Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012
6904 Okunma, 22 Yorum

Darb-ı Mesel ve Kıyas

 

S.Karagülle – “Kuran her meselden darb eder, siz de taktir edersiniz ki bunu her soruna bir örnek yoluyla yapmaktadır.  Biz ise bunu kıyas yoluyla anlarız. Bu durumda helaller ve haramlar oluşur. Kur’an’ın evrenselliğinden bunu anlıyorum. Sorun sadece isimlendirmeyse siz buna ‘özgürlükler ve yasaklar’ diyebilirsiniz, sonuç değişmeyecektir.”

 

ÇERÇEVE:

 

  • Kur’an meseleleri, “sembolik” örnekler ile anlatır.
  • Kur’an ın verdiği örnekler, koyduğu kuralların anlaşılması içindir
  • Kur’an ın koyduğu kuralları genişletme veya daraltma yetkisi yoktur.
  • Kur’an ın verdiği örnekler, “helal ve haramlar” ın teyit edilmesi veya Sosyal hayatın kurallarını düzenlerken dikkat edilmesi gereken hususları açıklar.
  • Kur’an ın verdiği örnekler, kıyas’ın da çerçevesini çizer. Temel kurallar üzerinde kıyas yapılamaz.
  • Kur’an ın verdiği örnekler, “kuralları ihlal” ettiğimizde karşılaşacağımız sonuçları açıklamak içindir.
  • Kur’an ın verdği örneklere dayanılarak “yetki gaspı” yapılamaz (helal-haram konulamaz)

 

YETKİNİN TANIMLANMASI:

 

“Yâ benî âdeme huzû zînetekum inde kulli mescidin ve kulû veşrebû ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhıbbul musrifîn” (A’raf 31)

“Kul men harreme zînetallâhilletî ahrece li ibâdihî vet tayyibâti miner rızk, kul hiye lillezîne âmenû fîl hayâtid dunyâ hâlisaten yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), kezâlike nufassılul âyâti li kavmin ya’lemûn” (A’raf 32)

 

“…israf etmeden yiyip için….”,  “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?”

 

“Yâ eyyuhen nebiyyu lime tuharrimu mâ ehallallâhu lek(leke), tebtegî merdâte ezvâcik, vallâhu gafûrun rahîm” (Tahrim 1)

“…Niçin haramlaştırıyorsun….

 

Kur’an ın geniş olarak yer verdiği ve özellikle üzerinde durduğu “Yetki” konusu ötedenberi tartışılagelmiştir. Resulun “Sadece vahye uymak ve onu tebliğ etmekle görevli olduğu” gerçeğini de göz önüne alarak, yukarıda zikrettiğimiz iki ayet meselenin anlaşılması için yeterli olacaktır.

 

Öte yandan sadece Resulullah’ı ilgilendiren münferit ayeterin de Kur’an da var olması, Başka bir vahyin veya ilahi bir ilhamın veya ilave bir mesajın olmadığını da bize göstermektedir. Eğer Kur’an dışında bir vahiy veya iletişim söz konusu olsaydı, bu tür ayetlerin kur’an da yer almasına gerek yoktu.

 

Bu sebeple, “Helal-Haram” yetkisi sadece Allah’a aittir. Genişletilemez ve daraltılamaz. Bütün emirler ve yasaklar  açıkça beyan edilmiştir, açıklanmıştır, bildirilmiştir. Bu konuda Kur’an da herhangi bir tereddüt yoktur.

 

Herşeyden önce yetkinin sadece Allah'a ait olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

 

(Konu ile ilgili ayetleri ve Vahyin niteliğini daha önce geniş olarak açıklamıştık)

 

ÖRNEKLENDIRME İÇİN DAYANAKLAR:

 

“Kâtilûllezîne lâ yu’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhıri ve lâ yuharrimûne mâ harremallâhu ve resûluhu ve lâ yedînûne dînel hakkı minellezîne ûtûl kitâbe hattâ yu’tûl cizyete an yedin ve hum sâgirûn” (Tevbe 29)

 

“Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn” (A’raf 157)

 

“..Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan…” (Tevbe 29) ve “…O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar..”  - “….ona indirilen nura uyanlar…” (A’raf 157)

 

Her iki ayette de “Resul’un tebliğ görevi” nedeniyle, onun vazettiklerinin “Vahiy” olduğu ve bu sebeple de Allah’ın helal ve haram kıldıkları şeyi Resulun de helal ve haram kıldığını anlatmaktadır. Her iki ayette de “Resulun” kendi başına herhangi bir kural koyduğuna dair bir işaret yoktur. Ima da yoktur. Böyle düşünmek, yani “Resulun” de kural koyma yetkisi olduğunu düşünmek lafza uygun değildir. Bu Resulu Tanrılaştırmak olur.

 

Allah’ın yetkisi, asli ve bağımsızdır. Kural koyucudur. Resulun yetkisi ise Allah’ın koyduğu kuralları tebliğ çerçevesi ile sınırlandırılmıştır. Allah helal ve haramları belirlemiş, bunun dışında kalan hususları Resulune ve bizlere bırakmıştır. Bu helal ve haram koyma yetkisi olarak anlaşılamaz. Veya helal ve haramları genişletmek için kullanılamaz. Sosyolojik düzenlemeler, Allah’ın serbest bıraktığı alanlarda yapılmalıdır. Ve zaten bu hususta herhangi bir sınırlama da yoktur. Topluluklar diledikleri gibi kendi kurallarını geliştirir ve uygularar. Esas çerçeveye bağlı kalmak koşuluyla.

