamışlar. Birinci bölümde ise sefih/düşkün olmayan bir güzellik ama ikisini VE bağlacı ile biribirine bağlamış. İkisi aynı anda olacak. Benim fuhuş veya zina yorumum da bunun tersi: Ve bağlacı ile bağlı olan sefih bir gayri muhsinlike beraber gizlilik içinde.. Zani ise bu fiili en az 3 kere işlediği tescillenen kimsedir, diye düşünüyorum.

"Sizden Eyamayı nikahlayın" ibaresi, kendileri evlenemeyenler için olmalıdır. Kendileri evlenme kudretinde olanlara kıyas gerekmeksizin EVLVİYETLE nikahlanmak düşer, bence.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Harun Özdemir
10.07.2012
22:30

Aralarında nikah akdi batıl olan kişiler arasındaki cinsel ilişkiye zina, ikiden fazla yapılmasına da fuhuş diyebiliriz. Zinayı Üstat Karagülle, bir döllenme süresi içinde bir kadının rahmini iki erkeğe kullandırması şeklinde de tanımladığını hatırlıyorum. Bazı arkadaşlar zinayı biyolojik bulgularla tanımlayabilir ama ben nikahı, talakı ve zinayı hukuki gerekçelerle ve akde karşı işlenmiş suç şeklinde tanımlıyorum.

Sayfa: 4 / 4 (34 Yorum)Prev123[4]Next


YorumYap

Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 41375 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 24854 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 11159 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 9108 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 14094 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 17655 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 11008 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 8856 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 6682 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 7707 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 8616 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16102 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 21728 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 6817 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22061 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 6542 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 7127 Okunma
27 Yorum 04.10.2019 15:50
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 8920 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 5981 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14234 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 8262 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15182 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 6525 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 17766 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 15833 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 5541 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 16821 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 7087 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 11286 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 6038 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 4626 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 5949 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 4800 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 19823 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 10931 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 8026 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 2668 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 33533 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 4981 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 5916 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 10700 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 5417 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 6741 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 7409 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 20802 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 10006 Okunma
14 Yorum 12.02.2012 15:08
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 4894 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 6142 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 2782 Okunma
14 Yorum 19.06.2018 16:58
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 1298 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22