Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012
7422 Okunma, 15 Yorum

RIBA  ve EKONOMI

“Ekonomist değiliz, Ayetlerin bize aktardığı TANIMLAR’dan yola çıkarak anladıklarımızı yazıyoruz. Uygulamanın teknik detayları uzmanlarının işidir”

Faiz” kavramı, diğer bazı alanlarda olduğu gibi, Kur’an ın yasakladığı “Riba” kavramı ile karıştırılmaktadır. RIBA algısı üzerindeki karmaşanın öncelikle giderilmesi ve sistemin Ayetlerin ortaya koyduğu çerçevede dizayn edilmesi gerekir. Aksi halde Islam toplumlarında EKONOMI’den sözetmek pek mümkün gibi görünmüyor.

Kur’an ın önerdiği sistemde RIBA yasaklanmıştır. Çerçevesi de çizilmiştir. Yine Kur’an, Zekat ile ekonominin desteklenmesini ve burada toplumsal faydaya matuf katılım bulunduğunu da bize göstermektedir. Kazancı reddetmemekte, sermaye üzerinde yapılan işlemlere sınırlama getirmektedir.

Temel esasları itibariyle meseleyi anlamak istediğimiz zaman:

  1.  “Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ te’kulur ribâ ad’âfen mudâafeh,  vettekûllâhe leallekum tuflihûn” (Al-i İmran 130)

 

TANIMLAR:

riba” = Kurumsal Tefecilik.

 “mudaafe” = Doubling, double / misli, katı, çift

Dönem  içerisinde meydana gelen artış ve eksilmeleri değerlendiren bir yöntemdir. (Eponential Moving Average :  Üssel Hareketli Ortalama – Bileşik Fiyat Endeksi  veya Değer göstergesi) Bir çeşit hareketli ortalama yöntemi. Bu hareket pozitif olabileceği gibi negatif te olabilir. Yani hem yukarı doğru katlanma olabilir hem de aşağı doğru katlanma olabilir.

“ad’afen” = Exponentially, many times over / Üssel

Bu ortalama değerin iki katı demektir.

Yani dönem içerisinde oluşan ortalama değer dikkate alınmalıdır. Ancak “misli-katı” kavramı önemlidir.

 

Bunun anlamı şudur:

 

Riba’nın Tanımı:

Borç olarak verilen bir malın veya paranın, dönem  içerisindeki ortalama değerinin misline (katına) RIBA denir.

Bu manada RIBA kavramını “bileşik faiz” veya “basit faiz” üzerinden yorumlamak gereksizdir. Kur’an tanımı yaparak çerçeveyi çizmektedir “adafen mudaefe” kavramına bileşik faiz demek yanlış olur. Bu şekilde de değerlendirmek sınırlı olarak mümkündür. Kavramı geniş bir tanım içerisinde ele almak gereklidir. Ticari amaç olmak zorunda değildir.

  1. “Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe ve zerû mâ bakiye miner ribâ in kuntum mu’minîn” (Bakara 278)

 

TANIMLAR

zerû” = Bırakmak, vazgeçmek

mâ bakiye” = Kalan bölüm, geriye kalan

 

Riba” oluşması halinde, Riba’yı oluşturan kısım bırakılmalıdır.

 

Bu tanım önemlidir. Borç veya Krediye esas teşkil eden mal veya para sebebiyle oluşan fazlanın bütünüyle “Riba” çerçevesi içerisinde olmadığı anlaşılmaktadır. Uygulamada bir fazlanın oluşması mümkündür ve bu sınırlandırılmıştır.

 

DETAY:

Ayetlerin ortaya koyduğu doğal sonuç nedeniyle uygulamayı ikiye ayırmak gerekir:

  • Tüketim harcamaları sebebiyle alınan bireysel kredi veya borç

Bir kereye mahsus, masraf, katkı veya benzer sebepler ile borç alanı zorlamayacak şekilde fazla talep edilebilir. Bu vergilendirilemez.

  • Ticari amaç sebebiyle, üretim veya işletmenin geliştirilmesi veya ihtiyaçları sebebiyle alınan kredi veya borç

Dönem içerisinde, işletme kazancının krediye isabet eden kısmının yarısını geçmeyecek şekilde fazlalık ile, bir kereye mahsus olmak üzere kurumsal giderler veya masraf veya benzer sebeplerle fazla talep edilebilir. Vergilendirilebilir.

 

Her ikisi ayrı ayrı değerlendirilmeli ve uygulanmalıdır. Bu sınırlar içerisinde kalınmak koşuluyla yapılan işlemler “Riba” değildir. İşlemi yapan Bankanın devlet veya özel olması sonucu değiştirmez.

 

“Fazlayı Bırakmak” : Uygulama sonucunda meydana gelen “kazanç girdisi”nin “Riba” limitlerine ulaşması veya aşması (yüksek kazanç sebebiyle yarısını geçmesi) halinde her halukarda bu kısım vergiye aktarılır. Banka veya işletme oluşan fazlalıktan faydalanamaz, kullanamaz.