 

Kimileri, sosyolojik düzenlemeleri de “Helal ve Haram” şeklinde isimlendirerek yapmaktadırlar. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Böyle yapıldığı zaman “değiştirilemez” olarak algılanmakta ve birtabu” haline gelmektedir. Oysa sosyolojik kurallar her zaman değiştirilebilir, ihtiyaçlara göre düzenlenir. Allah’ın koyduğu kuralar ise değiştirilemez. Bu farka dikkat etmek gerekir.

 

AMAÇ:

 

“Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli meselin leallehum yetezekkerûn” (Zümer 27)

Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.

 

“Ve lekad sarrafnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli meselin fe ebâ ekserun nâsi illâ kufûrâ” (İsra 89)

Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde işaret ettik. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler.

 

“Ve lekad sarrafnâ fî hâzel kur'âni lin nâsi min kulli mesel, ve kânel insânu eksere şey'in cedelâ” (Kehf 54)

Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.

 

Ortak Kelime (kehf 54, İsra 89)

“sarraf-nâ”  = Sarf etmek, döviz, değiştirmek, satım

“Darebnâ” =  Çarpmak, çoğaltmak, vurmak, isabet

meselin” = Misal, örnek, gibi

 

Örneklendirme” nin hedefi açıkça anlaşılmaktadır. Bunun iki önemli sebebi vardır:

  • Allah’ın koyduğu kurallara uymayanların karşılaşacakları tehlikeleri/sonuçları açıklar
  • Sosyal hayatın, günlük hayatın düzenlenmesinde dikkat edilmesi gereken noktalara işaret eder

 

Kur’an da pek çok surede ve pek çok ayette örnekler verilmektedir. Ancak bu ayetlerin hiç biri “Yetki” ile ilgili değildir. Tamamı sonuçlara ilişkin açıklamalar/örneklendirmelerdir. Bu örnekler hükme esas teşkil etmezler.

 

Yani, Eğer Allah’ın koyduğu kurallara uymazsak, karşılaşacağımız sonuçlar örneklerde anlatıdığı gibi veya onlara benzer olacaktır. Yani, “insani” çerçevenin dışına taşıldığı zaman, eşyanın tabiatına uyuladığı zaan neyle karşılaşacağımızı bize göstermesi açısından önemlidir. Kaldı ki, bu durum zaten dünyaya baktığımız zaman görülebilen ve anlaşılabilen bir şeydir. Fark yoktur.

 

SINIRLANDIRMALAR:

 

“Kul innemâ harreme rabbiyel fevâhişe mâ zahere minhâ ve mâ batane vel isme vel bagye bi gayril hakkı ve en tuşrikû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânen ve en tekûlû alallâhi mâ lâ ta’lemûn” (A’raf 33)

De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”

 

“Ve lâ takfu mâ leyse leke bihî ilm, innes sem’a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu mes’ûlâ” (İsra 36)

Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme…..

 

Yetki Allah’a aittir. Onun bildirmediği hiçbir mesele hakkında “helal-haram” yetkisi yoktur. Kur’an da bize bildirilen, ve üzerinde düşünmemiz/dikkatli olmamız istenen meseleler ise, “Helal ve Haram” sınırlarının dışındadır ve bu sınırlar ihlal edilmemelidir.

 

Kıyas, ancak bu çerçevede yapılabilir. Yetki’nin sadece Allah’a ait olduğunu kabul ederek, Kur’an daki diğer örnekler dikkate alınmak suretiyle kendi düzenimizi oluşturabiliriz. Kuralları olduğu gibi kabul ederek. KIYAS, YERINDELIK, YERINE GEÇME değildir.

 

Yani Allah bir şeye “Haram” diyor ise, sadece o şey haramdır. Başka bir şey değil. A’raf 33 ve Isra 36. Ayetler bu konuyu açıkça ifade etmektedir. Böyle kabul edilmelidir.

 

Allah bir şeye “dikkat edin/sakının” diyor ise, bizim yapmamız gereken, o şeyi kullanırken “sınırlarına riayet” etmektir. Bunları toptan “Haram” saymak veya “yasaklamak” değildir. Eğer böyle olsaydı, Allah bunlara da “Haram” derdi.

 

“Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk, elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevn, el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dîn, fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm” (Maide 3)

 

Sizin üzerinize HARAM KILINDI…..

 

Bu ayet, Helal ve Haram konusundaki açıklığı anlamak için yeterli olur. Allah, “Haram” diyeceği şeylere zaten “Haram” demektedir ve başka bir şeye de gerek yoktur. Bu ayetteki detay bu açıdan önemlidir. Kur’an da başka örnekler de vardır.

 

SONUÇ:

 

Geçmişte olduğu gibi, “Kıyas” yoluyla, yasakları genişletmek veya “ne olur ne olmaz” düşüncesiyle her şeyi “Yasak” saymak bize hiçbir şey kazandırmadı, kazandırmıyor. Başkalarının sistemlerine ve uygulamalarına bakarak kendi sistemimizi belirlemek de anlamsız. Başkalarının sistemlerini kötülemek de işe yaramaz. Bizim yapmamız gereken, Kur’an ın yalın olarak bize söylediklerini almak ve sistemimizi böylece belirlemektir. Bu başkalarının da uyguladığı sistem olabilir, benzer de olabilir, mutlaka benzer yanları, aynı olan kısımları olacaktır. Böyle olması da gereklidir. Bu bir avantajdır, böylece benzeyen veya aynı olan yönlerinden hareketle, sistemlerimizi entegre edebilir, ortak hareket noktaları bulabiliriz. Dünya ile bütünleşmiş oluruz.

