“İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır…”
Reşat Nuri EROL
İslam düşünce atlasının en dinamik zihinsel manifestolarından biri, tek bir cümleye sığdırılmıştır: “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” (Halk arasında hayli yaygın olan bu cümle, aslında uzun bir hadisin bir parçasıdır. Hadisin aslı şöyledir: “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dününden kötü olan lanetlenmiştir.”)
Çoğu zaman yalnızca ‘bireysel ibadet veya ahlaki olgunlaşma’ parantezine sıkıştırılan bu ilke, aslında epistemolojiden mühendisliğe, sosyal adaletten teknolojik üretime kadar hayatın her alanını kapsayan bir sürekli tekâmül ve inovasyon fermanıdır.
‘Sosyal adaletten ve ahlaktan’ söz etmişken çok önemli bir hatırlatma daha yapmam gerekiyor. Yaşadığımız çağda hem ülkemizde hem de bütün dünyada hayatımızın ‘ilmî-iktisadî-idarî-dinî/ahlâkî’ dört ana alanında da ‘sosyal tufan’ seviyesinde sorunlar var.
Malum olduğu üzere, Kur’an Nizamı Adil Düzen çalışanları olarak bizler, artık yarım yüzyıldır yaptığımız ilmî ve amelî ya da teorik ve pratik çalışmalarımızla bu dört soruna çare ve çözümler üretmeye devam ediyoruz.
*
Evrende hiçbir atom, hiçbir galaksi dün durduğu yerde durmazken; insanın zihnen, teknik olarak veya toplumsal ölçekte yerinde sayması kâinatın fıtratına aykırıdır.
Kur’an, varlığı ve insanı durağan değil, sürekli bir oluş (kevn) ve eylem içinde tanımlar.
“Ve-en leyse li’l-insâni illâ mâ se’â / Ve insan için ancak sa’yinin/emeğinin/çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm 39) ilkesi, bireyi her gün dünkünden daha yetkin bir zihinsel ve pratik seviyeye çağırır.
*
Gelenekçiliğe sığınıp geçmişin çözümleriyle bugünü yönetmeye kalkışmak, Kur’an’ın en sert eleştirdiği “Kâlû bel nettebi’u mâ elfeynâ ‘aleyhi âbâenâ / Atalarımızı bu yol üzerinde bulduk” (Bakara 170) kolaycılığına teslim olmaktır.
Dünün mühendisliği dünün ihtiyacını karşılamıştır; Hz. Nuh’un gemi tasarımı, Hz. Davud’un hafif ve esnek zırh örme tekniği ya da Zülkarneyn’in demir ile bakırı birleştiren malzeme inovasyonu ve özellikle medeniyet kurucusu ülü’l-azm beş peygamberin yaptıkları (Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed) kendi çağlarının daima “bir adım ilerisi”ydi.
Bugünün insanına düşen ise bu peygamberi mirası yani ‘peygamberler sistemini’ salt birer nostaljik hikâye gibi okumak değil, onların açtığı teknik ve düşünsel ufku bir sonraki basamağa taşımak ve çağımızın tüm sorunlarını çözüme kavuşturmaktır.
*
Sosyal alanda adalet mekanizmalarını, kent planlamasını, eğitim modellerini ve iktisadi refahı her gün daha hakkaniyetli ve adil bir noktaya taşımayan toplumlar; ziyanı sadece ahirette değil, küresel sahnede bağımlı ve pasif kalarak dünyada da yaşarlar.
Teknoloji üretmeyen, bilimsel bilgiyi katma değere dönüştürmeyen ve dünü tekrar eden bir zihniyet hem yazımızın başındaki hadisin hem de ilgili Kur’an ayetlerinin açıkça işaret ettiği "hüsran" dairesinin tam ortasındadır.
İlerleme ve yenilik arayışı, İslam düşüncesinde dünyevi bir hırs değil; yeryüzünü imar etme (hilafet) ve her işi en mükemmel standartta yapma (ihsan) mükellefiyetidir.
*
Bugün hem sormamız hem de acilen cevaplamamız gereken soru bellidir:
Zihnimiz, ürettiğimiz teknoloji, kurduğumuz kurumlar, insani değerlerimiz ve içinde yaşadığımız ‘nizam/sistem/düzen’ dünün kopyası mı, yoksa geleceğin inşası mı?
Dünüyle eşit kalanların geleceği inşa etme hakkı yoktur; yarın, bugünü düne galip gelenlerin olacaktır.
Ve’s-selam/silm/barış…