Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012
8262 Okunma, 24 Yorum

 

Kat’a ve Nefy Cezaları

 

 

Daha önceki yazımızda “sürgün” kavramından yola çıkarak El/bacak kesme cezalarının da uygulanması gerektiği gibi bir iddia ortaya çıktı. Ancak zannediyorum bu konuda Kur’an yeterince incelenmiyor.

 

Öncelikle “Ceza” kelimesi “benzer karşılık” manasına gelir. Yani Ceza kelimesi, bir şey karşılığında yapılan BENZER karşılıklar için kullanılır. Ödül, ceza, karşılık anlamlarına gelir.

 

“Vaktulûhum haysu sekıftumûhum ve ahricûhum min haysu ahracûkum vel fitnetu eşeddu minel katli, ve lâ tukâtilûhum indel mescidil harâmi hattâ yukâtilûkum fîh, fe in kâtelûkum faktulûhum kezâlike cezâul kâfirîn” (bakara 191)

Sizinle savaşırlarsa / sizi öldürürlerse = Onlarla savaşın / onları öldürün

 

“Vellezîne kesebûs seyyiâti cezâu seyyietin bi mislihâ….” (Yunus 27)

….Kötülüğün cezası onun dengi iledir….

 

“Ve cezâu seyyietin, seyyietun misluhâ,…” (Şura 49)

Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür…..

 

Misl : benzerlik; benzer, benzeş; müşabih, birbirine yakın; benzerlik; eşit, musavi, denk

 

Şimdi konumuzla ilgili olan ayetlere bakalım:

 

Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh vallâhu azîzun hakîm (Maide 38)

“…Kazandıkları da dahil olmak üzere ellerini kesin….”

Ve

İnnemâ cezâûllezîne yuhâribûnallâhe ve resûlehu ve yes’avne fil ardı fesâden en yukattelû ev yusallebû ev tukattaa eydîhim ve erculuhum min hılâfin ev yunfev minel ard, zâlike lehum hızyun fîd dunyâ ve lehum fîl âhırati azâbun azîm (maide 33)

Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.

 

Ayetleri bir bütünlük içerisinde incelemek gerekir. Kolu bacağı kesmek hırsızlık suçunun cezası değildir ve olamaz. Çünkü bunlar birbirine denk değildir. Böyle davranmak "işkence" etmekten başka bir şey değildir.  Kaldı ki, Yusuf 31'de "kesmek" ifadesi kullanılırken "bıçak" ile kestiklerini anlıyoruz. Çünkü ayet bunu açıkça ifade ediyor. Şu halde bu ayetlerde de maksat kolu bacağı koparıp atmak ise mesela en azından "Pala" manasına gelecek bir kelimenin olması gerekmiyor mu?

 

El kol kesmek olduğunu söyleyebilmek için Şura 40 ve Yunus 27 ayetlerini de dikkate almamak gerekir. Öte yandan kavramları da yerli yerine oturtmak lazım.

 

“Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb” (Tebbet 1)

Ebu Leheb’in elleri kurusun, kurudu da

Acaba şöyle midir: Ebu Lehebin Mali Gücü yok olsun, Zaten yok oldu….

 

“Mâ agnâ anhu mâluhu ve mâ keseb” (Tebbet 2)

Ne malı kurtardı onu ne kazandığı….

 

Demek ki Kuruyan/yok olan şey kaynaklarıymış. Mali gücüymüş.. (Gerçekte elleri değilmiş)

 

Şöyle bir soru sorup cevap arayalım: Acaba Kur’an da Hırsızlık suçunun cezasına ilişkin bir ifade var mı?

 

Yusuf suresi 72. Ve 73. Ayetleri de okuyarak su kabının kaybolması ile ilişkin olarak hırsızlığın cezası sorulur:

Kâlû fe mâ cezâuhû in kuntum kâzibîn (Yusuf 74)

dediler ki: Peki, siz yalancıysanız bunun  cezası nedir?

