‘Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…’-1
“Kur’an’a Göre Devlet Düzeni ve Medeniyet” başlıklı ve içerikli yazılarıma (277 adet yazı) ara veriyor ve “Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…” (Ra’d 11) içerikli birkaç yazı yazma merhalesine geçiyorum. Neden? Yazılar okunduğunda nedeni anlaşılır...
“İnnellâhe lâ yugayyiru mâ bi-kavmin hattâ yugayyirû mâ bi-enfusihim" cümlesi, Ra'd Suresi 11. ayetinin bir parçasıdır ve “Şüphesiz ki bir kavim/toplum kendisindekini (ahlakını, anlayışını, düzenini, sistemini vs.) değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” anlama gelir. Ayetin tamamının anlamına da bakalım: “Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir kavim/toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.”
Felsefe terminolojisinde “evren (kâinat) düzeni” ve “sebepler kanunu” adını alan kavram, din dilinde “sünnet-i ilâhî” olarak adlandırılır. Kur’an birkaç kez “Allah’ın sünnetinde (ilâhî kanunlar düzeninde) değişiklik bulamazsın.” buyurur. (Ahzâb 62, Feth, 23) Demek oluyor ki Allah’ın sünnetinde sabit bir sistem vardır ve değişkenlik yoktur.
Fâtır Suresi 43’te bu anlam tekrarlanarak ifade edilir: “Asla Allah’ın sünnetinde tebdil bulamazsın. Asla Allah’ın sünnetinde bir dönüşüm (tahvil) de bulamazsın.”
Allah’ın sünnetinde asla tebdil olmaz yani Allah’ın sünneti/sünnet-i ilâhî, başka bir sünnet, kanun ile değişmez; bir kanunun ilgası ya da nesh edilip başka bir kanunun onun yerini alması söz konusu olmaz. Allah’ın sünnetinde, asla tahvil (tağyir) de olmaz yani bir sünnet-i ilâhînin yerini başkası almadığı gibi uzlaşıma dayanan bir kanunda olduğu gibi, bir kanuna bir ek madde eklenerek kanunun bünyesinde -bütünü kaldırılmaksızın- bir şey eklenecek veya çıkarılacak da değildir. Kim bundan daha açık söyleyebilir ki? Hangi cümle bundan daha özlü ve sağlam olabilir ki? “Allah’ın sünneti asla değişmez.”
“İnnellâhe lâ yugayyiru mâ bi-kavmin hattâ yugayyirû mâ bi-enfusihim / Allah, hiçbir milletin durumunu, onlar kendi durumlarını değiştirmedikçe değiştirmez.”
Allah sünnetini değiştirmez. Biz kendimizi değiştirmeliyiz. Biz ki bilgisizliğe batmış, ahlâk bozukluğuna dalmışız; vahdet ve ittifakımızdan, birlik ve elbirliğimizden eser kalmamış, buna rağmen Allah’ın bize yar ve yardımcı olmasını istiyoruz.
Kur’an genel bir formül bildirir. Formül şudur: Her fesat bir yenilginin, bir darbenin ve mutsuzluğun başlangıcıdır ve her kendini düzeltme, ıslah etme girişimi Allah’ın rahmetinin de yenilenmesi demektir. İsra Suresi 4-8’inci ayetlerinde anlatılanlara bakalım…
“İsrailoğulları’na ihtar ettik: Siz iki kez yeryüzünde fesat çıkarırsınız, ululanır ve büyüklenirsiniz (halk üzerinde gücünüzü kötüye kullanır, başkalarının haklarına tecavüz edersiniz. Sömürücülerin soykırımcıların yaptıkları gibi). İlk kezden sonra, üzerinizde güçlü kullarımızı salarız, size baskın olur, ülkenize hükümlerini geçirirler.
İkinci kez -siz kendinizi değiştirdikten sonra- sizi tekrar onlara üstün kılarız, mal, evlât ve asker ile sizi güçlendiririz.
İyilik ederseniz sizin yararınızadır, kötülük etseniz de kendinizedir. Sonuncu vaadin vakti gelince, düşmanı size musallat kılarız, sizi mutsuz kılar, ülkenize ve mabedinize tekrar ayak basarlar, her yeri harap ederler. Bundan sonra belki Rabbiniz size tekrar acır (yani bu ikinci mutsuzluktan, felâketten sonra sizi tekrar mutlu kılar), ancak eğer siz dönerseniz, Biz de döneriz (yani yüz defa fesat çıkarsanız biz de o kadar sizi mutsuz kılarız. İyiliğe dönüp değişirseniz, biz de yöntemimizi değiştiririz) ve cehennemi kâfirler (gerçeği inkâr edenler, örtenler) için zindan kılmışızdır.”
Gerçekte bütün bu ayetler de “İnnallahe lâ-yugayyiru mâ bi-kavmin hattâ yugayyirû mâ bi-enfûsihim” genel ilkesinin daha ayrıntılı bir açıklamasıdır.
Peki, olması gereken tağyir yani değişim nasıl olacak?
Bu “soru ve sorunun cevabı” gelecek yazılarda… (Devamı var)