BARBARLARI BEKLERKEN (*)
Celal Bayar Üniversitesi öğretim görevlisi, Adnan Erdal hoca, yazı dizisinin başlığı ve yaşadığımız küresel siyasal buyurganlık, belirsizlik, çaresizlik ve umutsuzluğu kastederek;
“bu dönem ve yaşadıklarımız yeni olamaz; resmen Orta Çağ’dayız.” deyişine açıklama getirmeliyim: Evet çoğaltılmış tutsak almış ihtiyaçlar sağınağında Orta Çağın bütün yük ve değerlerini yaşıyoruz. Bu ‘yeni’ değil; “yeniden” orta çağ. Talancılar, milletlere çektirdikleri zulümü turnikeye bağladıkları için her dönemi “yeni” olarak takdim ediyor. Kısaca, insanlık kullandığı eşya kadar gelişip nitelik kazanmadığı için Orta Çağ’dan çıkamıyor. Bu büyük bir bir komplodur.
*

Başlık, film adı olsa da zamanımızı anlatıyor. Güç perestlerin dijitaleştiği bu çağ anaforu orta çağ’dır;artık doğaya ,bizlere neler edeceklerini yaradan bilir.
Eskiden olduğu gibi şimdi de barbarız. Onca yıkım, katliam, talan… bitmiyor,biteceği yok. Dönemsel azalmalara kanmayın; onlar, zengin sofralarında iftar öncesi açlık !
Talancılar, kölelerine kendilerine yarayan ev eşyası gibi davranıyor. Roma Hukukunda kaydı var. Bir at, gösterişli ev; günümüzde, işe giderken kullandığımz otobüs, metro; asgari ücret, sokak kaldırımı, oturma bankı.
Geçmişe günceli ekledim; yadırgamayın: Talancı ve barbar her zaman, “talancı” ve “barbar””dır; kötülerin köklerinde var. Ayrıca, onları “atıklarından” tanırsınız.
*
Türk Sinema sanatçısı Şener Şen, 2026 Haziran ayında katıldığı ödül töreninde söylediği:
“Kötülerin, güçlülerin her alanda hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İyinin,doğrunun ve güzelin hakim olacağı bir dünyada ancak sanata ağırlık verilerek yaşanabilir.”
Yani yer yüzündeki iyilik, sanat entübe edildi. Küresel çürüme, sanatı ele geçirdi. Salgın hastalıkları bu yüzden imal ettiler.(1)
Şen’in gençlik yıllarında bizleri güldüren harika performansı, daha sonra, aynı ölçüde tedirgin eden koyu drama dönüşmesi, palazlanan “entropinin” kanıtı.
“Barbarlar saldırdıkları halkları köleleştirmez, kılıçtan geçirirler. “Uygar” toplumların saldırıları ise köle yapar. “ (2)
Barbarlar, İ.Ö. 4 yy başlayarak Roma topraklarına saldırdılar.Roma, İ.S. 364 Doğu (Konstantinopolis),Batı (Milano)olarak ikiye bölündü.
Bu, hücrelerin mitoz bölünmesini çağrıştırıyor. Protein aşımının risklerini gören “sağ duyu” kendini kopyalar. Buradaki “sağ duyu” kök hücrelerdedir. Hücre içinde yaşadığı sistemi beğenmez, köklerindeki bilgiye ulaşırsa iktidar hastalığına kapılır. içinde yaşadığı sistemi beğenmez; kendi iktidarını kurmaya, her şeyi “yeni baştan” başlatmaya kalkar. Bu “yönelim,” duvarda elektrik prizleri, tavanda lambalar, kapıda sisteme bağlı elektrik sayacı durduğu halde, evde elektriği yeniden keşfe yönelen vatandaşa benziyor. Bu tekelci yöneliş kanserdir. Gerçi, ücretli elektrik dağıtım sistemi, şimdilerde çatılarda güneş panelini izin veriyor; fakat, bu yapılan “üretimin” ana elektrik dağıtımına entegre edilmesi şartına bağlı.
Konumuza dönersek; “kök barbarlar”, “ön barbarları” baskılıyor. Sıkışma Avrupa’ya yansıyor. Roma dahil bütün düzen bozuluyor.
O dönemin dağılanları yüzlerce yıl sonra bu günkü modern dünyayı kurdu. Hepsi bağlarını tazeledi. Artık onlarda Roma veya eski Helen tapıncı hakim.
Küresel elitler, daha derine inerek Mısır hatta Babil’deki atalarıyla yeniden bağlantı kuruyorlar.