 

Kâlû cezâuhu men vucide fî rahlihî fe huve cezâuh, kezâlike neczîz zâlimîn (Yusuf 75)

"Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde bulunursa işte o, onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler.

 

Demek ki hırsızlık suçuna ilişkin geçmiş uygulamalara ait tanım zaten Kur’an da varmış. (kimileri bunu israiloğullarının  uygulaması olduğunu söyleyebilir. Firavunun uygulaması farklıydı Ancak unutulamalıdır ki, bizi ilgilendiren geçmiş kitapların uygulamaları olabilir ve  Kur’an geçmişin ceza kavramını ağırlaştıran bir kitap değildir, yani bu ifade en yüksek cezayı anlatır. Kur’an ın bunu daha ileri seviyeye taşıyarak organ kesmeye vardırması düşünülemez, bu lafzı anlamamak olur)

 

Fakat buna rağmen fıkha  geçen bu ceza Kur'an'da Firavun'un müslüman olan sihirbazlara uyguladığı ceza olduğu da açıkça görülmektedir :

 

“Le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin summe le usallibennekum ecmaîn” (A’raf 124)

“Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da  sizin tümünüzü elbette asacağım.”

 

Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sihr, fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin ve le usallibennekum fî cuzûın nahli ve le ta’lemunne eyyunâ eşeddu azâben ve ebkâ. (Taha 71)

Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.”

 

“Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sıhr, fe le sevfe ta’lemûn, le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılâfin ve le usallibennekum ecmaîn” (Şuara 49)

Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi.

 

Şimdi soralım: Allah, Firavun’un Mü’min olanlara uyguladığı cezayı mı emretmektedir? Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Elbetteki mümkün değildir ve elbetteki Allah “işkenceyi” emretmez.

 

Kur’an da Kat’a kavramı ile ilgili de bir iki örnek vermek de gerekmektedir.

 

“Fe kutia dâbirul kavmillezîne zalemû, vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn” (En’am 45)

Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

 

“Ve lekad ci’timûnâ furâdâ kemâ halaknâkum evvele merretin ve terektum mâ havvelnâkum verâe zuhûrikum, ve mâ nerâ meakum şufeâekumullezîne zeamtum ennehum fîkum şurekâ’, lekad tekattaa beynekum ve dalle ankum mâ kuntum tez’umûn” (En’am 94)

Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz, size verdiğimiz herşeyi arkanızda bıraktınız. Allah'ın size göre ortağı olduklarını iddia ederek yardımlarına, şefaatlarına güvendiğiniz ortakları yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiş, güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.

 

“Fe enceynâhu vellezîne meahu bi rahmetin minnâ ve kata'nâ dâbirellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve mâ kânû mu'minîn” (A’raf 72)

Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayan ve iman etmemiş olanların ise kökünü kestik.

 

“Ve katta’nâhumusnetey aşrete esbâtan umemâ…..” (A’raf 160)

Biz onları oniki kabileye ayırdık…..

 

(Kat’a kelimesi ile ilgili olarak Araf 124, Enfal 7, Tevbe 110, Yunus 27, Hud 81, Yusuf 31, Rad 4-25-31, Hicr 65, Enbiya 93, Hac 15-19, Müminun 53, Ankebut 29, Muhammed 15-22, Hasr 5, Hakka 46, ayetleri de incelenebilir)

 

“Men câe bil haseneti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn” (En’am 160)

Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.

 

Allah “zulmetme yoktur” “kötülüğün cezası kötülük kadardır” diyorken, bütün bunları görmezden gelip “işkenceyi” savunmak anlaşılır bir şey değildir.

 

Kur’an da orantısız ceza yoktur. (ekonomik suça ekonomik ceza, kısasa kısas gibi)  Bir suça iki ceza yoktur. Zina cezası emredilirken, devamında Ahiret azabı yoktur vb. gibi. Eğer bir kişi ktl suçunu işlediyse bunun cezası zaten bellidir. Bu suçu hangi sebeple işlemiş olursa olsun. Ancak böyle olması "hırsızlık" sebebiyle veya başka bir sebeple ortada ktl yokken öldürülebileceği anlamına asla gelmez.