 

Farklılaştırma/başkalaştırma çabaları bir çözüm değildir. Bunun bir çözüm olmadığını, bize yetmediğini, kurtarmadığını tecrübe ettik.  Geçmişin yöntemi, meseleleri kutsallaştırma yolunu tercih ediyor idi. Bu yanlıştı. Hiçbir şey kutsal değil. Kutsal olan bir şey varsa o da “insan” dır. Hayatı ve dünyayı çekilmez hale getirmek değil bizim işimiz. Bizim görevimiz, Kur’an ı anlamak ve hayatı kolaylaştırmaktır. Dünyayı yaşanılır hale getirmektir.

Yetkimiz yok, hakkımız yok ama dilediğimiz gibi hükümler çıkarıp insanları mahkum edebiliyoruz. Niçin özgürlükleri esas almıyoruz? Niçin Allah’ın helal ve haramlarını olduğu gibi kabul edip, geriye kalan kısımlarda “şu da haramdır bu da haramdır” demek yerine, kendi yaşam alışkanlıklarımıza göre kararlar alıp uygulamıyoruz? Allah “haram kılmayı dileseydi” bunu bize söylemez miydi? Niçin söylememiş olsun?

Veya bir konuda ölçüsünü de koyarak yasaklamış olması, o şeyin bütünüyle yasak olduğu anlamına gelir mi? Riba bunlardan biridir. Kur’an bunun ölçüsünü koymuş ve tanımını yapmıştır. Ama biz, bütünüyle yasakladık. Sonra da “İslam ekonomi sisteminin karşısında duran tek güç, faizli sistemdir” dedik. Bu toptan reddiyetçiliğin bir sonucudur. Yetkiyi gasp etmektir. Kimsenin buna hakkı yoktur.

Kur’an son derece nettir. Kur’an ın yöntemi şudur:

  • Kesin olarak yasaklananları açıkça ifade eder, bunlara “haram” der.
  • Kullanımında veya hayatımızda “Risk” taşıyan hususlarda bizi uyarır, dikkatli olmamızı ister
  • Kesin olarak yasak olmayanlar (helaller) ve yasaklanamayacak olanları da açıkça ifade eder.

Kur’an hiçbir meseleye darb etmez. Kur’an “helal” ve “haram” olanları net olarak söyler. Bir de kullanırken veya uygularken dikkat etmemiz gereken noktaları bize açıklar. Bunlar temel esaslardır. Geriye kalan her konuda biz kararlarımızı alır ve uygularız. Bunun için Helal-haram’a ihtiyacımız yok. Olmamalı.

 

Vesselam

 


YorumcuYorum
Sam Adian
08.03.2012
23:49

Sayın Demirci

Amacımız kabul ettirmek değil üzerinde düşünmenizi sağlamaktır.

siz "falan yönteleri kullanarak onlardan helaller haramlar çıkarırız" diyorsunuz. Kısaca özetle.

Bu yöntemleriniz sizin yöntemlerinizdir, kendi kendinize helaller haramlar ürtebilirsiniz. Tanrılık da iddia edebilirsiniz. Ancak, böyle bir şeyi söylemeden önce "Kur'an ın böyle yapabileceğinizi söyleyen, ruhsat veren delilini ortaya koymalısınız" Yöntemler delil olmaz.

Allah, Resulune böyle bir yetki tanımıyor ike, sizin yöntemleriniz nasıl size bu yetkiyi verebiliyor?

Her türlü meseleden örnek verdiğini zaten söylüyor, buradaki sıkıntı nedir? Örnek veriyor olması Sizin HELAL-HARAM ihdas etmeniz anlamına gelmiyor.

Niçin Din'i yalnızca Allah'a mahsus kılarak kur'an ı olduğu gibi anlamayı kabul etmiyorsunuz?

Tayibet Erzen
09.03.2012
09:59

Eğer Kuran’dan içtihatlar yapamayacaksak ve kıyas yoluyla haram ve helalleri belirleyemeyeceksek, söyler misiniz lütfen Kuran nasıl evrensel olacak, nasıl her devre hitap edecek, nasıl her soruna çözüm sunacak ve nasıl dinamizmini koruyacak?

Kuran’ın veya herhangi bir kitabın dünyada olmuş ve olacak tüm sorunları kapsaması mümkün mü? Sizin gibi düşünmeye çalışıyorum da o zaman gördüğüm tablo şu: raf kitabı olan bir Kuran ve zulüm batağında gırtlağına kadar batmış bir topluluk. Bu tablo ne yazık ki oldukça aşina!

