RAHMAN SÛRESİ - 10. Hafta
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (13)
Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz? (13)
Soru cümlesi Fiil cümlesi | Fâ-u isti’nâfiye |
Fâil | Fiil | Mefûlün bih GS |
Mecrur | Cârr |
Muzâfun ileyh | Muzâf İstifhâm edatı |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
Muzâfun ileyh | Muzâf |
ا | تُكَذِّبَانِ | كُمَا | رَبِّ | آلَاءِ | أَيِّ | بِ | فَ |
فَ: İsti’nafiyye edatıdır. Buna Fâ-u isti’nâfiye (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ) denir. Cümle başında bulunur. Arkasından öncesindeki cümle ile i’râb yönünden ilişkisi olmayan yeni bir cümle başlatır. İ’râbsal ilişki olmamasına rağmen öncesindeki cümle ile sonrasındaki cümle arasında anlamsal irtibat vardır. Bu irtibata göre fâ-u isti’nâfiye şu şekilde sınıflandırılır:
- Fâ-u ta’liliyye (الفَاءُ التَّعْلِيلِيَّةُ): Öncesi ile sonrasında sebep sonuç ilişkisi vardır. Öncesi sonrasının sebebidir. Türkçeye çevrilirken “bundan dolayı”, “bu sebeple” şeklinde çevrilmelidir.
- Fâ-u tafsiliyye (الفَاءُ التَّفْصِيِلِيَّةُ أَوِ التَّفْسِيرِيَّةُ): Öncesindeki cümle kapalı, tam olarak anlaşılmayan bir cümledir (Mücmel bir ifade). Sonrasındaki cümle ise mücmeli açıklayan, kapalılığı gideren bir cümledir (Mufassal bir ifade).
- Netice Fâsı (فَاءُ النَّتِيجَةِ): Önceki cümle/cümleler açıklanmış cümle/cümlelerdir. Sonraki cümle ise bu açıklanmış cümle/cümlelerin sonucunu gösteren, bir nevi özetleyen cümledir. Fâ-u tafsiliyyenin tersidir. “Sonuç olarak”, “neticede” şeklinde Türkçeye çevrilir.
- İrtibat Fâsı (فَاءُ الْاِرْتِبَاطِ): Öncesindeki cümle ile sonrasındaki cümle arasında zamansal ya da sebepsel ilişki yoktur ama aralarında bağlantı vardır. Cümleler arasındaki fâ tertip ve takip için değil, sebep için değil, tafsil için değil, neticelendirme için değilse ve cümleler arasında konu bağlantısı olduğu zaman gelen fâ irtibât fâsıdır.
Önceki 12 ayette Rahman’ın yaptıkları anlatılmış ve sonrasında bir soru cümlesi gelmiştir. Bu فَ ile önceki 12 ayetteki cümleler ile bu soru cümlesi arasında bir bağ kurulmuştur. Sonraki cümle soru cümlesidir ve öncesi ile arasında sebep-sonuç ilişkisi var mıdır? Buradaki soru cümlesi kendisinden cevap istenen bir soru cümlesi değildir. Bu nedenle öncesi ile sonrası arasında sebep sonuç ilişkisi vardır. Buradaki fâ fâ-u ta’liliyyedir.
بِ: “-ı, -i” demektir. تُكَذِّبَانِ fiilinin mef’ûlü bu harf-i cerden sonra gelir.
أَيِّ: “Hangisi” demektir. Soru ismidir. Mu’râbdır yani cümledeki görevine göre son harekesi değişir (أَيُّ, أَيِّ, أَيَّ). Her zaman muzaftır. Cümlede önüne harf-i cer alarak mef’ûlün bih gayri sarih olabilir. Bu durumda soru edatlarının sadaratu-l kelam özelliği nedeniyle harf-i cer ile beraber cümlenin en önünde yer alır. Bu sadaratu-l kelam özelliği nedeniyle ister mef’ûlün bih olsun ister mef’ûlü mutlak olsun cümlenin en önünde yer alır. Burada da أَيِّ soru ismi önüne harf-i cer alarak (بِأَيِّ) mef’ûlün bih gayri sarih olmuştur ve soru edatlarının sadaratu-l kelam özelliği nedeniyle بِ harf-i ceri ile beraber cümlenin en önünde yer almıştır.