 

Bahse konu meselede, teröre karşı uygulamada ve hırsızlıkta (maide 33 ve 38) dikkat çeken önemli bir nokta daha vardır. "Elleri kesmek". "kol ve bacakları çapraz kesmek, öldürmek, sürmek" ifade edilirken, arkasından "azâbun azîm " ifadesi gelmektedir. Bu cezalardan herhangi birini uygulamış olmak, çifte cezayı ortadan kaldırmaz.

 

Kur'an ın ceza anlayışında somut olarak öne çıkan şey şudur: Bir suçun cezası ya dünyadadır, veya ahirettedir. Her ikisi birlikte değildir. Bu durum "ceza usulu" kuramına ile de çelişmektedir. Delili Kur'an da aramak gerekir.

 

Ayetlerin devaında "pişmanlık" halinde cezanın düşeceği de söylenmektedir. Ancak bu hükmü başka "ceza uygulamalarında" da göremiyoruz. Mesela Zina suçunu işleyenlerin pişmanlık duyması halinde had'e muhatap olmayabileceklerine dair bir ifade yok. Aynı şey kısas hükmünde de geçerlidir. Yani Ktl suçunu işleyen birinin pişmanlık duyması halinde kısasa muhatap olmayacağına dair bir ifade de yok. Daha da önemlisi, kısas en ağır ceza olmasına rağmen, Ahirete taallük eden bir tehdit de yok.

 

Kur’an “Sürgün” emretmez.  Bunun da delili yoktur. Bu kabil yöntemleri savunmanın Kur'an a iltifat olduğunu düşünmüyorum. Ama kime ve neye fayda sağladığını da anlamakta zorluk çekiyorum. Kur'an ın hükümleri, Kur'an da aranmalıdır. Çünkü Kur'an hükümlerini de açıklamaktadır. (Beni nadir kabilesi ile ilgili anlatılan olayda da "başkana ait bir sürgün yetkisi" çıkarmanın imkanı yoktur. Kaldı ki bu durum Kur'an a delalet etmez)

 

Ayetin devamını da görmek gerekir. Yakalandı  ve kolu bacağı kesildi veya sürüldü, niçin tevbe etsin veya nasıl? Elbette düşünmek gerekir.

 

Bunlardan sonra mesela Maide 38. Ayetin manası şöyle olabilir mi:

“Hırsız erkek ve kadının kazandıklarına karşılık, Allah’tan ders olsun diye mali güçlerini kesin ve Allah izzet ve hikmet sahibidir.”

 

Maide 33’te ise, mali güçlerini kesmek, birbirleri ile irtibatı koparmak, izole etmek ve ayırmak, afişe etmek şeklinde tercüme edilebilir mi?  

 

Meseleleri dağıtmamak adına ayrı ayrı gündeme getirmenin daha doğru olacağını düşünüyor idik. Ancak ne yazık ki bu mümkün görünmüyor.

 

Ve nihayet:

“Ve izâ faalû fâhişeten kâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emerenâ bihâ kul innallâhe lâ ye’muru bil fahşâ, e tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemû (A’raf 28)

Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?  

 

 

 

vesselam

 

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Hüseyin Kayahan
10.04.2012
08:03

