RAHMAN SÛRESİ - 16. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ (24) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (25)
Ve O’na aittir inşa edilmiş, alemler gibi olan bahrdaki cariyeler. Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz? (24-25)
وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ
Ve O’na aittir inşa edilmiş, alemler gibi olan bahrdaki cariyeler.
İsim cümlesi | Vâv-u isti’nâfiye |
Mübteda | Haber |
Hâl | Sahibul hâl | Mecrur | Cârr |
Mecrur | Cârr | Mefûlun fih | Şibh-i fiil |
Mecrur | Cârr | Sıfat | Mevsûf |
الْأَعْلَامِ | كَ | الْبَحْرِ | فِي | الْمُنْشَآتُ | الْجَوَارِ | هُ | لِ | وَ |
İsim cümlesi | Vâv-u isti’nâfiye |
Mübteda | Haber |
Hâl | Sıfat | Mevsûf Sahibul hâl | Mecrur | Cârr |
Mecrur | Cârr | Mefûlun fih | Şibh-i fiil |
Mecrur | Cârr |
الْأَعْلَامِ | كَ | الْبَحْرِ | فِي | الْمُنْشَآتُ | الْجَوَارِ | هُ | لِ | وَ |
وَ: Vâv-u isti’nâfiyyedir.
لِ: “Aittir” demektir. Harf-i cerdir.
هُ: “O” demektir. Üçüncü şahıs eril tekil mecrur muttasıl zamirdir. Rahman’a racidir.
لَهُ: “O’na aittir” demektir.
الْجَوَارِ: “Cariyeler, akanlar” demektir. جري kökünden üçüncü şahıs düzensiz dişil çoğul merfu marife ism-i fâildir. Tekili الْجَارِيَة dir.
Nekre | جري |
Düzensiz çoğul | Çoğul | İkil | Tekil |
جُرَّاءٌ جُرًّى جُرَاةٌ | جَارُونَ | جَارِيَانِ | جَارٍ | Eril | Merfu |
جَوَارٍ | جَارِيَاتٌ | جَارِيَتَانِ | جَارِيَةٌ | Dişil |
جُرَّاءً جُرًّى جُرَاةً | جَارِينَ | جَارِيَيْنِ | جَارِيًا | Eril | Mensub |
جَوَارِيَ | جَارِيَاتٍ | جَارِيَتَيْنِ | جَارِيَةً | Dişil |
جُرَّاءٍ جُرًّى جُرَاةٍ | جَارِينَ | جَارِيَيْنِ | جَارٍ | Eril | Mecrur |
جَوَارِيَ | جَارِيَاتٍ | جَارِيَتَيْنِ | جَارِيَةٍ | Dişil |
Marife | جري |
Düzensiz çoğul | Çoğul | İkil | Tekil |
الْجُرَّاءُ الْجُرَّى الْجُرَاةُ | الْجَارُونَ | الْجَارِيَانِ | الْجَارِي | Eril | Merfu |
الْجَوَارِي | الْجَارِيَاتُ | الْجَارِيَتَانِ | الْجَارِيَةُ | Dişil |
الْجُرَّاءَ الْجُرَّى الْجُرَاةَ | الْجَارِينَ | الْجَارِيَيْنِ | الْجَارِيَ | Eril | Mensub |
الْجَوَارِيَ | الْجَارِيَاتِ | الْجَارِيَتَيْنِ | الْجَارِيَةَ | Dişil |
الْجُرَّاءِ الْجُرَّى الْجُرَاةِ | الْجَارِينَ | الْجَارِيَيْنِ | الْجَارِي | Eril | Mecrur |
الْجَوَارِي | الْجَارِيَاتِ | الْجَارِيَتَيْنِ | الْجَارِيَةِ | Dişil |
Aslında marife merfu çekimi الْجَوَارِي şeklindedir. Sondaki ي harfi düşmüş ve الْجَوَارِ şekline dönüşmüştür.
Cariye (الْجَارِيَةُ) bir yerden başka bir yere, kesintisiz ve peş peşe gelen sürekli bir hareketle, kopuk kopuk geçişler şeklinde olmaksızın hareket eden demektir.
جَرَى - يَجْرِي + الْكَائِنُ: يَمُرُّ وَيَسِيرُ وَيَتَحَرَّكُ مُسْرِعًا: يَتَحَرَّكُ مُنْتَقِلًا مِنْ مَكَانٍ إِلَى آخَرَ بِحَرَكَةٍ مُسْتَمِرَّةٍ مُتَتَابِعَةٍ غَيْرِ مُتَقَطِّعَةٍ، وَلَا عَلَى شَكْلِ نَقَلَاتٍ. يَتَحَرَّكُ مُنْدَفِعًا بِحَرَكَةِ الْجَاذِبِيَّةِ أَوِ الرِّيحِ أَوْ فَرْقِ الضَّغْطِ أَوْ بِأَيَّةِ وَسِيلَةٍ أُخْرَى سِوَى الرِّجْلَيْنِ وَالْمَشْيِ وَالسَّيْرِ. وَلَفْظُ «جَرَى - يَجْرِي» يُسْتَعْمَلُ لِلْمِيَاهِ وَالْأَنْهَارِ وَالرِّيَاحِ وَالْمَرْكَبَاتِ وَالْفُلْكِ وَالْكَوَاكِبِ وَالنُّجُومِ، وَلَا يُسْتَعْمَلُ لِلْبَشَرِ وَالدَّوَابِّ.