Sam Adian
09.03.2012
10:30

Dear Miss Erzen (I though so) -Allah’ın Helallerini “Helal”, Haralarını da “Haram” kabul etmelisiniz. -Allah’ın Resulune vermediği yetkiyi siz kullanamazsınız. Yani Şuna helal, buna haram diyemezsiniz. Bu yetki Allah’a aittir. -Ictihat yapacaksınız, Allah size geniş bir alan bırakıyor. Hayatınızı Kur’an ışığında düzenleyecek, kararlar alacak ve uygulayacaksınız. Sosyal hayatınızı düzenlerken aldığınız kararları “Kutsallaştırmak” gerekmiyor. -Kur’an ı Anayasa kabul edersiniz ve yasaları buna göre yaparsınız. Siz ellerinizle yaptığınız Anayasa’ya uyuyor, onun hükümlerini harc-ı alem değiştiremiyorsunuz da, Allah’ın anayasası üzerinde oynama hakkını nereden buluyorsunuz? -Niçin Allah’ın Helal ve Haramları üzerinde ictihat yapma gereği duyuyorsunuz? Niçin onları genişletmeye çalışıyorsunuz? Allah dileseydi onarı genişletemez miydi? Ictihadınızı niçin hayatınızı ilgilendiren alanlarda yapmıyor da "illa da Allah'ın hakkına" müdahale etmek istiyorsunuz? -Tam aksine, Helal ve haramları genişletmek suretiyle kaosa sürüklenmiş bir İslam toplumu var. Acı çekmek İslam toplumunun fiyakası değildir. -Aslonan insanları “raina” yapmak değildir, Aslolan onları özgürleştirmektir. Kur'an ın yaptığı budur. -Kur’an ın işi sizin trafik problemlerinizi çözmek değildir. Giydiğiniz elbisenin şeklini size söylemek değildir. -Mevcut haliyle Kur’an ı nasıl tanımlıyorsunuz? Anlaşılmaı, okunması yasaklanmış, duvarda asılı durması sevap sayılan, okunmasa da hikmetinden fayda olduğu varsayılan bir kitap değil midir? -Siz bu eleştiriyi yaparken, Ayetler üzerinde düşündünüz mü? Onların size ne anlattığını? Niçin Allah’ın hükümlerine telsim olmuyor, “İlla da kendimize göre yorumlarız” diyorsunuz? -Asıl dinamizm, Kur’an ın bizlere bıraktığı geniş alanda hareket etmekle olur. Onun koyduğu hükümleri değiştirmek bu alanı değiştirmiyor. Aksine, daraltıyor, hareket alanı bırakmıyor. -Allah’ın hükümlerini değiştirmek veya onları genişletmek size ne fayda sağlıyor? İctihatlarınız var İcma’larınız var da hangi sorunu çözdünüz? Size Ayetleri düşünmenizi ve anlamanızı öneriyorum. Saygılar

Tayibet Erzen
09.03.2012
11:57

Yes, it is.

“Hayatınızı Kur’an ışığında düzenleyecek, kararlar alacak ve uygulayacaksınız.”

Biz de tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz. Kuran’dan bunu anlıyoruz. Sosyal hayatımızı düzenlerken aldığımız kararları kutsallaştırmıyoruz, ancak bunu bir disiplin içinde yapmanın yolu olarak ona sözleşme mantığıyla yaklaşıyoruz. Yaptığımız bir içtihada göre hareket ediyoruz ve ancak yeni içtihat yaparsak eskisini bırakabiliyoruz. Bu da bir anlamda keyfi davranmamızı önlüyor.

İçtihat ve kıyas yaparken Kuran’ın var olan hükümlerini yok saymıyoruz, aksine bunlar bize temel teşkil ediyor. Bu kurallardan yola çıkarak içtihat yapamayacaksak sizin “Asıl dinamizm, Kur’an ın bizlere bıraktığı geniş alanda hareket etmekle olur.” ifadenizde yer alan “genişlik” kavramı hiçbir anlam içermeyecektir.

Kuran’ın manevi bir etkisi muhakkak vardır, ancak düz bakmamak gerek. En basitinden Fussilet 44. Ayette geçen “هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ” şifayı sadece manevi değil, aynı zamanda tıbbi manada şifa olarak algılamak ve Kuran’ı bu bakış açısıyla incelemek gerek. Aynı durum trafik için de geçerlidir o yüzden sizin “Kur’an ın işi sizin trafik problemlerinizi çözmek değildir.” ifadenizi tamamen yanlış bulduğumu söyleyebilirim. Kuran pek tabii trafik problemlerini çözebilir.

Peygamber içtihat yapmaya gerek duymamış olabilir zaten buna ihtiaç da yoktu, kaldı ki, o dönem inen bir çok ayet zaten uygulanamayacak durumdaydı, mesela tedayün ayeti. Kendimizi o dönemle sınırlarsak kalben iman etmekten öteye geçemeyiz, Kuran'ı hayata geçirmek hayal olur.

Sam Adian
09.03.2012
12:34

Dear Miss Erzen

Galiba aynı dili konuşmuyoruz. Aynı dili konuşabilmek adına size bir iki örnek vermek istiyorum: 1. HAMR, üzü şarabı olmalıdır, şarapta alkol vardır, alkol zararlıdır, o halde bütün alkollü içecekler zararlıdır, sarhoşluk vericidir o halde bütün sarhoş ediciler haramdır? Henüz HMR kelimesinin tam olarak ne manaya geldiğine karar vermiş değiliz. Geçmişte de bu konuda ciddi endişeler ve görüş ayrılıkları var. Ama biz ne yaptık, sadece bir içeceği veya içecekleri Haramlaştırmakla kalmadık, aynı zamanda bütün sanayi girdilerini de yasakladık. Üstelik Ayet “Dikkat edin” diyor. “Haram” demiyor. Buna pek çok gerekçe ve hatta mazeret bulunabilir. Ama hiçbir gerekçe, veya mazeret yapılan şeyin yanlışlığını ortadan kaldırmaz.