Sayın Sam,

Kelimeyi ism-i fail veya sıfatı müşebbehe ile kullanıyorsa bu yoruma gidersiniz. Şarhoşluk için " ... ve in sekertüm..." dediği için için fiilin her işlenişinde ondan sonra gelen hüküm geçerli olur. Ama Yusufun kıssasının anlatıldığı yerde "... şehid...", yani sıfatı müşebbehe kullandığı için bunun gören/görgü şahidi olmadığını, konunun uzmanı olan bir "bilirkişi" olduğunu anlarsınız. Yani bu profesyonelce bu işi bilendir/görendir. Nitekim o da olayı görmediği halde, "şöyle ise, şöyledir, böyle ise böyledir." demiştir. Hırsızlık ve Zinada da benzer şekilde ism-i fail kalıbı kullanılmıştır. Dr. Lütfi buna dikkat çekmişti ama gözden kaçmış demek ki. "men sarake..." demiyor; "sarık ve sarıkeye" diyor. "Zani ve zaniyeye" diyor. fakat siz usule pek aldırmıyorsunuz sanırım. Arada fark yok kabul ediyor olabilirsiniz. Geçmiştekiler nasıl uyguladılar doğrusu pek bilmem ama 1400 yılda sanırım bir elin parmakları kadar insanın eli kesilmiştir. vakıa-yı nadiredendir, zina da böyledir oldukça nadirdir uygulaması. recm cezası zaten kuranda yoktur, söylemeye bile gerek yoktur.

Kat'a kelimesine gelince; sizin anladığınızın tam tersine kat'a kesmek demektir. Başka türlü anlaşılmasın diye de orada bir örnek vermektedir. Sizin verdiğniz diğer manalar, sizin şiddetle karşı olduğunuz ıstılahi manalardır ama hayretle görüyorum ki, hep ıstılahi manaları kullanıyorsunuz. "çoğunlukla kullanılan karşılıkları" diye bir kriter kullanıyorsunuz ama bunun ıstılahi mana olduğunu fark etmiyorsunuz.

Saygılar.

H.Kayahan

Sam Adian
10.04.2012
10:09

Sayın Üstat

Çoğunlukla karşılık gelen diye bir ifade nerde kullandım hatırlamıyorum. Ancak kelimenin ingilizce karşılığı için Disconnect The karşılığını niçin kullandığımı anlatırken kelimeye karşılık gelen mana olarak bu kelimenin ağırlıkta olması sebebiyle idi ama bu da yeterli değildi, Kat'a kelimesi Kur'an da onlarca ayette kullanılır, hiç birinde "Fiziksel olarak kesmek" manasına gelmez. Evet Türkçede buna karşılık gelen mana kesmektir. Çünkü başka kelime yoktur. İngilizcede disconnect bir kelimedir bunun Türkçe karşılığı da Kesmektir. Ama bu kelime bağlantıyı kesmek manasına gelir. Kat'a kelimesinin sözlük karşılıklarına baktığınız zaman birkaç kelienin karşılık gelidğini görürsünüz. bunların içinde iki şekilde Disconnect ifade edilir ve birer kere de başka şekilde. Ağırlıklı manadan kasıt bu idi ama bu ingilizce karşılığı ile ilgiliydi.

İkincisiş, Kat'a kelimesinin kur'an da kullanıldığı yerlerden bir tanesinde Yusuf 31. ayette Kat'a kelimesi kullanılır. Oradaki mananın "Fiziksel olarak kesmek" olduğu anlışılsın diye "Bıçak" ile kesildiği de anlatılır. Başka hiç bir yerde "Kesmek" manasında bu kelime Kurr'an da kullanılmaz. Bu çerçevede nasıl Istılah kullandığımı anlamadım. (Daha doğrusu kelienin kullanıldığı manalar itibariyle "kesmek" olarak algılanıyor olmasına rağmen Yusuf 31. de kastın fiziksel olarak kesmek olabilmesi için Sikkin" kelimesi kullanılır. ) Evet kelimenin manası kesmektir Türkçe'de başka karşılığı yoktur. Ama bu eli kolu kesmek anlamında değildir. Sizin söylediğiniz gibi bu kelimenin FİZİKSEL OLARAK ORGAN KESMEK ifade ediyor ise delili nerdedir? Herhalde kelienin kendisi değildir çünkü bu kelimenin Kur'an da kullanılış şekli bu değildir. O halde delil nerdedir?

