Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 229
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
Bugün kesin olarak bilinen bir şey vardır; uygarlık Mezopotamya’da başladı, Hazreti Nuh peygamberin öğretileri ile gelişti. Mısır uygarlığı Mezopotamya uygarlığının bir uzantısıdır. Sonra ikinci uygarlık İbranilerde başladı, Hazreti Musa’nın şeriatıyla insanlık aydınlandı. Yunan ve Roma uygarlığı onların uzantısıdır. Üçüncü uygarlık ise Hıristiyanlıktır. Hazreti İsa’nın şakirtleri Roma ve Bizans’a gelirler ve Hıristiyanlık ortaya çıkar.
Sonra birinci Kur’an uygarlığı başlamıştır.
Demek ki uygarlıklar “resuller” ile tesis edilmiştir. Tevrat uygarlığı, Hz. Nuh ve Hz. İbrahim uygarlığının kitaplaşmış şeklidir. Ondan sonra da bugünkü uygarlık oluşmuştur. Kur’an uygarlığı da İbrahimî dinin/düzenin/uygarlığın son halkasıdır.
Allah insanlara Kur’an’ı öğretmek istemiş, bunun için önce Hazreti Nuh gelmiş ve ilk hazırlığı kurmuştur. O’nun torunlarından olan Hazreti İbrahim de Hazreti Nuh’un başlattığı uygarlaştırma faaliyetini yüklenmiş, dört oğlunu doğuya göndermiş, onlar orada önce Brahmanizm’i, sonra Budizm’i oluşturmuşlardır. Oğlu İsmail’i Mekke’de bırakmış, onun oğulları da orada Son Peygamberi yetiştirmişlerdir. Oğlu İshak ise Filistin’de yerleşmiş ve İsrailoğullarını oluşturmuş, onlara da peş peşe peygamberler gelmiştir.
Burada kastedilen “resuller” eski peygamberler olacağı gibi, bugünkü peygamber vârisi olan İslâm âlimleri de olabilir. Onlar şeriatı tebliğ edeceklerdir. İşte, bizim istediğimiz, sizin Tevrat’ta olan hükümlerden başka bir şey değildir diyecekler. ‘Avrupa müktesebatı’ deyip dalalete gitmenizde mana yoktur. Tevrat ve İncil’de olmayan hükümler uyduruyorsunuz. Siz kimsiniz, siz kâinatı var eden Allah’tan daha akıllı ve daha üstün müsünüz? Eğer Tevrat’ta, İncil’de, Furkan’da bulamıyorsanız; işte Kur’an, gelin birlikte tüm insanlık olarak bu kaynaktan yararlanalım. Bizim dememiz gereken de işte budur. O halde buradaki “resuller”den maksat bugünkü Kur’an ve İslâm âlimleri yani resullerin vârisleridir.
Bİz onlara ne dİyoruz?
Gelin diyoruz, geçmişte söylenen ne varsa hepsine kulak verelim. Filozofların hayallerine de kulak verelim. Marks’ı da Jan Jak Russo’yu da dinleyelim; ama resulleri yani peygamberleri de dinleyelim. Buda’yı, Konfüçyüs’ü, Hz. Musa’yı, Hz. İsa’yı da dinleyelim. Bu arada Kur’an’ı da okuyalım, müçtehitleri de dinleyelim...
Sonra oturup düşünelim...
Bize göre doğru ne ise onu yapalım. Anlaşıp icma edersek, tüm insanlık onu dinlesin ve yapsın. İhtilafa düşersek herkes kendi reyi ile hareket etsin; ülkeler kendi reyleri ile hareket etsin, iller kendi icmaları ile hareket etsin, bucaklar kendi icmaları ile hareket etsin, ocaklar kendi icmaları ile hareket etsin. Kişiler kendi reyleri, içtihatları ile hareket etsin. İşte bunu söyleyecek olanlar ‘Adil Düzen âlimleri’ olacaklardır. Buradaki “resuller” bunlardır.
***
“Bi’l-beyyinâti / Beyyinat ile” (Maide 32)
“Beyyin” “beyan”dan feîl vezni üzere sıfat-ı müşebbehedir. Fail manasında da olabilir, mef’ul manasında da olabilir. Fail manasında olduğu zaman dişi de olsa sonuna “te” harfi almaz, mef’ul manasında olduğu zaman sonda “te” harfi alır. Burada “te”li çoğul yapıldığından demek ki mef’ul manasındadır. Bunun anlamı belgelerle size geldi, kanıtlarla size geldi demektir. O halde resuller sadece mübelliğ yani tebliğ eden değildir, sadece mübeşşir değildir, aynı zamanda mübeyyin yani kanıtlayıcıdır.
O halde Adil Düzen Çalışanları olarak bizler de işte bu kanıtlarla onlara varacağız, lafla değil ilim ve amelle varacağız.
(Devamı var)