Kur’an Nizamı-260; Adil Düzen’de refah
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
“Ve cahidû fiy sebilihi / Ve O’nun sebilinde cihad ediniz” (Maide 35)
“Cahidû” kelimesi ile ifade edilen bu ulaşımın tamamen sağlanması demektir. Yani zor gerçekleşir. Onun için “cihad” kelimesi ile ifade edilmiştir. Herkese sağlanamıyor. O halde bir denge bulmamız gerekir. Önce parası olanlar daha çok kullanabilir. Parası olanlar para ile uçsun. Bizim onları engellememiz elbette söz konusu olmayacaktır. O halde halkın yollarının ayrı, zenginlerin yollarının ayrı olması gerekir. “Yollar vakfı” kuruyoruz ve çok parası olanlar para ile bu yolları kullanıyorlar, halk ise bedava kullanıyor. Bunun sağlanması için de önce para ile biletleri maliyetin iki misli değerle satıyoruz. Satılan biletler kadar biletleri halkımıza bedava dağıtıyoruz. Böylece yarısını halk bedava kullanmış oluyor, diğer yarısını da zenginler paraları ile kullanmış oluyorlar. Yolculuk yapmayanlar paylarını borsada satabilir, diğerleri de alabilir.
Burada biz işte böyle bir çözüm ürettik, siz de başka çözüm üretirsiniz.
İşte, buradaki “cahidû” kelimesi ve “sebil” kelimesinin marife olması bize çözüm üretmeyi farz kılıyor, çözüm biçimini ise insanın içtihadına bırakıyor.
“Leallekküm tüflihûne / Felaha erersiniz diye.” (Maide 35; ayetin sonu)
- Olayların illetleri var, olaylardan önce olur.
- Olayların da hikmetleri vardır, olaylardan sonra olur.
- Emirlerin hikmetleri var, belli sonuçlara varmak için emredilmişlerdir.
- Sonuçlar da iki şekilde olur. Emredilen olay şart olmuş olur. O yapılmazsa sonuç olmaz. Ama yapılırsa sonuç ya olur ya da olmaz. Bir de olayların illeti vardır. Olay varsa sonuç da vardır. İlletleri ifade edeceksek o zaman “Li” harfi kullanılır, şartı göstereceksek “Lealle” harfi kullanılır.
Burada “Lealle” kullanılmıştır. Yani felaha ermek için, sebil için cihat etmek gerekir ama yetmez. Refah için başka şeylere de ihtiyaç vardır. Yani refah için bu ayette belirtilen ittika, vesileyi ibtiğa ve sebil için cihat şarttır. Ama bunlar yetmez. Bunların hepsi imkândır. İmkânı değerlendirdiğiniz zaman refah elde edilir. Onu değerlendirme işi de halka aittir. Yani müminler refah getirmez, müminler halkın isterlerse refah elde etmelerine imkân sağlar.
Bugünkü iktidarlar halka refah getirmekle uğraşıyorlar ve başaramıyorlar.
Adİl Düzen’de refah nasıl gelecek?
“Adil Düzen”de refahı halk getirecektir. Altyapı sağlanacak, bunlar bedelsiz olacak. Güvenlik sağlanacak, bunlar bedelsiz olacak. Faizsiz kredi sağlanacak, bunlar bedelsiz olacak. Ürünler adil bir şekilde bölüşülecek. Ondan sonra halk istediğini yapacak, halk kendi refahını kendisi sağlayacaktır.
Buradaki “Lealle” bize devletin görevlerini de belirlemiş olmaktadır.
- “Felah” refah demektir.
- “Refah” ne demektİr?
Hayatın temeli besindir. Bir insan bir gün çalıştığı zaman elde ettiği yiyecek kaç gün doyurur. İşte o refahtır. Bunun anlamı şudur, az saat çalışmakla yaşayabiliyorlar demektir. O halde refah buğday/gündür. Bir kişi 2 kg buğday ile bir gün yaşamaktadır. Türkiye’de refah; yevmiye 2 kg buğdaydır. Yevmiye 50 lira ise, buğdayın kilosu da 1 lira ise, işte bu refahtır, 25’tir. Bir kişinin çalışması ile 5 kişi geçinecekse demek ki beştir. Giyecek, barınacak, dolaşacak için de birer pay ayrılırsa, Türkiye’de artık emek beşte birdir, %20’dir demektir. Bu kadar yatırım yapılabilir.
Sosyalistler her şeyi devlete yaptırırlar. Kapitalistler her şeyi sermayeye yaptırırlar.
“Adil Düzen”de ise rekabetin mümkün olduğu yerlerde her şeyi halk para ile yapar; rekabetin mümkün olmadığı yerde her şeyi devlet yapar ve parasız yapar. (Devamı var)