آلَاءِ: “Olgular” demektir. ءلي kökünden isimdir. Tekili إِلًى veya أَلًى dir. Kuran’da tekil geçişi yoktur. İkinci bâbdan (أَلا - يَأْلِي) birisinin bir işi veya bir şeyi titizlikle ve çaba sarf ederek derinlemesine araştırıp etraflıca incelemesi anlamındadır. Bu bâbdan إِلًى veya أَلًى ism-i mef’ûl anlamında camid isimdir. Hakkında araştırma yapılan ve incelenen şeydir. Araştırmayı, incelemeyi ve titiz sorgulamayı gerektiren kozmik olgu veya düşündürücü meseledir. Allah’ın kâinattaki âyetleri (kozmik olgular) إِلًى dir. Kitabında anlattığı tarihsel olgular إِلًى dir. Kuran’da okuyup da anında ne olduğunu anlayamadığımız, anlamak için derin bir araştırma, bir alt yapı ve bilgi gerektiren her türlü olgu إِلًى dir. Sözlüklerin neredeyse tamamında bu kelimeye “nimet” anlamı verilmiştir. Yine nimet anlamını veren sözlüklerde bu köke “çaba sarfetmek” anlamı da verilmiştir. Bu kelime dışında bu köke hiçbir yerde nimet anlamı verilmemiştir. Oysa nimet kelimesi zaten Kuran’da defalarca geçmektedir. Kuran’da eş anlamlı kelime yoktur. Allah kelimeleri de israf etmez. Bir şey, bir iş, gerçekleşen bir durum آلَاءِ dan ise onun olduğunu görürsün ama nasıl olduğunu anlaman için çok derin araştırma yapman, o iş üzerinde kafa yorman, incelemen gerekir.
رَبِّ: “Rab, terbiyeci” demektir. ربب kökünden isimdir. Alemlerin rabbi olan Allah’tır.
كُمَا: “İkiniz” demektir. Eril ve dişil ikinci şahıs ikil mecrur muttasıl zamirdir. Buradaki ikiniz kimdir? Kuran’da muhatap zamirleri sen, siz şeklinde çok geçer. “Sen” dendiğinde Kuran’ı okuyan ilk olarak kendisini anlamalıdır. Kuran, okuyana hitap eder. Eğer Kuran’ı okuyanı direk ilgilendirmeyen bir durumsa o zaman o şarta uyan kimseyi ilgilendirir. Okurken deriz ki bu ayet bana söylüyor veya bu ayetteki durum direk olarak beni ilgilendirmiyor deriz. Bu şekliyle direk olarak Kuran’ın indiği Peygamberi bile ilgilendirmeyen ayetler vardır.
وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا
Rabbin yalnızca ona ibadet etmenizi ve anne-babaya ihsanı kaza etti. Eğer senin indinde ikisinden biri veya her ikisi yaşlılığa ulaşmışsa ikisine “üf” deme ve ikisini azarlama ve ikisine kerim söz söyle. (İsra 23)
Bu ayetin muhatabı Peygamber değildir. Ne annesi ne de babası onun indinde yaşlanmıştır. Yetim ve öksüz büyümüştür.
Bu nedenle Kuran’da muhatap zamirleri kimi ilgilendirirse o ayet de onu ilgilendirir. Asıl olan ilgilendirmedir. İlgilendirmediğine dair bir karine gereklidir.
İkinci şahıs ikil zamirlerin (كُمَا ve أَنْتُمَا) Kuran’daki kullanımlarını incelediğimizde 55 kere كُمَا ve 1 kere أَنْتُمَا şeklinde, 65 kere de fiilin içinde merfu muttasıl zamir olan tesniye elifi (ا) şeklinde geçtiğini görürüz.
كُمَا geçişleri: 7 kere Adem-Havva’ya hitapta, 9 kere Musa-Harun’a hitapta, 4 kere Yusuf Peygamberin iki zindan arkadaşına hitapta, 1 kere Medyen suyunda Musa’nın ileride birisi eşi olacak olan iki kız kardeşe hitabında, 1 kere genel olarak anne-babaya hitapta, 1 kere Peygamberin iki hanımına hitapta ve 31 kere Rahman suresindeki bu soru cümlesinin tekrarında 1 kere de Rahman suresinde عَلَيْكُمَا şeklinde kullanılmaktadır.