 

  1. “Ve mâ âteytum min riben li yerbuve fî emvâlin nâsi fe lâ yerbû indallâh, ve mâ âteytum min zekâtin turîdûne vechallâhi fe ulâike humul mud’ıfûn” (Rum 39)

 

li yerbuve” = Fazla için / fazla (for more then, over)

fî emvâlin” = Fonlar / fonların çoğalması / para (in funds)

fe lâ yerbû indallâh” = Allah’a artırmaz / Kamu fonlarını çoğaltmaz (no increase with Allah)

 

TANIM

Alınan kredi sebebiyle ödenecek olan fazla, kamu fonlarını desteklemek içindir. Bu her halukarda sermayenin dolaşımda kalmasına ve toplumsal faydaya tahvil edilir. Kamunun malıdır.

 

DETAYLAR

Verilen kredilerde talep edilecek olan fazla iki şekilde uygulanabilir:

  1. Piyasada oluşan ortalama kar marjının yarısını esas alarak önceden bir kereye mahsus fazla talep edilebilir
  2. Sermaye ortaklığı şeklide uygulanması halinde, dönem içerisinde elde edilen kazancın yarısını geçmeyecek şekilde uygulanabilir.

 

  1. “Yemhakullâhur ribâ ve yurbîs sadakât(sadakâti), vallâhu lâ yuhıbbu kulle keffârin esîm” (Bakara 276)

 

TANIMLAR

Yemhaku” = Küf,ykım, Afet, / blight, destroy

yurbî” = Yükseltmek, Eğitimli, Eğitim görmüş, yetişmiş

Sadakat” = Hayır kurumu / Charity

esîm” = Yalanlar, Çirkin, göze batan / Falsehoods, Flagrant

 

Topluluğun ekonomisi, gönüllü katılım ile dinamik hale getirilir ve sürdürülebilir kılınır. Aşırıya kaçmamak esas olmalıdır. Böylece ekonomi, yükselen bir çizgi yakalar. Risk Sigortası veya Kredi Garanti fonu da bu çerçevede ele alınmalı ve uygulanmalıdır.

 

  1. “Menzellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehû ed’âfen kesîrah, vallâhu yakbidu ve yebsutu ve ileyhi turceûn” (Bakara 245)

 

TANIMLAR

yukridu” = Ödünç (lend)

kardan hasenen” = iyi bir kredi / Good loan

yakbidu ve yebsutu” = tutmak ve basitleştirmek,  / Arrested and simplifies

 

Kredi güvenliğini sağlamak için kamu fonlarının kurulması. Biz buna “Risk Sigortası” diyoruz. Kullanılan krediler sebebiyle meydana gelebilecek zarar veya kayıpların telafi edilmesi ve kamunun bu zarar ve kayıplardan etkilenmemesini garanti altına alır.

 

  1. “Ellezîne ye’kulûner ribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmullezî yetehabbetuhuş şeytânu minel mess, zâlike bi ennehum kâlû innemal bey’u mislur ribâ, ve ehallallâhul bey’a ve harramer ribâ fe men câehu mev’izatun min rabbihî fentehâ fe lehu mâ selef, ve emruhû ilâllâh, ve men âde fe ulâike ashâbun nâr, hum fîhâ hâlidûn” (Bakara 275)

 

TANIMLAR:

“riba” = Kurumsal tefecilik

“Bey’u” = Alışveriş / Ticaret

misl” = benzeşme, aynilik

 

Riba yasaktır, alışveriş (ticaret) meşrudur. Ancak “Haksız kazanç” olarak tanımlanabilecek “Yüksek kar haddi” tehlikelidir, sınırlandırılmalıdır. Riba sınırlarına girmemelidir. Bu aynı zamanda sermayenin tekelleşmesine de sebep olur. Piyasa koşulları buna göre oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.


DETAYLAR

  1. Aşırı kazanç, sermayenin tekelleşmesine sebep olur.
  2. Kar haddinin “misli” ile sınırlandırılması veya üst limitinin belirlenmesi, “Riba”ya benzetilemez. Tam aksine, böyle olması Riba ile benzeşmesine sebep olur.
  3. Kar haddinin bittiği yerde riba başlar

 

GENEL TANIMLAR :

 

Komisyon :  Bu “Riba” sayılamaz. Şöyle düşünelim. Her işletmenin, işletme giderleri vardır. Bu giderlerini yapmış olduğu faaliyetlerden aldığı ücretler ile karşılarlar. Böylece hizmet vermeyi sürdürürler. Bankalar da böyledir. Riba kavramı içerisinde değerlendirilemez. Ticari bir gelir olarak kabul edilmelidir.

Risk dışı kazanç: Risksiz kazanç yoktur. Mevcut uygulamada bankaların verdikleri krediler de batabilir. Geri dönmeyebilir. Hiçbir garantisi yoktur. Ancak Riba tanımı çerçevesinde asgari düzeyde “risksizlik”ten söz edilebilir. Ancak mutlaka risk vardır.

Borçla alışveriş : Veresiye alıp/satmak doğru değildir. Zaten bu uygulama gelişmiş ülkelerde yoktur.  Ancak riski üstlenmek suretiyle yapılan ticaret, ister borç olsun ister sermaye ile olsun meşru olmalıdır. Yani bir işletme, müşterisinin siparişini karşılamak üzere, müşterisinden aldığı bir peşinat ile üreticiden satın alıp yine müşterisinden yaptığı tahsilat ile bu satın aldığı malın bedelini ödeyebilir. Ancak buradaki risk tamamen satın alma işlemini gerçekleştiren işletmeye aittir. Dolayısıyla bunda herhangi bir beis olmamalıdır.