Yusuf suresindeki ifade de sanırım yanlış anlaşılıyor. Orada işaret edilen şey görgü tanığı değil, "Hukuku bilen" kişidir. (bana göre tabii)

Fıkıh ile ilgili söylediklerinize bir şey demek istemem. Ama meselenin gerekçesini "gizli" yapılmaya bağladıınız zaman Gasp'ı suç kabul etmezsiniz. Fıkıh da bunu yaptı. Çünkü Gaspı suç kabul edebilmek için elde delil kalamış oldu. Zaten gasp da yaygın ir suç değildi ve araplar başka şehirlerde gasp yapayı normal sayarlardı. Kendi aralarında zorla mala el koyayı meşru görmeseler bile başkalarının mallarını zorla almayı bir cesaret olarak görürlerdi. Kaldı ki aynı usul, Manayı da başka gerekçelere göre belirliyor. ve size bu manayı vereceksiniz diyor. Istılah burdan çıkıyor. Siz de şimdi kur'an a mana verirken Istılah'ın ortaya koyduğu mananın dışına çıkamıyorsunuz. Dolayısıyla Usul'un ortaya koyduğunun dışına çıkamamış oluyorsunuz. Bu ayette yani hırsızlık ile ilgili olarak da böyledir. Bu yüzden mananın "el kesek olmayabileceği" aklınıza gelmiyor. İsm-i fail kullanılması ile el kesme arasındaki irtibatı çözemedim. Bir suç varsa bunun ispatı için zaten tanık gerekir veya suçlunun itiraf etmesi gerekir. itiraf bile her zaman yeterli olmaz. Ceza usulunde bu son derece açık bir şekilde konmuştur. Yani Kur'an da. Fakat önemli bir noktaya da temas etmiş oldunuz, hırsızlık, zina suçtur. İçki içmek suç değildir. Aradaki fark buradan ileri gelir.

İkincisi, Tarihte bu cezanın uygulanışının "vaka-ı nadire"den olması, yapılan cürmü haklı çıkarmaz. Kuralı da haklı çıkarmaz.

Benim hayretle gördüğüm şey şudur: Kur'an Kat'a kelimesini hiç bir yerde "Fiziksel olarak kesmek" manasında kullanmıyor iken, niçin bu ayete gelindiğinde illa da "elini ayağını koparıp atmak" olarak ıstılahın anlamak istediğidir. Başka vahim bir mesele daha vardır, Hırsızlık suçunun cezasına ilişkin örnek de Kur'an da vardır. Sizin bahsettiğiniz Kesmek manasına geldiğinin anlaşılması için verilen örnek nerdedir? Yusuf 31 de Kat'a fiili sikkin ile birlikte kullanılır. Eğer kat'a kelimesi fiziksel olarak kesmek manasına geliyor ise, niçin burada bıçak ifadesi kullanılmış ve ellerini kestiklerinin anlaşılması istenmiştir? Açıkça anlaşılıyor ki, Kur'an bu kelimeyi yaygın olarak kullandığı halde Fiziksel olarak kesmek manasına gelmediğini de böylece açıklamış oluyor.

Usul algısı konusunda farklı düşündüğümüz doğrudur, aa ism-i fail olduğunu atladığımı nereden çıkarıyorsunz. Suçun bireyselliğini nereden çıkardık? IStılah olabilmesi için mesela sözlük HMR kelimesine MAYA der, Istılah ise ŞARAP der. Istılah budur. Yoksa başka bir şey midir? Benim sorduğum soru meselenin Fıkhi boyutuyla ilgili idi. Siz "Gizli"lik ilkesine dayandırdınız. Bu sebeple sormuştum.

Vesselam

Sam Adian
10.04.2012
10:15

Sayın Kayahan

Bu meselede başka hukuki bir durum daha var. Zina örneği verdiğiniz için devam edelim.

Bildiğiniz gibi zina had gerektiren bir suçtur. Yani bedene uygulanan bir ceza tayin edilmiştir. Orada kişinin "pişman olması, tövbe etmesi" halinde cezanın düşeceğine dair herhangi bir ifade yoktur. Fıkıhta da yoktur. Yani ceza her halukarda uygulanır.

