Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012
6535 Okunma, 24 Yorum

 

Varlık ve Rab…

 

“Şirk Nedir?” diye sorulduğu zaman, hemen herkes “Allah’a ortak koşmaktır” der. Eğer Allah’ın “Ahad” olduğunu kabul ediyor isek, bu durumda O’na ortaklık ihdas etmek de mümkün olmaz. Çünkü tanımı yoktur.  Tanımı, tahayyülü olmayan bir şeye ortaklık nasıl olabilir?

 

O halde şirk nedir?

Ahad” kelimesi mana itibari ile “sıfırın biri” değil midir?  Yani yokluktaki, hiçlikteki “bir”. “0x1” gibi. Ama matematiksel olarak böyle bir işlemin sonucu da “sıfır”dır. Aslında bu kelime, Varlığın, yani maddenin de kaynağını açıklar. Maddenin kaynağının da hiçlik olduğunu kanıtlar.

 

Eğer böyle ise, “şirk” kavramının algılanabilir, tanımlanabilir bir karşılığı olmalıdır. Yani “Allah yoktur” demek bir şirk veya küfür sayılmaz.  Çünkü Allah zaten yoklukta, hiçliktedir. “Birden çok Allah vardır” demek de şirk sayılamaz. Çünkü yoklukta çokluk da olmaz. Yani matematiksel olarak “0x2 = 0…” dır. Çarpanı değiştirmek sonucu değiştirmeye yetmez. O zaman “şirk” kavramının varlık alanında bir karşılığı olmalıdır.

 

Şirk, "Allah'ı inkâr değil, Allah'ın vermediği yetki ve imtiyazları, –soyut ya da somut– O'ndan başka birine veya bir şeye vermek"tir demiştik. Nedir bu?

 

“….ahbârehum ve ruhbânehum erbâben min dûnillâhi vel mesîhabne Meryem…” (Tevbe 31)

 

Allah’ın dün’ninden rabler edindiler….

 

Dûn : Yanı, yakını, tarafı, en üstün bir altı anlamlarına gelmektedir.

 

Müşrikler de edindikleri Rab’leri “Allah’a yakın olmak” için edinmişlerdi.  “Vettehazû min dûnillâhi âliheten li yekûnû lehum ızzâ” (Meryem 81)’de de bu durum açıklanmaktadır. Allah’ın yakınından/yanından kendilerine ilahlar edinmişlerdi. Böylece Allah’a daha yakın olacaklarını düşünüyorlardı.

 

Öyleyse “şirk”, Allah’ın bizatihi kendisi ile ilgili değildir. Yani, Kullanılan yetki veya fonksiyon Allah tarafından değil de, beşerin atfettiği bir yetki ise, bu şirktir. Çünkü, Beşer tanımlayamadığı, bilmediği, tahayyül edemediği bir şeyin yerine kendisini koymakta ve O’nun yerine fonksiyon veya yetki izafe etmektedir. Bu fonksiyon veya yetkiyi kime izafe etmektedir? Tevbe 31’de de açıkça ifade edildiği gibi, somut bir varlığa soyut yetkiler veya fonksiyonlar atfederek yapmaktadır.  

 

Rabbi Allah ile aynı düşünmek, Rabbi, yani varlık alanındaki bir tezahürü ilahlaştırmak olur. Muhtemeldir ki bu da şirktir. Kimileri bu kavramları Kur’an daki bazı ifadeler sebebiyle birbirinin aynı olarak telakki etmektedir. Böyle algılanmasının en büyük sebebi de zannediyorum Gramer’dir.

 

Kimileri de, Allah’ın sıfatları sebebiyle Rabbin Allah ile aynı olduğunu söyler.

 

Elbette her ikisi de kavramların karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Mesela sıfat, Faili değil, Fiili tanımlar. Bir fiilden yola çıkarak Faili tanımlamak mümkün değildir. Buna karşılık, Rububiyet kavramları ile sıfatlar da birbirine karıştırılmaktadır. Mesela Fatiha suresunde ifade edilen “Rab, Rahim, Rahman ve Malik” kavramları ile, diğer sıfatlar da aynı değildir.

 

Mesela:

 

“Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş…” (secde 4)

 

Burada Yerin ve göklerin ve ikisi arasındakilerin Allah tarafından üretildiğini söyler. Ancak önemli bir ayrıntı da vardır, “ellezi” çoğul ifade eder. Allah çoğul olamayacağına ve Allah’ın Arş’a istiva etmiş olması da düşünülemeyeceğine göre, “onların eliyle” şeklinde anlamak yanlış olmayacaktır. Kimdir Onlar?