جَرَى - يَجْرِي + varlık: Geçer, ilerler ve hızlıca hareket eder. Bir yerden başka bir yere, kesintisiz ve peş peşe gelen sürekli bir hareketle, kopuk kopuk geçişler şeklinde olmaksızın hareket eder. Yerçekimi, rüzgâr, basınç farkı veya bunların dışında, ayaklar, yürüme ve gitme hariç herhangi bir başka vasıtayla itilmeli bir hareketle ilerler. “جَرَى – يَجْرِي” lafzı; sular, nehirler, rüzgârlar, taşıtlar, gemiler, gök cisimleri ve yıldızlar için kullanılır; insanlar ve binek hayvanları için kullanılmaz. (Kitabuallah)
جَرَى - يَجْرِي + الْكَائِنُ + بِأَمْرٍ أَوْ شَيْءٍ أَوْ كَائِنٍ: يَجْرِي بِصُحْبَةِ الشَّيْءِ أَوِ الْأَمْرِ: بِمُلَازَمَةِ تَفَاصِيلِ الْأَمْرِ أَوْ بِمُلَازَمَةِ الشَّيْءِ نَفْسِهِ وَاصْطِحَابِهِ.
جَرَى - يَجْرِي + varlık + بِ bir iş, bir şey veya bir varlık: O işin veya şeyin beraberinde akar/ilerler; yani işin ayrıntılarına bağlı kalarak yahut şeyin kendisine eşlik edip onu beraberinde taşıyarak ilerler. (Kitabuallah)
الْمُنْشَآتُ: “İnşa edilenler” demektir. نشء kökünden if’âl bâbından üçüncü şahıs dişil çoğul merfu marife ism-i mef’ûldür. “Büyütülüp geliştirilenler” demektir. Tekili الْمُنْشَئَةُ dir.
Nekre | نشء |
Çoğul | İkil | Tekil |
مُنْشَءُونَ | مُنْشَءَانِ | مُنْشَأٌ | Eril | Merfu |
مُنْشَآتٌ | مُنْشَأَتَانِ | مُنْشَأَةٌ | Dişil |
مُنْشَئِينَ | مُنْشَأَيْنِ | مُنْشَأً | Eril | Mensub |
مُنْشَآتٍ | مُنْشَأَتَيْنِ | مُنْشَأَةً | Dişil |
مُنْشَئِينَ | مُنْشَأَيْنِ | مُنْشَأٍ | Eril | Mecrur |
مُنْشَآتٍ | مُنْشَأَتَيْنِ | مُنْشَأَةٍ | Dişil |
Marife | نشء |
Çoğul | İkil | Tekil |
الْمُنْشَءُونَ | الْمُنْشَءَانِ | الْمُنْشَأُ | Eril | Merfu |
الْمُنْشَآتُ | الْمُنْشَأَتَانِ | الْمُنْشَأَةُ | Dişil |
الْمُنْشَئِينَ | الْمُنْشَأَيْنِ | الْمُنْشَأَ | Eril | Mensub |
الْمُنْشَآتِ | الْمُنْشَأَتَيْنِ | الْمُنْشَأَةَ | Dişil |
الْمُنْشَئِينَ | الْمُنْشَأَيْنِ | الْمُنْشَأِ | Eril | Mecrur |
الْمُنْشَآتِ | الْمُنْشَأَتَيْنِ | الْمُنْشَأَةِ | Dişil |
Üçüncü bâbdan نَشَأَ - يَنْشَأُ şeklinde fiziksel olarak büyüme, gelişme, boyutlarının yapısal olarak artması, yapısal büyüme manasındadır. Lazım fiildir. Üçüncü bab if’âl bâbına (أَنْشَأَ – يُنْشِئُ) tadiye etkisi ile gelir. Fiziksel olarak büyümesini, gelişmesini, boyutlarının yapısal olarak artmasını sağlamak, inşa etmek anlamına gelir.
نَشَأَ - يَنْشَأُ + كَائِنٌ + شَيْئًا أَوْ كَائِنًا: بَدَأَهُ ثُمَّ رَعَاهُ حَتَّى يَعْظُمَ وَيَكْبُرَ بِجُودِهِ وَخَلْقِهِ. يَبْدَأُ كَائِنًا وَيَرْعَاهُ حَتَّى يَتَحَوَّلَ مِنْ وَضْعٍ يَكُونُ فِيهِ صَغِيرًا وَبَسِيطَ النَّوْعِ وَالْحَجْمِ، إِلَى شَيْءٍ آخَرَ ذِي صِفَاتٍ أَكْثَرَ قُوَّةً وَعِظَمًا.