Maliyetin açıklanması : Doğru değildir. Kar marjının minimize olmasına neden olur, işletmenin yeterli kar elde etmesini önler. Sürdürülebilirliği ortadan kaldırır. Bir işletme ayakta kalabilmek ve varlığını sürdürebilmek için asgari % 30 kar etmelidir. Dünyadaki uygulamalara da bakmak gerekir.

Para ve emisyon : Varlık senedi olmalıdır. Dünyada uygulamaları vardır. Son derece de iyi çalışmaktadır. Devlet denetleyicidir. Varlık kadar para piyasada bulunur.  Para karşılığı stoklarla sınırlandırılmamalıdır. Varlığın esasları belirlenmelidir. Duran mal para değildir, değer ifade etmez. Satılan mal değer kazanır.

Riske katılmak : Kredi uygulamalarında bankaların riske katılmadıkları zannedilmektedir. Öyle değildir. Toplumların bu konudaki uygulamaları farklılaşmakla birlikte, bankalar genel olarak zarar riskini de göze alarak kredi verirler.  Krediyi kullanan battığı zaman banka nereden tahsil edecektir? Bankalar kredi verirken, projenin sürdürülebilirliğine göre vermelidir. İşletmenin varlığına kredi verilemez.

Fazlalık  : Faiz olarak isimlendirilen ve bankaların kredi kullanandan talep ettikleri miktardır. Bu miktar piyasada oluşan “ortalama kar marjı” esas alınarak bunun yarısını geçmeyecek şekilde önceden talep edilebilir. Çünkü kullanılan kredi ile elde edilebilecek marj de budur. Ancak, dönem sonunda oluşan kazanç esas alınarak da bu fark talep edilebilir. Genellikle bankalar buna sıcak bakmazlar çünkü bu durum ayrı bir yapılanma ve maliyet gerektirdiği için önceden belirlenmiş miktarı uygulamayı tercih ederler. Devlet bunu denetleyebilir.

Kira ve sabiteler : Bu “Riba” kavramı içerisinde değerlendirilemez. Makine ve ekipmanların kiralanması, veya gayrimenkullerin kiraları ayrı bir konudur. Kiralama “ortak üretim veya ortaklık” anlamına gelir. Meşrudur. Aşırılık ise yasaktır. Mal ve hizmetlerin kiralanması da böyledir.  Elde edilen faydanın paylaşılması anlamına gelir. Aşırılığı devlet önler.

SONUÇ

  1. Riba (Tefecilik) Kesin olarak yasaklanmıştır. Ölçüsü Kur’an da belirlenmiştir
  2. Alışveriş Meşrudur, haksız kazanç önlenmelidir (aşırı kar)
  3. Kredi sistemi olmalıdır, şarttır.
  4. Bankacılık sistemi gereklidir ve uygulaması “Riba” tanımı çerçevesinde olmalıdır
  5. Kredilerde fazlalık oluşacaktır, bu fazlalığın çerçevesi bellidir, kamu katılımı ve fonların desteklenmesi de yine bu fazlalıktan olacaktır.
  6. Üçüncü taraf, kredi denetleme ve riskleri bertaraf etme kurumu olmalıdır.
  7. Ödenecek fazla, kamu fonlarına gideceği için sermayenin tekelleşmesini önler, kartel oluşmasına izin vermez
  8. Kredi kurumlarının oluşması ve kredi sisteminin geliştirilmesi önemlidir, ekonominin dinamiklerinden biridir.
  9. Mevduat faizleri değerlendirilebilir. Eğer bankalar topladıkları mevduatları “kredi” olarak kullanıyor ve gelir elde ediyorlar ise, (ki zaten genelde yapılan budur) bu durumda mevduat sahibine de bir pay vermeleri normaldir.
  10. Güncel “Faiz”  ve “Riba” farklı kavramlardır.
  11. Ekonomi, gönüllü katılım ile sürdürülebilir hale getirilir. Herkesin eşit yararlanabileceği, sermayeyi koyan ile, sermayeyi kullanan arasında bir fark olmadığı açıktır. Hepsi topluluğun faydası için olmalıdır.
  12. Müslüman olmayan toplulukların uygulamalarından yola çıkarak “Riba” kavramı değerlendirilemez.
  13. Para’nın niteliğinden ziyade, nasıl kullanıldığı önemlidir. Dünyadaki uygulamalardan farklı olması gerekmez.
  14. Talep edilen fazlalık, önceden piyasa koşullarında oluşmuş olan ortalama kar marjı esas alınarak yapılabileceği gibi, dönem sonunda elde edilen kazanç esas alınarak da yapılabilir.

 

Gelişmiş ülkelerde, bankalar kredi vermek için mücadele ederler. Çünkü kredi talep edecek olanlar son derece azdır. Bankaların önemli gelir kalemlerinden biri olmasına rağmen, kredi kullanma oranı yüksek değildir.

 

Bankalar daha çok “Proje”ye kredi verirler. Kredi talep edilen projenin geleceğini araştırırlar, kazancını hesaplarlar, sürdürülebilir olup olmadığına bakarlar. Buna göre de kredi verirler veya vermezler. İşletmenin yapısı önemli olmakla birlikte, esas olan projenin sürdürülebilir olup olmadığıdır.