 

“İnne rabbekumullâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşi yudebbirul emr…” (Yunus 3)

 

Buna göre yeri vve göğü yaratan Allah’tan bir Rabdir ve işleri idare etmek için Arş’a istiva etmiştir. Ayetin devamında “zalikumullahu Rabbukum” denmektedir. İşte Allah budur, sizin rabbiniz….

 

“Ellezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşir rahmânu fes’el bihî habîrâ” (Furkan 59)

 

Ayet, yerleri ve gökleri ve ikisi arasında olan şeyleri altı günde halk edenin “Rahman” olduğunu ve sonrasında Arş’a istiva ettiğini söylemektedir. Sonunda ise, “fes’el bihî habîrâ” demektedir. Yani, “Haberi olana sor” der. Bu ifade, bu fiillerin "bilinir" olması gerektiğini de ortaya koyar. Demek ki, kolektif bir faaliyet vardır. Yani, Rab ve Rahman, Arş’ta hükmetmektedirler.

 

İşte onlar, Rab ve Rahman’dır. Yani işleri idare edenler. Bu konuda pek çok ayet vardır. Dileyen Kur’an da bu ayetleri yeniden gözden geçirebilir.

 

Çok daha çarpıcı olması açısından, İbadet, secde ve rükü’nün Rabbe olduğu (Hac 77), ibadet edilen bu Rabbin bizleri ürettiği (Bakara 21), Kitabı gönderenin Rab olduğu (Secde 2), Rızkı genişleten ve daraltanın Rab olduğu (İsra 30) vd. de yine Kur’an ın ifadeleridir.

 

Bir noktaya daha temas etmek istiyorum. Gramer sebebiyle “bedel-mübdel” ilişkisi vardır, dolayısıyla Rab Allah’ın kendisidir demek hem akli olarak hem de gramersel olarak mümkün değildir. Benim gramer açısından eksiklerim vardır (bu eksiklerimi en kısa zamanda gidereceğime dair kendime söz verdim) bu sebeple “ahkam” kesmem doğru olmaz, ancak Hiçbir şey aslının aynı olmaz. Sarf-nahiv açısından bu kural, aynı zamanda şunu da ifade eder: “Bedel, mübdelün minh’den cüzdür”.. Yani mübdelin kendisi değildir.

 

Kimileri, bedel-ül mutabık için zatları eşittir dese bile, pek çoğu bunun sadece bir Atf-ı beyan olduğunu ve eşit olamayacağını söylemektedir. . Mesela, “hezere ehuke ahmedun” Kardeşin Ahmet geldi. Burda mübdelin ne olduğu açık değildir. Aslında burada mübdel olan ismi zikredilmeyen, Ahmet’in fiili kardeşidir. Yani, Ahmet ile Mehmet kardeştir, ve biz Mehmet’e Ahmet’in geldiğini haber veriyorsak “kardeşin Ahmet geldi” deriz. Kime deriz? Mehmet’e deriz. Dolayısıyla buradan yola çıkarak bedel-mübdel ile aynıdır demek mümkün olmaz.

 

“Sandalyenin ayağı kırıldı” dediğimiz zaman, kırılan şey sandalyenin ayağıdır ve sandalyenin tamamını temsil etmez.

 

“Üstadın bilgisi hoşuma gitti” dediğimiz zaman ise, aralarında bir ilişki belirtmiş oluruz.

 

“ittekullahe rabbehu” (bakara 282) dendiği zaman, onun Rabbi, yani borç veren Allah’a ittika etsin, çünkü borçlanan zayıftır, cahil olabilir, hesap kitap bilmeyebilir, bu sebeple borç veren parasının gücünü kullanarak yazanlara sahtekarlık yaptırmasın demektir. Çünkü borç verenin parası vardır, güçlüdür, Rab konumundadır. (mana itibariyle)

 

“Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbik, ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâ.” (isra 20)

 

Hepsine, onlara da bunlara da, Rabbinin nimetlerinden ulaştırırız. Rabbinin nimetleri sınırlanmamıştır.

 

“Biz rabbinin nimetlerinden ulaştırırız”

 

Soru: Biz kimlerdir? Niçin Rabbi ayrı tutmaktadır?