نَشَأَ - يَنْشَأُ + bir varlık + bir şeyi veya bir varlığı: Onu başlattı, sonra cömertliği ve yaratılışıyla büyüyüp yücelinceye kadar onu gözetip yetiştirdi. Bir varlığı başlatır ve onu tür ve hacim bakımından küçük ve basit olduğu bir durumdan, daha güçlü ve daha büyük niteliklere sahip başka bir şeye dönüşünceye kadar gözetip yetiştirir. (Kitabuallah)
نَشْأَةٌ: عَلَى وَزْنِ «فَعْلَةٍ»، اسْمُ فِعْلِ الْمَرَّةِ مِنْ «نَشَأَ - يَنْشَأُ»: الْبَدْءُ وَالْخَلْقُ، ثُمَّ الْكِبَرُ وَالْعِظَمُ لِكَائِنٍ مَخْصُوصٍ.
نَشْأَة: فَعْلَة vezni üzerindedir. نَشَأَ - يَنْشَأُ fiilinden ism-i fiil-i merredir: Belirli bir varlık için başlatma ve yaratma, sonra büyüme ve yücelme. (Kitabuallah)
أَنْشَأَ - يُنْشِئُ: عَلَى وَزْنِ «أَفْعَلَ» مِنْ «نَشَأَ - يَنْشَأُ»: جَعَلَهُ يَنْشَأُ؛ جَعَلَهُ يَنْشَأُ بِنَفْسِهِ؛ أَوْجَدَهُ وَهَيَّأَ لَهُ مَا يَلْزَمُهُ لِلنُّشُوءِ بِنَفْسِهِ؛ رَعَاهُ وَهُوَ يَكْبُرُ وَيَعْظُمُ شَيْئًا فَشَيْئًا.
أَنْشَأَ - يُنْشِئُ: نَشَأَ - يَنْشَأُ fiilinden “أَفْعَلَ” vezni üzerindedir: Onu يَنْشَأُ hâline getirdi; onu kendiliğinden يَنْشَأُ hâline getirdi. Onu var etti ve kendiliğinden “neş’et etmesi (gelişip büyümesi)” için gerekli olan şeyleri ona hazırladı. O, yavaş yavaş büyüyüp yücelirken onu gözetip yetiştirdi. (Kitabuallah)
الْجَوَارِ الْمُنْشَآتُ: “İnşa edilen akanlar, cariyeler” demektir.
فِي: “İçinde” demektir. Harf-i cerdir.
الْبَحْرِ: “Bahr, deniz” demektir. بحر kökünden üçüncü bâbdan mastar olarak genişlemek, alanca büyümek manasındadır. Bu mastar manasından alanı büyük olan şey manasından ıstılahi olarak “deniz” anlamında camid isimdir. Erildir. İkili بَحْرَانِ (merfu) ve بَحْرَيْنِ (mensub ve mecrur) dir. Çoğulu أَبْحُر ve بِحَار dır.
بَحَرَ - يَبْحَرُ + الْكَائِنُ أَوِ الشَّيْءُ أَوِ الْمَكَانُ: يَتَّسِعُ وَيَعْظُمُ فِي انْبِسَاطٍ: يَكُونُ الشَّيْءُ أَوِ الْمَكَانُ وَاسِعَ الْمِسَاحَةِ وَعَظِيمَهَا، وَمُنْبَسِطًا وَمُمْتَدًّا، لَا حُدُودَ ظَاهِرَةً لَهُ.
بَحْر: عَلَى وَزْنِ «فَعْل»، اسْمُ فِعْلٍ مِنْ «بَحَرَ - يَبْحَرُ»: وَهُوَ أَيْضًا اسْمُ مَكَانٍ أَوْ آلَةٍ مِنْهُ: الشَّيْءُ الْوَاسِعُ الْعَظِيمُ الْمِسَاحَةِ وَالْمُمْتَدُّ. وَهُوَ اصْطِلَاحًا: الْبَحْرُ الْمَعْرُوفُ، الْمُؤَلَّفُ مِنْ تَجَمُّعٍ كَبِيرٍ جِدًّا مِنَ الْمِيَاهِ.
بَحَرَ - يَبْحَرُ + varlık veya şey veya yer: Yayılmayla genişler ve büyür: Bir şey veya yer geniş, büyük, yaygın, düz ve görünür sınırları olmayan bir hale gelir.
بَحْر : بَحَرَ - يَبْحَرُ fiilinden türetilmiş bir isimdir. Ondan yer veya alet ismidir: Geniş, büyük, yaygın, düz bir şeydir. Terim anlamı olarak toplanıp birleşmiş çok büyük miktarda su kütlesi olarak bilinir. (Kitabuallah)
وَالتَّبَحُّرُ وَالِاسْتِبْحَارُ: الِانْبِسَاطُ وَالسَّعَةُ.