*
Paganlar, geçmiş aile büyüklerine “ev içi tapınma”yapar. Eviçi tapınma, dar gelenek çerçevesinde deneyimle içselleşir. Bunun gerekçesi; atalar vesilesiyle yaşama doğup, onlar tarafından büyütülüp, onların gidecekleri yerlere göç edecekleridir.
Öncülük böyledir. En ileri gidenler, kökleri en fazla temsil eder. Benzersizlik ilerlemenin düzeyini gösteriyor. Bu mesafedir.
Geçmiştekiler vefat edip yok olmazlar; yaşayanlara yol gösterir, onları muhtemel tehlikelerden haberdar ederler.Belirsiz geleceği onlar aydınlatır. Ta ki, köksel misyon sürdürülsün.
*
Orta Asya’dan nüfus ve iklim baskısıyla batıya göçe koyulan atlı çobanlar, önlerindeki yerleşik kavimleri (Vizigotları) sürdüler (İ.Ö. 4. yy). O dönemler Germenler, Franklar da barbardı. Coğrafi keşifler dahil temelli yerleşinceye kadar barbarlıklar devam etti. (3)
Ataları barbar olmayan insan yok. Aradaki mesafe, yerleşikle, baskılayan arasındaki çatışmanın şiddet ölçüsüdür. Bu yüzden, yeryüzünde kötülüğün hükümranlığı bitmiyor. Çünkü mesafe, yıkım- kıyım“misyonu” için hedeftir.
*
Şimdilik kayıtlıdır; bedenimizde 30 trilyona yakın hücre var.Her gün 100 milyar hücre mitoz bölünme ile yaşamamıza katkıda bulunuyor. Bu değişim, bedenin kapasitesi ölçüsünde yaş aldıkça azalıyor. Yine biliniyor ve ilginç görüyorum; kas, sinir hücreleri çoğalmıyor.(4)
Asıl olan ise kök hücreler. Onlar çok özel; bilgi dağarcıklarında bütün hücrelerin, dokuların, organların, biyolojik bütünlüğün süreç, başlatma, sürdürme, sonlandırma kapasitesi kayıtlı.
İşte, az önce değindiğim, barbar(bedevilik) uygarlık (hazerilik) arasındaki mesafenin kaynağını biyolojik yaşamda buluyorum. Yol gösterici özümüzü keşfedeceğiz; yeter ki bencilliği terk edelim.(5)
“Dijital barbarlığın” masumiyeti, bir dahaki sefere.
Açıklamalar:
(*)2019 yapımı drama filmi. Adı belirtilmeyen bir imparatorluğun ücra sınır kasabasında görev yapan vicdanlı hakimin,imparatorluğun yerli halka (barbarlara) uyguladığı şiddet,zulüm yüzleşmesini konu alıyor.
(1)Entübe kelimesi , Frsz ‘tube’(tüp)sözcüğüne “içine,bir şeye”anlamı katan in,ön ekinin getirilmesiyle türemiş. Güncel ve metin bağlamında doğal koşulların başkalaşmasına karşı intibaksızlık. Sosyal anlamda yalancı vaatlerin oluşturduğu beklentilerin yıkımı.
(2)Amerikalı etnolog Lewis Henry Morgan (1818-1881)”Eskitoplumun Kültürel evrimi” kuramını ortaya atmış.Toplumsall gelişimi yabanılık,barbarlık,uygarlık olarak üçe ayırmış.Daha sonra
Alman Marksist Friedrich Engels, “uygarlığın kölesiz edemeyeceğini” öne sürdü.
(3)Barbar terimini ilk kullanan Çinlilerdi; “hayvan postu giyen” anlamında Avarlara “juan juan” dediler. Nereyi istila için tehdit ediyorlarsa oranın yerleşik diliyle temel görünüş ve tutumlarıyla adlandılar.
(4)Sinir hücreleri çoğalma yetenekleri kaybeder; ancak beynin hipokampüs (hafıza,öğrenme) bölgelerde nörogenez adı verilen süreçlerde kök hücrelerden sınırlı sayıda sinir hücresi üretilebilir.
Kaslarda büyüme, güçlenme var olan hücrelerin(lifler)yeni protein filamentleri eklenerek hipertrofi sayesinde hacimsel büyüme gerçekleşir.(wikipedia,2021 Stephen Quake, Dr.Matthew Vickaryous, Jeffrey C.Hall)
(5)Bilimsel araştırmanın künhü derinliği varacağı yeri özümüzdür. Ata ve öz bağlamına dikkat çekiyorum.