 

Eğer Rab, Allah’ın bizatihi kendisi ise, niçin çoğul kullanıyor. Bu durum sadece bu ayete mahsus değildir. Genel olarak Kur’an da böyle ifade edilmektedir.  “Rab” kavramından sonra, “biz” ifadesi Kur’an’ın en çok kullandığı ifadelerden birisidir. “Biz verdik, biz yaptık, biz ulaştırdık, biz diledik gibi.” Yani kolektif bir faaliyetin veya organizasyonun bir tezahürü değil midir?

 

Rab: “Buyruk sahibi,buyurmaya muktedir olan,buyruğunun gereğini yapmaya muktedir olan,yaptırım gücü olan,gecmişte yaptıklarını yayarak etki sağlamış olan,duyulmuş ve tanınmış olan” bu değil midir?

 

Arapça sözlüklere baktığımızda:

Rab: Asıl anlamı terbiye etmek yetiştirmek.

 

Emri, kudreti altında bulunan bir şeyin yegâne sahibi ve yöneticisi olup, her şey üzerinde kendi isteği ve ilmine uygun olarak tasarrufta bulunmak.

 

Her şeyi düzeltip, sivrilikleri çıkıntılıkları tesviye etmek, yaratılışı tam bir şekilde hâlden hâle geçirerek düzenle, arıtıp saflaştırıp olgunlaştırmak, ıslah etmek, terbiye etmek…

 

Rab kelimesi ism-i fail için istiare edilen bir mastardır. Tek başına sadece Yüce Allah için kullanılır. (Lisânu’l Arab rbb maddesi-Istılah)

 

Ev sahibine “rabbüddâr” ( evin rabbi),  at sahibine rabbülferas (atın rabbi ) denir.

 

Yine rabbe kelimesinin değişik farklı anlamlar da kullanıldığı yerler de  vardır.

 

Başkasının velayeti ile ilgili anlaşmaya ribabet, fal oklarının toplandığı şeye rabebet daha önceki eşten olan çocuğun bakımını üstlenen eşe rabbe ve rabbet bu çocuklara rabib ve rabibe, buluta rabâb, bir şeyin az olduğunu göstermek için  rubbe, ıslah edilen şeyleri belirtmek için rabbeb kelimeleri kullanılır.

 

Netice itibariyle, Allah ile varlık arasındaki bağlantıyı sağlayacak ve sistemi idare edecek, bilgiyi yönlendirecek  bir şeye ihtiyaç vardır. Bu “Rab” dir, yani bizim muhatabımız.

 

Allah ve Rabb ile ilgili bazı “rasyonel” veriler, genel olarak, Varlık alanında bir Tanrı’nın olma olasılığını akli olmaktan çıkardığı gibi, Rabbin de Allah’ın kendisi olması ihtimalini de imkansız hale getirmektedir.

 

Elbette “Akıl bunu kavramaya yetmez” diyenler olacaktır. Ancak bu durumda niçin Rabbi anlamamız gerektiğinin emredildiğini de açıklamak mümkün olmaz. Öte yandan Bir bilim adamı bildiklerini kendisine saklamış olsaydı o zaman bilim adamı da olmazdı. Çünkü “bilgi” açıklandığında bir değer ifade eder. Açıklanmayan bilgi, bilgi olmadığı gibi, bir değeri ve anlamı da yoktur.

 

Genellikle bir fikri beğenmediğimiz zaman “hadi ordan” diyerek arkamızı dönüyor, böyle yapmakla sanki o fikri ortadan kaldırdığımızı zannediyoruz. Oysa o fikri okuyanların zihinlerinde meydana gelen etkileşimi göz ardı ettiğimizi pek fark etmeyiz. Öte yandan, sırtımızı dönmek ve o fikirle ilgili bildiğimiz şeyler varsa onları ifşa etmemek tam anlamıyla “egoizmin” dışa vurulmuş hali olur. “sen şöyle açıklamazsan ben seni ciddiye almam, cevap vermem” der ego sahibi. Kendince açıklamalar bekler ve kendince sonuçlar ister.  Oysa söylenmesi gereken “şu sebepten dolayı şöyle olmalıdır” demektir.