Tebehhur ve istibhâr: Yayılma ve genişleme (Lisanu-l Arab)
وَاسْتَبْحَرَ الرَّجُلُ فِي الْعِلْمِ وَالْمَالِ، وَتَبَحَّرَ: اتَّسَعَ وَكَثُرَ مَالُهُ.
Adam ilimde ve malda istibhâr etti ve tebehhur etti: Onun malı genişledi ve çoğaldı. (Lisanu-l Arab)
وتَبَحَّرَ فِي الْعِلْمِ: اتَّسَعَ.
İlimde tebehhur etti: Genişledi. (Lisanu-l Arab)
Görüldüğü gibi bahr kelimesinin ilk manası deniz değildir. Yayılma, genişleme anlamından deniz manası ortaya çıkmıştır. Bahr kelimesini anlamak için berr (kara) kelimesinin de manası bilinmelidir. Birbirine zıt olan bu iki kavram önemlidir. Bahr berr’ler arasında olan büyük ve geniş alandır. Deniz olabileceği gibi gökyüzü de uzay boşluğu da bahrdır. Berr kara parçalarıdır, üzerinde herhangi bir araç olmadan stabil bir şekilde durulabilen yerdir. Bahr ise araç olmadan stabil şekilde, uzun süre durulamayan yerdir. Uzay yolculuğunda Dünya ile Ay’ın arasındaki boşluk bahr iken Dünya ve Ay’da uzay aracının inebildiği yerler berr olur.
فِي الْبَحْرِ: “Bahr içinde” demektir.
الْجَوَارِ الْمُنْشَآتُ فِي الْبَحْرِ: “Bahrda inşa edilmiş cariyeler”, diğer iraba göre “inşa edilmiş, bahrdaki cariyeler” demektir.
كَ: “Gibi” demektir. Harf-i cerdir.
الْأَعْلَامِ: “Alemler” demektir. Tekili عَلَم dir. علم kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan عَلْم mastarı bir şeyle, bir işle, bir sıfatla ya da bir belirti ile bir şeyi, birisini tanımlamak, karakterize etmek, sınıflamak manasındadır. Bu manadan gelerek عَلَم tanımlamada kullanılan şey manasından “tanımlama, sınıflama aracı” anlamında ism-i alet manasında camid isimdir. Bu manasıyla ıstılahi olarak sivriliği ile büyüklüğü ile bulunduğu yerin diğer yerlerden ayrılmasını ve karakterize olmasını sağlayan ism-i alet manasında camid isim olarak “sivri dağ” manasındadır. Bunun dışında ıstılahi olarak üst dudaktaki yarığa, bayrağa da alem denmektedir. Bunlar tanımlayıcı vasıflardır. Alemdâr bayrak taşıyan demektir. Alem (Arapça) bayrak, dâr (Farsça) taşıyan demektir. Arapçada özel isme de alem (الْعَلَم) denir. Çünkü o isim o varlığı tanımlar. Bu bâbdan gelen alamet (عَلَامَة) kelimesi de Türkçede kullanılmaktadır. عَلَامَة tanımlamada, karakterize olmada, sınıfının belli olmasında kullanılan şey manasından “belirti, alamet” anlamında isimdir. Bu bâbdan gelen âlem (عَالَم) kendine has özellikleri ile çevresinden ayrılan, tanınan, aynı özelliğe sahip olup bu özellikleri ile diğerlerinden ayrılarak sınıflandırılan topluluk manasında ism-i cemdir.
كَالْأَعْلَامِ: “Alemler gibi” demektir.
الْجَوَارِ الْمُنْشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ: “Bahrda inşa edilmiş alemler gibi olan cariyeler” demektir. Diğer i’râba göre “İnşa edilmiş, alemler gibi olan bahrdaki cariyeler” demektir.
لَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ: “O’na aittir bahrda inşa edilmiş alemler gibi olan cariyeler” demektir. Diğer i’râba göre “O’na aittir inşa edilmiş, alemler gibi olan bahrdaki cariyeler” demektir.
Bu ayette cariye (الْجَارِيَةُ) kelimesi çoğul olarak (الْجَوَارِ) kullanılmıştır. Cariye (الْجَارِيَةُ) ism-i fâildir. Camid isim değildir. Burada ilk aklımıza gelen gemilerdir. Ancak gemi anlamına gelen Kuran’da iki kelime vardır: fulk ve sefine. Bu kelimeler kullanılmamıştır. Bu durumda cariye kelimesinin kökü olan “akmak” anlamındaki جري nin fiil ve mastar olarak kullanıldığı ayetlere bakalım ve bu fiilin fâili olan isimlere bakalım.