 

Böylece verdikleri krediden bir kazanç talep ederler. Bu aslında bir çeşit kar ortaklığıdır. Çünkü yüksek faiz söz konusu değildir. Projenin tahmini getirisine göre bir faiz belirlenir ve uygulanır. Geri ödemeler de buna göre ayarlanır. Sistemin tıkandığı noktada bankalar projeye ilişkin sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla yeniden yapılanmaya giderler. Kredi verip unutmazlar, projeyi de takip ederler.

 

Ancak, İslam dünyasının “Faiz” algısı, diğerlerinin işine gelmiştir. Diğer alanlarda olduğu gibi, Müslüman toplumların geleneksel algıları sebebiyle meydan bütünüyle diğerlerine kalmış ve diledikleri gibi at koşturmuşlardır. Süreç içerisinde gelinen nokta itibariyle, sermaye sahipleri diğerleri olmuştur.

 

Genel olarak  “Para” algısı rahatsız edici olmuştur. Bunun karşılığının olmaması sebebiyle ve özellikle tekelde toplanması, hakimiyetinin belirli noktalarda olması bu algıyı güçlendirmektedir.

 

Ancak “değişim aracı” her ne olursa olsun, ona atfedilen değer ile ifade edilir. Geçmişte değişim aracı altın veya gümüş idi. Zaman içinde altın gümüş karşılığı para tedavüle çıktı. Bugün ise, Para herkes için sadece bir algıdan ibarettir. Gelecekte, kağıt para da ortadan kalkacak, “Rakamlar” para olacaktır. Yani para digitalleşecektir. Önemli olan, değeri belirleme kriterleridir. Bu emek olabilir, üretim olabilir, vs.

 

Bize göre “Emek-Üretim” esas alınarak oluşan ortalama birim değerin karşılığı PARA olmalıdır. Yani Paranın değeri böyle belirlenmelidir.

 

Ayetlerin ortaya koyduğu sınırlamalar çerçevesinde meselenin yeniden gözden geçirilmesi ve ekonominin buna göre dizayn edilmesi zorunludur. Dünyadan bağımsız bir ekonomi düşünülemez. Kur’an da böyle bir sınırlama da yoktur.

 

Öneri:  “RİSK SIGORTASI ve KREDI GARANTI FONU”

 

Ticaretin “Risk” içeriyor olması, yani zarar riskinin bulunması nedeniyle verilen kredilerin önemli bir bölümü kaybedilmektedir. Bu durum dünyadaki önemli bir problemdir. Böyle olduğunda o işletmeden yararlananlar, o kredinin getireceği faydalar vs. büyük oranda zarara uğramaktadır. Yani sadece işletme sahibi açısından değil, o işletme sebebiyle hayatlarını idame ettirenler de zarara uğramaktadır. Dünya buna bir çözüm bulmuş değildir. Bildiğiniz gibi, batan şirketler sebebiyle ülkelerin ekonomileri de ciddi boyutlarda olumsuz etkilenmektedir.

 

Önemli olan husus, riske katılmak değil, riski de bertaraf ederek ekonomiyi dinamik tutmaktır. Para ne için kullanılacaktır? Para aynı zamanda riskleri de ortadan kaldırmak için kullanılmalıdır.

 

Bir risk sigortası fonu kurulabilir. Krediyi veren ve alan eşit oranda bu fona katılır. Verdiği sermayeyi sigorta ettirir. Zarar meydana gelmesi halinde, eğer meydana gelen zarar doğal sebepler yüzünden oluşmuş ise, bu fon işletmeyi destekler. Ayağa kaldırır ve tekrar işler hale getirir. Böylece işletme üretimine devam eder ve aldığı borcu da geri ödeyebilir. Risk sigortasının desteği de karşılıksız olmamalıdır. Ancak uzun vadede işletmenin işleyişini etkilemeyen bir şekilde geri ödeme suretiyle yürütülebilir. İşletme çalışanları da gönüllü olarak bu fona dahil edilebilir. Devlet ise denetler.

 

Bu iki şeye yarar:

  1. İşletmelerin faaliyetini sürdürebilmesi ve o işletmeden yararlananların zarar görmesini önler
  2. Kredilerin yok olmasını önler. Böylece ekonomideki olası riskleri de ortadan kaldırmış olur.

 

Risk sigortası devlet kontrolünde yürütülür. Zarar eden işletmenin denetimi, üretime tahvil edilmesi, hatalı uygulamaların giderilmesi veya gerekiyorsa işletmenin yönetimine el koyarak sürdürülebilir hale getirilmesi devletin yetkisinde olur.

 

Bu konu geliştirilebilir. Bize göre bu konuda Kur’an da bir engel de yoktur. Bu bir çeşit toplumsal yardımlaşmadır. Katılımcılıktır.

 

 

 

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Sam Adian
08.03.2012
20:51

Faiz üzerinde tartışabilmek için herşeyden önce RIBA kavramı üzerinde anlaşmamız gerekir.

Riba marifedir, geleceği değil varolan bir şeyi tanımlar. Verdiğiniz mana bu çerçeveye de uygun olmalı.

Siz enflasyon demek istiyorsunuz deyin. ANcak bu yine de sonucu değiştirmiyor, "değerin iki katı" olma şartını ortadan kaldırmıyor.