Eğer hırsızlık suçunun karşılığı da zina da olduğu gibi had gerektiren bir ceza ise, ve kastedilen şey eli fiziksel olarak koparıp atmak ise, nasıl oluyor da Pişmanlık halinde ceza düşebiliyor? Bunu hukuk ile açıklaanızın imkanı yoktur.

Vesselam

Sam Adian
11.04.2012
01:44

Sayın Demirci

Biz müşkilerin ne olduğunu söyledik. Emir kipinin klasik anlayışın dayanağı oduğunu düşünüyoruz. Ama bizim gerekçemiz bu değildir. Kadı ki klasik anlayışta da sadece emir kipi olması vücup için yeterli değildir. Kur’an ın ceza usulu, öngördüğü müeyyide yöntemleri dikkate alınmadan sonuca varılamaz. Kaldı ki, kelienin fiziksel kesmek konusundaki ısrarı da anlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü bu kelie onlarca yerde kullanılakta ve hiç birinde “koparıp atmak” anlamına gelmemektedir. Neye dayanarak böyle söylenmektedir. Sizin bahsettiğiniz tıbbi yöntemler vs. dayanaksızdır. Ayet “şimdi sizin için geçerli değildir, tıp geliştiğinde geçerlidir” demiyor. Bu tamamen cahiliye adetinden kaynaklanan bir uygulamadan başka bir şey değildir. Suç bireyseldir. Genelleştirilemez. Zina da böyledir. Hırsızlık da böyledir. Hırsızlık için “örnek olsun” diyor, yani teşhir edin diyor. Zina da da ceza alenidir. Teşhiri amaçlar. Fark nerededir ? Klasik anlayışa göre çaldığını iade etmesi yetmiyor. Yine de elini kesmek gerekiyor. Burda da çelişki vardır. Biz bunu anlamıyoruz. Çaldıklarını her halukarda tazmin ettirmek gerekir. Bu konuda bir problem yok. Islah olması tövbe etmesi yaptığını tazmin etmeyeceği anlamına gelmez. Hem tazmin ettirip, teşhir edip hem de elini niye kesiyor? Ne diyelim, siz kesin, bu sizin anlayışınız veya anladığınız ise bizi için bir problem yoktur. Biz bu anlayışta olmayız. Sadece bunun için yeterli delilin olmadığını, illetin bulunmadığını söyledik. Gerisi sizin bileceğiniz bir şeydir. Eğer kelime “Fiziksel olarak” kesmek manasında olsaydı Yunus 31. Ayette BIÇAK kelimesi kullanılmasına gerek yoktu. Oradaki eylem öyle hipnoz falan değildir. Heyecana dayanır. Topluluk içindedir, alenidir. Ama o ifade “hırsızlık” için değildir. Başka sebepledir ve hırsızın da bıçakla eli kesilir denemez. Geçmişin uygulaması bizi ilgilendirmiyor diyorsunuz ama, tıbbın gelişmediği bir dönemde bu yasak vardı. Bunu göz ardı ederek hareket edemezsiniz. Şimdi tıbbın gelişmiş olması geçmişin yaptığı şeyi haklı çıkarmaz. Eylemde kamunun sorumluluğu başka bir şeydir. Bu sebeple el kesemezsiniz. bu dünyada cezası şu ahirette de şu şeklinde bir çok ayet Bu ifadenizin delili yoktur. Tekelleşme, kriz vs. sizin varsayımınızdır. Onlar bir ceza değildir. Kur’an a göre tefeciliğin cezası yoktur. Allah’a kalmıştır. Ceza ahrete bırakılmıştır. Dünyada biri tefecilik yapıyor diye öldüremezsiniz. Hırsızık ayrıdır, yaralama ayrıdır. Yaralama sebebiyle de el kesemezsiniz. Nasıl yaraladıysa ona göre ceza verirsiniz. Yaralama veya diğer suçlar ayrıdır. Biz Hırsızlığı konuşuyoruz. Tövbe etmek, ıslah olmak kişisel bir eylemdir. Kim nasıl ispat eder? Zaman içinde tekrarlamayarak ispat edebilir. “Hadi ispat et” denemez. Bunun için zamana ihtiyaç vardır. Topluluğun yapması gereken, şartları ve gerekçeleri ortadan kaldırmaktır. Yine de hata varsa bunu cezalandırmaktır. Ama bunun da bir ölçüsü vardır. Haddi aşamazsınız. Tazmin başkadır, fiziksel tazyik başkadır. Fiziksel tazyikte bulunuyorsanız tazmin ettiremezsiniz. Tazmin ettiriyorsanız fiziksel tazyikte bulunamazsınız. Bu eşitlik ilkesine aykırıdır. Ne ile bağlantıyı koparıyorsunuz? Bir kişinin elini kesmekle bağlantıyı koparamazsınız. Aksine psikolojik şiddeti doğurursunuz. Daha çok eyleme yöneltiş olursunuz. Hırsızlık yapmasını el keserek nasıl engelleyeceksiniz? Bunun mantıklı bir yanı yoktur. Bağlantıyı kesmekten kasıt, kişi ile eylemi arasındaki bağlantıyı kesmektir, şartları ortadan kaldırmaktır. Kat’a kelimesinin hakiki manasının ne olduğunu Kur’an söylüyor. “el kesmek” olmadığı çok açıktır. Diyelim ki Sirkat ile ilgili ayette karine yoktur. Kesmenin karinesi nerdedir? Kelime kesme ifade eder deyip geçmek mümkün değildir. Bu ağır bir cezadır ve neredeyse Kısas ile