İsim | Ayetteki geçiş | Anlam |
فُلْك | حَتَّى إِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ | Hoş bir rüzgarla akan gemideydiniz. (Yunus 22) |
الْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ | İnsanlara fayda etmek için denizde akan gemi. (Bakara 164) |
وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ | O’nun emriyle denizde akan gemi. (Hac 65) |
الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ | O’nun emriyle denizde akması için gemi. (İbrahim 32) |
وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ | Gemilerin O’nun emriyle akması için. (Rum 46) |
الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَةِ اللَّهِ | Allah’ın nimetiyle denizde akan gemi. (Lokman 31) |
سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ | Size içinde O’nun emriyle gemilerin akması ve O’nun fazlından aramanız için denizi boyun eğdirdi. (Casiye 12) |
وَهِيَ تَجْرِي بِهِمْ فِي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ | O (gemi) dağlar gibi dalgaların içinde onlarla akar. (Hud 42) |
تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا | O (gemi) gözetimimizle akar (Kamer 14) |
بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا | Onun (geminin) akması ve durması Allah’ın ismiyledir. (Hud 41) |
أَنْهَار | تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ | Altından nehirler akar. (Bakara 25, 266; Ali İmran 15, 136, 195, 198; Nisa 13, 57, 122; Maide 12, 85, 119; Tevbe 72, 89; Rad 35; İbrahim 23; Nahl 31; Taha 76; Hac 14, 23; Furkan 10; Ankebut 58; Zümer 20; Muhammed 12; Fetih 5, 17; Hadid 12; Mücadele 22; Saff 12; Tegabün 9; Talak 11; Tahrim 8; Buruc 11; Beyyine 8) |
تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ | Altında nehirler akar. (Tevbe 100) |
تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ | Altlarından nehirler akar. (Araf 43, Yunus 109, Kehf 31) |
وَجَعَلْنَا الْأَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ | Altlarından akan nehirler kıldık. (Enam 6) |
هَذِهِ الْأَنْهَارُ تَجْرِي مِنْ تَحْتِي | Altımdan akan bu nehirler. (Zuhruf 51) |
رِيح | وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِأَمْرِهِ إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا | Süleyman’a onun emriyle bereketlendirdiğimiz arza akan şiddetli esen rüzgârı … (Enbiya 81) |
الرِّيحَ تَجْرِي بِأَمْرِهِ | O’nun emriyle akan rüzgâr (Sad 36) |
الشَّمْس | وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا | Onun için olan istikrar yeri için akan Güneş. (Yasin 38) |
الشَّمْس وَالْقَمَر | سَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى | Güneş sistemini boyun eğdirdi. Hepsi isimlendirilmiş bir ecel için akar. (Rad 2, Lokman 29, Fatır 13, Zümer 5) |
عَيْن | فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ | İkisinin içinde akan iki pınar vardır. (Rahman 50) |
Ayetlerde görüldüğü gibi bu fiil şuurlu varlıklar ve hayvanlar için kullanılmıyor. Çünkü bu fiil “bir yerden başka bir yere, kesintisiz ve peş peşe gelen sürekli bir hareketle, kopuk kopuk geçişler şeklinde olmaksızın hareketi” ifade etmektedir. Gemi (فُلْك) için 10 defa, nehirler (أَنْهَار) için 40 defa, rüzgâr (رِيح) için 2 defa, Güneş (الشَّمْس) için 1 defa, Güneş sistemi (الشَّمْس وَالْقَمَر) için 4 defa, pınar (عَيْن) için 1 defa geçmektedir. Şuurlu varlıklar ve hayvanlar böyle hareket etmezler. Gemiler, nehirler, rüzgâr, gök cisimleri, pınarlar bu şekilde hareket ederler.
Bu ayetteki cariyeler bu şekilde hareket eden varlıkların hepsi olabilir. Bu kökten gelen Kuran’da geçen diğer ism-i fâillere bakalım.
فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا
Kolaylıkla akanlar (Zariyat 3)
إِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ
Kesinlikle biz su taşınca sizi bir cariyede (akanda) taşımıştık. (Hakka 11)
فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ
Onun içinde cariye (akan) bir pınar vardır. (Ğaşiye 12)
Zariyat 3’de cariyeler (الْجَارِيَاتِ) düzenli çoğul olarak gelmiştir.
الْجَوَارِ الْكُنَّسِ
Süpüren cariyeler (akanlar) (Tekvir 16)
وَمِنْ آيَاتِهِ الْجَوَارِ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ
O’nun ayetlerindendir alemler gibi olan bahrdaki cariyeler. (Şura 32)
Bu iki ayette de düzensiz çoğul (الْجَوَارِ) kullanılmıştır.
58 kere fiil ve mastar olarak gelen جري kökü 6 kere de ism-i fâil olarak geçer. İsm-i fâil geçişlerinin hepsi dişildir. Hiç eril geçiş (cari) yoktur. Çünkü âkil varlıklar için bu kök kullanılmaz. Araplar kullanmışlardır ama Kuran’da böyle bir kullanım yoktur.
Bu ayette cariyelerin sıfatı “inşa edilmiş” olmalarıdır. Biz Türkçede binalara inşaat demekteyiz. Hatta bir mühendisliğe inşaat mühendisliği demekteyiz. Kuran’da bu kökü inceleyerek nelerin inşa edildiğine bakalım.