Saygılar

Sam Adian
08.03.2012
21:00

Dear Mr. Demirci

Teorik konuşuyorsunuz. Yıllık faiz maximum % 3 tür. Ancak bankalar kredi almak isteyen müşteri bulamaz.

Kimse bankaya faiz geliri elde etmek için parasını koyup beklemez. Herkes işine bakar.

Argümanlarınız böylece çürüdü.

Kötü tecrübelerden yola çıkarak, müreffeh bir sistem tasarlayamazsınız. Sizin yaşadığınız yüksek enflasyon bir tecrübe olabilir, ancak bu sizde bıraktığı izler ile yoluna devam ediyor. Bir referans değildir.

Dolardaki faizin veya enflasyonun % 3 olmasından bize ne. Bizim iddiamız faiz alınsın verilsin değil ki? Derdimiz doğru bir sistem ile dünyayı entegre etmektir. Dolar düşmanlığı ile bunu yapamazsınız. Dolar bir vakıadır. Sizin de dolarınız olsun, niçin yok? 1400 yıllık geleneğiniz var niçin sizin de dolarınız olmadı? ekonominiz olmadı? Sizi engelleyen neydi? Dolar mı? Doların 100 yıllık tarihi var, peki ya önce ne vardı? Osmanlı imparatorluğu vardı, dünyada bir ekonomi mi vardı ki sizi engelledi?

Oturup düşünmek gerekir

Saygılar

Sam Adian
08.03.2012
21:58

RIBA’da herhangi bir faydadan sözedilmez. Kesin olarak yasaktır. Şarap dediğiniz şey için ise (zannediyorum HAMR) HARAM ifadesi kullanılmaz. İkisi çok ama çok başka şeylerdir. Elma ile armut toplanmaz.

Mislinden kastımız “ad’afe” dir. Bunun anlamı da "katı, misli" (Türkçenizdeki misli) dir. yani x2 demektir.

“mudaafe” kelimesinin karşılığı bin yıl önce de exponential idi bugün de aynı. (Türkçe karşılığı üssel) yani üssel değişken. (katlanan hareket)

Enflasyon manasına gelince; RIBA marifedir. Var olan bir şeyi tanımlar. Henüz ticari amaçla keredi kullanımnın olmadığı bir dönemde enflasyondan mı söz ediyorsunuz?

Araplar borç alırlardı, zamanında ödeyemediklerinde ise fazlasını teklif ederlerdi veya borç veren süreyi uzatmak için üstüne ilave ederdi, sonunda bu öyle bir hal alırdı ki, 1 birim, 1000 birim haline gelirdi ve borçlu bunu ödeyemez ve neticede köle olurdu.

Yani bir şeyin RIBA olabilmesi için x2 olması gerekir basitçe. (bize göre böyle değildir, dönem içindeki ortalama değerin 2 katıdır. Yani oluşan değer alınan borcun altında da gerçekleşebilir, üstünde de gerçekleşebilir)

Manayı değiştirmek ve yerine geçekten kastımızın ne olduğunu hususnad DARB-I MESEL yazımızı okuyunuz.

Saygılar

Sam Adian
08.03.2012
23:44

Enflasyon bir sonuçtur. Tali bir meseledir. Önemli olmadığını söylemiyorum, ancak RIBA kavramını tanımlarken enflasyona indirgemek mümkün değildir. Önce RIBA kavramını tanımlamak ve üzerinde mutabık olmak gerekir. Biz ne dedik:

“Riba, dönem içerisinde oluşan ortalama değirin mislidir (katıdır)” dedik. Bir tanıma oturttuk.

Kelimeleri tekrar etmek gerekirse “mudaafe” değişken değerdir. Bu değişim katlı değişimdir üssel değişim. Pozitif de olabilir negatif de olabilir. Yeni, 1 yllık süre için 100 birim para borç verdiniz, ilk uç aylık dönemde para değer kazandı ve ilk günkü değerine oranla 105 birim oldu. İkinci üç aylık dönemde değer kaybetti 90 birim oldu, üçüncü üç aylık dönemde 95 birim oldu, son çeyrekte de 100 birim olarak gerçekleşti. Yani 100 birim olarak verdiğiniz para dönem içinde ortalama olarak 97,5 biri olarak kapandı. (bu kısmı enflasyon ile değerlendirebilirsiniz ancak bununla sınırlandıramazsınız) Yani RIBA’ya esas birim kabaca 97,5 birim oldu.

“ad’afe” kelimesi ise, mislini ifade eder. Yani katı, yalın olarak kat. Yani x2

Buna göre bu borç işleminde RIBA’nın gerçekleşmiş olması için 97,5 x 2 = 195 birim olarak geri talep ediliyor olması gerekir. (en az) Eğer siz, 100 birim olarak verdiğiniz borcu dönem sonundaki ortalama değeri üzerinden 195 birim veya daha yukarıda bir değer ile geri talep ediyorsanız RIBA gerçekleşmiştir diyebilirsiniz. Aksi halde RIBA’dan söz edemezsiniz.