 

Burada bana göre önemli bir husus da açığa çıkmaktadır. Bu sitede de zaman zaman, hatta sıklıkla ortaya çıkan bir durumdur ve bana göre “egoizmin” somut halidir. Mesela, Rab konusu açıldığında Sayın özdemir  (kendisinden özür diliyorum teşbih sebebiyle) “sen sarf nahiv olarak tahlil edemiyorsan…” diye başlayan cümlesini, ben henüz ifadeyi tahlil etmemiş iken, herhangi bir yorum yapmamış iken önceden ve hızla serdetmiştir. Bir açıdan da teşekkür ediyorum, bu vesileyle ayetleri yeniden taradım ve yeniden düşünme fırsatı buldum.

 

Kimse mükemmel değildir. Hiç kimse her şeyi bilemez. Dilin kuralları vardır, özellikle yazı dili bu kurallarla şekillenir. Ancak bana göre dilin kuralları, yazılı olanın nasıl anlaşılması gerektiğini değil, bir şeyi nasıl ifade etmek gerektiğini belirler. Ancak, dilin kurallarına uymadan da pek çok metin yazılmaktadır ve bu metinler yazarın anlatmak istediğini okuyanlarının anlamasını sağlamaktadır. Bu da reddedilebilir bir durum değildir. Elbette bu dilin kurallarının bilinmesinin gerekmediği gibi bir anlam taşımaz. Bağımlılık bazen yanıltıcı da olabilir.

 

Bütün bunlardan sonra, Pagan inanışlarından da yola çıkarak, RAB kavramı ve Allah kavramının bütün detayları nın bilinirliğinde sapmalar olmasına rağmen bir eksiklik yoktur. Şu halde, Rab bizi neden uyarmıştır?

 

Vesselam

 

 


Yorumcu
Yorum
Lütfi Hocaoğlu
05.09.2012
09:26

Sayın Adian,

Son yaptığınız tahlilin B şıkkı var mıdır diye sorsam umarım sizi yormuş olmam

Şöyle olabilir: Elhamdü: mübdelün mind ya da mevsuf, rabbu-l alemin: bedel ya da sıfat, ikisi birlikte mübteda, lillahi: haber olur. Bu durumda da "Alemlerin rabbi olan hamd Allah'a aittir" anlamına gelir.

Mesela tek başına "Rabbül Alemin" dersek ne olur,

Bu durumda hazf edilmiş bir mübteda var kabul edilir "hüve rabbul alemin" şeklinde olur. O alemlerin rabbidir olur. Böyle tek başına gelen durumlarda öncesi ve sonrasına göre hazf takdir edilir.

ikincisi, Elhamdu lillah - Rabbül alemin, errahmanir rahim şeklinde ayırsak ne olur?

Bu şekilde ayıramazsınız. Çünkü Errahmani, errahimi, maliki şeklinde sonları kesre ile bitmektedir ve önlerinde de harf-i cer olmadığı için mutlaka kendilerinden önceki kesreli bir isme bağlı olmak zorundadırlar. Bu da lillahi deki Allah lafzıdır.

Selamlar

Sam Adian
05.09.2012
09:45

Üstat

“Mefhum muhalefet” hususunda sanırım yanlış bir anlaşılma vardır. Bahse konu tartışmada, siz rü’yet meselesi ile ilgili olarak mefhum muhalefet yoktur demiştiniz. Benim bildiğim mefhum muhalefet “sen beni göremezsin” dediğiniz zaman, bir başkası da göremez manasına gelmeyeceğidir. Ancak ben bu konuda en azından “Geriye kalanların yani Rabbin dışındakilerin görülebileceğini ve bilinebileceğini” ifade etmiştim. Sanırım bu ikisi ayrı şeylerdir. Ancak, Rab ile ilgili olarak başkalarının da onu görmelerinin mevcut fizik alanında mümkün olamayacağını düşünüyorum. Daha once de ifade ettiğim gibi, bir çizgi film karakterinin onu üreten şeyi görmeye çalışması gibi bir şeydir bu. Tabii bana gore. Bu açıdan mefhum muhalefet tesbitiniz Doğru olabilir.

Kur’an metodolojisine gore değerlendirdiğimiz zaman, her ayetin bir eşinin olması gerekmektedir. Yani ayetler en azından çifter çifterdir. Birbirlerini açıklayan ayetlerdir. Anlatılan hikayelere baktığımız zaman ilginç bir sonuçla da karşılaşırız, her tekrarda mutlaka farklı bilgiler de vardır. Yani asılnda tekrar değil, birbirini açıklayan ifadelerdir. Ancak Kur’an da anlatılan ve geçmişte olup bittiği düşünülen şeylerin tam olarak geçmişte olup bittiğini düşünmek Doğru değildir. Eğer anlatılanlar bizi ilgilendirmiyor ve sadece birer hikayeden ibaret olsaydı, o zaman anlatılmasına da gerek yoktu.