İnşa (إِنْشَاء) ile halk (خَلْق) da birbirinden ayrılmalıdır. Halk inşayı kapsar. İnşa küçükten büyüme iken halk (خَلْق) hem küçükten büyüme hem büyükten küçülme veya aynı kalma şekilde biçimlenme demektir.
وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ | Tüm insanların bir nefisten inşası (Enam 6/90) |
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ | Tüm insanların bir nefisten halkı (Nisa 4/1) |
Geçiş | Mana | Açıklama |
فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ | Onları günahları sebebiyle helak ettik ve artlarından başka bir nesil inşa ettik. (Enam 6/6) | Bu ayette neslin oluşması inşa ile ifade edilmiş. |
وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَاءُ كَمَا أَنْشَأَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ | Rabbin hiçbir şeye muhtaç değildir ve merhamet sahibidir. O eğer dilerse sizi yok edip arkanızdan yerinize istediği başkalarını geçirebilir. Tıpkı sizi başka bir kavmin soyundan inşa ettiği gibi. (Enam 6/133) | Bu ayette kavmin oluşması inşa ile ifade edilmiş. |
فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ | Size onunla hurmadan ve üzümden bahçeler inşa ettik. Orada sizin için birçok yemiş var. Onlardan yersiniz. (Müminun 23/19) | Bahçelerin, bitkilerin inşasından bahsetmektedir. |
وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ هُوَ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ | Ve Semud’a kardeşleri Salih’i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim Allah’a kulluk edin. Sizin için Ondan başka ilah yoktur. O sizi yerden inşa etti. (Hud 11/61) | Arzdan topluluğun inşası anlatılmaktadır. |
هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَ | O size şimşeği ümit ve korku için gösterir ve ağır olan bulutlar inşa eder. (Rad 13/12) | Bulutun inşası |
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ | Sonra nutfeyi alaka olarak halk etti, alakayı mudge olarak halk etti, mudgeyi kemikler olarak halk etti, kemiklere et giydirdi sonra onu başka bir halk ile inşa etti. Halk edenlerin en hayırlısı olan Allah bereketlendirdi. (Müminun 23/14) | İnsanın inşası |
وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ | O sizin için işitmeyi, görme duyularını ve gönülleri inşa edendir. Ne de az şükrediyorsunuz! (Müminun 23/78) | Beyindeki merkezlerin inşası anlatılmaktadır. |
أَوَمَنْ يُنَشَّأُ فِي الْحِلْيَةِ | Ya o süs içinde inşa edilen? (Zuhruf 43/18) | Kız çocuğunun süs içinde inşası (büyümesi ve gelişmesi). |
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ (60) عَلَى أَنْ نُبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ (61) وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ (62) | Biz sizin aranızda ölümü takdir ettik ve biz önüne geçilenler değiliz. (Bunlar) Örneklerinizi değiştirmemiz ve sizi bilmediğiniz bir şeyde inşa etmek içindir. İlk inşayı bildiniz. Anlamanız gerekmez mi? (Vakıa 56/60-62) | İlk inşayı biliyoruz, sonraki inşa bilmediğimiz bir şekilde olacak. |
İnşa ile binayı da ayırmamız gerekmektedir.
بِنَاء “bina, yapı” demektir. بني kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan mastar olarak küçük parçaları bir araya getirerek yeni bir yapı ortaya çıkarmak manasındadır. Bu mastar manasından ortaya çıkarılan yapı manasında بِنَاءٌ “bina, yapı” anlamındadır. بُنْيَان da “yapı” demektir. بِنَاء genel anlamlı iken بُنْيَان insanların kullandığı ev, kale, makine, alet gibi her tür yapının adıdır.
Geçiş | Mana | Açıklama |
اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً | Allah sizin için yeri karargah ve göğü bina kıldı. (Mümin 40/64) | Semanın bina kılınması |
وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا | Göğe ve onu bina edene. (Şems 91/5) | Semanın bina olması atom altı parçacıklardan bina edilmesidir. Atom altı parçacıklar değişikliğe uğramadan, sayıları değişmeden semanın binasında kullanılmışlardır. |
أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَمْ مَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ | Yapısını Allah’tan bir sığınma ve rıza üzere tesis eden kimse mi hayırlıdır yoksa yapısını yıkılan ve onu da cehennem ateşinin içine deviren bir uçurumun ağzına tesis eden mi? (Tevbe 9/109) | Mescidlerin bünyan olması anlatılmaktadır. |
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَاهَامَانُ ابْنِ لِي صَرْحًا لَعَلِّي أَبْلُغُ الْأَسْبَابَ | Firavun dedi ki: Ey Haman, bana bir kule bina et de belki araçlara ulaşırım. (Mümin 40/36) | Kulenin bina edilmesi |
وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ آمَنُوا امْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ | Allah iman edenlere Firavun’un karısını örnek verdi hani o demişti ya “Rabbim bana indinde cennette bir ev bina et ve beni Firavun’dan ve onun amelinden kurtar ve beni zalim kavimden kurtar.”. (Tahrim 66/11) | Cennette beytin binası |
Bina ile inşanın farkı: İnşa içine giren malzeme girmeden önceki şeklini korumaz. İnşa içinde değişikliğe uğrayarak bulunur. Bina içine giren malzeme ise şeklini koruyarak bina içinde bulunur. Bu anlamda inşayı senteze, binayı ise modüler kuruluma benzetebiliriz.