2. Oruç farz kılınmıştır. Vakti Ayet ile tayin edilmiştir, şekli de öncekilerin orucu gibidir. Ictiat yapalım, bunun neresinde ictihat yapmayı düşünüyorsunuz? 3. “Dönem içinde oluşan değerin katına RIBA” der kur’an. Ve Haramdır. Biz ne yaptık, ictihat yaptık, bize bırakılmış olan hareket alanını faydaya dönüştürüp orada hareket edebilmeyi sağlamak yerine, kökünden yasakladık. Alanı da vereni de cehenneme gönderdik. Peki ya sonuç? Kapitalizm hakim oldu. Şimdi Faizli sistem diye ağlayıp duruyoruz. Kimi suçu? Bizim suçumuz, neden? Çünkü Allah’ın emrini anlamak yerine, kökünden reddetmeyi tercih ettik. Kolaycılığa kaçtık. Böylece bir ekonomimiz olmadı. Bunun gibi onlarca örnek bulabiiriz, siz de biliyor olmalısınız. Ben size sayfalar dolusu anlatabilirim. Bizim söylediğimiz ictihadı terk etmek değildir. Kur’an ın ortaya koyduğu temel esaslar üzerinde niçin oynamak gerekiyor? Soru budur. Allah SLT ı tarif ediyor, biz beğenmiyoruz, kendimize yeni bir namaz icad ediyoruz, Allah Savmı tarif ediyor, biz beğenmiyoruz olmadık hükümlerle onu çekilmez hale getiriyoruz. Allah Riba’yı ölçüsünü de belirtmek suretiyle haram kılıyor, biz beğenmiyoruz, ölçü falan dinlemiyoruz kökünden reddediyoruz. Allah HMR’a dikkat edin diyor, biz beğenmiyoruz, HARAM kılıyoruz. Bunu nasıl yapabiliyoruz? Biz Allah mıyız veya Allah eksik bıraktı da bizim tamamlamamız mı gerekiyor? Bu konudaki ayetleri incelemenizi öneriyorum. Bu geçmişin ve yerleşik algının sonucudur ve bize göre temel problemlerden de biridir. Bu her şeyden önce YERINE GEÇMEK anlamına gelir. Biz Tanrı değiliz.

Kur’an sizin trafik probleminizle niçin ilgilensin? Sizin aklınız var, oturur düşünür sizin için en faydalı yöntemi bulur ve uygularsınız. Bunda bir beis yok. Ama niçin bunu ille da Allah’a dayandırmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi? Bizim itiraz ettiğimiz, Kur’an ın da kesin çizgilerle ortaya koyduğu şey, Kur’an ın “helal veya haram veya sakınma” belirtiği hususları olduğu gibi kabul edip esaslarına riayet etmektir. Bu alanda ictihat yapılacaksa bile, ayeterin veya emirlerin aslına dokunmadan o çerçeveye matuf hükümlerde yapılabilir. Yani bir yasa yaparsınız, o yasa bu ayetlere aykırı olamaz. Mesela RIBA Haram Değildir diyemezsiniz. Aynı şekilde kökünden HARAMDIR da diyemezsiniz. (azı, çoğu, ölçülüsü, ölçüsüzü) Peki ne yaparsınız? Bu hükümler hayatın her alanını işgal etmezler. Geriye kalan büyük bir hareket alanı vardır ve onlarla ilgili de kur’an da örnekler vardır. Onları alır ve kıyas yaparak kendi hayatınızı dizayn edersiniz. Temel esaslara bağlı kalarak ictihat edersiniz. Onları tahrif etmeden.

Bu konuda Allah resulune itiraz ediyor, böyle bir yetkisinin olmadığını söylüyor. Siz ise, “ictihad edemeyecek miyiz” diye soruyorsunuz. Bu büyük bir çelişkidir. Bunun üzerinde düşünmelisiniz.

Kendinize sorun, Allah'ın HARAM dediği bir şeyi ictihadınızla HELALLEŞTİRMEK mümkün müdür?

Allah'ın HARAM demediği bir şeye HARAM demek mümkün müdür?

Veya Allah'ın HARAM kıldıklarına başka HARAM'lar ilave etmek mümkün müdür? Allah sizin ilave ettiğiniz HARAM'lara haram demeyi bilmiyor olabilir mi?

Saygılar

Tayibet Erzen
09.03.2012
12:56

Paniğe gerek yok. Kimsenin helalleri HARAM, haramları da HELAL etme gibi bir derdi yok. Ancak sizin yaklaşımınızı ve vardığınız sonuçları hayretle okuyorum ve kesinlikle aynı dili konuşmadığımızı söylüyorum. Ama yine de anlaşabileceğimizi düşünüyorum şöyle ki:

1. Kuran’da geçen şarap bir ölçüdür, misaldir. Onu orijin kabul edip sınırlar belirlemezsek, diğer alkollü içecekler Kuran’da yer almadığı için (çok ilginçtir, oysa Allah her şeyi bilir) helal olur. Çünkü bizim Allah’ın kesin haramdır demediği şeylere haram deme yetimiz yoktur, çünkü Allah Kuran’a “niye düşünmüyorsunuz?”, “bu anlamanız içindir”, “düşünesiniz diye” gibi ifadeleri öylesine koymuştur(haşa). 2. Trafik bir örnektir. Sağlık, eğitim, iktisat, özel yaşam, sanat, doğa…İnsan denince akla gelen HERŞEY için Kuran’ın rehberliğine ihtiyacımız vardır. Aksi halde evimde kendi kendime inanırım, Allah birdir, yücedir. Tamam da kime ne bundan? Bu inananın sorunudur. Bizim şahsi değil, temelde sistemle ilgili sıkıntılarımız var bu nedenle sistemi değiştirmeye yönelik bir bakış açımız var. Biz Kuranı hayata geçirmekten bunu anlıyoruz. Şahsi inançlar kişiyi bağlar ve toplumsal bir etkisi yoktur, diğer bir deyişle ahrette karşılığı alınacak maneviyattır.

Sam Adian
09.03.2012
13:13

Dear Miss Erzen

Kuran’da geçen şarap bir ölçüdür, misaldir. Onu orijin kabul edip sınırlar belirlemezsek, diğer alkollü içecekler Kuran’da yer almadığı için (çok ilginçtir, oysa Allah her şeyi bilir) helal olur.

