KAPİTALİST SÖMÜRÜ DÜZENİNDEN ŞİKÂYETÇİYİZ.
Peki; sömürüden kaçmalı, yalnızca kendimizi mi kurtarmalıyız? Dağ köyüne çekilip bireysel olarak haramdan, vebalden kurtulma imkânımız var mı? Kur’an’a sordum, öyle bir şansımız yok. O zaman imanımızın farz-ı ayın gereği olarak insanlığı kurtaracak çareleri ispatıyla ortaya koymalı mıyız? Evet.
İmanın inkişafı için en önemli ilk adım nedir? Her mümin, fiilî olarak insanlığın Kur’an ahlakıyla ahlaklanması için öncelikle helal beslenmesine vesile olmakla mükelleftir. Bu alanda fiilen dua ile iman eden, benim de iştirak ettiğim Akşensym Kooperatifi Kurucu Başkanı Osman Aydın kardeşimize ve çalışma arkadaşlarına Rabbim yardım etsin, muvaffakiyetler ihsan etsin inşallah.
Kişi haram dairesinde besleniyor, kazancı haramdan geliyor, ailesini haramla geçindiriyorsa; ne kadar ayet ve deliller ile haramı helali anlatırsan anlat, tesiri olmaz. O yüzden ülkenin ekonomisini öncelikle paylaşımdaki adaletsizliklerden kurtarmak gerekir. Bu mümkün mü? Mümkün. Kanser olmuş bacağı kesmezseniz, kanser vücuda yayılır ve insan ölür. Devletler de milletler de insan vücudu misali yaşar veya ölür.
İnsanlık olarak, millet olarak adil bir dünya hayal ediyorsak öncelikle çevremize adil olacağız. Mevcut İslam anlayışımız ile insanlık şöyle dursun, sadece ülkemize ve milletimize adil bir mümin olduğumuzu ispat etmemiz gerekmez miydi? Bunun için Allah (c.c.) 25 yıl gibi uzun bir iktidar süresi verdi bizlere, inananlara. Geldiğimiz noktada Müslüman kimliğimizle iddialarımızı öncelikle Allah’a ispat etmek mecburiyetimiz vardır. Bunun için son bir şansımız daha vardır.
Evet; ispatı olmayan her iddianın müddeisi ile Allah’a inanıp emirlerini hiçe sayan, namaz kılmayıp kulluğunu tescillemeyen idarecilerin farkı yoktur. Namaz kılıyor fakat faizi önlemiyor, fuhşiyatı durduramıyor, rahatım ve saltanatım bozulmasın diye hakikati haykırmıyorsa yine farkı yoktur.
Bugünü Sayın Cumhurbaşkanımız, "Yüksek katlı binalarla İstanbul’a ihanet ettik." dediği gibi: "Gayret ettik, her yolu denedik fakat Siyonizm’in sahadaki gücünü idrak edemedik, beceremedik." dese; elini öpmek için kapıyı açana kadar kapısında yatarım.
Sayın Cumhurbaşkanımız; lütfen enaniyeti, inadı bırakın, ülkeyi rahatlatın.
Kölenin en büyük hayali kölelikten kurtulmak değil, köle edinmekmiş. Gidişatımız öyle gösteriyor ki rahatsız olduğunuz heykellerden kurtulup kendi heykelinizi dikmektir hayaliniz.
Hatırlatmak isterim ki her türlü heykel puttur. Aslolan adalettir, hakkaniyettir.
Devletin dini adalettir; ekonomide, paylaşımda, her alanda adil olmayan devletin dini yozlaşmıştır. İdarecilerinin Müslüman olmaları onları kurtarmaz. Adil devletin inşasında gayretten uzak iseler ki —bugünkü halimiz, ahvalimiz budur— milletin kendilerinden adil yönetim beklentilerini karşılamadıkları için Fatiha okumadan, abdest almadan namaz kılan gösteriş Müslümanından farkları yoktur. (Misal: Özgür'ün abdesti)
Sayın Cumhurbaşkanımız adil olmayı istemez miydi? İsterdi elbet. Peki neden adil olamıyor o zaman? Çünkü sömürü sistemini değiştirme kudreti yok. Kim gelirse gelsin, sisteme sahada hakim olmayı doğru planlayamazsa; sahaya, ticarete, imalata, kalifiye adil elemanların bölgelere dağılımını doğru organize etmezse başarılı olma şansı yoktur.