Bunu Rad 12’deki ağır bulutların inşasıyla (يُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَ) analiz edelim.
1) Buharlaşma ve çekirdeklenme: Su, deniz/göl/toprak yüzeyinden buharlaşarak görünmez su buharı halinde yükselir. Yükselen hava soğudukça, atmosferdeki toz, tuz kristalleri veya polen gibi mikroskobik parçacıkların (yoğuşma çekirdekleri) etrafında su buharı yoğuşmaya başlar. Bunlar mikron boyutunda, milyonlarca minik su damlacığı oluşturur. Bir bulut aslında bu damlacıkların ışığı saçmasıyla görünür hale gelir.
2) Damlacıkların büyümesi (koalesans): Bulut içinde hava akımları damlacıkları sürekli çarpıştırır; çarpışan damlacıklar birleşerek (koalesans) daha büyük damlacıklar oluşturur. Her damlacık, komşularını yutarak kütlesini artırır.
3) Ağırlaşma (sakîl olma): Damlacıklar büyüdükçe bulutun su içeriği (likit su yoğunluğu) artar ve ثَقِيل (ağır) sıfatını kazanmış olur. Yeterince su biriktiren bulutlar koyulaşır. Çünkü artık ışığı geçirmeyecek kadar yoğun su/buz kristali taşımaktadır.
4) Yükselme ve soğuma: Bulut dikey olarak büyümeye devam ederse üst kısımlar donma seviyesinin üstüne çıkar. Burada damlacıklar donarak buz kristallerine dönüşür. Buz kristalleri etrafındaki su buharını daha hızlı çeker, bu da büyümeyi hızlandırır.
5) Yağış eşiği: Damlacık/buz kristali, havadaki yukarı akım kuvvetini (bulutu yukarıda tutan rüzgâr) yenecek kadar ağırlaştığında artık askıda kalamaz ve düşmeye başlar. Yani “ağır bulut” tabiri gerçekten fiziksel bir eşiktir. Kütle, taşıyıcı gücü (yukarı hava akımı) aştığında yağmur veya dolu olarak düşer.
Bu süreç, inşa tanımına uyar. Dışarıdan malzeme yani su buharı ve çarpışan damlacıklar alarak yapının artarak dönüşmesi bir inşadır. Bulut, başta görünmeyen bir buhar halinden, aşama aşama malzeme biriktirerek ثَقِيل (ağır) bir kütleye dönüşür. Statik bir “bina” değildir. Sürekli kütle kazanma ve dönüşmeyle dinamik bir inşa sürecidir. Bulut, tıpkı canlı bir organizma gibi dışarıdan aldığı malzemeyle (su buharı) büyüyüp değişir.
Kuran’da bu ayete çok benzeyen diğer ayet Şura suresindedir.
وَمِنْ آيَاتِهِ الْجَوَارِ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ إِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرِّيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلَى ظَهْرِهِ
O’nun ayetlerindendir alemler gibi olan bahrdaki cariyeler. Eğer isterse rüzgârı sakinleştirir de onun (bahrın) sırtı üzerinde durgunlar haline gelirler. (Şura 32-33)
Bu ayette fark olarak الْمُنْشَآتُ ifadesi yoktur, rüzgârın sakinleştirilmesi ve cariyelerin (akanların) rakideler (durgunlar) haline gelmesi ifadesi vardır.
Şimdi Rahman Suresinin bu ayetini tekrar değerlendirelim. Buradaki cariyeler (الْجَوَارِ) cem-i kesre olarak gelmiştir. Cariyât (الْجَارِيَات) şeklinde cem-i salim olarak gelmemiştir. Bir sistemin parçası olan cariyeler topluluğu değildir. Her biri kendi başına bir varlıktır. İkinci özellik inşa edilmiş olmasıdır. Münşeat statik bir bina değildir. Sürekli değişim ve gelişim içindedir. Bu nedenle günümüz gemileri ile uyumlu değildir. Zaten ayette cariyeler şeklinde sıfatsal ifade gelmektedir, gemiler denmemiştir. Burada kastedilen sadece gemi olsaydı gemi denilirdi. Cariyeler dendiği için gemileri de kapsayabilir ama inşa edilmiş olması gemileri dışlamış gibi görünmekle beraber inşa edilmeyi sürekli yeni versiyonlarla daha büyük, daha gelişmiş gemiler üretmek olarak düşünebiliriz. Bu şekilde düşünürsek gemilere de uymaktadır. Alem kelimesini sivri dağ olarak, bahr kelimesini de deniz olarak kabul edersek deniz üzerinde anında göze çarpan, kendini gösteren sürekli yeni versiyonlarla daha büyük, daha gelişmiş gemiler ifade edilmiş olur. Ancak gemi değil cariye kelimesinin kullanılması Kuran’ın çağlar üstü olmasından dolayıdır diye düşünmemizi gerektirir. Bu da ileride geliştirilecek olan yüzen deniz şehirlerini bize düşündürür.