“Faiz” kavramına gelince, bu aslında bir çeşit katılımdır. (bireysel kredileri ayrı tutuyorum, bu tartışılır) Siz bir işletmeye kredi veriyorsunuz, işletme o krediyi kullanıyor ve para kazanıyor. Ama sistemde adı faiz olduğu için siz o kazançtan bir talepte bulunamıyorsunuz, Bu algı yanlıştır. Eğer bu faiz, yukarıda verdiğimiz kriterlere uyar veya aşar ise o zaman RIBA olur. Yok eğer o limitlerin altında kalır ve makul bir değer olarak talep edilirse o zaman RIBA’dan söz edilemez, olsa olsa katılım olur adı “faiz” olsa bile. Kaldı ki, güncel Faiz kavramı ile Kur’an ın Riba’sı aynı şey değildir.

Kağıt para veya madeni para olması bir şeyi değiştirmez. Biz kavramı anlamak için kavramın matuf olduğu döneme bakıyoruz, uygulama için ise günümüze. Her ikisini kavrayarak hareket etmek zorundayız. Bugün Para denilen şey sadece bir algıdan ibarettir. Faiz’in enflasyon üzerindeki etkileri de tartışmalıdır. Çünkü Faiz’in enflasyonu tetiklediğini kesin olarak söylemenin imkanı yoktur. Bilinmemektedir. Paranın enflasyonist etkisi ise spekülatiftir. Tamamen Algı ile ilgilidir. Madeni para da olsa sonuç değişmez. Digital de olsa aynıdır. Algyı yönetin.

Bu işlemi daha doğrusu Ayetteki ifadeyi en iyi anlatan örnek ise “Exponential moving average” denilen şeydir. FOREX işlemlerinde fiyat projeksiyonu yapabilmek için kullanılan bir yöntemdir. Dönem içinde oluşan hareketleri takip eder, düşüşleri ve çıkışları böylece geleceğe matuf projeksiyon sunar. Ne demek istediğimizi anlamanız için bu konuyu inceleyiniz lütfen.

Rekabet koşullarını dünya konjonktüründe tasarlamaz ve uygulamazsanız, bir getto yaratabilirsiniz belki. Böyle yaparak dünya ekonomisinin entegrasyonunu sağlayamazsınız. Ayet’lerin işaret ettiği bir başka önemli nokta da budur. Sadece küçük bir topluluk içinde uygulanan bir yöntem olmayı hedeflemiyor, tüm dünyayı kucaklayabilecek bir sistem öneriyor. Bugüne kadar “Faiz” algısının Riba’ya endexlenmiş olması sebebiyle bir sistem oluşturulamadı. Bu çerçevede sizin ürettiğiniz sistemin dünya ölçeğinde ayakta kalması ve kabul görmesi mümkün değil. Siz sermaye üzerindeki kazancı tümüyle reddetmek suretiyle bir alternatif olmaktan çıkmış oluyorsunuz. Çünkü güncel faizin temelde yaptığı şey, sermayenin de kazanmasını sağlamaktır. Önemli olan bu kazancı sınırlar içine çekip yararlı hale getirebilmektir. Reddetmek değil. Kur’an bunu zaten reddetmiyor, sadece sınırlıyor.

Faiz kelimesi sizi niçin bu kadar ürkütüyor? Kur’an bunu yasaklamıyor ki, niçin bu kadar ürküyorsunuz. Kur’an bunu yönetmenizi söylüyor. Niçin kapitalizmi yönetmek yerine farklılaşma çabası içindesiniz?

Batı medeniyetinin sorunları sizi niçin ilgilendiriyor? Geleceğin dünyasında batı yok. Niçin oraya takılıyorsunuz? Batı bir tehlike olmaktan çıkalı çok oluyor. Asıl güç doğuda. Bunu atlamamalısınız. Ancak, batı veya doğu, bizim sistemi tasarlamak için etken olmamalı, bizim yapmamız gereken, karşımızdakilerin argümanlarını bilerek hareket etektir. Aksi halde kopuk bir sistem haline gelir ve yaşama şansı da olmaz.

Ancak uygulamaları da iyi analiz etmeniz gerek. “şimdi kriz dönemi o yüzden kredi alan kimse yok” demek çok basit bir yaklaşım olur. Kredi alan birilerinin olması için, krediye ihtiyaç olması gerekir. Krediye ihtiyaç yoksa kimse kredi talep etmez. Bunun krizle ilgisi yoktur.

Biz paranın bir “varlık senedi” olması gerektiğini söylüyoruz.