Yani Allah bilmiyor muydu? HMR kelimesi ile şarabı kasdetti (haşa, Allah’ın ne düşündüğünü debiliyoruz) o bir örnekti aslında kasdettiği başka alkollü içeceklerdi biz onları da haramlaştırmalıyız öyle mi? :)) (bu ayetteki ifadenin HARAM olmasını gerektiren şeyi anlamıyorum ayrıca)

“niye düşünmüyorsunuz?”, “bu anlamanız içindir”, “düşünesiniz diye”

Kesinlikle haklısınız, Düşünmek gerekir.

Bizim şahsi değil, temelde sistemle ilgili sıkıntılarımız var bu nedenle sistemi değiştirmeye yönelik bir bakış açımız var.

Bu konuda size katılıyorum. Sistemle ilgili sorunlarımız var ve değiştirmek gerek. (kastımız şahsi değil kesinlikle, öyle algılamayınız lütfen) Elbette her alanda Kur’an ın rehberliğine ihtiyaç vardır. Ancak bu ihtiyaç her şeye “Helal veya Haram” demek değildir. Gerekli de değildir.

Bunun önemli bir sebebi vardır: Kur’anın “helal ve Haramları, emir ve yasakları” onu rehber kabul edenleri bağlar. Ona göre hareket ederler. Ancak SISTEM insanlık içindir. Sizin Haram dediğiniz şeye bir başkası da HARAM demek zorunda değildir. Onlar kendilerine göre bağlılıklarını yaparlar. Bu bizim işimiz değil. Bu sebeple Allah’ın hükümlerini genişletmek veya daraltmak yetkisi yoktur. Sistemi tasarlarken de buna dikkat etmek gereklidir. Eğer kendi mahalleniz için bir sistem istiyorsanız dilediğinizi söyleyebilirsiniz. Ama eğer insanlık için bir SİSTEM öngörüyorsanız o halde bütün insanlığı kapsayan, Kur’an ın öngördüğü şeylere riayet eden bir sistem kurmalısınız. Başkaları da sizin gibi inanmak zorunda kalmamalıdır, zaten değildir. Herkesin kabul edeceği asgari müşterekler üzerinde bir sistem inşa etmelisiniz. Eğer böyle yapmazsanız zaten bir sistem var. Yenisine niçin ihtiyaç duyuyorsunuz?

Ancak izin verirseniz bir cümlenizi düzeltmek istiyorum: Hayret etmeniz gereken şey, Ayetleri olduğu gibi anlamadığınız için olmalıdır. Kur’an hiçbir yerinde size Helal veya Haram yetkisi vermez. İctihat edersiniz ama Allah’ın koyduğu hükümlere bağlı kalarak. Şuna helal buna haram diyerek ictihad edemezsiniz. Lütfen bunlarla ilgili ayetleri inceleyiniz.

Sizi de, “Düzeni yalnızca Allah’a mahsus kılarak Kur’an ı olduğu gibi kabul etmeye” davet ediyoruz.

Saygılar

Sam Adian
09.03.2012
13:17

Kur'an eğer "HMR'e dikkat edin" diyorsa ve siz kalkıp "bu şarap olmalıdır, alkol illettir, bütün alkollu içecekler haramdır" diyorsanız, bu Allah'ın haram kılmadığı bir şeyi HARAM kılmaktır. Bununla ilgili kendinize başka örnekler de bulabilirsiniz.

Sam Adian
09.03.2012
13:38

Sayın Demirci

Öncelikle bilmelisiniz ki, şahıs olarak kimseyi hedef almıyorum. Ne sizi ne de bir başkasını. sadece bir şey söylerseniz buna cevap veririm. Rahatsız olmalasınız.

Bizim düzelesini istediğimiz ve uğraştığımız şey, yerleşik alışkanlıklardır. Bu alışkanlıklara siz de sahip olabilirsiniz. Ancak kimseyi kendimize benzetmek gibi bir çabamız yok. Siz nasıl kendi düşüncelerinizi büyük bir hararetle savunuyorsanız, bırakın biz de bin kez de olsa tekrarlayalım ve savunalım.

Elbette savunduğunuz fikirlerin bir dayanağı vardır ve belli bir tecrübeden geçmiştir. Kişisel olarak sizi olduğunuz gibi kabul ediyoruz zaten. Bazen gülümseyerek okuyoruz yazdıklarınızı bazen de düşünerek. Ama neticede okuyor ve konuşuyoruz. Demek ki bir asgari müşterek veya ortak bir hedef var.

Ancak söylediklerimiz "karşı taraf"mış gibi algılanıyor. Aslında bu çok yanlış. Aynı masanın etrafında oturmuş çay içen iki insanın "ne yapabiliriz" amacıyla yaptığı fikir alışverişinden başka bir şey olarak görmüyorum ben.

Bazen söylediklerimiz çok farklı da anlaşılabiliyor. Bu yazımızda söylemeye çalıştığımız şey, icma ve ictihatların YERINDELIK şeklinde olamayacağıdır. Biz İctihad edilemez veya İcma olmaz demiyoruz. Eşyanın tabiatı zaten böyle.

Saygılar

Sam Adian
09.03.2012
13:40

Bir nokta daha var:

Meseleleri dağıtmak ve içinden çıkılmaz hale getirmek istemiyorum. Güncel tartışılan şey ne ise, o çerçevede kalmaya gayret ediyoruz. Bu tekrara neden oluyorsa olsun. Sakıncasıyok.

Lütfi Hocaoğlu
09.03.2012
14:12

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var.