Güney Kore’nin Busan kentinde UN-Habitat, OCEANIX ve mimarlık firması BIG (Bjarke Ingels Group) iş birliğiyle yürütülen “OCEANIX Busan” projesi: Üç birbirine bağlı platform üzerinde 12.000 kişilik bir topluluk barındırması, tamamen güneş enerjisiyle çalışması ve kapalı döngü sistemleriyle kendi gıda ve temiz suyunu üretmesi planlanıyor. 100.000 sakine kadar genişleyebilecek şekilde tasarlanmış. Busan prototipinin zaman içinde organik olarak büyümesi, dönüşmesi ve mahallelerden şehirlere evrilerek sınırsızca ölçeklenebilmesi için tasarlandığı belirtiliyor. Bu proje literatürü “organik büyüme” ifadesini kullanıyor ki münşeat özelliğiyle uyum içindedir. Platformlar seracılık ve su/hava kültürü sistemleriyle organik üretim yapılan, bitkilerin yetiştirildiği tarım alanları içerecek şekilde tasarlanmış.
Benzer biçimde Maldivler’de yerel mercan formasyonlarından ilham alan altıgen adacıklardan oluşan bir yüzen şehir 2027’ye kadar hedefleniyor ve ilk prototipler Maldivler’de suya inmiş durumda.

Ayetteki “alemler gibi” ifadesi ideal olan yüzen şehirlerin dağ gibi yukarıya doğru sivrilecek şekilde yapılmasının daha uygun olduğunu düşündürmektedir.
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?
Soru cümlesi Fiil cümlesi | Fâ-u isti’nâfiye |
Fâil | Fiil | Mefûlün bih GS |
Mecrur | Cârr |
Muzâfun ileyh | Muzâf İstifhâm edatı |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
ا | تُكَذِّبَانِ | كُمَا | رَبِّ | آلَاءِ | أَيِّ | بِ | فَ |
فَ: İsti’nafiyye edatıdır (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ).
بِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ: “İkinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?” demektir.
Buradaki آلَاءِ “olgular” demektir. ءلي kökünden isimdir. Tekili إِلًى veya أَلًى dir. Kuran’da tekil geçişi yoktur. İkinci bâbdan (أَلا - يَأْلِي) birisinin bir işi veya bir şeyi titizlikle ve çaba sarf ederek derinlemesine araştırıp etraflıca incelemesi anlamındadır. Bu bâbdan إِلًى veya أَلًى ism-i mef’ûl anlamında camid isimdir. Hakkında araştırma yapılan ve incelenen şeydir. Araştırmayı, incelemeyi ve titiz sorgulamayı gerektiren kozmik olgu veya düşündürücü meseledir. Allah’ın kâinattaki âyetleri (kozmik olgular) إِلًى dir. Kitabında anlattığı tarihsel olgular إِلًى dir. Kuran’da okuyup da anında ne olduğunu anlayamadığımız, anlamak için derin bir araştırma, bir alt yapı ve bilgi gerektiren her türlü olgu إِلًى dir. Bir şey, bir iş, gerçekleşen bir durum آلَاءِ dan ise onun olduğunu görürsün ama nasıl olduğunu anlaman için çok derin araştırma yapman, o iş üzerinde kafa yorman, incelemen gerekir. Rahman suresinde 31 kere tekrarlanan bu ayetlerin arasında geçen tüm cümleler derin araştırma yapılması, kafa yorulması ve incelenmesi gereken durumlardır.
Bu ayetten önceki ayette لَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ (O’na aittir inşa edilmiş, alemler gibi olan bahrdaki cariyeler) denmektedir. Bu da Allah’ın doğa kanunlarından fizik kanunlarının olgularını ifade etmektedir. Hem gemilerin yapılması hem de yüzen şehirlerin yapılabilmesi suyun kaldırma kuvveti, metasentrik yükseklik (kütle merkezinin doğru yükseklikte olması), dalga hidrodinamiği ve rezonans (kendi doğal salınım periyodu ile gelen dalga periyodunun rezonanslarının farklı olması) dahil pek çok fizik prensibini bilmeyi ve bunlara göre tasarım yapmayı gerektirir. Bunların her biri bir olgudur. Bu olguların bilinmesi ve anlaşılması derin bir araştırma ve bilgi birikimi gerektirir.
Teşvikiye, Yalova
11 Temmuz 2026
M. Lütfi Hocaoğlu