İşe nereden başlamalıyız? İşte en önemli, en derin neşterin vurulması gereken nokta buradadır. İşe, üretimdeki Siyonizm’in kumpasını kırmakla başlamalıyız. Bu nasıl olacak? Tüm imalatlar, üretimler ve siparişler kalitesine göre her bölgeye kurulacak olan adil, güvenilir birimlere bildirilecek. Bu birimlerin yönlendireceği, tavsiye edeceği atölyelerde imalatlarını yaptıracaklar. Tüm imalatçılar da ellerindeki iş miktarını kapalı devre internet ortamında yayınlayacaklar ve işe ihtiyacı olan esnaflara öncelikle işler yönlendirilecek. Tahsilatları, teslimatları ve nizaları da devletin tayin ettiği iş takip büroları yapacak. Böylece uluslararası derin Siyonist sermayenin ülkemiz içindeki derin yapılanmasının gelir kapısı kapanmış olacak.
İş paylaşımı; ehliyete, liyakate ve tecrübeye göre sınıflara ayrılacak. Meslek ahlakı ve insani ilişkileri de göz önünde bulundurularak; 1. sınıf, 2. sınıf berber misali, "1. sınıf ahşap ustası", "2. sınıf ahşap ustası" şeklinde sınıflar belirlenecek. Böylelikle 2. sınıf ustadan kimse "1. sınıf işçilik yapmadı" diye arıza çıkaramayacak.
Bu konu çok uzun aslında; böyle bir makale ile yetinmeyeceğim. Adil bir dünya için her alanda adaleti nasıl tesis ederiz; çözümleri ile, kestirme yolları ile anlatacağım. Yazacağım konuşacağım.
İster mevcut iktidar istifade etsin, isterse gelecek olan.
Mevcut iktidar "entrikaya entrika" siyaseti ile başaracağım zannettiyse de yanıldı. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, Sayın Erdoğan’a "Fil ile yatan preslenmiş kalkar, ben seninle iktidar olmam." demişti. Bugün Ak parti preslenmiş durumdadır. Çare vardır ancak Müslümanların birlikte hareket edememeleri için, siyonizim tarafından taşlar sıkı döşenmiştir. Muhafazakâr partilerin dayanışmasını önlemek için Siyonizm’in yeni yeni senaryolarına, oyunlarına, tuzaklarına hazırlıklı olmalıyız.
Siyonizm’in gayesi; muhafazakâr millî cepheyi parçalayıp kullanabileceği partiyi iktidar yaparak, sömürüsünü arttırarak devam ettirmektir.
Bizler,bu sefer bu oyunu bozamaz, birlik olamazsak, milletimizin siyonizmin tam kölesi yapılmasına fırsat vermiş olacağımızdan ötürü"Müslüman’ım" diye sokağa çıkmamamız gerekir.
İLK GENEL SEÇİMDE
Birlikte dayanışma içinde seçime gitmesi gereken partiler ve siyasetçiler:
Millî Yol, DEVA, Yeniden Refah, Saadet, Büyük Birlik... Duayenler; Sadece Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül birlikte seçime gitmeli; Sayın Cumhurbaşkanımız, Siyonizm’in esaretine düşmüş AK Parti’den ayrılmalıdır.
AK Parti ülkemize "entrikaya entrika" siyasetini benimsemiş, 25 yıl çok hizmet etmiş, neyin mümkün neyin mümkün olmadığını idrak etmemize vesile olmuş ve görevini tamamlamıştır. AK Parti Siyonizm’in tüm oyunlarını öğrenip tedbir almamıza vesile olmuştur. Allah (c.c.) rahmet eylesin. Artık ölüden medet ummayı bırakıp Siyonizm’e karşı tek vücut olmak mecburiyetindeyiz.
Bundan sonra kısa vadede hızlıca toparlanabilmemiz için şahsi adayım Abdullah Gül veya Ali Babacan’dır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan Fahri Cumhurbaşkanımız olarak istifade etmek mecburiyetindeyiz. Bela ve musibetleri bertaraf edebilecek irade, tecrübeli siyasi kadrolarla mümkün olacaktır. Devlet tecrubesi olmayan hiçkimseden medet ummamalıyız.
Sayın Mansur Yavaş temiz insandır ancak, uluslararası tecrubesi yoktur. Cumhurbaşkanı adayları arasında favori olarak Yavaş ın ismini kullananların niyeti, hedef saptırmak, gündemi meşgul etmek, İmamoğluna oynadıkları oyunu oynayarak Mansur Yavaş ismi üzerinden, asıl adaylarını gizlemekle birlikte, Abdullah Gül ile Ali Babacan tecrubelerinin üstünü örtmek, gündeme gelmesini önlemektir.
İmamoğluna aday değilim de, ülkeyi germe dedim kulak vermedi, akibetini gördük.
Sayın Mansur Yavaş tan kıymetli ağabeyimden istirhamım, Cumhurbaşkanı adayı değilim demesi ve İmamoğluna oynanan oyunun bir başka versiyonu olmamasıdır.
Selam ve dua ile.
Ahşabın piri, Son Gülle.
Hüseyin Bağdatlı