HAYATIN BAYAT OLDUĞU DÜNYADA TARİH HUSUSİYETİNE VUKUFİYET - 1
Tarih kazananları yazar, tarihi kazananlar yapar/yazar yani “tarih yazamayanlar, tarih yapamazlar”. Peki ya bizler işin bir yerinde tarihi yapıp da yazmayanlardan olursak veya olduysak?
*
Charles Seignobos adlı Fransız bir adam “Asr-ı Hâzırda Avrupa’nın Siyasi Tarihi”ni yazarken ön sözünde diyor ki, “Ben bu kitabı yazarken evimin önündeki caddede bir kavga oldu. Önce ilgilenmedim, sonra iş büyüdü. Merak ettim ne olmuş diye, yazmayı bıraktım, bu işin bir tahkikatını yapayım dedim; mahalle bekçisi başka türlü anlattı, yoldan geçen biri başka türlü anlattı, kavgaya dahil olan başka… bunların hangisi doğru söylüyor? Ne yaptımsa emin olacağım bir neticeye varamadım. Şu anda olan bir vakayı doğru tespit edemeyen ben, şahit olmadığım vakaları nasıl doğru tespit edeceğim? Okuyucunun takdirine bırakıyorum”
Charles Seignobos, Historie politique de I’Europe contemporaine: Evolution des partis et des formes politiques 1814-1896, Paris: Librairie Armand Colin, 1903, Preface (s. v-vi).
Tarih:
Tarih bilimine göre tarihi olaylar insan ve doğa ilişkisiyledir; tarih, tabiat ve beşeriyet bütünlüğünde teşekkül eder. Öyleyse tabiat yasalarını ve insani/resmi yasaları bir arada işlememiz lazım gelir ki tarih, tarih olsun; tarihin tarihi “tarih” olabilsin.
Tabii; doğal, olağan, alışılagelen, elbette anlamlarına gelir.
Tabi; bağımlı, ilişkili demektir.
İnsan, ünsiyet(tanışıklık yapan) kelimesinin “üns” kökünden gelen ilişkisiyle tabiat bütünlüğünde beşeriyetle işleyebilir yani “tabi” ile eşleştirilebilir. Doğal olarak “tabii”nin de tabiat yasaları ile eşleşir olmasıyla ulaşılır ki tabilik tabii, tabiilik de tabi bir şeydir. Nitekim tarih bilimi tarihi açıklamada yetersizdir…
*
Tarih olduğu için dünün bilinci üzere yarını getirecek olan bugüne gelinir.
https://files.catbox.moe/8fxhfw.mov
*
Bir kelimenin 10 cümleye tekabül edebilmesi üzre, sistem(1) kelimesini “tarihsel tarihçe” olarak kullanacağım.
Her birimizin içinde koskoca bir tarih var!
Eğer sistemin dışından bir şey yayılırsa sistem yayılana karşı yayılanı ,kendi içine, bükemez. Yalnızca sistemin dışından bir şey yayılırsa da gene bir sistem içlemiş olmakla çöküş yaşanır; sistemden çıkmak için sisteme girmek gerekir, bir oyuncu sistemin içinde parladığı zaman anlamlıdır.
“Tarihi Allah(C.C) yazar, biz sadece nerede duracağımıza karar veririz” -Aliya İzzetbegoviç
Sistemin sistematikliği babında insan da sistemin ta kendisidir; her birimizin içinde koskoca bir tarih var…
Benden içre ben dediğimiz şey fiziken de var, ki metafiziğe kıyasla bütünlüğe haiz koca bir “fizik” ayrımı var. ♾️’un ♾️ derecesi, ♾️’un “♾️” olması açısından hem vardır hem yoktur ve sayılabilir veya sayılamaz olan sayılar da bilmediğini bildiği zaman (0,1,2,3…♾️; ℵ) bir üst merhaleye geçer. Yani hayatta, 1’inci olmadan 2’ncinin olmaması kabilinden bir klasikliğe de vukufiyet vardır; insanlığın tarihinden ders çıkarması için insanlığa insanlık verecek tarihi role haiz bir insan her vakit için zaruri olmuştur…
Açıklamalar:
(1) Eski Yunanca sýstēma (σύστημα) sözcüğü. Antik Yunancada "bir arada duruş", "birçok unsurdan oluşan düzen" ve "birkaç parçadan oluşan bütün" anlamlarına gelir. Etimolojik kökeni incelendiğinde bu kelime; syn- (bir arada, beraber) ön eki ile stḗma (duruş, durma) kökünün birleşmesiyle oluşmuştur.