Bir cins için:

Aslolan helallik ise o zaman Allah haram etti der ve haram edilen dışındaki her şey helal olur.

Aslolan haramlık ise o zaman Allah helal etti der ve helal edilen dışında her şey haram olur.

Ama eğer o cinsten (besinler gibi) hem helal etti, hem de haram etti diyorsa helal mi haram mı olduğuna karar vermeliyiz.

Aksi halde:

İnsan eti helal olur. Çünkü Kuran'da insan eti haramdır demiyor.

Helal etti denmeyen her şey haram olur. Enamın behimesi size helal edildi diyor. Yani çiftlik hayvanları dışında her şey haram olur. Çünkü helal etme yetkisi bizde değilse, sadece Allah'ta ise Allah patatesi helal etti demiyor. Patates helal olmaz. Yani nasıl haram etme onun yetkisinde ise helal etme de onun yetkisindedir dersiniz ve Kuran'da size helal edildi denmeyenlerin hepsi helal olmaz.

Ama Kuran'da tayyibatı size helal etti diyor. Nedir bu tayyibat? Tayyibat bir sıfattır. O sıfata uyan şeyleri biz içtihadımızla bulmayacak mıyız? Neyin tayyibat olduğuna nasıl karar vereceğiz?

Sam Adian'ın yöntemine saygı duyuyorum. İnsanın haram etki yetkisi ve helal etme yetkisi yok diyor. O zaman Kuran'da helal edildi denmeyen hiç bir şey helal değil demeli, değil mi?

Sam Adian
09.03.2012
14:43

Insan etini örnek veremezsiniz. Çünkü bir Cinayet işlek meşru değildir.. Böyle bir şeyin etini yemenin helal mi haram mı olduğunu tartışmak abesle iştigal olur.

Aslolan helallerdir. Özgürlüklerdir. Enamın behimesi’nin tarihsel geçmişine bakarsanız, neden “helal edildi” ifadesinin kullanıldığını da anlamak mümkün olur.

Tayyibat iyi şeyler, güzel şeyler. Bunun için de bir karar vermenize gerek yok. Tecrübelerinize, yaşam alışkanlıklarınıza, beslenme alışkanlıklarınıza örfünüze bakar ve kararınızı verirsiniz. Patates de böyledir. Siz isterseniz yemeyebilirsiniz. Bunu yaparken Domuz eti örfümüzde vardır o halde helal olmalıdır diyemezsiniz.

Bizim kastımız şudur:

Bir meselede Allah Haram diyor ise, ve bu haram dediği şey için de bir ölçü belirliyor ise, o ölçünün dışına taşarak yasağı genişletmenin imkanı olmadığını, olmaması gerektiğini söylüyoruz.

Allah Domuz etinin Haram olduğunu söylüyor ise, domuza benzeyen bir başka hayvanın da etinin haram olduğu anlamına gelmeyeceğini söylüyoruz.

Allah bir şeye Haram demek yerine, DIKKAT EDIN dediyse, o şeyin kullanımına dikkat etmek gerektiğini, zararlı kısımlarının yasaklanabileceğini ancak faydalı kısımlarının yasaklanamayacağını söylüyoruz. Çünkü eğer bütünüyle yasaklanması gerekli olsa idi, Allah başka şeylere Haram dediği gibi bu tür şeylere de haram derdi. Eğer dikkat edin diyor ise, bizim işimiz dikkat etmek olmalıdır. Tümüyle yasaklamak değil.

Kaldı ki ictihad edilemez, karar verilemez gibi bir iddiada da bulunmuyoruz. Sadece sınırları aşmak için yetkimiz olmadığını söylüyoruz.

Ayrıca bunlar bizim iddialarımız da değil. Kur'an böyle diyor. Bunun için ayetlere bakmanız yeterli.

Lütfi Hocaoğlu
09.03.2012
16:21

Aslolan helallerdir. Özgürlüklerdir. Enamın behimesi’nin tarihsel geçmişine bakarsanız, neden “helal edildi” ifadesinin kullanıldığını da anlamak mümkün olur.

Sünneti kabul etmiyorsunuz, diğer delilleri kabul etmiyorsunuz, salt Kuran'ı delil alıyorsunuz. Ama "tarihsel geçmişi" Kuran'ın yanında bir delil haline getirmiş oluyorsunuz?

Ayette deniz avı size helal edildi diyor. Zaten aslolan helalse niçin helal edildi diyor?

Tayyibat iyi şeyler, güzel şeyler. Bunun için de bir karar vermenize gerek yok. Tecrübelerinize, yaşam alışkanlıklarınıza, beslenme alışkanlıklarınıza örfünüze bakar ve kararınızı verirsiniz.

Sadece Kuran'ı delil kabul ediyor iken bu sefer Kuran'da geçen tayyibat sözü için örfü delil olarak aldınız.

Buna göre örfümüzde fare yemek varsa veya aslan eti yemek varsa helal mi oluyor?

Yine Kuran'da habaisi haram etti diyor. Habais için de örfümüzü mü delil olarak alacağız?

Tayibet Erzen
09.03.2012
16:28

“Tayyibat iyi şeyler, güzel şeyler. Bunun için de bir karar vermenize gerek yok. Tecrübelerinize, yaşam alışkanlıklarınıza, beslenme alışkanlıklarınıza örfünüze bakar ve kararınızı verirsiniz.”