أَنْتُمَا geçişleri: 1 kere Musa-Harun’a hitapta kullanılmaktadır.
Fiilin içinde merfu muttasıl zamir olan tesniye elifi (ا) şeklinde geçişleri: 11 kere Adem-Havva’ya hitapta, 1 kere İbrahim-İsmail Peygamberlere hitapta, 1 kere İsrail Oğullarının Musa ve rabbinin savaşmasını istedikleri hitapta, 13 kere Musa-Harun’a hitapta, 2 kere Yusuf Peygamberin iki zindan arkadaşına hitapta, 1 kere Sema ve arza hitapta, 1 kere genel olarak anne-babaya hitapta, 2 kere inatçı keffarları, Allah’la beraber başka ilah kılanları cehenneme koyan saik ve şehide hitapta, 31 kere Rahman suresindeki bu soru cümlesinin tekrarındaki تُكَذِّبَـانِ fiilinde ve 1 kere yine Rahman suresinde تَنْتَصِرَانِ fiilinde, 1 kere Nuh ve Lut’un karısına cehenneme ikiniz girin denilirken kullanılmaktadır.
Bu suredeki 64 kere geçen ikil zamirlerin hepsi aynı iki kişiye veya aynı iki topluluğa hitap etmektedir. Surenin başından sonuna kadar okunduğunda bu ikil varlığın insan ve cin olduğunu anlamaktayız. 14. ayette insanın yaratılışını, 15. ayette cinlerin yaratılışını anlatır. 31. ayette أَيُّهَا الثَّقَلَانِ (ey iki ağırlık) der, 33. ayette يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ (ey cin ve insan toplulukları) der. 39., 56. ve 74. ayetlerde insan ve cin ifadesi yine birlikte gelir. Bu nedenle bu suredeki ikil hitaplar insanlara ve cinleredir.
Bu sure insan ve cinlere hitap eden bir suredir. Bu sure “ikiler” suresidir. Kuran’da en fazla “ikil” ifade bu surede gelmektedir.
رَبِّكُمَا: “İkinizin rabbi” demektir.
آلَاءِ رَبِّكُمَا: “İkinizin rabbinin olguları” demektir.
أَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا: “İkinizin rabbinin olgularının hangisi” demektir.
بِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا: “İkinizin rabbinin olgularının hangisini” demektir.
تُكَذِّبَانِ: “İkiniz yalanlıyorsunuz, ikiniz yanlışlıyorsunuz, ikiniz tekzib ediyorsunuz” demektir. كذب kökünden tef’îl bâbından ikinci şahıs eril ikil merfu muzari malum fiildir. Fâili tesniye elifidir (تُكَذِّبَـانِ) ve insan ve cinlere hitaptır. İkinci bâbdan (كَذَبَ - يَكْذِبُ) “yalan, yanlış söylemek” demektir. Bir şeyi onda olmayan bir şeyle vasıflandırmak veya isimlendirmek manasındadır. Tef’îl bâbına gelince birisinin, birilerinin sözlerinin yalan veya yanlış olduğunu, yaptığı işlerin yanlış olduğunu iddia etmektir. Kasıtlı olarak yapılırsa yalan, kasıtsız olarak yapılırsa yanlış olur. Arapçada ikisi de aynı fiille ifade edilir. كَذِب “yalan, yanlış” demektir. Kuran’da كذب kökü ikinci bâbdan ve tef’îl bâbından gelir. Sadece mazi ve muzari fiil olarak gelir. Emir veya nehiy fiil olarak gelmez. لَا تَكْذِبْ şeklinde gelmez. Çünkü bu kökün anlamı sadece yalan söylemek değildir. Yalan söylemeyi de kapsayan bir anlamı vardır. Yanlış söylemek de bu fiilin kapsamı içindedir. Bu nedenle Kuran’da لَا تَكْذِبْ şeklinde gelmez. Gelseydi kimse yanlış bir şey söyleyemezdi.