aynıdır. Bunu açıklamanız gerekir. Bugüne kadar da kimse açıklayamamıştır. İlla da kesmek istediğiniz zaman, hiçbir örneğin değeri olmaz. Kur’an ne yapsın. Ona değersiz, buna değersiz dersiniz ve yine bildiğinizi yaparsınız. Buna yapacak bir şey yok. Çok doğru, kesmenin vasıtası yoksa kesmek de yoktur. Dolayısıyla işlemin kendisini sorgulamak gerekir. Biz de bunu söylüyoruz. Kaldı ki orada beyan edilen ceza, genel cezadır. Kıtlıkla veya başka bir şeyle ilgili bir şey değil. Ayet son derece açıktır. Kur’an i delilleri göz ardı ettikten sonra istendiği gibi yorum yapılabilir. Zaten yapılıyor. Siz kabul etmekte zorlanıyorsunuz ancak Fıkıh Gasp suçuna bir ceza öngörmemektedir. Sadece alınan malın iadesi veya tazmini yeterlidir. Gasp hırsızlıktan daha hafif bir suç mudur ki burada hiçbir ceza verilmiyor da hırsızlıkta elini ayağını kesiyor? Allah en doğrusunu bilir elbette Vesselam

Sayfa: 3 / 3 (24 Yorum)Prev12[3]Next


YorumYap

Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 41375 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 24852 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 11159 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 9107 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 14093 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 17655 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 11007 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 8855 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 6681 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 7706 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 8616 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16101 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 21727 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 6817 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22059 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 6542 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 7127 Okunma
27 Yorum 04.10.2019 15:50
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 8920 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 5981 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14234 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 8262 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15182 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 6525 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 17765 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 15833 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 5541 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 16820 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 7086 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 11286 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 6038 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 4626 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 5949 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 4800 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 19821 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 10931 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 8026 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 2667 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 33533 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 4981 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 5916 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 10700 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 5417 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 6740 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 7409 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 20802 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 10005 Okunma
14 Yorum 12.02.2012 15:08
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 4894 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 6142 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 2782 Okunma
14 Yorum 19.06.2018 16:58
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 1298 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22