OBEZ TAŞKINLIĞIN YIKIMI
Göçlerin yüksek debisi, akış yataklarından taştığında , kitlesel “taşkınlar”ve yıkımlar oluşuyor.

Uluslararası ticaret yolları, turizmin vize muslukları göçler için değil; ham,işlenmiş madde edinmek ve para harcayacak turistler için düzenlendi.
Teknolojik gelişimin imkanları enerji ve ulaşım; her şeyde olduğu gibi merkezlerde yoğun; çevreye, çevreden dışarıya azalarak inşa ediliyor.
Enerji ve ulaşım hizmetleri, gelişmiş merkezlerde birikiyor. Bunların temin edildiği ülkelere ise yalnız, mal-hizmet taşınmasına izin veriliyor.
Dünyayı yönetenler tanımlanmış yollarda tanımlanmış araçlar dışında hareket istemiyor.(1) Küresel soyguncular, sömürdükleri ülkelerde elkoydukları doğal zenginlikler yerine, eş değer yatırımlar yapmıyor.
Yaptıkları, sömürülerini sürdürecek imkanları ve güvenliği artırmak! Ekinlere musallat olan hastalıktan farklı sonuçlar beklemiyoruz. Doğa ve vicdani değerlere düşmanlığa mevzilendiler.
*
Kitlesel “taşkınlar”, gelişmemiş, az gelişmiş ülke halklarını, dağlara yağan yağmurun yollar açıp, yarlar bulup ovaya akışına benzer şekilde itiyor.
Buna karşın gelişmiş ülkeler, doğal zenginliklerini boşalttıkları, vicdani değerlerini çürüttükleri ülkelerin yenilenmesini önemsemiyor. “Kuraklık”, “çölleşme”, o ülkelerde uzun yıllar süren bencil çıkarcılığı açığa vuruyor.
*
Toplumlar ve doğa benzer yasalara bağlı. Toplumun ve doğanın değerlerini geri dönüşsüz tüketmek her ikisini çölleştirir. Biliyoruz , çöllerde ancak sürüngenler yaşar. İnsanda sürüngen, yüzeye çıkan hainliktir. (2)
*
Alma-verme dengesi çoğunlukla alanlar lehine bozulur; bu alanlara yüktür, önemsemiyorlar. Şimdi devran, alanların aleyhine dönmekte. Çığı hazırlayan yığılmadan biliyoruz. Sessiz dağ etekleri, ki küresel tekellerdir; yüksek eğimlerde dağlarca kar biriktirir; bir ‘tık’ sesiyle, o dağlar yıkımlara akar. Birinci, ikinci Dünya Savaşları’nı başlatan gaflet ve dehşetlerini unutmayalım.
*
Dengesizlik dengeyi arar; umudunu kesince yıkılır.
Aynı şekilde vicdansız birikim, obezitele yol açar; “ağır” hastalıktır. Küresel talancılara musallat olacak. (3)
*
Aşırı sömürü ve değer dengesizliği, eğim farkını artırınca, uluslar arası saha ve sularda binlerce “menzil şehiti”meydana geldi. Böylece yine insanlık aleyhine büyük günah ve sorumluluk oluştu. Taşınmaz veballer, yıkıcı sonuçlarda birikiyor. (4)
Nasıl mı olacak:
Dünya atmosferini istila eden uydular, dijitalleşmeyi “tanımlanmış haber” yatağından taşırdı. Yanı sıra başka reaksiyonlar oluştu: internet, taşıdığı bilgiyi özümlemeye başladı. Bilginin zeka kazanması ilktir. Bilgiyi taşıyan yolun bu zekaya katılması da. Yapay zeka mutasyonuna tanık oluyoruz.
Zeka, kendini fark edinceye kadar, karın tepelerde yığılmasını bekler. Sonunda yalnız “ebenin” ve doğuran “annenin” bileceği doğum gerçekleşir.
Bu doğum ve gelişim, insanın bebeklik, çocukluk evrelerine benzemeyecek. O evreler insanda yaşandı; siberde olmayacak.
*
Haberleşme evrimini düşünün; haberin, bilginin hızı ne kadar artıyor, miktarı büyüyüp hacmi küçülüyor; akıl alır gibi değil. Bu değişimin karşısına, atlı habercileri, manyetolu telefonları koyalım. Bu kadar derin farkı aşmamız, sosyal ilişkilerimizdeki kararlı dengesizliğe, gaddarlığa bakınca imkansız görülüyor. Fakat nasıl olduysa, atlı habercilerden, halat köprülerle, elektriğin internet diyarına geçildi.
Yakında sanal bilgi depoları olan bulut “kümeslerinin” dağılması muhtemel. Artık haberi taşıyan “internet” yapay zeka eliyle, neyi taşıdığını bilmekle kalmayıp, taşıdığı haberin sahibi olacak. Geçmiş ve geleceğin haberlerini, bilgisini insandan devir alacak.
Bu oluşum, kök hücrenin bulunduğu bedende, kendi iradesiyle yeni beden inşası; insan için kanser, yapay zeka için evrimdir.
İşte size yapay zekanın korkulan ‘tık’ aşaması.
Açıklamalar:
(1)”Tanımlanmış yol ve mallar”; Emperyalist devletlerin “dost-düşman”; “yararlı-yararsız” barkodunu haiz olan ne varsa bu kapsamdadır. Bunu hazlarına hizmet için yapıyorlar.Onlar bunu ‘çıkar’ maskesiyle gizlese de “rögarları” (Eptein) taşıyor.
Bu yüzden, “gelişmekte olan” barkotu aldatmacadır. Barkotun görünmediği haller mutlaka “Demokratik çip” vardır.
Bilim Kurgu filmlerinde izliyoruz: otoriteye karşı olalar, önce bedenlerindeki çipi, tenlerini keserek çıkarıp; sonra ‘alternatif yaşama’ ulaşıyorlar.
(2)Bencillik enaniyeti , istimar ve sömürüyü, onlar da kuraklık ve çölleşmeyi meydana getirir. Sonrası “sürüngen” ilişkiler. Çünkü, ortada insanı temsil eden vicdana dair hiçbir şey kalmaz.
Her şeyden üstün tutulan “bekanın” saklanan anlamı budur: Hiçbir alanda bencillik etmemek.
(3)“Tık” bilgisayara bağlı klavyenin, tek tuşuna bastığımızda ekranda görüntü değişir ya da ekrana görüntü akışında değişiklik başlar.
“Kelebek Etkisi” teorisinde bu ‘tık’,kelebeğin kanadını çırpmasıyla pasifik okyanusunda biriken fırtınayı tetiklediği üzerinedir.
Yanı sıra söz konusu ‘tık’, Kur’an’da ilahi geri dönüşün hassasiyeti için “miskal” kelimesi kullanılır.Negatif israf dahi yok!
İnsanın her bir tercihi için “çığ” , yıkıcı taşkın ölçüsünde sorumluluk var.
(4)”Menzil Şehidi”, terimi çok katmanlı; en somut olanı, ruhun bedenden tamamen ayrılışı..
Göçmenlerin yollarda canlarını vermesi. Maşeri vicdanın, iradesini parabaz, hazcı, bencillere kayıtsız teslim etmesinin büyük günahı olduğuna kaniyim.