Yukarıda yer alan ifadenize bakarak sizin referansınızın ‘insan’ olduğu sonucuna varıyorum. Biz ise insanoğlu kusurludur deyip, hatasız ilahi kaynak olan Kuran’ı referans alıyoruz. Sanırım aramızdaki temel fark ortaya çıktı. Sizin enamlara yaklaşımınız bu çerçeveden olunca insan eti pek tabi helal olur çünkü onu yiyen kabileler var. Bunun ilkellik olduğunu da söyleyemeyiz çünkü bu onların ÖRF’üdür, yaşam alışkanlıklarıdır ve zor da olsa tecrübelerle edinmişlerdir.

Sam Adian
09.03.2012
19:30

Dear Miss Erzin

Yukarıda yer alan ifadenize bakarak sizin referansınızın ‘insan’ olduğu sonucuna varıyorum. Biz ise insanoğlu kusurludur deyip, hatasız ilahi kaynak olan Kuran’ı referans alıyoruz. Sanırım aramızdaki temel fark ortaya çıktı. Sizin enamlara yaklaşımınız bu çerçeveden olunca insan eti pek tabi helal olur çünkü onu yiyen kabileler var. Bunun ilkellik olduğunu da söyleyemeyiz çünkü bu onların ÖRF’üdür, yaşam alışkanlıklarıdır ve zor da olsa tecrübelerle edinmişlerdir.

Yazdıklarımızı yeniden okursanız eğer, insan eti yemenin mümkün olup olamayacağı konusunda bir tartışmaya girmedik. Bu abesle iştigaldir. Ama şu kadarını söyleyebilirim: İnsan eti yiyebilmek için cinayet işlemeniz gerekir, bunu meşru kabul ediyorsanız insan etini tartışırsınız. Bizim referansımız kabileler değil Kur'an dır, eğer Kur'an cinayeti meşru kabul ediyorsa insan etinin helal mi haram mı olduğunu ondan sonra düşünürsünüz.

Bizim işimiz, insanılk için düşünmektir. Çünkü biz insanız ve Kur'an bize böyle öneriyor. Referansımız ise Kur'an dır.

Ancak insanların kusurlarına göre hareket etmek veya insanlığı kusurlu kabul ederek hareket etmek bizi işimiz değil. İnsanlığı terbiye edecek olan Allah'tır biz değil. Kusursuzluk iddiasında bulunduğumuzu da hatırlamıyorum. Biz yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışırız, Kur'an ın öğrettiği gibi. Gerisi bizim işimiz değil. Bizim yaptıklarımızdan yararlanacak olan Allah değildir, insanlardır.

Tayibet Erzen
10.03.2012
08:47

Abeslik kavramı oldukça görecelidir, kişiye, zamana ve duruma göre değişir o yüzden dikkate değer bulmuyorum. Gerekçe sağlam olmalı, insan tercihlerine bırakılmamalı. Ne yazık ki, size anlatamıyorum, ilginç bir bakış açınız var, Allah sonunu hayretsin.

Sam Adian
10.03.2012
11:53

"Abesle iştigal" bir teşbihtir, "gereksiz anlamsız meşguliyet" anlamına gelir. Yani boşa zaman kaybı. Bu teşbihi kullanmamızın sebebi şudur:

"O zman insan eti yemek de helal olmalıdır, çünkü haram edilmemiştir"

Bu ifade sebebiyledir. Çünkü, bir şeyin helal veya haram olduğuna karar vermeden önce o şeyin "MEŞRU" olup olmadığını anlamak gerekir. "Cinayet" meşru değildir. Insan eti yiyebilmek için cinayet işlemek gerekir. Meselenin bu kısmını atlar ve "insan eti yenir mi yenmez mi" tartışması yaparsanız bu "abesle iştigal" olur.

Saygılar

Tayibet Erzen
10.03.2012
14:43

Cengiz Bey, sizi şimdi daha iyi anlıyorum.

Tayibet Erzen
11.03.2012
00:24

Sayın Adian ile, bir yere ulaşamama ve bunun sonucunda herkesin kendi dinine dönmesi üzerine olan verimsiz tartışma sürecimizi kastetmiştim. Açıkçası çay içmeyi çok sevmeme rağmen çaydan soğudum, o derece!

Sam Adian
11.03.2012
09:12

I'm sorry, I do not understand what you mean. There are cultural barrier between us. We are Speak different languages​​.

Tayibet Erzen
11.03.2012
15:31

So do I, but no matter. Unfortunately we have a serious communication problem. I hope this will not prevent you from discussion.

I try to read the articles to get something (sometimes just a WORD) useful, so it is not necessary to understand all of them or disagree with.

Kind regards.

Sam Adian
11.03.2012
16:10

Never mind. Better to try to understand before accusing, a good way to ask for it.

sincerely yours





Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 50889 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 28947 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 14172 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 11031 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 18532 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 20995 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 15189 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 11034 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 8363 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 9338 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 10464 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 19875 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 27583 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 8395 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 26558 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 8220 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 10018 Okunma
29 Yorum 19.02.2020 10:01
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 20523 Okunma
28 Yorum 12.01.2020 17:30
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 10630 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 21659 Okunma
27 Yorum 15.04.2020 09:47
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 7386 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16506 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 10040 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 21720 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 8353 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 21592 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 6904 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 8959 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 13222 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 26470 Okunma
20 Yorum 15.05.2020 20:10
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 8526 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 6126 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 39972 Okunma
18 Yorum 10.01.2020 12:34
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 7507 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 6709 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 13919 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 9619 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 4612 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 6447 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 7339 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 13013 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 6550 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 8850 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 5918 Okunma
16 Yorum 17.04.2020 16:27
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 12777 Okunma
15 Yorum 03.05.2020 12:00
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 8703 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 24993 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 6028 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 7977 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 4082 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22