Sam Adian
09.03.2012
06:04

Dear Mr. Demirci

- Kuran bu dünyayı oluşturan düzeni bizim için yasaklıyor. Siz kendi kendinize yasaklıyorsunuz. Kur’anın helal ve haramlarını olduğu gibi kabul etmek yerine, şu da haramdır bu da haramdır diyerek onları genişlettiğiniz için yasaklıyorsunuz. Sonuçta dönüp bunu Kur’an ın yaptığını söylüyorsunuz. Hayır, bunu kendi kendinize yapıyorsunuz. - Ama siz reel ekonomi yerine finans ekonomisini ya da rant ekonomisini teklif ediyorsunuz. Hayır, biz bahsettiğiniz zararlı etkileri Kur’an ın önerdiği şekilde zaman içinde eritmeyi ve notrolize etmeyi, ama bunu yaparken dünyaya entegrasyonu reddetmemeyi öneriyoruz. - Faiz enflasyona neden olur. Bu matematik olarak öyledir. Hem monetarist hem de Keynesgil iktisatçılar, uzun dönemde enflasyonun sebebinin para arzının artırılması olduğunu söylerler. Ancak Faizin doğrudan enflasyon üzerindeki reel etkisi konusunda kesin bir görüş yoktur. - Faizin karşılığını nereden vereceksiniz ? Faizden sözedebilmek için Kredi olmalıdır. Kredi bir değer içindir. Üretim veya işletme içindir. İşletme kazanmaktadır O halde sermayeye de pay verir. Diyelim bir ev alıyorsunuz, kredi aldınız 10 yılda geri ödeyeceksiniz. Evinizin 10 yıl sonraki değerini hesaplamıyorsunuz, ödeyeceğiniz faizi haram sayıyorsunuz. Bazı önemli İslam alimleri bu konuda borcun geri ödendiği tarihteki değeri dikkate alınmalıdır diyor. Ama siz bunu dikkate almıyorsunuz. Altın aldığınızda fiyatının yükselmesi sizi ilgilendirmiyor, o ayrıca ödenmiş bir bedel olmuyor, bir ev aldığınızda faiz oluyor. Bu çelişkilidir. - Aynı şekilde para emisyonunu sürekli olarak artırın aynı oranda bir dengeleyici tedbir almazsanız bu da enflasyon doğurur. Para arzından söz etmiyoruz. Faiz algısından söz ediyoruz. Sermaye üzerindeki işlemlerde faiz uyguluyor olmak ve bunu denetimli halde yapmak para arzını artırmaz. Öyle olsa bile kontrol altında tutabilirsiniz. Bu konumuzun dışında. - Krediyi verirken maksadınız önemli. Hayrına veriyorsanız burada bir sorun yok. Ama kazanmak için veriyor da riske ortak olmuyorsanız bu ekonomiye zararlıdır. Riske nasıl ortak olursunuz? Zarar meydana geldiği zaman veya işletme battığı zaman verdiğiniz krediyi kimden geri tahsil edeceksiniz? Riske ortak olmuş olmuyor musunuz? Sonraki aşamalarda sistemin yanlış yönlerini düzeltirsiniz, Kur’an a uygun hale getirirsiniz. (Icra vs.) Ancak meseleyi risklerden tamamen arınmış olarak görmenin imkanı yoktur. -Biz “Risk sigortası ve Kredi Garanti Fonu” önerdik. Siz bunu devlet olarak algıladınız. Bu devlet olmak zorunda değil. Bizim anlıyışımızda devlet ekonomiye veya üretime doğrudan katılan veya yönlendiren bir oluşum değildir. Ekonomi kendi dinamikleri içerisinde gelişir. Devlet ise sadece denetler. Devlet de kurallara uyar. Biz bu öneriyi yaparken, dar katılımlı ve sınırlı bir fon yerine, geniş katılımlı ve aktif bir fon oluşturmayı hedefledik. Kaldı ki, bir işletme battığı zaman, bir kredi battığı zaman bunu yine halk ödüyor. Yardımlaşan kimdir, fonu oluşturan kidir? Adına A veya B demeniz sonucu değiştirmez. Önemli olan, minimum zararla problemi ortadan kaldırmak ve sürdürülebilir bir refah oluşturmaktır. - Niye birinin batık kredilerini vergileri ile kapatsın. Niye birinin krediyi batırmasına izin veriyorsunuz? Verdiniz diyelim ve devleti de bunun dışında tuttunuz, o batıştan zarar görecek olan kim? Halk değil mi? Fona katılım sizi niçin rahatsız ediyor? Krediler battıktan sonra ağır bir yükü naltına girmek yerine, küçük katılımlarla halkın ezilmemesini sağlamak çok daha sağlıklı değil mi? Sokakta gördüğünüz fakire sadaka vererek onu alıştırıyorsunuz oluyor, ama onun çalışıp üretime katılmasını sağlayacak mekanizmayi desteklemek olmuyor. Bu anlaşılır değildir. - Türkiyede sizin dediğiniz şekilde uygulama yapan bir iktidar ve 55 % lik bir siyasi güç vardır. Meseleye bu açıdan yaklaştığınız zaman ideolojik refleksleriniz sizi engeller. Bu hep böyle oldu. Böyle yaptığınız zaman “farklılaşma” çabası içine girmiş olursunuz. Türkiye’deki iktidardan bize ne. Sizi bilmem ama beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilndiren şey Kur’an dır. Insanların ne yaptıkları değil. Ben sizi anladım. Siz, yerleşik kabullerinizle ve yöntemlerinizle, Kur’an ın önerdiği şeyi değil, kendi algınız doğrultusunda bir sistem tasarlıyorsunuz. Bunun adına da Adil Düzen diyorsunuz. Bu adil düzen olmaz, sizin düzeniniz olur. Hileli üretim olur. Böyle yaparak emperyalistlerden farklı bir öneride bulunmuş olmuyorsunuz. Tek fark, emperyalistlerin referansı Kur’an değil, siz ise Kur’an ı referans kabul ettiğinizi söylüyorsunuz ancak onu da kendinize göre anlama gayreti içindesiniz. Yöntemleriniz sizindir, itirazımız yok. Bizim yaptığımız, bunun yanlış olduğunu söylemek ve uyarmaktır. Biz sizi her şeyden önce “düzeni yalnızca Allah’a mahsus kılarak Kur’an ı olduğu gibi kabul etmeye” davet ediyoruz. Hiçbir ilave yapmadan ve değiştirmeden. Islah etmeye çalışmadan, yöntemlerinize göre yorumlamaktan vazgeçerek.