Bu hikayeler arasında pek çok bilgi vardır ve pek çoğu henüz açıklığa da kavuşmuş değildir. Mesela Musa’nın döneminde yaşıyor olsaydınız, kriminolojiyi veya DNA’yı nasıl anlatırdınız? Veya kriminoloji deseydiniz veya DNA dan bahsetseydiniz kim anlayabilirdi?

Nasıl vahyedilmiş olursa olsun Kur’an ın neticede bir mektup olduğu doğrudur. Ama lafzın kendisini sınırlı tutmadığını da gözardı etmemek gerekir diye düşünüyorum. Bana gore her hikayenin, her cümlenin varlık alanında geçmişte ve gelecekte mutlaka karşılığı vardır ve olacaktır. Sadece geçmişte bir karşılığının olması da anlamsızdır bu bakımdan mantıklı da değildir. Zaman zaman bilimsel gelişmeleri öğrendikçe, ayetlerin kasdettiği mananın da açığa çıktığı bir vakıadır.

Iletişimin devamlılığı ile ilgili pek çok delil vardır. Olmalıdır da. Çünkü eğer olmasaydı, o zaman kitabın anlaşılması da mümkün olmazdı. Güncellenemeyen bir bilgi eksik olur. Belki Muhammed’e vahyolunduğu şekliyle bir daha olmayacaktır ama bu önemli de değildir. Çünkü iletişim devam ediyor.

Sanırım herkesin Rabbi ayrı değildir ama, herkesin ulaşabileceği bilgi ayrıdır. Kitap da bu açıdan herkes için farklıdır. Sorunuzla ilgili olarak: Eğer siz bir bilgi aktarıyorsanız ve bu bilginin sahibi değilseniz ne yaparsınız?

Vesselam

Sam Adian
05.09.2012
09:49

Sayın Hocaoğlu

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim,

Son bir sorum daha var (Söz veriyorum şimdilik başka sormayacam)

Rabb kelimesini isim kabul eder ve cümleyi burada başlatırsak ne olur?

Saygılar

Lütfi Hocaoğlu
05.09.2012
10:43

Sayın Adian,

İstediğiniz kadar sorabilirsiniz :)

Rabb kelimesini isim kabul eder ve cümleyi burada başlatırsak ne olur?

Rabb zaten isimdir. Çünkü sıfatlarda isimdir. Ancak Rabbi-l alemin şeklinde olduğu için mecrurdur yani sonu kesrelidir. Bir isim şu şekillerde mecrur olur:

1.Başına harf-i cer alarak

2.İzafette (isim tamalasında) muzafun ileyh olursa (tamlanan)

3.Yukarıdaki iki şekilde mecrur olan başka bir mecrur ismin sıfatı olursa

4.Yukarıdaki iki şekilde mecrur olan başka bir mecrur ismin bedeli olursa

Burada rabbi-l alemin mecrurdur ama öncesinde harf-i cer yoktur ve muzafun ileyh de değildir. Bu nedenle kendisinden önceki mecrur bir ismin sıfatı ya da bedeli olmalıdır. Bu da öncesinden geçen tek mecrur kelime li harf-i ceri ile mecrur olan Allah lafzıdır.

Bu nedenlerle cümle oradan başlayamaz.

Selamlar

Sayfa: 3 / 3 (24 Yorum)Prev12[3]Next


YorumYap

Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 41911 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 24085 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 11136 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 9104 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 13494 Okunma
57 Yorum 15.08.2019 06:44
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 11035 Okunma
49 Yorum 24.07.2019 20:30
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 17727 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 8842 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 6694 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 7705 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 8638 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16181 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 21908 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 6812 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22100 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 6568 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 8955 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 7049 Okunma
25 Yorum 03.01.2019 21:32
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 5987 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14270 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 8290 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15448 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 6535 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 17854 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 16316 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 5540 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 16154 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 7087 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 11266 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 6049 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 4618 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 5972 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 4804 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 19915 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 10981 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 7974 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 2685 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 33944 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 4957 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 5914 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 10700 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 5424 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 6698 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 7438 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 20859 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 9369 Okunma
14 Yorum 12.02.2012 15:08
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 4872 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 6106 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 2770 Okunma
14 Yorum 19.06.2018 16:58
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 1296 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22