كذب kökünün tef’îl bâbından merfu muzari malûm çekimi |
Çoğul | İkil | Tekil | كذب |
يُكَذِّبُونَ | يُكَذِّبَانِ | يُكَذِّبُ | Eril | 3.Şahıs |
يُكَذِّبْنَ | تُكَذِّبَانِ | تُكَذِّبُ | Dişil |
تُكَذِّبُونَ | تُكَذِّبَانِ | تُكَذِّبُ | Eril | 2.Şahıs |
تُكَذِّبْنَ | تُكَذِّبَانِ | تُكَذِّبِينَ | Dişil |
نُكَذِّبُ | نُكَذِّبُ | أُكَذِّبُ | 1.Şahıs |
بِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ: “İkinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?” demektir.
آلَاءِ ifadesi Kuran’da 34 kere geçmektedir. 31’i Rahman suresinin bu tekrarlayan ayetindedir. Diğer 3’ünden ikisi Araf suresinde biri de Necm suresinde geçmektedir.
وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ (65) قَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ إِنَّا لَنَرَاكَ فِي سَفَاهَةٍ وَإِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبِينَ (66) قَالَ يَاقَوْمِ لَيْسَ بِي سَفَاهَةٌ وَلَكِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (67) أُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَأَنَا لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ (68) أَوَعَجِبْتُمْ أَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَاذْكُرُوا إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَصْطَةً فَاذْكُرُوا آلَاءَ اللَّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (69)
Âd’a kardeşleri Hûd’u … “Ey kavmim, sizin için O’ndan başka hiçbir ilahın olmadığı Allah’a ibadet edin, ittika etmez misiniz” dedi. Kavminden küfredenlerin ileri gelenleri “kesinlikle biz seni sefahat içinde görüyoruz ve kesinlikle biz seni yalancılardan zannediyoruz” dediler. “Ey kavmim, bende bir sefahat yok ve ancak ben alemlerin rabbinden bir elçiyim, size rabbimin mesajlarını ulaştırıyorum ve ben sizin için emin bir nasihat edenim, size rabbinizden sizden bir adamın üzerinde bir zikrin sizi uyarması için gelmesine şaşırıyor musunuz ve zikredin ki sizi Nuh kavminin sonrasında halifeler kılmıştı ve sizi yaradılışça güçlü kılmıştı, öyleyse Allah’ın olgularını zikredin, umulur ki iflah olursunuz” dedi. (Araf 65-69)
Bu ayetlerde Hûd, kavmi olan Âd’a Allah’ın olgularını zikredin demektedir. Öncesinde iki şeyi zikretmelerini istemektedir. Birisi Nuh kavminin halifeleri kılınmaları diğeri bedence güçlü kılınmalarıdır. Bu iki durum Allah’ın alâsındandır. Bir topluluğun yaradılışça güçlü kılınması ve bir topluluğun tarihsel yükselişi, basit birer tesadüf veya “nimet” değil, arkasında biyolojik ve sosyolojik yasaların yattığı, üzerinde kafa yorulması gereken olgulardır. Âd kavmine Hûd “size verilen bu biyolojik ve siyasi gücün mekanizmalarını inceleyin, bunların arkasında yatan düzeni görüp Allah’ın gücünü anlayın ve yalnızca O’na ibadet edin” demektedir.
وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ هَذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ لَكُمْ آيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ (73) وَاذْكُرُوا إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّأَكُمْ فِي الْأَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًا فَاذْكُرُوا آلَاءَ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ (74)
Semûd’a kardeşleri Salih’i … “Ey kavmim, sizin için ondan başka hiçbir ilahın olmadığı Allah’a ibadet edin, size rabbinizden bir beyyine gelmiştir, bu sizin için bir ayet olan Allah’ın dişi devesidir, onu bırakın, Allah’ın arzında yesin ve sizi elim bir azabın alacak olmasına sebep olacak olmasından dolayı ona kötülükle dokunmayın ve zikredin ki sizi Âd’ın sonrasında halifeler kılmıştı ve sizi arzda barındırdı, ovalardan kasrlar ediniyordunuz ve dağları evler olarak yontuyordunuz, öyleyse Allah’ın olgularını zikredin ve arzda fesat çıkaranlar olarak karışıklık çıkarmayın” dedi. (Araf 73-74)
Bu ayetlerde Salih, kavmi olan Semûd’a Allah’ın olgularını zikredin demektedir. Öncesinde iki şeyi zikretmelerini daha istemektedir. Birisi Âd kavminin halifeleri kılınmaları diğeri yerde yerleştirilmeleridir ki bunun iki şekilde olduğu söylenmektedir: ovalara kasrlar yapıyorlar ve dağlardan evler yontuyorlar. Semûd kavmine Salih “size verilen siyasi gücün mekanizmalarını inceleyin, size verilen bu mimari dehayı Allah’ın koyduğu doğal kanunları kullanarak gerçekleştirdiğinizi düşünün, altında yatan mekanizmayı inceleyin, bunların arkasında yatan düzeni görüp Allah’ın gücünü anlayın ve yalnızca O’na ibadet edin” demektedir.