Vesselam

Sayfa: 2 / 2 (15 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Çok Yorumlanan Makaleler
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 41462 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 24893 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 11196 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hüseyin Kayahan
RUH, NEFİS ve DİĞERLERİ
4.5.2012 9122 Okunma
58 Yorum 13.05.2012 06:56
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 14173 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 17756 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 11107 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Sam Adian
IŞLEVSIZ TANRI...!
9.9.2012 8874 Okunma
42 Yorum 18.09.2012 01:06
Sam Adian
KAT'a ve NEFY - KAVRAMLAR
7.4.2012 6693 Okunma
34 Yorum 10.04.2012 09:17
Sam Adian
EN IYI ANAYASA YAZILI OLMAYANDIR.....
7.7.2012 7721 Okunma
34 Yorum 10.07.2012 22:30
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 8631 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16152 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 21800 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK
27.7.2012 6834 Okunma
32 Yorum 15.08.2012 10:48
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22150 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Harun Özdemir
Evlenme hakkı üzerine
11.7.2012 6559 Okunma
30 Yorum 18.07.2012 19:12
Lütfi Hocaoğlu
Bilgisayardan Kuran Öğrenmek. Ruhu-l Kuran Projesi
1.8.2009 7158 Okunma
27 Yorum 04.10.2019 15:50
Sam Adian
SOSYAL KAPITALIZM.
21.3.2012 8936 Okunma
27 Yorum 23.03.2012 04:25
Hüseyin Kayahan
ALLAH'I TANIMAK-2, TANRININ AÇMAZI
2.8.2012 5997 Okunma
25 Yorum 06.08.2012 22:06
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14260 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Sam Adian
KAT'A ve NEFY
31.3.2012 8284 Okunma
24 Yorum 11.04.2012 01:44
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15241 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Sam Adian
Varlığın Rabbi....
28.8.2012 6541 Okunma
24 Yorum 05.09.2012 10:43
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 17810 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 15890 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Sam Adian
DARB-I MESEL VE YETKI GASPI
8.3.2012 5553 Okunma
22 Yorum 11.03.2012 16:10
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 16873 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Hüseyin Kayahan
GECİKMİŞ YORUMLAR: SALSAL VE TUFAN HK.
13.10.2013 7105 Okunma
22 Yorum 18.10.2013 15:10
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 11302 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Sam Adian
HMR ve SONUÇ
16.3.2012 6053 Okunma
19 Yorum 22.03.2012 23:51
Hüseyin Kayahan
ORUÇ ve RAMAZAN
29.6.2014 4640 Okunma
19 Yorum 20.07.2014 07:59
Sam Adian
HADIM'DAN ZINAYA
12.7.2012 5964 Okunma
18 Yorum 13.07.2012 10:00
Özer Ataç
Karagülle ile oruç tartışması
7.8.2012 4817 Okunma
18 Yorum 17.08.2012 18:42
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 19976 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Şeriata Göre Kadınların Dövülebilmesi?
16.3.2014 10965 Okunma
18 Yorum 20.03.2019 10:45
Mete Firidin
Kuran’da Tasavvuf ve Lahid Köklü Kelimeler
8.5.2014 8061 Okunma
18 Yorum 10.05.2014 11:22
Süleyman Karagülle
D E R G I !
29.4.2017 2706 Okunma
18 Yorum 16.05.2017 08:11
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 33595 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Sam Adian
YAPISAL ILKELER - KARAR MEKANIZMALARI
29.3.2012 4997 Okunma
17 Yorum 31.03.2012 20:26
Harun Özdemir
Adem Tiflis'te insan oldu!
26.6.2012 5928 Okunma
17 Yorum 05.07.2012 21:40
Mete Firidin
Cennetteki Khamr
28.5.2015 10729 Okunma
17 Yorum 29.05.2015 19:00
Sam Adian
SLT ve SISTEM Toplu değerlendirme ve cevaplar
19.2.2012 5429 Okunma
16 Yorum 24.02.2012 01:08
Sam Adian
UTANMAZLIK ZINA MIDIR?
13.7.2012 6764 Okunma
16 Yorum 14.07.2012 21:14
Sam Adian
RIBA VE EKONOMI
7.3.2012 7422 Okunma
15 Yorum 09.03.2012 06:04
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 20857 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Sam Adian
EKIMUS SALAT - Namaz bir Ritüel midir?
1.2.2012 10033 Okunma
14 Yorum 12.02.2012 15:08
Mete Firidin
Rahmet ve Şeriat
19.3.2012 4906 Okunma
14 Yorum 27.03.2012 21:05
Mete Firidin
Hamr ve Humr
12.4.2012 6165 Okunma
14 Yorum 02.05.2012 15:51
Mete Firidin
Adet Görmekteyken Kadın Namaz Kılabilir mi?
14.6.2018 2803 Okunma
14 Yorum 19.06.2018 16:58
Mete Firidin
Âdemoğlu Şeytanın Halifesidir
22.3.2019 1329 Okunma
14 Yorum 27.03.2019 17:22