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارَى
Rabbinin olgularından hangisini şüpheyle tartışırsın? (Necm 55)
Bu ayetin öncesinde ilk Âd kavminin, Semûd’un ve Nuh kavminin başına gelenleri ifade ettikten sonra bu ayette rabbinin âlâsının hangisini şüpheyle tartışıyorsun denmiştir. Onların başlarına gelenlerin her biri bir olgudur. Onların her birinin derinlemesine incelenmesi ve araştırılması gerekir. Yakın zamanda Âd kavminin yıldırım fırtınası ile nasıl yok edildiği bulunmuştur. Bu da ancak derin bir inceleme ve araştırma ile bulunmuştur. Bunlar Allah’ın tarihi olgularıdır. Ancak derin bir analizle nasıl gerçekleştiği anlaşılabilir.
Rahman suresinin bu ayetine kadar 12 ayet geçmiştir ve arkasından bu ayette ikinizin rabbinin olgularından hangisini yalanlıyorsunuz denmiştir? Bu ifade geneldir. Rabbimizin tüm olgularıdır ama bu ayette bu soru sorulduğuna göre önceki ayetlerde rabbimizin olguları olmalıdır.
الرَّحْمَنُ (1) عَلَّمَ الْقُرْآنَ (2) خَلَقَ الْإِنْسَانَ (3) عَلَّمَهُ الْبَيَانَ (4) الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ (5) وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ (6) وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ (7) أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ (8) وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ (9) وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ (10) فِيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْأَكْمَامِ (11) وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ (12)
(Rahman 1-12)
- Kuran’ı öğretme olgusu
- İnsanı yaratma olgusu
- Beyanı öğretme olgusu
- Güneş sisteminin ince bir hesapla olması olgusu
- Yıldız ve ağaçların secde etmesi olgusu
- Göğün yükseltilmesi olgusu
- Mizanın konulması olgusu
- Arzın canlılar için konulması olgusu
Bunların hepsi إِلًى veya أَلًى dir. آلَاءِ رَبِّكُمَا dandırlar. Hakkında araştırma yapılması ve incelenmesi gereken şeylerdir. Araştırmayı, incelemeyi ve titiz sorgulamayı gerektiren kozmik olgular veya düşündürücü meselelerdir. Bunların hepsi derin bir araştırma, bir alt yapı ve bilgi gerektiren olgulardır.
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ cümlesi bir soru cümlesidir? Hangisini yalanlıyorsunuz veya yanlış olduğunu söylüyorsunuz denmektedir. Gerçekten bizden bir cevap mı istenmektedir? Hayır, istenmemektedir.
Soru her zaman cevap almak için gelmez. Burada da cevap almak amacıyla gelmemiştir. Burada ifade edilenler “İkinizin rabbinin hiçbir olgusunu yalanlayamazsınız/yanlışlayamazsınız” veya “İkinizin rabbinin olgularının hepsini inceleyin, araştırın ve nasıl gerçekleştiğini görün, anlayın ve yalanlayanlara da gösterin” veya “İkinizin rabbinin olguları kendiliğinden olmamıştır, tesadüfi değildir, rabbiniz onu gerçekleştirmiştir, bunun kendiliğinden olmadığını anlayın, ‘rabbiniz yapmadı, kendiliğinden oldu’ diye yalanlayanlara gösterin” ifadeleridir.
Rahman suresi 78 ayettir. فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ayeti 31 kere bu surenin içinde geçer. Geçtiği ayet numaralarında bile bir kurala tabidir.
T/Ç | Tek | Çift | Tek | Çift | Tek |
Ayet | 13 | 16,18 | 21,23,25 | 28,30,32,34,36,38,40,42 | 45,47,49,51,53,55,57,59,61,63,65,67,69,71,73,75,77 |
Tek ve çift geçişler arasındaki farklar 3 iken (1316, 1821, 2528, 4245) tek ve çift devam ederken aradaki fark hep 2 olarak ardışık çift ve ardışık tek sayı olarak ilerliyor.
Sûrenin sonuna kadar bu tekrarlayan ayetlerin arasındaki ayetlerde sürekli olgular (آلَاء) ifade edilmektedir. Bu sûrenin amacı da budur. Allah’ın olguları üzerinde inceleme yapmaya teşvik etmektir. İnsanı yarattı dediğinde insanın nasıl yaratıldığını araştırın demektir. Göğü yükseltti, yeri koydu dediğinde evrenin yaratılışını araştırın demektir. Güneş sisteminin ince hesabından bahsettiğinde Güneş sisteminin kanunlarını bulun, inceleyin, anlayın demektir.
Bu sûre insanlar ve cinler için ortak sûredir. Bu sûre insan ve cinlerin Allah’ın olgularını düşünmesini, araştırmasını istemektedir. Bu sûreyi anlamak için olguları anlamak gereklidir. Bir olguyu anlamak için yeterince bir alt yapı gereklidir.
- Bilgi: Temel kavramların bilinmesi gerekir. Terimlerin anlamı nedir? Olgu hangi alanın içindedir? Fiziksel bir olguyu anlamak için Fizik bilgisi gerekir. Toplumsal bir olgu için Sosyoloji bilgisi gerekir. Canlıların yaratılışıyla ilgili bir olguyu anlamak için biyoloji, genetik bilgisi gereklidir. Bilgi olmadan gözlem anlamsız bir veri olacaktır. Bu konuda bir söz çok manidardır: “Bilen göz görür.”
- Gözlem: Olan nedir, değişen nedir, değişkenler nedir, tekrar eden nedir? Bu, derinlemesine bakıştır.
- Soru sorma: Neden böyle? Nasıl işliyor? Başka türlü olabilir mi?
- Araştırma ve yöntem: Veri toplama, karşılaştırma, deney ve analiz. Burası bilimsel yöntemle ilgilidir.
- Akıl yürütme (mantık): Sebep–sonuç kurma, tutarlılık kontrolü ve genelleme yapma.
- Eleştirel düşünme: Her görülen doğru olmayabilir. Yanılgıları fark etmek, varsayımları sorgulamak, alternatif açıklamaları değerlendirmek.
- Bağlam: Hiçbir olgu tek başına değildir. Tarihî bağlam, kültürel bağlam, sistem içindeki yeri.
- Tecrübe: Zamanla oluşur. Benzer durumları tanıma, hızlı kavrama, derin içgörü.
Bir olguyu anlamak için: Bilgi + Gözlem + Soru + Yöntem + Mantık + Eleştiri + Bağlam + Tecrübe
Kuran’da ifade edilen bir olguyu anlamak için bütün bunlara ek olarak Kuran Arapçasını bilmek gereklidir. Kuran Arapçasını bilmeden meallere veya tefsirlere dayanarak Kuran’da ifade edilen olgular tam olarak anlaşılamaz. Diğer bir gereklilik Kuran’ın tamamını inceleme gerekliliğidir. O konudaki tüm ayetler derinlemesine incelenmelidir. Hatta o kadar ilginçtir ki o olguyla hiç ilgisi yokmuş gibi görünen ayetler aslında o olgunun anlaşılmasında büyük önem arz edebilir.
Kuran derinlemesine incelenmelidir. Kuran’da ifade edilen ve şu anda anlamadığımız olgular şu andaki gerekliliklerin en az birini sağlayamadığımız içindir. Cinlerin yaratılışını olgusunu şu anda bilgi yetersizliği nedeniyle anlayamıyoruz. Gün gelecek, yeterli bilgiye sahip olup yukarıdaki şartları sağlayabildiğimizde bu olguyu da anlayacak hale geleceğiz.
Teşvikiye, Yalova
02 Mayıs 2026
M. Lütfi Hocaoğlu